‘Şike davası’nda tahliye kararı çıktı

Özel yetkili
İstanbul
16.
Ağır Ceza Mahkemesi
, “Futbolda Şike” davası kapsamında tutuklu bulunan
Fenerbahçe
Kulübü Başkanı tutuklu sanıklar
Aziz Yıldırım
, Olgun Peker, İlhan Ekşioğlu ve Yusuf Turanlı’nın tahliyesine karar verdi. Yıldırım, örgüt kurmak suçundan 2 yıl 6 hapis, şike suçundan ise 3 yıl 9 ay hapis ve 1 milyon TL para cezası aldı.
 
Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, “Bu yargılama sürecinde yoğun çalıştık. Hakimlerimiz benden çok daha fazla emek sarfettiler. Onların büyük emeği oldu. Biz de duruşmayı idare etmeye çalıştık. Heyet olarak tek tek bütün sanıkların eylemlerini inceledik. Umuyorum bir hata yapmamışızdır. Yapmışsak da bunun yasal yolları var” dedi.

Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı

TBMM Genel Kurulu’nda, 3. Yargı Paketi olarak adlandırılan tasarının 3. bölümünde yer alan maddeleri kabul edildi.

”Temel kanun” olarak ele alınan ve 4 bölümden oluşan tasarının kabul edilen 3. bölümüne göre, Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecek.

Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilecek. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkansız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunlu olacak. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemeyecek.

Rekabet Kurumu ve Şeker Kurumu’nun nihai kararlarına karşı Danıştay yerine idare mahkemesinde dava açılabilecek. Kurul kararlarına karşı açılan her türlü dava, öncelikli işlerden sayılacak. İdari para cezaları dahil, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından alınan bütün kararlara karşı açılan iptal davaları da Danıştay yerine yetkili idare idare mahkemesinde açılabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun sektörle ilgili işlemlerine karşı açılacak davalar ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun düzenleyici ve denetleyici nitelikteki kararlarına karşı, Danıştay yerine yetkili idare mahkemesinde dava açılabilecek.

Ağır ceza mahkemesinde görülecek davalar

TMK 10. maddesinin başlığı, ”Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” olarak değiştiriliyor. TMK kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar, Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine, HSYK tarafından yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülecek. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri, Adli Yargı Adalet Komisyonu’nca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemeyecek. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklı kalacak.

TMK kapsamına giren suçlarla ilgili olarak soruşturma, HSYK’ca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılacak. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başka mahkemelerde ve işlerde görevlendirilemeyecek.

Savcılar izne bağlı olmadan soruşturma yapabilecek

Türk Ceza Kanunu’nun(TCK), ”Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak”, ”Anayasayı ihlal”, ”Yasama organına karşı suç”, ”Hükümete karşı suç”, ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan” ”Silahlı örgüt”, ”Silah sağlama” ve ”Suç için anlaşma” maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlemiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacak. Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi hükmü saklı olacak. Bu kanunun 26. maddesi, ”MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması, Başbakanın iznine bağlıdır” hükmünü içeriyor.

Yürütülen soruşturmalarda hakim tarafından verilmesi gerekli kararları alma, bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hakim görevlendirilecek.

Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamanın ardından itibaren 48 saat saati geçemeyecek.

Soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecekse yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkında, Cumhuriyet savcısının emri ile sadece bir yakınına bilgi verilecek.

Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim kararıyla 24 saat süreyle kısıtlanabilecek. Bu zaman zarfında ifade alınamayacak.

Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılacak. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkartılan davetiye veya çağrı kağıdı, kolluk görevlisinin iş adresine tebliğ edilecek. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında işyeri adresi gösterilecek.

Güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilecek. Açılan davalara adli tatilde de bakılacak.

Ağır ceza mahkemelerinde görülecek davalar

TCK’da yer alan örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla ilgili açılan davalar, ağır ceza mahkemelerinde görülecek.

”Temel milli yararlara karşı hakaret”, ”Halkı askerlikten soğutma”, ”Askerleri itaatsizliğe teşvik”, ”Savaşta yalan haber yayma”, ”Seferberlikle ilgili görevin ihmali”, ”Düşmandan unvan ve benzeri payeler kabulü” ve ”Askeri yasak bölgelere girme” suçları hariç, ağır ceza mahkemelerinde görülecek diğer davalar ise şunlar:

”Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak”, ”Düşmanla işbirliği yapmak”, ”Devlete karşı savaşa tahrik”, ”Yabancı devlet aleyhine asker toplama”, ”Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma”, ”Düşman devlete maddi ve mali yardım”, ”Anayasayı ihlal”, ”Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı”, ”Yasama organına karşı suç”, ”Hükümete karşı suç” , ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan”, ”Silahlı örgüt”, ”Silah sağlama”, ”Suç için anlaşma”, ”Askeri komutanlıkların gasbı”, ”Yabancı hizmetine asker yazma, yazılma”, ”Savaş zamanında emirlere uymama”, ”Savaş zamanında yükümlülükler”, ”Devletin güvenliğine ilişkin belgeler”, ”Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” ”Siyasal veya askeri casusluk”, ”Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama”, ”Gizli kalması gereken bilgileri açıklama”, ”Uluslararası casusluk”, ”Devlet sırlarından yararlanma”, ”Devlet hizmetlerinde sadakatsizlik”, ”Yasaklanan bilgileri temin”, ”Yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini”, ”Yasaklanan bilgileri açıklama”, ”Yasaklanan bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama”, ”Taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi”, ”Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma.”

Çoçuklara uygulanmayacak

Bu suçlarda Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen tutuklama süresi 2 katı olacak. Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemelerde yargılanamayacak. Bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar için uygulanmayacak.

Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak günlük süreli yayınlar yönünden 4 ay, diğer basılmış eserler yönünden 6 ay içinde açılması zorunlu olacak. Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi duracak. Durma süresi 4 ayı geçemeyecek.

Haberleşmenin gizliliğinin ihlali

Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, ceza bir kat artırılacak.

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa edenlere, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, 1 yıldan 3  yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İfşa edilen bu verilerin basın yayın yoluyla yayınlanması halinde de aynı ceza uygulanacak.

Kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişiye, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 4000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kişiye, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Gizlilik, görüntü veya seslerin kayda alınmasıyla ihlal edilirse ceza bir kat artırılacak.

Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası alacak. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde aynı ceza uygulanacak.

Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı

TBMM Genel Kurulu’nda, 3. Yargı Paketi olarak adlandırılan tasarının 3. bölümünde yer alan maddeleri kabul edildi.

”Temel kanun” olarak ele alınan ve 4 bölümden oluşan tasarının kabul edilen 3. bölümüne göre, Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecek.

Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilecek. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkansız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunlu olacak. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemeyecek.

Rekabet Kurumu ve Şeker Kurumu’nun nihai kararlarına karşı Danıştay yerine idare mahkemesinde dava açılabilecek. Kurul kararlarına karşı açılan her türlü dava, öncelikli işlerden sayılacak. İdari para cezaları dahil, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından alınan bütün kararlara karşı açılan iptal davaları da Danıştay yerine yetkili idare idare mahkemesinde açılabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun sektörle ilgili işlemlerine karşı açılacak davalar ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun düzenleyici ve denetleyici nitelikteki kararlarına karşı, Danıştay yerine yetkili idare mahkemesinde dava açılabilecek.

Ağır ceza mahkemesinde görülecek davalar

TMK 10. maddesinin başlığı, ”Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” olarak değiştiriliyor. TMK kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar, Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine, HSYK tarafından yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülecek. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri, Adli Yargı Adalet Komisyonu’nca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemeyecek. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklı kalacak.

TMK kapsamına giren suçlarla ilgili olarak soruşturma, HSYK’ca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılacak. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başka mahkemelerde ve işlerde görevlendirilemeyecek.

Savcılar izne bağlı olmadan soruşturma yapabilecek

Türk Ceza Kanunu’nun(TCK), ”Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak”, ”Anayasayı ihlal”, ”Yasama organına karşı suç”, ”Hükümete karşı suç”, ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan” ”Silahlı örgüt”, ”Silah sağlama” ve ”Suç için anlaşma” maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlemiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacak. Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi hükmü saklı olacak. Bu kanunun 26. maddesi, ”MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması, Başbakanın iznine bağlıdır” hükmünü içeriyor.

Yürütülen soruşturmalarda hakim tarafından verilmesi gerekli kararları alma, bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hakim görevlendirilecek.

Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamanın ardından itibaren 48 saat saati geçemeyecek.

Soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecekse yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkında, Cumhuriyet savcısının emri ile sadece bir yakınına bilgi verilecek.

Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim kararıyla 24 saat süreyle kısıtlanabilecek. Bu zaman zarfında ifade alınamayacak.

Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılacak. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkartılan davetiye veya çağrı kağıdı, kolluk görevlisinin iş adresine tebliğ edilecek. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında işyeri adresi gösterilecek.

Güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilecek. Açılan davalara adli tatilde de bakılacak.

Ağır ceza mahkemelerinde görülecek davalar

TCK’da yer alan örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla ilgili açılan davalar, ağır ceza mahkemelerinde görülecek.

