Posts Tagged ‘burada’

Cuma Namazının Son Sünneti

Cumartesi, Haziran 23rd, 2012

Cuma Namazının 4 Rekatlık Son Sünneti’nin Kılınışı,

Cuma Namazının Son Sünneti’nin Kılınışı,

Cuma Namazının 4 Rekat Son Sünnetinin Kılınışı


1.Rekat Başlangıcı

Niyet Edilir
Abdest alınıp, ayakta olarak kıbleye dönülür. Ayakların arası dört parmak açıklıkta olur. Kadınlar, vücûdun şekli belli olmayacak şekilde, tepeden tırnağa kadar örtünür. Yalnız eller ve yüz açık kalır. Ellerini kol ağzından dışarı çıkarmaz. Namazda, kadınlar için en iyi örtülü olmanın en kolay şekli, ellerini de örtecek geniş bir başörtüsü ve ayaklarını da örtecek, geniş ve uzun bir etektir.

Önce niyet ederiz “Niyet ettim Allah rızası için cuma namazının son sünnetini kılmaya

Tekbir

Allahü ekber” diyerek iftitâh tekbîri alınır.

Erkekler tekbîr alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmak araları normal açıklıkta bulunur. Başparmaklar kulak yumuşağına değdirilerek eller yukarıya kaldırılır.

Kadınlar tekbîr alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmak araları normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizâsına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırırlar.

Kıyam

Tekbîrden sonra eller bağlanır. Kıyamda yani ayakta iken secde edilecek yere bakılır.

Erkekler sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmağı sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.

Kadınlar Sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar. Elleri baş örtüsünün altında tutmaya çalışmalıdır.

-Sübhâneke okunur,
-Euzu Besmele çekilir,
-Fâtiha sûresi okunur. (Ardından Amin denir.)
-Zamm-ı sûre okunur.

Rükû

Allahü ekber” diyerek rükü’a varılır yani bel doksan derece eğilir ve burada üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir. Rükü’da iken ayakların üzerine bakılır.

Erkekler rükü’da, parmaklarını açıp, dizlerin üstüne kor. Sırtını ve başını düz tutar. Bacaklarını ve kollarını dik tutarlar.

Kadınlar rükûda, sırtını ve başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini parmaklarını açmayarak dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.

Doğrulurken
Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” dedikten sonra, doğrulurken “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükü’dan kalkılır ve tam doğrulunca da ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

Secdeye Varılır
Sonra, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.

Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da burun ve alın yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizâsında bulunur. El parmakları birbirine bitişiktir. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede gözler kapalı olmaz. Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.

Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik hâlde bulundururlar.
Ayaklar bitişik olarak parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde kıvrılarak yere konur.

Oturulur

Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur. Otururken, parmaklar dizlerin hizâsına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Burada “Sübhânallah ” diyecek kadar kısa bir an oturulur.

Bu oturuşta erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak, parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur. Kadınlar ise, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.

Tekrar Secdeye Varılır
Tekrar, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

2. Rekat Başlangıcı

Kıyama Durulur

Secdeden “Allahü ekber” deyip ayağa kalkarız, ikinci rekat başlamış olur.
Ayağa kalkınca elleri bağlayıp Besmele çekeriz.
Fâtiha sûresi okur ve “Amin” deriz.
Ardından da zamm-ı sûrelerden birini okuruz.
Sonra “Allahü ekber” diyerek rükûa gideriz.

Rükû

Allahü ekber” diyerek rükü’a vardıktan sonra Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir.

Doğrulurken
Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” dedikten sonra, doğrulurken “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükü’dan kalkılır ve tam doğrulunca da ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

Secdeye Varılır

Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Oturulur
Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.

Tekrar Secdeye Varılır

Tekrar, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Oturulur

Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.

Oturunca,
Ettehiyyâtü okunur.
Allahü ekber” diyerek ayağa kalkarız.

3. Rekat Başlangıcı

Kıyama Durulur

Allahü ekber” deyip ayağa kalktıktan sonra üçüncü rekat başlamış olur.
Ayağa kalkınca elleri bağlayıp Besmele çekeriz.
Fâtiha sûresi okur ve “Amin” deriz.
Ardından da zamm-ı sûrelerden birini okuruz.
Sonra “Allahü ekber” diyerek rükûa gideriz.

Rükû

Allahü ekber” diyerek rükü’a vardıktan sonra Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir.

Doğrulurken
Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” dedikten sonra, doğrulurken “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükü’dan kalkılır ve tam doğrulunca da ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

Secdeye Varılır

Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Oturulur

Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.
Tekrar Secdeye Varılır
Tekrar, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

4. Rekat Başlangıcı

Kıyama Durulur

Secdeden “Allahü ekber” deyip ayağa kalktıktan sonra dördüncü rekat başlamış olur.
Ayağa kalkınca elleri bağlayıp Besmele çekeriz.
Fâtiha sûresi okur ve “Amin” deriz.
Ardından da zamm-ı sûrelerden birini okuruz.
Sonra “Allahü ekber” diyerek rükûa gideriz.

Rükû

Allahü ekber” diyerek rükü’a vardıktan sonra Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir.

Doğrulurken
Rükûyda üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” dedikten sonra, doğrulurken “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükü’dan kalkılır ve tam doğrulunca da ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

Secdeye Varılır

Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Oturulur

Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.

Tekrar Secdeye Varılır

Tekrar, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Tahiyyata Oturulur!

Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.

Oturunca sırasıyla;
Ettehiyyâtü okunur,
Allâhümme Salli okunur,
Allâhümme Barik okunur,
Rabbenâ duaları ‘Rabbenâ âtina’ ve ‘Rabbenâğfirlî’ okunur.

Selam Verme
Dualar bitince yüzümüzü önce sağ tarafa çevirerek “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” deriz. Selâm verirken omuzlara bakılır. Sonra yüzümüzü sol tarafa çevirerek “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” deriz.

Ömer Seyfettin Biyografisi

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Ömer Seyfettin kimdir
Ömer Seyfettin hakkında bilgi

Ömer Seyfettin 11 Mart 1884’de Balıkesir/Gönen’de doğmuştur. Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçe’de sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey’le, Fatma Hanım’ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen’de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Bey’in görevinin nakli dolayısıyla Gönen’den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık’tan sonra İstanbul’a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanî’ye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesi’ne kaydedildi. Bu okulu 1896’da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi’ne devam etti. 1900’de İdadî’yi bitirerek İstanbul’a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne’ye başladı. 1903 yılında Makedonya’da çıkan karışıklık üzerine “Sınıf-ı müstacele” denilen bir hakla imtihansız mezun oldu. Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu’nun İzmir Redif Tümeni’ne bağlı Kuşadası Redif Taburu’na tayin edildi. 1906’da İzmir Jandarma Okulu’na öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir’deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik’ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçü’den ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı. Ömer Seyfettin Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’da görevlendiridi. Selanik’te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu’nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler’e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911’de Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması’nda esir düştü. Nafliyon’da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. “Mehdi”, “Hürriyet Bayrakları” gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu’nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı. Ömer Seyfettin 1913’te esareti bitince İstanbul’a döndü. 23 Ocak 1913’te Enver Paşa’nın organize ettiği Babıali Baskını’na katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisi’nde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1915’te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanım’la evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917’den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920’ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü. Hastalığı 25 Şubat 1920’de artınca yazar, 4 Mart’ta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920’de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledildi. En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Eserleri;

