Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Thomas Mann

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Thomas Mann 20. Yüzyılın en önemli Alman yazarlarından biridir. Mann, Johann Wolfgang von Goethe’nin yapıtlarını kendi yapıtında bir tüzük ve konu bulmada örnek olarak kullandı. Buddenbrooks adlı romanında örnek olacak biçimde anlatıldığı gibi, yapıtlarının başlıca konusunu burjuvazinin yozlaşması oluşturmaktadır. Mann, Thomas Johann Heinrich Mann adlı Lübeck’li bir tüccarın ikinci oğlu olarak 6 Haziran 1875’de Almanya’da dünyaya geldi. 1893’te orta okulu bitiren Mann, çok nefret ettiği okuldan ayrılarak annesi ve kardeşleriyle birlikte Münih’e taşındı. Burada bir sigorta şirketine gönüllü stajyer olarak girdi ve 1895/96 yıllarında Teknik Üniversite’de okudu.

BUDDENBROOK AİLESİ

Lübeck’teyken bile “Frühlingssturm. Monatsschrift für Kunst, Literatür und Philosophie” (İlkbahar Fırtınası. Sanat, Edebiyat ve Felsefe Aylık Dergisi) adlı derginin yazarları ve kurucuları arasında bulunmuş olan Mann, hayranı olduğu ağabeyi Heinrich tarafından çıkarılan Das Ztvanzigste Jahrhundert. Blaetter für Deutsche Art und Wohlfahrt adlı Alman ulusal, anti-Semitist dergiye yazı yazıyordu. Ama Bismarck taraftarı olan genç yazar için şiir çalışmaları daha önemliydi. Heinrich ile birlikte İtalya’ya 1896-98 yıllarında yaptığı bir yolculuktan sonra 1898-99 yıllarında Simplicissimus adlı derginin redaktörlüğünü üstlendi ve 1900’da askerlik hizmetini yerine getirdi.

Der kleine Herr Friedmann (Küçük Bay Friedmann, 1901) gibi ilk öykülerinden sonra Mann, 1901 ‘de Buddenbrooks (Buddenbrook Ailesi) adlı romanını yayınladı. Dünya çapında başarıya ulaşan bu ünlü romanında yazar, yer yer taşlamalı bir biçimde Lübeck’li bir tüccar ailesinin çöküşünü dört nesil boyunca anlatır. Burjuvazinin, örneğin çalışkanlık, tutumluluk ve görev bilinci gibi değerleri, sanatsal ve entellektüel yaşam biçimleriyle olduğu kadar, kötü alışkanlıklar, lüks, avarelik, din, hastalık ve ölüm yardımıyla yıkılmaktadır.

TRİSTAN

Mann’ın ikinci başarısı, altı öykü içeren Tristan derlemesi (1903) çerçevesinde çıkan Tonio Kroger adlı öyküsüdür. Tonio Kröger’de sanatla burjuva hayat arasındaki zıtlık yansıtılmaktadır. Konu kahramanı hayatın ne kadar boş olduğunu anlayarak aşk ve doyuma varma olanağını elinden kaçırır. Mann, 1905’te bir profesörün kızı Katia Pringsheim ile evlenerek onunla birlikte, aralarında Erika, 1905; Klaus, 1906; ve Golo, 1909 adlı sonraki yazarlar da olmak üzere, altı çocuk sahibi oldular. Evlenmesiyle ve buna bağlı olarak toplumda kendine bir ad yapması nedeniyle muhafazakâr siyasal görüşleri sağlamlaştı. 1912’de soysuzlaşmış yaşam tarzı yüzünden mahva sürüklenen bir sanatçının öyküsünü anlatan Der Tod in Venediğ’i (Venedik’te Ölüm) yazdı. Tadzio adlı delikanlıya karşı duyduğu aşk sanatçının Venedik’te ölmesiyle son bulur.

HEINRICH İLE BOZUŞMASI

Mann, I. Dünya Savaşı’nı ulusal bir Alman coşkusu içinde savunarak Betrachtungen eines Unpolitischen (Apolitik Bir Adamın Gözlemleri, 1918) pazifizme ve toplumsal değişimlere ve böylelikle demokratik değişime taraftar olan Heinrich’e de karşı çıkmış oldu. Dışişleri bakanı Walther Rathenau öldürüldükten (1922) sonra Thomas Mann, o tarihe kadarki siyasal görüşlerine sırt çevirerek bundan böyle cumhuriyeti ve demokrasiyi onayladı; dolayısıyla da Heinrich ile barıştı.

DER ZAUBERBERG

Der Zauberberg, (Büyülü Dağ) bir sanatoryumda yatan babasını görmeye gittiğinde bizzat bir “vaka” haline gelen Hans Castorp adlı bir mühendisin öyküsüdür. Bu yapıtın kahramanı da aşkın ve ölümün gücüne yenik düşer. Sonunda yine, daha iyi bir geleceğe ilişkin umutlar yerini çöküşe bırakır. Mann, 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. 1933’te İsviçre’ye göç ederek Zürih yakınlarında Küsnacht’a yerleşti. Aynı yıl içinde, konusu açısından İncil’deki örneğine dayanan Joseph und seine Brüder (Yusuf ve Erkek Kardeşleri) adlı roman dörtlemesinin birinci cildi çıktı. Yusuf hayal peşinde koşan bir genç iken, sorumluluğunun bilincinde bir devlet adamı haline gelir.

Mann bu tiplemesiyle ilk kez mahvolmaya mahkûm olmayıp gelecek içim umut veren bir karakteri anlatır. Yazar bu yapıtıyla kendi politik gelişmesini ima ederek faşizmin yenilebileceğine ilişkin umutlarını dile getirir. Mann, 1936 yılında Alman uyruğundan çıkarıldı. Çekoslovak uyruğuna geçerek 1938’de ABD’ye taşındı. Burada 1939’da Lotte in Weimar’ı yazdı. Mann bu Goethe romanında bu büyük idealinin portresini anlaşılmamış, yalnızlığa itilmiş bir insan olarak çizdi.

DOKTOR FAUSTUS

1944’te Amerika uyruğuna geçen Mann, II. Dünya Savaşı’nda Alman dinleyicileri için faşizm karşıtı radyo programları hazırladı ve 1947’de Doktor Faustus adlı romanını yayınladı. Mann bu romanında Nazi dönemiyle ilgili düşüncelerini açıklar ki, buna göre Nazizmin oluşup gelişmesi bir rastlantı olmayıp Alman tarihinin sonucudur. 1952’de İsviçre’ye dönen Mann, burada 1954’te Die Bekenntnisse des Hochstaplers Felix Krull (Felix Krull Adlı Dolandırıcının İtirafları) adlı yapıtını yazdı. Topluma istediği ilüzyonları sağlayan Krull adlı narsist sanatçının itiraflarını tamamlayamadı yazar. 12 Ağustos 1955’te, 80 yaşında Zürih’te hayata gözlerini yumdu.

Nurullah Çetin

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

02.03.1964 tarihinde Kütahya’nın Simav ilçesine bağlı Kuşu kasabasında doğdu. İlk öğrenimini 1974 yılında Kuşu kasabasında, orta öğrenimini 1980 yılında Manisa’nın Demirci ilçesinde tamamladı. 1980-1981 öğretim yılında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalına kaydoldu. Lisans öğrenimini 23.09.1985 tarihinde bitirdi ve 1986 yılında aynı anabilim dalında araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Yüksek lisansını 13.09.1988, doktora öğrenimini de 20.11.1995 tarihlerinde tamamladı.

Doç. Dr. İsmail Parlatır‘ın yönetiminde hazırladığı yüksek lisans tezinin konusu “Tanzimat’tan Fuat Köprülü’ye Kadar Bizde Edebiyat Tarihçiliği” (A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1988), Prof. Dr. Olcay Önertoy‘un yönetiminde hazırladığı doktora tezinin konusu ise “Behçet Necatigil, Hayatı-Sanatı ve Eserleri” (A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1995) dir.

31.07.1997 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne Yardımcı Doçent olarak atandı. 01.12.1998 tarihinden itibaren 2547 sayılı kanunun değişik 39. maddesi gereğince Londra Üniversitesine bağlı School of Oriental and African Studies (SOAS)’de “Mustafa Kemâl ATATÜRK Fellowship” Programları çerçevesinde Türk dili ve edebiyatı dersleri vermek üzere misafir öğretim üyesi olarak görevlendirildi. Bu görevi 31 Ağustos 2000 tarihinde sona erdi. 2002 yılında aynı üniversitede (Londra Üniversitesi) bir yıl süreyle tekrar görevlendirildi.

02 Kasım 1999 tarihinde “Doçent Doktor” unvanını aldı ve Mart 2000 tarihinde de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Doçentlik kadrosuna atandı.

26 Nisan 2005 tarihinde de profesörlük kadrosuna yükseltildi. Hâlen “Profesör Doktor” unvanıyla öğretim üyesi olarak bu görevine devam etmektedir.

Yayınlar  
 

A. TÜRKÇE KİTAPLAR

1. Türkçe-Arapça, Arapça-Türkçe Sözlük, Birleşik Yayın Dağıtım, Ankara 1990.

2. Lise Ders Kitapları: Edebiyat 1, 2, 3. (Cihat Erol, Mehmet Kara, Taha Çağlaroğlu ile birlikte), Ankara 1993.

3. Recaizade Mahmut Ekrem Bütün Eserleri I, (İsmail Parlatır ve Hakan Sazyek ile birlikte), Millî Eğitim Bakanlığı Yayınevi, İstanbul 1997.

4. Recaizade Mahmut Ekrem Bütün Eserleri II, (İsmail Parlatır ve Hakan Sazyek ile birlikte), Millî Eğitim Bakanlığı Yayınevi, İstanbul 1997.

5. Recaizade Mahmut Ekrem Bütün Eserleri III, (İsmail Parlatır ve Hakan Sazyek ile birlikte), Millî Eğitim Bakanlığı Yayınevi, İstanbul 1997.

6. Behçet Necatigil, Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1997.

7. Çağdaş Türk Edebiyatı (Olcay Önertoy, Zeliha Güneş, Sakine Öztürk Çelik ile birlikte), Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, İlköğretim Öğretmenliği Lisans Tamamlama Programı, Ünite 1-12, Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Eskişehir 1998.

