Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Fatos Nano

Cuma, Haziran 29th, 2012

1991’den beri üçüncü kabinesine başkanlık yapmakta olan Fatos Nano, 1952 yılında Tiran’da dünyaya geldi. Tiran Üniversitesi’nde politik ekonomi eğitimi gören Naso, liberal görüşleri ile tanınmış bir iktisatçıdır. On yıllık üniversite profesörlüğü ardından, 1989 yılında, doktorasını veren Nano, Marksist Leninist Çalışmalar Enstitüsü’nde de değişik çalışmalar gerçekleştirmiştir.

1990 yılının sonunda Nano, hükümet tarafından merkezi Arnavutluk ekonomisinin serbest piyasa ekonomisine geçişinde katkı sağlaması için hükümetle birlikte çalışmaya davet edildi. 1991 yılının Şubat ayında, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Ramiz Alia, Nano’yu teknik hükümetin başına atadı. Nano’nun buradaki temel görevi, 31 Mart 1991’de Arnavutluk’ta gerçekleşen ilk çoğulcu seçimleri hazırlamak oldu. Daha sonra, aynı yıl içinde halkın yoğun protestoları ve grevler arasında başbakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı.

13 Haziran 1991’de komünistlerin (eski) İşçi Partisi’nin isim değiştirmiş biçimi olan Arnavutluk Sosyalist Parti başkanlığına getirilen Nano, hâlen bu görevi sürdürmektedir. 22 Mart 1992 seçimlerinin ardından, 30 Temmuz 1993’te devlet fonlarını kötüye kullanmak suçu ile hapse düşene kadar Arnavutluk’taki muhalefetin liderliğini yapan Nano, 1997 ayaklanmaları sırasında serbest bırakıldı. Hapis cezası alışının büyük ölçüde siyasi nedenlerden kaynaklandığı düşünülmüştür.

1997 protestolarının ardından cumhurbaşkanı Recep Mejdani tarafından ikinci kez başbakanlığa atan Nano, önemli muhalefet lideri Azem Haydari’nin öldürülmesi ile başlayan protestoların ardından yeniden istifa etmek zorunda kaldı. Nano, 24 Haziran 2001 seçimlerinin ardından Meclis Dışişleri Komisyonu başkanı olarak hizmet vermeye başladı. Daha sonra, başkanlığını yaptığı Sosyalist Parti ile iki kez başbakan düşürerek – Pandeli Majko ve Ilir Meta – ülke içinde istikrarsızlığa neden oldu.

Kamuoyunu sürekli devletin şeffaf bir yapıya kavuşması konusunda açık tartışmalar yapmaya çağırmış, böylelikle muhalefeti daha mantıklı ve halkla daha uyumlu davranmaya zorlamıştır. 25 Temmuz 2002’de Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu, Nano’yu üçüncü kez başbakan olarak görevlendirmiştir.

Olof Palme

Cuma, Haziran 29th, 2012

Olof Palme, 31 Ocak 1927’de Stockholm’da doğdu. Zengin bir ailenin çocuğu olan Palme, önce özel okula, daha sonra da yatılı okula gönderildi.

Kazandığı burs sayesinde ABD’deyi gezip tanıma fırsatını elde etti. 1948’de İsveç’e dönerek Stockholm Üniversitesi Hukuk Bölümü’ne girdi. 1949 yılı başlarında İsveç Öğrenci Birlikleri Federasyonu’nun dış ilişkiler bürosunda görev aldı. 1952’de İsveç Öğrenci Birliği Federasyonu başkanlığına getirildi. 1951 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite yıllarında tanıştığı liberal-sosyalist düşüncelerden oldukça etkilendi.

1953’de Generalkurmay Haber Alma Dairesi’nde sekreter olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Başbakan Erlander’in kalem müdürü oldu. 1957’de milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1963’te Devlet Bakanı, 1965’te Ulaştırma Bakanı, 1967’de Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev yaptı. Olof Palme 42 yaşında oybirliğiyle İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin başlanlığına seçildi ve başbakanlık görevini üstlendi. Önce 1969-1976 yılları arasında, sonra 1982’den 1986’daki ölümüne kadar, yaklaşık 11 yıl İsveç başbakanlığı görevini yürüttü.

Palme, dünya kamuoyunun dikkatini ilk kez, 1965’de ABD’nin Vietnam’a yönelik emperyalist müdahalesini çok ağır biçimde eleştirmesiyle çekti. Olof Palme, gerek ülkesinde gerekse dünyada, sosyal demokrat hareketin önemli bir sembolü olarak anılmaktaydı.

28 Şubat 1986 gecesi, eşiyle birlikte gittiği sinemadan evine dönerken, kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından vurularak öldürüldü.

Rıza Şah Pehlevi

Cuma, Haziran 29th, 2012

Rıza Şah Pehlevi 16 Mart 1878’de İran’da doğdu. Ordu içinde yükselerek başa geçmiş ve Pehlevi hanedanını kurmuştu. Pehlevan kabinesine reislik eden bir ailedendi. Babası albay Ali Han’ın ölümünden sonra annesi ile Tahra’ya giderek Rusların eğittiği bir İran askeri birliğine yazıldı. Güçlü kişiliği ve önderlik yeteneği ile kısa sürede yükseldi. Bu sırada yüzyıllardır süren kötü yönetim ve saldırgan dış güçlerin yürüttü savaşlar nedeni ile İran Çökme ve bölünmenin eteğine gelmişti.

İktidara el koyup etkili ve disiplinli bir askeri gücün desteği ile güçlü bir hükümet kurarak kargaşaya son vermeyi amaçlayan Rıza Han, ordu içindeki genç ve ileri unsurları örgütleyerek 21 Şubat 1921’de 1200 kişi ile Tahran’ı ele geçirdi. Böylece genç bir gazeteci olan Seyit Ziyaettin Tabatabai’nin başbakanlığa, kendisinin de önce silahlı kuvvetler komutanlığına, ardından savaş bakanlığına getirilmesini sağladı. Başbakanın ardından 1923’de bu görevi de üstüne aldı. Avrupa’da tedavi gören ve çağrılara karşı dönmeyi red eden Ahmet Şah’ın 1925’te tahtan indirilmesinden sonra toplanan kurucu mecliste yeni şah olarak seçildi.

Nisan 1926’ta taç giyen Rıza Şah başbakanlığı sırasında başlattığı reformları sürdürdü. 1928’te yabancı devletlerle imzalanmış tek yanlı anlaşma ve sözleşmeleri bozarak bütün ayrıcalıklara son verdi. Trans İran demiryolunu inşa ederek büyük kentlerin birbirine bağlanmasını sağladı. Kadınlara bazı haklar sağlayarak çarşaflarını çıkarmalarını istedi. Fiilen yabancıların denetimin de olan bankaları ve ulaşım sistemini millileştirdi. Okullar, yollar, hastaneler yaptırdı. İlk Üniversiteyi kurdu.

