Günaydın yazıları

Günaydın kısa yazıları
günaydın kısa mesajları
Günaydın güzel sözler

Önce kendime Sonra evime Sonra evimdekilere sonra kapılarımı açtığımda Bana değen ne varsa Yüreğimle beynim arası Çizgi derinliğince Günaydın

Günaydın sabahımı aydınlatan güneşim

Yere düşen yağmur damlaları Kalbine inecek güneşi engellemesin Güneş bulutların arasından Hep sana doğru baksın Güneş güzellikler getirsin Günaydın

Günaydın yüreğime yağmur gibi yağan gece mi yıldız yıldız bezeyen karanlığımı dolunay gibi aydınlatan günaydın..

Günaydın bahar kokulum, kır çiçeğim nefesim, gözüm… her şeyim günaydın günaydın…. CANÖZÜM

Günaydın sevgilerin en güzeli.. günaydın günümün güneşi.. günaydın kalbimi esir alan sevgili.. günaydın düşlerimin kaynağı.. günaydın sevincim ve kaderim.. günaydın herşeyim

Yere Düşen Yağmur Damlaları Kalbine Inecek Güneşi Engellemesin Güneş Bulutların Arasından Hep Sana Doğru Baksın Güneş Güzellikler Getirsin Günaydın..

Eğlenceli Doğum Günü Mesajları

Eğlenceli Doğum Günü Mesajları kısa
Eğlenceli Doğum Günü Mesajları facebook

Mutluluğun Türk Enflasyonu kadar yüksek, üzüntün memur maaşı kadar düşük,geleceğin Demirel’in keli kadar parlak olsun. Doğum günün kutlu olsun.

Minareden Atlarım Yaş Gününü Kutlarım

en İÇTEN ve DIŞTAN dileklerimle doğum gününü kutlarım.

Hayyyy senii doğurtan ebeninnnnnnn yanaklarından öpiyim emii

Gündüzün yatta, gecen barda, altında porsche araba, kaldığin ev tripleks villa, gezdiğin yerde herkes sana hasta olsun. Doğum günün kutlu olsun.

doğum günün kutlu olsun (bu mesajı sakla seneye bana bir daha mesaj masrafı yaptırtma)

Güneş kadar sıcak, kartanesi kadar berrak, yağmur kadar saf ve temiz, imf’deki kadar bol paralı bir ömür dileğiyle. Mutlu yıllar.

Tekerleğin icadının 35. yıl dönümü kutlu olsun.

Nice yıllara doğum günün az şekerli olsun.

Bugunu unuttum sandın dimi. Hiç unuturmuyum kankam benim. Ampulun icadının 25. yıl dönümü kutlu olsun.

Atilla İlhan Emperyal Oteli

ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
emperyal otelinde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berheva olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarşamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul’u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli’nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi’nde insanlar geziyordu
tepebaşı’ndaki küçük yahudiler
asmalımesçit’teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç’e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli’nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı’nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun …. kanıma girdin ….. kabulümsün.

ATTİLA İLHAN

AŞKIMA ŞiiR


işte ben sensiz geçen bir güne daha merhaba diyorum.
Tadı yokki bir somun ekmeğin,suyun,
Soluduğum havanın,
Tadı bile yok ne şekerin ne tuzun.
Yokki sevenim,
Ben çiçekleri bile sevemem korkarım dikenlerinden.
Ben aşık olmadım,belki oldum göründüm.
Yaşamımdaki aşkı,
içemedim ki o duyguyu acımı tatlımı.
Sabır, sabır çektikçe ufalanır parçalanır yüreğim…
Beni bugün benimle bırakın acılarımla,
Tükenip giden umutlarımla.
Uğraşmayın benimle,
Acımayın boş çuvallar gibi atın.
Atın ne fark eder ki…
Vurun be vurun;
Birde siz vurun,ne yani vurulmadık yerim mi kaldı?
Korkmuyorum ölmekten,
Artık ölüm bile bana boş geliyor.
işte ben bunlerı yaşıyorum.
işte ben denizim.
Azgın dalgalara kapılmış bir gemi,
Yokki yok gidecek hiç bir yeri.