8. Edebiyat Bilgi ve Kuramları (Canan İleri ile birlikte), Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, İlköğretim Öğretmenliği Lisans Tamamlama Programı, Ünite 6-11, Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Eskişehir 1999.

9. Genç Kalemler Dergisi (İsmail Parlatır ile birlikte), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1999.

10. İsmet İnönü, Yazan: Ali Fuad Erden, Sadeleştirenler: Olcay Önertoy-Nurullah Çetin, Bilgi Yayınevi, 2. basım, Ankara 1999.

11. Tevfik Fikret Bütün Şiirleri, (İsmail Parlatır ile birlikte), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2001.

12. Şiir Çözümleme Yöntemi, kendi yayını, Ankara, 2004.

13. Roman Çözümleme Yöntemi, kendi yayını, Ankara, 2004.

14. Yeni Türk Şairinin “Yusuf ile Züleyha Hikâyesi” Duyarlığı, Hece yayınları, Ankara 2004.

15. Yeni Türk Şiirinde Geleneğin İzleri, Hece Yayınları, Ankara 2004.

16. Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Rubaî, Hece Yayınları, Ankara 2004.

17. Şinasi Bütün Eserleri (Prof. Dr. İsmail Parlatır ile birlikte), Ekin Kitabevi, Ankara 2005.

18. Türk Şiirinde Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, İstanbul 2005

B. Kitaplarda Bölüm Yazarlığı:

1. Türkçe

1. “Adaptasyon”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. I, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2001, s.27.

2. “Beş Hececiler”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. I, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2001, s.409.

3. “Bilinçaltı Romanı”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. I, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2001, s.433.

4. “Biyografi”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. I, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2001, s.451.

5. “Epigraf”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. II, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2003, s.372.

6. “Epik Şiir”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. II, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2003, s.373.

7. “Fecr-i Ati”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. II, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2003, s.442.

8. “Fıkra”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C. II, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınları, Ankara 2003, s.488.

9. “Âsaf Halet Çelebi’nin İbrahim Şiirine Bir Yaklaşım Denemesi”, Âsaf Halet Çelebi Kitabı, Hece Yayınları, Ankara 2003.

10. “Bir Türk Edebiyatı Sosyolojisi Tasarımı”, Edebiyat Sosyolojisi, Editör: Köksal Alver, Hece yayınları, Ankara 2004, s.199.

 2. Yabancı Dilde:

 1. Balkan Edebiyatlarında Dans, “Türk Şiirinde Dans”, (s.187-197), Redaktörü: Doç. Dr. Roumyana Stanceva (Balkan Araştırmaları Enstitüsü, Bulgaristan Bilimler Akademisi), Balkani Yayınevi, Sofya 2004

 C. MAKALELER

1. “Ahmet Hamdi Tanpınar’a Göre Batı ve Batılılaşma”, A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ankara 1990, C.XXXIV, S.1-2, s. 53-56.

2. “Aydaki Kadın Romanında Tanpınar”, Millî Kültür, Mayıs 1991, S.84, s.34-35.

3. “Türkçede İlk Edebiyat Tarihi”, Türkoloji Dergisi, Ankara 1991, C.IX, S.1, s.143-152.

4. “Şiirde İmaj ve Sembol”, Türkoloji Dergisi, Ankara 1992, C.X, S.1, s.165-168.

5. “Faik Reşad’ın Târîh-i Edebiyyât-ı Osmâniyyesi”, Türkoloji Dergisi, Ankara 1992, C.X, S.1, s.169-176.

6. “Şahabeddin Süleyman’ın Târîh-i Edebiyyât-ı Osmâniyyesi Üzerinde Edebiyat Tarihi Metodu Açısından Bir Değerlendirme”, A. Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ankara 1992, C.XXXV, S.1, s.61-73.

7. “Karım ve Kızım Oyununda Değerler Çatışması”, Türkoloji Dergisi, Ankara 1993, C.XI, S.1, s.257-262.

8. “Süleyman Nazif’in Fırak-ı Irak Adlı Eseri”, Türkoloji Dergisi, C.XI, S.1, Ankara 1993, s.233-256.

9. “Tahsin Nahit ve Şiiri”, A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ankara 1993, C.XXXVI, S.1-2, s.23-33.

10. “Tahsin Nahid’in Rûh-ı Bî-Kayd Adlı Kitabında Yer Almayan Şiirleri”, A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ankara 1995, C.XXXVII, S.1-2, s.541-581.

11. “Âsaf Hâlet Çelebi’nin “Sidharta” Şiiri”, Türk Dili, Ocak 1996, S.529, s.70-74.

12. “Tahsin Nahid’in Rûh-ı Bî-Kayd Adlı Eseri”, Türkoloji Dergisi, Ankara 1997, C.XII, S.1, s.209-275.

13. “Tanzimat Dönemindeki Bazı Biyografi ve Antolojilerde Edebiyat Tarihi Özellikleri”, OTAM (Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi), S. 7, Ankara 1996, s.37-44.

14. “Behçet Necatigil’in Düşünce ve Şiirlerinde Divan Edebiyatı Etkisi”, Journal of Turkish Studies Türklük Bilgisi Araştırmaları, Volume 21.1997, Harvard University 1997, Hasibe Mazıoğlu Armağanı I, s.102-117.

15. “Yeni Türk Edebiyatında ‘Hân-ı Yağmâ’ Motifi”, Türk Dili, S. 551, Kasım 1997, s.446-450.

16. “İzzet Melih’in Sermet Adlı Romanı”, Türk Dili, S. 556, Nisan 1998, s.359-366.

17. “Türk Edebiyatında ‘Don Juan’ Tipi”, Türk Dili, S.560, Ağustos 1998, s.162-168.

18. “Yeni Türk Şairinin Hüması”, Türk Dili, S.567, Şubat 1999, s.196-202.

19. “Behçet Necatigil’in Şiirinde Atatürk Teması”, Atatürk Haftası Armağanı, 10 Kasım 1998, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, Genelkurmay Basımevi 1998.

20. “Semender Yürekli Şaire İthaf”, Esin Sanat, Yaz 1999, S.1, Ankara, s.31-36.

21. “Yeni Türk Şairinin Ankası”, Türk Dili, Mayıs 1999, S.569, s.423-431.

22. “Mehmet Çınarlı”, Türk Dili, Ekim 1999, S.574, s.904-918.

23. “Millî Edebiyat Dönemine Ait Bilinmeyen Bir Roman”, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C.39, S.1-2, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1999.

24. “Yeni Türk Şiirinde Kleopatra”, Türk Dili, Şubat 2000, S.578, s.166-171.

25. “Mehmet Önal’ın Kafdağına Kar Yağıyor Adlı Hikâye Kitabı”, Esin Sanat, Yaz 2000, Y.1, S.3, s.19-21.

26. “Selma Rıza – Uhuvvet”, Türk Dili, Kasım 2000, S.587, s.522-51.

27. “İlginç Bir Başarı Öyküsü: Bir Bilim Adamının Romanı”, Esin Sanat, Yıl. 2, S.4, Güz 2000, s.4.

28. “Hüseyin Su’nun Hikâyeleri”, Dergâh, Ocak 2001, C.11, S.131, s.15.

29. “Yeni Türk Şairinin Yusuf ve Züleyha Hikâyesi Duyarlığı”, Türkoloji Dergisi, C.13, S.1, s.109-143.

30. “Çağdaş Türk Şairinin Çıkmazı”, Dergi Yansıma, Kış 2001, Y.4, S.10, s.3-5.

31. “Türk Şiirinde Anlam Sorunu”, Hece, Türk Şiiri Özel Sayısı, Mayıs-Haziran-Temmuz 2001, S.53-54-55, s.247-262.

32. “Tarihî Roman Kavramı Etrafında”, Esin Sanat, Y.2, Güz 2001, S.5, s.2-3.

33. “Türk Edebiyatında Pastoral Şiir”, Türk Dili, Aralık 2001, S. 600, s. 812-843.

34. “II. Abdülhamid Dönemi Türk Romanında Aşk-ı Memnu Teması”, Türkoloji, Ankara 2002, XV. C. 1, s. 19-59.

35. “Türk Şairinin Yılbaşı Duyarlığı”, Türk Dili, Aralık 2002, S. 612, s. 995-1006.

36. “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiiri”, Hece Dergisi, Ahmet Hamdi Tanpınar özel sayısı, Ocak 2002, S. 61, s. 39-56.

37. “Tanzimat Döneminde Türk Romanı”, Hece Dergisi, Roman Özel Sayısı, Mayıs / Haziran / Temmuz 2002, S. 65, 66, 67, s. 21-23.

38. “II. Abdülhamid Dönemi Türk Romanı”, Hece Dergisi, Roman Özel Sayısı, Mayıs / Haziran / Temmuz 2002, S. 65, 66, 67, s. 34-52.

39. “1960-2000 Yılları Arasında Türk Edebiyatında Eleştiri Çalışmaları”, Hece Dergisi, Eleştiri Özel Sayısı, Mayıs / Haziran / Temmuz 2003, S. 77 / 78 / 79, s. 167-184.

40. “Öznel / İzlenimci Eleştiri”, Hece Dergisi, Eleştiri Özel Sayısı, Mayıs / Haziran / Temmuz 2003, S. 77 / 78 / 79, s. 206-208.

41. “Modern Öykünün Edebiyatımızdaki Serüveni: Hazırlayıcı Geleneksel Dönem (Başlangıçtan Tanzimat’a Kadar)”, Hece Öykü Dergisi, Nisan / Mayıs 2004, S.2, s.56-67.

42. “Tanzimattan Cumhuriyete Türk Hikâyesine Kısa ve Genel Bir Bakış”, Hece Öykü Dergisi, Haziran / Temmuz 2004, S.3, s.57-64.

43. “Hayat Edebiyat Siyaset”, Hece Dergisi, Hayat Edebiyat Siyaset Özel sayısı, Haziran / Temmuz / Ağustos 2004, S.90 / 91 / 92, s.592-594.

