Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Ahmet Yenilmez

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1966 tarihinde Ordu ili Karaağaç Köyü doğan Ahmet Yenilmez, ilkokulu köyde, orta ve lise tahsilini Ordu’da tamamladı. Yüksek tahsilini Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde yaptı.

Halen Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi Bölümü Yüksek Lisans öğrenciliği devam etmektedir. 1978 yılında Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu Deneme Sahnesinde Tiyatroya başlayan Yenilmez 1983 yılında Karadeniz Bölgesi tiyatro festivalinde Cevat Fehmi Başkut’un “ölen hangisi” adlı oyunuyla en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı.

Üniversite çalışmalarına devam eden Yenilmez 1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro kolunu kurdu, 1987 yılında Hasret Sahnesi bünyesine girerek burada profesyonel oldu ve bu ekip bünyesinde “Yusuf Yüzlüler” isimli oyunu yönetip oynadı,1992 yılında Kültür Bakanlığı bünyesinde “Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri” isimli tek kişilik oyunu yönetip oynadı, 1996’da “Medeniyetinizden İstifa Ediyorum” isimli oyunu yönetip oynadı. Yenilmez 1996 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gösteri Sanatları Merkezinde Genel Sanat Yönetmen Yardımcılığı görevine yürüttü.

1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muammer Karaca Tiyatrosu Müdürlüğü görevine bulundu. 1998 yılında Sarıyer Belediye Tiyatrosu’nu kurdu. 1999-2000’de kendi yazıp oynadığı “Milenyum Eşiğinde Türkiye” isimli tek kişilik oyununu sahnelemektedir. 1998 yılında Deli Yürek adlı dizi film’de “Sabri” tiplemesiyle adından sıkça söz ettirmeye başladı.

3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak olan milletvekili seçimlerinde BBP’den İzmir ikinci bölge, birinci sıradan milletvekili adaylığını koydu. Son olarak “Ekmek Teknesi” adlı dizide “Celal” tiplemesiyle sevenlerinin kalbindeki yerini sağlamlaştırdı.

TRT’de yayınlanan Kınalı Kuzular yapımıyla beğeni topladı. 

Aynı zamanda yayınlanan SEYRÜ SEFER isimli bir kitabı bulunmaktadır.

Dimitri Psathas

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Dimitri Psathas 1907 yılında Trabzon’da doğdu. 1923’te Atina’ya giden Yunanlı yazar, özellikle “Adalet Keyifli” ve “Adalet Öfkeli” adlı iki güldürü yapıtlarıyla ün kazandı. Alman işgalinden sonra yazdığı ve işgalcilerin  baskılarını konu eden ve 1945’te yayınlanan “1941 Kışı” ile “Direnme” ve 1946 yılında yayınlanan “Bir Dönemin Gülmecesi” adlı yapıtlarıyla ünü daha da yaygınlaştı.

Toplumsal sorunları, devlet yöneticilerinin, politikacıların örf ve adetlere ters düşen kimi olumsuz karar ve davranışlarını ve hatta devlet mekanizmasının doğru bir biçimde işleyemeyişini büyük bir ustalıkla gülmece konusu yapmayı başarması Dimitri Psathas’ın, kimi çevrelerce, Yunanistan’ın Aziz Nesin’i olarak tanımlanmasına yol açmıştır.

Toplumsal ve politik sorunların tüm çarpıklığını gülmece konusu yaparken Psathas, ülkesinin gerçekleri üzerinde duruyor. Öyleki, özellikle kimi politikacılarının tutum ve çalışma yöntemlerini gülmece biçiminde ustaca sergilemesi çoğu yapıtlarının salt kendi ülkesinde değil, daha geniş bir alanda güncel olmalarını sağlamıştır. Buna bir örnek olarak “Yalancı Aranıyor” piyesini gösterebiliriz.

Fransa, İngiltere, Amerika ve Türkiye’ye yaptığı gezilerden esinlenerek yazdığı ve 1950’de yayınlanan “Gmkdelenlerin Altında” adlı yapıtı, çeşitli dillere çevrilmiş, böylece ünü daha geniş çevrelere yayılmıştır. 1997 yılında, yapıtlarının çoğu dizi film yapılmış olan Dimitri Psathas Kasım 1989’da Atina’da öldü.

Bertolt Brecht

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Augusburg’da doğdu. Yahudi asılıdır. Tıp öğremini yarıda bıraktı. 1. Dünya Şavaşı’nda Augusburg Askeri Hastanesinde görev aldı. Ölü Askerlerin Hikayesi adlı şiirini burada yazdı. 1924’de  Berlin’e gitti ve Epik tiyatro anlayışını geliştirdi.