Rıza Şah’ın İngiltere ve SSCB’yi birbirine karşı kullanmaya dayanan dış politikası, II. Dünya Savaşı koşullarında başarısızlığa uğradı. Yerini oğlu Muhammed Rıza Pehleviye bırakan Rıza Şah Kanada’ya gitmek istediyse de İngiliz hükümetince önce Mauritius’a oradan da Johannesburg’a gönderildi ve orada öldü.

Mahmud Abbas

Cuma, Haziran 29th, 2012

Mahmud Abbas, 1935 yılında, İsrail’in kuzeyinde bulunan Safed kasabasında dünyaya geldi. 1948’de bir mülteci olarak gittiği Suriye’de bir süre öğretmen olarak çalıştı. Daha sonra Şam ve Kahire üniversitelerinde hukuk eğitimi gördü. Moskova’da tarih alanında doktora yaptı.

Abbas, çalışma hayatına Katar’da atıldı. Burada ilerde kendisini Filistin hareketinin başına getirecek ilk adımları atarak, yeraltında faaliyet gösteren Filistinli grupları organize etmeye başladı. Burada yetiştirdiği gençler daha sonra Filistin Kurtuluş Örgütü’nde önemli görevlere geldi.. 

Mahmud Abbas, Yaser Arafat ile birlikte El Fetih’i kurdu. Filistin davası için mücadele ederken, Arafat’ı Ürdün, Lübnan ve Tunus’taki sürgününde yalnız bırakmadı.

Abbas, hep arka planda olmayı tercih etse de, bu durum onun uluslararası arenada, Arap liderleri ve istihbarat şefleriyle güçlü bağlantılar kurmasını engellemedi. Bu bağlantılar onun Filistin Kurtuluş Örgütü’nde yükselmesini de sağladı. İlk olarak örgütün mali işlerinin sorumluluğunu aldı. 70’lı yıllarda güvenlikle ilgili görev üstlendi, 1980’de ise FK֒nün ulusal ve uluslararası ilişkileri departmanı sorumlusu oldu.   

Pragmatik olarak tanınan Abbas siyasi alanda riskli kararlar almaktan çekinmedi. İsrail-Filistin çatışmasına barışçıl çözüm bulunmasını savundu, Yahudi gruplarla diyaloğa destek verdi, iki devletli çözümden yana oldu. Oslo’daki gizli görüşmelere katılan Filistin heyetinin başkanlığını üstlenmesi Abbas’ın FKÖ içinde güvercin olarak tanınmasına yolaçtı. 1993 yılında örgüt adına İsrail ile barış anlaşmasına imza attı.

69 yaşındaki abbas, 48 yıllık bir sürgünden sonra 1995’te Filistin topraklarına döndü.

2003’te, İsrail ile ABD’nin Yaser Arafat’ı muhatap olarak kabul etmemelerinin ardından yeni lider adayı olarak sivrildi. Aynı yıl Filistin Özerk Yönetimi’nin ilk başbakanı oldu; ancak tüm yetkilerine sahip olamadı, bu da hareket alanını oldukça sınırladı. Yaser Arafat ile yaşadığı iktidar mücadelesi sonucu 4 ay sonra başbakanlığı bıraktı. Arafat’ın ölümüyle FKÖ genel sekreterliğine getirildi.

El Fetih liderlerinden Mervan Barguti’nin adaylıktan çekilmesinin ardından, Filistin halkının çoğunluğunun desteğiyle seçimleri kazandı.

Eleutherios Venizelos

Cuma, Haziran 29th, 2012

1864 yılında Girit-Hanya’da doğan Venizelos, hukuk öğrenimi gördü. Girit’in Yunanistan’a katılmasını amaçlayan ayaklanmaları düzenledi. 1898 yılında Girit komiserliğine atanan Prens Georgios’u düşürdükten sonra, yüksek komiser yardımcılığını elde etti.

1910’da Yunanistan’daki askeri yönetimin başkanlığına getirilen Venizelos, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ ile kurduğu Balkan Birliğinin desteğiyle, Türkiye’ye açtığı savaşta, Girit’in 1913’de Yunanistan’a bağlanmasını sağladı. Osmanlılardan aldığı toprakları kaybetme korkusuyla, I. Dünya Savaş’ında tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak, İtilâf Devletleri’nin verdiği teminatla Çanakkale’ye kuvvet göndermeye kalkışınca, Kral Konstantinos tarafından istifaya zorlandı (1915).

Aynı yıl yapılan seçimlerle tekrar iktidara geldi. Fakat Sırbistan’ın yanında savaşa girme kararı, ikinci kez görevinden uzaklaştırılmasına sebep oldu. 1916 yılında Selanik’te muhalif bir hükümet kurdu ve ancak 1917 yılında Konstantinos’un tahtı bırakmasından sonra Yunanistan’a dönebildi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan Nöyyi ve Sevr Antlaşmaları’yla sağladığı topraklarla, 1918 muhtırasında belirttiği “megaloidea”sını (Tüm Yunanlıların birleştirilmesi) gerçekleştiremeyince, İngilizlerin desteğiyle 1920 yılında Türkiye ile savaşa girdi.

1928’de milli birlik hükümetiyle iktidara geldi. Bu yıllarda Türkiye’ye karşı barışçı bir siyaset uygulamaya çalıştıysa da ülke içindeki ekonomik dengesizlik, onu 1933’te iki kez hükümetten çekilmek zorunda bıraktı. 1935’te Girit’in bağımsızlığını ilan etmesi durumunu güçleştirdi. Seçimleri kaybedince Paris’e gitti ve orada gıyaben ölüme mahkum edildi. 1936 yılında Paris’de öldü.

Milo Cukanoviç

Cuma, Haziran 29th, 2012

Karadağlı Başbakan Milo Cukanoviç, 25 Kasım 2002’de cumhurbaşkanlığından istifa ettikten sonra, 26 Kasım 2002’de başbakanlığa atandı.

Milo Cukanoviç, 1962 yılında Niksiç’te dünyaya geldi. Bir yargıcın oğlu olan Cukanoviç, gençliğinde Sosyalist Parti basamaklarını hızla çıktı. Ekonomi okudu ve 1979’da Yugoslav Sosyalistleri Merkez Komitesi’ne katıldı.

1991’de, sonradan en büyük düşmanlarından biri olan Slobodan Miloşeviç’in desteğiyle, Cukanoviç 29 yaşında Avrupa’nın en genç başbakanı oldu. Gençlik ve parti örgütleri dışında siyasi deneyimi olmaksızın söz konusu göreve getirilen Cukanoviç’in, görevini gereğince yapabilip yapamayacağı birçok gözlemci tarafından tartışıldı. Fakat genç lider Cumhuriyet’in işlerini kavrayıp idare edebileceğini gösterdi.