Romanları:
Ashâb-ı Kehfimiz (1918)
Efruz Bey (1919)
Yalnız Efe (1919, 1988)

Risale:
Yarınki Turan Devleti

Öyküleri:
Acaba Ne idi?-Acıklı Bir Hikâye-Aleko-And-Antiseptik-Aşk Dalgası-Aşk ve Ayak Parmakları-Apandisit-At-Ayın Takdiri-Ay Sonunda-Baharın Tesiri-Bahar ve Kelebekler-Balkon-Başını Vermeyen Şehit-Bekarlık Sultanlıktır-Beyaz Lale-Beynamaz-Birdenbire-Binecek Şey-Bir Hatıra-Bir Hayır-Bir Kayışın Tesiri-Bir Temiz Havlu Uğruna-Bir Vasiyetname-Bit-Bomba-Büyücü-Cesaret-Çanakkale’den Sonra-Çakmak-Çirkinliğin Esrarı-Dama Taşları-Devletin Menfaait Uğruna-Diyet-Dünyanın Düzeni-Düşünme Zamanı-Eleğimsağma-Elma-Efruz Bey-Falaka-Ferman-Fon Sadriştayn’ın Karısı-Fon Sadriştayn’ın Oğlu-Forsa-Gizli Mâbed-Gürültü-Havyar-Hafiften Bir Seda-Horoz-Hürriyet Bayrakları-İffet-İki Mebus-İlk Cinayet-İlk Düşen Ak-İlk Namaz-İnsanlık ve Köpek-İrtica Haberi-Kaç Yerinde-Kaşağı-Kerâmet-Kıskançlık-Kızıl Elma Neresi?-Koleksiyon-Korkunç Bir Ceza-Kumrular-Kurbağa Duası-Kurumuş Ağaçlar-Külah-Kütük-Lokanta Esrarı-Makul Bir Dönüş-Mehdi-Mehmaemken-Memlekete Mektup-Mermer Tezgah-Miras-Muayene- Muhteri-Müjde-Nakarat-Namus-Nasıl Kurtarmış?-Nadan-Nezle-Niçin Zengin Olmamış?-Nişanlılar-Nokta-Öpücüğün İlkel Bİçimi-Pamuk İpliği-Pembe İncili Kaftan-Perili Köşk-Pireler-Primo Türk Çocuğu-Ruzname-Rüşvet-Rütbe-Sivrisinek-Şefkate İman-Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür-Tavuklar-Teke Tek-Terakki-Teselli-Topuz-Tos-Tuhaf Bir Zulüm- Tuğra-Türbe-Türkçe Reçete-Uçurumun Kenarında-Uzun Ömer-Üç Nasihat-Velinimet-Vire-Yalnız Efe-Yeni Bir Hediye-Yemin-Yuf Borusu Seni Bekliyor-Yüksek Ökçeler-Yüzakı- Zeytin Ekmek-Akşam Sefası-Yiğit Çocuk-

Sultan Dizisi Yılmaz Kimdir

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Sultan Dizisi Yılmaz Hakkında Bilgi

Orhan Şimşek Kimdir Kısaca

Sultan dizisinde Yılmaz karakteriyle Sultan’ıın kardeşi rolünde oynayan Orhan Şimşek daha öncede Genco dizisinde Ahmet karakteriyle izleyiciyle buluşmuştu.

Orhan Şimşek 1985 İstanbul doğumlu. Orhan Şimşek, tiyatroya 2000-2002 yıllarında Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi’nde adım attı. Burada eğitim gördüğü süre içersinde birçok oyunda rol aldı. 2004-2005 yıllarında Müjdat Gezen sanat merkezinde eğitim gördü. Kandemir Konduğun yazdığı “İnsanlığın Lüzümu Yok” adlı oyunda oynadı. 2005 yılında Haliç üniversitesi Konservatuar Tiyatro Bölümüne girdi, şu an 3.sınıf öğrencisi. Okulla birlikte 2006 yılında ‘Tobav Atölye Çalışmalarına’ katıldı burada; Murat Karasu, Sumru Yavrucuk, Uğur Polat, Emre Kınay, Hasan Şahintürk’ten eğtim aldı. Ayrıca 2005 yılından beri ikinci eğitim kapım dediği Haluk Bilginer’in Tiyatrosu ‘Oyun Atölyesi’nde çalışmaktadır.

alıntı

Facebook’unuz Hacklendi mi?

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Facebook hesabının hacklendiğini nasıl anlarsınız?

Ali Güngör
Facebook hesabınız siz hiç farkına varmadan hack’lenmiş olabilir… İşte bunu anlamanızın kolay yolu

Facebook kullanıcıların genellikle gerçek isimlerini kullandıkları, hatta cep telefonu bilgilerini de paylaştıkları bir sosyal ağ.

Zaten geniş kullanım bulmasında en büyük faktör, insanların okul ve iş başta olmak üzere gerçek isimlerle arkadaşlarını bulup ekleyebilmesi olmuştu. Ancak bu aynı zamanda bir risk oluşturuyor. Sizin isminizin kullanıldığı Facebook hesabı birinin eline geçerse, sizmiş gibi davranarak çevreniz ile irtibata geçebilir, sosyal olarak zarar verebilir ya da özel bilgilerinizi ele geçirebilir.

Hesabınızın hacklenip hacklenmediğini, birilerinin siz bakmadığınız zamanlarda hesabınıza girip girmediğini anlamanın kolay bir yolu var. Gizlilik skandallarıyla sık sık sarsılan Facebook, yeni bir denetim özelliği ekledi.

Bu özelliğe erişmek için Facebook’a giriş yaptıktan sonra, ekran görüntüsünde gördüğünüz gibi sağ üst köşedeki Hesap ve ardından Hesap ayarları kısmına girin…

Hesabım ekranı karşınıza geldiğinde burada çeşitli hesap ayarlarını ve bilgilerini göreceksiniz.

Genel olarak tavsiyemiz burada yer alan bilgileri kimseyle paylaşmamanız yönünde. Hatta aldığımız ekran görüntüsündeki bilgi kısımlarını da siyah karelerle kapattık.

Burada Hesap Güvenliği satırını, kırmızı bir çember içerisinde işaretlenmiş olarak görüyorsunuz. Değiştir kısmına tıklayın…

Yeni bir sayfa açılmayacak, olan satır aşağıya doğru gneişleyerek karşınıza yeni güvenlik özelliğini çıkartacak.

Bu seçeneği Evet olarak işaretlediğinizde, ayarı yaptığınız bir bilgisayar haricinde bilgisayardan, hesabınıza erişim yapılırsa e-posta yolu ile bir uyarı alacaksınız.

Şimdi test için bir diğer bilgisayardan Facebook’u açıyoruz ve hesabımıza giriyoruz. Bu bilgisayarı farklı bir isimde kayıt etmek isteyip istemediğimiz soruluyor. Ne yazık ki bu soruyu gören kötü niyetli bir kişi, Facebook uyarı mekanizmasının etkinleştirildiğini anlayabilir. Facebook hiç böyle bir uyarı ekrana getirmese daha iyi yapardı…

Başka bir bilgisayardan erişimi denedikten sonra, e-posta kutumuzu açarak bu ayarın işe yarayıp yaramadığını kontrol ediyoruz.