Marksizmin etkisiyle Öğretici Oyun’u yazdı. Naziler iktidara gelince 1933’de İsviçre’ye kactı, sonra Danimarkaya gitti. Finlandiya’da SSCB’ de ve ABD’de bulundu. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Berlin’e döndü ve orada öldü. Brech 1955’te Stalin Barış Ödülünü aldı.

Türkçe’ye çevrilen başlıca eserleri: Cesaret Ana ve Çocukalrı, Galile, Kafkas Tebeşir Dairesi, Sezuan’ın İyi İnsanı, Şvayk Hitler’e Karşı, Şvayk’ın Hitler’in Tarihi Karşılaşması.

Tülin Şahin

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

 13 Aralık 1980, Odense’de doğdu.1998 yılında Paris’te modellik kariyerine tam zamanlı olarak başladı. Türkiye’ye 1999 yılında Zeki Triko çekimi için geldi ve tanındı.

 2001 yılında tulinsahin.com’u açarak Türkiye’de top modeller arasında bir ilke imza attı. 2008 yılının sonunda kadınlara yönelik tuliss.com’u kurdu.

 İlk olarak bir AVM’de, 14 yaşında tesadüfen keşfedildi. Yüzlerce genç kız arasından Danimarka’da birinci seçildi. İlk yıllarda Cindy Crawford’a olan benzerliğiyle tanındı ve Sivaslı Cindy lakabıyla anıldı. Fakat başarısı ve iş disipliniyle adını sağlamlaştırdı.

1986 yılında Olacak O Kadar Programında, 1996 yılında Tatlı Kaçıklar dizisinde, 1999 yılında Gece Şahinleri Filminde rol aldı.

Kitapları
81 İl 81 Ünlü 81 Yemek (Ciltli)
Kral Prens ve Fakir
Siz Hala Diyet mi Yapıyorsunuz?

Sulhi Dölek

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

20 Eylül 1948 yılında doğdu.

20 Eylül 1948’de İstanbul’da doğan Dölek, Deniz Harp Okulu’nu ve daha sonra Michigan Üniversitesi’ni bitirdi. 1989’a kadar, gemi inşa yüksek mühendisi olarak Deniz Kuvvetleri’nde çeşitli görevlerde bulundu, daha sonra senaristliğe adım attı.

İlk öykülerinden biri 1969 Varlık Yıllığı’nda yayımlandı. Aynı yıl, ‘Dünya Dönmüyor Artık’ adlı tek perdelik bir oyunla Yusuf Ziya Ortaç Armağanı’nı kazanarak ‘Akbaba’ yazarları arasına katıldı.

Sonraki yıllarda öykü ve roman çalışmalarının yanı sıra, dönem dönem, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazetelerle Çivi, Nokta, Tempo ve Diyojen gibi haftalık dergilerde, Varlık’ta ve diğer edebiyat dergilerinde mizahi bakışlı yazılar yazdı.

1979’da ‘Yeşil Bayır’ romanıyla Kültür Bakanlığı Çocuk Romanları Yarışması’nda birinci olan Dölek’in başlıca eserleri arasında ‘Korugan’, ‘Geç Başlayan Yargılama’, ‘Vidalar’, ‘Kiracı’, ‘Teslim Ol Küçük’, ‘Truva Katırı’, ‘Aynalar’, ‘Kirpi’ ve ‘Habis’in Serüvenleri’ sayılabilir.

Dölek’in ayrıca ‘İçimizdeki Yasakçı’ adıyla kitaplaşan bir incelemesi, ‘Üçüncü Kattaki At’, ‘Yeşil Bayır’, ‘Arkadaşım Dede’, ‘Kestane Şekeri’, ‘Her Şeyi Bilen Çocuk’, ‘Küçük Çalgıcılar’, ‘Kahkaha Tarlası’ ve ‘Hayvanlar Alfabesi’ adlı çocuk kitapları bulunuyor.

Çok sayıda tiyatro, radyo ve televizyon oyunu bulunan Dölek, Ambrose Bierce’in ‘Fantastic Fables’ adlı kitabını ‘Karanlığın Kahkahası’ adıyla dilimize kazandırdı, ‘Kiracı’ adlı romanı 1987’de sinemaya uyarlandı.

Süper Baba, ‘Külyutmaz’, İkinci Bahar, Unutma Beni, Yabancı Damat gibi televizyon dizilerinin yanı sıra, ‘Truva Katırı’ romanından televizyona uyarladığı ‘Koltuk Sevdası’ adlı politik hiciv dizisinin de senaryosunu yazdı.

Geçirdiği beyin kanaması nedeniyle tedavi gördüğü GATA Haydarpaşa Hastanesi’nde 7 Kasım 2005 tarihinde vefat etti.