”Temel milli yararlara karşı hakaret”, ”Halkı askerlikten soğutma”, ”Askerleri itaatsizliğe teşvik”, ”Savaşta yalan haber yayma”, ”Seferberlikle ilgili görevin ihmali”, ”Düşmandan unvan ve benzeri payeler kabulü” ve ”Askeri yasak bölgelere girme” suçları hariç, ağır ceza mahkemelerinde görülecek diğer davalar ise şunlar:

”Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak”, ”Düşmanla işbirliği yapmak”, ”Devlete karşı savaşa tahrik”, ”Yabancı devlet aleyhine asker toplama”, ”Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma”, ”Düşman devlete maddi ve mali yardım”, ”Anayasayı ihlal”, ”Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı”, ”Yasama organına karşı suç”, ”Hükümete karşı suç” , ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan”, ”Silahlı örgüt”, ”Silah sağlama”, ”Suç için anlaşma”, ”Askeri komutanlıkların gasbı”, ”Yabancı hizmetine asker yazma, yazılma”, ”Savaş zamanında emirlere uymama”, ”Savaş zamanında yükümlülükler”, ”Devletin güvenliğine ilişkin belgeler”, ”Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” ”Siyasal veya askeri casusluk”, ”Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama”, ”Gizli kalması gereken bilgileri açıklama”, ”Uluslararası casusluk”, ”Devlet sırlarından yararlanma”, ”Devlet hizmetlerinde sadakatsizlik”, ”Yasaklanan bilgileri temin”, ”Yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini”, ”Yasaklanan bilgileri açıklama”, ”Yasaklanan bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama”, ”Taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi”, ”Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma.”

Çoçuklara uygulanmayacak

Bu suçlarda Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen tutuklama süresi 2 katı olacak. Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemelerde yargılanamayacak. Bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar için uygulanmayacak.

Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak günlük süreli yayınlar yönünden 4 ay, diğer basılmış eserler yönünden 6 ay içinde açılması zorunlu olacak. Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi duracak. Durma süresi 4 ayı geçemeyecek.

Haberleşmenin gizliliğinin ihlali

Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, ceza bir kat artırılacak.

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa edenlere, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, 1 yıldan 3  yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İfşa edilen bu verilerin basın yayın yoluyla yayınlanması halinde de aynı ceza uygulanacak.

Kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişiye, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 4000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kişiye, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Gizlilik, görüntü veya seslerin kayda alınmasıyla ihlal edilirse ceza bir kat artırılacak.

Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası alacak. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde aynı ceza uygulanacak.

3. yargı paketi Meclis’e geldi

TBMM Genel Kurulu’nda, ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 82. ve 106. maddelerini kapsayan 4. bölümün görüşmeleri devam ediyor.

AK Parti’nin 94. maddeye ilişkin verdiği önerge kabul edildi.

Buna göre, her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılacak.

Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenecek, kaydedilecek ve saklanacak.

Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilecek ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilecek.

Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar, elektronik ortamda düzenlenecek, işlenebilecek, saklanabilecek ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilecek.

Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar, diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilecek. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyecek ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmeyecek.

Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilecek.

Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılacak ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilecek.

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda bitecek.

Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adli sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmeyecek. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler aynca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmeyecek.

AA

3. yargı paketi Meclis’e geldi

TBMM Genel Kurulu’nda, ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 82. ve 106. maddelerini kapsayan 4. bölümün görüşmeleri devam ediyor.

AK Parti’nin 94. maddeye ilişkin verdiği önerge kabul edildi.

Buna göre, her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılacak.

Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenecek, kaydedilecek ve saklanacak.

Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilecek ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilecek.

Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar, elektronik ortamda düzenlenecek, işlenebilecek, saklanabilecek ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilecek.

Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar, diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilecek. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyecek ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmeyecek.

Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilecek.

Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılacak ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilecek.

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda bitecek.

Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adli sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmeyecek. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler aynca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmeyecek.

AA

3. yargı paketi Meclis’e geldi

TBMM Genel Kurulu’nda, ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 82. ve 106. maddelerini kapsayan 4. bölümün görüşmeleri devam ediyor.

AK Parti’nin 94. maddeye ilişkin verdiği önerge kabul edildi.

Buna göre, her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılacak.

Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenecek, kaydedilecek ve saklanacak.

Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilecek ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilecek.

Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar, elektronik ortamda düzenlenecek, işlenebilecek, saklanabilecek ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilecek.

Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar, diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilecek. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyecek ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmeyecek.

Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilecek.

Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılacak ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilecek.

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda bitecek.

Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adli sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmeyecek. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler aynca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmeyecek.

AA

CHP, MHP ve BDP’nin önergesine red!

Genel Kurul’da ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 97. maddesi üzerinde CHP, MHP ve BDP ayrı ayrı, ”12 Haziran 2011 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde milletvekili seçilen ve halen TBMM üyesi olan tutuklu milletvekilleri, tutuksuz yargılanmak üzere salıverilir” ibaresini içeren önerge verdi.

Önergenin oylamaya sunulmasından önce yerinden söz alan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Bir takım bürokratlar için kalkan eller, milletvekilleri için de kalkmalı. Önergeler bu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarına olanak sağlıyor” dedi.

Genel Kurul’da yapılan oylamada, önergeler kabul edilmedi.

Tasarı üzerindeki görüşmeler, 4. bölümdeki 99. madde üzerinde sürüyor.

AA

CHP, MHP ve BDP’nin önergesine red!

Genel Kurul’da ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 97. maddesi üzerinde CHP, MHP ve BDP ayrı ayrı, ”12 Haziran 2011 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde milletvekili seçilen ve halen TBMM üyesi olan tutuklu milletvekilleri, tutuksuz yargılanmak üzere salıverilir” ibaresini içeren önerge verdi.

Önergenin oylamaya sunulmasından önce yerinden söz alan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Bir takım bürokratlar için kalkan eller, milletvekilleri için de kalkmalı. Önergeler bu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarına olanak sağlıyor” dedi.

Genel Kurul’da yapılan oylamada, önergeler kabul edilmedi.

Tasarı üzerindeki görüşmeler, 4. bölümdeki 99. madde üzerinde sürüyor.

AA

MHP ile BDP arasında ‘Katil Öcalan’ kavgası

Tasarının 3. bölümü üzerinde konuşan CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Genel Kurul’da ”boş sıralar” olduğunu ifade etti. Tarhan, kendisine laf atan AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e, ”parazit yapmayın” derken, Başkanvekili Mehmet Sağlam’a ”Susturacak mısınız paraziti?” diye sordu.

Bu sırada bazı CHP milletvekillerinin yerlerinden kalkarak kendisine tepki göstermesi üzerine Metiner, ”Gel, gel” karşılığını verdi.

İktidarın kendi yarattığı canavarın denetlenemez hale geldiğini savunan Tarhan, ”Bozdağ, bizi polis devletiyle yönettiğini itiraf etti. Çünkü korku dağları bekliyor. Yoksa neden şimdi? Belliki bir şeyler çeviriyorsunuz. ‘Sıra Başbakan’a gelir’ diye çok korktunuz. Bunca milletvekili, gazeteci, öğrenci bir müsteşar etmezmiş. Hangi pazarlıkların aslında devrede olduğunu biliyoruz” dedi.

AK Parti’li bazı milletvekilleri de Tarhan’a tepki gösterdi.

-”Sizi mahcup edecek tablo çıkar”-

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bölüm üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlarken, ”Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün tutuklanması” ile ilgili bir soruya karşılık, konuyu, adaletin geçmişten bugüne izlediği seyri vakalar üzerinden anlatabileceğini belirtti.

”Bu süreci paylaşmak size çok bir şey getirmeyecek” diyen Ergin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Bu ülkede şiir okuduğu için hapse mahkum edilen siyasetçi, yine seçime girmek üzereyken operasyonla seçime sokulmayan genel başkan, sizlerin yargıya olan güvenini zedelemedi. Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı da sizin yargıya olan güveninizi zedelemedi. Yüzde 47 oy alan bir parti hakkında seçimlerden 8 ay sonra kapatma davası açılması, sizlerin yargıya olan güveninizi zedelemedi. Bunların hiçbirine karşı çıkmadınız bugüne kadar.

TBMM’nin üye seçtiği bir Anayasa Mahkemesi, 22 üyesinin 16 üyesi yargı mensuplarınca seçilen HSYK, karar sayılarını üçe katlayan Yargıtay, AİHM içtihatlarına uyum sağlamaya çalışan yargı, darbe ve muhtıralara selam durmayan, brifing almayan, hesap soran yargı bugün size güven vermemektedir. Seçimlerde milletten almadığı yetkiyi yargı üzerinden devşirip toplum mühendisliği yapanlar, yargının bugün geldiği durumdan son derece rahatsızdır. Bunun kaynağını da çok iyi anlıyorum. Yargıda kadrolaşma ve siyasallaşmayı tartışacaksak sizi mahcup edecek tablo çıkar. Eğer yargıda kadrolaşma ve siyasallaşmadan bahsedeceksek herkesin önce aynaya bakması lazım, sonra AK Parti’ye laf söylemesi lazım.”

-”Polemikten sorumlu bakan”-

Ergin’in ardından söz alan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, ”Erdoğan’ın seçilmesinin önündeki yasak CHP desteğiyle kaldırılırken Silivri’de yargılananlar sizin vicdanınızı kanatmıyor mu? Pankart astığı için terör örgütü üyesi olarak 9 yıla mahkum olan öğrenciler, vicdanınızı sızlatmıyor mu? Aynı HSYK’nın atadığı hakimler ne zamanki MİT mensupları ve Başbakan’a ulaşmaya başladı, saygı duyduğunuz HSYK’nın hakimlerini, savcılarını değiştirmek için burada bir gecede yasa çıkarmadınız mı? MİT mensupları nedeniyle ‘Başbakan tehlikede’ diye bu yasayı çıkarırken, Silivri’de yargılananlar aklınıza gelmedi mi? Deniz Feneri davası savcılarını utanmadan bir gecede görevden almadınız mı? Sayın Bakan adaletten değil, polemikten sorumlu bakandır” diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da Bakan Ergin’e, ”Milletvekillerinin sorularını yanıtlamayarak millete hakaret ediyorsunuz, aynen iade ediyorum” dedi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ise her milletvekilinin milletin iradesiyle geldiğini belirterek, zaman zaman kendilerine yönelik konuşanların, milletin iradesini unuttuğunu söyledi.