Üç yıl başbakan olarak görev yapan Cukanoviç, Sosyalistler Demokratik Partisi’nde (DPS’de) Slobodan Miloşeviç’e karşı başgösteren hoşnutsuzluğun ayrımına vararak, Sırbistan Cumhurbaşkanı’yla ortaklığın uzun dönemde siyasi bir cinayet olacağı kanısına vardı. 1997’de Miloşeviç’i kızdırdığı bir söyleşide, onu eski çağlardan kalma siyasi bir felsefeye sahip ve etrafı düzenbazlarla çevrili biri olarak nitelemişti.

Bu DPS içinde bölünmeye yol açan bir açıklama oldu. Parti, Cukanoviç ve Miloşeviç yanlısı eski Cumhurbaşkanı Momir Bulatoviç arasında ikiye bölündü. 1997 yılının Temmuz ayında iki lider cumhurbaşkanlığı seçimlerinde karşı karşıya geldi. DPS’nin kaynaklarını ve olanaklarını kullanan Cukanoviç az bir farkla cumhurbaşkanı seçildi. Bulatoviç, Federal Hükümet Başbakanı seçildi ve Sosyalist Halk Partisi’ni (SNP’yi) kurdu. Bu parti Karadağ’da Miloşeviç yanlısı politikalar izlemeyi sürdürdü.

Cukanoviç cumhurbaşkanlığı boyunca Cumhuriyet’in işlerini siyasi ve ekonomik mücadelelerle adım adım Yugoslav federal yapılarının elinden aldı.

Milo Cukanoviç evlidir.

Zoran Zivkoviç

Cuma, Haziran 29th, 2012

Zoran Zivkoviç, 18 Mart 2003 tarihinde, selefi Zoran Cinciç’in bir suikastla öldürülmesinden birkaç gün sonra, Sırbistan başbakanlığına atandı. Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cinciç’in yakın bir müttefiki olan Zivkoviç, reformları sürdürme ve Cinciç öncülüğünde başlatılan örgütlü suçlarla mücadelenin sürdürüleceğini taahhüt etti.

Zivkoviç, 22 Aralık 1960’ta Niş’te dünyaya geldi. 1983’te Belgrad Ekonomi Koleji’nden mezun oldu ve beş yıl sonra kendi şirketini kurdu. Zivkoviç, Cinciç’in Demokratik Parti’sine 1992’de katıldı. Miloşeviç rejiminin yılmaz bir muhalifi olan Zivkoviç, Miloşeviç’in 2000 yılının Ekim ayında iktidardan düşmesini sağlayan gösterilerde başı çeken kişilerden biriydi. Zivkoviç, parti hiyerarşisindeki basamakları birer birer çıkarak partideki ikinci adam konumuna yükseldi.

1993 – 1997 yılları arasında Zivkoviç Sırbistan Meclisi üyesiydi. Bu arada, Zayedno (Birlikte) adlı muhalefet bloğunun 1996’da belediye seçimlerinde sağladığı başarının ardından, Sırbistan’ın üçüncü büyük kenti Niş’in belediye başkanı oldu.

Kosova’daki çatışmaların ardından, kış mevsiminde petrol gereksinimini karşılamak için Zivkoviç ve birçok başka belediye başkanı AB’nin desteğinde bir “Demokrasi İçin Enerji” programı geliştirdi. Zivkoviç bu program için “Eğer güçlü ve gururlu olmakla 10.000 çocuğun okullarına devam edebilmesini sağlamak için yalvarmak arasında bir seçim yapma yetkim olsa, insanların ne dediğine bakmaksızın yalvarmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Hükümet bu programı engellemeye çalıştı; bunun üzerine Zivkoviç oturma eylemleri düzenledi.

2000 yılında Yugoslav Federal Meclisi’nde milletvekili olan Zivkoviç, iki kez Federal İçişleri Bakanlığı görevi yaptı. Söz konusu görevde 2003 yılının Şubat ayına, Yugoslavya yerine Sırbistan-Karadağ kuruluncaya değin devam etti. Ayrıca, 2000 yılında Savunma ve Güvenlik Konseyi üyeliğine, 2002 yılındaysa BM Savaş Suçları Mahkemesi’yle İşbirliği Ulusal Konseyi üyeliğine seçildi. 2002 yılında Zivkoviç aynı zamanda Terörle Mücadele Konseyi’ne de başkanlık yapıyordu.

Cinciç’in ölümünün ardından Demokratik Parti onu yeni Başbakan adayı olarak gösterdi. Sırbistan Meclisi’nce 18 Mart 2003’te bu göreve getirildi. Zivkoviç ülkedeki tüm partilerden siyasi istikrarın yeniden sağlanması ve reformlar için çaba harcamalarını istedi. Yaptığı konuşmada “Dışişleri konusundaki kısa erimli amaçlarımız Avrupa Konseyi ve Barış İçin Ortaklık Programı üyeliği ile birlikte AB’ye üyelik müzakerelerine başlamaktır” diyen Zivkoviç, ancak Birlik’le daha yakın ilişkiler içine girerek Sırbistan’ın eski gücüne kavuşabileceğinin altını çizdi.

Zivkoviç evli ve iki çocuk babasıdır.

Gerhard Schröder

Cuma, Haziran 29th, 2012

Gerhard Schröder, 7 Nisan 1944’de Mossendorf’da doğdu. 1966 ile 1971 arasında Göttingen Üniversitesi’nde Hukuk okuyan Schröder, 1978’de ilk avukatlık bürosunu açtı. Sosyalist görüşe sahip Schröder politika hayatına 1963’te Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ne (SPD) katılarak başladı. 1978-80 yılları arasında SPD gençlik örgütü JUSO’da iki dönem Genel Başkanlık görevini yürüttü. 1986’da Parti Yönetim Kurulu üyesi olan Schröder, 1986 – 1990 yılları arasında Bonn’da federal parlamentoda bir dönem milletvekilliği yaptı. 

1990 yılında eyalet seçimlerini kazanarak Aşağı Saksonya eyaletinin başkanı oldu. 1998 Martında yapılan Aşağı Saksonya seçiminde, SPD yüzde 48 oranında oyla çok iyi bir sonuç alınca, parti Yönetim Kurulu Schröder’i hemen genel seçimler için Başbakan adayı ilan etti.  Schröder partiyi 1982’den beri başbakan olan Helmut Kohl ve Hıristiyan Demokrat Partisi karşında büyük bir zafere taşıdı ve Yeşiller ile koalisyon hükümeti kurmuştur. 

Kendisinden önce ilk planda tutulan Avrupa Birliği ve NATO ağırlıklı dış politikaları ikinci plana atarken, Rusya ve Almanya ilişkilerini geliştirmeye önem verdi. Ayrıca BM’nin Afganistan operasyonuna destek vererek koalisyondaki Yeşiller Partisinin tepkisini çekti. 2002 seçimlerinde Yeşillerin desteğine daha çok ihtiyaç duyan Schröder, seçim kampanyası sırasında Irak’a düzenlenecek bir askeri operasyonda Almanya’nın yer almasını red ederek trans-Atlantik ilişkilerinin tekrar gözden geçirilmesi ve geleceği ile ilgili tartışmaların alevlenmesine yol açtı. Amerika’nın Irak’ı işgaline kadar varacak herhangi bir kuvvet kullanımına şiddetle karşı çıktı. Almanya’daki Türklerin desteğine sahip olan Schröder, Türkiye’yi uluslararası arenada destekler bir tavır sergilemekte ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinin savunucularından biri olarak dikkat çekmektedir. 