Aşkım bu mısraları içimden geldiği gibi
yazıyorum
Biraz duygusal oldu ama bu gece şairliğim tuttu.
Ve ağlıyorum AĞLIYORUM..!
Seni bilmesemde görmesemde ne fark eder ki ben senın o tertemiz yüreğini seviyorum.

seni ilk gördüğüm gün okul elbiselerin vardı,
seni ilk gördüğüm gün kalbim alevler içinde kaldı,
seni ilk gördüğüm gün allahtan istedim sei bana versin diye
seni ilk gördüğüm gün vurulmuşum ela gözlerine
seni ilk gördüğüm gün tutulmuşum can yakan tatlı sözlerine…

üşüdüğümde yorganım oldun bazen ıssız gecelerde,
yürüdüğüm de yoldaşım oldun bazen sessiz bom boş sokaklarda
düşündüğümde seni buldum hep hayallerimde
bu can var oldukça sen varsın her her yerimde…

bir su damlası kadar yalnız ama bir yağmur damlası kadar kalabalığım
bir kelebek kadar kısa ömrüm ama bir tarih kadar ebediyim
bir harf kadar anlamsız ama bir cümle kadar sonsuz AŞKIM…

gözlerimdeki özlemim kalbimdeki en büyük yerin
sana olan bu sevgim
hiç bir zaman dinmeyecek!!
içimi ısıtan sözlerin
ruhumda atan kalbin
uçsuz bucaksız mehtap gibi gözlerin
hiç bir zaman ölmeyecek!!…

aslında gece gündüze sevdalıdır
gündüz geceye,
bu yüzden en çok şafaklarını severler zamanın
gündoğumlarında gece gündüzü dinler
günbatımlarında gündüz geceyi,
insanlara duyuramasalar da seslerini
ikisinin de tek şey vardır söyledikleri birbirlerine:
Özlüyorum Seni..

(ve ben şimdi ne seni yazacak kadar özgürüm ne yazamayacak kadar deli.)

seni kalbime yazdım
aşkımı şiirlere
bir sana yenildim ama
bir de sana kıyamadım
kendi hayatıma kıydığım gibi…

seni yıllara yazdım
yıllarca sevdim
yıllarca bekledim
ve her yıl bir asır oldu
sensiz her anın yıl olduğu gibi…

seni camlara yazdım
her yağmur arkasından
ve her yağmurda ağladım bulutlarla
sana ve aşkıma ağladım
öksüz bir çocuk gibi…

seni şarkılarıma yazdım
söylendin mısralarda
ama ne yazık ki hep kederli şarkılar
meylere meze olanlardan
benim aşkına ziyan olduğum gibi…

Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma

Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum

Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!

Seni sevdim ben.

Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak….

Aşkıma

Arayıp sormasanda …

Beyazlar içinde rüyanda görmesende

gecelerce adımı sayıklamasanda

olsun canım varlığın yeter

Beyaz gülüm

Gülüm
Sevgimiz yalan mıydı
Tepedeki büyük çınarın altından
En az senin kadar güzel İstanbul’u seyredişimiz
Yalan mıydı?
Gülüm söyle yalan mıydı?
Gören gözlerim kör olsaydı
Sardığım belin başkasınca sarıldığını

Gülüm… Beyaz gülüm
Elimde ki sana aldığım gülün
Hikayesi gerçek oldu
Off..off..
Sevenim ya dikeni bak canımı yaktı
O yuvamız olacak diye tutuğumuz
İki oda evin duvarlarını artık sen değil
Bir resmin bir de hayalin süslüyor

Gülüm… Beyaz gülüm
Canımı yaktın can dediğim
Ben sana bakarken bile kıyamazken
Canımı yaktın can dediğim

Gitme gülüm… Beyaz gülüm
Solarsın yaban ellerde
Bilmezsin rüzgarına dayanamazsın
Okşadığın saçlarımı yoldur durma
Bırak artık gözlerim ağlama
Beyaz gülüm artık yabancı kollarda

Ona ilk gülüm dediğim gün
Yağmur sevgimiz sularken
Sokağın başında okuldan çıkışını beklediğim gün
Ceketimin arasına hani delikanlıyız ya
Onun için sakladığım gülüm

Utangaç bakışlarla ona
Gülüm bu senin için beyaz gülüm dediğim gün
Artık mazide kaldı gönlüm
Artık benimde bi hazin hikayem var
Terk edilmişler kervanında
Hikakye yi başlatan bir beyaz gül
Solduranda beyaz gülüm
Gitme gülüm…Gitme
Solarsın rüzgarına dayanamazsın
Solarsın beyaz gülüm </div>

