Bahri Savcı Kimdir Kısaca

Bahri Savcı Kimdir


Bahri Savcı Kimdir Hayatı

Bahri Savcı 1914 doğumlu siyaset bilimcisidir.Basri Savcı Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi.Basri Savcı Aynı fakülteye öğretim üyesi olarak girdi ve 1945 yılında profesör oldu.

Basri Savcı Kurucu Meclis’te Üniversite Temsilciliği (6 Ocak 1961 – 15 Ekim 1961) ve aynı mecliste 1961 Anayasası’nı hazırlayan komisyonda bulundu. 9 Mart 1971 cuntacılarının hazırladıkları Devrim Konseyi ve Bakanlar Kurulu listesi içerisinde ismi bulunduğu iddia edildi.12 Mart döneminde tutuklandı. Basri Savcı 1983 yılında 1402 Sayılı Sıkıyönetim Yasası’na dayanılarak öğretim üyeliğinden uzaklaştırıldı. Ayrıca Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyelerindendir.

2012 Beşiktaş Teknik Direktörü

Beşiktaş’ın yeni teknik direktörü bugün belli oluyor. Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman’ın Mustafa Denizli ile her konuda anlaşıldığı bilgisine ulaşıldı. Beşiktaş Kulübünden bugün içerisinde konu ile ilgili açıklama yapılacağı öğrenildi.

Geçtiğimiz hafta Mustafa Denizli ile görüşen, ancak anlaşma sağlayamayan Beşiktaş yönetimi, Samet Aybaba ile el sıkıştı.

İnsanın Evrendeki Yeri

İnsanın Evrendeki Yeri nedir
İnsanın Evrendeki Yeri ve önemi

Bilinci itibariyle insanın, Evrendeki yeri ne? İnsan bilinciyle, evreni meydana getiren bilincin bağlantı noktası var mı, varsa ne şekilde?
Fizik bedenin yer ve zaman olarak evrende bir sınırı düşünülebilir. Oysa, bilinç için ne mekansal, ne de zamansal bir sınır tanıyamıyoruz. Yani, bilinç, fizik evrenle kayıtlı bir yapı değil! Bu demek ki, bilince göre evren, yani bilincin kendi evreni, gözün evreniyle, gözle algıladığımız maddelerden oluşmuş yapıyla sınırlı değil. O halde önce, evrenin gerçek yapısı hakkında düşünmemiz gerekiyor. Nedir, evren, gerçekte?

Hemen hatırlayalım. Aslında bizim, evren diye isimlendirdiğimiz nesnelerden ibaret olan şu içinde olduğumuz yapı, sadece 5 duyumuzun duyarlılık kapasitesine göre algılayabildiğimiz bir kesittir. Tüm bu nesneler ve tüm bu dünyamız, duyularımızın sınırları içerisinde kalan kesitsel yapıdır. Duyularımızın duyarlılık sınırları dışında kalan yapıdan ise habersiziz. Örneğin gözün algılayabildiği, gözün duyarlılık sınırları içerisinde kalan dalgaboyları, gerçekte varolan sayısız dalgaboyları içerisinde çok çok küçük bir kesittir. Öyle ki, gözün tespit edebildiği ve şu anda görmekte olduğumuz nesneler, aslında, evrende varolan sayısız dalgaboyları, sayısız imajlar içerisinde, çölde bir kum tanesi misali kadardır.