Kemal Tahir Demir

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

13 Mart 1910 yılında doğdu.

Babası Tahir Bey deniz yüzbaşısıydı ve sultan II. Abdülhamid’in yaverlerindendi. Ailenin en büyük erkek çocuğu olan Kemal Tahir, Cezayirli Hasan Paşa Rüşdiyesi’nden sonra girdiği Galatasaray Sultanisinin 10’uncu sınıfında annesinin vefatı üzerine eğitimini yarım bırakarak avukat katipliği, Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memurluğu ve gazetecilik gibi işlerde çalışmaya başladı.

İstanbul’da Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde düzeltmenlik, röportaj yazarlığı, çevirmenlik yaptı. Yedigün, Karikatür dergilerinde sayfa sekreteri oldu. Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1937’de Fatma İrfan Hanım ile evlendi.

1938 yılında Nazım Hikmet’le beraber Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde “Askeri İsyana Teşvik” suçlamasıyla yargılandı ve 15 yıl hapse mahkum oldu. Çankırı, Malatya, Çorum, Nevşehir ve Kırşehir cezaevlerinde yattı. 12 yıl sonra 1950’de genel afla özgürlüğüne kavuştu.

Cezaevi yaşamının ardından İstanbul’a döndü ve İzmir Ticaret gazetesinin İstanbul temsilciliği görevinde bulundu. İkinci eşi Semiha Sıdıka Hanım ile evlendi.

Körduman, Bedri Eser, Samim Aşkın, f. m. ikinci, Nurettin Demir, Ali Gıcırlı gibi takma isimlerle gazetelere tefrika aşk ve macera romanları, senaryolar yazdı, fransızca çeviriler yaptı. 6-7 Eylül Olaylarında tekrar gözaltına alındı. Harbiye Cezaevi’nde 6 ay yattı. çıktıktan sonra 14 ay kadar Aziz Nesin ile birlikte kurdukları Düşün Yayınları‘nı yönetti.

Metin Erksan, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz ile senaryo çalışmaları yaptı.

1968’de SSCB’ye gitti.

1970’de akciğer ameliyatı geçiren Tahir, özellikle Marksist terminolojiyi yerlileştirerek, Anadolu’ya uygun bir ulusal sol düşünce oluşturmaya çalıştı. Kendi çevresinde fikirlerini savunan bir grup oluşturan Kemal Tahir, dönemin bir çok aydını tarafından da eleştirildi. Bu yüzden de çevresine bu tazyiklerden sıkıldığını sık sık dile getirirdi.

Yoğun bir şekilde eleştirildiği bir tartışma esnasında geçirdiği kalp krizi nedeniyle 21 Nisan 1973’de öldü.

Emine Işınsu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Emine Işınsu 17 Mayıs 1938’de babasının Tümen Komutanı olarak görev yaptığı Kars’ta doğdu. Cumhuriyet döneminin tanınmış şair ve yazarı Halide Nusret Zorlutuna ile Tümgeneral Aziz Vecihi Zorlutuna’nın kızıdır. Annesinden dolaylı sürekli edebiyattan söz edilen, şiir okunan bir çevrede, babasının görevlerinden ötürü de Sarıkamış, Urfa, Karaman gibi yurdun çeşitli yerlerinde ve her birinde birkaç yıl yaşayarak büyüdü.

Yetiştiği okullar, bu sık yer değiştirmeleri yansıtır. İlk okulu Urfa, Sarıkamış ve Ankara’da okudu. Liseden mezun olduğu okul TED Ankara Koleji’dir. Bir yarı yıl AFS bursiyeri olarak ABD’de bulundu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı, aynı fakültenin Felsefe bölümlerinde ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nde bir süre okudu. İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda okurken bir yarı yıl AFS bursuyla A. B. D.’ne gitti.

İlk eseri 17 yaşında iken basılan şiir kitabı İki Nokta’dır. 1963’de ödül kazanan Küçük Dünya’dan sonra yoğun şekilde romana yöneldi. Roman yazmanın dışında 1970’lerin önemli fikir ve sanat süreli yayınlarından Töre Dergisi’ni 1971- 1981 yılları arasında çıkardı. Birçok dergi ve gazetede yazıları yayınlandı; Yeni İstanbul ve Sabah gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

Yazar evli ve üç çocuk annesidir.

Ödüller

• ‘’’Küçük Dünya’’’ ile T. C. Turizm Bakanlığı Sanat Armağanı

• ‘’’Ak Topraklar’’’ ile Türk Edebiyatı Vakfı Roman Ödülü

• ‘’’Bir Yürek Satıldı” oyunu ile Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Radyofonik Oyun Yarışması’nda dram dalı birinciliği.