44. “Türk Hikâyesinde Sosyalist Realizm (Toplumcu Gerçekçilik)”, Hece Öykü Dergisi, Ağustos / Eylül 2004, S.2, s.52-71.

45. “İlhan Berk’in Şiirine Genel Bir Bakış”, Hece Dergisi, Eylül 2004, S.93, s.80-95.

46. “Türk Edebiyatında Deneme”, Millî Eğitim, Kış 2005, S.165, s.23.

47. “Necip Fazıl Kısakürek’in “Sakarya Türküsü” Şiirini Tahlil”, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Mayıs 2005, S.63, s.96.

48. “Ahmet Kutsi Tecer’in “Nerdesin?” Şiirini Tahlil”, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Ekim 2005, S.68, s.46.

49. “Yahya Kemal’in “Atik-Valde’den İnen Sokakta” Şiiri”, Edebiyat Otağı, 1 Ekim 2005, S.1, s.1.

50. “Taha Çağlaroğlu’nun “İntihar” Şiirini Tahlil”, Edebiyat Otağı, 1 Kasım 2005, S.2, s.1.

Makale Çevirisi

 1. Anton Çehov, “Kısa Hikâye”, Çeviren: Nurullah Çetin, Hece ÖyküDergisi, Ağustos-Eylül 2004, S.4, s.140.

 Ç. BİLDİRİLER 

I. Uluslararası Kongrelerde:

1. “Türk Romanında Şeyh ve Evliya Tipi”, I. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi, 13-16 Ağustos 1998, Başkent Öğretmen Evi, Ankara. Bu bildiri, I. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri ( Ervak Yayınları, Ankara 1998) adlı kitapta yayımlandı.

2. “Yahya Kemal’in Şiiri”, Department of the Languages and Cultures of the Near and Middle East, School of Oriental and African Studies (SOAS) ) University of London, 3 March 1999, Room 434.

II. Ulusal Kongrelerde:

1. “Modern Öykünün Edebiyatımızdaki Serüveni: Hazırlayıcı Geleneksel Dönem”, Türkiye Yazarlar Birliği 25. Kuruluş Yıldönümü Etkinlikleri Öykü Sempozyumu (Konya Öykü Günleri I), 17 Ekim 2003, Alaaddin Keykubat Salonu, Konya. (Bu bildiri, makale hâlinde bir dergide yayınlandı: “Modern Öykünün Edebiyatımızdaki Serüveni: Hazırlayıcı Geleneksel Dönem (Başlangıçtan Tanzimat’a Kadar)”, Hece Öykü Dergisi, Nisan / Mayıs 2004, S.2, s.56-67.

2. “Nazım Hikmet’in Şiirinde Metinlerarasılık”, Cumhuriyetin 80. Yılını Kutlama Etkinlikleri, Türk Dili ve Edebiyatı Sempozyumu,18 Aralık 2003, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Muzaffer Göker Salonu, Ankara. (Bu bildiri, Yeni Türk Şiirinde Geleneğin İzleri, Hece Yayınları, Ankara 2004 adlı kitapta yayınlandı.)

3. “Türk Edebiyatında Piyer Loti Değerlendirmeleri”, II. Dil ve Edebiyat Araştırmaları Sempozyumu, 24-26 Mayıs 2004, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Muzaffer Göker Salonu, Ankara.

D . Tanıtma Yazıları

1. “Değerlendirmeler, Aydın Oy, Şiir Dünyamızda Atatürk”, Türk Dili, Kasım 1990, S.467, s. 283-285.

2. “Değerlendirmeler, Dr. Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divanı I İnceleme, II Tenkitli Metin, Türk Dili, Aralık 1991, S.480, s.480-482.

3. “Değerlendirmeler- Asım Bezirci, Tevfik Fikret, Geçmişten Gelen ve Rübâb-ı Şikeste Bütün Şiirleri”, Türk Dili, Şubat 1991, S.470, s. 118-127.

4. “Tanıtma ve Değerlendirmeler, Dr. Muhammed Abdüllâtif Herîdî, El-Edebü’t-Türkiyyü”l-İslâmî”, Türkoloji Dergisi, Ankara 1991, C.IX, S.1, s.197-199.

5. “Değerlendirmeler, Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divanı”, Türk Dili, Aralık 1991, S. 480, s. 480-482.

6. “Değerlendirmeler, Şerefeddin Sabuncuoğlu, Cerrâhiyyetü’l-Hâniyye”, Türk Dili, Haziran 1993, S.498, s. 467-469.

7. “Değerlendirmeler, A.Turan Oflazoğlu, Fetih-Destan”, Türk Dili, Ekim 1993, S. 502, s. 467-471.

8. “Değerlendirmeler, Abdülhak Hâmid’in Mektupları 1, 2”, Türk Dili, Nisan 1996, S.532, s.1157-1158.

9. “Değerlendirmeler – Mesut Akça, Şiirler”, Türk Dili, Eylül 1998, S.561, s.251-254.

10. “Değerlendirmeler – Ömer Çakır, Türk Şiirinde Çanakkale Muharebeleri”, Türk Dili, Ekim 2004, S. 634, s. 625-627.
 

Norman Mailer

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Norman Kingsley Mailer, 31 Ocak 1923 tarihinde New Jersey’de doğdu.

Brooklyn’de büyüyen yazar, Harvard Üniversitesi’ne girdi. 2. Dünya Savaşı sonrası eğitimine Sorbonne’de devam eden Mailer, Fransa’nın en prestijli ödüllerinden biri olan Legion d’Honneur ( Lejyon Denör) ödülü sahibidir. Bu ödül , Fransa Cumhurbaşkanı Jack Chirac adına, Fransa’nın ABD büyük elçisi tarafından yazara sunulmuştur.

İki kez Pulitzer ödülü kazanan Mailer, 40’dan fazla kitabı ve akıcı denemelerinde okuyucularını, Amerikan siyasi yaşamı ile Vietnam ve Irak savaşları hakkında kendi “rahatsız edici görüşlerini” aktarıyordu.

Mailer’in ilk kitabı “The Naked and the Dead,” (Çıplak ve Ölü). Pasifikte savaşan 13 askerin öyküsünü anlattığı romanı Çıplak Ve Ölü (ordudaki deneyimlerine dayanarak yazmıştır), dünya çapında büyük başarı kazandı. İkinci Dünya Savaşı’yla ilgili olarak yazılmış en iyi romanlardan biri olarak kabul edilen roman, Mailer’i 1948 yılında daha 25 yaşındayken şöhrete kavuşturmuştu.

Mailer’in eserlerinde sık sık yer verdiği şiddet, cinsel saplantılar ve bakış açısı feministleri kızdırmıştı.

Mailer, “The Armies of the Night” (Gece Orduları) adlı eseriyle 1968 yılında “Pulitzer Ulusal Kitap Ödülünü, “The Executioner’s Song” (Celladın Şarkısı) adlı kitabıyla da 1978 yılında “Pulitzer Roman Ödülünü” kazanmıştı.

Amerikalı ünlü yazar Norman Mailer, 10 Kasım 2007 günü New York’ta 84 yaşında hayatını kaybetti.

Amerikan edebiyatında eserleriyle yaklaşık 60 yıldır etkinliğini sürdüren Mailer’in öldüğü, yardımcısı tarafından açıklandı. Amerikan edebiyatının “hırçın çocuğu” olarak nitelenen Mailer, 2007 yılının Ekim ayında akciğerlerinden ameliyat olmuştu.

Alex Haley

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1921’de profesör bir baba ile öğretmen bir annenin çocuğu olarak New York’ta dünyaya gelen Alex Haley, 1937-39 yılları arasında Elizabeth City Teachers College’de okudu. 1959’dan sonra serbest gazeteci ve yazar olarak çalışan Haley, 1962’lerde Playboy için seri röportajlar hazırladı. Readers Digest, New York Times Magazine ve Atlantic gibi süreli yayınlara yazı ve araştırmalarıyla katıldı.

Önceleri başarılı bir gazeteci olarak hayatını sürdüren Haley, önemli bir siyah yazar olarak ününü “The Autobiography of Malcolm X” adlı çalışmasıyla sağladı. Amerika’daki siyah müslümanlar hareketinin ekseninde duran Malcolm X adı, Haley’in anlatısına gerekli canlılığı kazandırmaya gerçekten yetmişti. 1965’de yayınlanan bu kitap aslında yazarla kahraman arasındaki ikili görüşmelerin bir ürünüdür. Malcolm X ile ilgili çalışmasında yalnızca bir “özgeçmiş”in, kahramanının ağzından nakledicisi konumunda olan Haley, daha sonraki yirmi yıl sürecek kişisel araştırmasıyla ününü pekiştirdi.

Amerika ve Afrika’da yıllar süren araştırmalar sonunda ulaştığı şey, kendi ailesinin kökleriydi. Bu yüzden onun “Kökler” romanına eleştiri çevreleri aynı zamanda bir tarihsel metin gözüyle de bakmaktadır. Haley, bu araştırmasının serüvenini de “My Search for Roots” başlıklı diğer bir anlatısında dile getirmiştir.

John Steinbeck

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1902 yılında doğdu. California’da bir ırgat ailenin çocuğu olan John Steinbeck, yaşıtları gibi küçük yaşlarda çiftçilik yaptı. Üniversitede okuyabilmek için duvarcılık, boyacılık, kapıcılık, eczacılık işleri yaptı.

27 yaşında ilk romanı “Altın Kadeh” i yazdı. Bu yıllarda; balıkçılar, serseriler ve her türden renkli kişilerle ilişkiler geliştirdi. John Steinbeck’in eserlerini, imgelerden bolca yararlanan “sanatsal” eserler olmaktan çok, yüzyılın başında önemli toplumsal değişimler yaşanan topraklarda, toplumsal gerçekliğin, ayrıntılı bir gözleme dayanan, tamamıyla gerçekçi birer yansıtılışıdır. 1968 yılında öldü.

En önemli eseri olan “Gazap Üzümleri” romanında, tarımdaki hızlı kapitalistleşme sürecini anlatır. “Fareler ve İnsanlar”, “Sardalya Sokağı”, “Cennetin Yolu”, yazarın diğer önemli eserleri arasındadır. California’daki ırgatların grevini “Bitmeyen Kavga” adlı romanında anlatmıştır.