Son zamanlarda ülkede büyüme göstermeyen ekonomi, sağlık ve sosyal hizmetlerinin artık kaldıramayacak duruma gelmesi, devlet harcamalarının sınırlandırılmasını içeren yeni reformların çıkarılması gibi sıkıntılar dolayısıyla halk desteğinde azalma yaşayan Schröder’in siyasi gücü azalmıştır. 6 Şubat 2004’te parti başkanlığından istifa eden Schröder şansölyelik görevine devam etmektedir.

Hasan Saka

Cuma, Haziran 29th, 2012

1885’te Trabzon’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Trabzon İbtidai Mektebi ve Rüştiyesinde tamamladıktan sonra İstanbul-Mercan İdadisinden mezun oldu. Mülkiye Mektebini 1908’de bitirdi. Divan-ı Muhasebatta (Sayıştay) devlet hizmetine girdi. 1909’da öğrenim için Fransa‘ya gönderildi. Kasım 1912’de Paris Siyasal Bilgiler Okulu Diplomasî Şubesinden mezun olarak yurda döndü, eski görevinde çalışmaya başladı. Nisan 1915’te Maliye Nezareti Varidat Umum Müdürlüğü Temettü Vergisi Temyiz Komisyonu 1’inci Mümeyyizliğine atandı. Ekim 1916’da Eskişehir Bölge İktisat Müdürü oldu. 4 Eylül 1918’de Mülkiye Mektebi İktisat Öğretmenliğini üstlendi. İstanbul Mebusan Meclisinin son döneminde Milletvekili seçilerek dağılmasına kadar görev yaptı.

28 Ocak 1921’de TBMM’nin I. Döneminde Trabzon Milletvekili seçilerek Meclise girdi. 19 Mayıs 1921’de Maliye Vekili oldu, 22 Nisan 1922’de istifa suretiyle görevden ayrıldı. 11 Mayıs 1922’de İktisat Vekilliğine seçildi.

II. Dönem seçimlerinde tekrar Trabzon’dan Milletvekili seçildi.. 24 Eylül’de İktisat Vekilliğine atandı. 30 Ekim 1923’te kurulan ilk Cumhuriyet Kabinesinde İktisat Vekilliğini korudu. 6 Mart 1924’te II. İsmet Paşa Kabinesinde Ticaret Vekilliğine getirildi. 3 mart 1925’te III. İsmet Paşa kabinesinde Maliye Vekilliğine atandı. 13 Temmuz 1926’da görevinden istifa suretiyle çekildi. 1 Kasım 1926’da TBMM Başkan Vekilliğine seçildi. Bu görevini III. ve IV. Dönemlerde de korudu.

V. Dönemde yeniden Trabzon Milletvekili seçilerek 1 Mart 1935’te yeniden Başkan Vekili oldu. 1 Kasım 1935’te Başkan Vekilliğinden ayrıldı. 24 Ekim 1936’da İstanbul’dan Ankara’ya nakledilen Siyasal Bilgiler Okulu Umumî İktisat Profesörlüğünü üstlendi.

VI, VII, ve VIII. Dönemlerde de Trabzon’dan Milletvekili seçilerek 13 Eylül 1944’te II. SARAÇOĞLU kabinesinde Dışişleri Bakanlığı‘na getirildi. Recep PEKER Kabinesinde de aynı görevi korudu. 9 Eylül 1947’de Kabinenin istifasıyla görevi son buldu.

10 Eylül 1947’de Başbakanlığa atandı. 10 Haziran 1948’de II. Kabinesini kurdu, 9 Ocak 1949’da Başbakanlıktan çekildi. Mecliste CHP Grup Başkanı olarak yasama görevini sürdürdü. IX. Dönemde son olarak Trabzon’dan milletvekili seçildi, 1954 seçimleriyle politikadan çekildi.

29 Temmuz 1960’ta İstanbul‘da vefat etti, Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.

İlham Aliyev

Cuma, Haziran 29th, 2012

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in önerisi üzerine Başbakanlığa atanan İlham Aliyev, 24 Aralık 1961’de Bakü’de doğdu. Haydar Aliyev’in vefatından sonra Cumhurbaşkanı oldu. Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) kaynaklarına göre, orta öğretimini 1967-1977 yılları arasında Bakü’de tamamlayan İlham Aliyev, 1977’de Moskova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi’ne girdi. Üniversite eğitimini 1982’de tamamlayan Aliyev, aynı üniversitede asistan olarak kalmaya hak kazanırken, 1985 yılında Tarih ve Uluslararası İlişkiler konulu master tezini tamamladı ve üniversitede 1990 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı.

İlham Aliyev, 1991 ve 1994 yılları arasında Moskova ve İstanbul’da çeşitli ticari faaliyetlerde bulundu. Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR’ın başkan yardımcılığını Mayıs 1994’ten itibaren üstlenen İlham Aliyev, 1995 ve 2000 yılı genel seçimleri sonucunda milletvekili olarak Milli Meclis’e girdi. Babası Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in Genel Başkanlığını yürüttüğü YAP’ın Genel Başkan Yardımcılığına 1999 yılında seçilen İlham Aliyev, 1997’den beri Milli Olimpiyat Komitesi’nin başkanlığını da yapıyor.

Haydar Aliyev’in vefatından sonra Cumhurbaşkanı olan İlham Aliyev, Azeri Türkçesi’nin yanı sıra Rusça, İngilizce ve Fransızca’yı çok iyi bildiği ifade edilen İlham Aliyev’in 2 kızı ve 1 oğlu bulunuyor.

Dr.Kostas Karamanlis

Cuma, Haziran 29th, 2012

Yunanistan’da siyasete yön vermiş bir ailenin üyesi… Ülkenin en etkili siyasetçilerden biri olan Konstantin Karamanlis’in yeğeni.

Atina’da 1956 yılında doğan Karamanlis, Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirerek, Amerika Birleşik Devletleri’nde diplomasi tarihi doktorası yaptı.

Siyaset basamaklarını hızla tırmanan Karamanlis, Yunan tarihine yön veren önemli ve güçlü ailelerden birinin üyesi.

Amca Konstantin Karamanlis, 1955-1963 ardında da, 1974-1980 arasında Yunanistan’da başbakanlık koltuğunda oturdu.

1980’lerde parti içinde sivrilen Kostas Karamanlis, 1996 yılında bir seçim yenilgisinin ardından yeni umut olarak parti liderliğine getirildi.