Kaplan’ın, kendi inanç ve değerlerine saygısızlık edildiğini savunarak, ”Kimse Kürt liderlerine karşı konuşurken hakaret edemez” demesine MHP’li Vural, ”Katile katil…” diye bağırdı.

Kaplan’ın, ”Koalisyon Hükümeti döneminde Abdullah Öcalan ile ilgili protokolün açıklanmasını istiyorum” demesine, MHP’li Vural ve milletvekilleri tepki gösterdi.

AK Parti’den seçimleri öne alma sinyali

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, ”Ana muhalefet ve muhalefet partilerinin düşüncesi, ‘kış şartlarında değil de sonbaharda seçim yapılsın’ ise o zaman yetkili organlarımızda bunu değerlendirir, TBMM’de bir anayasa değişikliğiyle seçimler öne alınabilir” dedi.

AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı’nca Kocaeli’de düzenlenen ”2. Bölge Yerel Yönetimler Toplantısı”nda konuşan Tanrıverdi, parti içinde yapılan bu toplantıların önemli olduğuna dikkati çekerek, toplantılar sayesinde parti üyelerinin bir birleriyle hasret gidermelerine vesile olduğunu söyledi.

Birlik ve beraberlik duygularının geliştirilmesinde toplantıların katkısının olduğunu belirten Tanrıverdi, teşkilat üyelerinin birbirleriyle bilgi birikimlerini paylaştıklarını kaydetti.

Tanrıverdi, toplantıya katılan her üyenin sıkıntısını dile getirebildiğini ifade ederek, ”Bazı konuları konuşacağız, onları alıp değerlendireceğiz ve stratejimizi belirleyeceğiz. Belediye başkanlarımız burada yaptıkları örnek hizmetleri ortaya koyacaklar. Diğer dinleyen belediye başkanlarımız bu konularda not alacak. Eğer o konularda geri kalmışlarsa projeyi kendisine uyarlayacak. Böylece yapılmış yanlışları yapmamış olacağız” diye konuştu.

Yaptıkları toplantılarda yeni kent politikaları oluşturduklarını dile getiren Tanırverdi, yerel yönetimlerin dinamik yapıya sahip olmaları dolayısıyla kendilerinin politikalarını yenilemek zorunda olduklarını söyledi.

Kent politikalarının oluşturulmasında bu tür toplantıların yararlı olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, şunları kaydetti:

”Biz her zaman şunu söylüyoruz ‘Kenti kendimiz değil, kentliyle birlikte yönetiyoruz’ dolayısıyla kenti kentliyle birlikte yönettiğimiz zaman kentte yaşayan hemşehrilerimizin memnun olacağı hizmetleri ortaya koymuş oluruz. Görevimiz bir şehri imar etmek ve hemşehrilerimizin gönlünü ihya etmektir. Kentin, kentte yaşayan hemşehrilerimizin gönlünün ihyası elbette birlikte yönetmekten geçer. Yeni kent politikalarının oluşturulması noktasında bu toplantıları önemli bir fırsat olarak görmeliyiz.”

-”Seçimler öne alınabilir”-

Tanrıverdi, 2014 yerel seçimlerinin Türkiye açısından önemli olduğuna işaret ederek, bu seçimlerin ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacağını ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Cumhurbaşkanı’nı halkın seçeceğini hatırlattı. Tanrıverdi, ”Halkımızın seçeceği Cumhurbaşkanı’nın seçimine katkı vermemiz gerekiyor” dedi.

Bu seçimlerin ardından 2015 yılında genel seçimlerin yapılacağını belirten Tanrıverdi, şöyle konuştu:

”Gerçi biz, seçimler için değil, gelecek nesiller için çalışan bir parti olarak her zaman seçime hazırız. Kimi zaman ana muhalefet partisinin milletvekillerinden ya da temsilcilerinden ‘Mart’ta seçim mi olur’. Özellikle 2009 yerel seçimlerinde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin kış şartlarında dağa çarpıp vefat etmesiyle o zaman herkes ‘Bu kış günlerinde seçim mi olur, son bahara alınmalıdır’ diyordu.

AK Parti iktidarının döneminde seçimler her defasında zamanında yapılmıştır ve Türkiye’de böyle bir alışkanlık kazandırılmıştır. Dolayısıyla biz, süresinde yapılmasını isteriz. Ana muhalefet ve muhalefet partilerinin düşüncesi ‘kış şartlarında değil de sonbaharda seçim yapılsın’ ise o zaman yetkili organlarımızda bunu değerlendirir, TBMM’de bir anayasa değişikliğiyle seçimler öne alınabilir.”

Tanrıverdi, Anayasa değişikliği yapmadan seçimin öne alınmasının söz konusu olamayacağını dile getirerek, ”Anayasa değişikliği için de 367 garabeti var. Dolayısıyla bu garabet nedeniyle muhalefet partileri, ana muhalefet partisi birlikte olmadan bu seçimin öne alınması mümkün olamaz. Biz ‘Seçim yarın’ dense de hazır olduğumuzu gözlemliyoruz. Kimse bizi seçimden kaçıyormuş gibi değerlendiremez. Böyle bir düşünce söz konusu olursa yetkili organlarımızla bunu değerlendirebiliriz” dedi.

Belediyelerin hizmetini kolaylaştırmak adına özellikle yaz aylarında borçlarına karşılık yapılan kesintileri durdurduklarını ifade eden Tanrıverdi, Temmuz ayı itibariyle 3 ay süreyle borçlara karşılık kesinti yapılmayacağının Bakanlar Kurulu kararından da geçtiğini ifade etti.

Bu kararın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ”çok özel” talimatıyla bu yıl gerçekleştiğini dile getiren Tanrıverdi, Başbakan Erdoğan’a bu talimatından dolayı teşekkür etti.

-Leyla Zana’nın açıklamaları-

Tanrıverdi, özellikle terör sorunu karşısında Leyla Zana’nın sözlerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek, ”Leyla Zana, bizim gönüldaşlarımızdan mı? Hayır. Dostlarımız içinde mi? Hayır. Leyla Zana ne söyledi? ‘Eğer Türkiye’nin terör sorununu çözecek biri varsa o da Recep Tayyip Erdoğan’dır’ dedi. Görüyorsunuz ki, sadece dostlarımız, gönüldaşlarımız değil, başkaları da bizim sorunları çözeceğimizi ifade ediyor. Ne yaptığımızı görmeli, farkında olmalıyız” ifadesini kullandı.

Demokratikleşmeden insan hak ve özgürlüklerine, 2B arazilerinden sosyal güvenlik gelir borçlarına, kredi kartı mağdurlarından adalet sistemindeki eksikliklere kadar her türlü alanda yeniden bir yapılanma içerisinde olduklarını anlatan Tanrıverdi, Son olarak afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi yasasıyla şehirlerdeki çarpık ve bozuk yapılaşmayı önleyeceklerini kaydetti.

Tanrıverdi, kentsel dönüşümdeki hedeflerinin, şehirleri zeminden ziyade, depreme dayanıksız binalardan kurtarmak olduğunu ifade etti.

Yaz sezonuna girilmesiyle festivallerin arttığına dikkati çeken Tanrıverdi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Festival bizim kavramımız değildir. Kültürel etkinliklerimizi yaparken kendi koordinatlarımızı belirleyip onların yaşatılması için dikkat etmeliyiz. Kültürel etkinliklerimizi yaparken kültür değerlerimizle çatışan etkinliklerden uzak durmalıyız. Festival adıyla yüksek maliyet ödeyerek etkinlik yapmayın. Daha da önemlisi, yüksek maliyetlerle sanatçılar getirmemeliyiz. Önümüzde Ramazan ayı var, bu ayı çok iyi değerlendireceğiz. Fakir, garip, gureba hemşehrilerimizin sofralarında ne var ne yok takip etmeliyiz. Ramazan iftarlarında, lüks otellerde değil, mahallelerde, dost evlerinde, garip sofralarında, yalnızlarla, kimsesizlerle beraber olmaya dikkat etmeliyiz.”

TBMM Başkanı Çiçek’ten Türkçe uyarısı

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkçe’nin doğru kullanımını yerleştirmek için bireysel ve toplumsal duyarlılık kadar kamu kurum ve kuruluşlarının bu alandaki öncülüğünün de son derece önemli olduğunu bildirdi.

Meclis Başkanı Çiçek, Başbakanlı’ğa gönderdiği yazıda, Türkçe’nin doğru kullanımını yerleştirmek için bireysel ve toplumsal duyarlılık kadar kamu kurum ve kuruluşlarının bu alandaki öncülüğünün son derece önemli olduğunu vurguladı.

23. Dönem’de TBMM’de ”Türkçe’deki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçe’nin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulduğunu hatırlatan Çiçek, raporun kamu kurumlarınca da dikkate alınması gerektiğine işaret etti.

Türkçe’nin karşı karşıya kaldığı sorunlara ilişkin tespitler ile bu sorunların giderilmesine yönelik çözüm önerilerini içeren Komisyon Raporu’nun güncelliğini halen koruduğunu belirten Çiçek, tespit ve önerilerin dikkate alınmasının faydalı olacağını kaydetti.

