BDP’li vekilden AK Parti’ye övgüler!

Ömer Süt’ün röportajı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin Süryanilere bakışından memnuniyetini bildiren BDP’li Süryani milletvekili Dora, AK Parti’nin sağlık alanındaki icraatlarını takdirle karşılıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren ilk Süryani milletvekili olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin Milletveklili Erol Dora, Haber7.com’a samimi açıklamalarda bulundu.

Yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız bu halkın sorunlarını dile getirmeye çalışan Dora, Süryaniliğin ne olduğunu, Süryanilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, Avrupa’ya neden göç ettiklerini, Avrupa’ya giden Süryanilerin anavatanı olan Türkiye’ye ne zaman döneceklerini, AK Parti Hükümeti’nin bunlar üzerindeki politikaları ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımları anlattı.

İşte Erol Dora ile yaptığımız röportaj… 

Süryanilik nedir? Süryani kime denir?

Ataları Asur ve Babillere dayanan yaklaşık 6500 yıllık bir geçmişi olan Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. Süyanilik bir inanç biçimi değildir, bir halkın ismidir. Hala atalarımızın dilini konuşuyoruz, kendimize has alfabemiz var. Müslümanlık kabul edildikten sonra Abbasi ve Emeviler zamanında çok etkin olan Süryaniler, tıp, bilim ve tercümanlık alanlarında aktif rol almışlardır. Süryaniler genel olarak Irak, Suriye,Türkiye, İran ve Lübnan’da var. Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Avrupa Hristiyanlıkla tanışmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlık denilince Avrupa akla gelir ama bu dinin çıkış noktası Ortadoğu ve Mezopotamya’dır. Hz.İsa’nın kullandığı dil Aremice yani Süryanice’dir.

Türkiye’de Süryaniler daha çok nerelerde yaşıyor?

Yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Süryani halkı Mardin, Van, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya’da hayatlarını sürdürüyor. Türkiye ve dünyada yaşanan bazı olaylardan sonra Süryaniler, büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar.

Süryaniceyi günlük hayatınızda ne kadar kullanabiliyorsunuz?

Daha çok kırsal kesimde konuşulur. Midyat, Cizre, Silopi, İdil, Dargeçit, Mardin, Hakkari merkezinde ve köylerinde yaşayan Süryanilerin anadili Süryanicedir. İlkokula başladıktan sonra Türkçe, Kürtçe ve Arapça’yı öğreniyorduk. Böylece yetişkin bir Süryani aynı zamanda birden fazla dili rahat bir şekilde konuşabiliyordu.

Süryanilerin göç etmelerinin sebepleri neler?

Gerek komşularıyla yaşadıkları sıkıntılar, gerek geçim derdi yaşamaları, gerekse dini vecibelerini rahatça yapamamalarından göç olayı başlamıştır. Türkiye’de şu anda 15 bin civarında Süryani yaşıyor ancak bu rakam Osmanlı döneminde ya da öncesinde çok daha fazlaydı. Avrupa’ya gidenler ekonomik alanda rahat kavuşarak tahsil de yaparak önemli mevkilere geldi. Mesela İsveç Parlamentosu’nda 6 Süryani milletvekili var.

Avrupa’ya göç eden Süryaniler Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor mu?

Güneydoğu’da yaşayan Süryani halkı, ileride Türkiye’ye geri dönmek adına Avrupa’ya gitmişti, ama gidenler geri dönmedi. Her giden yanına birkaç akrabasını aldı. 1980 darbesi gerçekleşince de Türkiye’de şartlar iyice zorlaştı. 1980’den sonra bölgede Süryanilere yönelik 60’a yakın faili meçhul cinayet oldu. Bu faili meçhullerin de faili bulunamayınca Süryanilerin Avrupa’ya göçü daha hızlı oldu. Ayrıca güvenlik nedeniyle Hakkari, Şırnak, Adıyaman, Mardin ve Urfa gibi yerlerde köyler boşaltılınca Süryaniler, kendilerine farklı yaşam alanları bulma arayışına girdi. Ama günümüzde bu göç olayı durmuş vaziyettedir.

ECEVİT VE AK PARTİ GAYRİMÜSLİMLERE ÖNEM VERDİ

2001 yılında önce Almanya’ya giden bir Süryani, Alman yasalarına göre, iki vatandaşlık taşıyamıyordu. Buraya gidenler Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalıyordu çünkü Almanya çifte vatandaşlığı kabul etmiyordu. Almanya’ya giden bir Süryani Türkiye’ye döndüğünde sorunlar yaşıyordu. DSP lideri merhum Bülent Ecevit, o zaman bir genelge yayınlatarak Süryanilerin Türkiye’de haklarını güvence altına aldı. Bu Süryaniler arasında olumlu karşılandı. Daha sonra AK Parti Hükümeti zamanında Türkiye, Avrupa Birliği sürecine girince ülkemizde olumlu gelişmeler yaşandı. 2004 ve 2008 yıllarında çıkartılan Vakıflar Kanunu ile sorunların bir kısmı halloldu. Hal böyle olunca Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler rahatladı ve ülkesine bağlılığını güçlendirdi. Ama yine de eksiklikler vardır. Mesela bazı vakıflar yönetimlerini oluşturamadıklarından Vakıflar Genel Müdürlüğü o vakıflara el koydu. Bunların geri iadesi hala gerçekleşmedi ancak genel anlamda düşündüğümüzde müspet gelişmeler yaşanıyor. Bunun neticesinde Süryaniler, 2002 yılından sonra Türkiye’ye dönmeye başladı ve bu çok önemsenecek bir durumdur. Bölgede güven ve istikrar oluşursa, insanlar yatırım imkanı bulacak ve bu da göçü hızlandıracak önemli bir olgu olacak.

Mor Gabriel Kilisesi arazisi üzerinde bir sorun yaşanıyor ve olay mahkemelerde uzun yıllar çözüm bekledi. Bununla ilgili son durum nedir?

M.S 397 tarihinde kurulan Mor Gabriel Kilisesi yaklaşık olarak 1600 yıllık bir geçmişe sahiptir. Süryaniler için kutsal olan -Turabdin- bölgesi içerisindedir bu kilise… Kilisenin arazisi üzerinde birçok yerin tapusu olmamasına rağmen, insanlar buranın vergisini vermeye devam ediyordu. 2008’den sonra bölgede tapulandırma işlemleri başladıktan sonra burada arazi sorunu çıkmaya başladı. Çevre köylülerin şikayet etmesiyle hem orman idaresi hem de hazineyle Mor Gabriel Kilisesi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Köylüler ve orman idaresinin iddiasına göre, Mor Gabriel’e kayıtlı olan araziler aslında ona ait değildi. Bununla ilgili olarak davalar açıldı. 1936’da kilise bütün bu arazilerin kendisine ait olduğuna dair bir mal beyanında bulundu ve 1937’den günümüze kadar olam zaman diliminde de kendisine ait olduğunu iddia ettiği malların vergisini devlete ödemektedir. Hazine ile ilgili davada mahkeme, Mor Gabriel’in haklı olduğuna dair karar verdi. Ormanla ilgili olan dava Mor Gabriel’in aleyhine karar verildi. Bu konuda Türkiye’de bütün hukuki yollar denendi ve dava AİHM’dedir. Hazine ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu, dava tekrar yerel mahkemeye gönderdi ancak yerel mahkeme kararında direnince dava ile ilgili kararı Hukuk Genel Kurulu’nda görüşüldü. Hukuk Genel Kurulu da Yargıtay’ın kararına uydu. Kararlar neticesinde yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşayan Süryani halkının morali bozulmuş ve ülkelerine olan güvende sarsılmıştır. Türkiye’de davalar bitmiş olabilir ancak Süryanilerin haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arayacağını buradan aktarmak istiyorum.

Süryanilerin devletten eğitim konusunda istedikleri ne?

Ermeni ve Rumların ilkokuldan liseye kadar okulları var ki, bunla Lozan Antlaşması’yla güvence altına alınmıştır. Hukuken Süryaniler de bu haklara sahiptir anca pratiğe baktığınızda Süryaniler bunlardan mahrum bırakılmıştır. Süryanilerin 1928 yılına kadar bir okulu vardı, sonra bu okul kapatılmış.

Peki, bu okul neden kapatılmış?

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, iddiaya göre Süryaniler, devlete başvurup kendileri bu okulu kapattırmış.

Süryanilerin eğitim konusunda ne gibi talepleri var?

Lozan’da bütün haklarımız açık bir şekilde ifade edilmektedir. Diğer azınlıklara verilen haklar neyse Süryanilere de aynı hakların pratikte uygulanmasını istiyoruz. Dil konusundaki ihtiyaçlarımızı gidermek için fazla bir şansımız yok sadece manastırlarda bu ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.Lozan’ın ortaya çıkardığı var olan haklarımızı kullanamadığımızdan bizde derin yaralar bırakmıştır. Bu süreçte Süryanilerden kaynaklanan sorunlar da varolmuştur. Çünkü bunlar uzun yıllar ne istediklerini tam olarak belirtmemişler, haklarını aramamışlar.

Süryaniler 1928’den sonra bir okul açmayı düşündü mü? Veya Düşündünüz de bir engelle mi karşılaştınız?

Yok, şu ana kadar öyle bir denememiz olmadı.

Avrupa’daki Süryanilerin Türkiye’den toprak satın alarak ‘Büyük Asurlu Devleti’ kurmak istediği iddiası var. Bu iddia ile ilgili olarak ne diyeceksiniz?

Türkiye’de yaşayan halklar içerisinde bu topraklarda ilk yaşamaya başlayan Süryanilerdi. Yakın bir tarihte Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mardin’de yaptığı açıklamada ‘Biz Süryanileri küstürdük, ne edip bu insanları Türkiye’ye döndürmeliyiz, dedi. Devlet de yaptığı hataların bilincindedir. Anavatanları olan Türkiye’de pozitif yönde düzelmeler olunca Süryaniler ülkelerine dönmeye başladı. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda yeniden yaşamak istemesi bizi mutlu ediyor. Kimsenin böyle iddiaları ortaya atmasının hakkı yoktur. Kimse kimsenin anavatanına olan sevgisini engelleme çabası içerisinde olması kabul edilemez bir durumdur. Süryaniler buralardan göç etmiş ancak gönül bağlarını Türkiye’den koparmamışlardır. Bu insanlara saygı göstermek lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik bir ortamda Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ve Yezidisiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Hepimiz Türkiyeliyiz. Keşke Avrupa’ya göç eden Süryaniler, Kürtler, Lazlar Türkiye’ye dönebilse…

Bahçeli’nin sözlerine yorum: 5 bin kişi öldürseniz sorun bitecek mi? / Sayfa 2’deSayfa: 1 2

BDP’li vekilden AK Parti’ye övgüler!

Ömer Süt’ün röportajı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin Süryanilere bakışından memnuniyetini bildiren BDP’li Süryani milletvekili Dora, AK Parti’nin sağlık alanındaki icraatlarını takdirle karşılıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren ilk Süryani milletvekili olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin Milletveklili Erol Dora, Haber7.com’a samimi açıklamalarda bulundu.

Yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız bu halkın sorunlarını dile getirmeye çalışan Dora, Süryaniliğin ne olduğunu, Süryanilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, Avrupa’ya neden göç ettiklerini, Avrupa’ya giden Süryanilerin anavatanı olan Türkiye’ye ne zaman döneceklerini, AK Parti Hükümeti’nin bunlar üzerindeki politikaları ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımları anlattı.

İşte Erol Dora ile yaptığımız röportaj… 

Süryanilik nedir? Süryani kime denir?

Ataları Asur ve Babillere dayanan yaklaşık 6500 yıllık bir geçmişi olan Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. Süyanilik bir inanç biçimi değildir, bir halkın ismidir. Hala atalarımızın dilini konuşuyoruz, kendimize has alfabemiz var. Müslümanlık kabul edildikten sonra Abbasi ve Emeviler zamanında çok etkin olan Süryaniler, tıp, bilim ve tercümanlık alanlarında aktif rol almışlardır. Süryaniler genel olarak Irak, Suriye,Türkiye, İran ve Lübnan’da var. Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Avrupa Hristiyanlıkla tanışmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlık denilince Avrupa akla gelir ama bu dinin çıkış noktası Ortadoğu ve Mezopotamya’dır. Hz.İsa’nın kullandığı dil Aremice yani Süryanice’dir.

Türkiye’de Süryaniler daha çok nerelerde yaşıyor?

Yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Süryani halkı Mardin, Van, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya’da hayatlarını sürdürüyor. Türkiye ve dünyada yaşanan bazı olaylardan sonra Süryaniler, büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar.

Süryaniceyi günlük hayatınızda ne kadar kullanabiliyorsunuz?

Daha çok kırsal kesimde konuşulur. Midyat, Cizre, Silopi, İdil, Dargeçit, Mardin, Hakkari merkezinde ve köylerinde yaşayan Süryanilerin anadili Süryanicedir. İlkokula başladıktan sonra Türkçe, Kürtçe ve Arapça’yı öğreniyorduk. Böylece yetişkin bir Süryani aynı zamanda birden fazla dili rahat bir şekilde konuşabiliyordu.

Süryanilerin göç etmelerinin sebepleri neler?

Gerek komşularıyla yaşadıkları sıkıntılar, gerek geçim derdi yaşamaları, gerekse dini vecibelerini rahatça yapamamalarından göç olayı başlamıştır. Türkiye’de şu anda 15 bin civarında Süryani yaşıyor ancak bu rakam Osmanlı döneminde ya da öncesinde çok daha fazlaydı. Avrupa’ya gidenler ekonomik alanda rahat kavuşarak tahsil de yaparak önemli mevkilere geldi. Mesela İsveç Parlamentosu’nda 6 Süryani milletvekili var.

Avrupa’ya göç eden Süryaniler Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor mu?

Güneydoğu’da yaşayan Süryani halkı, ileride Türkiye’ye geri dönmek adına Avrupa’ya gitmişti, ama gidenler geri dönmedi. Her giden yanına birkaç akrabasını aldı. 1980 darbesi gerçekleşince de Türkiye’de şartlar iyice zorlaştı. 1980’den sonra bölgede Süryanilere yönelik 60’a yakın faili meçhul cinayet oldu. Bu faili meçhullerin de faili bulunamayınca Süryanilerin Avrupa’ya göçü daha hızlı oldu. Ayrıca güvenlik nedeniyle Hakkari, Şırnak, Adıyaman, Mardin ve Urfa gibi yerlerde köyler boşaltılınca Süryaniler, kendilerine farklı yaşam alanları bulma arayışına girdi. Ama günümüzde bu göç olayı durmuş vaziyettedir.

ECEVİT VE AK PARTİ GAYRİMÜSLİMLERE ÖNEM VERDİ

2001 yılında önce Almanya’ya giden bir Süryani, Alman yasalarına göre, iki vatandaşlık taşıyamıyordu. Buraya gidenler Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalıyordu çünkü Almanya çifte vatandaşlığı kabul etmiyordu. Almanya’ya giden bir Süryani Türkiye’ye döndüğünde sorunlar yaşıyordu. DSP lideri merhum Bülent Ecevit, o zaman bir genelge yayınlatarak Süryanilerin Türkiye’de haklarını güvence altına aldı. Bu Süryaniler arasında olumlu karşılandı. Daha sonra AK Parti Hükümeti zamanında Türkiye, Avrupa Birliği sürecine girince ülkemizde olumlu gelişmeler yaşandı. 2004 ve 2008 yıllarında çıkartılan Vakıflar Kanunu ile sorunların bir kısmı halloldu. Hal böyle olunca Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler rahatladı ve ülkesine bağlılığını güçlendirdi. Ama yine de eksiklikler vardır. Mesela bazı vakıflar yönetimlerini oluşturamadıklarından Vakıflar Genel Müdürlüğü o vakıflara el koydu. Bunların geri iadesi hala gerçekleşmedi ancak genel anlamda düşündüğümüzde müspet gelişmeler yaşanıyor. Bunun neticesinde Süryaniler, 2002 yılından sonra Türkiye’ye dönmeye başladı ve bu çok önemsenecek bir durumdur. Bölgede güven ve istikrar oluşursa, insanlar yatırım imkanı bulacak ve bu da göçü hızlandıracak önemli bir olgu olacak.

Mor Gabriel Kilisesi arazisi üzerinde bir sorun yaşanıyor ve olay mahkemelerde uzun yıllar çözüm bekledi. Bununla ilgili son durum nedir?

M.S 397 tarihinde kurulan Mor Gabriel Kilisesi yaklaşık olarak 1600 yıllık bir geçmişe sahiptir. Süryaniler için kutsal olan -Turabdin- bölgesi içerisindedir bu kilise… Kilisenin arazisi üzerinde birçok yerin tapusu olmamasına rağmen, insanlar buranın vergisini vermeye devam ediyordu. 2008’den sonra bölgede tapulandırma işlemleri başladıktan sonra burada arazi sorunu çıkmaya başladı. Çevre köylülerin şikayet etmesiyle hem orman idaresi hem de hazineyle Mor Gabriel Kilisesi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Köylüler ve orman idaresinin iddiasına göre, Mor Gabriel’e kayıtlı olan araziler aslında ona ait değildi. Bununla ilgili olarak davalar açıldı. 1936’da kilise bütün bu arazilerin kendisine ait olduğuna dair bir mal beyanında bulundu ve 1937’den günümüze kadar olam zaman diliminde de kendisine ait olduğunu iddia ettiği malların vergisini devlete ödemektedir. Hazine ile ilgili davada mahkeme, Mor Gabriel’in haklı olduğuna dair karar verdi. Ormanla ilgili olan dava Mor Gabriel’in aleyhine karar verildi. Bu konuda Türkiye’de bütün hukuki yollar denendi ve dava AİHM’dedir. Hazine ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu, dava tekrar yerel mahkemeye gönderdi ancak yerel mahkeme kararında direnince dava ile ilgili kararı Hukuk Genel Kurulu’nda görüşüldü. Hukuk Genel Kurulu da Yargıtay’ın kararına uydu. Kararlar neticesinde yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşayan Süryani halkının morali bozulmuş ve ülkelerine olan güvende sarsılmıştır. Türkiye’de davalar bitmiş olabilir ancak Süryanilerin haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arayacağını buradan aktarmak istiyorum.

Süryanilerin devletten eğitim konusunda istedikleri ne?

Ermeni ve Rumların ilkokuldan liseye kadar okulları var ki, bunla Lozan Antlaşması’yla güvence altına alınmıştır. Hukuken Süryaniler de bu haklara sahiptir anca pratiğe baktığınızda Süryaniler bunlardan mahrum bırakılmıştır. Süryanilerin 1928 yılına kadar bir okulu vardı, sonra bu okul kapatılmış.

Peki, bu okul neden kapatılmış?

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, iddiaya göre Süryaniler, devlete başvurup kendileri bu okulu kapattırmış.

Süryanilerin eğitim konusunda ne gibi talepleri var?

Lozan’da bütün haklarımız açık bir şekilde ifade edilmektedir. Diğer azınlıklara verilen haklar neyse Süryanilere de aynı hakların pratikte uygulanmasını istiyoruz. Dil konusundaki ihtiyaçlarımızı gidermek için fazla bir şansımız yok sadece manastırlarda bu ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.Lozan’ın ortaya çıkardığı var olan haklarımızı kullanamadığımızdan bizde derin yaralar bırakmıştır. Bu süreçte Süryanilerden kaynaklanan sorunlar da varolmuştur. Çünkü bunlar uzun yıllar ne istediklerini tam olarak belirtmemişler, haklarını aramamışlar.

Süryaniler 1928’den sonra bir okul açmayı düşündü mü? Veya Düşündünüz de bir engelle mi karşılaştınız?

Yok, şu ana kadar öyle bir denememiz olmadı.

Avrupa’daki Süryanilerin Türkiye’den toprak satın alarak ‘Büyük Asurlu Devleti’ kurmak istediği iddiası var. Bu iddia ile ilgili olarak ne diyeceksiniz?

Türkiye’de yaşayan halklar içerisinde bu topraklarda ilk yaşamaya başlayan Süryanilerdi. Yakın bir tarihte Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mardin’de yaptığı açıklamada ‘Biz Süryanileri küstürdük, ne edip bu insanları Türkiye’ye döndürmeliyiz, dedi. Devlet de yaptığı hataların bilincindedir. Anavatanları olan Türkiye’de pozitif yönde düzelmeler olunca Süryaniler ülkelerine dönmeye başladı. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda yeniden yaşamak istemesi bizi mutlu ediyor. Kimsenin böyle iddiaları ortaya atmasının hakkı yoktur. Kimse kimsenin anavatanına olan sevgisini engelleme çabası içerisinde olması kabul edilemez bir durumdur. Süryaniler buralardan göç etmiş ancak gönül bağlarını Türkiye’den koparmamışlardır. Bu insanlara saygı göstermek lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik bir ortamda Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ve Yezidisiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Hepimiz Türkiyeliyiz. Keşke Avrupa’ya göç eden Süryaniler, Kürtler, Lazlar Türkiye’ye dönebilse…

Bahçeli’nin sözlerine yorum: 5 bin kişi öldürseniz sorun bitecek mi? / Sayfa 2’deSayfa: 1 2

BDP’li vekilden AK Parti’ye övgüler!

Ömer Süt’ün röportajı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin Süryanilere bakışından memnuniyetini bildiren BDP’li Süryani milletvekili Dora, AK Parti’nin sağlık alanındaki icraatlarını takdirle karşılıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren ilk Süryani milletvekili olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin Milletveklili Erol Dora, Haber7.com’a samimi açıklamalarda bulundu.

Yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız bu halkın sorunlarını dile getirmeye çalışan Dora, Süryaniliğin ne olduğunu, Süryanilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, Avrupa’ya neden göç ettiklerini, Avrupa’ya giden Süryanilerin anavatanı olan Türkiye’ye ne zaman döneceklerini, AK Parti Hükümeti’nin bunlar üzerindeki politikaları ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımları anlattı.

İşte Erol Dora ile yaptığımız röportaj… 

Süryanilik nedir? Süryani kime denir?

