Partisinin 17 Kasım 2001’de kazandığı seçim zaferinin ardından İbrahim Rugova, 4 Mart 2002’de Kosova’nın ilk cumhurbaşkanı oldu.
1944 yılında Kosova’da doğan İbrahim Rugova, Paris Sorbonne Üniversitesi’nde linguistik öğrenimi gördü. Kosova’ya dönüşünün ardından Arnavut edebiyatı profesörü oldu. Aynı zamanda yazar olan Rugova, 1989 yılında Kosova Yazarlar Sendikası’na başkanlık etti. Aynı yıl içinde Yugoslavya cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç, Kosova’nın özerkliğine son verdi, bu ise Kosova Demokratik Ligi’nin (LDK) kurulmasına yol açtı. LDK Kosova’da komünist olmayan ilk siyasi partiydi.
Rugova, Miloşeviç rejimine karşı şiddetsiz bir direniş politikası izleyerek 1990’lar boyunca LDK’nin başında oldu. LDK Sırbistan ve federasyon seçimlerini boykot etti ve Kosova’daki Arnavut nüfusu için hastaneleri, okulları ve vergi sistemini kapsayan alternatif bir yönetim oluşturulması için çalıştı. 1992’de ve 1998’de kendine özgü ve Belgrad’ın tanımadığı “Kosova Cumhuriyeti”nin cumhurbaşkanı seçildi.
Rugova’nın pasifist politikası Kosova’nın Dayton barış görüşmelerinin dışında bırakıldığı 1990’ların ortalarında – bu birçok Arnavut asıllıya göre, Kosova’nın bağımsızlığı için Batı’nın destek verme şansının ortadan kalkması anlamına geliyordu – eleştirilmeye başlandı.
Rugova, Kosova Arnavut delegasyonunun bir üyesi olarak 1999 yılının Şubat ayında Rambouillet barış görüşmelerine katıldı.
2000 yılının Ekim ayında Rugova’nın partisi yerel seçimlerde oyların %58’ini alarak yeniden halkın desteğini kazandığını göstermiş oldu. 2001 yılının Kasım ayında yapılan genel seçimlerde ise bu kez %46 oy alan Rugova ve partisi seçimleri – çoğunluğu alamasa da – kazanmış oldu. Üç ay süren pazarlıklar sonucunda diğer Arnavut asıllıların partileri ile güç paylaşımı konusunda anlaşmaya varıldı ve Rugova 2002 yılının Mart ayında Kosova Cumhurbaşkanı ilan edildi.
Karadağlı avukat Svetozar Maroviç, 7 Mart 2003te Sırbistan-Karadağ Devletinin ilk cumhurbaşkanı oldu. Yugoslavya Federasyonunun yıkılmasının üzerinden bir haftadan daha az süre geçmişken iktidara gelen Maroviç, yeni birliğin beş kişilik Bakanlar Kuruluna da başkanlık edecek.
Maroviç, söz konusu göreve hem Sırbistan hem de Karadağda seçilmiş bir cumhurbaşkanı yok iken ve Sırbistan Başbakanı Zoran Cinciçin bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra olağanüstü hâl ilanından birkaç gün önce geldi.
Maroviç 31 Mart 1955te Kotor kentinde dünyaya geldi. Podgoritsa Hukuk Okulundan mezun oldu. Karadağın bağımsızlık yanlısı Sosyalistler Demokratik Partisinin (DPSnin) kurucu üyesi ve Başkan Yardımcısıdır. Svetozar Maroviç, Karadağ Meclisine ilk kez 1990da girdi ve 1994 – 2001 yılları arasında üç kez Meclis başkanlığına seçilirken, Meclis Dış İlişkiler Komisyonuna da başkanlık yaptı. DPSde Genel Sekreter, Başkan Yardımcısı olarak görev yaparken, federal ve ulusal meclislerde de milletvekili olarak görev aldı.
7 Mart 2003te devlet başkanı olarak yaptığı ilk konuşmada Maroviç, yeni gevşek birliğin oluşmasını sağlayan anlaşmayı Sırbistan ve Karadağ arasındaki ilk demokratik anlaşma olarak niteledi. Cumhurbaşkanı ayrıca, iki cumhuriyetin bağımsızlık konusunda karar vermek için sandık başına gidebileceği üç yıl sonrasına değin Sırbistan-Karadağ halkının yaşam standartlarını geliştirme ve BM Savaş Suçları Mahkemesi ile işbirliğine gitme taahhüdünde bulundu.
Maroviç, aktif bir siyasetçi olmasının yanında birçok gazete ve dergi için yazılar yazdı, ayrıca Budva kentindeki birçok kültürel etkinliğin de başlatıcısı oldu.
Mahmud Ahmadinecad (Farsça yazılımı, محمود احمدینژاد) İran İslam Cumhuriyeti ‘nin 6. Cumhurbaşkanı’dır. 28 Ekim, 1956 ‘da Kuzey İran ‘da, Tahran vilayetine doğudan komşu olan Semnan vilayetinin şehirlerinden Germsar kenti yakınındaki Aradan köyünde bir nalbantın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. 24 Haziran 2005 İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda seçilmiş, 3 Ağustos 2005’de ardarda 8 yıllık cumhurbaşkanlığı süresini doldurduğu için makamından çekilen Muhammed Hatemi ‘nin yerine Cumhurbaşkanlığına başlamıştır.
Cumhurbaşkanlığı seçilmeden önceki dönemde, (3 Mayıs 2003 ile 28 Haziran 2005 arasında) Tahran belediye başkanlığı yapmıştır. Mesleği inşaat mühendisliği dir. Tahran Belediye Başkanlığından önce İran Bilim ve Teknoloji Ünversitesi’nde öğretim üyeliği yapmaktaydı. Tahsilini de bu üniversitede yapmıştır. Profesör ünvanı bulunmaktadır.
Siyasi güç zeminini İran inşaat sektörünün lobi kuruluşu olan İslami İran İnşaatçılar İttifakı’ndan (Abadgaran) aldığı kabul edilmektedir. Abadgaran, İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda iki aday arasında (Ahmedinecad ve Muhammed Bager Galibaf) bölünmüş, ikinci turda Ahmedinecad’ın arkasında toplanmıştır. Böylece, 1000 kadar adayın İran Anayasa Muhafızları Konseyi tarafından elenmesinden sonra ilk tura katılabilen 7 aday arasında en fazla oyu almış bulunan (Ahmedinecad ilk turda % 19.48 oranında oy almıştı) eski (Hatemi’den önceki) cumhurbaşkanı Akbar Haşimi Rafsancani ‘ye karşı ikinci turda teke tek yarışarak oyların % 61.69’unu elde etmiştir. Muhalifleri seçime hile karıştığı ithamlarını dile getirmişlerdir. İkinci tura İranlı seçmenlerin % 59’u katılmıştır.
Hakkındaki genel yargı İslamcı ve popülist görüşleri savunan bir dini muhafazakar olduğu yönündedir. Sade yaşantı tarzının, iyi eğitim mazisi ile dürüst politikaları kaynaştırdığı imajının ve popülist görüşlerinin İran toplumunun fakir tabakaları nezdinde popülerlik kazanmasına yol açtığı belirtilmektedir. ‘Yapılabilir ve yapabiliriz’ (میشود و میتوانیم) sloganı etrafında oluşturulmuş Cumhurbaşkanlığı programının belirsizlikler içerdiği görüşleri ortaya atılmıştır. Hedeflerinden biri İran’ın petrol gelirlerinin fakir halka yansıtılmasıdır.
Dış politika açısından, A.B.D. ile ilişkilerde hiçbir açılım gösterilmememesi gerektiğini net bir şekilde savunmuştur. Birleşmiş Milletler ‘e defalarca suçlamalarda bulunmuş, İran’ın nükleer programını sürdürmesi gerektiğini açık bir dille ifade etmiştir. Devamlı surette mukabeleci bir tarzı ve söylemi vardır. Bir basın mensubunun siyasi tutukluların salıverilmesinden bahsi üzerine ‘Hangi siyasi tutuklular? Amerika’dakiler mi?’ diye sormuş, bilinen diğer bazı ülkeler nükleer programlar geliştirirken İran’ın neden geliştiremeyeceğini (ülkesinin uluslararası sistemin hayli dışında olduğuna ve kaygı uyandırdığına değinmeksizin) sorgulamış, Birleşmiş Milletler’in 5 daimi üyesinin bazı ayrıcalıkları olduğuna göre İslam dünyasının aynı ayrıcalıkları neden alamayacağını dile getirmiş, son olarak da Yahudi Soykırımı’ndan neden Filistinlilerin etkilendiği konusunu ortaya atmıştır. Cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra bunu ‘yeni bir İslam devrimi’ (veya, bulunduğumuz Hicri Takvim yılından hareketle, ‘1384 İslam Devrimi’ olarak nitelemiş, bu devrimin yakında bütün dünyaya erişeceği müjdesini vermiştir. İlk etapta bölge ülkeleri arasında (vizelerin kaldırılması yoluyla) seyahat hürriyetini ve bağların kuvvetlendirilmesini savunmaktadır. İsrail’e ilişkin açıklamaları ise, ‘haritadan silme’ zihniyetindedir ve uluslararası camianın tepkisi çekmiştir.