• ‘’’Sancı’’’ ile Türkiye Millî Kültür Vakfı Roman Ödülü

• ‘’’Canbaz’’’ ile Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü

• Türk Ocakları Hamdullah Suphi Tanrıöver Armağanı

• Karaman Türk Dili Ödülleri, “Türkçeyi Doğru ve Güzel Kullanan Yazar Ödülü”

Üyelikler

• Türk Edebiyatı Vakfı Mütevelli Heyeti üyesi

• İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Merkez Birliği (İLESAM) üyesi

• Türkiye Yazarlar Birliği Üyesi

Eserleri

Romanlar

• Küçük Dünya (1966) ISBN 975-437-059-1

• Azap Toprakları (1970) ISBN 975-8971-39-5

• Ak Topraklar (1971) ISBN 975-8971-46-8

• Tutsak (1973) ISBN 975-8971-37-9

• Sancı (1974) ISBN 975-437-044-3

• Çiçekler Büyür (1978) ISBN 975-437-060-5

• Canbaz (1982) ISBN 975-437-078-8

• Kaf Dağı’nın Ardında (1988) ISBN 975-437-066-4

• Alpaslan (1990) ISBN 975-422-172-3

• Atlı Karınca (1990) ISBN 975-8971-48-4

• Un coeur aux encheres (1991) ISBN 975-17-0890-7

• Cumhuriyet Türküsü (1993) ISBN 975-8971-42-5

• Nisan Yağmuru (1997) ISBN 975-437-201-2

• Havva (1999) ISBN 975-437-255-1

• Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri (2002) ISBN 975-8971-44-1

• Bukağı (2004) ISBN 975-437-472-4

• Bayram (2005)

Küçük Dünya, Yönetmen Osman Sınav tarafından televizyon dizisi olarak çekilmiş ve TRT’de yayınlanmştır. Atlı Karınca,Yönetmen Osman Sınav tarafından televizyon dizisi olarak çekilen bir orjinal senaryodur. Ancak TRT’nin “aydınlarla alay ediyor” gerekçesiyle yayınını yasaklaması üzerine roman halinde yayınlanmıştır.

Oyunlar

• Bir Yürek Satıldı (1967)

• Bir Milyon İğne (1967)

• Adsız Kahramanlar (1975)

TRT’de radyofonik oyun olarak yayınlanan Bir Yürek Satıldı, daha sonra televizyon dizisi olarak filme çekildi ve yine TRT’de yayınlandı.

Diğer Eserleri 

• Dost Diye Diye (deneme-1995) ISBN 975-437-153-9

• Bir Gece Yıldızlarla (hikâyeler- 1991) ISBN 975-8971-36-0

Ahmet Altan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1950 yılında doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda dolaşarak tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesine devam etti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı.

1987 yılında köşe yazarı oldu. 1990’da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı. Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıla mahkûm edildi.

ESERLERİ: * Dört Mevsim Sonbahar (roman) 1982 yılında yayınlandı. * Sudaki İz (roman) 1985 yılında yayınlandı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla toplatıldı. * Yalnızlığın Özel Tarihi (roman) 1991’de basıldı. * Tehlikeli Masallar (roman) 1996 Ekim’inde yayımlandı ve rekor sayılacak baskı sayısına ulaştı. * Karanlıkta Sabah Kuşları (deneme) Kasım 1997’de yayınlandı.

Vüs’at Bener

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1922 yılında Samsun’da doğdu. İlk, orta, yüksek öğrenimini Anadolu’nun çeşitli yörelerinde tamamladı. 1941-1978 döneminde kamu kesiminde görev yaptı.

1979-1992 döneminde bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Şimdi emekli. 1950 yılında New-York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin ortaklaşa düzenlediği öykü yarışmasına katıldı. Dost adlı öyküsü dikkat çekti.1950-1957 döneminde yazdığı öyküleri genellikle Seçilmiş Hikâyeler, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayınlandı. Bu öykülerden bir bölümü Dost adı altında (1952), bir bölümü de Yaşamasız adı altında kitaplaştırıldı (1957).

1962 yılında ilk oyunu Ihlamur Ağacı basıldı. Oyun Türk Dil Kurumu’nun 1963 yılı tiyatro armağanını aldı. 1977 yılında 29 öyküsü yine Dost adı altında, tek cilt halinde basıldı (2. Baskı). Öykülerinden, Dost Fransızca’ya, Batak Almanca’ya, İlki İngilizce’ye çevrildi. Çeviren William Hickman, yazar hakkında bir inceleme yazısı da yayınladı. Öyküleri, yabancı ve Türk antolojilerinde yeraldı.

Dost, 1986 yılında kitaplarına girmeyen öykülerini de içermek suretiyle yeniden basıldı (3. Baskı). Yazarın ikinci oyunu İpin Ucu, 1980 yılında Abdi İpekçi Armağanı’nı bir başka yazarın yapıtıyla paylaştı. Daha sonra bu oyun da kitaplaştırıldı. İlk romanı Buzul Çağının Virüsü 1984 yılında basıldı. İkinci romanı Bay Muannit Sahtegi’nin Notları 1991 yılında basıldı. Siyah-Beyaz adlı kitabı 1993’te İletişim’de yayınlandı.