Amcasının 1955’te 48 yaşındayken seçilmesiyle elde ettiği en genç başbakan unvanını da devralan 47 yaşındaki Karamanlis, hayır işleri alanında son derece faal olan Natassa Karamanlis ile evli. Çiftin 2003’te dünyaya gelen ikiz çocukları var.

Kostas Karamanlis, Yunanistan’ı, 1979’da Avrupa Ekonomik Topluluğu’na sokan amcası Konstantin Karamanlis gibi, Avrupa’yla entegrasyonu savunuyor. Karamanlis seçim kampanyasında, rakibi Yorgo Papandreu gibi, Türkiye’yle iyi ilişkiler kurulmasını işledi ve Türkiye’yi Avrupa Birliği yolunda destekleyeceklerini vurguladı.

Karamanlis’in Kıbrıs konusundaki tavrı da, sorunun Annan Planı çerçevesinde müzakere edilmesi yönünde. Batı Trakya’da, geçmişte demokratik bir ülke ile bağdaşmayan bazı uygulamalar yapıldığını dile getiren Karamanlis, etnik kökene dayalı bir azınlık tanımlaması yapmayacağını ifade ediyor.

2000’de kıl payı kaybetmişti
Yeni Demokrasi Partisi’nin lideri olarak PASOK’la girdiği ilk çatışmada, yani 2000 yılı Nisan ayı seçiminde kıl payı kaybeden Karamanlis, bu yenilginin ardından zaman zaman katı yöntemler uygulayarak partisi üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırdı.

2000 yılı seçimlerini kaybeden Karamanlis için “Bir sonraki seçimin galibi olacak” yorumları siyasi gözlemcilerin ağızından düşmüyordu.

Ülkenin en genç başbakanı unvanını taşıyacak Kostas Karamanlis, daha önce seçimle iş başına gelip bir görevde bulunmadı.

Bu yüzden, muhalifleri Karamanlis’in siyasi deneyimi olmadığı iddiasını görev süresi boyunca kullanacak gibi görünüyor.

Yunanistan’da genel seçimlerden yeni bir iktidar çıktı.
11 yıl süren sosyalist PASOK partisi yönetiminin ardından merkez sağdaki Yeni Demokrasi Partisi iktidarı devraldı. İçişleri Bakanlığı, ülke genelinde oyların yüzde 97’sinin sayıldığını ve YDP’nin yüzde 45.50, PASOK’un yüzde 40.57 oranında oy aldığının belirlendiğini duyurdu.

Pasok’tan Kutlama
İlk sonuçların alınmasının ardından PASOK lideri Yorgo Papandreu düzenlediği basın toplantısıyla rakibi Kostas Karamanlis’i kutladı. Papandreu ayrıca, yeni iktidarı Kıbrıs konusunda yeni zor bir döneme girildiği uyarısını yaptı.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ise, Yunan halkının genel seçimlerde tercihini yeni bir hükümetten yana kullandığını söyledi. Simitis, basına yaptığı açıklamada, seçimi kazanan YDP’nin, yapıcı politikalar uygulayarak, halkın bu tercihine karşılık vermesini umduğunu belirtti.

Simitis: Halk Tercihini Yaptı
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Yunan halkının genel seçimlerde tercihini yeni bir hükümetten yana kullandığını söyledi. Simitis, basına yaptığı açıklamada, seçimi kazanan Yeni Demokrasi Partisi’nin (YDP), halkın bu tercihine, yapıcı politikalar uygulayarak karşılık vermesini umduğunu belirtti.

Angela Merkel

Cuma, Haziran 29th, 2012

Almanya tarihinin ilk kadın başbakanı oldu. Geleneksel olarak Batı Alman erkeklerinin yönettiği Hıristiyan Demokratlar’ın da ilk doğu Almanya kökenli protestan lideri.

Din adamı bir babanın kızı olarak 17 Temmuz 1954’te (Hamburg) dünyaya geldi. Birkaç aylıkken ailesi Komünist Doğu Almanya’ya yerleşti. Almanya birleşene kadar burada kaldı. Fizik alanında doktorası bulunan ve daha sonra kimya alanında çalışan Merkel, komünist rejimde demokrasi hareketlerinde hep ön saflarda yer aldı. İki Almanya birleşmeden hemen önce CDU saflarına katıldı. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Doğu alman Hükümeti’nin sözcülüğünü yaptı. Kendisini adeta kızı gibi seven eski Başbakan Helmut Kohl’ün kabinesinde Kadın ve Gençlikten Sorumlu Bakan olarak görev aldı. Kohl ve yakın çevresinin karıştığı rüşvet skandalı sonrası aranan taze kan ve değişim rüzgârı, Merkel’i parti liderliğine taşıdı.

Schröder’in aksine medyayla arası hiç iyi olmadı. Saç stili, soğuk görünüşü, kıyafet seçimi hep medyanın eleştiri konusu oldu.

Kürtaj ve eşcinsellik konularında daha merkezci görüşlere sahip.

Dış politikadaysa ABD ile soğuyan ilişkileri düzeltmek ve bu güne dek AB’de entegrasyonun temel motoru olarak görülen Fransa-Almanya ittifakına verilen önemi azaltmak istiyor. Fransa’nın ekonomideki korumacı tavrından şikayetçi olan Merkel,İngiltere’ye ve AB’nin küçük üyelerine yönelmek istiyor.

Berlinli Kimya Profesörü Joachim Sauer’le evli olan Merkel’in çocuğu yok.

Helmuth Kohl

Cuma, Haziran 29th, 2012

On altı yıl boyunca Almanya Başbakanlığı yapan politikacı olarak tarihe geçen Helmut Kohl, 1930’da Ludwigshafen kentinde doğdu. Frankfurt ve Heidelberg’de eğitim gören Kohl avukat oldu. Bir süre sonra Hıristiyan Demokrat Parti’ye katılan Helmut Kohl,1976’da Federal Parlamento’nun milletvekili bir üyesi olarak o yıllardaki başkent, Bonn’a gitti.

İyi bir çıkış yakalayan Kohl, kısa sürede partisinin genel başkanlık koltuğuna oturarak muhalafet lideri konumuna geldi. Schmidt koalisyonunun 1982’de çökmesiyle başbakan vekili olan Kohl, partisinin 1983 seçimlerini kazanması üzerine başbakanlık koltuğuna bu kez emaneten değil kalıcı olarak oturdu. Kohl, başbakanlıkta kaldığı süre içinde çok önemli başarılara imza attı.

Bu başarıların en dikkat çekeni iki Almanya’nın birleşmesini sağlamak oldu. Doğu Almanya’nın 1989’da Batı ile birleşmesinin ardından bir zamanların iki farklı ülkesi olan Birleşik Almanya’da 1990’da düzenlenen genel seçimleri Hıristiyan Demokratlar’ın kazanması üzerine bir kez daha başbakan oldu.

Kohl “Birleşik Avrupa” fikrinin ateşli savunucularından biri olmasına rağmen Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığına karşı tutumuyla dikkat çekti. 1998’de düzenlenen seçimlerden Sosyal Demokrat Parti’nin galip çıkması üzerine Kohl başbakanlığı Gerhard Schröder’e teslim etti.