Ataları Asur ve Babillere dayanan yaklaşık 6500 yıllık bir geçmişi olan Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. Süyanilik bir inanç biçimi değildir, bir halkın ismidir. Hala atalarımızın dilini konuşuyoruz, kendimize has alfabemiz var. Müslümanlık kabul edildikten sonra Abbasi ve Emeviler zamanında çok etkin olan Süryaniler, tıp, bilim ve tercümanlık alanlarında aktif rol almışlardır. Süryaniler genel olarak Irak, Suriye,Türkiye, İran ve Lübnan’da var. Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Avrupa Hristiyanlıkla tanışmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlık denilince Avrupa akla gelir ama bu dinin çıkış noktası Ortadoğu ve Mezopotamya’dır. Hz.İsa’nın kullandığı dil Aremice yani Süryanice’dir.

Türkiye’de Süryaniler daha çok nerelerde yaşıyor?

Yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Süryani halkı Mardin, Van, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya’da hayatlarını sürdürüyor. Türkiye ve dünyada yaşanan bazı olaylardan sonra Süryaniler, büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar.

Süryaniceyi günlük hayatınızda ne kadar kullanabiliyorsunuz?

Daha çok kırsal kesimde konuşulur. Midyat, Cizre, Silopi, İdil, Dargeçit, Mardin, Hakkari merkezinde ve köylerinde yaşayan Süryanilerin anadili Süryanicedir. İlkokula başladıktan sonra Türkçe, Kürtçe ve Arapça’yı öğreniyorduk. Böylece yetişkin bir Süryani aynı zamanda birden fazla dili rahat bir şekilde konuşabiliyordu.

Süryanilerin göç etmelerinin sebepleri neler?

Gerek komşularıyla yaşadıkları sıkıntılar, gerek geçim derdi yaşamaları, gerekse dini vecibelerini rahatça yapamamalarından göç olayı başlamıştır. Türkiye’de şu anda 15 bin civarında Süryani yaşıyor ancak bu rakam Osmanlı döneminde ya da öncesinde çok daha fazlaydı. Avrupa’ya gidenler ekonomik alanda rahat kavuşarak tahsil de yaparak önemli mevkilere geldi. Mesela İsveç Parlamentosu’nda 6 Süryani milletvekili var.

Avrupa’ya göç eden Süryaniler Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor mu?

Güneydoğu’da yaşayan Süryani halkı, ileride Türkiye’ye geri dönmek adına Avrupa’ya gitmişti, ama gidenler geri dönmedi. Her giden yanına birkaç akrabasını aldı. 1980 darbesi gerçekleşince de Türkiye’de şartlar iyice zorlaştı. 1980’den sonra bölgede Süryanilere yönelik 60’a yakın faili meçhul cinayet oldu. Bu faili meçhullerin de faili bulunamayınca Süryanilerin Avrupa’ya göçü daha hızlı oldu. Ayrıca güvenlik nedeniyle Hakkari, Şırnak, Adıyaman, Mardin ve Urfa gibi yerlerde köyler boşaltılınca Süryaniler, kendilerine farklı yaşam alanları bulma arayışına girdi. Ama günümüzde bu göç olayı durmuş vaziyettedir.

ECEVİT VE AK PARTİ GAYRİMÜSLİMLERE ÖNEM VERDİ

2001 yılında önce Almanya’ya giden bir Süryani, Alman yasalarına göre, iki vatandaşlık taşıyamıyordu. Buraya gidenler Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalıyordu çünkü Almanya çifte vatandaşlığı kabul etmiyordu. Almanya’ya giden bir Süryani Türkiye’ye döndüğünde sorunlar yaşıyordu. DSP lideri merhum Bülent Ecevit, o zaman bir genelge yayınlatarak Süryanilerin Türkiye’de haklarını güvence altına aldı. Bu Süryaniler arasında olumlu karşılandı. Daha sonra AK Parti Hükümeti zamanında Türkiye, Avrupa Birliği sürecine girince ülkemizde olumlu gelişmeler yaşandı. 2004 ve 2008 yıllarında çıkartılan Vakıflar Kanunu ile sorunların bir kısmı halloldu. Hal böyle olunca Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler rahatladı ve ülkesine bağlılığını güçlendirdi. Ama yine de eksiklikler vardır. Mesela bazı vakıflar yönetimlerini oluşturamadıklarından Vakıflar Genel Müdürlüğü o vakıflara el koydu. Bunların geri iadesi hala gerçekleşmedi ancak genel anlamda düşündüğümüzde müspet gelişmeler yaşanıyor. Bunun neticesinde Süryaniler, 2002 yılından sonra Türkiye’ye dönmeye başladı ve bu çok önemsenecek bir durumdur. Bölgede güven ve istikrar oluşursa, insanlar yatırım imkanı bulacak ve bu da göçü hızlandıracak önemli bir olgu olacak.

Mor Gabriel Kilisesi arazisi üzerinde bir sorun yaşanıyor ve olay mahkemelerde uzun yıllar çözüm bekledi. Bununla ilgili son durum nedir?

M.S 397 tarihinde kurulan Mor Gabriel Kilisesi yaklaşık olarak 1600 yıllık bir geçmişe sahiptir. Süryaniler için kutsal olan -Turabdin- bölgesi içerisindedir bu kilise… Kilisenin arazisi üzerinde birçok yerin tapusu olmamasına rağmen, insanlar buranın vergisini vermeye devam ediyordu. 2008’den sonra bölgede tapulandırma işlemleri başladıktan sonra burada arazi sorunu çıkmaya başladı. Çevre köylülerin şikayet etmesiyle hem orman idaresi hem de hazineyle Mor Gabriel Kilisesi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Köylüler ve orman idaresinin iddiasına göre, Mor Gabriel’e kayıtlı olan araziler aslında ona ait değildi. Bununla ilgili olarak davalar açıldı. 1936’da kilise bütün bu arazilerin kendisine ait olduğuna dair bir mal beyanında bulundu ve 1937’den günümüze kadar olam zaman diliminde de kendisine ait olduğunu iddia ettiği malların vergisini devlete ödemektedir. Hazine ile ilgili davada mahkeme, Mor Gabriel’in haklı olduğuna dair karar verdi. Ormanla ilgili olan dava Mor Gabriel’in aleyhine karar verildi. Bu konuda Türkiye’de bütün hukuki yollar denendi ve dava AİHM’dedir. Hazine ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu, dava tekrar yerel mahkemeye gönderdi ancak yerel mahkeme kararında direnince dava ile ilgili kararı Hukuk Genel Kurulu’nda görüşüldü. Hukuk Genel Kurulu da Yargıtay’ın kararına uydu. Kararlar neticesinde yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşayan Süryani halkının morali bozulmuş ve ülkelerine olan güvende sarsılmıştır. Türkiye’de davalar bitmiş olabilir ancak Süryanilerin haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arayacağını buradan aktarmak istiyorum.

Süryanilerin devletten eğitim konusunda istedikleri ne?

Ermeni ve Rumların ilkokuldan liseye kadar okulları var ki, bunla Lozan Antlaşması’yla güvence altına alınmıştır. Hukuken Süryaniler de bu haklara sahiptir anca pratiğe baktığınızda Süryaniler bunlardan mahrum bırakılmıştır. Süryanilerin 1928 yılına kadar bir okulu vardı, sonra bu okul kapatılmış.

Peki, bu okul neden kapatılmış?

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, iddiaya göre Süryaniler, devlete başvurup kendileri bu okulu kapattırmış.

Süryanilerin eğitim konusunda ne gibi talepleri var?

Lozan’da bütün haklarımız açık bir şekilde ifade edilmektedir. Diğer azınlıklara verilen haklar neyse Süryanilere de aynı hakların pratikte uygulanmasını istiyoruz. Dil konusundaki ihtiyaçlarımızı gidermek için fazla bir şansımız yok sadece manastırlarda bu ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.Lozan’ın ortaya çıkardığı var olan haklarımızı kullanamadığımızdan bizde derin yaralar bırakmıştır. Bu süreçte Süryanilerden kaynaklanan sorunlar da varolmuştur. Çünkü bunlar uzun yıllar ne istediklerini tam olarak belirtmemişler, haklarını aramamışlar.

Süryaniler 1928’den sonra bir okul açmayı düşündü mü? Veya Düşündünüz de bir engelle mi karşılaştınız?

Yok, şu ana kadar öyle bir denememiz olmadı.

Avrupa’daki Süryanilerin Türkiye’den toprak satın alarak ‘Büyük Asurlu Devleti’ kurmak istediği iddiası var. Bu iddia ile ilgili olarak ne diyeceksiniz?

Türkiye’de yaşayan halklar içerisinde bu topraklarda ilk yaşamaya başlayan Süryanilerdi. Yakın bir tarihte Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mardin’de yaptığı açıklamada ‘Biz Süryanileri küstürdük, ne edip bu insanları Türkiye’ye döndürmeliyiz, dedi. Devlet de yaptığı hataların bilincindedir. Anavatanları olan Türkiye’de pozitif yönde düzelmeler olunca Süryaniler ülkelerine dönmeye başladı. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda yeniden yaşamak istemesi bizi mutlu ediyor. Kimsenin böyle iddiaları ortaya atmasının hakkı yoktur. Kimse kimsenin anavatanına olan sevgisini engelleme çabası içerisinde olması kabul edilemez bir durumdur. Süryaniler buralardan göç etmiş ancak gönül bağlarını Türkiye’den koparmamışlardır. Bu insanlara saygı göstermek lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik bir ortamda Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ve Yezidisiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Hepimiz Türkiyeliyiz. Keşke Avrupa’ya göç eden Süryaniler, Kürtler, Lazlar Türkiye’ye dönebilse…

Bahçeli’nin sözlerine yorum: 5 bin kişi öldürseniz sorun bitecek mi? / Sayfa 2’deSayfa: 1 2

MHP ile BDP arasında ‘Katil Öcalan’ kavgası

Tasarının 3. bölümü üzerinde konuşan CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Genel Kurul’da ”boş sıralar” olduğunu ifade etti. Tarhan, kendisine laf atan AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e, ”parazit yapmayın” derken, Başkanvekili Mehmet Sağlam’a ”Susturacak mısınız paraziti?” diye sordu.

Bu sırada bazı CHP milletvekillerinin yerlerinden kalkarak kendisine tepki göstermesi üzerine Metiner, ”Gel, gel” karşılığını verdi.

İktidarın kendi yarattığı canavarın denetlenemez hale geldiğini savunan Tarhan, ”Bozdağ, bizi polis devletiyle yönettiğini itiraf etti. Çünkü korku dağları bekliyor. Yoksa neden şimdi? Belliki bir şeyler çeviriyorsunuz. ‘Sıra Başbakan’a gelir’ diye çok korktunuz. Bunca milletvekili, gazeteci, öğrenci bir müsteşar etmezmiş. Hangi pazarlıkların aslında devrede olduğunu biliyoruz” dedi.

AK Parti’li bazı milletvekilleri de Tarhan’a tepki gösterdi.

-”Sizi mahcup edecek tablo çıkar”-

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bölüm üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlarken, ”Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün tutuklanması” ile ilgili bir soruya karşılık, konuyu, adaletin geçmişten bugüne izlediği seyri vakalar üzerinden anlatabileceğini belirtti.