23. Yasama Dönemi’nde kurulan araştırma komisyonunun raporunda, Türkçe’de yaşanan sorunlar, ”yabancı kelime kullanma özentisi, müstehcen ve kaba sözlerin kullanılması, söyleyiş bozuklukları, deyim ve birleşik fiil, vurgu ve duraklama yanlışları, kelimeleri yanlış anlamda ve biçimde kullanma, anlatım bozuklukları, Türkçe öğretimindeki yetersizlikler, Türkçe’yi özensiz kullanma, yabancı dille öğretim, bilim dili olarak Türkçe’nin tercih edilmemesi, kelime ve terim türetmedeki yetersizlikler, dil bilinci ve milli bir dil politikasının oluşturulamaması” olarak sayıldı.

Okul öncesi eğitim, ilk ve ortaöğretim, yükseköğretimde etkin bir Türkçe öğretimi yapılması gereği ifade edilerek, yabancı dille öğretim yerine, yabancı dil öğretiminin özendirilmesinin istendiği raporda, Türkçe’de yaşanan sorunların giderilmesi için kamu kurum ve kuruluşlarına düşen görevlere ayrıntılı olarak yer verildi.

‘Öcalan nerede?’ ile gündem mi değiştiriliyor?

Meclisi karıştıran ve soru önergesine konu olan “Öcalan nerede?” sorusunu önce MHP Lideri Bahçeli grup toplantısında sormuştu… Erdoğan’da cevap olarak “gel gemiyle götüreyim kendi gözlerinle gör” diye cevap vermişti… Şimdi aynı sorunun peşine CHP’li vekiller düştü. Aydınlık Gazetesi ve Öcalan’ın yakınlarının açıklamaları da aynı değirmene su taşıyor… Oysa Adalet Bakanlığı yetkililerinden elde edilen gayrıresmi beyanatlar Öcalan’ın İmralı’da olduğunu teyit ediyor…

“Avukatları ve yakınları 11 aydır Öcalan’ı görmüyor” denilerek bulandırılmaya çalışılan su ile ilgili geçmiş bilgileri hatırlamakta fayda var… Öcalan’la avukatların görüşmemesinin ardındaki iki neden var…

Birincisi Abdullah Öcalan’ın kendi avukatları ile görüşmeyi reddetmesi… İkincisi kış mevsiminin ağır geçmesi nedeniyle yaşanan hava muhalefetinin deniz ulaşımını engellemesi! Avukatlarla yapılan görüşmeler sonrası terör olaylarında artış olduğu ya da hemen akabinde terör eylem yapıldığını da hatırlatmakta fayda var…

Nihai olarak amaç ise gündem değiştirmek..

İŞTE TARTIŞMALARA NEDEN OLAN HABER

11 ayı aşkın bir süredir kimseyle görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’la ilgili tartışma sonunda Meclis’e de taşındı. CHP’liler hükümetten açıklama istedi.

27 Temmuz 2011’den bu yana avukatlarıyla görüştürülmeyen, iddialara göre de ailesiyle kendisi görüşmek istemeyen Abdullah Öcalan’la ilgili tartışmalar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ortaya attığı soru ile başladı.

Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a şöyle seslendi: “Abdullah Öcalan İmralı’da mı, yoksa değil mi? Bu kadar sessizlikten bu soru aklıma geliyor. Onu da Recep Tayyip Erdoğan’a soruyorum. Orada mı?”

Bu sorunun hemen ardından Öcalan’ın ev hapsine alınıp alınamayacağına yönelik hükümet içinden farklı açıklamalar gelmesi soru işaretlerine yol açtı. Tartışmalar sürerken, Aydınlık gazetesi, hafta ortasından itibaren, “Öcalan nerede, cumartesini bekleyin” şeklinde haber anonsları yapmaya başladı. Aydınlık bugünkü sayısında ise Öcalan’ın MİT’in Bursa’daki Bölge Başkanlığı Misafirhanesi’nde tutulduğunu öne sürdü.

Tartışmalar çok geçmeden Meclis’e de taşındı. CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da verdiği önergede Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e şu soruları yöneltti:

“Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan halen İmralı’da cezaevinde midir? 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana Abdullah Öcalan, hangi tarihlerde, hangi Türk devlet ve hükümet yetkilileriyle doğrudan ya da dolaylı görüşmeler gerçekleştirmiştir? Kardeşi Mehmet Öcalan’ın, 2012 Ocak ayında kendisini İmralı’da ziyarete gitmesine rağmen Abdullah Öcalan’ın ‘Burası çok hassas, görüşe çıkmamız uygun değil’ mesajı gönderdiği ve kardeşi ile görüşmediği basına yansımıştır. Kardeşiyle görüşmemesinin nedeni, söz konusu tarihte Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da bulunmaması mıdır? 2009 Aralık ayında, Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da kaldığı odanın küçültülmesinden şikayet etmesi üzerine Türkiye’nin pek çok yerinde terör örgütü PKK yandaşları tarafından çıkarılan olaylar göz önünde bulundurulduğunda; Abdullah Öcalan’ın yaklaşık bir yıldır görüşe çıkarılmamasına rağmen PKK terör örgütü yandaşlarının sessiz kalmaları, Abdullah Öcalan’ın, terör örgütünün bilgisi daâhilinde cezaevi dışında tutulmakta olduğu yönündeki şüpheleri güçlendirmektedir. Kamuoyuna bu konudaki gerçekleri açıklar mısınız? Bu konudaki şüpheleri gidermek için ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

Milliyet Gazetesi’nin ulaştığı Adalet Bakanlığı bürokratları ise, “Öcalan hala İmralı’da. Farklı bir karar alınmadığı sürece de burada kalacak. Avukatlarıyla görüştürülmemesi uygulamasına da devam ediliyor. İddiaların kaynağı nedir, bilmiyoruz” yorumunu yaptı. Kulislerde, Öcalan’ın ev hapsine alınmak istendiği, bu konuda yasal düzenleme yapılana kadar İmralı’dan daha iyi koşullarda farklı bir yerde tutulduğu, rahatsızlıklarından dolayı askeri bir hastanede tedavi edildiği gibi iddialar konuşuluyor.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN

Adalet Bakanı Sadullah Ergin “Öcalan nerede” sorusuna 30 Haziran tarihinde cevap verdi. Ergin açıklamasında “İnanmayan gitsin baksın” dedi..

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın  İmralı dışında bir yerde olduğu iddialarının tamamının gerçek dışı olduğunu belirterek, ”Şu anda kendisi 10 yılı aşkın bir sürede olduğu gibi, İmralı cezaevinde cezasını infaz etmekte olduğunu, bu kürsüden Türkiye’ye ilan ediyorum” dedi.

HÜKÜMETE YAKIN KAYNAKLAR

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, İmralı ve örgütle görüşmelerin neden tıkandığının perde arkasını anlattı.

Akdoğan, “Öcalan ve Karayılan hiçbir zaman terörün bitmesini istemedi ve terörü koz olarak devrede tuttu. Fehman Hüseyin ve Cemil Bayık gibiler ise silahı başlı başına kutsuyorlar. Nitekim, bu yöntemin devreye girmesiyle Öcalan’ı İmralı’ya gömmüş oldular. Nasıl Silvan saldırısı Öcalan’ı gömdüyse son Dağlıca da Karayılan’ı anlamsızlaştırdı” dedi. AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu ise, “Örgütün niyeti süreci sabote etmektir” değerlendirmesini yaptı.

Bu şehirde mahkum sayısı sadece 12

Araştırmaya göre, cezaevlerinde doluluk oranında yüzde 172,3 ile Sırbistan ilk sırayı alıyor. Bu ülkeyi yüzde 155,6 ile Bulgaristan, yüzde 150,8 ile Kıbrıs Rum Kesimi, yüzde 144,9 ile İtalya, yüzde 136,5 oranları ile Macaristan ve Yunanistan izliyor. Araştırılan 46 ülkeden 23’ünde doluluk oranı yüzde yüzün üzerinde bulunuyor. Türkiye ise bu oran yüzde 99,7.

En düşük doluluk oranının olduğu ülke yüzde 14,8 ile Monako. Monako’yu yüzde 81,2 ile Moldova izliyor.

Kadın mahkumların toplam mahkumlara oranında yüzde 25 ile Monako ilk sırayı alırken, bu ülkeyi yüzde 8,7 ile ABD, yüzde 8,1 ile Rusya izliyor. Türkiye’de kadın mahkum oranı yüzde 3,7. En düşük oran ise 1,6 ile Karadağ’da.

Tutukluların mahkumlara oranında, yüzde 64 ile Malta birinci, yüzde 50 ile Liechtenstein ikinci, yüzde 45,8 ile Karadağ üçüncü, yüzde 44,6 ile Kıbrıs Rum dördüncü sırada. Türkiye’nin tutuklu oranı ise yüzde 42,6. Tutuklu oranında yüzde 5,5 ile en düşük ülke Gürcistan.

Mahkum sayısında 2 milyon 266 bin 832 ile ABD birinci sırada yer alırken, Monako’da mahkum sayısı sadece 12. En az mahkum bulunan ülkelerden biri de Liechtenstein. Bu ülkede 14 mahkum bulunuyor.

100 bin kişiye düşen mahkum sayısında da ABD 730 ile ilk sırayı alıyor. ABD’yi 524 ile Gürcistan, 511 ile Rusya izliyor. Türkiye’de yüz bin kişiye 168 mahkum düşerken, Monako’da ise bu oran 34.

Çiçek: Kimse bu haliyle devam etsin demiyor

TBMM Cemil Çiçek, özel yetkili mahkemelere ilişkin tartışmaları değerlendirirken, ”Bu saatten sonra artık bu halin devam etme imkanı gözükmüyor. Kimse bu haliyle devam etsin demiyor. Artık bu mahkemelerin uygulamalarıyla ilgili toplumda bir rahatsızlık meydana geldi” dedi.