Sevgi

SEVGİ
çiçeklerin büyümesini izlemektir

mektup yazmaktır

hep O’nu düşünmektir

birlikte vakit geçirmektir

dalgaların sesidir SEVGİ

kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir

birlikte AYNI yöne bakmaktır

eşit olmaktır

vahşi dalgalara yelken açmaktır

yağmura aldırmadan yürümektir

uçurmaktır sevdiğini

piknik yapmaktır

yanağını okşamaktır

ve küçük bir busedir

Yağmur Yağıyor Ve Ben Ağlıyorum

Yağmur Yağıyordu,
Ve Sen yine içime düştün,
Ahh Sevgili,
Yağmurlar neden hatırlatıyordu Seni?
Gerçi her şey hatırlatıyordu ya,
Yağmurların ne suçu var?

Yağmur yağıyor ve Ben Seni özledim..
Ruhum geçmişte mi kaldı ne?
Çırpınıyor,
Silinmiyor işte tek hamlede.
Ruhum sanki kaldı Sende,
Yapamıyor bu gönül,
Büyük Savaşlar versede,
Atamıyor bu gönül.
Çığlık çığlığa bağırsamda
Kimse duymuyor…

Yine yağmur yağıyor,
Yüreğime de ..
Ardından yine gözlerim ağlıyor,
Sonra yüreğim ağlıyor..
Ve ruhum da..
Sana yalnızca gözlerim değil,
Bedenim de ağlıyor,
Sözlerim de..

Ben sevmiyorum yağmuru,
Yağmur yağınca ağlıyorum,
Bir tek Seninle seviyorum yağmuru ,
Bir tek Seninle olan yağmur güzel.
Ağlamıyorum o zaman.

Bu yalnızlık, suskunluğuma eşit olduğunda ağlıyorum
Bir yalnızlığı, bir de Sensizliği yaşıyorum bu kadar sesliliğe rağmen..
Varlığındayken, Yokluğunu kabullenemiyorum,
Ağlıyorum hem de avaz avaz..

Hayallerim bir özlemden mi ibaret?
Hep çığlıklarım mı Ağlayacak Sensizliğime?
Hep yok mu olucaksın Varlığımın sınırlarında?
Benim sınırlarım, Senin yolların..
Sanki bir yolsun Sen, dışına çıkılması zor,
Çıksam düşeceğim çünkü…
Çıksam ağlayacağım çünkü..
Yalnızlığıma, Sensizliğime..

Sonra yine yağmur yağıcak…
Ben yine mi ağlayacağım?
Belki de artık satırlarıma “Sen” değil de,
“Özlem” dökülecek”
Belki Ben her yağmur yağdığında ağlayacağım.
Şimdi de YAĞMUR YAĞIYOR
Ve Ben AĞLIYORUM!…

alıntı

Attila İlhan Şiirleri

KİMİ SEVSEM SENSİN

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

BÖYLE BİR SEVMEK

ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkğ belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.

Senin Olmadığın Yerde Gözyaşlarım Sicim Gibi

Yere düşen yaprakların,
Gürültüsü uyandırdı.
Damlaların feryatları,
Topraklara karışırdı.

Gökgürültüsünün sesi,
Bebek ninnileri gibi.
Senin olmadığın yerde,
Gözyaşlarım sicim gibi.

Şimdi sensiz rüzgarlardan,
Yağmur olamayacağı.
siyah siyah bulutların,
Sade meltem olacağı.

İkimizin Yüreğiyle,
Gökkuşağı renkleriyle.
Senin olmadığın yerde,
Gözyaşlarım sicim gibi.