”Bu süreci paylaşmak size çok bir şey getirmeyecek” diyen Ergin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Bu ülkede şiir okuduğu için hapse mahkum edilen siyasetçi, yine seçime girmek üzereyken operasyonla seçime sokulmayan genel başkan, sizlerin yargıya olan güvenini zedelemedi. Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı da sizin yargıya olan güveninizi zedelemedi. Yüzde 47 oy alan bir parti hakkında seçimlerden 8 ay sonra kapatma davası açılması, sizlerin yargıya olan güveninizi zedelemedi. Bunların hiçbirine karşı çıkmadınız bugüne kadar.

TBMM’nin üye seçtiği bir Anayasa Mahkemesi, 22 üyesinin 16 üyesi yargı mensuplarınca seçilen HSYK, karar sayılarını üçe katlayan Yargıtay, AİHM içtihatlarına uyum sağlamaya çalışan yargı, darbe ve muhtıralara selam durmayan, brifing almayan, hesap soran yargı bugün size güven vermemektedir. Seçimlerde milletten almadığı yetkiyi yargı üzerinden devşirip toplum mühendisliği yapanlar, yargının bugün geldiği durumdan son derece rahatsızdır. Bunun kaynağını da çok iyi anlıyorum. Yargıda kadrolaşma ve siyasallaşmayı tartışacaksak sizi mahcup edecek tablo çıkar. Eğer yargıda kadrolaşma ve siyasallaşmadan bahsedeceksek herkesin önce aynaya bakması lazım, sonra AK Parti’ye laf söylemesi lazım.”

-”Polemikten sorumlu bakan”-

Ergin’in ardından söz alan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, ”Erdoğan’ın seçilmesinin önündeki yasak CHP desteğiyle kaldırılırken Silivri’de yargılananlar sizin vicdanınızı kanatmıyor mu? Pankart astığı için terör örgütü üyesi olarak 9 yıla mahkum olan öğrenciler, vicdanınızı sızlatmıyor mu? Aynı HSYK’nın atadığı hakimler ne zamanki MİT mensupları ve Başbakan’a ulaşmaya başladı, saygı duyduğunuz HSYK’nın hakimlerini, savcılarını değiştirmek için burada bir gecede yasa çıkarmadınız mı? MİT mensupları nedeniyle ‘Başbakan tehlikede’ diye bu yasayı çıkarırken, Silivri’de yargılananlar aklınıza gelmedi mi? Deniz Feneri davası savcılarını utanmadan bir gecede görevden almadınız mı? Sayın Bakan adaletten değil, polemikten sorumlu bakandır” diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da Bakan Ergin’e, ”Milletvekillerinin sorularını yanıtlamayarak millete hakaret ediyorsunuz, aynen iade ediyorum” dedi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ise her milletvekilinin milletin iradesiyle geldiğini belirterek, zaman zaman kendilerine yönelik konuşanların, milletin iradesini unuttuğunu söyledi.

Kaplan’ın, kendi inanç ve değerlerine saygısızlık edildiğini savunarak, ”Kimse Kürt liderlerine karşı konuşurken hakaret edemez” demesine MHP’li Vural, ”Katile katil…” diye bağırdı.

Kaplan’ın, ”Koalisyon Hükümeti döneminde Abdullah Öcalan ile ilgili protokolün açıklanmasını istiyorum” demesine, MHP’li Vural ve milletvekilleri tepki gösterdi.

Kurtulmuş AK Parti için açık kapı bıraktı

HAS Parti Kocaeli İl Gençlik Kolları tarafından Derince İlçesi’nde düzenlenen pikniğe katılan Genel Başkan Numan Kurtulmuş, Ak Parti’ye geçeceğine ilişkin fazla konuşmanın doğru olmadığını belirtti ve bunun henüz kendilerine ulaşan bir konu olmadığını söyledi. İşte Kurtulmuş’un konuyla ilgili açıklaması:

“Ak Parti Merkez Yürütme Kurulu içerisinde sayın Başbakan bu konuyu gündeme açmış ve buradan basına sızmış bir konu. Bizde, bize ulaşmış, herhangi bir şekilde bizim bildiğimiz bir konu olmadığı için, bunun etrafında, olmamış bir konu etrafında çok fazla konuşmak doğru değildir. Bizim Has Parti siyaset tarzıyla, üslubuyla, yöntemiyle Numan Kurtulmuş ortaya koyduğu yöntemleri ve siyaset tarzı ile koskoca büyük bir kitlenin oyunu almış olan iktidar partisinin içerisinde böyle bir şeyin konuşuluyor olması da gerçekten bizim açımızdan, sözlerimizin karşılığı olduğunu teyit eden bir gelişmedir. Söyleyeceklerim bu kadar. Eğer bir şey biliyor olsam seve seve sizinle paylaşırım.”

PKK’dan o görüşmeye tehditli yorum!

PKK yöneticilerinden Duran Kalkan, Hükümet ve muhalefetin çözüm arayışlarına rağmen PKK’nın silahlı eylemlerini artıracağını ve artık’ silahlı çözüm sürecine’ girdiklerini açıkladı.

PKK’ya yakınlığıyla bilinen ajansa konuşan Duran Kalkan, son günlerde tekrar gündeme gelen ‘Öcalan’ın durumu’, CHP ’nin çözüm arayışları, Leyla Zana ’nın açıklamalarıyla ilgili terör örgütünün bakış açısını anlattı.

“PKK AK Parti’yi silahla yenilgiye uğratamaz diyenler avuçlarını yalasınlar” diyen Kalkan, kendileri için tek çözümün ‘Kürtlerin kendi kendisini yönetmesi’ olduğunu söyledi. Hakkari’de meydana gelen ve 8 askerin şehit olduğu, 31 PKK ’lının öldürüldüğü eylemi son günlerde CHP ve Leyla Zana tarafından dile getirilen barış arayışlarına cevap olarak yapıldığını açıklayan Duran Kalkan ‘PKK’yı pasif konuma çekme umut ve hesapları Hakkari saldırısıyla tümden kırılmış oldu. Bu AK Parti için bir yenilgidir. İşte CHP projesi böyle ortaya çıktı. Leyla Zana’nın konuşmaları bu temelde gündeme geldi. Çeşitli psikolojik savaş çevrelerinin sanal bir PKK yaratma gayretleri böyle bir ortamda gündeme geldi.’ dedi.

Kalkan, yine Leyla Zana ’nın açıklamaları için “Tayyip Erdoğan ’ın hala sorunu çözecek lider olduğunu söyleyenler geçmiş on yılı bir çırpıda yok sayıyorlar, üstünü çiziyorlar. Neye dayanarak bunu söylüyorlar, kanıtlarını göstersinler. Niye on yıldan bu yana çözülemedi hep oyalandı? Görülmüyor mu bunlar? Bunları yapan AK Parti değil mi, başka bir kuvvet mi yapıyor? Bu konuda gerçekçi olmak lazım, doğru düşünmek gerekli. Bazı basit yaklaşımlar, çıkarlar uğruna gerçekler göz ardı edilmemeli. Herkes bu konuda ciddi olmalı, gerçekçi olmalı, tutarlı olmalı.” dedi. Duran Kalkan, tüm bu yaşanan sürece rağmen ‘silahlı çözüm süreci’adı altında PKK ’nın saldırılarını artırarak devam ettireceğini söyledi.

AK Parti’den seçimleri öne alma sinyali

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, ”Ana muhalefet ve muhalefet partilerinin düşüncesi, ‘kış şartlarında değil de sonbaharda seçim yapılsın’ ise o zaman yetkili organlarımızda bunu değerlendirir, TBMM’de bir anayasa değişikliğiyle seçimler öne alınabilir” dedi.

AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı’nca Kocaeli’de düzenlenen ”2. Bölge Yerel Yönetimler Toplantısı”nda konuşan Tanrıverdi, parti içinde yapılan bu toplantıların önemli olduğuna dikkati çekerek, toplantılar sayesinde parti üyelerinin bir birleriyle hasret gidermelerine vesile olduğunu söyledi.

Birlik ve beraberlik duygularının geliştirilmesinde toplantıların katkısının olduğunu belirten Tanrıverdi, teşkilat üyelerinin birbirleriyle bilgi birikimlerini paylaştıklarını kaydetti.

Tanrıverdi, toplantıya katılan her üyenin sıkıntısını dile getirebildiğini ifade ederek, ”Bazı konuları konuşacağız, onları alıp değerlendireceğiz ve stratejimizi belirleyeceğiz. Belediye başkanlarımız burada yaptıkları örnek hizmetleri ortaya koyacaklar. Diğer dinleyen belediye başkanlarımız bu konularda not alacak. Eğer o konularda geri kalmışlarsa projeyi kendisine uyarlayacak. Böylece yapılmış yanlışları yapmamış olacağız” diye konuştu.

Yaptıkları toplantılarda yeni kent politikaları oluşturduklarını dile getiren Tanırverdi, yerel yönetimlerin dinamik yapıya sahip olmaları dolayısıyla kendilerinin politikalarını yenilemek zorunda olduklarını söyledi.

Kent politikalarının oluşturulmasında bu tür toplantıların yararlı olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, şunları kaydetti:

”Biz her zaman şunu söylüyoruz ‘Kenti kendimiz değil, kentliyle birlikte yönetiyoruz’ dolayısıyla kenti kentliyle birlikte yönettiğimiz zaman kentte yaşayan hemşehrilerimizin memnun olacağı hizmetleri ortaya koymuş oluruz. Görevimiz bir şehri imar etmek ve hemşehrilerimizin gönlünü ihya etmektir. Kentin, kentte yaşayan hemşehrilerimizin gönlünün ihyası elbette birlikte yönetmekten geçer. Yeni kent politikalarının oluşturulması noktasında bu toplantıları önemli bir fırsat olarak görmeliyiz.”

-”Seçimler öne alınabilir”-

Tanrıverdi, 2014 yerel seçimlerinin Türkiye açısından önemli olduğuna işaret ederek, bu seçimlerin ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacağını ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Cumhurbaşkanı’nı halkın seçeceğini hatırlattı. Tanrıverdi, ”Halkımızın seçeceği Cumhurbaşkanı’nın seçimine katkı vermemiz gerekiyor” dedi.

Bu seçimlerin ardından 2015 yılında genel seçimlerin yapılacağını belirten Tanrıverdi, şöyle konuştu:

”Gerçi biz, seçimler için değil, gelecek nesiller için çalışan bir parti olarak her zaman seçime hazırız. Kimi zaman ana muhalefet partisinin milletvekillerinden ya da temsilcilerinden ‘Mart’ta seçim mi olur’. Özellikle 2009 yerel seçimlerinde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin kış şartlarında dağa çarpıp vefat etmesiyle o zaman herkes ‘Bu kış günlerinde seçim mi olur, son bahara alınmalıdır’ diyordu.