Evet, ayar işe yaramış ve Facebook bize başka bir bilgisayardan erişim yapıldığına dair uyarı veriyor. Eğer daha sonra kendi kullanmadığımız bir bilgisayardan erişim yapıldığına dair uyarı alırsak, o zaman bizim dışımızda birilerinin daha hesabımızı kullandığını anlayabiliriz.

Yapılması gereken hemen Facebook ve ardından e-posta hesap bilgilerini, şifreleri değiştirmek. Bir de tabii ki hasarı ölçmek için erişimden sonra hesabımızda neler yapılmış kontrol etmek. chip

Facebook’ta Grup Kurma, Network (Ağ) Değiştirme ve Silme

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Facebookta Grup Nasıl Kurulur
Facebookta Grup Silme
Facebookta Ağ Değiştirme

Facebook’a giriş yaptıktan sonra “Uygulamalar” a basın. Oradan “Gruplar” a tıklayın. Gelen Menüde “Yeni Grup Kur” a tıklayın. Burada (required) yani (zorunlu) yazan bölümleri doldurmanız önemli;
Grup Adı

Açıklama
Grup Türü
Yukarıdaki bölümleri kuracağınız grubun türüne göre ayarlayın. Gösterilen alanları doldurduktan sonra “Grup Kur” a tıklayın. Karşımıza bir resim eklememiz gerektiğini söyleyen yer gelecek. Eğer ekleyecekseniz, Bilgisayarınızdan grubunuza uygun fotoyu seçip hemen alttaki kutucuğu işaretleyip “Fotoğrafı Yükle” ye basın. Resim eklendikten sonra “Kaydet ve Devam Et” ye tıklayın. Şimdi karşımızda bu olayı sizin Story ekranınızda yayınlayalım mı diye bir ekran gelecek burada “Yayınla” derseniz yayınlar, “Hayır, Teşekkürler” derseniz yayınlamaz. Seçiminizi yapıp ikisinden birine tıklayın. Böylece Grubunuz kuruldu. Son ekranda arkadaşlarınızdan hangilerine davetiye göndermek istediğinizi soruyor. Bu işlemi yapmadan sağ taraftaki “Geri dön (Grup Isminiz)” olan yere tıklayıp Grubunuza gidebilirsiniz.

Network (Ağ) Değiştirme: Kurduğunuz Grubun içindeyken sağ tarafta bulunan “Grubu Düzenle” ye tıklayın. Bu Alanda Ağ ayarınızı istediğiniz gibi değiştirip “Değişiklikleri Kaydet” e tıklayın.

Grup Silme: Bir Grubu silmek anladığıma göre Eğer Gruptaki tek üye sizseniz gerçekleşebiliyor. Bunun içinde sanki Gruptan ayrılıyormuş gibi “Gruptan Ayrıl” a tıklayıp yapılıyor.

10 kasım ile ilgili kısa şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

10 kasım şiirleri , 10 kasımla ilgili şiirler, on kasım ile ilgili şiirler, kısa 10 kasım şiirleri, 10 kasım ile ilgili kısa şiirler

Atatürk’ü Yitirmedik

Yıllar
Üst üste katlandıkça
Acımasız uzadıkça
Çelik mavisi gözlerinde
Her geçen gün
Işığını çoğalttıkça
Güzel vatanımızı
Kurtardığın anıldıkça
Seni yitirmedik ki
Dün olduğu gibi
Bugün de aramızdasın her an
Buna inan Ata’m
Yüzyıllar da geçse aradan
Sen her zaman anılan
Kutsal bir kahramansın.

Süleyman APAYDIN


Atatürk Yazar

Sordum seni;
Dağına, taşına Türkiye’min,
Herkes kendinden emin,
Yükseldi gür sesler;
Umutlar, sevgiler:
O biziz, O bizleriz.
Hepimiz bir parçayız
Atatürk’ten,
Bütün doğa,
Atatürk’ü anar,
Atatürk’ü şaşar.
Herşeydir OTürkiyem’de.
Göller, ırmaklar, ormanlar.
İmza imza Atatürk yazar.

M. Vasfi Saral


10 KASIM TÜRKÜSÜ

Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,
Bozkır ovalarına, Erciyes’e Ağrı’ya,
Ulusun egemen olduğunu
Özgür olduğunu
Haykıracağım haykıracağım işte,
Senin sustuğunca!

Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
Ana baba oğul kız,
Dere tepe bucak köy,
Yeryüzü yaşamalarımla değil
Oralarda, Senin gittigince!

Atatürk, taşıyacağım
Çanakkale’de, Sakarya’da, Çankaya’da, al al,
Senin taşıdığını;
Yurdun gök ülküsü
Dalgalanırken,
Senin bayrağını yücelteceğim.
Senin çıktığınca.

F. Hüsnü DAĞLARCA

Seni Beklerim

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Seni Beklerim

Tesadüf ya, yıllardan sonra seni tekrardan gördüm
Geçen gün, geçen zaman seni ne çok değiştirmiş
Elin elini tutmuş bir de erkek çocuk gördüm
Demek ki son aşkın şirin bir meyvesini vermiş

Otuz metre ileriden aheslice yürüdünüz
Bir an dayanamayıp, koşup gelmek istedim
Lakin, siz ne benim karım, ne de çocuğumdunuz
Ve herşeyden habersiz yürüdünüz sakin sakin

Çocuğun da sana benziyor, senin kadar güzel
Saçları siyah, yanağı al…Burnu sen değilsin
Görmedim ama, belki de babasına çekmiş
Bırak şimdi babasını ..Sen, hala çok güzelsin

Hani bizim de böyle çocuğumuz olacaktı
Hani kaşları saçları sana, burnu da bana
Hani gözü sana, eli bana benzeyecekti
Hani, elinden tutup gezdirecektik parkları

Böyle olmadı bir tanem, böyle olmamalıydı
Yine geldiğim gibi, geri gitmek zorundayım
Sen ellerin olmuşsun, benim umudum kalmadı
Gitmeliyim bir tanem, burada kalmamalıyım

Sen unut beni, unut aramızda geçenleri
Beni nasıl da seviyordun, öyle sev onları
Kocanı sev, çocuğunu sev, koy kenara beni
Ben unutmalıyım, unutmalıyım buraları

Yalnız! ..Belki bir gün, ölüm haberimi duyarsan
Mezarıma beklerim, unutma seni beklerim
Gül gibi yanaklarını toprağıma koyarsan
Mezarda bile onu gözyaşlarımla beslerim

Bu adam neyin oluyordu diye sorarlarsa
Sevdalımdı de, ben aşağıda seni dinlerim
O’nu bu kadar da çok mu seviyordun derlerse
Sevdamla öldürecek kadar demeni beklerim

Alıntıdır

Aşk İlgili Şiir Şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Aşkla ilgili şiirler, aşk üzerine şiirler, aşk şiirleri, en güzel aşk şiirleri

BU AŞKIN ADI HASRET OLDU

Yokluğun özlemini biledi bir bıçak gibi
Yollarda dolaştım kimsesiz gibi
Özlemin büyüdü bir çığ gibi
Sen gittin ya
Bu aşkın adı hasret oldu

Keşke demicem bu sefer diyemicem
Ne keşke diyecek bi sewgiydi bu
Nede sen bir keşkeye sığabilirdin
Sen gittin ya
Bu aşkın adı hasret oldu

Yol ayrımı bu yaşadığımız şimdilerde
Yalnızız artık bu koskoca ewrende
Mutluluk ayrılmasın yanından ömrünce
Sen gittin ya
Bu aşkın adı hasret oldu
Sen gittin ya
Ben yarım kaldım…

AŞK

Süzülerek akar boş yüreğime,
Işıklı gözlerin nur bakışları.
Kanatlanır uçar hoş dileğime,
Sineme saplanan yar bakışları.