Orhan Kemal

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Babası, 1920-1923 döneminde birinci B.M.M.’de milletvekilliği, 3 Mayıs 1920’de Vekiller Heyeti’nde Adliye Bakanlığı yapan ve 26 Eylül 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kuran Abdülkadir Kemali Bey’dir.

Partisinin kapatılması üzerine 1931’de Suriye’ye kaçan babasının yanına ailece gidince, orta son sınıftaki öğrenimini yarım bıraktı. Daha sonra burada bir basımevine işçi olarak girdi. Bir yıl kadar Suriye ve Lübnan’da kaldı. 1932’de Türkiye’ye dönünce, Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu yaptı. 5 Mayıs 1937’de evlendi. Nisan 1938’de kızı Yıldız doğdu. Aynı günlerde Niğde’de askerlik görevine başladı. Burada, “yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik” suçundan yargılanarak, 27 Ocak 1939’da beş yıla hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı.

26 Eylül 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Karataş’ta toprak taşıma işinde bir ay amelelik yaptı. 14 Nisan 1944’te Devlet Demiryolları’nda “muvakkat hamal”olarak çalıştı. Aynı yılın haziranın da Güzel İzmir Nakliyat Ambarı’nda iş buldu. Bir sure sonra bu işten de çıkarıldı.

1945 yılı yazında Kilis’e giderek, kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladı. Çorum’a sürgüne gönderildi. Babasının, dönemin başbakanı Recep Peker’e telgraf çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946’da bırakıldı. Adana’ya dönünce sebze nakliyeciliği, Verem Savaş Derneği’nde katiplik yaptı. Bir süre sonra işsiz kaldı.

17 Nisan 1950’de ailece İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da geçimini yazarlıkla sağladı. 7 Mart 1966’da bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. “Hücre çalışması ve komünizm propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçılar Birliği, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantıda Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal ve James Baldwin birer konuşma yaptı. Bilirkişice verilen; “suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest bırakıldı. 17 Temmuz 1968’de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağrısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.

Orhan Pamuk

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Orhan Pamuk 1952’de İstanbul’da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap adlı romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede ve şehrin Batılılaşmış ve zengin semti Nişantaşı’nda büyüyüp yetişti. Otobiyografik kitabı İstanbul’da anlattığı gibi Pamuk çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul’daki Amerikan lisesi Robert College’de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip bıraktı. İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okudu, ama bu işi de hiç yapmadı. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı.

İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları yedi yıl sonra 1982’de yayımlandı. İstanbullu zengin ve Pamuk gibi Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin üç kuşaklık hikâyesi olan bu roman Orhan Kemal ve Milliyet roman ödülleri aldı. Pamuk ertesi yıl Sessiz Ev adlı romanını yayımladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991 Prix de la découverte européene’i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı alimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), 1990’dan sonra da başta İngilizce olmak üzeri pek çok dilde yayımlanarak Pamuk’a uluslararası ilk ününü sağladı. Aynı yıl Pamuk karısıyla Amerika’ya gitti ve 1985-88 arasında New York’ta Columbia Üniversitesi’nde “misafir alim” olarak bulundu. Büyük bir çoğunluğunu burada yazdığı ve İstanbul’un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan Kara Kitap adlı romanı 1990’da Türkiye’de yayımladı. Fransızca çevirisiyle Prix France Culture (ödülünü) kazanan bu roman hem popüler hem de deneysel olabilen, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk’un ününü hem Türkiye’de, hem de yurt dışında genişletti. 1991’de, Pamuk’un Rüya adını verdiği bir kızı oldu. Aynı yıl Kara Kitap’taki bir sayfalık bir hikâyeden senaryolaştırdığı Gizli Yüz filme çekildi.

1994’te Türkiye’de yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan kitaplarından biridir. Pamuk’un Osmanlı ve İran nakkaşlarını ve Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği Benim Adım Kırmızı adlı romanı 1998’de yayımladı. Bu kitapla Fransa’da Prix Du Meilleur Livre Etranger, İtalya’da Grinzane Cavour (2002) ve International Impac-Dublin ödülünü (2003) kazandı.

1990’ların ortasından itibaren Pamuk insan hakları, düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türk devletine karşı eleştirel bir tutum aldı, ama siyaset ile fazla ilgilenmedi. “İlk ve son siyasi romanım” dediği Kar adlı kitabını 2002’de yayımladı. Doğu Anadoludaki Kars şehrinde, siyasal islâmcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap ile yeni tarz bir “siyasal roman” yazmayı denedi. Uluslararası ve Türk gazete ve dergilerine yazdığı edebi ve kültürel makalelerle, kendi özel not defterlerinden yaptığı geniş bir seçmeyi Pamuk 1999 yılında Öteki Renkler adıyla yayımladı.

Pamuk’un 2003 yılında yayımladığı son kitabının adı İstanbul’dur. Yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarından, hem de İstanbul şehri üzerine bir deneme olan ve yazarın kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş bu şiirsel kitabı sınıflamak zordur.
Orhan Pamuk New York’ta geçirdiği üç yıl dışında, bütün hayatını İstanbul’da aynı sokaklarda, aynı semtlerde geçirdi. Şimdi de doğduğu, binada yaşıyor. Otuz yıldır roman yazan Pamuk yazarlıktan başka hiçbir iş yapmadı. Orhan Pamuk’un kitapları, en son Benim Adım Kırmızı’nın Japonca yayımlanmasıyla birlikte otuz dört dile çevrildi.

Orhan Pamuk’un son romanı Kar, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından her yıl verilen Nobel Edebiyat Ödülünün bu yılki (2006) sahibi Orhan Pamuk oldu. Orhan Pamuk’a 12 Ekim 2006 tarihinde verilen ödülün aynı gün Fransa Meclisinde kabul edilen ‘Ermeni soykırımı’nın inkarının suç sayılmasını kabul eden yasayı kabul etmesinin aynı güne denk gelmesi tartışmalara neden oldu.

Çalışmaları
Benim Adım Kırmızı 
Beyaz Kale 
Cevdet Bey ve Oğulları 
Gizli Yüz 
Kar 
Kar / Sert Kapak 
Kara Kitap 
Kara Kitap Ciltli 
Öteki Renkler 
Öteki Renkler 1. Hamur 
Sessiz Ev 
Yeni Hayat 

Fatma Aliye Hanım

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Fatma Aliye Hanım Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak tanınır.

9 Ekim 1862’de İstanbul’da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa‘nın kızıdır. Fransızca ve Arapça dersleri aldı; matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefesi okudu. 1879’da Faik Paşa ile evlendi.

Edebi yaşantısına 1889’da George Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram adıyla çevirerek başladı. Bu romanı “Bir Hanım” imzasıyla çevirmiştir. Fatma Aliye’nin bu çabası Ahmed Midhat tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü. Daha sonra yapıtlarında “Mütercime-i Meram” takma adını kullandı. 1892 yılında ilk romanı olan Muhadarat‘ı yazdı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalışır. Romanlarında çoğunlukla duygusal aşk temalarını işler.

1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Fatma Aliye 13 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

Diğer Önemli Yapıtları
Roman: Ref’et (1898), Udi (1899), Enin (1910).
Yaşamöyküsü ve tarih alınındaki yapıtları: Namdaran-ı Zenan-ı İslamıyan (Ünlü İslam Kadınları) (1892), Teracüm-i Ahval-ı Felasife (Felsefecilerin Yaşamları) (1900).
Ayrıca Fatma Aliye üzerine Ahmed Midhat’ın Fatma Aliye Hanım yahud Bir Muharrire-i Osmaniye’nin Neşeti (1893) adlı bir incelemesi vardır.

Walter Scott

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Walter Scott, 15 Ağustos 1771’de İskoçya’nın Edinburgh kentinde doğdu ve hukuk tahsilini bitirene dek bu kentte yaşadı. Edinburgh barosuna kabul edilmesine rağmen, onun merakı folklor ve halk şarkıları üzerineydi. 1803’deki ilk çalışması İskoç halk şarkılarını konu edinen üç ciltlik bir incelemeydi. Kendisi de 1805’den sonra İskoç folklorüne ve efsanelerine dayanan romantik şiirler yazdı. Ancak o yıllar İngiltere’sinde romantik şiire damgasını vuran iki ateşli şair; Lord Byron ve Percy Shelley vardı. Scott’un bu alanda onlarla boy ölçüşmesi mümkün değildi. Folklor ve efsaneleri romana taşıdı Scott. 1814 yılında “Waverly” adlı romanını yayınladı. Fakat bu yıllarda, roman, edebiyatın düşük bir türü olarak değerlendirildiğinden, 1827’ye kadar üstlenmedi yazdıklarını.

Saray tarafından “baron” unvanına layık görülen ve adı “Sir” eki ile birlikte anılan Walter Scott’un ilk romanları, Waverly dönemi romanları olarak bilinir. Kitaplarının halk tarafından sevildiğini ve çok sayıda okuyucuya ulaştığını “sağlığınsa” gören yazarlardandır Scott. Ne var ki, maddi durumu, yanlış yatırımları nedeniyle hep kötü olmuş, hayatının büyük bir bölümünü borçlarını ödemekle geçirmiştir.

Hepsi de İskoç tarihindeki olaylardan esinlenerek yazılan Waverly romanlarından, 1820 tarihli “Kara Şövalye” ile İngiltere tarihine geçer ve ilk dönemini noktalar. 1823’de yazdığı “Quentin Durward”ın konusu ise Fransız Devrimi’ne aittir. Sıkışan maddi durumunu düzeltmek için 1826’dan sonra -aceleyle- yazdığı romanları edebi açıdan başarılı olmamakla birlikte, Walter Scott adı, onların da geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasına yetmiş, yazar borç yükünden kurtulmuş ama sağlığını yitirmiştir. Tedavi için gittiği İtalya’da da derdine derman bulamayan Sir Walter Scott’un ölüm tarihi, 21 Eylül 1832’dir.