Saavedra Cervantes

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

ÜNLÜ Don Kişot romanının yazarı. Roma’ya gidip bir kardinalin yanında mabeyinci olarak çalıştı (1570). İspanya ve Venedik’in Türklere karşı açtığı deniz savaşına katıldı. ispanya’ya dönerken Türk korsanlarının eline geçti (1575). Yakalanarak Cezayir’e götürüldü. Orada beş yıl esir kaldı. Memlekete dönünce düzenli bir iş tutamadı.

Yazarlığa başladı bundan da geçimini sağlayamayınca vergi memurluğu yaptı. Hesap defterleri açık verilince hapse girdi. Don Kişot’u hapiste planladı. Eser 1605’te yayınlandı ve büyük bir ilgiyle karşılandı. Yazar Don Kişot’un birinci bölümünü Lemos kontuna ithaf etmişti. Kont onu himayesine aldı Cervantes bölece geçim sıkıntısından kurtuldu ve kendisini tamamen yazarlığa verdi.

Cervantes, Don Kişot’ta çizdiği tiplerle zamanımıza kadar pek çok yazar ve fikir adamı üzerinde etkili olmuştur. Cervantes’in bu ünlü eseri birçok defa Türkçe’ye çevrilmiştir.

Osamu Dazai

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Japonya’nın güçlü ve zengin ailelerinden birinin çocuğu olan Osamu Dazai, ölümüne kadar çılgınca bir hayat yaşadı. Esrarkeş, veremli ve alkolik biri olarak birkaç kez intihar etmeye kalkıştı. 1947 yılında Villon’un Karısı adlı bir öyküsü ve Batan Güneş ve Diskalifiye adlı iki romanı yayımlanan yazar, İngilizce Good Bye başlığı ile yeni bir romana başladığı sırada, 1948’de, en sonunda intihar etti. Tokyo’daki Tamagawa barajının sularına daldı ve cesedi, kaderin bir cilvesi olarak, otuzdokuzuncu yaş günü olan 19 Hazirada bulundu.

Turgut Özakman

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1930’da Ankara’da doğdu. A.Ü. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukatlık yaptı. Köln Üniversitesi, Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam ettikten sonra Devlet Tiyatrosuna Edebi Kurul raportörü olarak girdi. TRT’de Merkez Program Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve dört yıl Genel Müdürlük yaptı, Radyo-Televizyon Yüksek Kurulu’nda (1988-1994) üyelik ve Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. DTC Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde 30 yıl ‘dramatik yazarlık’ dersi öğretim görevlisi olarak çalıştı. Evli. Üç çocuğu, üç torunu var.

1998’de, kendisine, ‘üstün hizmetleri dolayısıyla’ Anadolu Üniversitesi’nce “Fahri Doktor” unvanı verildi.

Başlıca oyunları: Pembe Evin Kaderi, Güneşte On Kişi, Duvarların Ötesi, Kanaviçe, Ocak, Paramparça, Ah Şu Gençler, Sarıpınar-1914, Fehim Paşa Konağı, Resimli Osmanlı Tarihi, Bir Şehnaz Oyun, Töre, Delioğlan.

Başlıca senaryoları: Keloğlan Aramızda; Yatık Emine; Kurtuluş; Cumhuriyet.

Romanları: Korkma İnsancık Korkma; Romantika; 19 Mayıs 1999/Atatürk Yeniden Samsun’da; Şu Çılgın Türkler.

Son romanı :  Diriliş – Çanakkale 1915.

Meslek kitapları: Radyo Notları; Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği.

Tarih kitapları: Dr. Rıza Nur Dosyası; Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele; Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi.

Çeşitli ödüllerin yanı sıra 1999’da, ‘Türk toplumunun kültür ve sanat hayatına katkı ve hizmetlerinden dolayı’ Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne değer görüldü.

2005’te yayımlanan ve büyük yankı uyandıran Şu Çılgın Türkler adlı romanı dolayısıyla Yeditepe Üniversitesi, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi tarafından “Fahri Doktor” unvanı, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi,  Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi tarafından ise “Topluma Katkı, Topluma Hizmet ve Atatürk  Ödülü” ile ödüllendirildi, pek çok kuruluştan özel ödül aldı.

Pierre Loti

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Fransız romancı. Asıl adı Louis Marie Julien Viaud’dir.  Pierre Loti isminin yazara, kimi kaynaklara göre öğrencilik yıllarında; kimi kaynaklara göreyse, 1867 yılında yaptığı Okyanusya seferi sırasında, Tahitili yerliler tarafından verildiği söylenir. Loti, egzotik iklimlerde yetişen egzotik bir çiçeğin ismidir.