Siyasi kariyerinin başlangıcından beri militan ortamlarda yer almıştır. 1979 İran İslam Devrimi süreci içinde üniversitesinin öğrenci temsilcilerinden biriydi ve bu sıfatla Ayetullah Humeyni ile birkaç kez görüşmüş, A.B.D. Tahran Büyükelçiliği’nin basılması ve elçilik mensuplarının rehin alınmasıyla başlayan İran Rehineler Krizi’nde ya şahsen yer almış, ya da yakın çevresinde bulunmuştur. Bir iddiaya göre o dönemde Sovyetler Birliği Büyükelçiliği’nin basılması önerisini ortaya atmıştır.
Rehineler Krizi’ne doğrudan katıldığına ilişkin iddialar, Cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından, Avusturya’da Kürt muhalifleri öldürttüğü iddiaları ve Tahran Evin hapishanesinde siyasi suçluların idam edildiği haberleri ile eşzamanlı olarak dünya basınında yer almıştır. Ahmedinecad ve destekçileri bu suçlamaları reddetmişler, A.B.D. Başkanı George W. Bush Temmuz 2005’de Ahmedinecad’ın Rehineler Krizine katılımına ilişkin iddiaların ciddi olduğunu ve soruşturulacağını belirtmiş ise de, henüz bir soruşturma başlatılmamıştır. İddialar dünya basınına kriz döneminin Amerikalı rehinlerinden 5’i tarafından yapılan açıklamalar ve teşhisler sonrasında yansımıştır. Açıklamalarda bulunanlardan biri CIA mensubudur, Farsça bilen bir diğeri de emekli kara albaydır. Bu eski rehineler Ahmedinecad’ı ‘sert ve gaddar bir soruşturmacı’ olarak tanımlamaktadırlar. Teşhis yapmaları istenen diğer eski rehineler emin olamadıklarını belirtmişlerdir.
İran-Irak Savaşı öncesinde İran Devrim Muhafızları’na (Pasdaran) katılmıştır. Savaş esnasında Kerkük’te gizli operasyonlar yürüttüğü bilinmektedir. İran Devrim Muhafızları 6. Ordusu başmühendisliği yapmış, savaştan sonra Maku ve Hoy vilayetleri vali yardımcılığı ve valiliğine atanmıştır. 1993-1997 arasında Erdebil vilayetinin valiliğini yürütmüştür. Ancak seçmenlerin % 12’sinin katılımının muhafazakar adayların önünü açtığı 2003 Tahran Belediye Başkanlığı seçimleri sonrasında başkentin belediye başkanlığını elde etmesine değin İran siyasi panoramasında tanınan bir kişi değildi. Belediye başkanlığı esnasında önceki başkanlarca açılmış kültür merkezlerine dini vurguyu ciddi bir oranda yerleştirmesi, belediye binalarında kadınlar ve erkekler için ayrı asansörler kullanımı zorunluluğunu getirmesiyle dikkati çekmiştir. Tahran meydanlarında İran-Irak Savaşı’nda ölenlerin anısının en canlı bir şekilde (bazı meydanlar açık mezarlıklara dönüştürülerek) yaşatılmasını önermiştir. Fakir kesime gıda yardımı programları da icraatlarını tamamlayan bir unsur olmuştur. Belediye başkanlığı ile beraber başkentin en öndegelen gazetesi ‘Hemşeri’nin yöneticiliğini ele geçirmiş, gazeteyi siyasi programının odak noktalarından biri haline getirmiştir. Gazete kadrosundan İran basın dünyasının yükselen yıldızlarından kadın gazeteci Nafize Kuhnavard’ı, Hatemi’ye rejimin kırmızı çizgileri ve illegal istihbarat örgütleri hakkında uygunsuz bulduğu bir soru sorduğu için, Türkiye ve Azerbaycan için casusluk yaptığı gerekçesiyle kovması gündemi meşgul etmiştir. Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.
İlk icraatlarından biri yeni evli çiftlere iş ve konut edinebilmeleri için İran petrol gelirlerinden ayrılan 1.3 milyar Dolarlık bir fonun yürürlüğe konulması olmuştur (İmam Rıza Aşk Fonu).
1925 doğumlu olan İzzetbegoviç 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı.
1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983`te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi.
1989 yılında Yugoslavya`nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. 1990 yılında İslam Manifestosu`nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç`in İslâmi kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu.
1990da ortak yönetimin başkanı seçilen İzzetbegoviç, 1992-1995 Bosna Savaşında anahtar rol oynayan isimler arasında yer almış, sağlık sorunları nedeniyle 2000 yılında başkanlıktan ve partisinin başkanlığından çekilmişti.
Daha önce iki kez kalp krizi geçiren İzzetbegoviç, 10 Eylül 2003de evinde aniden bayılması ve düşerek 4 kaburga kemiğini kırması üzerine hastaneye kaldırılmıştı. 78 yaşındaki Boşnak lider, daha sonra iç kanama geçirmişti.
Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna hastanesinde 19 Ekim 2003 günü vefat etti.
Saparmurat Atayevich Niyazov 1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası II. Dünya Savaşı’nda öldürüldü. Ailesinin diğer fertleri, 1948 yılında meydana gelen Aşkabat depreminde öldü. İlk önce yetimhanede, sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü.
Leningrad Teknik Üniversitesi’nden enerji mühendisi unvanı ile mezun oldu. Bundan sonra Aşkabat yakınlarındaki Bezmein enerji tesislerinde çalıştı. Daha sonra Komünist Partisi üyesi oldu. 1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığı’na atandı. Daha sonra Türkmen Komünist Partisi’nin Merkez Komite I. Sekreterliği’ne seçildi. 13 Ocak 1990 tarihinde Cumhuriyetin yüksek yargı organı olan Yüksek Sovyet başkanlığına atandı.
27 Ekim 1990 günü yapılan seçimlerde Türkmenistan‘ın ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi. 21 Haziran 1992 yılında yeni bir anayasanın kabulü için yapılan yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 99.9’unu aldı.
Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı’nın 21 Aralık 2006 günü kalp krizi sonucu vefatı, Türkmen halkını yasa boğdu.
1918’de doğdu. Mısır Kralı Faruka karşı 1952 yılında yapılan darbeye katılarak siyaset alanında kendini tanıttı. 1960-1969 yılları arasında meclis başkanlığı yaptıktan sonra 1970 de başkan Cemal Abdül Nasırın ölümü üzerine 5 Kasım’da onun yerine geçti. 1970 yılında meydana gelen Arap-İsrail Savaşından sonra 1979 da Sovyetler Birliği ile ilişkileri kesti ve İsrail e yanaşarak bu devlete 1979 yılında Washington anlaşmasını imzaladı. 1981 yılında Mısırın bağımsızlığının kutlandığı törende yapılan resmi geçit sırasında saldırıya uğrayarak öldürüldü.
İslam Kerimov, 30 Ocak 1938’de Semerkand’da doğmuştur. İki ayrı dalda yüksek öğrenim görmüştür. Birincisi mekanik mühendisliği, diğeri de iktisadî ilimlerdir. Çalışma hayatına, Taşkent’teki bir işletmede usta vekili olarak 1960 yılında başlamıştır. Sık sık aynı işletmede usta, teknisyen ve mühendis olarak görev yapmıştır. Ayrıca 1961’de Taşkent Uçak Tesisleri Kompleksi’nde mühendis olarak görev almıştır.
Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Planlama Teşkilatı’nda uzman yardımcısı iken, 1966’da Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Planlama Komitesi Başkan Vekilliği’ne yükseldi. 1983 yılında Özbek Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı’na tayin edildi. 1986’da Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Başbakan Yardımcılığı’na ve Devlet Planlama Komitesi Başkanlığı’na tayin edildi. 1986 yılı içinde Özbekistan Komünist Partisi’nin Merkezî Komitesi’nde birçok yönlendirici makamları işgal etti.