Çiçek,  Kanal A televizyonunda yayınlanan, ”Alper Tan’la Sivil Düşünce” adlı programa katıldı.

”Sizce 24. yasama dönemi nasıl geçti?” sorusunu yanıtlarken Çiçek, bu yasama döneminde gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Önemli araştırma komisyonları kurulduğunu anlatan Çiçek, ”Darbeleri araştırma komisyonu kuruldu. Darbe ve muhtıraların arka planlarını ortaya çıkarmayı amaçlıyor bu komisyon. Darbelerle yüzleşmek bakımından çok önemli bir komisyon. Demokrasi kurumsallaşacaksa, halkın seçtiklerinin başka yol ve yöntemlerle iktidardan uzaklaştırılması yerine demokratik bir şekilde gelecek ve gidecek” diye konuştu.

 Darbe ve muhtıraların siyasi arka planının ortaya çıkarılması bakımından Meclis’in önemli bir görev yaptığını vurgulayan Çiçek, ”Meclis kendi hukukuna sahip çıkıyor. Çünkü Meclis’in faaliyetleri askıya alındı darbeler döneminde” dedi.

Komisyonun hazırladığı raporların içeriğinin henüz tam olarak açıklanmadığına dikkati çeken Çiçek, bunları basına yansıyan şekilleriyle değerlendirmenin doğru olmayacağını ifade etti.

”En popüler olanları en yakınınızda olanlarıdır” ifadesini kullanan Çiçek, ”60’larda çocuktum ama 28 Şubat’ta siyasetteydim, 12 Eylül’de avukatlık yapıyorduk. 28 Şubat ile ilgili eski Sayın Başbakan henüz bilgi vermedi” ifadelerini kullandı.

”Sayın Yılmaz, yazılı olarak cevap vermek istemiş” sözleri üzerine Çiçek, ”Olabilir. Neticede bu komisyonun takdiridir. Neticede bir araştırma komisyonudur. Yazılı olarak da yanıt verebilir. Tabii yüz yüze konuşmanın getireceği bazı avantajlar olabilir ama kimsenin de bir mecburiyeti yok. ‘Ben gelmiyorum, bilgi vermiyorum’ derse onu zorlayamazsınız. Şu ana kadar komisyona, ‘ben ifade vermek istemiyorum diyen’ olmadı. Bu soruşturma bir komisyonu değil. Kimseyi yargı önüne çıkarmak gibi bir görevi yok” şeklinde konuştu.

-Tutuklu milletvekilleri-

Çiçek, bu yasama döneminde başka bir hiçbir dönemde yaşanmamış olayların tezahür ettiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

”Yemin krizi oldu. Böyle bir kriz bizim siyasi tarihimizde olmadı. Tarihe not düşmüş olduk. Tutuklu milletvekilleri meselesi… Bunların hepsi ya hiç yaşamadığımız ya da çok nadir yaşadığımız olaylar. Kurumun itibarı da çok önemli. TBMM milletin meclisidir. Meclis’in itibarını milletin itibarı gibi değerlendirmek gerekir. Bizlerin itibarını gölgeleyecek, kaybına sebebiyet verecek tutum ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Vatandaşın gözünde, ‘kavga etmekten başka bir iş yapmıyorlar’ şeklinde kanaat oluşturmak üzücü olur.

Yargıyla problemi olmayan adaylar da konulabilirdi. Kendimizin yarattığı bir sorun. O süreçte hukuk bilenler itiraz ettiler. Bunun yargı boyutu devam ediyor. Yani 12 Haziran’da seçim yapıldığında böyle bir sorun vardı. Bu kişiler tutuklu idi. Bu halen devam ediyor. ‘Madem ki seçildi tutukluk ortadan kalksın’ deniliyor. Nasıl kalkacak bu hal? Tutuklu milletvekilleri meselesi sorun olarak sürekli önümüze geliyor. Yargının bir bir şekilde çözmesi gerekir. Yargı bir an evvel bu davayı bitirse, bitmedi, bugün, yarın bitecek gibi de gözükmüyor. Davaların uzun sürmesi, önümüze siyasi ve sosyal problem olarak geliyor. Pehlivan tefrikasına döndü. Ergenekon davası hiç durmadan başka davalarla birleştiriliyor. Sık sık reddi hakim talebi oluyor. Bu kadar işin içinden çıkılmaz noktada evraklar birikirse nasıl karar verilecek? Önemli de bir dava. Bu kadar önemli davanın uzun sürmesi, hayır işi uzayınca şerre dönüşür. Yargının da bu işi bir şekilde çözmesi gerekiyor.”

Kanun çıkarılmak suretiyle de tutuklu milletvekilleri sorununun çözülebileceğini belirten Çiçek, ”Bu da olmadı. Yasa çıkarılamadı. Orucu birileri yiyor, kefareti bana yüklüyor. Orucu bozan ben değilim ki. Bu durum, siyasi bir sorun olarak önümüzde kalmaya devam ediyor. Bunun ne sebebi benim, ne de çözümü bende” dedi.

-Özel yetkili mahkemeler-

Türkiye’nin önünde, ”özel yetkili mahkemeler diye bir sorun bulunduğunu” belirten Çiçek, genel itibarıyla mahkemelerin kalkması yönünde bir görüş oluştuğunu tespit ettiğini söyledi.

Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasının, terör ve çıkar amaçlı suç odaklarının yargılanmasına ilişkin bazı kesimlerde endişeler yarattığının görüldüğünü anlatan Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Türkiye çok kolay birbirini suçluyor. ‘Özel yetkili mahkemeler kalksın’, ‘eyvah terör suçları ne olacak şimdi?’ diyorlar. ‘Kalkmasın’ denildiğinde, ‘siz özgürlüklere karşı mısınız?’ diyorlar. Kuralları da kurumları da ihtiyaçlar belirler. Türkiye böyle bir ihtiyacı duydu, bu mahkemeler geldi. Nihai şekil ne olacak onu görmek gerekir. Şikayetler olabilir ama kurumların varlığından şikayet ederken onu ortadan kaldırdığınızda karşılaşacağınız problemleri iyi düzenleyebilirseniz, bir boşluk, bir olumsuzluk meydana gelmeyecekse kalkabilir de. ‘Kalkmaz-kalkar’ tarzında iki eksen arasında bu tip konuları değerlendirmek yanlış olur. Onun için düzenlemenin kendisini görmek gerekecek.

Her bilim dalında ihtisaslaşma var. Hukuk da kendi içinde ihtisaslaşıyor. ‘Örgüt suçları’ denilen son derece karmaşık dış ve iç bağlantıları… ‘Terör’ dediğin ahtapot gibi bir iş. Uzmanlaşmaya ihtiyaç var, ihtisas mahkemelerine ihtiyaç var. Yine bu ihtisas dikkate alınacak gibi görünüyor. Ben yargıya müdahale etmek gibi bir açıklama asla yapmadım, yapmam da ama şunu kabul etmek lazım ki mevcut uygulamadan bir kısım rahatsızlıklar var. Nereden var? En basitinden, ‘birilerini kurala uymadı’ diye yargılıyorsunuz. Yargının varlık sebebi bu. Birilerini ‘yasaya uymadı’ diye onu yargılarken yargılamayı yapanların da kendisinin de yasalara uymak mecburiyeti var. Hakim, savcı olmak yasalar üstü değildir. Soruşturma gizli, benim ifademi alıyorsunuz, yarım saat sonra ifade gazetelerde ise bir yerden kaçak var. Bununla ilgili ne yapıyorsunuz, onu sorar kamuoyu.

Bu saatten sonra artık bu halin devam etme imkanı gözükmüyor. Kimse bu haliyle devam etsin demiyor. Artık bu mahkemelerin uygulamalarıyla ilgili toplumda bir rahatsızlık meydana geldi. Bir şekil vermek gerektiği noktasında… ‘Kalsın’ diye görüş bildirenler de var. Onu da söyleyeyim. Yüzde yüz mutabakat yok ama genel bir rahatsızlığın olduğu ortada. Bu rahatsızlığı giderecek, yargıya güveni sağlayacak endişeleri bertaraf edecek düzenleme yapılıyor. Ümit ederim beklenen maksat hasıl olur. Ümit ederim endişe edilen noktalara da sebebiyet verecek bir düzenleme olmaz.”

Çiçek, bir başka soruyu yanıtlarken, olağanüstü zamanlarda siyasi ortamın ister istemez yargıyı etkilediğini ifade etti. Cemil Çiçek, ”Türkiye’nin siyasi konjonktürü, siyasi şartlar özellikle olağanüstü koşullarda yargıyı etkilemiştir. Mesela, bir 367 kararı çok büyük sorunlar yaşatmıştır. Anayasa değişmezse önümüzdeki yıllarda da bu tip sorun yaşanabilir. Her şeyi kanunla çözmeye çalışan bir toplumuz. Eğer birini seviyorsak daha baştan beraat ettiriyoruz. Halbuki insan olan herkesin, şeytana uyan herkesin suç işleme ihtimali vardır. Türkiye tartışmıyor, Türkiye mızırdanıyor, homurdanıyor, birbirini suçluyor. Onun için yapılacak düzenlemelerde memnun olan da çıkacak olmayan da çıkacak” diye konuştu.

-Suriye-

Bugün gazetelerde, Türkiye’nin, Suriye sınırında tampon bölge oluşturması çalışması yaptığı bilgisini içeren haberler bulunduğunun anımsatılması üzerine Çiçek, ”Halklar burada özgürlük talep ediyor. Polis devletinin getirdiği sıkıntılardan kurtulmak istiyorlar. Seçtiği insanları iş başında görmek istiyor. Tam bir diktatörlük, tam bir polis devleti. Düşmana karşı kullanılacak silahları kendi vatandaşına kullanıyor. Şehrin girişine geliyor, bir apartmanı topa tutuyor. Böyle bir yönetimin evvela oradan gitmesi lazım. İş her geçen gün daha kötüye gidiyor” dedi.