1850 yılında Fransa’nın Rochefort kentinde Protestan bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. 17 yaşında Fransız Deniz Kuvvetleri’ne girdi. Denizcilik eğitimini tamamladıktan sonra 1881’de yüzbaşı oldu ve ilerleyen yıllarda da terfi ederek albaylığa kadar yükseldi. Ortadoğu ve Uzakdoğu’da bulundu. Bir deniz subayı olarak romanlarında konu ettiği yabancı kültürünü pek çok yer gezerek tanıma fırsatını buldu. Bu yolculuklarında edindiği deneyimlerini ve gözlemlerini daha sonra kitaplarına yansıttı.

1879’da ilk romanı olan ve o dönemin Osmanlı Türkiye’sinden kesitler veren Aziyadé ‘nin (Aziyade) yayınlanmasının ardından 1886’da Pécheur d’Islande’la (İzlanda Balıkçısı) Loti, kendini edebiyat çevresine kabul ettirmiş bir yazar oldu. Daha sonraki yıllarda her yıl bir kitabı çıktı ve kitapları geniş kitlelerce okundu. 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilen yazar 1910 yılında Légion d’Honneur nişanını aldı. İzlenimci bir yazar olan Pierre Loti’nin oldukça yalın bir dili vardı. Edebiyattaki bu izlenimciliği kişiliğini de derinden etkiledi. Derin bir umutsuzluğu dile getiren yapıtlarında aşkın yanı sıra ölüm duygusu da geniş yer alıyordu. Bütün bu umutsuzlukla birlikte içinde duyduğu insanlığa karşı şefkat ve acıma duygusunu yapıtlarına yansıttı.

Birçok kez İstanbul’da bulunmuş olan Pierre Loti, İstanbul’a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle, görevli subay olarak geldi. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden etkilendi ve pek çok eserinde bu etkiyi gösterdi. Aziyadé adlı romanına adını veren kadınla burda tanıştı. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Eyüp’te yaşadı. İstanbul’a hayran olan Pierre Loti, kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirdi.

1913 yılında yazdığı La Turquie Agonisante (Can Çekişen Türkiye) kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti aynı yıl devlet konuğu olarak Türkiye’ye geldiği zaman, Tophane Rıhtımı’nda büyük bir törenle karşılanarak Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlandı. Balkan Savaşları’da, I. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu işgalinde Avrupa’ya karşı hep Türkler’i savundu. Millî Mücadele döneminde Anadolu’daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesi olan işgalci Fransa’yı ağır bir dille eleştirmesiyle Loti, Türk halkının da sempatisini kazandı. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi 4 Ekim 1921′ de Pierre Loti’ ye şükranlarını sunan bir mektup yolladı. Bununla birlikte Pierre Loti, 1920 yılında “İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi” olarak kabul edildi ve onun adını taşıyan bir de cemiyet kuruldu. Daha sonraları İstanbul’da Divanyolu’nda bir caddeye “Pierre Loti Caddesi” ve Eyüp’te bir kahvehaneye de “Pierre Loti kahvesi” adı verildi. Günümüzde bu kahvehanenin olduğu tepe de Pierre Loti Tepesi olarak anılmaktadır.

Bazı eserleri

Pécheur d’Islande, 1886 (İzlanda Balıkçısı)Aziyadé (1879, Aziyade)
Le Roman d’un Spahi (1881, Bir Sipahinin Romanı)
Pécheur d’Islande (1886, İzlanda Balıkçısı)
Madame Chrysanthème (1887, Madam Krizantem)
Le Roman d’un Enfant (1890, Bir Çocuğun Romanı)
Le Livre de la Pitié et de la Mort (1891, Acıma ve Ölümün Kitabı)
Ramuntcho (1897)
Reflets de la Sombre Route (1899, Karanlık Yol Üzerindeki Yansımalar)
Les Désenchantées (1906, Mutsuz Kadınlar)
La Turquie Agonisante (1913, Can Çekişen Türkiye)
Prime Jeunesse (1919, İlk Gençlik)
Un Jeune Officier Pauvre (1923, Zavallı Genç Bir Subay)

Prof. Dr.Mim Kemal Öke

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1955 yılında İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan ÖKE, 1973 yılında Robert Koleji’nden mezun olduktan sonra İngiltere’ye giderek, Cambridge’de İktisat ve Tarih Fakültelerini bitirdi. Sussex (MA.), Cambridge (M.Phil) ve İstanbul (Ph.D.) üniversitelerinde uluslararası ilişkiler ihtisası yaptı. İhtisas sonrası Birleşmiş Milletler’de görev aldı.