Lüleburgaz 14-10-2010
YILMAZ BARITLI

Ceyhun Yılmaz Çok Sevmişti

Herhangi bir geminin. Limandan ayrılmasına bile ağlar oldum…
Sonra akşamların gelişi gündüzlerin vedası üzdü beni.
”Sayende yaşadığıma bile efkarlanıyorum”.
Artık gerisini sen düşün.
Sebepsiz hüzünlerdir benim kirpiklerim.
İster istemez öpüp kaçarlar beni.
Hiçbir şey olmamış gibi.
Nasıl bir selamına mutlu oluyorsam….
Sensizliğimde bir yağmur damlası.
Bazen kahrediyor beni.
Genç ölücem belki…
Belki yaşayanlar kendi nefeslerine bile,
İnanamayacaklar öldüğümde.
Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanacağım..
Kimileri üzülecek kimilerinden fazla.
Az yaşadı diyecekler benim için
az yaşadı..
Ama Çok Sevmişti…

(CyhnYlmz)

Pencereler

PENCERELER

Sabaha karşı mıydı bilmiyorum
yoksa akşamüstü müydü
belkide gece yarısı
bilmiyorum
girdi odama pencereler
perdeli perdesiz
ben basma perdeleri severim
ama tül perdeler de vardı
kara ustorlar da
ustorları çekip çekip bırakıyordum
bir daha inmez oldu kimisi
kimisi bir daha çıkamadı yukarı
ve camları kırık pencereler
elimi kestim
kimi camsızdı büsbütün
camsız pencereler içime dokunur
camsız gözlükler gibi

Pencereler
yağmur yağıyordu camlarınıza
kızıl saçları kederli uzun
ben alt dudağımda cıgaram
türkü söylüyordum içimden
yağmur sesini kendi sesimden çok severim

Pencereler
beşinci katta güneşli boşluğunuzda bir deniz
bir deniz mavi yüzük taşından
serçe parmağıma geçirdim usulcacık
üç kere öptüm ağlayarak
öpüp alnıma koydum üç kere

Pencereler
çıktım kırmızı velenseli yataktan
çocuk burnumu dayadım terli camına pencerenin
oda sıcaktı ve genç anamın kokusu vardı odada
dışarda kar yağıyordu
ben kızamık çıkarıyordum

Pencereler
sabaha karşı mıydı bilmiyorum
belki de gece yarısı
bilmiyorum
odamın içindeydi yıldızlar
ve gece kelebekleri gibi
çırpınıyorlardı camlarınızda
ben onlara dokunmaktan çekinerek
açtım sizi pencereler
salıverdim yıldızları geceye
aydınlık sınırsız hür geceye
yapma ayların geçtiği geceye

kurtlar duruyor ayın altında
hasta aç kurtlar
kurtlar duruyor önünde pencerenin
kadife perdeleri kapasam da sımsıkı
ordadırlar bilirim
gözetliyorlar beni

Pencereler
düştüm bir pencereden
bir güzele bakarken
dünya halime güldü
güzel dönüp bakmadı
belki farkında değildi

Pencereler
pencereler
kırk evin penceresi odama girdi
ben oturdum birinin içine
sarkıttım ayaklarımı bulutlara
bahtiyarım
diyebilirdim belki

Nazım Hikmet

Sustum! Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

Sustum!

Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

kendimle konuşuyorum şimdi yalnız…

yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime

kimse duymuyor…

sustum!

sustu dudağımdaki şarkı gözlerimdeki şiir

yaraları yalayan rüzgar

sokaklarında kahrolduğum şehir

gözlerim konuşuyor yalnız…

sustum!

bin ah sürüp dudaklarıma

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

sustu benimle deniz

sustu deli dalgalar sustu martılar…

umutlarımı sarıp rüzgarlara

uzaklara savuruyorum her gece

yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne

kimse görmüyor…

saçı ağarmış hayaller

nemli kirpiklerle

bulutlandığında gözlerim

gökte şimşek olup çakıyorum

kimse görmüyor…

Sustum!

tuz basıp yaralarıma!

sustum…

içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi

yaslanıp yalnızlığın duvarına

gül döküp kalabalıklara

kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece

kimse bilmiyor..

sustum!

sustu benimle gök sustu toprak

acılar konuşuyor şimdi yalnız

yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir

atıyorum uçurumlardan

kimse görmüyor…

sustum!

saçlarını kokluyorum rüzgarların

dudaklarından öpüyorum hayatı

içimde incecik bir sevgi ürperiyor

sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme

gelmiyor beklediğim bahar

yaralar merhem tutmuyor

gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara

mendil silmiyor

yağmur dinmiyor

sevdiğim bilmiyor…

Sustum!

sustu benimle sarı sabır sustu zaman

sustum

yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata

kimse duymuyor…

sustum!

İçimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi

sustum

sustu dudaklarım sustu gözyaşlarım

sustu gözlerimdeki şiir

gönlümdeki nehir

bulutlar haykırdı isyanımı

şimşekler haykırdı

sadece ben duydum

sadece ben
sustum!

ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat

kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi

yaralar merhem tutmuyor

geceler avutmuyor

ben sustum

acılarım konuşuyor yalnız…
Ben sustum!

susmuyor yüreğimi kavuran kasırga

pencereme vuran yağmur damlaları

susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar

gelmiyor bahar

kuşlar sevinmiyor

yıldızlar küs

ay üzgün

güneş doğmuyor

acılar dinmiyor

içimde binlerce şiir kanıyor her gece

kimse bilmiyor…
sustum!

sustu benimle sarı sabır

sustu hayat

sustu zaman

acılar konuşuyor yalnız

acılarım konuşuyor

kimse duymuyor…

duymuyor…

duymuyor…

duymu…

duy…

du…

[DIPNOT]Alıntıdır..[/DIPNOT]

Öğretmenler Günü Şiirleri

Öğretmenler günü 2009, öğretmenler günü şiirleri 2009, öğretmenler günü şiirleri, 24 Kasım Öğretmenler günü, 24 kasım şiirleri

BEN BİR ÖĞRETMENİM

Ben bir öğretmenim

Okulların birinde

Duymayı, düşünmeyi öğretirim.

Derslerimde…

benim çocuklarım bu bahçelerde,

bu yağmur altında ıslanmadılar.

Bir yağmur sonrası gelin seyredin,

Her taraf tepeden tırnağa kadar,

Bulutsuz masmavi dünyalarına

Sevginin, sevincin güneşi doğar.

Böyle çocuklarla dolar her yanım,

Çocuklar kardeşim,

Çocuklar arkadaşım

Canım…

Onlarda toplanmıştır

Geçip geçen zamanım,

Bir parıltı görsem gözlerinde,

Bilgiden, anlayıştan yana,

Bir hal olur bana

Zannedersiniz ki

Dünyalar benim…

Çocuklar, kitaplar, yazı tahtası

Enine boyuna bütün zamanlar,

Dört duvar arası bir dershanede

Her dinden her dilden gelmiş insanlar

Bizimle konuşur hayal ederler,

Bağlanırız kalırız kendilerine

Hikaye anlatır, şiir söylerler,

Mutluluk üstüne, ümit üstüne…

M.Gündüz GÖKTÜRK

Sevgi Nedir?


Sevgi Nedir…

Sevgi doğuş
Sevgi oluş
Sevgi duruş
Sevgi hasret
Sevgi özlemdir
Sevgi umut
Sevgi çare
Sevgi ölüm
Sevgi kalım
Sevgi isyandır
Sevgi barış
Sevgi yarış
Sevgi ermek
Sevgi Yunustur
Sevgi Mevlana
Sevgi Fuzuli
Sevgi Nesimi
Sevgi Ali
Sevgi Osman’dır
Sevgi Leyla
Sevgi Mecnun
Sevgi Ferhat
Sevgi Şirin’dir
Sevgi duygu
Sevgi tutku
Sevgi utku
Sevgi hikemdir
Sevgi insan
Sevgi kan
Sevgi damar
Sevgi fikirdir
Sevgi feda
Sevgi vefa
Sevgi yalnız
Sevgi doğruluktur
Sevgi vuslat
Sevgi hicret
Sevgi gurbet
Sevgi çöl
Sevgi yolculuktur
Sevgi yürek
Sevgi İbrahim
Sevgi yakan
Sevgi ateştir
Sevgi türkü
Sevgi şarkı
Sevgi beste
Sevgi şiirdir
Sevgi kalem
Sevgi selam
Sevgi barış
Sevgi esenliktir
Sevgi çiğdem
Sevgi menekşe
Sevgi sümbül
Sevgi gonca
Sevgi güldür
Sevgi eylül
Sevgi hazan
Sevgi hicran
Sevgi hüzündür
Sevgi diriliş
Sevgi bahar
Sevgi tomurcuk
Sevgi kelebek
Sevgi çiçektir
Sevgi damla
Sevgi su
Sevgi yağmur
Sevgi rahmettir
Sevgi dağ
Sevgi deniz
Sevgi öteler
Sevgi evrendir
SEVGİ HER ŞEYDİR.