AK Parti iktidarının döneminde seçimler her defasında zamanında yapılmıştır ve Türkiye’de böyle bir alışkanlık kazandırılmıştır. Dolayısıyla biz, süresinde yapılmasını isteriz. Ana muhalefet ve muhalefet partilerinin düşüncesi ‘kış şartlarında değil de sonbaharda seçim yapılsın’ ise o zaman yetkili organlarımızda bunu değerlendirir, TBMM’de bir anayasa değişikliğiyle seçimler öne alınabilir.”

Tanrıverdi, Anayasa değişikliği yapmadan seçimin öne alınmasının söz konusu olamayacağını dile getirerek, ”Anayasa değişikliği için de 367 garabeti var. Dolayısıyla bu garabet nedeniyle muhalefet partileri, ana muhalefet partisi birlikte olmadan bu seçimin öne alınması mümkün olamaz. Biz ‘Seçim yarın’ dense de hazır olduğumuzu gözlemliyoruz. Kimse bizi seçimden kaçıyormuş gibi değerlendiremez. Böyle bir düşünce söz konusu olursa yetkili organlarımızla bunu değerlendirebiliriz” dedi.

Belediyelerin hizmetini kolaylaştırmak adına özellikle yaz aylarında borçlarına karşılık yapılan kesintileri durdurduklarını ifade eden Tanrıverdi, Temmuz ayı itibariyle 3 ay süreyle borçlara karşılık kesinti yapılmayacağının Bakanlar Kurulu kararından da geçtiğini ifade etti.

Bu kararın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ”çok özel” talimatıyla bu yıl gerçekleştiğini dile getiren Tanrıverdi, Başbakan Erdoğan’a bu talimatından dolayı teşekkür etti.

-Leyla Zana’nın açıklamaları-

Tanrıverdi, özellikle terör sorunu karşısında Leyla Zana’nın sözlerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek, ”Leyla Zana, bizim gönüldaşlarımızdan mı? Hayır. Dostlarımız içinde mi? Hayır. Leyla Zana ne söyledi? ‘Eğer Türkiye’nin terör sorununu çözecek biri varsa o da Recep Tayyip Erdoğan’dır’ dedi. Görüyorsunuz ki, sadece dostlarımız, gönüldaşlarımız değil, başkaları da bizim sorunları çözeceğimizi ifade ediyor. Ne yaptığımızı görmeli, farkında olmalıyız” ifadesini kullandı.

Demokratikleşmeden insan hak ve özgürlüklerine, 2B arazilerinden sosyal güvenlik gelir borçlarına, kredi kartı mağdurlarından adalet sistemindeki eksikliklere kadar her türlü alanda yeniden bir yapılanma içerisinde olduklarını anlatan Tanrıverdi, Son olarak afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi yasasıyla şehirlerdeki çarpık ve bozuk yapılaşmayı önleyeceklerini kaydetti.

Tanrıverdi, kentsel dönüşümdeki hedeflerinin, şehirleri zeminden ziyade, depreme dayanıksız binalardan kurtarmak olduğunu ifade etti.

Yaz sezonuna girilmesiyle festivallerin arttığına dikkati çeken Tanrıverdi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Festival bizim kavramımız değildir. Kültürel etkinliklerimizi yaparken kendi koordinatlarımızı belirleyip onların yaşatılması için dikkat etmeliyiz. Kültürel etkinliklerimizi yaparken kültür değerlerimizle çatışan etkinliklerden uzak durmalıyız. Festival adıyla yüksek maliyet ödeyerek etkinlik yapmayın. Daha da önemlisi, yüksek maliyetlerle sanatçılar getirmemeliyiz. Önümüzde Ramazan ayı var, bu ayı çok iyi değerlendireceğiz. Fakir, garip, gureba hemşehrilerimizin sofralarında ne var ne yok takip etmeliyiz. Ramazan iftarlarında, lüks otellerde değil, mahallelerde, dost evlerinde, garip sofralarında, yalnızlarla, kimsesizlerle beraber olmaya dikkat etmeliyiz.”

Tanrıverdi: Hasta adam Usta adam oldu

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, ”Türkiye dün, ‘hasta adam’ olarak tarif ediliyordu ama görüyoruz ki bugün Türkiye artık ‘hasta adam’ olarak tarif edilmiyor, ‘usta adam’ olarak tanımlanıyor” dedi.

Tanrıverdi, İzmit Belediyesi’nin yeniden düzenlediği, ”Servetiye Mesire Alanı ve Kurtuluş Savaşı Siperleri”nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, bugün burada bir tarihin canlandığını anlatarak, böylesi güzel bir eseri ve tarihi mekanı ortaya çıkaran İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan’ı kutladığını söyledi.

İzmit Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışını ortaya koyduğunu dile getiren Tanrıverdi, ”Bizim belediyecilik anlayışımızda, bir şehri imar etmek vardır. Alt yapısı, üst yapısı, sosyal paylaşım alanlarıyla şehir imar etmek vardır” dedi.

Tanrıverdi, belediyecilik anlayışlarında sosyal belediyecilik hizmetinin bulunduğunu ifade ederek, tarihe, kültürlerine sahip çıktıklarını kaydetti.

Böylesi tarihi mekanları ortaya koyarken, böylesi tarihi mekanların hatırlanması adına da değişik etkinlikler gerçekleştirdiklerini belirten Tanrıverdi, tarihe sahip çıkan bu hizmetin, sosyal belediyecilik anlayışının anlamlı bir hizmeti olduğunu ifade etti.

Tanrıverdi, ”Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’ diyor şair. Bu toprakların vatan olması için ecdadımız, canını ortaya koymuş, kanını dökmüş, alın teriyle bu toprakları sulamış. Bize cennet vatan olarak emanet etmiş ecdadımızdan emanet aldığımız vatanımız için, elbette değerlerimize sahip çıkmak, onun üzerinde yüceltmek adına da bizlere büyük sorumluluklar ve yükümlülükler düşmektedir” şeklinde konuştu.

Tarihi, kültürü, medeniyetine sahip çıkmayan toplumların yok olacağını dile getiren Tanrıverdi, bunlara sahip çıkan toplumların yaşamaya devam ederek dünyadaki önemli toplumlar arasına gireceğini bildirdi.

-”Türkiye, ‘Hasta adam’dan ‘usta adam’a geçti”-

Tanrıverdi, önceliklerinin ülkenin tarihi ve geçmişine sahip çıkmak olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

”Hiçbir zaman reddi mirasçı olmadık. Onun içindir ki bugün, gönül bağımızı kurduk, milletimizle bir ve beraber olduk. Milletimizle beraber coşuyoruz, varsa üzüntümüz birlikte üzülüyoruz. Birlik ve beraberliğimizi koruyoruz. Birlik ve beraberliğimizle geleceğe ait planlarımızı ve politikalarımızı ortaya koyup uyguluyoruz. Bu çerçevede bugün Türkiye, dünün Türkiye’si değildir. Özellikle ellerini öptüğüm büyükler bilirler ki Türkiye dün tarif edilirken, ‘hasta adam’ olarak tarif ediliyordu. Ama görüyoruz ki bugün Türkiye artık ‘hasta adam’ olarak tarif edilmiyor, ‘usta adam’ olarak tanımlanıyor.”

Tanrıverdi, İzmit’te belediyenin 1923 yılında kurulduğunu dile getirerek, 1923 tarihinin Cumhuriyet’in ilan edildiği tarih olduğunu, 2023 yılının da hem cumhuriyetin ilanının hem de İzmit’in 100. kuruluş yıl dönümü olduğuna vurgu yaptı.

Şu anki hedeflerinin 2023 olduğunu anlatan Tanrıverdi, 2023 hedefinin yakalanmasıyla ülkenin, hükümetin uyguladığı politikalarla ileri demokrasiye kavuşacağını dile getirdi. Tanrıverdi, ekonomik ve sosyal refahın arttırılarak Türkiye’yi dünyada lider konumuna oturtacaklarını ifade etti.

Sevginin kardeşliğin, kardeşliğin de barışın temeli olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, ”Dolayısıyla bize düşen sevgi üretmektir. Sevgi ürettiğimizde göreceğiz ki bu ülkedekiler, huzur ve mutluluk içinde yaşayacak, yetmedi dünyanın barışını tesis edeceğiz. Artık sınırların, vizelerin kalktığı ortamda gönüllerimizi açmış olacağız.

Gönüllerimizde sınır tanımayacağız, herkesi dini, dili, ırkı, mezhebi ne olursa olsun, insan ortak paydasında seveceğiz. Dünyada barışı hakim kılacağız. Medeniyetimizde, değerlerimizde ve inancımızda ortak payda barıştır. Dolayısıyla bu anlamda biz, üzerimize düşeni yaptığımız da savaş yerine barış hakim olacaktır” ifadesini kullandı.

-Diğer konuşmacılar

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu da kültürünü ve tarihini bilmeyen milletlerin geleceğe yön veremeyeceklerini belirterek, kendilerinin tarihten ibret aldıklarını söyledi.

Tarihin iyi aydınlatılması sonrasında gençlerin doğru aydınlatılacağını ifade eden Karaosmanoğlu, gençlerin tarihten alacakları dersle geleceğe daha akılcı bakabileceklerini kaydetti.

Karaosmanoğlu, ”Bu cephe İstiklal Savaşı’nda önemli mücadele vermiş. Henüz düzenli ordular kurulmadan, dedelerimiz bir topluluk oluşturarak düşmanlara karşı mücadele etmişler. Şu anda Türkiye’nin güçlenmesini ve büyümesini istemeyen pek çok güçler var. Artık Türk halkı bilinçlendi, geçmişini ve çektiği sıkıntıları biliyor” diye konuştu.

İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan ise Kurtuluş Savaşı siperlerinin açılmasıyla tarihte yaşanmış olan acıları da hatırladıklarını belirterek, vatanın Türk milletine kolay teslim edilmediğini dile getirdi.

”Ateşten gömlek” olarak adlandırılan o yıllar sonrasında bu günlere ulaşıldığını ifade eden Doğan, ”Geçmişlerine sahip çıkmayanlar, geleceklerine de sahip çıkamazlar. Bu anlamda o tarihte başta milli mücadeleyi verenler olmak üzere, onlara destek veren halkın içinde Kara Fatma’lar bu siperlerde mücadele vermiş. O mücadeleler bizleri bu günlere getirdi” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından, Tanrıverdi ve beraberindeki protokol üyeleri siperleri gezerek yetkililerden siperler hakkında bilgi aldı.

Kurtulmuş ‘AK Parti’ye gitmiyorum’ demedi

İktidar partisine geçmeyeceğini kesin bir ifade ile belirtmeyen Kurtulmuş, “Biz ne olacağız” ifadesinin gönüllerinden geçmediğini, “Biz ne yapacağız.” fikrinin gönüllerde makes bulduğunu kaydetti. HAS Parti’nin aldığı oydan bağımsız olarak Türkiye siyasetinde “sesi en güçlü parti” olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Bu sözlerin iktidar partisinin içinden çıkması da takdir edersiniz ki, sözümüzün gücünün iktidar partisi tarafından anlaşılmış olduğunu gösterir.” dedi.

HAS Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Kurtulmuş, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kurtulmuş, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Başbakan-Leyla Zana görüşmesi ve kendisinin AK Parti’ye transfer olacağı yönünde basında yer alan haberlerle ilgili açıklama yaptı.