Yeşeren gönlümde ateş közledim.
İçimdekileri elden gizledim.
Görmedim rüyada nasıl özledim?
Dantele işledim zar nakışları.

Ağaç gövdesine ismini kazdım.
Kıyıda kumsala resmini çizdim.
Adına şiirler ezgiler yazdım.
Gene çare olmaz var akışları.

Ben bir onu sevdim başka bilmedim.
Ağladım yaşımı açık silmedim.
Kader böyle imiş çok da gülmedim.
Eritti bitirdi nar yakışları.

Öznur Karaman

DİYAR-I AŞK

Gözlerden yüreğe düşen ilk ateş,
Akarken sessizce gizli ve sırdaş.
Artık gülmeler feryatlara eş,
Hüznü sevince katar burada

Aşk kanda kıpırtı küçücük heves
Aşığa bu dünya altından kafes,
Şimdi yaşamak için aldığın nefes,
İnsanı boğmadan beter burada.

Gençliğin ateşi var iken başta,
Zaman durmuş birden sevdalık yaşta,
Akıl pazarlanmış alışverişte,
Tüccar almadan satar burada.

Yaslı sözler elem ile beslenir,
Yaşlı gözler sevdiğine yas/lanır.
Körpe aşklar yaşamadan yaşlanır.
Güneş doğmadan batar burada.

Hayat diken üstünde ölüm tuzakta
Yalnızlık yakında o yar uzakta
Toprağın üstünde kavuşmasak da
Vuslatın kokusu tüter burada.

Sevgiyi bilmeyenin toprağı çorak.
Aşık bedenlerle beslenir toprak.
Bu can ölür ise yarinden ırak,
Kimsesiz sessiz yatar burada.

Gelince huzura ruhun günahı,
Saklayamaz sırları zifrin siyahı.
Elbet bulu o gün, bu canın ahı.
Kaçsa da yakalar tutar burada.

Diyar-ı aşk burası gökler karanlık.
Geceler yıl sürer gündüz bir anlık.
Ruhlar tek vücut yok olmuş benlik,
Herkese tek seda yeter burada…

ilköğretim haftası en güzel şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

İlköğretim haftası İle ilgili Şiirler
İlköğretim Haftası Şiirleri
İlköğretim haftası ve okulumuz ile İlgili şiirler


AÇILDI OKULUMUZ

Hazırlandı çantamız,
Kalemle defterimiz,
Artık öğrenci olduk,
Açıldı okulumuz.

Neşe dolu içimiz,
Sevinçliyiz hepimiz,
Çıktık aydınlık yola,
Açıldı okulumuz.

Göklerde bayrağımız,
Dudaklarda marşımız,
Andımız söyleniyor,
Açıldı okulumuz.

OKULUMUZ

Her yerden daha güzel
Bizim için burası,
Okul, sevgili okul,
Neşe, bilgi yuvası.
Güzel kitaplar burada,
Bir çok arkadaş burada,
İnsan nasıl sevinmez,
Böyle yerde okur da ?
Senin çatın altında
Girmez kötü duygular,
Bilgi giren yerlerde
Kalmaz artık kaygılar.
Her yerden daha güzel
Bizim için burası,
Okul, sevgili okul
Neşe, bilgi yuvası !

Rakım ÇALAPALA

İLKÖĞRETİM HAFTASI

Yüzyıllarca susadık,
Okumaya yazmaya
Bütün dünya koşarken,
Biz kalmışız pek yaya.
Köylerimiz okulsuz,
Şehirler okulsuzmuş.
Anadolu bakımsız,
Anavatan yolsuzmuş.
Atatürk bir gün çıkıp,
Milleti kurtarmasa,
Yüzyıllar aynı gider,
Biter miydi bu tasa ?
Büyük bir ulus için,
Geri kalmak ne acı…
İlköğretim Haftası,
Bir savaş başlangıcı.

İ.Hakkı TALAS

SINIFTA

Sınıf kendi evimiz,
Tertemiz tutmalıyız.
Çamurlanmasın yerler,
Sonra bize ne derler.
Açık kalsın pencere,
Kağıt atmayın yere,
Ya öğretmen girerse,
Ne ayıp size derse ?
Tahtayı kirletmeyin,
Duvarı pisletmeyin,
Herkes bizi kıskansın,
Üçüncü sınıf sansın.
Çocuklar uslu durun,
Rahat rahat oturun,
Kimse sevmez haşarı
Kavgacı çocukları!…

İlhami Bekir TEZ

okulumuz şiiri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

okulumuz
okulumuz şiiri

her yerden daha güzel,
bizim için burası.
okul sevgili okul,
neşe bilgi yuvası.

güzel kitaplar burada,
bir çok arkadaş burada.
insan nasıl sevinmez,
böyle yerde okurda.

senin çatın altına,
girmez kötü duygular.
bilgi giren yerlede,
kalmaz artık kaygılar.

her yerden daha güzel,
bizim için burası.
okul sevgili okul,
neşe bilgi yuvası

Çanakkale Şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Çanakkale ile ilgili Şiirleri
Çanakkale Şiirleri

-18 Mart ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
18 mart bugün burada yazıldı çanakkale destanı
çanakkale kurtuldu biz kurtulduk sadece biz değil halk kurtuldu
askerler öldü
mezarlar çoğaldı
çanakkale büyüdü türkiye büyüdü
şehitlerimiz bakıyor bize yukarıdan biz olmalıydık şimdi halkı kurtarmaya
daha çok çalışmalı dünyayı kurtarmalı
çocukları okutmalı
bebeklere bakmalı
diyor bize yukarıdan
biz türk milleti bu dünyada yaşamalı.

-Bir Yolcuya
Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanının akıttığı yerdir.

Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti
Yaptığı bu tümsek, amansız çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
Necmettin Halil ONAN

-ÇANAKKALE
1915’de kurtuldu çanakkale
atatürk gitti kurtuldu çanakkale
bu güzel yurdu kurtardı çanakkale
istiklali kazandı çanakkale

bir değil bin şehit var burada
bağımsızlığı bekleyen bin şehit
çanakkaleyi kurtardı
yunanlılara düşman oldu
bu güzel çanakkale

çanakkale korkmadı
bayrağına sarıldı
bu vatanı kurtardı
teşekkürler çanakkale

-Çanakkale Destanı
Yıl 1915
18’indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..
Fahri ERSAVAŞ

-Çanakkale Geçilmez
Çanakkale dediğin manasızdır sanma sen
Ordaki şehitlerdir tarihlere şan veren
Vatan toprağı için can ile serden geçen
Korkuyor bu kafirler tüyleri diken diken

Su üstü mayın dolu nusret toplar mayını
Bir yandan Elizabeth düşünüyor canını
Komayacağız yerde şehitlerin kanını
Korku bilmez bu millet artıracak şanını

Mehmedoğlu Seyyid’in mermiyi kaldırışı
Dünya durdu, dönmüyor seyreyliyor yarışı
Anlayacak kafirler bucağı ve karışı
Türküm başkaldırdı ki zaferdir haykırışı