Fuat Arpa

Seni Çok Özledim

Yagmur da var
Çok sevdigim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadi komsular
Damlarin üzerinde kuslar
Daha rahatlar
Radyolarda eski sarkilar çaliyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansizin bakip geçenlere dogru
Yagmur da var
Çok sevdigim rüzgar da
Daha uyanmadi komsular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim

Disarı çikmak istiyor canim
Tek basina haytalik etmek
Islanmak Pazar sabahinda yagmurda
Bos caddelerde dolasmak
Vitrinlerine bakmak magazalarin
Sinemalarin afislerine
Sokaklarin isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martilara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canim
Hayatin gittigi yere…

Islik çalip sarkilar uydurmak kendi kendine
Firindan taze ekmek alip
Bugusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim

Tam böyle bir sey
Çiçege su yürümesi
Bebegin aglamasi
Topragin uyanmasi
Yagmurun yagmasi
Atesin sicagi
Bu Pazar sabahi
Tam böyle bir sey
Bir sabahçi kahvesine ugramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatin atardamarlarinda dolasmak
Bölmeden sehrin uykusunu
Bir siir yazmak
Pazar bulmacasinin bos karelerine
Siirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir sey
Hesapsiz gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir siir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yagmurda islanmak
Ve ben seni çok özledim!.

İbrahim SADRİ

Unut…

Unut
Yağmur tanesini
Unut
Saçların rengini gözlerin karasını
Unut
Şarkıları
San defter yapraklarını
Baktığın aynaların arkasını unut
Unut
Kahverengi fotoğrafları
Adresleri unut
Rüzgarı
Rüzgar değince ağlatan saçlarını
Unut
Sil bütün isimleri
Yak şiirleri
Olmasınları olmayacakları olmadıları unut
Bak yoksun
Yokluğunu unut
Bak gitmişin
Gitm…eleri unut
Varsın keşke desin bir ses içinden
Keşkeleri unut oysaları unut
Gözlerini unut
Bu şehri unut
Kor gibiyken içimde
Kendin gidip beni burda kor gibilerini unut
Unut
Unuttuğunu
Islak incir tanelerini
Zeytinin rengini
Ekmeğin buğusunu
Sen mi geldinleri unut
Unut işte
Unutmak en iyisi
Unut iyisi mi
Hep ellerin sıcaktı ya
En sıcak ellerindi
Elin elime değdiğini unut
Unut
Yıldız yıldız
İstanbul istanbul
Akşam akşam
Yavaş yavaş
Şarkı şarkı
Nasıl diyorlarsa nereye koyarsın böyle bir aşkı
Öyle unut
Hiçbir yere koyamadığım bu aşkı..!

İbrahim Sadri

Şiir Kısa

Kısa şiirler
Şiir Kısa


Bir damla yagmur

Bir damla yagmur düstü bugün avucuma gökten.
Onu tuttum, sikica kapattim avucumu.
Tuttum cunku, bir daha düsmesin avucuma istedim.
Bu damla bana gözümden akittigim damlalari hatirlatti.
Onlarda avucuma akardi.
Hissederdim gözyaslarimin sicakligini.
O gözyaslarimda bir seyler gizliydi.
Gözyaslarimin sicakligi kadar yaniyordu icim.
Keske gözyaslarimi tutan biri olsaydi.
Ama olmadi, bulamadim onlari tutacak birini.
Bulamadim cunku gözyaslarimin sayisini tutamiyordum,
onlari tutacak birini bulamak okadar kolay miydi?

En güzel tarafı imkansızlığın

Unut benden kalan ne varsa
Unutmak tesellidir yalnızlığın
Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
Delicesine sarhoş olmak
En güzel tarafı imkansızlığın

büyük aşkımız

İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi
Paramparça, kırık dökük aşkımız
Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
Büyük aşkımız

Eylül Yağmurları

Eylül Yağmurları Şiir
Eylül Yağmurları

Kurumuş toprağa düşer
gözyaşlarım gibi
eylül yağmurları…

Yaşanan bir an’dan geriye kalan
siyah beyaz bir fotoğraf.

Yaz bitti.

Ayrılıkların yazgısı neden eylül?

Bu eylül bahçesi
yağan yağmur serinliğince
ıssız, yokluğun kadar.