Transferi ile ilgili çıkan haberleri, kendilerinin de iktidar partisi içinde konuşulan mesele olarak bildiklerini dile getiren Kurtulmuş, konunun bir şekilde medyaya sızdırıldığını ifade etti. Kurtulmuş, HAS Parti’nin kurulduğu günden bu yana gelecek Türkiye’yi, 2050 yılının Türkiyesini kuracak fikirleri, programları, projeleri büyük bir hassasiyetle Türkiye kamuoyuyla paylaştığını anlattı, sözü doğru söylediklerini, doğru insanlarla bir araya geldiklerini vurguladı. HAS Parti’nin, aldığı oydan bağımsız olarak Türkiye siyasetinde sesi en güçlü parti olduğunu ifade eden Numan Kurtulmuş, bu çerçevede hayatının her safhasında gönüllerinden “Biz ne olacağız.” ifadesinin geçmediğini söyledi.  Kurtulmuş, mücadelelerinin ana fikri ve çerçevesinin “Biz ne yapacağız, insanlığın hayrına ne yapacağız.” fikrinin olduğunu söyledi. Bu çerçevede, kendisinin ve arkadaşlarının “makam mevki” hırsı olmadığı gibi “şan, şöhret, para, pul” gibi derdinin de olmadığını kaydetti.

Kurtulmuş, sözlerine şöyle devam etti: “Biz bu çerçevede özümüzü söylüyoruz. Her platformda, her halde ve şartta söyleyeceğiz. Bu sözlerin iktidar partisinin içinden çıkması da takdir edersiniz ki, sözümüzün gücünün iktidar partisi tarafından anlaşılmış olmasıdır. Bundan dolayı büyük bir memnuniyet içindeyiz. Bizim derdimiz önce insandır, bizim derdimiz yeni ve güçlü bir Türkiye’yi kurmaktır. Derdimiz, hakkın ve adaletin tesis edildiği bir programın uygulanmasıdır. Derdimiz, yeryüzünde bütün insanların huzur ve mutluluk içinde yaşadığı bir sistemi tesis etmektir. Derdimiz, medeniyetimizi yeniden inşa etmek ve yeniden medeniyetimizin siyasetini kıyamete kadar yaşatmak mücadelesidir. Bu, sözümüzü gücümüzün yettiği her yerde söylemeye devam edeceğiz.”

“MEVCUT DAVALAR AKAMETE UĞRATILMAMALI”

Konuşmasında, ÖYM’lerin kaldırılması ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, Türkiye’de hukuk ile ilgili sorunların çözüme kavuşturulmasının sadece bir maddenin değiştirilerek halledilemeyeceğini ifade etti.

ÖYM’lerin olağanüstü ve DGM’lerin devamı olduğunu belirten Kurtulmuş, Türkiye’de ÖYM’lerin kaldırılması ile demokratikleşmenin sağlanamayacağını belirtti. Türkiye’de halen ihtilal tehdidi olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Türkiye’de gücünü anayasa ve yasalardan alan bir olağanüstü dönem vardır. Evren’in avukatlarının verdiği savunma bunun en açık delilidir. Türkiye önce bu antidemokratik adımları, anayasal sistemle sistemi değiştirmek zorundadır. Bu çerçevede ÖYM’lerin kaldırılması, mahkemelere adli kolluk birimlerinin tahsis edilmesi, ceza evlerinin ıslah edilmesi, tecridin kaldırılması gibi konuları da aynı zamanda kaldırmak zorundayız. Türkiye’de ÖYM’ler kaldırılabilir, ancak bu yapılırken, ısrarla söylediğimiz devam eden yargılamaların, Türkiye’nin demokratikleşmesinde en önemli yargılamalar olarak gördüğümüz 28 Şubat, darbe planları, Ergenekon, Balyoz, internet andıcı, 12 Eylül soruşturmalarının akamete uğramaması zorunludur. Bu çerçevede, bizim söylediğimiz yere umarım Parlamento gelecektir. Düzenlemenin içinde çetelerle ve darbelerle mücadeleyle ilgili bir yasa muhakkak yer almalıdır. Böyle olmadığı takdirde, bu millet darbecilerin tehditlerine karşı eli, kanadı kırık bir şekilde bırakılacak.” ifadelerini kullandı.

“BAŞBAKAN’IN ZANA İLE GÖRÜŞMESİ OLUMLUDUR”

Kurtulmuş, Başbakan’ın Milletvekili Leyla Zana ile görüşmesi hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Başından beri Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin toplumsal barışı sağlamak olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bunun için Türkiye’de ilk olarak Kürt sorununun halledilmesi gerektiğini kaydetti.

Bunun için herkesin elini taşın altına koymasını isteyen  Kurtulmuş, “Dolayısıyla Türkiye’de herkes bu sorunun çözümü için elini taşın altına koymak zorundadır. Israrla başından beri söyledim: Bu işin çözümü ne darbe, ne sokak ne de Genelkurmay karargahıdır. Bu sorunun çözüm yeri TBMM’dir, siyasetin kendisidir. Sorunu siyasi arenada çözmeye yönelik atılan her adımı destekliyoruz. Bu görüşmeden ümit ederim ki, Türkiye’nin 30 yıldır kanayan yarasına belki çözüm çıkar. Belki birkaç tane adım atılmış olur. Bu sürede herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Herkes, Kürt meselesi diye ortada dolaştırırken. Biz HAS Parti olarak Türkiye’nin gönüllü kardeşlik projesini Türkiye’nin her tarafında anlattık. Bu milletimizin takdirini aldı.” dedi.

Elitaş: Darbe davalarına ‘Ağır Ceza’ bakacak

AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili ”Devam eden darbe teşebbüsleriyle ilgili davaların sonuçlandırılmasına kadar mevcut mahkemeler görevlerine devam edecek” dedi.

Elitaş, gazetecilerin sorusu üzerine, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili muhalefet partileriyle görüştüklerini, muhalefet partilerinin de iktidarla ile aynı görüşte olduğunu ifade etti. Elitaş, şunları söyledi:

”Şu anda devam eden darbe teşebbüsleriyle ilgili davaların sonuçlandırılmasına kadar mevcut mahkemeler görevlerine devam edecekler. Bu süreçten sonra zaten demokratikleşme konusunda çok önemli adım atılmış, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve demokrasiyi engelleyecek bütün unsurların ortadan kaldırılmasıyla ilgili işlevler tamamlanmıştır. Özel yetkili mahkemeler normal ülkelerde olmaması gereken mahkemelerdir. Bunlar belki istisnai olarak durabilir ama artık Türkiye normalleşme sürecinde hızlı adımlarla ilerlemekte ve özel yetkili mahkemeler işlevlerini tamamlamak üzeredir.”

Elitaş, özel yetkili mahkemelerin darbe davalarıyla ilgili kısmı sonuçlandıracağını, daha sonra bu konuyla ilgili varsa meselelerin ağır ceza mahkemelerinin görevli olacağını bildirdi.

Elitaş, bugün TBMM Genel Kurulu’nda Türk Akreditasyon Kurumu Kanun Tasarısı, Lübnan’da Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, bütçe kanunuyla ilgili düzenlemenin ile 15 civarında uluslararası sözleşmeye ilişkin kanun tasarılarının ele alınacağını söyledi.

Yarın, 3. yargı paketinin görüşüleceğini ve bunun yarın bitmesini tahmin ettiklerini dile getiren Elitaş, ”torba teklifin” üçüncü bölümünün, Devlet Sırrı Kanun Tasarısı ve sezaryen ile ilgili düzenlemenin Pazartesi günü bitirilmesinin planlandığını bu düzenlemeler Pazartesi bitmezse TBMM’nin Salı günü tatile gireceğini söyledi.

Elitaş, özel yetkili mahkemelerle ilgili düzenlemenin 3. yargı paketinde mi ele alınacağı sorusuna üzerine, ”3. yargı paketini yarın görüşeceğiz” demekle yetindi.

Bir gazetecinin, ”Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, usul yönünden bir düzenleme yapıldığını söyledi. Bazı hukukçular mevcut davalara etkisi olacağını belirtiyorlar” sözlerine Elitaş, ”Sayın Bozdağ, benim güvendiğim bir hukukçudur” karşılığını verdi.

AK Parti Eskişehir’de de stadyumda olacak

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Eskişehir İl Başkanı Süleyman Reyhan, partisinin Eskişehir 4. Olağan İl Kongresi’nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 15 Temmuz’da stadyumda yapılacağını bildirdi.

Reyhan, Saffron Hotel’de düzenlediği basın toplantısında, 2001 yılında kurulduğunda herhangi bir siyasi parti olarak görülen AK Parti’nin, bugün yaptığı icraatlar ve kazandığı seçim zaferleriyle Türk siyasetinin asla unutamayacağı bir hareketi olarak akıllara kazındığını söyledi.

Son üç genel seçimde oylarını artırarak tek başına iktidar olmayı başaran AK Parti’nin, milletin emanetini her dönemde alnının akıyla taşımayı başardığını ifade eden Reyhan, ”Bu unutulmayacak başarıların arkasında birden çok etken vardır. Ancak, bunların başında güçlü bir teşkilat ve dünyaya mal olmuş bir lidere sahip olması gelmektedir. Bu hareket, siyasi yaşamında teşkilatın her kademesinde görev yapan bir genel başkanın önderliğini yaptığı bir harekettir. Her bir üyesi de aynı heyecan ve samimiyet içinde milletin hizmetkarı olarak bu yolda bizlerle beraber yürümektedir. Kadın kollarından gençlik kollarına, mahalle ve köy teşkilatlarına kadar her kademesinde uyum ve gayretle çalışan teşkilatımız, her zaman kendisini yenilemekte ve vatandaşın içinde olmaya devam etmektedir” dedi.

Reyhan, genel merkezin onayıyla 1,5 yıldan bu yana partinin il başkanlığı görevini yürüttüğünü anımsatarak, ”Liderinden aldığı ilhamla, milletin verdiği destekle, milleti için çalışan AK teşkilatımız, bayrak yarışı misali durmadan yenilenerek yoluna devam ediyor. 2011 genel seçimlerinden sonra başlayan kongrelerde, ilçe yönetimlerimiz, gençlik ve kadın kolları yönetimlerimiz yenilenerek bayrağı taşımaya devam ediyorlar. Partimiz için bir bayram niteliği taşıyan kongrelerimiz, teşkilatın her kademesinde görev yapan bizleri de ayrıca heyecanlandırmakta ve gururlandırmaktadır. Teşkilatımızla birlikte omuz omuza yürüttüğümüz bir seçim kampanyası ve arkasından teşkilatımızın kongrelerini hep birlikte tamamladık” diye konuştu.