Gaza, cihad nasib et Türk milletine ya Rab!
Anzak, Hindu, İngiliz… Hepsi harab ve bitab
Her renk, her dil, her kıta bilsin ki bu kutlu ab
Çanakkale suyu bu ne Rum dinler ne Arab

Anafarta, Dardanos, Boğalı, Seddülbahir
Türktedir bu topraklar dünyada evvel ahir
Kayboldu İngilizler bilinmiyor nerdedir
‘Çanakkale Geçilmez’ bu da açık gerçektir
Samet Mehmet Bora

Aldırmazlık İle İlgili Şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Aldırmazlıkla İlgili Şiirler

Aldırmazlık Şiirleri

Aldırma Şiiri
Olsun..
Bu sevdada böyle bitsin
Ölüm yok ya bunun ucunda
Üzülürmüşüm, ağlarmışım
Boş ver..
Ne çıkar ki benim ağlamamdan
Koca koca ağaçlar bile
Ağlamıyorlar mı dalı kırıldığında?
Olsun ..
Bu sevdada böyle bitsin
Kahırlanırmışım, kahrolurmuşum
Alkol duvarını aşarmışım
Boş ver..
Dikenli dalda gülüm
Aldırma…
Çek bir kalem
Bir lokmaydı yedik
Bir yudumdu içtik
Pekmezsiz kar helvası tadımında
Tatsız, tuzsuz bir şeydi
De geç…
Ne yapabilirim ki?
Kocaman bir hiç
Çünkü bilirim,
Ölsem öldüğümle kalacağım
Sevdiğimle kaldığım gibi…

Mehmet Tuncer

Aldırma gönül aldırma şiiri
parmaklarını kaldırıp
bayrağı sallamak olmasın ünün
toprağa bir fidanmı diktin,bir karışmı ekledin
sallama gönül sallama

mevcut olduğun kudret damarlarında
yediğin önünde yemediğin arkanda
bilmem ki hala elden ne beklersin
uyanma gönül uyanma

güneş doğudan doğar
battığı yeri sanma
ne doğusu kaldı cihanın ne batısı sana
kandırma gönül kandırma

ortalık sesiz saman üstte
suyu durgun mu,akmaz mı sanırsın
fırtana öncesi sessizlik bu hava
su uyur düşman uyumaz unutma
davranma gönül davranma

omuz omuza savaştık ta
şimdi bana gerimi satarsın,
alıştık nasılsa deyip kulakmı tıkarsın
bana dokunmayan yılan bin yılmı yaşasın
saklanma gönül saklanma

mirasınlamı övünürsün
bir mezar taşından başka
parsel parsel eğlenmiş,sayılı
bir avuç pamuk,bir metre kumaştan
geriye neyin kalır ki başka
bırakma gönül bırakma

her halk hakkettiği gibi yaşasada
üzgünüm,yaşta yanıyor kurunun yanında
benden alıp bana satmayasın
içimde kalmasın diye yazıyorum bende
inanma gönül inanma

iyi bir izleyici olmaktansa
kötü bir oyuncu olmayı seçtim
seçim benim cezamıda kendim çekerim
korkma gönül korkma
sen en iyisi bana
aldırma gönül aldırma

Orhan Yılmaz

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah´a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma

Aldırma Reis

Sen içerdeyken ben
Sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim
O sevdiğimiz artistin
Sen içerdeyken ben
Vita kutularında çiçek yetiştirdim
Sokakta top oynadım çocuklarla
Ayakkabılarımı eskittim
Güneşe karşı durdum sabahları
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
Annenin gönlüne su serptim
Aldırma dedim aldırma
Bir şarkı söyle, bir dilek tut herkes için
Bir ada rüzgarı gibi
Sürtünerek geç hayata
Bir sarmaşık gibi tutun
Ve değer ver hatıralara
Aldırma dedim
Sen annesin, aldırma

Sen içerdeyken ben
Kiramı ödedim, pijamalarımı giydim
Haber bültenlerini izledim
Gazetelerden kupon kestim
Sen içerdeyken ben
Sigara içtim, öksürdüm
Otobüse bindim
Fotoğraflarımıza baktım
Acıyan yanlarımı körelttim
Deniz kıyısında yürüdüm
Manavdan soğan aldım
Yeni çıkan şarkıları dinledim
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
Islık çaldım
Sen içerdeyken ben
Hep uyandım, sayıkladım
Kanadım boyuna
Takvimler aldım
Her gün bir yaprağını kopardım
Deli ayrılığın

Sen içerdeyken ben
Gömleğimi ütüledim
Sobada elimi yaktım
Bir şiir yazdım
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
Hani o alnına kader değmiş
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
Hani o erken vurulmuş
Gençliğimiz gibi dağıldım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Kapı kapattım, pencere açtım
Mutfakta oyalandım
Kanepede yattım
Hatta bir yolluk aldım odaya
Çok da kulak asmadım
Çok da koymadı bu bana
Alt tarafı içerdeydin
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
Bir yanımı
Yani adamlığımı
Yani gözlerimin ferini
Yani canımı
Alt tarafı şarkılar ölecekti
Alt tarafı kanayacaktı kalbim
İşte sensiz
İşte nefessiz
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
Her tarafım

Yıldızlar yine oradaydı oysa
Yazdıklarım
Gözden kaçan o defter yapraklarında
Boşver 128
Hayat bir gemi
Yürüt onu göreyim seni
Boşver 128
Boşveriyor ya
Aldırma reis
Reis aldırmıyor ya

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Vitrinlerin önünden geçtim
Minibüs duraklarında bekledim
Simitçilerle yarenlik ettim
Üstüme bir ceket aldım
El tezgahlarında kitaplara baktım
Sen içerdeyken ben
Hiç oturup ağlamadım
Hiç karartmadım umudu
Hiç bulandırmadım onuru
Öyle dimdik durdum ortada
İşte burada ulan işte burada
Böyle burada
Hiç yıkılmadan
Hiç utanmadan
Ve hiç unutmadan

Sen içerdeyken ben
Gülen resmimi yaptırdım
Sokaktaki ressama
Her zaman yaptığım gibi
Buzdolabını ayağımla kapadım
Parkların banklarına adını kazıdım
Adını kazıdım duvarlara
Adını, adımın yanına yazdım
Hiç unutmadım, utanmadım
Korkmadım
Parmaklarımı şıklattım Fidayda’da
Hani vardı ya
Fidayda’da hanım kızım Fidayda
Gelip geçen her tren bağırtısında
Kalkıp aynaya baktım sonra

Sen içerdeyken ben
Perdeleri hiç kapatmadım
Hiç bakmadım arkama
Başını ellerinin arasına alan
Üç-beşinin arasında olmadım
Öyle bıraktığın gibi
Öyle yaşadığımız gibi yaşadım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben…

İbrahim Sadri

Meryem Ana Evi-efes

Perşembe, Haziran 21st, 2012

meryem ana evi hakkında bilgi
selçuk meryem ana evi
meryem ana kilisesi
izmir meryem ana evi resimleri

Meryem Ana Evi-İzmir

Meryem Ana’nın kaldığı bu ev, 1967 yılında Papa VI. Paul ve 1979 yılında Papa II. Jean Paul tarafından ziyaret edilmiştir.Vatikan tarafından kutsal ilan edilen Meryem Ana Evi, dünyanın dört bir yanından gelen Hıristiyanların ziyaret ettiği, gözde, Kutsal bir yer olmuştur.

Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır.