Türkiye’ye dönüşünün ardından Türk dış politikası tarihine ilişkin araştırmalarını sürdürmüş olan ÖKE, Boğaziçi Üniversitesi’nde 1984’te doçent, 1990’da profesör oldu. Hem yazılı hem de görsel basında güncel siyasi gelişmeleri değerlendiren ve İngilizce, Arapça ve Urduca olmak üzere Türk dış politikası alanında 14 kitabı olan ÖKE’nin ayrıca üç de romanı bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler (1979) ve TRT’de (1983-89) danışmanlık yapmış olan Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE, evli ve iki çocuk babasıdır.

Nazım Hikmet Ran

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

15 Ocak 1902 yılında Selanik’de doğdu.

Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.

İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’’ı 1913’te yazdı. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi’nde ortaokula başdı. 1917’de Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girdi. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya geçti. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kaldı. Bu sırada Hamidye Kruvazörü’nde güverte subayıydı.

Bolu’ya öğretmen olarak atandı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu.

1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanışdı. 1924’te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelendi. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başladı. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gitti.

1928’de af kanunundan yararlandı ve Türkiye’ye geri döndü. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitti.

Bu yüzden DP hükümeti tarafından ülke vatandaşlığından çıkarıldı ve Nazım Hikmet, büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)‘nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçti ve Borzecki soyadını aldı.

Moskova’da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden öldü.

Bazı eserleri

Memleketimden İnsan Manzaraları
Kafatası
Unutulan Adam
Taranta Babu’ya Mektuplar
Ferhad ile Şirin
Kurtuluş Savaşı Destanı
Kız Çocuğu
Tahir ile Zühre
Şeyh Bedrettin Destanı
Sevdalı Bulut, (Tiyatro oyunu)

Şiir kitapları

835 Satır, (1929)
Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
Varan 3, (1930)
1 + 1 = 1, (1930)
Sesini Kaybeden Şehir, (1931)
Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
Gece Gelen Telgraf, (1932)
Taranta Babu’ya Mektuplar, (1935)
Portreler, (1935)
Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936)
Saat 21-22 Şiirleri, (1965)
Kurtuluş Savaşı Destanı, (1965)
Şu 1941 yılında (Memleketimden İnsan Manzaraları’nın 3. kitabı), (1965)
Dört Hapishaneden, (1966)
Rubailer, (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm), (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-1967)
Kuvayi Milliye, (1968)

Oyunları 

Kafatası, (1932)
Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi), (1932)
Unutulan Adam, (1935)
Ferhat ile Şirin, (1965)
Sabahat, (1965)
İnek, (1965)
Ocak Başında Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
Yusuf ile Menofis, (1967) 

Romanları

Kan Konuşmaz, (1965)
Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
Yaşamak Güzel Birşey Be Kardeşim, (1967)

Fıkraları

İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla gazetelerde yazdığı yazılar), (1965)

Masal kitabı

Sevdalı Bulut, (1968)

Peter Ackroyd

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Peter Ackroyd 1949 yılında Londra’da doğdu. Cambridge Üniversitesi’ni bitirdi. Yale Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulundu. Ackroyd, Spectator dergisinin yayın yönetmeni ve aynı zamanda The Times gazetesinin baş kitap eleştirmenidir. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmaktadır. İlk romanları The Great Fire of London (1982; “Büyük Londra Yangını”), Somerset Maugham Edebiyat Ödülü’nü almış olan The Last Testament of Oscar Wilde (1983; Oscar Wilde’ın Son Vasiyetnamesi, 1995), Hawksmoor (1985), Chatterton (1987)’dır. Bunların dışında iki ciltlik bir şiir kitabı ve deneme kitapları da vardır. Ackroyd’un romanları gibi Charles Dickens ve T.S. Eliot biyografileri de çok sayıda edebiyat ödülüne aday gösterilmiştir.

Halide Edip Adıvar

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.

İstanbul’da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884’tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okuttu. Orada Rıza Tevfik’den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu’nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki’den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901’de bitirdi. 1908’de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması’nda bir süre için Mısır’a kaçmak zorunda kaldı.1909’dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919’da Sultanahmet Meydanı’nda, İzmir’in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920’de Anadolu’ya kaçarak Kurtuluş Savaşı’na katıldı.

Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917’de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı. 1939’a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika’ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan’a çağrıldı. 1939’da İstanbul’a dönen Adıvar 1940’ta İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954’te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964’te ölmüştür.

Adıvar’ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın

kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar’ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır.

Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı’nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye’nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu’da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.

Adıvar’ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış “asrî” kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku

uyandıran bir kadındı. Adıvar’ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır.

Adıvar’ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal’da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal’ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi,

zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul’u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk

kesimini; Genç Türkler’den Hilmi ve a rkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid’in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet’in ilanı “asırların kurduğu müesseselerin köklerini” söken, “içtimaî ve siyasî nizam ve

intizamı” altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevî tarikatından Vehbi Dede’nin yaptığı gibi “herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek”tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu’nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini’nin “öyle

basit ve insanî ananeler” dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık’ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini’nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın

sanatsal düzeyi düşer.