   -”Bana verilen bu onurlu görevi layıkıyla yerine getireceğim”-

AK Parti Genel Merkezi’nin il kongresi programlarına göre, Eskişehir 4. Olağan İl Kongresi tarihinin 15 Temmuz 2012 olarak kararlaştırıldığını belirten Reyhan, şöyle devam etti:

”Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarıyla gerçekleştireceğimiz il kongremiz, ülke genelinde yapılan son kongre olma özelliğini taşıyor. Hemşehrilerimizin Sayın Başbakanımıza olan sevgisini göz önünde bulundurarak, il kongremizi genel merkezimizin de onayıyla Atatürk Stadı’nda yapma kararı aldık. Teşkilatımızın duygu ve düşünce dünyasını anlayan ve onlarla birlikte çalışmaktan heyecan duyan biri olarak, yorulmadan, sıkıntıları dert etmeden çalışmayı ilke edindim. Başta Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenine layık olarak, Genel Merkez Teşkilat Başkanlığı’mızın onayıyla, milletvekillerimizin desteğiyle bana verilen bu onurlu görevi layıkıyla yerine getireceğim. Eskişehir için yapılması gereken her şeyi hassasiyetle, adaletle, kararlılıkla asla rehavete kapılmadan yapacağımızdan hiç şüpheniz olmasın. Türk Dünyası Başkenti’nde Türk Dünyası’nın Lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la buluşmak üzere tüm hemşehrilerimizi 15 Temmuz Pazar günü saat 17.00’de Atatürk Stadı’na davet ediyorum” diye konuştu.

Reyhan, ilk günden beri kendisini destekleyen ailesine, milletvekillerine, kadın ve gençlik kolları, ilçe, belediye başkanlarına ve tüm teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

Toplantıya, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı, AK Parti Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Nabi Avcı, AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Salih Koca, Ülker Can, Odunpazarı Belediye Başkanı Burhan Sakallı, İl Genel Meclis Başkanı Ahmet Yapıcı ve parti yöneticileri de katıldı.
   

AK Parti Eskişehir’de de stadyumda olacak

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Eskişehir İl Başkanı Süleyman Reyhan, partisinin Eskişehir 4. Olağan İl Kongresi’nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 15 Temmuz’da stadyumda yapılacağını bildirdi.

Reyhan, Saffron Hotel’de düzenlediği basın toplantısında, 2001 yılında kurulduğunda herhangi bir siyasi parti olarak görülen AK Parti’nin, bugün yaptığı icraatlar ve kazandığı seçim zaferleriyle Türk siyasetinin asla unutamayacağı bir hareketi olarak akıllara kazındığını söyledi.

Son üç genel seçimde oylarını artırarak tek başına iktidar olmayı başaran AK Parti’nin, milletin emanetini her dönemde alnının akıyla taşımayı başardığını ifade eden Reyhan, ”Bu unutulmayacak başarıların arkasında birden çok etken vardır. Ancak, bunların başında güçlü bir teşkilat ve dünyaya mal olmuş bir lidere sahip olması gelmektedir. Bu hareket, siyasi yaşamında teşkilatın her kademesinde görev yapan bir genel başkanın önderliğini yaptığı bir harekettir. Her bir üyesi de aynı heyecan ve samimiyet içinde milletin hizmetkarı olarak bu yolda bizlerle beraber yürümektedir. Kadın kollarından gençlik kollarına, mahalle ve köy teşkilatlarına kadar her kademesinde uyum ve gayretle çalışan teşkilatımız, her zaman kendisini yenilemekte ve vatandaşın içinde olmaya devam etmektedir” dedi.

Reyhan, genel merkezin onayıyla 1,5 yıldan bu yana partinin il başkanlığı görevini yürüttüğünü anımsatarak, ”Liderinden aldığı ilhamla, milletin verdiği destekle, milleti için çalışan AK teşkilatımız, bayrak yarışı misali durmadan yenilenerek yoluna devam ediyor. 2011 genel seçimlerinden sonra başlayan kongrelerde, ilçe yönetimlerimiz, gençlik ve kadın kolları yönetimlerimiz yenilenerek bayrağı taşımaya devam ediyorlar. Partimiz için bir bayram niteliği taşıyan kongrelerimiz, teşkilatın her kademesinde görev yapan bizleri de ayrıca heyecanlandırmakta ve gururlandırmaktadır. Teşkilatımızla birlikte omuz omuza yürüttüğümüz bir seçim kampanyası ve arkasından teşkilatımızın kongrelerini hep birlikte tamamladık” diye konuştu.

   -”Bana verilen bu onurlu görevi layıkıyla yerine getireceğim”-

AK Parti Genel Merkezi’nin il kongresi programlarına göre, Eskişehir 4. Olağan İl Kongresi tarihinin 15 Temmuz 2012 olarak kararlaştırıldığını belirten Reyhan, şöyle devam etti:

”Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarıyla gerçekleştireceğimiz il kongremiz, ülke genelinde yapılan son kongre olma özelliğini taşıyor. Hemşehrilerimizin Sayın Başbakanımıza olan sevgisini göz önünde bulundurarak, il kongremizi genel merkezimizin de onayıyla Atatürk Stadı’nda yapma kararı aldık. Teşkilatımızın duygu ve düşünce dünyasını anlayan ve onlarla birlikte çalışmaktan heyecan duyan biri olarak, yorulmadan, sıkıntıları dert etmeden çalışmayı ilke edindim. Başta Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenine layık olarak, Genel Merkez Teşkilat Başkanlığı’mızın onayıyla, milletvekillerimizin desteğiyle bana verilen bu onurlu görevi layıkıyla yerine getireceğim. Eskişehir için yapılması gereken her şeyi hassasiyetle, adaletle, kararlılıkla asla rehavete kapılmadan yapacağımızdan hiç şüpheniz olmasın. Türk Dünyası Başkenti’nde Türk Dünyası’nın Lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la buluşmak üzere tüm hemşehrilerimizi 15 Temmuz Pazar günü saat 17.00’de Atatürk Stadı’na davet ediyorum” diye konuştu.

Reyhan, ilk günden beri kendisini destekleyen ailesine, milletvekillerine, kadın ve gençlik kolları, ilçe, belediye başkanlarına ve tüm teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

Toplantıya, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı, AK Parti Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Nabi Avcı, AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Salih Koca, Ülker Can, Odunpazarı Belediye Başkanı Burhan Sakallı, İl Genel Meclis Başkanı Ahmet Yapıcı ve parti yöneticileri de katıldı.
   

‘Başbakan özerklik konusunda söz mü verdi?’

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, ”devlet adamlığının one munitle, ABD Başkanı Obama’nın yanında bacak bacak üstüne atmakla olmayacağını” ifade ederek, ”Devlet adamlığı gereğini yapmakla olur. ‘Gereğini yapın’ demek savaş çığırtkanlığı değildir, ülkenin onurunun korunmasıdır” dedi.

İnce, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türk uçağının Suriye tarafından düşürülmesini kınadıklarını söyledi.

Arama ve kurtarma çalışmalarının bir an önce sonlandırılmasını istediklerini belirten İnce, ”Bu fiyaskonun, rezaletin sorumlusu AK Parti’dir, Recep Erdoğan’dır ve Davutoğlu’dur. Bu iktidar, Başbakan ‘muhafazakar demokratız’ diyorlardı, sonunda muhafazakar demokratlıktan muhafızlığa geçtiler. Esed ile kankaydılar, kanlı oldular. Ordunun başına çuval geçirildi, sustu. Mavi Marmara’da insanlarımız öldü, esti gürledi, sonucu hikaye çıktı. Rum kesimi deniz sahamızda arama yaptı, Başbakan Recep Erdoğan ‘savaş sebebidir’ dedi arama devam ediyor, yine hikaye çıktı” dedi.

İnce, ”Beygire binmeyi bilmeyen, uçakta pozlar vermeye başladı. Beygirden düşen, pilot pozu vermeye başladı. İki pilotunu bulamayan ülkenin Başbakanı, pilot pozu veriyor şimdi. Suriye’ye demokrasi götürüyordu sözde, Libya’ya nasıl demokrasi götürdüğünü hep birlikte gördük” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’a, ABD’den, AB’den ve NATO’dan destek gelmediğini iddia eden İnce, şöyle konuştu:

”Attan düştüğün günleri özleyeceksin. Gözden düştün, dikkat et deliğe süpürüleceksin ve bunu hep birlikte göreceğiz. Mahallede herkesle kavga eden yaramaz çocuğa benziyor. Ama işin kötüsü kavga etmeyi de beceremiyor. Mahallede herkesle kavga eden yaramaz çocuklar vardır, onlar sıkıştıklarında babaya şikayet eder, bizimki sıkıştığında Obama’ya şikayet eder. Yaramaz çocukla Başbakan arasındaki fark budur. Devlet adamlığı, görüntü vermekle, one munitle, Bush’un gözünden kararlılığı okumakla, Obama’nın yanında bacak bacak üstüne atmakla olmaz. Devlet adamlığı gereğini yapmakla olur. Bu konuyla ilgili geçmişte örnek arıyorsa, 74’teki Ecevit’e bakmasını tavsiye ediyorum. Devlet adamlığı öyle olur. 74’teki Ecevit’i kendisine örnek alırsa, ülkenin ve Başbakan’ın geleceği için de doğru olur.”

-”Başbakan özerklik konusunda söz mü verdi?”-

İnce, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana ile yapacağı görüşmenin sorulması üzerine, ”Görüşebilirler. Fakat bu sorun adına ne derseniz deyin, kişilerin özel istekleriyle, girişimleriyle çözülmez. Bu ortak akılla çözülür. Sayın Zana geçmişte ‘özerklik yetmez’ demişti, sonra ‘Başbakan bu işi çözer’ dedi. Acaba Başbakan özerklik konusunda kendisine bir söz mü verdi?” ifadelerini kullandı.

Özel yetkili mahkemeler ile ilgili soruyu da yanıtlayan İnce, ”DGM’ler, sıkıyönetim mahkemeleri, terör mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler… Bunlar hiç önemli değil, olaya ilkesel yaklaşmak lazım. Adalet herkese lazım. Olağanüstü yargılama mantığıyla adalet olmaz. olağanüstü yargılama mantığına karşı olmamız lazım” dedi.

Muharrem İnce, ”Gereğini yapmaktan neyi kastettiniz?” sorusuna, ”Başbakan’ın en büyük çılgın projesi Ahmet Davutoğlu’dur. Strateji derinliği değil, strateji sığlığı vardır. İşlere yanlış başlarsanız yanlış gider. Suriye ile ortak şirketler kurulmuştu. Ortak Bakanlar Kurulu yapılmıştı. Fenerbahçe futbol maçı yapmıştı, barış rüzgarları esiyordu, ailece görüşüyorlardı. Ne oldu da bu noktaya geldik? Gereğini yapmak savaş çığırtkanlığı değildir ama ülkenin onurunun da korunmasıdır. Ya uçağını düşürtmeyeceksin, komşularla ona göre geçineceksin, düşürdüklerinde de gereğini yapacaksın. Yoksa bu coğrafyada barınman zor olur” yanıtını verdi.

‘Başbakan özerklik konusunda söz mü verdi?’

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, ”devlet adamlığının one munitle, ABD Başkanı Obama’nın yanında bacak bacak üstüne atmakla olmayacağını” ifade ederek, ”Devlet adamlığı gereğini yapmakla olur. ‘Gereğini yapın’ demek savaş çığırtkanlığı değildir, ülkenin onurunun korunmasıdır” dedi.

İnce, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türk uçağının Suriye tarafından düşürülmesini kınadıklarını söyledi.