”Aynı isimler 30-40 senedir orada, yönetimde. Bunlar ne bulunmaz Hint kumaşıymış” diyen Çiçek, şöyle konuştu:

”Bu olayların çıktığı coğrafyalar dünyanın en zengin yeridir ama aynı zamanda en fakir insanların yaşadığı yerdir. Neden? Bir yerde polis devleti varsa yolsuzluk vardır. ‘Suriye’ denilince kim kimin arkasında bunları da görüyorsunuz. ‘İran’a sadakatle bağlıyız’ diyor. Bir devletin başkasına söyleyeceği laf değil.

Türkiye’nin durumu farklı. Türkiye bunlara menfaat mülahazasıyla bakmadı. Biz önce kardeşlik ilişkisi açısından bakıyoruz. Bunlar İslam ülkeleri, kardeşimiz. Tarihi, kültürel sorumluluğumuz var. İstiyoruz ki buralarda huzur olsun. Biz bitişik nizam ülkeleriz. Yandaki komşuda her gün kavga, gürültü varsa yanı başındaki evde oturan komşu olarak siz huzur içerisinde olamazsınız. Sizin de huzurunuz kaçar. Onun için Türkiye, bu işlere müdahale ederken, deniz aşırı bir ülke konumunda değil gelişmelerden doğrudan doğruya etkilenen, rahatsız olan bir ülke.

Tampon bölge meselesi ne kadar doğrudur bilemiyorum. Uluslararası camianın bir an önce çözüm bulmazsa gereken bir vahşet icra ediliyor. Bize sığınanlar var. Ülkenin güneyinde olanlar nereye gidecek? Bunları kardeşçe uyardık ama diktatörlerde bir körlük oluyor. Rahmetli Özal, Iraklı yöneticileri uyarmıştı. Şimdi de bunu Esed yaşıyor.”

Çiçek, bir başka soru üzerine, Meclis tatile girerken ‘olağanüstü bir toplantı icap ederse’ diye zaman zaman imza toplandığını belirterek, ”Buradan ilave bir anlam çıkarmak doğru değil” dedi.

Yeni anayasa yapımına ilişkin oluşturulan komisyonun, TBMM’nin tatile girmesinin ardından çalışmalarını devam edeceğini belirten Çiçek, ”Anayasa yapmamak gibi bir ihtimal yok. Bu 4 parti açısından çok ciddi sorumluluk doğurur. Yapılmazsa bugünkü şikayet edilen anayasa yürürlükte kalır” diye konuştu.

Çiçek, hiçbir terör örgütünün kendi başına karar veremeyeceğini, bunların arkasında uluslararası güçler bulunduğunu ifade etti.  

”İnsanların çocuklarının kullanıldığının farkında olması lazım” ifadesini kullanan Çiçek, ”Çocukları kullanılıyor. İadesini istediklerimizden bir tanesi Venedik’te tatildeyken yakalanıyor. Emin olun çocukları dağda olanların yüzde 99’u, Venedik’in nerede olduğunu bilemez. Herkesi biraz daha bu işlerde kullanıldığının farkında olması lazım. Terör örgütüne yabancı desteği şu an halen devam ediyor” şeklinde konuştu.

Egemenlik belgeleri Meclis’te sergileniyor

Ulusal egemenliğe dayanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan Havza Genelgesi, Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin beyannameleri ile Misak-ı Milli Beyannamesi’nin Osmanlıca ve Türkçe metinleri Meclis’te sergilenmeye başlandı.

Meclis’in iktidar ve muhalefet dış kulislerinde bulunan kabartmalı Türkiye fiziki haritası ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Meclis’e hediye ettiği TBMM Binası’nın havadan çekilmiş fotoğrafı kaldırıldı.

Bunların yerine, iki dış kulise de ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan Havza Genelgesi, Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin beyannameleri ile Misak-ı Milli Beyannamesi’nin Osmanlıca ve Türkçe metinleri konuldu.

Belgeler, özel şekilde tasarlanmış duvar kağıdı üzerinde çerçeve içerisinde yer alıyor. Belgelerin bulunduğu bölümün ışıklandırılması da yapılacak. Bölümün en üstünde ise TBMM’nin amblemi yer alıyor.

Egemenlik belgeleri Meclis’te sergileniyor

Ulusal egemenliğe dayanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan Havza Genelgesi, Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin beyannameleri ile Misak-ı Milli Beyannamesi’nin Osmanlıca ve Türkçe metinleri Meclis’te sergilenmeye başlandı.

Meclis’in iktidar ve muhalefet dış kulislerinde bulunan kabartmalı Türkiye fiziki haritası ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Meclis’e hediye ettiği TBMM Binası’nın havadan çekilmiş fotoğrafı kaldırıldı.

Bunların yerine, iki dış kulise de ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan Havza Genelgesi, Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin beyannameleri ile Misak-ı Milli Beyannamesi’nin Osmanlıca ve Türkçe metinleri konuldu.

Belgeler, özel şekilde tasarlanmış duvar kağıdı üzerinde çerçeve içerisinde yer alıyor. Belgelerin bulunduğu bölümün ışıklandırılması da yapılacak. Bölümün en üstünde ise TBMM’nin amblemi yer alıyor.

BDP’li Dora: Başbakan tarihe geçebilir!

Ömer Süt’ün haberi

Türkiye kritik bir dönemden geçiyor.  Kürt sorunun çözümüne dair yapılan görüşmelere yarın bir yenisi daha eklenecek. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana ile görüşecek.

Bu önemli görüşme öncesi, Leyla Zana’nın Kürt sorunun  çözümüne dair yaptığı açıklamaların bir adım ilerisini Barış ve Demokrasi Partisi Mardin Milletvekili Erol Dora yaptı. Zana’nın konuyla ilgili olarak yaptığı “Bu sorunu Erdoğan çözer” açıklamasının bir benzerini haber7.com’a konuşan TBMM’nin ilk Süryani vekili Erol Dora, iktidar partisi olması sebebiyle Başbakan Erdoğan’ın güçlü olduğunu söyledi ve ekledi:

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorunun demokratik bir şekilde çözerse tarihe geçme şansına da sahiptir. Sayın Başbakan’ın bu şansını da kullanması gerekir. “

“BDP’DE BASKI YAŞAMIYORUM”

Bir Süryani milletvekili olarak Barış ve Demokrasi  Partisi’nde hiçbir zorluk yaşamadığını, düşüncülerini özgürce ifade edebildiğini söyleyen Erol Dora, Türkiye’nin hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak siyaset üretmeye çalıştığını dile getirdi.

Türkiye’nin gerçek sorunu Kürt sorunudur. Bu sorunun temelinde de Kürtlere haklarının verilmeyişidir.  Sorunlarımızı birbirimizi yok ederek, baskı kurarak çözemeyiz. Şu anda her birimizin sahip olduğu dili, etnik yapıyı biz yaratmadık, hepimiz böyle yaratıldık. Bu konuda empati kurulması taraftarıyım, kendi dilimize, etnik yapımıza ne kadar değer veriyorsak başkalarının da diline ve etnik yapısına saygı göstermeliyiz. Sorunlarımızın barışçıl yollarla, müzakereyle, demokratik süreçle çözümüne inanıyoruz, bu şiddet politikaları Türk ve Kürt halkını birbirinden uzaklaştıran politikalardır.

ATEŞKES ÇAĞRISI

Türkler ve Kürtler Mezopotamya ve Ortadoğu’da kültürel olarak birbirine yakın olan, birlikte yaşamayı başarabilen iki halktır. Bir an önce bu çatışmalara son vermek gerekiyor ki bu yöntemle sorunların çözümlenmediğini hep beraber gördük, bir an önce ateşkesin olması gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de bu konuyla ilgili olarak bir kamuoyu oluşmuştur.  

“GÖZ YAŞININ RENGİ YOK”

Bir Kürt gencinin öldürülmesiyle bir Türk askerini öldürülmesi arasında bir farkın olmaması gerekiyor.  Eğer biri bu iki ölüm arasında bir fark görüyorsa ben o insanın insanlığından şüphe ederim. Ölen insanlar bu ülkenin vatandaşıdır ve bizim kardeşimizdir. Gözyaşlarının rengi yoktur, ikisinin de rengi aynı. Bireyler, siyasiler, sivil toplum kuruluşları kendilerini sorgulamaları lazım. Eğer birlikte yaşayacaksak, bizim amacımız budur, niçin yıllardır insanlarımız ölüyor.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ FIRSAT

Önümüzde yeni bir anayasa çalışması var, Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarına devam etmektedir.  Bu çalışma bizim için tarihi bir süreçtir, bunu çok iyi değerlendirmek gerekiyor.  Kürt sorunu evrensel anlamda, Kürtlerin ne istediklerini göz önünde bulundurarak barışçıl yollarla çözülmelidir. Hakları bir lütuf olarak değil, hakkı hak olarak vermemiz lazım. Devletin vatandaşa verdiği hakları teşvik edip bunu yaşatması gerekiyor.  Böyle olursa vatandaşlar sorunlu vatandaş olmaz, Türkiyelilik şemsiyesi altında gönüllü vatandaş olur. Birlikte yaşamayı öğrenirsek, Türkiye’nin Ortadoğu ve dünyadaki rolü çok daha etkili olur.