Bir süre sonra partisinin genel başkanlığını da bırakan Kohl, Hıristiyan Demokratlar’a bir tür üstün hizmet nişanı anlamına gelen “Onursal Başkan” seçildi. Ancak, Kohl’ün iktidarı döneminde partisine yüklü miktarlarda yasadışı bağışlar yapıldığının ve Kohl’ün ülkede aranan bir silah tücarıyla ilişkisi olduğunun ortaya çıkması büyük bir politik skandala yol açtı.

Kohl onursal başkanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Kohl’ün yasadışı bağış yapanların isimlerini açıklamamakta direnmesi, Hıristiyan Demokrat Parti’de bir dizi artçı şoka neden oldu.

Benazir Butto

Cuma, Haziran 29th, 2012

21 Haziran 1953 yılında Karaçi, Pakistan’da doğdu.

Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gördü. Harvard Üniversitesi’ni Hindistan’ın Doğu Pakistan’a asker gönderdiği ve babasının Batı Pakistan savunma bakanı olarak Birleşmiş Milletler’de temaslar kurmak üzere New York’a gitmek zorunda kaldığı 1971 yılında bıraktı.

Oxford Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Pakistan’a geri döndü. Babasının tutuklanıp idam edilmesinden sonra ev hapsinde kaldı. 1984 yılında yurt dışına çıkmasına izin verilmesiyle, Büyük Britanya’ya taşındı ve orada sürgünde babasının partisinin liderliğini yaptı. 1987 yılında çimento fabrikatörü Asif Ali Zardari ile evlendi.

Askeri cuntanın şefi Ziya Ül Hak’ın 1988’de ölümünden sonra Pakistan’da 1977 yılından beri ilk kez serbest seçimler yapıldı. 19 Kasım 1988 tarihindeki bu seçimleri kazanan Butto, ilk kez bir müslüman ülkenin kadın başbakanı oldu. 2 Aralık’ta başbakan olarak göreve başladı. Yoğun yolsuzluk suçlamaları altında kalan hükümet 20 ay kadar sonra, askeri güçlerin desteğindeki devlet başkanı Gulam İshak Han tarafından, yeni seçimlere gidileceği gerekçesiyle devrildi. Ancak Butto aleyhindeki suçlamalar yargıya yansımadı. Yeni hükümeti Navaz Şerif kurdu. 1993 yılında Butto yeniden seçildiyse de, 3 yıl sonra hükümet yine yolsuzluk suçlamaları altında, devlet başkanı Faruk Leghari tarafından düşürüldü. Yüksek mahkeme de devlet başkanının kararını onayladı. Ancak Butto ve eşi Zardari hakkındaki suçlamaların doğruluğu kesinleşmedi.

Butto’ya yönelik eleştirilerin başlıca kaynağı Butto’nun ulusal reformları sonucu politik güçlerini yitirmeye başlayan Pencap bölgesindeki zengin toprak sahipleri ve bu bölgenin seçkinleriydi. Butto eski feodal yapıya karşı mücadele etti ve bu yapıyı Pakistan’ın stabilizasyonu önündeki engel olarak niteledi.

1999 yılında, Pervez Müşerref’in liderliğinde gerçekleşen askeri darbe sonrasında Pakistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentine yerleşti.

2002 yılında Pervez Müşerref pratikte Butto’yu hedef alarak başbakanların en fazla iki dönem görev yapabilecekleri yolunda bir anayasa değişikliği yaptı.

2007 yılında Butto’nun yeniden başbakan olma olasılığı doğdu. Ocak 2008’de yapılacak olan başbakanlık seçimlerine katılma olasılığı doğan Butto hakkında açılan davaların o zamana kadar sonuçlanması bekleniyor.

Seçim çalışmalarına katılmak üzere Pakistan’a dönüş kararı alan Butto’ya karşı, El Kaide örgütünün saldırı tehdidinde bulunması üzerine, Müşerref, Butto’nun dönüşünü ertelemesini ve yüksek mahkemenin kendisiyle ilgili af istemine ilişkin kararını beklemesini istedi. Bu isteğe uymayan Benazir Butto, 18 Ekim 2007 gecesi, 8 yıllık sürgünden sonra Pakistan’a geri döndü. Ancak yandaşlarının sevgi gösterileriyle karşılanan Butto aynı gün bombalı bir suikast girişimine hedef oldu. Karaçi kenti yakınlarında gerçekleşen ve Benazir Butto’nun yara almadan kurtulduğu bu saldırıda 138 kişi yaşamını yitirdi, 248 kişi de yaralandı.

27 Aralık 2007 tarihinde,  miting yaptığı alana, intihar saldırısı düzenlenen Butto, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir.

Hamid Karzai

Cuma, Haziran 29th, 2012

Popalzai aşiretinden bir Peştu olan geçici Afgan yönetiminin Başbakanı Hamid Karzai, 24 Aralık 1957’de Kandahar’da doğdu. Kabil’de ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Hindistan’a giderek Simla Üniversitesi’ne girdi. 1982’de Sovyet askerleriyle mücadele saflarına katılan Karzai, Ulusal Afgan Kurtuluş Cephesi’nin harekat sorumlusu oldu. 1992’ye kadar Peşaver’de sürgün hayatı yaşayan Karzai, Necibullah yönetiminin devrilmesinden sonra Kabil’e döndü ve dışişleri bakan yardımcısı oldu.

Karzai, Taliban 1996’da iktidarı aldığında, çoğu Peştu aşiretinden gelme Taliban milisleriyle işbirliğine hazır gözüktü. Ancak babası Abdul Ehad Karzai’nin 1999’da öldürülmesinden sonra, bu cinayetten Taliban’ı sorumlu tutan Karzai’nin Taliban’a yaklaşımı değişti. Krala yakınlığıyla bilinen Karzai, Bonn’da belirlenen geçici Afganistan yönetiminin başbakanı oldu.

Ali Fethi Okyar

Cuma, Haziran 29th, 2012

Devlet adamı ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurucusu. Pirlepe’de doğdu. İyi bir öğrenim gördü. Vatan Hürriyet Cemiyeti’nde Mustafa Kemal ile beraber çalıştı. 1908 da Paris’te ateşemiliter olan Fethi Bey, Trablusgarp Savaşı çıkınca Paris’ten ayrıldı, Afrika’da yapılan savaşlara katılmak üzere Trablusgarb’a geçti. 1913’de İttihat ve Terakki Genel Merkezi’ne üye seçilmiş ve Genel Sekreter olmuştur. Aynı yılın son aylarında Sofya’ya elçi olarak tayin edildi.