Stephen King

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

“Korku-gerilim türünün en çok satan yazarı” unvanına sahip olan yazar Stephen King, 1947’de ABD / Portland’da dünyaya geldi. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1970’lerden bu yana 60 adet kitabı yayımlanan ve kırk milyonun üzerinde hayranı olan Stephen King, ilk hikayelerini 1963’te henüz 16 yaşındayken yazdı ama bunları ancak 20 yaşındayken yayımladığı “Startling Mystery Stories” adlı toplama kitabında kullanabildi. Zamanla kısa öykülerden romanlar yazmaya başladı. Ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi ve senaryosunu yazdığı bazı filmlerde oyunculuk ve yönetmenlik de yaptı. 1971 yılının Ocak ayında kendisi de bir yazar olan Tabitha King ile evlendi.

1973 yılı baharında “Göz” adlı romanını yayınlayan King, 1974’te Colorado’ya taşındı ve burada “Medyum” adlı kitabını yazdı. 1975 yazında yeniden Maine’e dönen King, aynı yıl içinde “Mahşer” adlı yapıtını kaleme aldı. Kariyeri boyunca “Kujo”, “Hayvan Mezarlığı”, “Christine” ve “Sadist” gibi ülkemizde de büyük hayran kitlesi oluşturan birçok korku romanına imza attı. King’in ayrıca, masalsı bir fantezi kitabı olan “Ejderha’nın Gözü” ve “Kara Kule” serisi de en sevilen eserleri arasında yeralıyor. “Esaretin Bedeli” ve “Yeşil Yol” gibi başyapıt denilebilecek güzellikteki sinema filmlerinin yazarı olan King’in, belki de en büyük başarısı ‘sinematografik roman’ tarzını uygulamaktaki başarısı oldu.

Yazarın ilk sinema uyarlaması Brian De Palma tarafından, 1976 yılında çekilen “Carrie”oldu. O zamandan beri sinema sektörü ve TV dizileri için bitmez tükenmez bir kaynak oldu ve bu sayede de en zengin yazarlar arasına girdi. King, 1981’de yazdığı ve Amerikan edebiyat ve sinemasında korku öğesinin nasıl işlendiği ile ilgili ayrıntılı ve karşılaştırmalı analizleri içeren ancak henüz dilimize çevrilmeyen inceleme kitabı “Dance Macabre” ile Hugo B.N. Ödülü’nü, 1999’da da “Bag of Bones” adlı romanıyla Bram Stoker Ödülü’nü aldı.

Stephen King’in roman ve filmlerini çekici kılan, orta sınıftan saygın insanların sakin, sessiz dünyasını, merkeze uzak kasabalardaki pastoral hayatı, inançlı muhterem kişileri, doğanın olanca renklerini, kimi zaman insana en yakın canlı türlerini gerçekçi ayrıntıları ihmal etmeden kullanması oluyor. Üstelik korku klasiklerine göndermeler yapmayı, metnini aşırılıklardan korkmadan ama apaçık ve tamamlanmamış bir biçimde kurmayı da ihmal etmiyor. Estetik ile gündelik yaşam arasındaki uzaklığı yok ederek çağdaş ABD toplumunun kalbine ulaşıyor King, kapitalist toplumlarda yaşayan orta sınıfların evrensel endişelerini yakaladığı için etkilediği coğrafya genişliyor, bize kadar ulaşıyor.

Eserleri:

Kurtadamın Döngüsü (Altıkırkbeş Yayınları- Şubat 2001), Rüya Avcısı (Altın Kitaplar- 2001) ,Yüzyılın Fırtınası (İnkılap Kitabevi- 2001), Büyücü ve Cam Küre /Kara Kule 4 (Altın Kitaplar- Mart 1999), Gece Yarısını Dört Geçe (Altın Kitaplar- Ocak 1999), Gece Yarısını İki Geçe (Altın Kitaplar- Haziran 1997), Uykusuzluk (Remzi Kitabevi- Aralık 1996), Ruhlar Dükkanı (Altın Kitaplar- Nisan 1996), Ejderhanın Gözleri (İnkılap Kitabevi; 1995), Çorak Topraklar Kara Kule 3 (Altın Kitaplar- Kasım 1994), Hayaletler Beldesi Kara Kule 3 (Altın Kitaplar- 1994), O (Altın Kitaplar- 1994) ,Göz (Altın Kitaplar- Kasım 1993), Kara Kule (Altın Kitaplar- Nisan 1993), Christine (Altın Kitaplar- Ocak 1993), Şeffaf (Altın Kitaplar- 1988), 3’ün Çizgileri /Kara Kule 2 (İnkılap Kitabevi- 1987), Kujo (Altın Kitaplar- 1982), Çağrı (Altın Kitaplar- Güz 1979

Sinemaya Uyarlanan Eserleri:

Carrie (1976-Brian De Palma), The Shining (1980-Stanley Kubrick), Pet Sematary Hayvan Mezarlığı (1989-Mary Lambert), The Shawshank Redemption – Esaretin Bedeli (1994-Frank Darabont), Thinner (1996-Tom Holland), Ghosts (1997-Stan Winston), Night Flier (1997-Mark Pavia), Apt Pupil (1998-Bryan Singer), The Green Mile -Yeşil Yol (1999-Frank Darabont), Hearts in Atlantis – Gizemli Yabancı (2001-William Goldman), Dreamcatcher – Rüya Avcısı (2002-Lawrence Kasdan).

Nezihe Muhittin

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1889 yılında doğan Nezihe Muhittin İstanbullu aydın ve varlıklı bir ailenin kızıydı. Evde eğitim gördü. 1909 yılında fen dersi öğretmeni olarak çalışmaya başladı. İttihat ve Terakki Kız Sanayi Mektebi, Selçuk Hatun Sultanisi müdürlüğü yaptı, maarif müfettişi olarak çalıştı. ilk romanını 1911 yılında yazdı.

Ünlü kadın yazar olarak anılmaya başladı. 1913’te Türk Hanımları Esirgeme Derneği’ni kurdu. Kadınlık üzerine yazılarını Hanımlara Mahsus Gazete’de Zekiye imzasıyla yayımladı. 1924’te cebinden koyduğu para ile Türk Kadın Yolu Dergisi’ni kurdu. 18 sayısı çıkan bu aylık Türk feminizmi için bir forum oluşturdu. 1930 yılında köşesine çekilmek zorunda kaldı. Ölene kadar edebiyatla uğraştı, 15 kadar roman yazdı. İki kez evlendi. 1958 yılında öldü.

Stendhal

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1793’te Grenoble’da doğan Stendhal, 1842’de Paris’te öldü. Gençliğinde orduya katıldıysa da askerlik yaşamının kendisine göre olmadığını anlayıp Paris’e döndü. Tiyatro ve felsefeyle ilgilendi. Askerliğe kısa süreli bir dönüşü oldu.

Aşık olduğu bir kadının peşinden gittiği İtalya’da uzun yıllar kaldı ve buradayken yazı çalışmalarına başladı. 1827’de ilk romanı Armance’ı yayınlattı; 1829’de “Roma’da Gezintiler”, 1830’da “Kızıl ile Kara” yayımlandı.

Para sıkıntısı çektiği için devletteki görevini sürdürüyordu. Başyapıtlarından biri olan “Parma Manastırı” nı, konsolosluk görevinden izinli olarak ayrıldığı sırada tamamladı ve 1839 yılında yayımladı. Kitap yazabilmek için sürekli olarak görevinden izin alıyordu. Son aldığı izinde, Paris’e döndü, ama yaşamı sokakta son buldu.

Stendhal, çağdaşları tarafından önemi anlaşılamamış olsa da, psikolojiyi ön plana çıkaran romancılardan sözedildiğinde ilk akla gelen adlardandır. Keskin gözlemleri, kişilik çözümlemeleri, sezgileri, süslemesiz sayılan üslubunun temel özelliği olan hareketle birleşince, Stendhal, en az kendi kişiliği kadar renkli yapıtlar sunabilmiştir.

Hem muhafazakar hem liberal, hem yurtsever hem kozmopolit, hem taklitçi hem özgün, hem açık yürekli hem kapalı kişiliği, romanlarına da yansımıştır.

Marcel Proust

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Marcel Proust 10 Temmuz 1871’de Auteuil’de doğdu. Bütün yaşamını etkileyecek astım krizlerinin ilkini 1881’de geçirdi. 1890’da Hukuk Fakültesi’ne ve Siyasal Bilgiler Okulu’na kaydoldu. Aynı yıl Maupassant’la tanıştı. Arkadaşlarıyla birlikte Le Banquet dergisini kurdu; burada edebiyat eleştirileri yayımladı. 1893’te, Swann’ın Bir Aşkı’nın “eskizi” olabilecek nitelikte bir metin yazdı. 1894’te Dreyfus olayı başladı. Marcel Proust, Dreyfus yanlıları arasında yer aldı. 1895’te felsefe lisansı diplomasını aldı. 1898’te Dreyfus olayı büyüdü. Aynı yıl Zola’nın “J’accuse” adlı açık mektubu L’Aurore gazetesinde yayımlandı. Proust 1908’de büyük yapıtını (Kayıp Zamanın İzinde) yazmaya koyuldu. 1914’te Guermantes Tarafı’nı Grasset’ye hazırlamaya başladı. 30 Kasım 1918’de Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde yayımlandı. 10 Aralık 1919’da bu kitap Goncourt ödülü aldı. 30 Nisan 1921’de Guermantes Tarafı II ile Sodom ve Gomorra yayımlandı. Aynı yıl Proust, Gallimard’a Sodom ve Gomorra II ile Sodom ve Gomorra III’ün elyazmalarını verdi. 1922’de Mahpus ile Albertine Kayıp (Sodom ve Gomorra III) daktiloya çekilmeye başlandı. Proust, Ekim ayı başında bir bronşit krizi geçirdi, bunu zatürree izledi. Yazar, 18 Kasım 1922’de öldü.

Johann Wolfgang von Goethe

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Goethe, 28 ağustos 1749’da Frankfurt’da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765’de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg’da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder’le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775’de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782’de “von” unvanını aldı.

1786’da Roma’ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya’da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya’ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller’le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805’de Schiller’in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena’dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832’de Weimar’da öldü.