Türkiyenin En Güzel Evleri

Perşembe, Haziran 21st, 2012

Türkiyenin En Güzel müze Evleri
Türkiyedeki En Güzel Evler

ÇAKIROĞLU KONAĞI (Birgi, Ödemiş)

Ağa, İzmirli ve İstanbullu hanımları hasret çekmesin diye iki şehrin resmini yaptırdı

Çakıroğlu Konağı’na yolunuzun düşmesini beklemeyin, yolunuzu düşürün. İzmir’e yaklaşık 120 kilometre mesafede, Bozdağ’ın eteklerindeki Birgi, 15’inci yüzyıl başlarında Osmanlıların eline geçmiş. Özellikle 15 ve 16’ncı yüzyıllarda Anadolu’daki önemli kültür, sanat merkezlerinden biri olmuş. 16’ncı yüzyıldan itibaren önemini yitirmeye başlamışsa da, sahip olduğu kültür mirasının büyük kısmını korumayı başarmış. Bu şirin kasabada Aydınoğulları ve Osmanlı dönemini günümüzde yaşatan çok sayıda güzel tarihi bina bulunuyor. Bugüne ulaşabilmiş en önemli eserlerden biri Çakıroğlu Konağı. Üç katlı bina 1761’de Şerif Ali Ağa tarafından yaptırılmış ancak konağın renkli ve zengin süslemelerine bakanlar 19’uncu yüzyılda elden geçtiğini hemen anlıyor. Ahşap malzemenin kullanıldığı yapının her katındaki biri düz, biri kemerli ve vitraylı iki sıra pencere ile konağın dış yüzeyini kaplayan boyalı bezekler görenlerin ilk dikkatini çeken detaylar. Gezerken, duvarlar ve tavanları süsleyen kalem işlerine ilgi göstermeyi unutmayın, ait oldukları sanatın zarif örnekleri arasında sayılıyorlar. Konak, döneminin tüm özelliklerini yansıtan bir sivil mimari örneği. Geniş bir iç bahçesi var ve zemin kat taşlık, mutfak, hizmetçi odaları, misafir bekleme odası ile ahır ve samanlık için ayrılmış. İkinci kat kışlık olarak kullanıldığı için alçak tavanlı, bu yüzden ara kat olarak da tanımlanıyor. Burada bütün odaların açıldığı geniş bir salon karşılıyor sizi. Kışın ısıtma için şömine yapılmış. Bir iç merdivenle çıkılan daha yüksek tavanlı üst kat yazlık olarak kullanılıyormuş. Tavan ve duvarları süsleyen bitki ve meyve motiflerine dikkat edin, o dönem sanatının tüm zarafetini taşıyorlar. Bu katta misafirleri karşılayan iki panonun ilginç bir hikayesi var; konağın sahibi biri İstanbullu diğeri İzmirli iki hanımla evlenmiş. Eşlerinin hasret çekmesini önlemek için de her iki şehrin resmini yaptırmış. Konağı gezdirenlere bu düşünceli beyefendinin o zamanlar geçerli olan “dört hak” anlayışıyla iki hanımla aynı zamanda mı evli olduğunu, yoksa birini kaybettikten sonra mı diğeriyle evlendiğini sorduk ama ne yazık ki cevap üzerinde kimse ortak bir fikre varamadı. Ev 1950 senesine kadar konut olarak kullanılmış. Daha sonra Kültür Bakanlığı binayı devralmış. Aslına sadık kalınarak elden geçirilen konak, 1995 yılında ziyarete açıldı, geçen yıl restore edildi.

LATİFOĞLU KONAĞI (Tokat)

Tavan ve duvarlardaki ahşap işçiliği oya gibi

Bu harika Osmanlı evi Anadolu’daki konakların hemen hepsinden en güzel özellikleri bünyesinde toplamış. 19’uncu yüzyıla ait olan L planlı iki katlı yapı, o tarihlerde zenginlerce yaptırılan konakların tipik örneği. Son derece zarif ahşap işçiliği ve alaturka kiremitli çatısı binaya yaklaşırken ilk dikkati çeken özellikler. Geniş ve özenle düzenlenmiş avlusunda bir de havuzu var. Aşağı katta tüm donanımıyla birlikte, bu tür evlerin karakteristiği olan mutfağı görebilirsiniz. Henüz yukarı çıkmamışken, aynı kattaki hamama da bir göz atın. Soğuk, ılık ve sıcak bölümlerinden oluşan hamam evin en ilginç bölümlerinden biri. Bu katı beğendiyseniz bir de üst katı deneyin çünkü evin en güzel kısımları sizi orada bekliyor. İkinci kat, haremlik, selamlık ve yatak odalarına ayrılmış. Kalem işleri ve çeşitli motiflerle süslenen bu kat ev sakinlerinin hayatını şenlendirirken, sanki gelen misafirleri de eve hayran bırakmak üzere tasarlanmış. Kapılar ve dolap kapaklarındaki ince ahşap oymalarla duvarlar ve tavanlardaki işçilik Anadolu kadınının göz nuru akıtarak yaptığı oyalar ile yarışacak nitelikte. Havuz başı odası ise kendi konseptine yaraşır şekilde çiçek motifleriyle donatılmış. İstanbul’u tasvir eden panolar yöre zengininin büyük şehre olan özlemini anlatıyor gibi. Bu kattaki bir oda ise “evin mücevheri” unvanını fazlasıyla hak ediyor. Paşa Odası ailenin erkek üyelerinin bir araya toplandığı ve misafirlerin kabul edildiği yer. Odanın etrafı açılınca yatak olan sedirlerle çevrilmiş, o dönemlerde keten çarşaflar yüklüklerde saklanırmış. Paşa Odası’nı süslemede kullanılan barok detaylar, çeşitli bezemeler, vitraylar ve tepe pencereleri gözünüzden kaçmayacak. Tepe pencerelerinde göreceğiniz motifler ise o dönem süsleme sanatında sıkça kullanılan Mühr-ü Süleyman motifleri. Davut Yıldızı’nı anımsatan Mühr-ü Süleyman akla bir atasözünü getiriyor: “Mühür kimdeyse Süleyman odur.” 1990 yılında ziyarete açılan müze evde, geçmişte yörede halkın günlük yaşamda kullandığı bazı aletler de sergileniyor.

MEMİŞ AĞA KONAĞI (Sürmene, Trabzon)