İzzet Paşanın kısa süren Sadrazamlığında Dahiliye Nazırı olarak görev alan Fethi Bey, Damat Ferit Paşa tarafından tutuklandı. Bütün muhaliflerini ortadan kaldırmak isteyen Damat Ferit, Fethi Bey’i Enver, Cemal ve Talat Paşaların kaçmalarına göz yummakla suçlandırmış ve Malta’ya sürgüne göndermiştir. Ancak tutuklanan İngilizler’le değiştirilmek suretiyle 1921 yılında Malta’dan kurtarıldı. Büyük Millet Meclisi tarafından Büyük Taarruzda Dahiliye Nazırı olarak seçilen Fethi Bey, Roma, Paris ve Londra’ya giderek; Yunanlıların Anadolu’dan çekilmelerini sağlayacak bir barış için çalışmıştır. Fethi Bey bu durumu, o sırada taarruz hazırlıklarını tamamlamak üzere bulunan Mustafa Kemal’e bir telgrafla birdirdi. Daha sonra da Ankara’ya döndü. Rauf Orbay’ın Başbakanlık görevinden ayrılması üzerine Başbakan seçildi (4 Ağustos 1923).

Cumhuriyetin ilanı sırasında yaşanan kabine buhranı üzerine Başbakanlıktan ayrıldı. Mustafa Kemal’in Cumhuriyetin ilanına karar verdiği sırada, O’nun yanında bulunmuş ve Mecliste takip edilecek çalışma şeklini beraberce tespit etmişlerdir. Fethi Bey, Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM Başkanı seçildi. Terakkiperver Fırkanın kurulmasından sonra, Başbakanlıktan ayrılan İsmet İnönü’nün yerine tekrar başbakanlığı seçilen Fethi Okyar, Şubat 1925’te başlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında Başbakanlıktan ayrıldı.

Büyükelçi olarak çalıştığı Paris’ten, 1930 yılında dinlenmek için yurda gelen Fethi Okyar’a Mustafa Kemal tarafından yeni bir parti kurması teklifi yapılması üzerine, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. Fakat bu parti kapatıldı. Mustafa Kemal’in ölümünden sonra da çalışmalarına devam eden Fethi Okyar, 12 Mart 1941’de Adliye Vekaleti görevinden ayrılmış ve birkaç yıl sonra 7 Mayıs 1943’de ölmüştür.

Kostas Simitis

Cuma, Haziran 29th, 2012

1936’da Atina’da doğan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Almanya’da Marburg Üniversitesi’nde hukuk ardından London School of Economics’te ekonomi eğitimi aldı. 1961’de Yüksek Mahkeme’de yargıç olan Simitis, 1965’de Panhelenik Kurtuluş Hareketi Ulusal Konseyi’ne katılarak politikaya atıldı. Simitis aynı yıllarda bir araştırma ve çalışma topluluğu olan Elexandros Papanastasiuou Derneği’ni kurdu.

1967-69 yıllarında Yunanistan’da iktidarda olan askeri cuntaya karşı bir dizi yasadışı eylemde bulundu. Bu eylemlerin sonucunda mahkemelik olan Simitis, yargılanmamak için Almanya’ya kaçtı. Sürgün yıllarında da cuntaya karşı mücadelesine devam eden Simitis, Almanya’nın Konstanz Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Simitis bir süre sonra Justus Liebig Üniversitesi’nde ticaret ve medeni hukuk dalında profesörlük ünvanı kazandı.

Simitis, cunta yıllarının ardından Yunanistan’a döndü ve 1985’te Yunan Parlamentosu’na girdi. 90’lı yıllara dek tarım, ulusal ekonomi ve endüstiri bakanlıklarında bulunan Simitis, Başbakan Andreas Papandreu’nun 1996 ocağında sağlık nedenlerinden dolayı görevi bırakmasının ardından düzenlenen seçimlere Panhelenik Sosyalist Hareketi’nin (PASOK) lideri olarak girdi.

ZEYTİN DALI UZATTI

1996 eylülünde yapılan seçimleri kazanan PASOK, lideri Simitis’i de başbakanlık koltuğuna taşıdı. 17 Ağustos 1999’da Marmara’da meydana gelen büyük depremin ardından Türkiye’ye zeytin dalı uzatan ve iki toplum arasında tarihte görülmemiş bir yakınlaşmanın tohumlarını Ege’ye diken Simitis, Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin adaylığına karşı Yunan vetosunu da kaldırarak Aralık 1999’da Türkiye’ye aday ülke statüsünün verilmesinde önemli rol oynadı.

Simitis’in Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu (Kim imdire link) ile uyumlu çalışması da, Yunanistan’ın Türkiye politikasında yumuşamasında önemli rol oynadı.

Simitis’in hukuk ve ekonomi konularında Almanya ve Yunanca yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.

Kazım Özalp

Cuma, Haziran 29th, 2012

1880 yılında Köprülü-Yugoslavya’da doğdu. Harp Okulu’nu (1902) ve Harp Akademisi’ni (1905) bitirdi. Selanik’te 36.Alay 2.Bölük komutanlığına atandı. Daha sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne giren Kazım Bey, 31 Mart isyanını bastıran hareket ordusuyla birlikte İstanbul’a geldi (1909). Balkan Savaşından sonra, İstanbul Merkez Komutanlığı yardımcılığına atandı (1913). 1914’te Binbaşı oldu. Van Seyyar Jandarma Alayı komutanıyken(1914), I.Dünya Savaşı’na katılarak Ruslara karşı savaştı. Yunanlıların İzmir’i işgalinde, Balıkesir’deki 61.Tümen komutanlığında görevliydi ve o çevrede Kuvayı Milliye’yi örgütledi. Bu arada Balıkesir Milletvekili olarak TBMM’ye girdi (1920). Meclis tarafından İzmir Şimal Cepheleri komutanlığına atandı. Sakarya Savaşı’na ve Büyük Taarruz’a katılarak 1921’de Tümgeneral, 1922’de Korgeneral oldu. 1922-1924’te Milli Savunma Bakanı, 1924-1935’te Meclis Başkanıydı. Bu arada orgeneralliğe yükseldi (1926). 1935’te ikinci defa Milli Savunma Bakanlığına getirildi. 1943’te CHP Meclis grup başkanvekili oldu. 1950 seçimlerinde Van’dan milletvekili seçildi ve 1954’te siyasi hayattan çekildi.

David Ben Gurion

Cuma, Haziran 29th, 2012

1886 yılında Polonya’da dünyaya geldi. Babası siyonist bir gruba üye olan Ben Gurion, okul yıllarında babasının yolunu takip ederek siyonist grupların içinde faaliyet göstermeye başladı. Fakat o daha ziyade dinden uzaklaşarak politik siyonizme doğru kaydı.

Henüz yirmi yaşlarında iken o dönem Osmanlı toprakları olan Filistin’e göç etti. İlk yerleşim birimlerinin portakal bahçelerinde ve şarap mahzenlerinde çalışmaya başladı. O dönemde osmanlı topraklarında gizli faaliyet gösteren Sion Çalışanları örgütünde etkin rol oynadı fakat burada da örgüte muhalif tavır takındı. Örneğin göçmenlerin ve yerleşimcilerin kendi işlerini Diaspora’nın müdahalesi olmadan yürütme hakkı; İsrail’e göç etmenin her parti üyesinin zorunluluğu olduğu; ve İbranice’nin partisinin tek dili olması gerektiği gibi.