Oysa, 5 duyu verilerinden yola çıkmak suretiyle, bilimsel veriler ışığında evrenin gerçek yapısını düşüncemizle keşfetmeye başladığımızda, görüyoruz ki evren, gerçekte içinde boşluğu olmayan tümel bir enerji kütlesi. Orijinal yapıda öylesine bir bütünsellik var ki, gözünüze göre, sizinle, şu anda elinizdeki bu sayfalar (veya ekran) arasında bir boşluk var gibi görünse de, gerçekte böyle bir boşluk yok! Çünkü bu sayfalar da, ekran da, sizin bedeniniz de, aradaki hava da, sırf atomlardan oluşmaktadır ve atomsal düzeyde birbirleri arasında bir sınır, bir ayrılık yoktur…
Eğer daha da ileri giderek evrenin atomaltı yapısını düşünmeye çalışırsak, karşılaşacağımız sonuç, bölünüp, parçalanması sözkonusu olmayan, salt bir enerji kütlesi olacaktır…
Beş duyu evrenimizde algıladığımız kesitsel imajlardan yola çıkarak gördük ki, evrenin orijinal yapısı bütünsel bir enerji kütlesidir. O halde düşünelim: Varolan herşey, bu evrensel enerjiden oluştuğuna göre, içinde yaşadığımız kesitte de gözlenen düzen, bu evrensel enerji boyutunda yürürlükte olan bir düzendir. Yani, bu evrensel enerji de, aynı zamanda, varolan düzeni yürüten evrensel bilinç orjinlidir…
Evrenimizde varolan herşey, her an, her zerresinde Evrensel Bilincin hükümlerinin yürürlükte olduğu, enerjiden oluşmuştur…
İnsan bilincine gelince… Evren tümel bir enerji yapı olduğuna göre ve evrende hükmü yürümekte olan Tek bir bilinç varolduğuna göre, hiçbir insanın, hatta hiçbir nesnenin orijinal bilinci, bu evrensel bilinçten ayrı değildir. Dolayısıyla insandaki bilinç, orjini itibariyle Evrensel Bilinçle aynı özden meydana gelmiştir ve dahi O’dur.
Kendini tanımak gayesiyle varolmuş insana açılan ufuk burasıdır: Bilincini madde evrenin bağımlılıklarından soyut bir şekilde tanıyabilmek ve böylece kendini, zaman ve mekanla kayıtlı olmayan evrensel bilinç boyutunun değerleriyle bilmek. Çünkü, evreni meydana getiren O’na giden yegane yol, insanın kendi özünden geçmektedir…
Demek ki insan, evrendeki sayısız yıldızlardan biri çevresinde dönen bir kütlenin üzerinde yaşayan, bedenden ibaret madde yapılı bir varlık değil; gerçekte, Evreni meydana getiren BİLİNÇ ve GÜÇ’ün varlığıyla oluşmuş, tüm evrensel sırları kendinde bulabilecek kapasitede varolmuş bir bilinç yapıdır. Evren, bir galaksi veya bir insan bilinci aynı orijinlidir.
Madde boyutundaki yaşamın terkedilmesiyle, kaçınılmaz bir biçimde insan, kendisini bu orijinal bilinç boyutunun değerleriyle bulacaktır. Ancak bu boyutu ne şekilde değerlendirebileceği, dünya yaşamındayken kendini tanıyabilmesi ve hazırlayabilmesi ölçüsünde olabilecektir.
Bilinç, eğer kendi evreninin değerlerini ortaya koyabilirse, sınırsızlıkta her an yeni bir özelliğini gözlemleyerek kendi sonsuzluğunu yaşayabilecektir. İnsan için en büyük felaket ise, beş duyu verileriyle bloke olmuş bir bilinçle, kendisini aynada gördüğü bir bedenden ibaret sanarak dünya yaşamının sona ermesidir…
Sonsuzluğu yaşamak üzere varken, toplumsal şartlanmalar ve bedensel bağımlılıklardan kurtulamamış bir bilinçle, yaşamın sonluluğa mahkum olması ne acıdır. Eğer ifade etmek istediğimiz değer, zaman ve mekana bağlı olarak değişim göstermiyorsa, onun EVRENSEL oluşundan sözedebiliriz. Aksi halde, şartlanma ve bağımlılıklar blokajından kurtulamamış, bilinç boyutunun sınırsız değerleriyle yaşamaktan uzak bir haldeyken, bireysel, geçici dünya değerleri için “sonsuz,” veya “evrensel” gibi tanımlamaları kullanmakla, sadece kuru bir lakırdı etmiş oluruz…

alıntı

Ayrılıyorum…

Bazen dostlarim soruyorlar…
ne zamandır yanlızsın.
sahi ne siz ne zaman ayrilmiştiniz diye
ocak diyorum buz gibi bir kıştı..
bir pencerenin önünde duydum ayrilik haberini.
“o artik yok.” gibi bir cümle döküldü dudaklarimdan…
efkar..