Arama ve kurtarma çalışmalarının bir an önce sonlandırılmasını istediklerini belirten İnce, ”Bu fiyaskonun, rezaletin sorumlusu AK Parti’dir, Recep Erdoğan’dır ve Davutoğlu’dur. Bu iktidar, Başbakan ‘muhafazakar demokratız’ diyorlardı, sonunda muhafazakar demokratlıktan muhafızlığa geçtiler. Esed ile kankaydılar, kanlı oldular. Ordunun başına çuval geçirildi, sustu. Mavi Marmara’da insanlarımız öldü, esti gürledi, sonucu hikaye çıktı. Rum kesimi deniz sahamızda arama yaptı, Başbakan Recep Erdoğan ‘savaş sebebidir’ dedi arama devam ediyor, yine hikaye çıktı” dedi.

İnce, ”Beygire binmeyi bilmeyen, uçakta pozlar vermeye başladı. Beygirden düşen, pilot pozu vermeye başladı. İki pilotunu bulamayan ülkenin Başbakanı, pilot pozu veriyor şimdi. Suriye’ye demokrasi götürüyordu sözde, Libya’ya nasıl demokrasi götürdüğünü hep birlikte gördük” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’a, ABD’den, AB’den ve NATO’dan destek gelmediğini iddia eden İnce, şöyle konuştu:

”Attan düştüğün günleri özleyeceksin. Gözden düştün, dikkat et deliğe süpürüleceksin ve bunu hep birlikte göreceğiz. Mahallede herkesle kavga eden yaramaz çocuğa benziyor. Ama işin kötüsü kavga etmeyi de beceremiyor. Mahallede herkesle kavga eden yaramaz çocuklar vardır, onlar sıkıştıklarında babaya şikayet eder, bizimki sıkıştığında Obama’ya şikayet eder. Yaramaz çocukla Başbakan arasındaki fark budur. Devlet adamlığı, görüntü vermekle, one munitle, Bush’un gözünden kararlılığı okumakla, Obama’nın yanında bacak bacak üstüne atmakla olmaz. Devlet adamlığı gereğini yapmakla olur. Bu konuyla ilgili geçmişte örnek arıyorsa, 74’teki Ecevit’e bakmasını tavsiye ediyorum. Devlet adamlığı öyle olur. 74’teki Ecevit’i kendisine örnek alırsa, ülkenin ve Başbakan’ın geleceği için de doğru olur.”

-”Başbakan özerklik konusunda söz mü verdi?”-

İnce, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana ile yapacağı görüşmenin sorulması üzerine, ”Görüşebilirler. Fakat bu sorun adına ne derseniz deyin, kişilerin özel istekleriyle, girişimleriyle çözülmez. Bu ortak akılla çözülür. Sayın Zana geçmişte ‘özerklik yetmez’ demişti, sonra ‘Başbakan bu işi çözer’ dedi. Acaba Başbakan özerklik konusunda kendisine bir söz mü verdi?” ifadelerini kullandı.

Özel yetkili mahkemeler ile ilgili soruyu da yanıtlayan İnce, ”DGM’ler, sıkıyönetim mahkemeleri, terör mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler… Bunlar hiç önemli değil, olaya ilkesel yaklaşmak lazım. Adalet herkese lazım. Olağanüstü yargılama mantığıyla adalet olmaz. olağanüstü yargılama mantığına karşı olmamız lazım” dedi.

Muharrem İnce, ”Gereğini yapmaktan neyi kastettiniz?” sorusuna, ”Başbakan’ın en büyük çılgın projesi Ahmet Davutoğlu’dur. Strateji derinliği değil, strateji sığlığı vardır. İşlere yanlış başlarsanız yanlış gider. Suriye ile ortak şirketler kurulmuştu. Ortak Bakanlar Kurulu yapılmıştı. Fenerbahçe futbol maçı yapmıştı, barış rüzgarları esiyordu, ailece görüşüyorlardı. Ne oldu da bu noktaya geldik? Gereğini yapmak savaş çığırtkanlığı değildir ama ülkenin onurunun da korunmasıdır. Ya uçağını düşürtmeyeceksin, komşularla ona göre geçineceksin, düşürdüklerinde de gereğini yapacaksın. Yoksa bu coğrafyada barınman zor olur” yanıtını verdi.

PKK, AK Parti eski il başkanının aracını yaktı

Tunceli’nin Ovacık ilçesinde teröristler, AK Parti eski İl Başkanı Cihan Açıkgöz’e ait toptancı aracını ateşe vererek yaktı.

Edinilen bilgiye göre, Tunceli’den Ovacık ilçesine malzeme götüren 62 AE 419 plakalı transit minibüsün yolu, sabah saatlerinde ilçe merkezine 5 kilometre uzaklıkta bulunan Aksu Deresi civarında PKK’lı bir grup tarafından kesildi. Adı öğrenilemeyen sürücüyü araçtan indiren teröristler, aracı taradıktan sonra ateşe vererek yaktı.

Serbest bıraktıkları sürücünün haber vermesi üzerine güvenlik güçleri, ormanlık alana kaçan PKK’lılara yönelik operasyon başlattı. Yakılan aracın AK Parti eski İl Başkanı ve iki dönem milletvekili adayı olan Cihan Açıkgöz’e ait olduğu öğrenildi.

Öte yandan, dün gece 01.10’da Ovacık ilçe merkezinde çöp kutusuna bırakılan ses bombası patladı. Olayda ölen ya da yaralan olmadığı öğrenildi.

PKK, AK Parti eski il başkanının aracını yaktı

Tunceli’nin Ovacık ilçesinde teröristler, AK Parti eski İl Başkanı Cihan Açıkgöz’e ait toptancı aracını ateşe vererek yaktı.

Edinilen bilgiye göre, Tunceli’den Ovacık ilçesine malzeme götüren 62 AE 419 plakalı transit minibüsün yolu, sabah saatlerinde ilçe merkezine 5 kilometre uzaklıkta bulunan Aksu Deresi civarında PKK’lı bir grup tarafından kesildi. Adı öğrenilemeyen sürücüyü araçtan indiren teröristler, aracı taradıktan sonra ateşe vererek yaktı.

Serbest bıraktıkları sürücünün haber vermesi üzerine güvenlik güçleri, ormanlık alana kaçan PKK’lılara yönelik operasyon başlattı. Yakılan aracın AK Parti eski İl Başkanı ve iki dönem milletvekili adayı olan Cihan Açıkgöz’e ait olduğu öğrenildi.

Öte yandan, dün gece 01.10’da Ovacık ilçe merkezinde çöp kutusuna bırakılan ses bombası patladı. Olayda ölen ya da yaralan olmadığı öğrenildi.

Bülent Arınç bu soruya cevap vermedi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Elazığ Valisi Muammer Erol’u ziyaret etti.

Ankara’dan, aralarında Danıştay Başkanı Hüseyin Karakulukçu ile İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın da aralarında bulunduğu bir gurup heyetle, Fırat Üniversitesi Aysun Küçükel-Ahmet Küçükel İlahiyat Fakültesi’nin açılışını yapmak üzere Elazığ’a gelen Arınç, Vali Muammer Erol ile makamında görüştü.

Arınç, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Elazığ’ı çok sevdiğini, çocukluğunun bu ilde geçtiğini belirterek, kendisiyle birlikte yanında ağabeyi ve yeğeninin de bulunduğunu söyledi.

HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un AK Parti’ye geçeceğine yönelik iddiaların hatırlatılması üzerine de, Arınç, iç politakaya yönelik bir soruyu valilik makamında cevaplandırmak istemediğini söyledi.

-Küçük kız kardeşimin mezarı Elazığ’da-

Arınç, bir başka gazetecinin, ”Mezar ziyaretinde bulunacaksınız. Kardeşinizin mezarı buradaymış. Onun hikayesini öğrenebilir miyiz” sorusu üzerine de, küçük kız kardeşinin mezarının Elazığ’da olduğunu söyledi.

1954-1959 yılları arasında, babasının jandarma astsubay olarak görev yaptığı dönemde, Elazığ’da yaşadıklarını belirten Arınç, ”Nailbey Mahallesi’nde uzun süre oturduk, daha sonra Yenimahalle’de oturduk. Biz dört erkek kardeşiz ama 1956’da küçük bir kız kardeşimiz oldu. Annemin rahatsızlığı sebebiyle, kız kardeşimiz vefat etti. Mezarının Sürsürü Mezarlığı’nda olduğunu biliyoruz ama nerede yatıyor, çünkü küçük bir çocuk gömüldüğü zaman başında işaret olur, olmaz, onları hiç bilmiyorduk. Geçen dönem il başkanımız Ali Şerifoğuları, bir vesileyle izini sürdü ve yerini buldu. Başına da bir kitabe koymuş. Bugün ziyaret edeceğiz” dedi.

Erdoğan, AK Partili gençlere sürpriz yaptı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yarın düzenlenecek AK Parti Ankara İl Başkanlığı 4. Olağan Kongresi için şehirde süsleme yapan gençlere kolaylıklar diledi. 

Başbakan Erdoğan, Resmi Konut’tan ayrıldıktan sonra Keçiören’deki evine giderken Ulus Rüzgarlı dolmuş durakları yakınında süsleme yapan partili gençleri görünce aracını çevirerek yanlarına gitti.

AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Zafer Çubukçu, Ankara İl Gençlik Kolları Başkanı Yusuf Alperen Ayar ve Çankaya ilçe gençlik kolları üyesi gruptakilerle bir süre sohbet eden Erdoğan, onlara kolaylıklar diledi. 

Başbakan Erdoğan’ın ayrılışı sırasında gençler ”Seninleyiz her zaman, Recep Tayyip Erdoğan” şeklinde tezahüretta bulundu. Gençler daha sonra AA muhabirine yaptığı açıklamada Başbakan Erdoğan’ın yolunu değiştirerek yanlarına gelmiş olmasının kendileri için büyük bir sürpriz olduğunu ve bundan büyük mutluluk duyduklarını belirttiler.

Erdoğan, AK Partili gençlere sürpriz yaptı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yarın düzenlenecek AK Parti Ankara İl Başkanlığı 4. Olağan Kongresi için şehirde süsleme yapan gençlere kolaylıklar diledi. 

Başbakan Erdoğan, Resmi Konut’tan ayrıldıktan sonra Keçiören’deki evine giderken Ulus Rüzgarlı dolmuş durakları yakınında süsleme yapan partili gençleri görünce aracını çevirerek yanlarına gitti.

AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Zafer Çubukçu, Ankara İl Gençlik Kolları Başkanı Yusuf Alperen Ayar ve Çankaya ilçe gençlik kolları üyesi gruptakilerle bir süre sohbet eden Erdoğan, onlara kolaylıklar diledi. 

Başbakan Erdoğan’ın ayrılışı sırasında gençler ”Seninleyiz her zaman, Recep Tayyip Erdoğan” şeklinde tezahüretta bulundu. Gençler daha sonra AA muhabirine yaptığı açıklamada Başbakan Erdoğan’ın yolunu değiştirerek yanlarına gelmiş olmasının kendileri için büyük bir sürpriz olduğunu ve bundan büyük mutluluk duyduklarını belirttiler.