Nereden bileceksin
duvarlarla çevrili sensizliğin adresini,
kendine küskün her yalnızlığımın yolunda
ne çileler çektiğimi
haykırmasam bu eylül yağmurlarına…

Şimdi sana bırakıyorum bu eylül tarihimi;
sarıl bana, koca bir düşü barındıran yürek gibi…

Avuçlarında yağmur damlaları ve başucunda yıldızlar;
savrulan her yaprak suskunluğu
anlatır elbet bir gün sana
neden kırgın olduğunu yüreğimin, ayrılıklara…

Emine Özkan

2 Kıtalık Nazım Hikmet Şiirleri

Nazım Hikmet Şiirleri

Nazım Hikmet Şiirleri 2 kıtalık

GÜZ

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre
Kapım ardına kadar açık bekledi seni
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek
Niye böyle geç kaldın?

CENAZE MERASİMİM

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenler daracık

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi


PENCERELER

Sabaha karşı mıydı bilmiyorum
yoksa akşamüstü müydü
belkide gece yarısı
bilmiyorum
girdi odama pencereler
perdeli perdesiz
ben basma perdeleri severim
ama tül perdeler de vardı
kara ustorlar da
ustorları çekip çekip bırakıyordum
bir daha inmez oldu kimisi
kimisi bir daha çıkamadı yukarı
ve camları kırık pencereler
elimi kestim
kimi camsızdı büsbütün
camsız pencereler içime dokunur
camsız gözlükler gibi

Pencereler
yağmur yağıyordu camlarınıza
kızıl saçları kederli uzun
ben alt dudağımda cıgaram
türkü söylüyordum içimden
yağmur sesini kendi sesimden çok severim

Pencereler

beşinci katta güneşli boşluğunuzda bir deniz
bir deniz mavi yüzük taşından
serçe parmağıma geçirdim usulcacık
üç kere öptüm ağlayarak
öpüp alnıma koydum üç kere

Pencereler
çıktım kırmızı velenseli yataktan
çocuk burnumu dayadım terli camına pencerenin
oda sıcaktı ve genç anamın kokusu vardı odada
dışarda kar yağıyordu
ben kızamık çıkarıyordum

Pencereler

sabaha karşı mıydı bilmiyorum
belki de gece yarısı
bilmiyorum
odamın içindeydi yıldızlar
ve gece kelebekleri gibi
çırpınıyorlardı camlarınızda
ben onlara dokunmaktan çekinerek
açtım sizi pencereler
salıverdim yıldızları geceye
aydınlık sınırsız hür geceye
yapma ayların geçtiği geceye

kurtlar duruyor ayın altında
hasta aç kurtlar
kurtlar duruyor önünde pencerenin
kadife perdeleri kapasam da sımsıkı
ordadırlar bilirim
gözetliyorlar beni

Pencereler

düştüm bir pencereden
bir güzele bakarken
dünya halime güldü
güzel dönüp bakmadı
belki farkında değildi

Pencereler
pencereler
kırk evin penceresi odama girdi
ben oturdum birinin içine
sarkıttım ayaklarımı bulutlara
bahtiyarım
diyebilirdim belki

Ceviz Ağacı

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

ÇEKİLMEZ BİR ADAM

Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum

2 Kıtalık Orman İle İlgili Şiirler

2 Kıtalık Orman İle İlgili Şiirler

Orman İle İlgili Şiirler 2 Kıtalık

Orman

Sen insansın, o ağaçtır,
Suya, ışığa, sevgiye
Bir insan kadar muhtaçtır;
Ağaçların şehri orman.

Onu ne yak, ne sök, ne kır.
Bir dal kopardığın zaman.
Gizli bir sesle hıçkır..
Her orman yurda bir ordu
Ormanı iyi koru…

Hüseyin KALABA

_________________________________

AĞACIM

Mahallemizde
Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim.
Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.

Güzel ağacım!
Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.

Orhan Veli KANIK

____________________________________

AĞAÇ ve UYGARLIK

Yeter uyuduğun asırlar boyu,
Aç artık şu gözlerini haydi aç!
Yağıyorken bunca yağmur, bunca kar,
Ah! Şu yamaçlar hâlâ, niçin kıraç?

Kuşlar şarkı söyler hüzünden ırak,
Yeşile durduğu gün şu karşı yamaç.
Ölçü diyorsan; gökdeleni bırak,
Uygarlık timsali dikilen ağaç!

Mehmet EROL

___________________________________

alıntı