24 Mart 1990’da parlamentodan cumhurbaşkanı seçildi. Bir yıl sonra Özbekistan halkı Özbekistan Halk Demokratik Partisi’nin başkanı olan İslam Kerimov’u 29 Aralık 1991’de Bağımsız Özbekistan Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı’na çok büyük bir çoğunlukla seçti.
SSCB’nin Mihail Gorbaçov ve Boris Yeltsin’den sonra en etkin kişiliğe sahip bir devlet adamı olan Nursultan Nazarbayev, Kazakistan’da Alma-Ata’nın hakim bulunduğu Kazkalenski yöresindeki Çemolgan köyünde dünyaya geldi. Lise öğrenimini bitirdikten sonra bir maden ocağına girip maden işçisi olarak çalışmaya başladı.
Daha sonra Ukrayna’ya giderek Metalurji öğrenimi gördü. 1960 yılında Karaganainski bölgesindeki Temirtav kentinde Kazmetallurgstroy Tröstü’nün inşaat işçiliğinde çalıştı. Bundan sonra ise Karaganda Demir-Çelik Fabrikası’nda çalışmasına devam etti. Buradaki yüksek fırında sırasıyla dökümcü, gaz tesisinde usta ve baş usta olarak çalıştı.
Nursultan Nazarbayev 1969 yılından itibaren parti çalışmasına yöneldi. Temirtav’daki Komsomol Kent Komitesi’nin I. Sekreteri oldu. 1971’de bu kentin parti üst komitesinin II. sekreterliğine seçildi. 1973’te Kombinası Parti Sekreterliği’ne getirildi. 1977’de Bölge Parti Üst Komitesi II. Sekreterliği’ne atandı.
Nursultan Nazarbayev 1979 yılında Kazakistan Komünist Partisi’nin MK Sekreteri oldu. 1984’te Kazakistan Sovyet Yönetimi Bakanlar Kurulu Başkanlığı’nda bulundu. 1989’da Kazakistan Komünist Partisi Genel Başkanlığı’na seçildi.
1990 yılının Nisan ayında Kazakistan Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı’na seçilen Nursultan Nazarbayev, ekonomi sahasında master yapmıştır.
Tayfur Sökmen 1892 yılında Gaziantep’te doğdu. Hatay Cumhuriyeti’nin ilk ve tek Cumhurbaşkanı, Kırıkhan Rüstiyesi’ni bitirdikten sora özel eğitim gördü. I. Dünya Savaşı’nda istihbarat görevlerinde çalıştı. İskenderun sancağındaki Fransız işgaline karşı direniş hareketinin örgütlenmesinde ön ayak oldu.
20 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla İskenderun sancağı, Fransız mandası altındaki Suriye’ye özerk bir yönetim birimi olarak bağlandı. Fransız manda yönetimi Arapları ve Hıristiyanları kayıran bir tutum izleyince direniş yeniden başladı. Tayfur Bey, gıyabında ölüm cezasına çarptırılınca Adana’ya kaçtı.
1924-26 arasında Viyana’da kalan Tayfur Bey, Hariciye Vekaleti’nin girişimiyle Fransa’dan İskenderun sancağına giriş izni aldı. Buna karşın baskıya uğradı ve 1927’den sonra Gaziantep, Adana ve İstanbul’da yaşamak zorunda kaldı.
1935’te Antalya bağımsız milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi. 1936’da Fransa’nın Suriye ve Lübnan’a bağımsızlık vermesi üzerine, Mustafa Kemal (Atatürk) İskenderun sancağını da bağımsızlığa kavuşturmak için girişimlere başladı. Ocak 1937’de İskenderun sancağına, Dışişlerinde Suriye’ye bağlı, ama kendi anayasasıyla yönetilen yarı bir sancak statüsü tanındı. Sancağının adı da Hatay olarak değiştirildi. Aynı yıl Türkiye’nin verdiği nota üzerine Fransa sorunun Milletler Cemiyeti’nde çözülmesini istedi. Uluslararası koşulların da dayatması sonucunda varılan anlaşmayla, Milletler Cemiyeti 19 Mayıs 1937’de Hatay için bir anayasa kabul etti. Uzun süren görüşmelerden sonra, Türk ve Fransızlardan oluşan bir kurulun gözetiminde Hatay Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Cumhurbaşkanlığına da Tayfur Sökmen’i seçti.
Hatay Cumhuriyeti 29 Haziran 1939’da Millet Meclisi kararıyla Türkiye Cumhuriyetine katıldı. Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren Sökmen, 1950’ye değin Antalya, 1950-54’de Hatay milletvekili olarak TBMM’de yer aldı. 1969’da kontenjan senatörü olarak Cumhuriyet Senatosu’na girdi. 1975’te etkin siyasal yaşamdan çekildi. Tayfur Sökmen, 1980 yılında İstanbul’da öldü. Sökmen, “Hatay’ın kurtuluşu İçin Harcanan Çabalar” (1978) adlı kitabında Hatay sorununu ayrıntılarıyla ele almıştır.
13 Eylül 1941 tarihinde Afyon’da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesinden, 1962’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Hakim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulunda Yedek Subay olarak yaptı.
Sırasıyla; Dicle Yerköy Hâkimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978’de Ankara Hukuk Fakültesinde yüksek lisans (master) öğrenimini yaptı. 07.03.1983 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu’nca belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 27.09.1988 tarihinde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine atandı. 6 Ocak 1998’de Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi.
5 Mayıs 2000 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin 10.Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 16 Mayıs 2000 tarihinde görevine başladı. 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Abdullah Gül‘e görevini devretti.
1964 yılında Semra Hanım’la evlenen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer üç çocuk babasıdır.
Muhammed Hatemi, 1943de İranın orta kesimindeki Yezd eyaletinin Erdekan ilinde doğdu. Yezd cuma imamı ünlü din adamı Ayetullah Ruhullah Hatemi ile zengin bir toprak sahibinin kızı Sanike Ziyainin 3ü kız 6 çocuğundan biri olan Hatemi, 1961de lise öğrenimini tamamladıktan sonra dini eğitim için Kum Medresesine girdi. Hatemi, 1965den itibaren dini eğitimine İsfahan Medresesinde devam ederken, aynı yıl kaydolduğu İsfahan Üniversitesi Felsefe Bölümünden 1969da lisans derecesi aldı. 1970de Tahran Üniversitesinde Eğitim Bilimleri dalında başladığı yüksek lisans eğitimini bitirdikten sonra ünlü Kum Medresesinde içtihat eğitimine devam etti.
Siyasi faaliyetlerine 1962de başlayan ve özellikle Humeyninin bildirileri olmak üzere, siyasi bildiri ve ilanların çoğaltılıp dağıtımını üstlenen Hatemi, İsfahan Üniversitesi İslami Öğrenciler Derneğindeki çalışmalara katıldı. Humeyninin oğlu Ahmed Humeyni ile birlikte faaliyet gösteren Hatemi, birçok din adamının aksine askerlik görevinden kaçınmadı ve Şah ordusunda asteğmen olarak iki yıl görev yaptı. Hatemi, İran İslam Devriminin liderlerinden Ayetullah Beheştinin önerisi üzerine 1979da Hamburg İslami Kültür Merkezinin başına geçti.
Devrimden sonra 1980deki ilk milletvekili seçimlerinde doğum yeri olan Erdekan ve Meyboddan milletvekili seçilerek Meclise giren Hatemi, 1981de Humeyni tarafından ünlü Kayhan gazetesinin de dahil olduğu birçok gazete ve dergiyi yayımlayan Kayhan Enstitüsünün başkanı olarak atandı. 1982de Başbakan Mir Hüseyin Musevi tarafından İslami İrşad ve Kültür Bakanlığına getirilen ve Haşimi Rafsancani tarafından iki kez aynı görevle kabineye alınan Hatemi, Irakla süren 8 yıllık savaş sırasında, Tüm Silahlı Kuvvetler Komutanlığı Kültür Muavinliği Propaganda Merkez Başkan yardımcılığı ve Başkanlığı yaptı.
Hatemi, kültürel alanda çok liberal olduğu gerekçesiyle muhafazakarların baskısı sonucu 1992de istifa etmek zorunda kaldı ve böylece İran İslam Cumhuriyetinde görevinden istifayla ayrılan ilk yetkili ve bakan olma unvanını kazandı. İstifasından sonra Cumhurbaşkanı Rafsancani tarafından kültür danışmanlığına ve İran Milli Kütüphane Başkanlığına atanan Hatemi, 1996da İran Dini lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından Kültür Devrimi Yüksek Konseyi üyeliğine getirildi.