Ağa odasının tavanı rüzgarda dönüyor

Trabzon’dan Rize’ye doğru giderken ana yolun yanında devasa bir kayalığın üzerinde göreceksiniz bu etkileyici evi. Sürmene ilçesinin Kastel köyünde bulunan yapı, zaman içinde köyle özdeşleşip halk arasında “Kastel” olarak adlandırılmış. Kimi vakur duruşundan ötürü kimi de kullanılan taş malzemenin yaptığı çağrışımdan olacak, görenlerin çoğu bu konağı kaleye benzetiyor. Eve yaklaşırken saçaklarının dışarıya normalden fazla uzandığını fark edeceksiniz. Bu saçakların görevi, evi bölgenin aşırı yağmurlarından korumak. Taş ve aralıklı iksa ile inşa edilen konağın zemin katındaki zindan o dönem suçlularının korkulu rüyasıymış. Zemin kat ayrıca mutfağa ve kilere de ev sahipliği yapıyor. Mutfağın her iki yanında göreceğiniz odalar ise burada çalışanlara ayrılmış. Hane halkının asıl yaşam alanı üzeri süsle kaplanmış bir merdivenle çıkacağınız birinci kat. Haremlik ve selamlığa ait odalar bu katta bulunuyor. Binaya halk arasında “Döner Tavanlı Konak” adının verilme sebebini de bu kattaki odalardan birinde göreceksiniz. Odanın tavanına bir milin etrafında dönen bir parça yerleştirilmiş. Çatının dışına çıkan milin esen rüzgarla dönmesi ve bir pervane gibi odayı serinletmesi sağlanıyormuş. Tavandaki bu parça odanın dekorasyonuyla uyumlu olacak şekilde aynı süslemelerle bezenmiş. Hemen bütün Anadolu konaklarında olduğu gibi burada da bir “Baş Oda” var elbette. Taş oymalı şömine ve dolapla duvarlardaki renkli süslemeler ve tavandaki ahşap kabartmalar evin reisinin önemi ve gücünü de yansıtıyor. Süslemelerin nispeten daha sade olduğu odanın ise evin hanımlarına ayrıldığı düşünülüyor. Ahşap bezeme sanatı cömertçe kullanılmış konakta, kapı kolları, pencere parmaklıkları bile bu sanatın tüm inceliklerinden nasibini almış. Konağın dekorasyonunda görev alan çiçek ve meyve freskleri de göz kamaştırıyor. Binadaki özel hamam sisteminin bir görevi de merkezi ısıtmayı sağlamakmış. Konağı gezebilmek için görevliyi bulmanız gerektiğini unutmayın.

GÜPGÜPOĞLU KONAĞI (Kayseri)

Bursalı ustalar süslemelerinde Memlük sanatından esinlenmişti

Eski Kayseri’nin yüksek bazalt duvarlar arkasındaki tarihi evlerinde mermer ve ahşap gibi malzemelerin nasıl dantel gibi işlenebileceğini görmeye hazır olun. Tarihi 15’inci yüzyıl başlarına kadar uzanan bu muhteşem konak, şair, bestekar ve hükümet görevlisi Ahmet Mithat Güpgüpoğlu’na ev sahipliği yapmış. Yapıldığı dönemde Mısır’da hüküm süren Memlüklerin sanatından izler taşıyan konak, 19’uncu yüzyıl aile hayatına da ışık tutuyor. Binada kullanılan kesme taşlardaki üslup bizi Bursalı ustalara götürüyor, konağı yapan ustanın Bursalı olduğunu yazan kayıtlar da bu bilgiyi doğruluyor. Haremlik ve selamlık bölümlerinden oluşan konak sedef kakmalar, yerden tavana kadar yükselen ahşap oymalar ve renkli bezemelerle misafirlerini kendine hayran bırakıyor. Güzelliğiyle günümüz Kayseri mimarisinden dağlar kadar uzakta olan yapı restore edildikten sonra 1995 yılında müze olarak halka açılmış. Müzede eskiden günlük hayatta kullanılan eşyaların yanı sıra yöresel kadın ve erkek kıyafetleri de sergileniyor. Odalardan birinde Osmanlı dönemi sikkeleri, halıları ve el yazmaları, bahçede ise mezar taşları koleksiyonu görülebilir.


HACI ABDULLAH BEY KONAĞI (Savur, Mardin)

Savur’un şahin yuvası

Savur çoğu zaman ziyaretçilerin gözünden kaçan küçük ve şirin bir ilçe. Sırtını dağa yaslayan yerleşim bir kültür beşiği, tarihi Hititlere kadar uzanıyor. Üzüm, kiraz ve fındık da dahil olmak üzere hemen her türlü ürünün yetişebildiği bir ilçe olan Savur’un bir sürprizi daha var: Mardin’dekilere benzeyen birçok büyük taş konak. Kasabanın tam tepesinde muhteşem bir manzaraya hakim, Hacı Abdullah Ağa Konağı, soyları Hz. Muhammed’e dayanan bir aileye ait. 200 yaşında ve yöreye özgü taş işçiliğinin doruk noktası olarak niteliyor. Yapıyı görenler bir kaleye benzetiyor. 22 odası, taş fırını ve hamamı olan konak, sahiplerinin bir zamanlar burada nasıl yaşadığını, yemek pişirdiğini ve banyo yaptığını gösterecek şekilde büyük bir titizlikle restore edilmiş. Eğer istiyorsanız konakta gecelemeniz bile mümkün. Gece kalmasanız bile yörenin ünlü yemeklerinden olan bumbarı bir de burada tatmanızı tavsiye ederiz.hürriyet

Beypazarı Evleri



Nevşehir Evleri

Ayasofya Müzesi Kim Tarafından Yapılmıştır

Perşembe, Haziran 21st, 2012

Ayasofya Müzesini kim yaptırdı
Ayasofya Ne Zaman Kimin Tarafından Yapıldı?

Ayasofya Müzesi Kim Tarafından Yapılmıştır

Ayasofya (Sainte Sophie) Camii, İstanbul’da Topkapı Sarayı yanındadır. Miladın 325. senesinde, Büyük Konstantin tarafından ahşap olarak yapıldı. Aryüs mezhebinde olup, 408’de vefat eden Arkadyus zamanında yandı. Bunun oğlu Teodosyus yeniden yaptırdı. Jüstinyanus zamanındaki ihtilalde yine yandı. Bunun tarafından şimdiki bina yaptırıldı. Jüstinyanus, 565’te ölmüştür. Bunun zamanında, zelzelede kubbesi yıkılmış, şimdiki kubbe 548’de yapılmıştır. Doğudan batıya 81, kuzeyden güneye 73, yüksekliği 57 metredir. Makedonyalı Valis (Balis-I) ve Roman ve Andronik zamanlarında tamir edilmiştir.

29 Mayıs 1453′te (Hicri 857′de) İstanbul fethedilince, Fatih Sultan Mehmet Han Ayasofya’nın camiye çevrilmesini emretmiş ve fethi takiben ilk Cuma namazı burada Akşemseddin hazretleri tarafından kıldırılmıştır. Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’yı hayratının ilk eseri olarak, kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyet ve vakfetti. Caminin yanına da bir medrese yaptırdı. Müslüman Türkler, Ayasofya’ya daima ilgi duymuşlar, yaptıkları ustaca tamiratlarla bugüne kadar gelmesini sağlamışlardır.