Oğuz Atay

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Cumhuriyet devri roman ve hikaye yazarlarından olan Oğuz Atay İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ ni (1957) bitirdi. İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü’ nde öğretim üyeliği yaptı. TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü kazanan (Şubat 1971) Tutunamayanlar romanı sonradan iki cilt olarak basıldı.

Tutunamayanlar romanı aynı zamanda kendi oynunu oynamıştı yazar. Günlük adlı eserinde bu romandan hareketle insanlara sitemde bulunuyordu sanki; “Ey insanlar sonunda bunu da mı yapacaktınız bana” diyen yazar, toplumla entellektüelin çatışmasını en iyi şekilde yansıtıyordu. Romanları ve oyunlarındaki kişiliklerin hemen hemen hepsi arafta kalmışlığın portresi var gibiydi.

Oğuz Atay’ın en önemli projelerinden biri de Türkiye’nin psikolojisini çıkarmaktı. Fakat 13 Aralık 1977’de genç denilebilecek bir yaşta öldü ve bu eserini yazamadı. Oğuz Atay genelde Tutunamayan romanıyla anılır. Fakat Tutunamayanlar’ın bir devamı niteliğinde çıkardığı “tehlikeli oyunlar”, “hem biçim hem de ele aldığı temalar açısından “Tutunamayanlar”dan hiç de aşağı değildir. Üstelik, ilkinin birçok okuyucuya dağınık gelen olay örgüsü yerine, ikincisinde daha derli toplu bir anlatımı seçmişti yazar, ama bir tür okuyucu için 80’li yıllarda neredeyse külte dönüşen “Tutunamayanlar”ın yanında sönük kalmaktan kurtulamadı “Tehlikeli Oyunlar”.

Yaşamı ve küçük burjuva aydını alaya almaktan hoşlanan Atay, kitaplarının dönemsel ve eşitsiz ünlenişini görseydi herhalde çok eğlenirdi. 71-75 yılları arasında yayınlanan, ama pek ilgi görmeyen, 83’den sonraysa her entellektüelin -okumasa bile- kitaplığında bulunması zorunlu olan Oğuz Atay külliyatı, 90’lı yıllarda yine unutulanlar arşivine kaldırıldı. Elbette satış adetleri ile edebi değer arasında doğrudan bir ilişki yok, ve Oğuz Atay, Türk romanının en önemli yazarları arasında yerini çoktan aldı.” (A. Ömer Türkeş) Bu olguyu hemen hemen bütün eserlerinde inceleyen Atay, daha sonraki bir çok romancının da esin kaynağı oldu.

Lev Nikolayeviç Tolstoy

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Büyük Rus yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy (Leo Tolstoy), 9 Eylül 1828’de Tula’da bulunan ailesine ait Yasyana Polyana Malikanesinde doğdu. İki yaşında annesini ve dokuz yaşında babasını kaybetti. Anne ve babasının olmaması sebebiyle eğitimini halaları üstlendi ve 1943 yılında Doğu dilleri okumak üzere Kazan Üniversitesi’ne gönderildi. Fakat uzun bir süre geçmeden buradaki eğitimini yarıda bıraktı ve Hukuk Fakültesi’ne geçti. Bu fakültedeki eğitimini de yarıda bıraktı ve 1847 yılında, doğduğu yer olan Yasyana Polyana’daki çiftliğine geri döndü. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 1851’de Rus ordusuna yazıldı ve 1854-55 arası Kırım Savaşın’da topçu teğmeni olarak görev yaptı.

Bu dönemde otobiografik eserler olan Çocukluk, İlk Gençlik ve Gençlik’i ve ayrıca Tipi, İki Süvari Subayı ve Toprak Ağası’nın Sabahı’nı yazdı. Bu ilk başarılarından sonra kendini edebiyata adamaya karar veren Tolstoy, savaştan sonra St. Petersburg’a gitti, fakat burada birini radikal demokrat N. Çernişevski, diğerini muhafazakar liberal I. Turgenyev’in temsil ettiği iki edebi kampla anlaşamayarak 1857’de İsviçre, Almanya ve Fransa’yı kapsayan bir seyahate çıktı. Bu dönemde eğitim kurumlarıyla ilgilenmeye başladı ve Rusya’ya dönerek çiftliğindeki köylü çocukları için bir okul açtı. 1860’ta ikinci bir Avrupa seyahatine çıkarak buradaki eğitim kuramlarını ayrıntılı bir şekilde inceledi. Bu incelemelerin neticesinde, Batı’nın yapay ve maddeci uygarlığını, insanı bozan bir etken olarak görmeye başladı. Avrupa seyahatini bitirip Rusya’ya döndüğünde serflik kaldırılmıştı. Tolstoy, kendi bölgesinde eski serflerle toprak sahipleri arasındaki toprak ve borç anlaşmazlıklarını çözmek üzere yargıçlık görevini üstlendi.

1862 yılında komşu çiftliğinin sahibinin kızı olan Sofya Andeyevna Bers’le evlendi ve bu evliliğinden on üç çocuğu oldu. Bu dönemde yazar, “Kazaklar”, “Sivastopol Hikayeleri” ve belkide en büyük romanı olan “Savaş ve Barış”ı yazdı. Napolyon Savaşları sırasında, 1865’de yazdığı “Savaş ve Barış”, yaşama sunulan bir destan olarak nitelendirilir. Bu romanda geniş bir zaman sürecinden bahsedilmesi, somut özelliklerin canlandırılmasında kaydedilen yüksek başarı düzeyi, sayıları beş yüzü aşan sayıda kişiyi içermesi, öykünün dallanıp budaklanarak ilerlemesi bu eseri başyapıtlardan biri haline getirmiştir. Eser geniş ve detaylı olması nedeniyle tarihi bir belgesel niteliği dahi taşır . Bu kadar çok sayıda karaktere rağmen, her bir karakter diğerlerinden çok farklı özellikler taşır. Tolstoy, “Savaş ve Barış” adlı eserinin yayımlanmasından sonra, yıldan yıla artacak bir bunalıma girdi. Bu bunalımın izleri, 1877 yılında yayımlanan, ikinci büyük romanı sayılabilecek “Anna Karenina” adlı romanında da görülür. Bu romanda yazar, aileleri mutsuzluğa götürebilecek etmenleri araştırıp, kendimizi sorgulamaya sevketmiştir.

Tolstoy, 1880’den sonra Hristiyanlıktaki ölümsüzlük düşüncesini, Ortodoks Klisesi’ni ve her türlü siyasal iktidarı yadsıyan, kendine özgü bir tür hristiyanlık anarşizmi geliştirmeye başladı. Düşüncelerini açıkladığı ‘‘Dogmatik Teolojinin Eleştirisi’’, ‘‘O Halde Ne Yapmalıyız?’’ ve ‘‘Tanrı’nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir’’ adlı makalelerin yayımlanmasından sonra 1901’de Kilise tarafından afaroz edildi. Bu dönemde yazdığı “İvan İlyiç’in Ölümü”, “Kreutzer Sonat”, “Hacı Murat” ve son büyük romanı sayılabilecek “Diriliş” gibi eserleri, aynı manevi arayışa, ahlâksızlıkla suçladığı sanatı ve dogmalar ve mucizeler üreten Kilise’yi yadsıyışına işaret eder.

1900’lerden itibaren bir yandan mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle ailesiyle arası açılırken, diğer yandan aydın Rus gençleri arasında giderek daha çok tanındı. Bu ikisi, derin bunalımını ve manevi yalnızlığını arttırdı. 7 Kasım 1910’da ailesini terk etmeye karar vererek yanına en küçük kızı ve doktoruyla yola çıktı. Ancak birkaç gün sonra Astapovo tren istasyonunda zatürreden ölmüş olarak bulundu.

ESERLERİNDEN BAZILARI

Kazaklar

Büyük Rus yazarı Lev Tolstoy’un ilk yapıtı olan Kazaklar, iki karşıt dünyanın çarpıcı bir üslupla karşılaştırılmasıdır. Bu iki farklı dünyadan biri çeşitli kültürlerin etkisi altında yaşayan ve “kibarlar” tabakasını oluşturan aristokratların, diğeri ise, kendi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ve başka bir kültürle karşılaşmamış olan halkın dünyasıdır. Tolstoy, dağlarda yaşayan Terek Kazaklarını anlatırken bu insanların ülkeden kopuşlarının nedenlerini; içinde bulundukları koşulların onları nasıl savaşçı kıldığını gerçekçi bir üslupla sergiler.

Savaş ve Barış

Lev Tolstoy,1863-1868 yılları arasında sürekli ve yoğun bir çaba sonucunda ürettiği ünlü başyapıtı “Savaş ve Barış”ın temel özelliğini şöyle belirtiyor.”Bu yapıt bir roman değildir, bir şiir de değildir, bir tarih kroniği hiç değildir. “Savaş ve Barış”, dile geldiği biçim içinde, yazarın dile getirmek istediği ve getirebildiği şeydir.(Arka Kapak)

Kroyçer Sonat

Kroyçer Sonat, bir tren yolculuğu öyküsüyle başlıyor, insanoğlunun ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddete, kıskançlığa, zavallılığa uzanıyor. Trende başlayan bir söyleşi sırasında yolcular arasında bulunan, kitabın baş kahramanı Pozdnişev, nasıl olup da böyle çöktüğünü, bezginleştiğini anlatır. Gençliğinde sefih bir hayat sürmüş, sonradan kendinden iğrenmeye başlamıştır. Terzilerin, güzellik uzmanlarının yardımıyla erkeklerin hayvansal içgüdülerini alevlendirdikleri için toplumun ve kadınların suçlu olduğu kanısına varmıştır. İçinde uyanan pişmanlık Pozdnişev’i değişime itmiş, o da bu doğrultuda evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Ancak, kadınlarla erkekler arasındaki onulmaz farklar, bir yandan da Pozdnişev’in kıskançlığı nedeniyle bir süre sonra karısıyla birbirinden nefret etmeye başlamışlardır. Karısının onu bir müzisyenle aldattığından kuşkulanmasıyla birlikte Pozdnişev’in ruhunun derinlerinde yatan şiddet açığa çıkmış, geri dönüşsüz zararlara yol açmıştır. Pozdnişev’in öyküsü, Lev Tolstoy’un yaşadığı dönemin ahlâk anlayışının ve bazı değerlerin değişmesiyle yaşanan sancıların bir panoraması niteliğindedir. Kadın-erkek ilişkilerinde erdemin gerekliliğine inanan Tolstoy, kendi görüşü doğrultusunda erdemsizliğin insanoğlunu ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret etmeye çalışıyor. Tabii, Beethoven’ın ünlü Kroyçer Sonat’ını dinleyip dinlememek, size kalmış.(Arka Kapak)