İyi derecede Arapça ve çalışmalarını sürdürecek kadar İngilizce ve Almanca bilen, çeşitli zamanlarda üniversitelerde ders de veren Hateminin, en ünlüleri Velayet Kime Ait (1979) ve Gelenek, Modernizm ve Gelişme (1996) olan birçok makalesinin yanı sıra Dalga Korkusu, Şehir Dünyasından Dünya Şehrine, Tiranlık Kıskacında Düşünce ve İnanç (2000) gibi kitapları ve konuşmalarının derlendiği Siyasi Gelişme, İktisadi Gelişme ve Emniyet (2000), İslam, Ruhaniyet ve İslam Devrimi (2000) ve Kadınlar ve Gençler (2000) adlı kitapları bulunuyor.
Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Nahçıvan’ın Keleki kasabasında doğdu.
Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.
Elçibey, 1970’li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan’ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler’e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.
Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’nin (AHCP) başına geçerek başladı.
Azerbaycan, SSCB’nin 1990’da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov’un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992’de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu.
Elçibey, daha önce “Milli Kahramanlık Ödülü”nü verdiği Suret Hüseyinov’un Haziran 1993’de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki’ye döndü.
Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997’de Keleki’den Bakü’ye döndü ve AHCP’nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, “demokratik ve adil olmadığı” gerekçesiyle boykot ederek katılmadı.
Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti.
Azerbaycan’da 5 Kasım’da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu.
Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde “Bütün Azerbaycan Yolunda” isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı.
GATA’da bir süredir tedavi gören Azerbaycan’ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey vefat etti.
Elçibey, yaklaşık 2 aydır sağlık nedenleriyle Türkiye’de tedavi altında tutuluyordu.
Prostat tümörü nedeniyle önce Ankara Hastanesi’nde tedavi altına alınan Elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA’ya radyoterapi görmek üzere kaldırılmıştı. Elçibey’in Türkiye’ye “metabolik durumunun çok bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak” geldiği, Türkiye’de kaldığı sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını birarada taşıdığı belirtilmişti.
GİRİŞ
1938’de Nahcivan’ın Keleki kasabasında doğan Elçibey, 1962’de Bakü Devlet Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü, Arapça bölümünden mezun oldu. 1963-1964’te Mısır’da tercüman olarak çalıştı. 1970’lerde ise ülkesinin bağımsızlığı için çalışmaya başladı. Bu yüzden 1975’de ‘milliyetçilik’ suçundan bir buçuk yıl hapis yattı. 1976’da Salman Mümtaz El Yazmaları Enstitüsü’nde Türk ve İslam tarihinin ilk yazılı kaynaklarını incelerken, bir yandan da bağımsızlık mücadelesi için çalışmaya başlamıştı.
SOVYETLER SARSILIYOR
1980’lerin sonlarında dünya Sovyetler’i tarihin çöplüğüne atmak için gün sayıyordu. Elçibey ise ülkesinde bağımsızlık mücadelesinin başını çekenlerdendi. O, milliyetler siyasetinde Leninist ilkelerin bozulduğu, Rusçanın emperyalist bir siyaset aracı haline geldiği görüşündeydi. 1988’in ortalarında üç Baltık ülkesi Litvanya, Letonya ve Estonya’da halk cepheleri kurulması ona esin kaynağı oldu. Halk Cephesi 1989’da ilk ‘yarı legal’ konferansını yaptığında ‘Azat Azerbaycan’ mücadelesinin başını çekecek lider olarak seçildi. Üç hedefi vardı: Azerbaycan’ın bağımsızlığı, Karabağ’ın Ermenilerden temizlenmesi, İran’daki Güney Azerbaycan’daki 25 milyon Azeri’nin Azerbaycan’la birleşmesi.
Halk Cephesi, Rus istihbaratının engellemelerine rağmen kısa sürede bir halk hareketi haline geldi. Öyle ki, 1989’da hükümet cepheyi resmen tanımak zorunda kaldı. Elçibey’in ilk aktif eylemi ise, binlerce Azeri’nin İran sınırına yaptığı ünlü yürüyüş oldu. Bu seferki esin kaynağı Berlin Duvarı’nın yıkılmasıydı. Nahcivan ve Astra’dan onbinlerce Azeri, 30 Aralık’ta ‘Yaşasın Tebriz-Bakü’ sloganlarıyla sınıra dayandığında, ne Rus askerleri ne de İran askerleri çatışmayı göze alabilmişti. Dikenli tellerse ‘Birleşmiş Azerbaycan’ sloganlarıyla parçalanmıştı.
YÜKSELEN BAYRAK İNMEZ
1990’da dünyaya ‘barış ve kardeşlik’ mesajları veren SSCB lideri Mihail Gorbaçov, Azerilere başka bir şeyi reva görecekti: Kızıl Ordu. Önce kimse buna inanmadı. Ama 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece umulmayan oldu ve Kızıl Ordu tankları tıpkı 70 yıl öncesindeki gibi Bakü’ye giriverdi. 1918’de Mehmet Emin Resulzade öncülüğünde kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 27 Nisan 1920’de Kızıl Ordu’nun paletleri altında ezilmesi gibi. Ama bu kez tarihin tekerrür etmesi bu kadarla kalacaktı. Bakü’deki ünlü Azatlık Meydanı’nı dolduran milyonlar kendilerini tankların önüne atıverdi. 130 kişi hayatını yitirdi, 700’ü yaralandı. Ama bu harekâttan sonra siyasetin dengeleri de değişti. Vezirov görevinden alındı ve yerine Moskova’nın ‘has adamı’ Ayaz Muttalibov getirildi.
Halk Cephesi ve Elçibey’in payına ise yeraltına çekilmek düştü. Hükümet, Halk Cephesi’nin yetkililerini tutuklamıştı. Baharla birlikte ortam yumuşadığında Elçibey yine sahneye çıkacaktı. Bu kez Mayıs 1990’da uzun yıllar çalıştığı El Yazmaları Merkezi’nin önünde, halka, ‘Azerbaycan bayrağında orak çekici kullanmayın’ çağrısı yapıyordu. Elçibey, bunun yerine 1918’de Resulzade’nin sözlerini tekrarlayacaktı: “Yükselen bayrak bir daha inmez.”
Azeri Yüksek Sovyet Meclisi ise Rus askerlerinin Bakü’de olmasından yararlanıp seçim kararı aldı. Halk Cephesi seçime katılırken, Elçibey sadece kurulan seçim bürolarını yöneterek arkadaşlarını destekleyecekti. Olanca hileye rağmen Halk Cephesi’nden 30 milletvekili meclise seçilmeyi başardı.
CEPHEDE İLK ÇATLAK
Rusya’da Boris Yeltsin’in devlet başkanı olduğu 1991’de Halk Cephesi’nde de ilk çatlaklar belirdi. Moskova’da hapis yattığı sıralarda Rus yanlısı olduğu söylenen İtibar Memedov ve Rahim Gaziyev, Elçibey karşısında bir grup oluşturdu. Memedov, ‘Milli İstiklal Partisi’ni kurdu. Elçibey ise dikkatini bir yandan Rus askerlerinden kurtulmaya diğer yandan da işgal altındaki Karabağ’da verilecek savaşa odaklamıştı. 23 Ağustos’ta Bakü’de düzenlenen mitingde komünist partisinin lağvedilmesini isteyen konuşmasını yaptığında, sivil giyimli KGB ajanları tarafından feci şekilde dövüldü.
Azerbaycan ise artık geri dönülmez bir noktaya gelmişti. Komünist Partisi, 14 Eylül’deki kongrede lağvedilmeyi tartışıldı. Elçibey’in çağrısına uyan 100 binin üzerinde Azeri meclisi kuşatınca beklenen oldu. Bağımsızlık ilan edildi. Elçibey ise 100 binden fazla Azeri’ye, “Hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık. Bundan sonraki mücadelemiz gerçek bağımsızlıktır” dedi. Ve 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, 29 Aralık’ta halkın yüzde 98’inin oyuyla bağımsızlığa evet dedi.
Bu sırada gerçekleşen ve tarihe ‘Hocalı katliamı’ olarak geçen olay ise Muttalibov’un sonunu getirdi. Rus destekli Ermeni güçlerinin 10 bin nüfuslu Hocalı kentine yaptığı saldırıdan sadece 1000 kişi kaçabildi. Katliamın ardından adres yine meclisti. Üç gün süren bekleyişin ardından Muttalibov istifa etti, yerine Yakup Memedov geçti. Ama artık cumhurbaşkanlığı seçimi kaçınılmazdı. Elçibey’in bu görevde gözü yoktu. Önce adaylığa yanaşmadı, ısrarlar üzerine ‘evet’ dedi. Seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Bundan en çok rahatsız olan ise Moskova ve Tahran’dı. İşte bu sırada Şuşa ve Laçin, Ermenilerin eline geçti. 14 Mayıs’ta mecliste toplanan ve Halk Cephesi milletvekillerini dışlayan bir heyet Hocalı olayından Muttalibov’un sorumlu tutulamayacağı kararını alıp, onu devlet başkanı ilan etti.