Dostlarim soruyor bazen siz ne zaman ayrilmiştiniz diye
ağustos diyorum kan ter içerisinde kalmiştim.
ellerimden poşet gibi torba gibi önemsiz birşey kayip gidiverdi..

dostlarim bazen soruyorlar ne zaman ayrildiniz siz sahi.
bahar diyorum bazi çiçekler açıp açmamakta kararsizdi.
geçikmiş yağmurlar vardi..
birden bire gitti…

dostlarim soruyor bazen ne zaman ayrilmıştınız diye;
son bahar diyorum.. galiba eylül
baba olmayi bekleyen gözleri ışık ışık
avazi cıktıgı kadar bağirmayi hazırlanan neşe içerisinde bir adamdım…
anneyi ve bebeği kaybettik. dedi
sana çok benzeyen bir hemşire

dostlarim soruyorlar ne zamandır yanlızsın
ne zaman ayrildin sen diye..
biLmiyorum…
herzaman soruldugunda yalan söylüyorum..
galiba ben her sabah uyandigimda senden yine ayriliyorum..

Ruj diş çürütür mü

Ruj diş çürütüyormu
Ruj diş çürüklerine sebeb olurmu

  • Sevgili bayanlar Biz Bayanların en çok kullandığı kozmetik ürü olan ruj, her gün kullanım nedeni ile dişleri çürütüyor. Rujun içinde bulunan parafin maddesi, sık kullanım sonucunda dudakta biriken bu maddeler, dişlerin çürümesine neden olurken diş minelerine de zarar veriyor.

Parafin adı verilen madde dişlere yapışıyor ve yiyecek kalıntıları, parafin sayesinde dişe yapışıyor. Dişe yapışan yemek kalıntıları ile birlikte diş üzerinde bir çok bakteri oluşuyor ve diş çürümesine neden oluyor.

Sürekli olarak ruj kullanan kişilerin dişlerine yapışan parafin, dişler üzerinde gözle görülemeyecek kadar küçük çatlaklar oluşturuyor ve bu çatlaklar dişlerin içerden çürümesine neden oluyor.
Uzmanlar çürüklerden kurtulabilmek için gün içerisinde, günde iki kere dişlerin fırçalanması gerektiğini belirtiyor.
Alıntıdır

Kadınlarda Pembe Akıntı Neden Olur

Kadınlarda Pembe Akıntı Neden Olur
Kadınlarda Pembe Akıntı Nedeni

Kadınlarda pembe akıntı;
İmplantasyon kanamaları beklenen adet tarihi ile hemen hemen aynı günlerde gerçekleştiğinden adet görmeyle karıştırılabilmektedir. Fallop tüpü içerisinde karşılan sperm ve yumurta birleşerek çoğalmaya ve endometrium (rahim iç tabakası) içine doğru hızla ilerlemeye başlar. Çeşitli aşamalardan geçerek blastosist aşamasına gelen bebek rahim duvarı içerisinde en uygun gördüğü yere yerleşir ve çoğalmaya devam eder. Blastosistin rahim duvarına yerleşirken kılcal damarlara denk gelmesi implantasyon kanamasına neden olur. Genellikle açık pembe veya kahverengi olur ve ne kadar devam edeceği kadından kadına farklılık gösterir.

Bazı kadınlar implantasyon kanamasını hamilelik lekelenmesi olarak adlandırsalar da bu ikisi aynı şey değildir. Hamileliğin başlarında lekelenmeler çeşitli nedenlerden dolayı olabilir ve her kanama mutlaka implantasyon kanaması değildir.

alıntı

Regl Döneminde Yapılmaması Gerekenler

Regl Döneminde Yapılmaması Gereken Şeyler

Regl Döneminde Yapılmaması Gerekenler Nelerdir

Regl Döneminde hastalığın vücudumuzdan atmaya çalıştığı evre de bize düşen genitel bölgeyi sık sık temizleyip hijyene dikkat etmemizdir.

Regl döneminde rahim iç duvarında bulunan zar kanama yolu ile vücuttan atılmaktadır. Bu doku bakterilerin üremesi için doğal bir ortamdır ve mikrop kapma sorunları tamamen bu organdan kaynaklanmaktadır.Regl döneminde yapılan banyoların ayakta yapılması önerilir ya da kimsenin kullanmadığı bir oturak kullanılarak banyo yapılması gerektiği uzmanlar tarafında vurgulanmaktadır.

Regl döneminde kullanılan pedlerin mutlaka hijyenik olması gerekmektedir. Gün içerisinde pedleri sık sık değiştirmeniz ve açık pedleri kullanmamanız önerilmektedir. Adet dönemleri için özel olarak üretilen ve ambalaj içerisinde satılan pedleri kullanmaya özen göstermelisiniz.