Hacı Murat

1896-1904 yılları arasında yazılan Hacı Murat, büyük Rus yazarı Tolstoy’ un olgunluk dönemi romanları arasında yer alıyor. Hacı Murat, on dokuzuncu yüzyıl Kafkas halkları arasında efsaneleşen, Şeyh Şamil’ le davalıdır. Yurt edinme, hayata tutunma, bağımsızlık, tutsaklık, ihanet ve iktidar sarmalında biçimlenen bir davanın kahramanıdır. Zayıflıklarının ve gücünün farkında bir kahraman. Acımasız bir coğrafyanın geniş yürekli insanları arasındaki iktidar mücadelesinde taraf olmak zorunda kalmıştır; Rusları da sevmez, Şeyh Şamil’ i de. Seçeneksiz kalmak, bütün duygulardan arınmanın başlangıcı ve sonucu belki de. Savaş bazı insanların kaderidir. Tıpkı inanmasa da taraf olmak zorunda kalmak gibi. Aslolansa direnmek. Her koşulda direnmek ve ayakta kalmak. Tolstoy, ölümüne direnen bir kahramanı yazarak sonsuza taşıyor. (Arka Kapak)

Anna Karenina

Anna Karenina, Rusların kendi ülkelerini ve dönemin aristokratlarını en doñru yanlarıyla yansıtan bir romandır. Lev Tolstoy’un 1876-77 yılları arasında kaleme aldığı Anna Karenina’nın ana teması her şeyden önce Rus ailesidir. Bu romanda Tolstoy, dürüst bir evliliğin açık mutluluğuyla evlilik dışı bir aşkın yol açtığı düş kırıklıklarını ve düşüşleri karşılaştırmaktadır. Anna Karenina, dönemin üst kademedeki bir memurunun karısıdır. Onu, hovarda Vronski ile kurduğu ilişkide hazin bir son beklemektedir. Bunun karşısında Kiti ve Levin’in arasındaki sağlam temellere dayalı aşk, Anna Karenina’nın kendini beğenmişliğini ve temsil ettiği aristokrasinin köksüzlüğünü ortaya koymaktadır. Rus halkının Napolyon ile yaptığı harbin anlatıldığı Savaş ve Barış’ın yazarı Tolstoy’un Anna Karenina’sı, yaratıcısının aile hayatındaki huzur getirmeyen zevklerinden usandığı ve inanç buhranının kıskacına düştüğü zamanların ürünüdür.

Diriliş

Diriliş, insanca şefkatin en güzel, belki de en doğru sözlü şiirlerinden biridir. Ben bu yapıtta Tolstoy’un ışıklı gözlerini, içe işleyen açık mavi gözlerinin bakışını, öbür yapıtlarında olduğundan çok daha açık olarak görüyorum. Bu bakış doğrudan doğruya ruha gider.- Romain Rolland-Diriliş’i vakit buldukça, bölüm bölüm değil, bir kerede, soluk almamacasına okudum. Burada ilgi çekmeyen tek şey, Nehludov’la Katya arasındaki ilişkilerdir. İlgi çekici yanlarsa prensler, generaller, köylüler, mahsuplar, gardiyanlardır.- Çehov-(Arka Kapak)

Çocukluk

Tolstoy, yaşadığı yüzyıla olduğu kadar günümüz dünya edebiyatına da mührünü vurmuş “dahi” yazarlardan biri.. O’nun, hala klasikler arasında duran eserlerine baktığımızda, sürekli aynı karekteristik özellikleri taşıdığını görüyoruz; yani, kendi sosyal gerçeğinden dünya ölçeğine çıkan bir üslup ve konu bütünlüğü…”Çocukluk”da, böylesi bir eser. Geriye dönüşlerle başlayan otobiyografik kitap, yazıldığı dönemin trajik toplum hayatına, anne-baba sevgisine, eğitim sistemine, aşklarına dair duyuşları ele alıyor. İroniyle dramın, sevgiyle kaosun ortasında yaşayan genç birinin gözüyle ve özel bir anlatımla sunulan “Çocukluk”, Tolstoy kitapları arasında ayrıcalıklı bir yere sahip. Eseri okuyanlar, yalın ve yapmacıksız bir çocukluğun gizemli dehlizlerine de yolculuk yapma imkanı bulacaklar… (Arka Kapak)

Sanat Nedir?

“En iyi sanat eserlerinin, kitleler tarafından anlaşılmayan, ancak bu büyük eserleri anlamaya hazır seçkinlere ulaşabilen eserler olduğu söylenir. Fakat insanların çoğunluğu bu eserleri anlamıyorsa, onları anlamayı mümkün kılan gerekli bilgi bu insanlara öğretilmeli ve açıklanmalıdır. Ancak kolaylıkla anlaşılabilir ki; böyle bir bilgi yoktur. Bu eserler açıklanamaz. ‘Çoğunluk bu iyi sanat eserlerini anlamıyor,’ diyenler de hala bu eserleri açıklayamamakta ve sadece bize onları anlamak için tekrar tekrar okumamız, görmemiz ve duymamız gerektiğini söylemektedirler. Oysa bu bir açıklama değildir, sadece alıştırmaktır. İnsanlar kendilerini herhangi bir şeye, hatta en kötü şeylere bile alıştırabilirler. İnsanlar nasıl kendilerini kötü yiyeceklere, sert içkiye, tütüne ve afyona alıştırıyorlarsa, aynı şekilde kötü sanata da alıştırabilirler. Yapılan şey, kesinlikle budur.(Arka Kapak)

Doris Lessing

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

 Doris Lessing, ya da gerçek adıyla Doris May Tayler 22 Ekim 1919’da İran Kermanşah’da doğdu. Annesi de, babası da İngiliz’di. İngilizlerin İran Şahı ile yakın ilişki içinde olduğu yıllardı. Babası I. Dünya Savaşı’nda sakatlanmış ve İran Kraliyet Bankası’nda memur olarak çalışıyordu. Annesi ise hemşire idi.

1925 yılında Güney Rodezya’ya (Zimbabwe) taşındılar. Katolik olmadıkları halde, iyi bir eğitim alması düşüncesiyle Katolik okuluna gönderildi. Rahiplerin sert tavırları nedeniyle okuldan soğudu. Henüz 13 yaşındayken, okuldaki başarısızlığı nedeniyle eğitim hayatı sona erdi ve bu onun yıllar sonra dünyanın en önemli yazarları arasına girmesine zemin hazırladı.

Evde oturmak zorunda kalınca, kitap okumaya başladı. Lessing, annesinin baskısına dayanamayıp 15 yaşında evi terk etti. Annesi gibi hemşirelik yapmaya başladı. Çalıştığı yerdeki yöneticisi de, onun yazarlık yaşamına katkı sağladı. Doris’e okuması için politik ve sosyolojik kitaplar, romanlar verdi.

İlk öyküsünü gazete ve dergilere yolladı. Güney Afrika’da yayınlanan bir dergi yayınladı, hatta telif bile ödedi. Bu, Doris’i teşvik etti. Dönemin kadınları ikinci plana attığı, ev hanımlığına zorladığı kültürü reddederek, evliliğe ve çocuk sahibi olmaya karşı çıkıyordu. Ama buna rağmen, 19 yaşında bir çiftçiye aşık olup evlendi; iki de çocuk yaptı. Kısa sürede hata yaptığını anladı; 10 yıl sonra oğlunu alarak kocasını terk etti. Ancak yaklaşık 1 yıl sonra Komünist Partisi üyelerinden Gottfried Lessing ile evlendi. 6 yıl sonra 1949’da boşandılar. 

İlk romanı da aynı yıl, İngiltere’de yayınlandı (The Grass is Singing). 1956 yılında da Güney Rodezya ve Güney Afrika’da “istenmeyen kişi” ilan edilse de, ırkçılık temaları ve Afrika kitaplarında hep oldu. Feminizmle, mistisizmle, kozmik fanteziyle ilgilenen Lessing, bunları romanlarına da yansıttı ve giderek yüzyılın en iyi yazarları arasına girdi. İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair, onu Kraliçe’nin asil ilan edeceği kişiler listesine eklemişti. Lessing’in ise buna tepkisi sert oldu ve asalet ünvanını reddetti.
 
Londra’da mütevazı bir hayat sürdüren Doris Lessing 11 Ekim 2007 günü Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Türkçe’ye çevrilmiş eserleri arasında  8. Gezegen, Altın Defter 1/2, Evlilikler, İçinde Yaşamayı Seçtiğimiz Hapishaneler, Sirius Deneyleri, Tenimin Altında, Cehenneme İniş İçin Açıklama, Evlenmeyen Adamın Hikâyesi, Gene Aşk, Mara İle Dann, Şikasta, Türkü Söylüyor Otlar, Terörist, Kedilere Dair, Siyah Madonna bulunmaktadır.

Murat Tuncel

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1952 yılında Kars-Hanak’ta doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra Artvin Öğretmen Okulu’nu  bitirdi. 1979 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Fakültesi’nin Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. Yurdun çeşitli yerlerinde ilk ve ortaokullarda çalıştı.

1984 yılında öğretmenlikten ayrılarak Günaydın gazetesinde çalışmaya başladı. 1989 yılında Hollanda’ya gitti. Yazın yaşamını Hollanda’da sürdüren yazar, Hollanda eğitim bakanlığına bağlı bir temel eğitim okulunda Anadili dersleri ve Rotterdam Konservatuarı’nda Türk dili ve edebiyatı dersleri vermektedir.
 