Elçibey’e yine meydanlara çıkmak düşmüştü. 200 bine yakın Azeri, meclise yürüdü. Muttalibov ve arkadaşları bir Rus askeri uçağıyla Moskova’ya kaçtı. Ve 7 Haziran 1992’de Elçibey oyların yüzde 59.4’ünü alarak devlet başkanı seçildi. Elçibey ilk iş olarak milli ordu oluşturmak için kolları sıvadı. Ancak Karabağ’da savaşan Azeri birlikleri ‘nedense bir birlik’ sergileyemiyordu. Azeri güçlerine verilen karşı atak emri, bizzat Savunma Bakanı Gaziyev’in ‘geri çekil’ emriyle sabote ediliyordu. Ermeniler Kelbecer ve Ağdam’a da girdi. Elçibey’in Türkiye’nin yardımıyla kurduğu milli ordu başarılı olamamıştı. Eylül 1992’de cephe ziyaretlerinden birinde Elçibey’e karşı bu kez suikast düzenlendi. Ama sonuç alınamadı.
AZERBAYCAN’I İÇ SAVAŞA SÜRÜKLEMEM
1993’e girildiğinde Elçibey yönetimi petrol anlaşmalarını belli bir noktaya getirmişti. 15 Haziran’da Ermenilerle muhtemelen Kelbecer’in geri alınması için masaya oturacaktı. Ülke ekonomik ve siyasi bağımsızlığa adım adım yaklaşıyordu. Ama bu kez devreye girecek olan Suret Hüseyinov, Elçibey’in kaderini değiştirecekti. Azeri lider, Gence’deki birliklerin komutanı olan Hüseyinov’a Karabağ’daki başarıları için kahramanlık unvanı vermişti. Ama onun hesabı başkaydı. Rusya’nın ve İran’ın desteğini aldığı söylenen Hüseyinov’un bir başka ilişkisi de o sıralarda Nahcivan’da bulunan KGB tedrisatından geçmiş Haydar Aliyev’leydi. Aliyev, Bakü’de yavaş yavaş etkinliğini artırmıştı. Söylentilere bakılırsa, Hüseyinov ile Aliyev arasında bağlantıyı Gaziyev sağlıyordu. Bu kez darbe ‘geliyorum’ diyordu. Elçibey, 3 Haziran’da Gence ve Bakü’deki olağanüstü hal ilanını uzatıp Gence’ye birlik gönderdi. Ama isyan bastırılamadı. Hüseyinov, Bakü’ye doğru harekete geçtiğinde Elçibey’e sürgün yolları görünmüştü.
Kaybettiğini anlayan Elçibey, kan dökülmesini istemiyordu. Aliyev’i kriz yatışana dek başa geçmesi için Bakü’ye çağırmak zorunda kaldı. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla uğraştığı söylenen Hüseyinov onu ürkütüyordu. Aliyev ise Azerbaycan için ‘sıkıntı’ anlamına gelse de hiç olmazsa Azeri devleti korunabilirdi. O sıralarda yakınlarına şöyle diyecekti: Bu ülke için yapılacak bir hizmet daha var. İktidardan el çektirilsek dahi Ermenilerle savaş durumunda olan, bin bir emekle kurduğumuz bu devleti iç savaşa çekmeyeceğiz.
Ve Aliyev, Bakü’ye geldi. Hüseyinov’un sahneye koyduğu Moskova destekli darbe planının birinci aşaması tamamlanmıştı. Elçibey, Hüseyinov aracılığıyla kendisine suikast hazırlandığını öğrenince, 17 Haziran’da Keleki’ye gitti. 24 Haziran’da Aliyev yeni devlet başkanı seçilirken, Hüseyinov da başbakanlığa atanacaktı. 1997’de Bakü’ye dönen Elçibey, bir yıl sonraki devlet başkanlığı seçimini ‘demokratik ve adil’ olmadığı için boykot etti. Ömrü el verseydi, 5 Kasım’da milletvekili adayı olacaktı.
TÜRKİYE İLE BİRLEŞMELİYİZ
Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi (AHCP) Genel Başkanı Ebulfez Elçibey verdiği son röportajında, ülkesindeki ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi. ‘Bunları birinin açıkça söylemesi gerek.’ diyerek, her zamanki açık üslubunu sürdüren Elçibey, Türkiye ve Azerbaycan’ın sınırları kaldırarak konfederasyona gitmeleri gerktiğini söyledi.
Azerbaycan Halk Cephesi liderliğiniz bir bağımsızlık hareketi olarak başladı. Amacına ulaştı, önce iktidar sonra parti oldu. İçinden birçok parti çıktı; aynı çizgideki bu partiler neden birleşemiyor?
Bu tabii bir süreçtir. Azerbaycan için bir şeyler yapmak isteyen milliyetçi milyonlar bir araya toplanarak bağımsızlık için mücadele etti. Bağımsızlığımızı kazandıktan sonra devlet kurmak için iktidar olmak gerekliydi. Halk Partisi, eğer tek parti olarak kalsaydı buna izin vermezdim. O zaman yine Komünist Parti’nin yerine oturmuş olur, tek hakimiyetlik devam ederdi. Demokrasi, çok partililikten başlar. İnsanlar niye böyle bakıyor? Aynı çizgide birçok partinin çıkması, bunların birbiri arasındaki ihtilafları, tartışmaları gayet normaldir. ABD’de esasen 30’a yakın parti vardır; bunların ikisi öndedir. Rusya’da da 6’dan fazla Komünist parti var; niye birleşmiyorlar? Kim bilir, Azerbaycan’da da zaman gelecek iki parti kalacak. Toplumun tabii akışını kimse engelleyemez, kendisi hareket eder, içinden liderler çıkarır.
İktidarınızın kısa sürmesini nasıl izah ediyorsunuz? Peşinizden koşan milyonlar siz yıkılırken neden arkanızda değildi?
Ben yıkılacağımı biliyordum. Rus askerini Azerbaycan’dan çıkardığım gün arkadaşlarıma dedim ki, benim artık iktidarda kalacağıma inanmayın. Rus KGB’si bizi yıktı. Rus ve İran istihbaratı ortak çalıştı; 100 milyon dolarlık bütçeleri vardı. Azerbaycan’dan Rus askerini kovmaya muvaffak oldum. Evet, kovdum onları, ‘çık git’ dedim. Tam 75 bin Rus askeri vardı. Kafkasya’da Bakü, Rus askerî üslerinin merkeziydi. Gence’de hava komando tugayı vardı ki, bir günde Azerbaycan’ı işgal edebilirdi. Kolay olmadı. Hadi şimdi çıkartın Rus askerini bir yerden de görelim. Çıkmıyorlar. Ne Gürcistan’dan ne Tacikistan’dan. Bunun sistemi var. Rus ordusu karışık milletlerden oluşmuştu. Ordunun yüzde 60’ı Rus’tu, Bunların içinde birbiri ile geçinemeyen Ukraynalılar da vardı. Nahcivan’da sınırı koruyan Rus askerinin asıl görevi Türkiye’de casusluk yapmaktı. Operasyonlar yapıyor, Anadolu’da türlü türlü işler görüyorlardı. Rus askerini göndermekle Türkiye’yi de kurtardık.
Gence isyanını bastırmak yerine neden Keleki’ye, köyünüze gittiniz; Türkiye neden sizi desteklemedi?
İsyancı Albay Suret Hüseynov Bakü’ye yürüdüğünde kardeş kanı dökülmesini istemediğim için Keleki’ye gittim. Hüseynov, Karabağ’da savaşıyordu, başarılar kazanmıştı, askeri çevrelerin telkiniyle ona kahramanlık ünvanı verdim. Keleki’den iki gün önce Ankara’da ağırlandığım yalandır; bir ay sonra Türkiye’den maslahat almaya gittiğim de doğru değil. Bir halk, mücadelesini kendi yapmalıdır. Türkiye’nin başını niye buraya sokalım ki? Türkiye, diplomatik açıdan bizi desteklesin sağol deriz. Yeterli destek oldu, olmadı tartışması abestir; yeterli ifadesinin sınırı yoktur.
Azerbaycan halen Rus tehdidi altında bulunuyor. Bakü-Ceyhan projesi bu riski artırıyor. Azerbaycan ile Türkiye arasında nasıl bir ilişki hayal ediyorsunuz?