SİYASİLERE ÇAĞRI, MHP’YE MESAJ

Daha demokratik bir cumhuriyeti yaşama ve Ortadoğu’da daha güçlü bir Türkiye için müzakereler başlasın. Bu konuda Barış ve Demokrasi Partisi olarak sorunlarım çözülmesi konusunda samimi bir şekilde her türlü desteğe hazırız, Meclis’teyiz buyursunlar gelsinler, görüşelim.  Ana muhalefet partisi CHP doğru bir adım atmıştır, sorumluluk almıştır, zaten şu ana kadar böyle bir sorumluluğu almadığı için de hata yapmıştır. CHP, AK Parti ile beraber yürüttüğü Kürt sorunun çözümüne dair ısrarını sonuna kadar sürdürmelidir. MHP’yle süreç içerisinde iyi ilişkiler kurmak gerekiyor, bütün partiler bir araya geldiğinde sorunun çözümü kolaylaşacaktır.

“AK PARTİ VE BAŞBAKAN ERDOĞAN’A BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”

Eğer Kürt sorunundan bahsedeceksek, Oslo görüşmelerine de değinmemiz gerektiğini düşünüyorum.  Oslo sürecinden sonra AK Parti seçimlere girdi ve yüzde 50 oy alarak tek başına iktidar oldu.  Demek ki AK Parti seçmeni demokratik süreçten, müzakereden rahatsız değil. Türkiye haklarının dileği de bu sorunun çözüme kavuşması yönünde. Burada en büyük görev iktidar partisi AK Parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a düşmektedir.

“BAŞBAKAN ERDOĞAN GÜÇLÜDÜR”

Bir partide parlamenterler farklı görüşlerini dile getirebilirler, bu demokrasinin bir gereğidir.  Her politikacı partinin içerisinde farklı görüşler ortaya atılabilir, yeter ki bu görüşler samimi olsun ve o sorunun çözümüne katkı sunsun. Dolayısıyla Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a büyük görev düşüyor, Kürt sorununu çözüme kavuşturacak iktidar gücüne sahiptir. Başbakan Erdoğan’ın CHP, MHP ve BDP’nin de katılacağı bir barış sürecinde birlikte hareket etmesi gerekiyor. Leyla Zana “Bu sorunu çözüme kavuşturacak Başbakan Erdoğan’dır dedi. Başbakan Erdoğan’ın bu sorunu çözmesinde biz büyük bir mutluluk duyarız. Sayın Başbakan Erdoğan güçlüdür. Türkiye bu sorunun demokratik yollarla çözüme kavuşturulmasından yanadır. O zaman şu ana kadar yürütülen politikaların değiştirilmesinde fayda vardır.  BDP’ye mensup 8 bin kişiye yakın insan tutuklandı, bunlar barışa hizmet edecek gelişmeler değildir, bu tutuklamalarla barış süreci ilerlemez.

“ERDOĞAN’IN TARİHE GEÇME ŞANSI VAR”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorunun demokratik bir şekilde çözerse tarihe geçme şansına da sahiptir. Sayın Başbakan’ın bu şansını da kullanması gerekir.  Kürt sorunu çözümlendiğinde, sadece Kürtler değil, Türkiye’deki bütün halklar menfi bir şekilde etkilenecektir. Tekrar söylüyorum, Barış ve Demokrasi Partisi olarak, üzerimize düşen her türlü görevi yerine getirmeye hazırız.

Vural’dan başbakana: Devleti uyuttunuz

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, hükümetin terörle ilgili politikalarını eleştirerek, ”Sayın Başbakan, terörle mücadele konusunda uyudunuz, yan gelip yattınız. Milletin güvencesi devletti ama terörle mücadele ederken devleti de uyuttunuz” dedi.

Vural, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, her gün gelen şehit haberlerinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

”Milletimizin başı sağolsun” ifadesini kullanan Vural, ”Sürekli olarak başsağlığı diliyoruz. Ülkeyi yönetenler başsağlığı dilmekten öteye gidemiyorlar. Terörle mücadele konusunda gaflet içerisinde bulunan, uyuyan bir yönetimin olduğu Türkiye’de her gün şehit haberleriyle sarsılıyoruz” diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ”Suriye ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri’nin angajman kuralları yeni aşamaya göre değiştirilmiştir” şeklinde bir ifade kullandığını anımsatan Vural, şöyle devam etti:

”Doğrudur bu ama Sayın Başbakan’ın, terör konusunda da angajmanını değiştirmesinin gerektiği de gayet açıktır. Sayın Başbakan, ‘her iki taraf da ateşkes ilan etsin’ diyenlere olan angajmanından vazgeçmelidir. Habur’u savunan, ‘Oslo’da ikinci kez masaya oturalım’ diyenlere karşı angajmanını değiştirmelidir. Terörle mücadelede, ABD ve Obama’ya olan angajmanından vazgeçmelidir.

Sayın Başbakan, ‘PKK’yı bertaraf et’ diyen Türk milletine ve TBMM’ye angaje olmalıdır. PKK’ya karşı siyasal çözüm arama angajmanından vazgeçmeli ve milletin kendisine verdiği yetkiyi kullanmalıdır.

Leyla Zana ile görüşecekmiş Sayın Başbakan. Bu angajelerden vazgeçin. Neyi görüşeceksiniz? ‘Federasyon yetmez, bağımsızlık hakkımızdır’ diyen biriyle neyi görüşeceksiniz? ‘Silahlar güvencemizdir, PKK silah bırakmamalı’ diyen birinden neyi umut ediyorsunuz? Bozuk niyeti olanlarla neyi görüşeceksin? Neleri meşrulaştırmak istiyorsun Sayın Başbakan?”

– ”Devleti de uyutunuz” –

Vural, ”bölücü düşünceleri meşrulaştırarak, teröristlerin ekmeğine yağ süren girişimlerden vazgeçmenin terörle mücadelenin en ön şartı” olduğunu vurguladı.

”Devlet uyumaz, uyumamalı” diyen Vural, ”2002’de terör bitmişti. Terör örgütü Irak’ın kuzeyinde Barzani tarafından semirtilirken AKP Hükümet’i devleti uyuttu. Oslo’da pazarlık yaparken devleti uyuttunuz. Bu sonuçlar, devleti uyutan bir zihniyetin getirdiği sonuçlardır. Sonra, ‘bıçak kemiğe dayandı’ lafları. Hem siz uyudunuz, hem de devleti uyuttunuz” şeklinde konuştu.

”Sayın Başbakan, terörle mücadele konusunda uyudunuz, yan gelip yattınız. Milletin güvencesi devletti ama terörle mücadele ederken devleti de uyuttunuz” diyen Vural, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Angajmanınızı değiştirin. Milletimize sesleniyorum; tüm bu olup bitenlerle ilgili ne olur siz uyumayın. Uyumadığı sürece bunları bu millet uyandıracaktır. Devleti yönetenler uyuyabilir ama MHP uyumamıştır, bu milletin uyumasına da izin vermeyecektir.

Şehitlere, ‘kabak bile 3-5 ayda yetişiyor’ diyen bir zihniyetle nasıl terörle mücadele edersiniz? Bu kılavuzlar artık kabak tadı vermiştir. ‘Şeytanla görüşürüm’ diyen bir zihniyet. Bu zihniyetle nasıl mücadele edilebilir? Ağzı olan konuşuyor.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet dilemekten öteye bir şey yapmıyorlar. Terör devam ediyor, yargı paketinde terörle mücadelede 13. madde kaldırılmak suretiyle terör suçlarıyla ilgili cezaların hükmün ertelenmesi kapsamına alınması planlanıyor. Nasıl terörle mücadele edeceğiz bu şekilde? Türk bayrağını yırtanları, İstiklal Marşı’na hakaret edenlerin erteleme cezaları kapsamına alınmasını istiyor Hükümet. Hükmün geriye bırakılması ekseninde bu suçlar mazur gösterilecek suçlar arasına alınıyor. Bilerek suç işleyenlerin suçu azaltılıyor. Özellikle, herhalde KCK’lıların serbest bırakılmasına yönelik bir sürecin başlatılacağına ilişkin endişelerimiz vardır.”

-Özel yetkili mahkemeler-

Özel yetkili mahkemelere de değinen Vural, bu mahkemelerinin durumunun, ”papatya falına” döndüğünü söyledi. Vural, ”Olacak mı olmayacak mı? Anlaşılan o ki Bakanlar Kurulu içerisinde çatlak vardır” dedi.

Hükümetten bu konuda daha net bir tavır takınmasını isteyen Vural, şöyle konuştu:

”Madem kanun tasarınız var, özel yetkili mahkemelerle ilgili düzenleme konusunda kanun tasarısı getirin. Böyle gece yarısı operasyonuyla bir önerge vasıtasıyla getirmek yerine, Bakanlar Kurulu’nda çatlak yoksa hodri meydan, bunu kanun tasarı olarak getirin. Bu konuda TBMM’ye görüşünüzün açık ve net olduğu konusunda bir mesaj verin. Bugüne kadar korku imparatorluğu oluşturdular. Şimdi bunun sorumlusu özel yetkili mahkemeleri sırtından atmaya çalışıyor. Başbakan, özel yetkili mahkemelerin süreç içerisinde elde ettiği bilgi ve belgelerin bumerang gibi kendisini vuracağını görünce düzenleme yapılmasını istedi.

Özel yetkili mahkemelerin, Türkiye’nin karşılaştığı bir takım tehlikeleri göz önüne alırsak, muhafazasından yanayız. Ancak adaletin de kısa sürede tecelli etmesi gerekiyor.”

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, ”Parlamenter sistemin hukuk dışı ve gayri ahlaki operasyonlara  açık olduğunu” söylediğini hatırlatan Vural, ”Bu bir itirafnamedir. Bununla AKP’nin hukuk ve ahlak dışı uygulamalarla iktidarını kullandığı tescil edilmiştir. Bir de ‘hukuk ve ahlak dışı operasyonların bitmesi için başkanlık sistemini seçin’ diye tehdit ediyor. Allah akıl, fikir versin” şeklinde konuştu.