1943’te CHP Ödülü’nü alan Sinekli Bakkal Türkiye’de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal’ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.

Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.

Münevver Ayaşlı

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1906 senesinde Selanik’te doğan Ayaşlı, babasının asker olması sebebiyle imparatorluğun çeşitli bölgelerini gezdi. Eğitimini Alman okulu ve Fransa’da “College de France” ile “Şark Dilleri” okullarında tamamlayıp Arapça ve Farsça’yı da özel derslerle öğrenen Ayaşlı, 1947 yılında gazeteciliğe başladı. Ünlü şarkiyatçı Massignon’dan tasavvuf dersleri alan yazar, Viyana Büyükelçisi Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret bey ile evlenerek Ayaşlı soyadını aldı. “Pertev Bey’in Üç Kızı”(1968), “Pertev Bey’in İki Kızı” (1969) ve “Pertev Bey’in Torunları”(1976) adlı bir dizi romana da imza atan Münevver Ayaşlı, 20 Ağustos 1999’da vefat etti.

Diğer Eserleri: Dersaadet (1975,hatıralar), On dokuzuncu Asır (1971, tarih), İşittiklerim Gördüklerim (1973, tanıdıklarının portreleri).

Müfide Ferit Tek

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

   Müfide Ferit Tek Türk kadın romancılarımızdandır.Babası Kemahlı Mazhar Paşa’nın oğlu Şevket Bey, annesi Plevne şehitlerinden Zâimzâde İsmail Efendi’nin kızı Feride Hanım’dır. Emel Esin’in annesidir.

   Babasının görevi dolayısıyla ilköğrenimine Trablusgarp’ta başlar. Trablusgarp’ta henüz bir Türk mektebi olmadığı için İtalyanların yönetiminde bulunan St. Joseph Rahibe Okulu’nda okur. O yıllarda, İstanbul’da bulunan Harbiye Mektebi’nde bir grup öğrenci, kanundışı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle, Fizan’a sürgün edilir. Aralarında Ahmet Ferit Tek ile Yusuf Akçura da vardır. Ahmet Ferit, daha sonra evleneceği Müfide Ferit’i burada tanır

   Yazar, 1903 yılında gizlice gönderildiği Paris’te Versailles Lisesi’ne kaydedilir. Onun Paris’teki öğrenimini, velisi sıfatıyla babasının yakın arkadaşı ünlü Jön Türklerden Ahmet Rıza Bey takip eder. Müfide Ferit, 1907 yılında Ahmet Ferit Tek ile evlenir. Bundan sonraki hayatı, kocasının sürgün veya görevli olarak bulunduğu çeşitli şehir ve ülkelerde geçer.

   İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra İstanbul’a gelirler. Ahmet Ferit Tek, İttihat ve Terakki’ye muhalefetten Sinop’a sürülür. Bunun üzerine Müfide Ferit Hanım, kocasıyla birlikte Sinop’a gider. 1913-1918 arasındaki yıllarını Sinop ve Bilecik’te geçirir.
  Mütareke ve Millî Mücadele yıllarında İfham , Hakimiyet-i Milliye , Irade-i Milliye gazetelerinde Milli Mücadele’yi destekleyen yazılar yazar.
   Yazarın “Aydemir” ve “pervaneler” adlarında iki eseri vardır.

   Kocası Ahmet Ferit Tek’in Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevi sebebiyle uzun yıllar yurtdışında bulunur.

 

Mickey Spillane

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Tüm dünyada milyonlarca okuyucusu bulunan “Dedektif Mike Hammer” romanlarının yaratıcısı Mickey Spillane, 88 yaşında yaşama veda etti. 
 
Mickey Spillane’in ölüm haberi, doğduğu kent olan Murrells Inlet’teki Goldfinch Cenazeevi yetkilisi Brad Stephens tarafından doğrulandı, ancak ölümü hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmedi.

İlk Dedektif Mike Hammer romanı, ‘I, The Jury’ yi (Tek Jüri Benim) 1946 yılında yazan Spillane’in daha sonra yazdığı 12 Mike Hammer romanı 100 milyon satarak zirveye oturdu.

‘Killing Man’ (Öldüren Adam), ‘Girl Hunters’ (Kız Avcıları) ve ‘One Lonely Night’ (Yalnız Bir Gece), Spillane’in en çok satan Mike Hammer serisi romanları arasında yer aldı.

Aralarında ‘Kiss me’ (Öp Beni), ‘Deadly’ (Ölümcül) ve ‘The Girl Hunters’ın da (Kız Avcıları) bulunduğu pek çok romanı film haline getirilen Spillane’in pek çok Mike Hammer öyküsü de televizyon dizilerine uyarlandı.