Bir kere Türkiye ile Azerbaycan arasında vize olmasını kabul edemiyorum. Vize kalkmalı. İki tarafta da çıkartılan bürokratik engeller nedeniyle ilişkilerimiz istediğimiz noktada değil. Türkiye ile Azerbaycan konfederasyona gitmeli, birleşmeli. Sınırları kaldırmalıyız. İki ülkenin vatandaşları serbestçe çalışabilmeli. Bakü-Ceyhan hattının yapılmasını Rusya hazmedemiyor. Azerbaycan’ın petrolü var, dışarı satamıyor. Biz kardeş Türkiye ile petrolümüzü paylaşmak isteriz. Türkiye ve Azerbaycan arasında askeri işbirliği Rusya ile Ermenistan arasında olan seviyeye çıkartılmalı. Saldırmazlık anlaşması, Rusya’nın Azerbaycan’a müdahale imkanlarını ortadan kaldırır. TSK ve NATO Azerbaycan’da askeri üslerini kurmalı. Azerbaycan NATO üyesi olmalı. Azeri ordusu en modern silahlarla donatılmalı. İki ülkenin halkı birdir, aynı duygu ve düşüncelere sahiptir. Türkiye’yi vatanım kabul ediyorum. Ben Atatürk’ün askeriyim.
Karabağ sorununa nasıl çözüm bulunabilir?
Kanla verilen toprak ancak kanla alınabilir. AGİT, yıllardır diplomatik oyunlarla bizi oyalıyor. Kadim toprağımız Karabağ’ın masada satılmasına gözyummayız. Bunun için 239 teşkilatı birleştirerek Milli Mukavamet Hareketi’ni kurduk. Bunun amacı halkımızı psikolojik olarak muhtemel bir savaşa hazırlamaktır, siyasi bir maksadı yoktur. Kafkasya’da ikinci Ermeni devleti kurulmaya çalışılıyor. Ermenistan zaten Rusya’nın oyuncağı, maşası. Dünyada bir milletin yan yana iki devlet kurduğu görülmemiştir. Bu oyun tutmayacak. Ermenilere, Karabağ’da ancak kültürel özerklik verilebilir.
Son dönemlerde İran’daki Azeri Türkleri için çalışmalarınızı hızlandırdınız? İran, 21. yüzyılda nasıl bir değişim geçirecek?
Dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan 40 milyon Azeri Türkü’nün hiçbir yerde kaydı yok. Ne BM’de ne de İKÖ’de. Ortada bir vurdumduymazlık var, bunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Türk folklor ve kültürünü korumak benim görevimdir. Asimilasyon politikalarına rağmen İran’daki Türkler, Türklük şuurunu yitirmedi. Tahran rejiminin dışladığı çoğu entelektüel 4 milyon Türk, değişik ülkelere dağıldı. İran’da bir grup kültürel özerklikten yana. Bir kısmı ise bağımsızlık istiyor. Güney Azerbaycan hareketi geçtiğimiz yüzyılda üç defa kanlı biçimde bastırıldı. İran’da da bir çeşit KGB rejimi var. Rus sistemi nasıl çöktüyse insan fıtratı ile uyuşmayan bu baskı rejimi de son bulacaktır. ABD de İran’daki rejimi yıkmak değil yumuşatmak, liberalleştirmek istiyor. İranlılar da demokratik dünyanın dışında kalamayacaklarını anlamaya başladılar. Sovyetler Birliği dağılacak dediğimde bana deli gözüyle bakıyorlardı. Şimdi de İran’daki sistem liberalleşecek, Azeri Türkleri demokratik haklarını elde edecekler diyorum. (Zaman-5/08/2000)
Rauf Raif Denktaş, 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs’ın Baf bölgesinde doğdu. Rauf Denktaş 1,5 yaşında iken annesini kaybetti. Babası hakim Raif Bey’dir. Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul’a gönderildi.
Arnavutköy’de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevzi Ati Lisesi’nde yatılı okumaya başladı. Ortaokuldan sonra Kıbrıs’a döndü ve liseyi Kıbrıs’ta bitirdi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra hukuk eğitimi için İngiltere’ye gitti. Mezun olduktan sonra avukatlığa başladı. 1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başladı. Yine aynı yıl Aydın Hanım’la evlendi.
27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingte Dr. Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı. Türk Cemaatının iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Dr. Fazıl Küçük arasında arabulucu rolünü üslenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu. Faiz Kaymak’ın teklifi ve Dr. Fazıl Küçük‘ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu kongresinde başkanlığa seçildi. Savcılık görevinden İngiliz yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve Cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı.
1955’te terörist bir hüviyete bürünen Enonisle mücadelede ve EOKA karşısında Kıbrıs Türklerinin direnişine yön veren Denktaş, 1958 yılında hükümetteki görevinden istifa etti. Arkadaşlardıyla 1.8.1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurdu.
1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ile, 1960 antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın hazırlanmasında emeği geçti. Aynı yıl Türk Cemaat Meclisi’yle İcra Komitesi Başkanlığı’na seçildi.
1958 yılında Rum tedhişçiler, Türk köylerine saldırınca, Türkler de bu olayları protesto etti. Zürih-Londra antlaşmaları öncesinde Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş, Ankara’ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti. Bu görüşmede Denktaş adaya Türk askeri gönderilmesi teklifini dile getirdi.
16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı’na ayak bastı. 1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya gitti. Temaslarını tamamlayan Denktaş bir sandalla Kıbrıs’a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.
1964 Londra Konferansından sonra Makaryos tarafından istenmeyen adam ilan edildi. Yeşilada’ya girmesi yasaklandı. Gizlice Erenköy’e çıkarak savaşa katıldı. 1967’de adaya gizlice girerken tutuklandı. Yoğun girişimler sonucu Türkiye’ye geri verildi. 1968’de adaya giriş yasağı kaldırıldığından Kıbrıs’a döndü.
1970 seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı’na seçildi. 28.2.1973’e kadar Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavini ve Kıbrıs Türk Yönetim Başkanı seçildi.
13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürüten Denktaş, anayasa uyarınca 1976’da yapılan ilk genel seçimlerde devlet başkanlığına seçildi. 1981 yılında ikinci kez devlet başkanı oldu.
22.4.1990’da yapılan erken seçimde ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. 1995’teki seçimlerde de cumhurbaşkanı seçildi.
17 Nisan 2005’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmayan Denktaş, 24 Nisan’da görevi Mehmet Ali Talat’a devretti.
KKTC’nin kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 88 yaşında vefat etti…
Yakındoğu Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım servisinde 9 Ocak Pazar gününden bu yana tedavi gören KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 13 Ocak 2012 günü vefat etti.
Denktaş, 8 ocak gecesi ishale bağlı su kaybı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. İç organlarında dün yetersizlik başgösteren Denktaş, bu sabah itibarıyla solunum cihazına, akşam saatlerinde ise diyalize bağlanmıştı.
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 17 Ocak 2012 günü Cumhuriyet Parkında dualar ve gözyaşlarıyla toprağa verildi.
Devlet töreniyle son yolculuğuna uğurlanan Rauf Denktaşın naaşı, Selimiye Camiinde kılınan canaze namazının ardından Girne kapısına, oradan da Şehitler Abidesi ve Meclis önünden izlenen güzergahtan Kuzey Kıbrıslı askerlerin çektiği top arabasıyla yaklaşık iki saat süren bir yürüyüş sonrası Cumhuriyet Parkına getirildi.
On binlerce Kıbrıslının Denktaşı yalnız bırakmadığı cenaze töreninde alkışlarla, dualarla ve gözyaşlarıyla dev Kuzey Kıbrıs bayrağı açılırken, Denktaşın tabutuna karanfiller atıldı.
Cenazeyi bırakamadılar! KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’ın cenaze töreninde oğlu ve eşi cenazeyi uzun süre bırakamayınca duygusal anlar yaşandı. Tören sırasında ise ilginç bir tesadüf yaşanarak cenazenin üzerine muhteşem bir gökkuşağı doğdu.
KKTC Dışişleri Bakanlığı’nda İslam Konferansı Örgütü Masası Müdürlüğü görevini yürüten Mustafa Lakadamyalı’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Ankara Büyükelçiliği görevine atandı.
Mustafa Lakadamyalı, KKTC Ankara Büyükelçiliği görevini 27 Ocak 2009 tarihinden beri yürüten Büyükelçi Namık Korhan‘dan devraldı.