Vural, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bir gazetecinin sorusu üzerine Vural, ”Başbakan’ın Zana ile görüşmesine Kılıçdaroğlu da katılsın. Kendisi, ‘akil adamlar’ diyordu ya orada da bir akil kadın olacak işte. Birlikte görüşsünler” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ‘medyadan MHP’nin komisyona katılması için baskı yapmasını istediğini” anımsatan Vural, ”Bizim pusulamız millet. MHP’yi baskı altına almaya, yönlendirmeye kimsenin gücü yetmez. Kimsenin dolduruşuna gazına gelmeyiz” diye konuştu.

Vural’dan başbakana: Devleti uyuttunuz

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, hükümetin terörle ilgili politikalarını eleştirerek, ”Sayın Başbakan, terörle mücadele konusunda uyudunuz, yan gelip yattınız. Milletin güvencesi devletti ama terörle mücadele ederken devleti de uyuttunuz” dedi.

Vural, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, her gün gelen şehit haberlerinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

”Milletimizin başı sağolsun” ifadesini kullanan Vural, ”Sürekli olarak başsağlığı diliyoruz. Ülkeyi yönetenler başsağlığı dilmekten öteye gidemiyorlar. Terörle mücadele konusunda gaflet içerisinde bulunan, uyuyan bir yönetimin olduğu Türkiye’de her gün şehit haberleriyle sarsılıyoruz” diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ”Suriye ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri’nin angajman kuralları yeni aşamaya göre değiştirilmiştir” şeklinde bir ifade kullandığını anımsatan Vural, şöyle devam etti:

”Doğrudur bu ama Sayın Başbakan’ın, terör konusunda da angajmanını değiştirmesinin gerektiği de gayet açıktır. Sayın Başbakan, ‘her iki taraf da ateşkes ilan etsin’ diyenlere olan angajmanından vazgeçmelidir. Habur’u savunan, ‘Oslo’da ikinci kez masaya oturalım’ diyenlere karşı angajmanını değiştirmelidir. Terörle mücadelede, ABD ve Obama’ya olan angajmanından vazgeçmelidir.

Sayın Başbakan, ‘PKK’yı bertaraf et’ diyen Türk milletine ve TBMM’ye angaje olmalıdır. PKK’ya karşı siyasal çözüm arama angajmanından vazgeçmeli ve milletin kendisine verdiği yetkiyi kullanmalıdır.

Leyla Zana ile görüşecekmiş Sayın Başbakan. Bu angajelerden vazgeçin. Neyi görüşeceksiniz? ‘Federasyon yetmez, bağımsızlık hakkımızdır’ diyen biriyle neyi görüşeceksiniz? ‘Silahlar güvencemizdir, PKK silah bırakmamalı’ diyen birinden neyi umut ediyorsunuz? Bozuk niyeti olanlarla neyi görüşeceksin? Neleri meşrulaştırmak istiyorsun Sayın Başbakan?”

– ”Devleti de uyutunuz” –

Vural, ”bölücü düşünceleri meşrulaştırarak, teröristlerin ekmeğine yağ süren girişimlerden vazgeçmenin terörle mücadelenin en ön şartı” olduğunu vurguladı.

”Devlet uyumaz, uyumamalı” diyen Vural, ”2002’de terör bitmişti. Terör örgütü Irak’ın kuzeyinde Barzani tarafından semirtilirken AKP Hükümet’i devleti uyuttu. Oslo’da pazarlık yaparken devleti uyuttunuz. Bu sonuçlar, devleti uyutan bir zihniyetin getirdiği sonuçlardır. Sonra, ‘bıçak kemiğe dayandı’ lafları. Hem siz uyudunuz, hem de devleti uyuttunuz” şeklinde konuştu.

”Sayın Başbakan, terörle mücadele konusunda uyudunuz, yan gelip yattınız. Milletin güvencesi devletti ama terörle mücadele ederken devleti de uyuttunuz” diyen Vural, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Angajmanınızı değiştirin. Milletimize sesleniyorum; tüm bu olup bitenlerle ilgili ne olur siz uyumayın. Uyumadığı sürece bunları bu millet uyandıracaktır. Devleti yönetenler uyuyabilir ama MHP uyumamıştır, bu milletin uyumasına da izin vermeyecektir.

Şehitlere, ‘kabak bile 3-5 ayda yetişiyor’ diyen bir zihniyetle nasıl terörle mücadele edersiniz? Bu kılavuzlar artık kabak tadı vermiştir. ‘Şeytanla görüşürüm’ diyen bir zihniyet. Bu zihniyetle nasıl mücadele edilebilir? Ağzı olan konuşuyor.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet dilemekten öteye bir şey yapmıyorlar. Terör devam ediyor, yargı paketinde terörle mücadelede 13. madde kaldırılmak suretiyle terör suçlarıyla ilgili cezaların hükmün ertelenmesi kapsamına alınması planlanıyor. Nasıl terörle mücadele edeceğiz bu şekilde? Türk bayrağını yırtanları, İstiklal Marşı’na hakaret edenlerin erteleme cezaları kapsamına alınmasını istiyor Hükümet. Hükmün geriye bırakılması ekseninde bu suçlar mazur gösterilecek suçlar arasına alınıyor. Bilerek suç işleyenlerin suçu azaltılıyor. Özellikle, herhalde KCK’lıların serbest bırakılmasına yönelik bir sürecin başlatılacağına ilişkin endişelerimiz vardır.”

-Özel yetkili mahkemeler-

Özel yetkili mahkemelere de değinen Vural, bu mahkemelerinin durumunun, ”papatya falına” döndüğünü söyledi. Vural, ”Olacak mı olmayacak mı? Anlaşılan o ki Bakanlar Kurulu içerisinde çatlak vardır” dedi.

Hükümetten bu konuda daha net bir tavır takınmasını isteyen Vural, şöyle konuştu:

”Madem kanun tasarınız var, özel yetkili mahkemelerle ilgili düzenleme konusunda kanun tasarısı getirin. Böyle gece yarısı operasyonuyla bir önerge vasıtasıyla getirmek yerine, Bakanlar Kurulu’nda çatlak yoksa hodri meydan, bunu kanun tasarı olarak getirin. Bu konuda TBMM’ye görüşünüzün açık ve net olduğu konusunda bir mesaj verin. Bugüne kadar korku imparatorluğu oluşturdular. Şimdi bunun sorumlusu özel yetkili mahkemeleri sırtından atmaya çalışıyor. Başbakan, özel yetkili mahkemelerin süreç içerisinde elde ettiği bilgi ve belgelerin bumerang gibi kendisini vuracağını görünce düzenleme yapılmasını istedi.

Özel yetkili mahkemelerin, Türkiye’nin karşılaştığı bir takım tehlikeleri göz önüne alırsak, muhafazasından yanayız. Ancak adaletin de kısa sürede tecelli etmesi gerekiyor.”

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, ”Parlamenter sistemin hukuk dışı ve gayri ahlaki operasyonlara  açık olduğunu” söylediğini hatırlatan Vural, ”Bu bir itirafnamedir. Bununla AKP’nin hukuk ve ahlak dışı uygulamalarla iktidarını kullandığı tescil edilmiştir. Bir de ‘hukuk ve ahlak dışı operasyonların bitmesi için başkanlık sistemini seçin’ diye tehdit ediyor. Allah akıl, fikir versin” şeklinde konuştu.

Vural, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bir gazetecinin sorusu üzerine Vural, ”Başbakan’ın Zana ile görüşmesine Kılıçdaroğlu da katılsın. Kendisi, ‘akil adamlar’ diyordu ya orada da bir akil kadın olacak işte. Birlikte görüşsünler” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ‘medyadan MHP’nin komisyona katılması için baskı yapmasını istediğini” anımsatan Vural, ”Bizim pusulamız millet. MHP’yi baskı altına almaya, yönlendirmeye kimsenin gücü yetmez. Kimsenin dolduruşuna gazına gelmeyiz” diye konuştu.

CHP’li Özkes: Suriye ile savaş caiz değildir

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Suriye ile yaşanan jet krizine de değinen Özkes, “Bu arada son olaylardan sonra Suriye ile savaş tamtamları çalınıyor. Biliyorsunuz Sayın Başbakan Suriye lideri ile sarmaş dolaştı. Sayın Başbakan’a sormak lazım, bu resimdeki siz misiniz, yoksa bir başkası mı?” dedi. Özkes, şöyle dedi: “Suriye ile savaş caiz değildir. Adı barış anlamında olan İslam inananları barışa çağırır. Savaş, dini, kültürel, siyasi, sosyal, ticari ve komşuluk açısından doğru olmaz.

Türkiye ile Suriye’nin savaşına en çok İsrail sevinir. Hıristiyan dünyası sevinir, İslam dünyası üzülür.Sayın Başbakan Büyük Ortadoğu Projesinden istifa ederse, Yahudi Üstün Cesaret Ödülünü geri verirse Suriye ile aramızda sorun kalmaz. Atatürk diyor ki: ‘Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir’ Recep Tayyip Erdoğan diyor ki; ‘Sezaryenle doğum bir cinayettir’. Aralarındaki derin bakış açısı farklılığına bakınız. Dünya savaşa girerken büyük devlet adamı İnönü ülkemizi savaştan uzak tutmuş, Dünya Suriye ile savaştan uzak dururken Başbakan savaşın eşiğine giriyor. Başbakan rahmetli İnönü ile uğraşmayı bıraksın da İnönü’yü örnek alsın.”

(ANKA)