Sevgililer günü Kapadokya Turu Gezisi

Perşembe, Haziran 21st, 2012

KAPADOKYA IHLARA VADİSİ HACIBEKTAŞ GEZİSİ

13-14 ŞUBAT (SEVGİLİLER GÜNÜ) VE HER HAFTA SONU

1. GÜN::Sabah saat 07.30 da Emekli Sandığı (Güven park üstü)önünden hareket.Otobüste verilecek 8 çeşit mönü tabağı şeklinde kahvaltımızı aldıktan ve keyifli yolculuğumuzun ardından Tuz Gölüne varış. Burada fotoğraf çekimi için verilen serbest zaman akabinde gerekli molaların ardından Kapadokya bölgesinin vazgeçilmez duraklarından biri olan Melendiz çayının 14 km aşındırmasıyla oluşan Ihlara Vadisi’ne varış. Dere kenarındaki Öğle yemeğimizin ardından vadi içerisinde yürüyüş… ve kiliselerinin gezilmesinin ardından Nevşehirin ilçesi Derinkuyu’ ya hareket. Burada; Türkiye’nin en büyük Atatürk heykelinin görülmesi ve fotoğraf çekimi. Akabinde Hristiyanlığın yayılma döneminde savunma ve saklanma amacıyla yer altındaki yumuşak kayalar oyularak VI. – X yüzyılları arasında yapıldığı tahmin edilen Derinkuyu Yeraltı Şehrinin gezilmesinin ardından Otele hareket . Odalara yerleşme, dinlenme ve akşam yemeğimizin ardından Kapadokya nın olmazsa olmazlarından Türk Gecesine hareket. Eğlencemizin ardından Konaklama otelimizde. TURİST HOTEL GÖREME >>
2. GÜN: Sabah kahvaltı sının ardından Ürgüp Turasan Şarap Fabrikası’nda şarap mahsenlerinin gezilmesi ve şarap ın nasıl yapıldığı hakkında bilgilendirme nin ardından dileyen konuklarımız için şarap ikramı ve alış veriş, Asmalı Konak gezilerimizin ardından Bölgenin en yüksek tepesi olan Uçhisar Kalesi ne çıkış, Kaya mezarlarının görülmesi ve fotoğraf çekimi akabinde. Bölgeye has özellikte olan Onyx Taşı’nın görülmesi ve atolyesinin gezilmesi akabinde alışveriş için serbest zaman. Öğle yemeği(Taşhan Restaurant). Yemekten sonra Güvercinlik Vadisi’nde fotoğraf çekimimizin ardından Göreme Açıkhava Müzesi ne hareket burada; Rahibeler ve Rahipler Manastırı, Aziz Basil Şapheli, Yılanlı Kilise(Aziz Onuphrius), Çarıklı Kilise, Aziz Barbara Şapheli, Elmalı Kilise, Tokalı Kilise, Mutfaklar, kilerler in gezilmesinden sonra Paşabağ Vadisi ne hareket burada Aziz Simon kilisesinin gezilmesi akabinde çanak ve çömlekleriyle ünlü Avanos un gezilmesi ve alışveriş için serbest zamanın ardından Hacı Bektas-ı Veli dergâhına hareket. Dergâh misafir haneleri ve türbenin gezilmesinden sonra Ankara’ya hareket. Gerekli molaların ardından akşam saatlerinde Ankara’ya varış.

Hava şartları uygun olmadığı taktirde ıhlara vadisine inilmeyecek dışardan görlecektir…
TURİST HOTEL GÖREME >>
ÜCRETE DÂHİL HİZMETLER

· Klimalı TV li Lüks otobüs ile ulaşım
· 1 gece YP konaklama
· 2 Sabah kahvaltısı
(Birincisi Otobüste 8 çeşit menü tabağı)
· 1 Akşam yemeği
· Programda belirtilen geziler
· Rehberlik ve VES TURİZM refakat hizmetleri
· Seyahat esnasında sıcak soğuk ikramlar
· Seyahat Güvence Poliçesi

EKSTRA HİZMETLER

· Müze ve ören yeri giriş ücretleri
· Yemeklerde alınacak içecekler
· Öğle yemekleri
· Ekstra harcamalar
· Bahşişler
· Türk Gecesi (30TL)

TUR ÜCRETİ : İKİ KİŞİLİK ODADA KİŞİ BAŞI 175 TL

KAMPANYALAR
TUR TARİHİNDEN 15 GÜN ÖNCESİNE KADAR YAPILAN KESİN KAYITLARDA ODABAŞINA
30 TL İNDİRİM UYGULANIR
FORUMDAS.NET UYELERINE %10 INDIRIM UYGULANIR

BU GEZİMİZ İÇİN GEREKLİ MALZEMELER: Hava şartlarına uygun yürüyüş giysisi ve yürüyüş ayakkabısı, koruyucu krem, yedek çorap, yedek çamaşır ve giysi, Kazak, Eldiven, küçük sırt çantası, su kabı, gözlük, fotoğraf makinesi,filmi, kamera
TUR KALKIŞ PLANI:
Emekli Sandığı önü (Güven Park Üstü)
07.30
Milli Kütüphane – Bahçelievler
07.40
Ufuk Hastanesi (Eski Trafik Hastanesi)
07.45

Ankara çıkışlı turlar, Ankaradan 14 şubat sevgililer günü kapadokya gezisi kapadokya turu ankara hareketli 14 şubat REZERVASYON:VES TURİZM TURSAB NO: 4005
0312 430 44 30–0545 212 19 15–0539 314 29 48
VES TURİZM 0 312 430 44 30 Ankara çıkışlı Ankaradan hareketli Turlar Geziler ILGAZ KARTALKAYA SOMESTRE ANKARADAN SEVGILILER GUNU TURLARI GEZILERI
Atürk Bulvarı 81/2 Kızlay Ankara
14 Şubat sevgililer günü kapadokya gezisi kapadokya turu gezileri ankara deparlı 14 şubat sevgililer günü kapadokya gezisi kapadokya turu ankara kalkışlı 14 şubat sevgililer günü kapadokya turu turları turlar tur gezileri gezisi geziler gezi kapadokya turu, nevşehir turu 14 şubat sevgililer günü kapadokya gezisi 14 şubat kapadokya nevşehir gezisi , ürgüp turu, göreme turu, ıhlara vadisi, göreme açıkhava müzesi, k ankaradan sevgililer günü turları ankaradan kapadokya ankara çıkışlı kapadokya gezisi gezileri ankara hareketli kapadokya derinkuyu yeraltı şehri, kaymaklı yeraltı şehri, türk gecesi, uç hisar, onyx, güvercinlik vadisi, karanlık kilise, elmalı kilise, tokalı kilise, ankara çıkışlı kapadokya turu, hacı bektaş turu, hacıbektaş veli dergahı, ıhlara treking turu, doğa turları, treking, balon turları, ankaradan balon turu, günübirlik turlar, hafta sonu

Kadın Sığınma Evi Hakkında Bilgi

Perşembe, Haziran 21st, 2012

Kadın Sığınma Evleri hakkında bilgi
Kadın Sığınma Evi nedir

Eşleri veya arkadaşları tarafından dövülen veya hakaret edilen kadınlara çocuklarıyla birlikte barınma imkanı sağlamayan evlere Kadın Sığınma Evi denir.

Kadın sığınma evinde güvenli bir şekilde kalınabilir. Anneler çocuklarıyla birlikte yeni bir ev bulana kadar burada kalabilirler.

Kadın sığınma evleri hemen hemen her şehirde vardır.

Kadın sığınma evinde anneye çocuklarıyla birlikte kalabilecekleri özel bir oda verilir. Kadın sığınma evinde mutfaklar, banyolar, oyun odaları, oturma odaları ve bahçede çocuk parkı bulunmaktadır.

Kadın sığınma evinde çalışan personel kadınlarla ve çocuklarıyla ilgilenir.

Okula giden çocuklar gerektiğinde kadın sığınma evine yakın bir okula da gidebilirler.

Kadın sığınma evlerinde çocuklar için çok iyi olanaklar vardır:

* Küçük çocuklar için oyun grupları
* Okula giden çocuklar ve gençler için boş zaman grupları
* Çocuklar için bireysel danışmanlık
* Ev ödevlerinde yardım

Şayet bir kadın çocuklarıyla birlikte Kadın Sığınma Evi’ne gelmek istiyorsa, telefon etmesi yeterlidir. Sonra burada çalışan yetkili neler yapılacağını anlatır.

Alıntı