Yurdumuzda yayınlanan Varlık, Edebiyat Gündemi, Damar, Yaşasın Edebiyat, Kıyı, Karşı Edebiyat, Dönemeç, Türk Dili Dergisi, Güzel Yazılar, Evrensel Kültür gibi edebiyat dergilerinde öyküleri  ve yazıları yayınlanan  yazarın, ilk kitabı 1981 yılında yayınlanmıştır. Hollanda’da birçok antolojide öyküleri  ve  Maviydi Adalet Sarayı adlı romanı Valse Hoop(Sahte Umut) adıyla Hollandaca yayınlanan yazarın, Üçüncü Ölüm  adlı romanı da bir kurum tarafından senaryolaştırıldı. Yazarın birçok öyküsü Hollandaca, Lehçe, Rusça antolojilerde yeralırken son romanı İnanna da Arapça, Korece’ye çevrildi Bulgarca’ya da çevrilmektedir.

Yazar, Türkiye Yazarlar Sendikası, Hollanda Yazarlar Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye PEN klubü ve  Edebiyatçılar Birliği üyesidir.

Ödüller:
 
1979 yılında Kültür ve  Spor Bakanlığının ortaklaşa düzenlediği Gençlik Öykü Ödülü’nü Çerçi adlı öyküsüyle, 1997 NPS Radyo Öykü Ödülünü Cennet de Bitti adlı öyküsüyle, 1994 Şükrü Gümüş Roman Ödülü’nü Maviydi Adalet Sarayı adlı  romanıyla , 1997 Halkevleri Kültür -Sanat Yarışması Roman Ödülü’nü  Üçüncü Ölüm adlı romanıyla ve 2000 Yılı Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü yayınlanmamış öykü dosyasıyla almıştır.

Yapıtları:

Öyküler: Dargın Değilim Yaşama(1981), Mengelez(1983), Güneşsiz Dünya(1987), Beyoğlu Çığlıkları(1989) ve Gölge Kız(2002).
Çocuk öyküleri ve çocuk romanı: Tipi(Esin yayınları 1982, Ceylan 2000), Buluta Binen Uçak(Esin Yayınları 1983), Süper Kurbağa (roman-Esin yay. 1984 İstanbul, Ortadoğu Ferlag-Almanya 1996, Engin Yayınları 2000, Morpa Yayınları 2004 İstanbul), Şakacı Masallar (Morpa Yayınları-2006).
Roman: Hollanda’da yaşayan insanlarımızın yaşamlarından kesitler verdiği  Maviydi Adalet Sarayı (Pencere  1994, Valse Hoop olarak Hollandaca Uitgeverıj 3C 2003-2004’ de iki baskı, Arnhem) ve  sesli kitap CD olarak  Liscus Uitgevrij 2007, Altın Bilek Yayınları 2007, İstanbul. Bir Macar’ın yaşamını konu alan Üçüncü Ölüm (Halkevleri yayını 1997, Pencere Yayınları 1998,  Altın Bilek Yayınları 2007), İnanna (Varlık Yayınları, 2006)
Anı: Yarımağız Anılar(1996 Pencere).

 

Murat Tuncel was born in Kars, in eastern Turkey in 1952. He worked in Turkey as a primary school teacher and later taught Turkish language in a high school. He later worked as a journalist for many newspapers and magazines.
He has published eleven books in Turkish including novels, short stories children’s books and memoirs. Two of his novels and a short story collection won major literary awards in Turkey.
His first story was published in the Uyaniş newspaper in 1979. His stories are published in literary magazines such as Varlik, Evrensel Kültür, Damar, Edebıyat Dunyası, Kıyı, Gösteri Sanat, Cumhuriyet Kitap. He also regularly  contributes to Turkish literary magazines on subjects such as Dutch and Flemish literature.
Its several tales are translated and are published in Russian, Arab, pulse, Korean and Azeritisch. To be last novel Inanna is translated in Arab (Syria), Korean and Bulgarian. He is member of Turkish writers association (TYS, Dutch writers association (VvL), Turkish PEN, Turkish journalists association and several writer club.
Bibliography:
Novels:
Maviydi Adalet Sarayi” (The Justice Palace Was Blue) 1996 in
Istanbul-Pencere/(Valse Hoop- in Dutch) 3C-In Holland. 2007 in Istanbul-Altinbilek Puplischet.
“Üçüncü Ölüm” (The Third Death) 1998 in Istanbul-Pencere/2006 in Istanbul-Altinbilek Puplischet.
Inanna”   2006  in Istanbul-Varlik, 2007 in Syrie-Al taakwin Publisher, 2008 ín Korea-Asia Publisher 

Children’s Novels:
-“Süper Kurbağa” (Super Frog) 1984, 1988, 1992, 1997
In Istanbul-Esin 2 times, Germany-Ortadogu, Istanbul-Engin

Story Collections:
-“Dargın Değilim Yaşama” ( I’m Not Angry with Life) 1981 in Istanbul-Servet.
“Mengelez” (…) 1984 in Istanbul-Servet.
“Güneşsiz Dünya” (World without Sun) 1986 in Istanbul-Cagilti.
“Beyoğlu Çığlıkları” (Beyoğlu Screams) 1989 in Istanbul-
Gerçek Sanat. 2006 in Istanbul-Altinbilek Publisher.
“Gölge Kız” (Shadow Girl) 2002 in Istanbul-Varlık
Memoirs:
“Yarım Ağız Anılar” (Memories) 1998
in Istanbul-Pencere
Children’s story:
“Tipi” (Blizzard) 1982, 1999 in Istanbul- Esin
“Buluta Binen Uçak” (A Plane Above the Clouds) 1984, 1986, 1993
in Istanbul-Esin                                                                            
Şakacı Masallar(A joker tale’s) 2006/2007/2008 in Istanbul-MORPA

İnci Aral

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

İnci Aral, 1944 yılında Denizli’de doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü bitirdi. Edebiyat dünyasına 1977’de dergilerde yayınlanan öyküleriyle girdi.

İnci Aral, hem resime hem de yazmaya ilgi duydu. Resim öğrenimi gördüğü halde resim yapmadı yazarlığa ilgisi ön planda oldu. Öykü ve romanlarında genellikle kadın-erkek ilişkilerini, sevgiyi, kadın kimliğini, bağlılık ve özgürlük sorunlarını, insan ilişkilerini irdeledi.

Kitapları ve aldıkları ödüller
1979  Ağda Zamanı         (Akademi Kitabevi İlk Roman Ödülü)
1983  Kıran Resimleri        (Nevzat Üstün Hikaye Ödülü)
1984  Uykusuzlar
1986  Sevginin Eşsiz Kışı
1992  Ölü Erkek Kuşlar       (Yunus Nadi Roman Ödülü)
1994  Yeni Yalan Zamanlar
1997  Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm
1998  İçimden Kuşlar Göçüyor
2000  Gölgede Kırk Derece  (Yunus Nadi Hikaye Ödülü)
2003  Mor – Roman           (Orhan Kemal Roman Ödülü)
2003  Anlar İzler Tutkular
2005  Taş ve Ten
2006  Ruhumu Öpmeyi Unuttun
2007  Safran Sarı

Aşkın Güngör

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1972 tarihinde İstanbul’da doğdu. Yayıncılık yaşamı 1990 yılında Alfa Yayınları’nda başladı. 1994 yılında Necattin Sinanç tarafından kurulan Galaksi Yayınları’nda devam etti. Bu kurumlarda editörlük, redaktörlük, kaligraflık, karikatüristlik, çizgi roman ressamlığı, metin ve öykü yazarlığı yaptı.

İlk şiir kitabı Ben Bir Kediyim 1993 yılında yayımlandı. Aynı yıl, SHP’nin düzenlediği İnsan Hakları konulu öykü yarışmasında Ve İp Gerildi adlı eseri birincilik ödülüne değer bulundu.

1994 – 99 yılları arasında Darkwood Sakinleri Çizgi Roman Kültürü ile Atılgan Bilimkurgu adlı dergilerde yazar – çizerlik görevlerine devam eden Güngör, BU Yayınevi 1996 yılı Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması’nda Düşler Diyarı adlı eseriyle Jüri Teşvik Ödülü aldı. Adı geçen kitap 2006 yılına dek 44 baskı yaptı. Bilimkurgu romanları olan Gohor Cam Kent’ ile Gohor Kurtlar Yolu 2003’de, Aykolik adlı romanı 2005’te aynı yayınevi tarafından yayımlandı.

2002’de yayımlanan İM Yayınları’na ait Türk Bilimkurgu Öyküleri serisinin 1. kitabında Gökkuşağı Uzayı adlı öyküsüyle yer aldı.

Tudem Kültür Yayınları’ının 2004 Masal Yarışması’nda Sevgiyi Arayan Kardan Adam adlı çalışmasıyla 3.’lük ödülüne değer bulundu.

Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği, Zühtü Bayar, Bülent Akkoç, Sönmez Güven, Levent Karadağ ve Unsal Oskay’ın seçici kurulunu oluşturduğu, Bilişim Dergisi 2004 Yılı Bilimkurgu Öykü Yarışması’nda Sevgilim Dans Edelim mi? adlı çalışması 1.’lik ödülü aldı. Öykü Remzi Kitabevi’nin Bilimkurgu Öyküleri kitabında yayımlandı.

Türkiye’nin genç ve atılımcı yayınevlerinden Olgu Kitaplığı tarafından, 2007 Mayıs’ında, Beyoğlu’nun arka sokaklarında geçen bir aşk ve cinayet öyküsü olan Sevgili Salak yayımlandı. Aynı yılın Ekim ayında, İsyanya’da İspanyolca yayımlanan Hispacon 2007 adlı bilimkurgu ve fantastik öykü antolojisinde, Çarkıfelek adlı öyküsüyle, Türkiye’yi temsil eden tek yazar olarak yer aldı. Yine 2007’nin Kasım ayında Türkiye’nin köklü yayınevlerinden İnkılap Kitapevi tarafından Mesih’in Klonu adlı romanı yayımlandı. Kimisi çeşitli yarışmalarda ödüller de kazanmış olan bilimkurgu ve fantastik öykülerinden oluşan kitabı Geceyle Gelen Mart 2008’de Crea Yayıncılık tarafından okurlara sunuldu.

Yazar, 25 Mayıs 2005 tarihinde Anita hanımla evlendi.