23 Temmuz 1950 tarihinde Güney Kıbrısta yer alan Baf’ta doğdu. Lisans eğitimini O.D.T.Ü’de (İstatistik ve Yöneylem Araştırması) tamamladı. Yüksek Lisansını Ekonometri üzerine SUNY at Albany’de yaptı. Askerlik Hizmetini 1969-1970 (13 Ay) ve 1976-1977 (17 Ay) olarak yaptı.
01.09.1977 – 31.01.1978 arasında DPÖ Müsteşarlığı, Yardımcı Planlama Uzmanı. 01.02.1978 – 31.08.1987 tarihleri arasında Başbakanlık, İstatistik İşler Görevlisi. 01.09.1987 – 31.03.1992 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı, Ekonomik, Kültürel ve Sosyal İşler Müdürü ve Enformasyon Dairesi Müdür Vekili (1990-1991). 01.04.1992 – 31.07.1997 tarihleri arasında KKTC Washington Temsilcisi. 01.08.1997 – 15.08.2001 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı, Siyasi İşler Müdürü ve Tanıtma Dairesi Müdür Vekili (1999-2001). 16.08.2001 – 15.08.2006 tarihleri arasında KKTC Londra Temsilcisi. 16.08.2006 – 24.04.2007 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı, Genel Müdürü. 25.04.2007 – 27.01.2009 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı, Müsteşarı.
31 Ağustos 2008’de görev süresi tamamlanan Tamer Gazioğlu’nun yerine 27 Ocak 2009 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’ne atandı. KKTC’nin altıncı Türkiye büyükelçisi oldu. 15.08.2010 tarihine kadar yürüttü bu görevi, yerine atanan Mustafa Lakadamyalı‘ya devretti.
İki çocuk babası olan Korhan, İngilizce bilmektedir.
Halil AKINCI 09.12.1945 tarihinde Ula’da doğdu.1967 yılı Ankara Üniversitesi ,siyasal Bilgileri Fakültesi, dış münasebetler bölümü mezunu olan AKINCI İngiliz,Fransız,Rus dilleri bilmektedir.
31.01.68-30.09.1968 tarihinde sosyal isler dairesi,aday aday meslek memuru olan AKINCI 30.09.68-01.10.1970 tarihinde askerlik hizmetini yerine getirmiştir. O,01.10.70-31.08.1972 tarihinde birleşmiş milletler dairesi’nde Aday mes.mem.3.ve 2. kitap 31,08,72-29.08.1975 tarihlerinde Zegreb başkonsolosluğu ‘nda ,Muavin Konsolos,Konsolos görevini icra etmiş ve 29.08.75-31.03.1978 tarihinde Moskova Büyükelçiligi ‘nde Başkitap 31.03.78-01.01.1980’de ikili siyasi işler-doğu dairesi’nde şube müdürü,01.01.8020.12.1988’de uluslar arası memur (NATO sekretaryası)+Sovyet uzmanı yöneticisi olmuştur.NATO’da çalışırken üye ülkeleri üniversitelerinde ve askeri akademisinde Sovyet ekonomisi üzerine konferans vermiş ve s.s.c.b üzerine raporlar yazmıştır. 20.12.88-07.03.1989 tarihlerinde personel dairesi’nde,PERD Nezdinde meslek memuru , 07.03.89-03.10.1994 tarihlerinde Moskova Büyükelçiliği’nde,1.müsteşarı,elçi müsteşar,03.10.94-01.07.1995 tarihlerinde silahsızlanma işleri dai.(bölgesel güv.ve silah kontrolü)başkanı,01.07.95-16.02.1998 tarihlerinde orta Asya,Kafkasya,Slav ülkeleri gn.md.yrd.(orta aya) elçi gn.md.yrd.16.02.98-03.06.2002 tarihlerin de Ljubljana BE,büyükelçisi,03.06.02-18.09.2002 tarihlerinde büyükelçisi bakanlık müşaviri,18,09.02-31.01.2006 tarihlerinde eski Sovyet coğrafyasında sorumlu ikili siy.işl.gn.md.büyükelçi,genel müdür,31.01.06-15,05,2008 tarihlerinde yeni Delhi be. Büyükelçi gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Son iki yılda (15.05.08-16.18.2010) Moskova be.büyükelçi olan AKINCI 1975-2010 arasında Sovyetler birliği Rusya,orta Asya cumhuriyetleri ve Kafkasya ile ilgili birçok bilimsel toplantıya katılmış ,1991 NATO Economic colloqium’a Gürcistan,Ermenistan ve Azerbaycan Sovyet cumhuriyetleri hakkında bir tebliğ sunmuş,çeşitli dergilerde Karadeniz,orta Asya cumhuriyetleri,Afganistan ve Hindistan hakkında makaleleri çıkmıştır.En son Mansura haidar’ın Indo-turkish architecture adlı kitabın editörlüğünü yapmış ve”Turks and India,India and Turkey” isimli bölümünü yazmıştır. Halil AKINCI 16.09.2010 tarihinde Türk dili konuşan ülkeler devlet başkanları konseyi ’ nin (kısa adı Türk konseyi)genel sekreteri görevine getirilmiştir.
Osmanlı devlet adamı, diplomatı ve oyun yazarı. Türkçülük hareketinin öncülerinden. İki defa Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanı) yaptı, 4 Şubat 1878 – 18 Nisan 1878 ve 1 Aralık 1882 – 3 Aralık 1882 tarihleri arasında iki defa Başvekillik (Sadrazamlık, Başbakanlık) görevine getirildi. Bursa valiliği sırasında bu kentte bir tiyatro yaptırmakla ün kazanmış ve ismi Bursa ile özdeşleşmiştir.
3 Temmuz 1823’de İstanbul’da doğdu. Hariciye Nezareti memurlarından Ruhittin Efendi’nin oğludur. 1831 yılında İstanbul’da başladığı eğitimini, babasının görevi nedeniyle gittiği Paris’te Saint Louis Lisesi’nde tamamladı. Paris’te bulunduğu süre içinde Fransızca’yı anadili gibi öğrendi ve 1837’de yurda döndüğünde tercüme odasında çalıştı. 1840’da elçilik katibi göreviyle Londra’ya gitti ve İngilizce öğrendi.
Sırbistan, İzmir, Eflak ve Boğdan’da görev yaptıktan sonra 1842’de İstanbul’a döndüğünde başmütercim olarak tercüme odasında görev aldı ve Devlet Salnamesi (Yıllığı) hazırlanmasında görevlendirildi. İlerleyen yıllarda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra Tahran’a elçi olarak atanarak Fars dilini ve İran tarihinin kökenlerini öğrendi. Elçilik binalarına bayrak asma adetini getiren, Tahran’da elçi iken elçilik binasını Osmanlı Devleti toprağı olarak ilan edip bayrak çektiren Ahmet Vefik Paşa olmuştur.
1857’de kısa bir süre için Adalet Bakanlığı görevine getirildi. 1860’ta Paris büyükelçisi, 1861’de Bursa’da Evkaf Nazırı oldu. Halkın şikayetleri üzerine Bursa’daki görevinden alınarak yıllarca resmi bir görev verilmedi, bu süre içinde Türk tarih ve edebiyatına yeni eserler ve tercümeler kazandırdı. 1872’de birinci defa olarak Maarif Nazırı oldu ama 1873’de görevden alındı. Kısa bir süre Edirne Valiliği yaptı. 1878’de tekrar Maarif Nazırı, daha sonra da Başvekil oldu ama görevden alındı. 1879-1882 yılları arasında Bursa valisi olarak görev yaptı, tekrar başvekil atandı ama 3 gün sonra görevden alındı. Ölümüne kadar Rumelihisarı’ndaki evinde ilmi ve edebi çalışmalar yaptı. 2 Nisan 1891’de İstanbul’da ölmüştür, mezarı Rumelihisarı mezarlığındadır.
İlk Türkçe sözlüklerden biri olan Lehçe-i Osmani’yi hazırlayan, Türk tarihinin Osmanlı ile başlamadığını gündeme getiren ve savunan Ahmet Vefik Paşa, bazılarına göre Osmanlı Türkleri’nin ilk Türkçüsüdür. Fezleke-i Tarih-i Osmani (Kısa Osmanlı Tarihi) ve Hikmet-i Tarih (Tarih Felsefesi) adlı tarih eserleri vardır. Şecere-i Türki isimli eseri Çağatay Türkçesi’nden Osmanlı Türkçesi’ne çevirmiştir.
Bursa valiliği sırasında bugün kendi adıyla anılan bir tiyatro yaptırdı. Moliere’in 16 eserini uyarladı, Victor Hugo ve Voltaire’in eserlerini tercüme etti. Ahmet Vefik Paşa, tiyatroda, Tomas Fasulyacıyan Kumpanyasına kendi tercüme ve adaptasyonlarını oynattırır, her gün provalara gider, bir rejisör gibi oyunla ilgilenir ve memurları oyunu izlemeye mecbur tutardı.
Münir Süreyya Bey Mabeyn Başkatibi Emin Bey-zâde Ahmed Süreyya Bey’in oğludur. 1871 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlkokuldan sonra Mektebi Sultanî’yi bitirmiştir. Fransızca bilmektedir.
13 Eylül 1892’de 22 yaşında Mekteb-i Sultanî’de Fransızca öğretmenliğiyle devlet memuriyetine başlamış, bu görevine ilaveten 26 Eylül 1892’de Hariciye Tahrirat Kalemi’ne stajyer olarak atanmıştır. 18 Nisan 1896’da Bulgaristan Komiserliği Fransızca Kitabeti’ne tayin edilmiştir. 9 Temmuz 1896 da gösterdiği başarılardan dolayı Nişân-ı Alî-i Osmânî ile taltif edilmiş, 17 Ocak 1897’de ise rütbe-i sâlise tevcîh buyurulmuştur. 8 Kasım 1898’de rütbe-i saniye sınıf-ı sanîsi tevcih edilerek ünvanı Fransızca Başkatip Muavinliğine yükseltilmiştir. 15 Ocak 1899’da üstün başarılarından dolayı kendisine Üçüncü rütbeden Nişân-ı Âlî-i Osmanî verilmiştir. 11 Nisan 1899’da rütbe-i saniye sınıf-ı mütemâyizi tevcih buyurulmuştur.
11 Eylül 1899’da Barselona Başşehbenderliği’ne, 24 Nisan 1904’te Şira (Siroz) Başşehbenderliği’ne, 5 Nisan 1905’te de Nis Başşehbenderliği’ne atanmıştır. Nis’in iklimine uyum sağlayamadığı gerekçesiyle Bern Sefareti Başkitabeti’ne naklini istemiş, 10 Haziran 1905’te bu göreve atanmıştır.
29 Kasım 1906’da Viyana Sefareti Başkitabeti’ne tayin edilmiştir. (BOA., Hariciye Sicil Dosyası, 224-260/228)
9 Kasım 1908’de Brüksel Sefareti Başkitabeti’ne, 10 Ekim 1910’da Brezilya ve SaoPaulo Başşehbenderliği’ne, 19 Şubat 1914’te Tiflis Başşehbenderliği’ne, 11 Haziran 1920’de Cenevre Başşehbenderliği’ne atanmıştır.
13 Mayıs 1921’de Hariciye Nezareti Umur-ı İdariye Müdür-i Umumisi olmuş, 1 Kasım 1922’de bu görevinden alınmıştır.
19 Mart 1923’te Makam-ı Hilafet 2. Kitabeti’ne tayin edilmiş, 5 Mart 1924’te bu görevinden de azledilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilânından sonra 30 Mayıs 1924’te Hariciye Vekaleti Umur-ı Şehbenderî ve Ticarî Müdürü olan Münir Süreyya Bey, 5 Mart 1925’te Madrit Maslahatgüzarlığı’na atanmış, 25 Mayıs 1925’te Madrit Maslahatgüzarlığı İdareye M. Müsteşarı olmuş, 3 Haziran 1925 Madrit Maslahatgüzarlığı İdareye M. Başşehbender olmuştur.
19 Ağustos 1927’de New York Başşehbenderliği’ne atanan Münir Bey, 21 Eylül 1929 Atina-Pire Başşehbenderi olmuş ve en son olarak 1 Ağustos 1931’de Hariciye Vekaleti Protokol Umum Müdürlüğü görevine getirilmiştir.
Münir Süreyya Bey 10 Nisan 1932 tarihinde vefat etmiştir. (Dışişleri Bakanlığı Arşivi)
1924 yılında İstanbul’da doğan Olcay, Saint Joseph Lisesi ve Siyasal Bilgiler Okulu mezunu.
1945 de Siyaset Dairesinde Aday Meslek Memuru, III. Katip olarak görev yapmış ve aynı yıl askerlik hizmeti nedeniyle ayrıldı.
1947 de Personel Dairesinde III. Katip, Siyaset Dairesinde III. Katip ve aynı yıl Londra Başkonsolosluğunda Kançılar, Muavin Konsolos, 1951 de Londra Büyükelçiliğinde II. Katip, 1952 de Ekonomik İşler Dairesinde II. Katip, Başkatip, 1954 de Kuzey Atlantik Paktı nezrinde Türkiye Daimi Temsilciliğinde Orta Elçilik Başkatibi, Büyükelçilik Başkatibi,
Orta Elçilik Müsteşarı, 1959 da NATO Dairesinde Genel Müdür Vekili, Genel Müdür, Daire Reisi, 1963 de Genel Sekreter NATO işleri Yardımcısı, 1964 de Helsinki Büyükelçisi, 1966 da Yeni Delhi Büyükelçisi, 1968 de NATO’da Milletlerarası Memur, 1969 da NATO Genel Sekreter I. Yardımcısı olarak görev yaptı.
1971 yılı içinde dokuz aylık bir süre için Nihat Erim Kabinesinde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
1971 de Dışişleri Bakanlığı Yüksek Müşaviri, 1972 de Birleşmiş Milletler New York Türkiye Daimi Temsilciliğinde Büyükelçi Daimi Temsilci, 1975 de Yüksek Müşavir, 1978 de Kuzey Atlantik Anlaşması nezrinde Türkiye Daimi Temsilciliğinde Büyükelçi Daimi Temsilci, 1988 de Personel Dairesinde Bakanlık Müşavir olmuş ve 1989 da emekliye ayrıldı.
Ukrayna göçmeni yahudi bir aileden gelen Büyükelçi Eric Edelman, 14 Aralık 1952’de Columbus, Ohio’da dünyaya geldi. Edelman, Şubat 2001-Haziran 2003 tarihleri arasında ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin ulusal güvenlik işlerinden sorumlu danışmanı olarak hizmet verdi. Başkan Yardımcısı’nın ofisine atanmadan önce, 1998-2001 tarihleri arasında, ABD’nin Finlandiya Cumhuriyeti Büyükelçisi olan Eric Edelman, Haziran 1996-Temmuz 1998 tarihleri arasında idari işlerle ilgili Dışişleri Bakan Yardımcısı görevindeydi. Eric Edelman, Haziran 1994 – Haziran 1996 tarihleri arasında, Prag’da ABD’nin Çek Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde müsteşar olarak görev yaptı.
Nisan 1993’ten Temmuz 1993’e kadar, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan sorumlu dışişleri bakanı özel danışmanı ve özel temsilci yardımcısı olarak çalışan Edelman’ın bu dönemdeki sorumluluk alanları savunma, güvenlik ve uzay konuları oldu. Edelman, Nisan 1990 – Nisan 1993 arasında ABD Savunma Bakanlığının, Sovyet ve Doğu Avrupa İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptı. Nisan 1989 – Mart 1990 arasında Dışişleri Bakanlığı siyasi işler müsteşarının, Avrupa masası özel yardımcısı olarak görev yapan Edelman, 1987-1989 yıllarında, Moskova’daki ABD Büyükelçiliği’nin dış siyasi işlerden sorumlu bölüm başkanı olarak çalıştı. Edelman, 1984-1986 yılları arasında da, ABD Dışişleri Bakanlığı Sovyetler Dairesinde üçüncü dünya ülkelerinde Sovyet politikaları konularından sorumlu olarak görev yaptı.
Büyükelçi Edelman, daha önceki çalışmaları çerçevesinde de, Dışişleri Bakanı George P. Shultz’un özel yardımcılığını yaparak, 1982-1984 yıllarında Personel Müdürlüğü’nde, 1981-1982 yıllarında, Dışişleri Bakanlığı Kontrol Merkezi’nde gözlemci olarak ve 1980-1981 tarihlerinde, Batı Şeria/Gazze özerklik görüşmelerini yürüten Orta Doğu Heyeti üyesi olarak çalıştı. Edelman, 1993’te Savunma Bakanlığı ”Üstün Sivil Hizmet” nişanı ile 1990 ve 1996 yıllarında iki kez Dışişleri Bakanlığı ”Üstün Onur Ödülü” aldı.
1972 yılında Cornell Üniversitesi’nden ”Tarih ve Hükümet” dalından mezun olan Edelman, doktorasını 1981 yılında Yale Üniversitesi’nde Amerikan Siyasal Tarihi dalında tamamladı. Büyükelçi Edelman, Patricia Davis ile evli ve Alexander, Stephanie, Terence ve Robert adlarında dört çocuk babası.