I. Dünya Savaşı ile birlikte İngilizler’le işbirliği içine giren siyonist örgütün önde gelenlerinden olan Ben Gurion, dönemin iktidarı tarafından yurt dışına sürgüne gönderildi. Ben Gurion, New York’a gitti ve orada da siyonist faaliyetlerini sürdürdü. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hariciye sekreteri Arthur Balfour’un geliştirdiği “”Majestelerinin hükümeti Filistin’de Yahudi halkı içi milli bir anayurdun kurulmasına olumlu bakmaktadır.” deklerasyonuna uygun olarak faaliyetlerini hız kazandırdı. New York’ta Ahdut ha-Avoda’yı (Birleşik Çalışma Partisi) kurdu.

1934 yılında İsrail’e gerin döndü ve bugünkü İsrail gizli servisi Mossad’ın ilk nüveleri olan Yahudi Ajansı’nı kurdu. Bu ajans İsrail devletinin kurulmasında önemli faaliyetlerde bulundu, dağınık olan yahudi toplulukların birleşmesinde çok etkin rol oynadı. Ben Gurion’un özellikle bu dönemde İngiltere’nin Filistin politikasına karşı ser tedbirler aldığı göze çarpmaktadır. Nihayet Mayıs 1948’de İsrail’in ilk başbakanı olarak İsrail’in kuruluş belgesini dünyaya deklere etti. İki dönem İsrail başbakanı olan Ben Gurion 1973 yılında öldü.

Willy Brand

Cuma, Haziran 29th, 2012

Willy Brand, 18 Aralık 1913’de tezgahtar bir kadının gayri meşru çocuğu olarak Lübeck’de doğdu. Gerçek adı Herbert Ernst Karl Frahm’dır. Annesinin etkisiyle sosyalizmle küçük yaşta tanıştı, 14 yaşındayken partinin yerel yayın organı Lübecker Volksbote’ye (Lübeck HalkHabercisi) yazmaya başladı. 16 yaşında, SPD’nin (Alman Sosyal demokrat Partisi) gençlik örgütü S.A.J’a (sosyalist İşçi Gençlik), bir sene sonra SPD’ye üye oldu. 1931’de SPD’den ayrılan sol kanadın kurduğu SAP’a (sosyalist İşçi Partisi) geçti. 1932’de liseyi bitirdi. 11-12 Mart 1933’de Willy Brant kod adıyla SAP’ın Dresden’de illegal olarak düzenlediği kongreye katıldıktan bir süre sonra, tutuklanacağını öğrenince bir balıkçı teknesiyle Danimarka üzerinden Norveç’e kadar kaçtı.

Brand, burada bir yandan Norveç İşçi Partisi içinde çalışırken, Almanya’daki SAP örgütüyle de haberleşmeyi ve ülkesine illegal yayınlar sızdırmayı sürdürdü. 1936 yazında, Norveçli öğrenci Gunnar Gaasland adına düzenlenmiş bir kimlikle Berlin’e geçerek SAP’ın hücre örgütlenmesini geliştirmek için çaba harcadı. İspanya iç savaşının başlaması üzerine, Şubat 1937’de SAP’ın iyi ilişkiler içinde bulunduğu POUM’la (Birleşik marksist işçi Partisi) bağlantısını sağlamak için İspanya’ya gitti. Haziran 1937’ye dek kaldığı İspanya’dan yeniden Norveç’e döndü. 1938 Yılında Nazi rejimi tarafından Alman vatandaşlığından çıkarıldı.

Brand, ikinci dünya savaşı başlayıp Almanya, Norveç’i işgal edince, gerçek kimliği anlaşılarak örgütü ele vermemek amacıyla giydiği Norveç askeri üniformasıyla yakalandı. savaş esiri sayılarak bir süre sonra serbest bırakılmasından yararlanarak tarafsız İsveç’in başkenti Stockholm’e geçti ve uzun süre Norveç direnişi için çalıştı. 1942’de beraber davrandığı eski SAP kadrolarıyla beraber yeniden SPD’ye dönmeyi kararkaştırdı. İskandinav sosyalistlerinin pragmatist anlayışı ve reformist “sosyal adaletçi” sosyalizm tasarımları Brand üzerinde derin etki yapmıştır.

Brand, savaşın bitmesinden sonra Almanya’ya, önce Norveç İşçi Partisinin gözlemcisi olaraj döndü. 1947 sonunda yeniden Alman vatandaşlığına geçti. Ocak 1948’de, 1941’de evlenmiş olduğu Norveçli eşinden ayrılarak yeniden evlendi. SPD’de Almanya’nın uluslararası kapitalist sistemle (ve batıyla) yeniden eklemlenmesini savunan sağ kanatda yer aldı. Siyasal faaliyetini sürdürdüğü Berlin’de 1958’de Berlin örgüt Başkanlığı’na seçildi. Burada Ekim 1957’de Berlin Belediye Başkanının ölmesiyle şehir meclis başkanı olarak belediye başkanlığına gelmişti. 1961 genel seçimlerinde SPD’nin Başbakan adayı oldu; partinin oyunu %31’den %36’ya çıkarmasına rağmen seçilemedi. Bu seçim kampanyasında, geçmişde komünistlerle işbirliği yapmış olması ve ” nesebinin gayri sahihliği” sağ partilerce aleyhinde kullanıldı. 1964’de SPD Parti Başkanlığına seçildi.

1966’da Hristiyan Demokratlarla SPD arasında kurulan Büyük koalisyon’da Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı oldu. Bu görevde, Amerika’dan olabildiğince bağımsızlaşma esasına dayalı bir “Avrupa Politikası” tasarımı geliştirdi. Alman diplomasisini ABD’den bağımsızlaştırmaya çalıştı; Doğu Avrupa Halk Demokrasileri ve özellikle Doğu Almanya Cumhuriyeti ile ilişkilerinin geliştirilmesi için büyük çaba harcadı.

Willy Brand 1968 seçimlerinden sonra SPD ile FDP’nin (Hür Demokrar Parti) kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan oldu. Ostpolitik (Doğu Politikası) alanında hızlı adım atan Brand 1970 Yılında Federal ve Demokratik Alman Hükümetlerinin geniş çaplı işbirliğine girmesine öncülük etti; SSCB ile Saldırmazlık Paktını imzaladı. 1971’de Başbakan olarak ziyaret ettiği Varşova’da, ikinci dünya savaşında Nazilerin katlettiği Polonyalı yahudiler anısına yapılmş olan anıtı önünde diz çökmesi dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. aynı yıl ” doğu-batı gerginliğinin azaltılmasına katkıları” nedeniyle kendisine Nobel Barış Ödülü verildi.

1976’da Sosyalist Enternasyonal Başkanlığına seçilen Brand, 1974’de özel danışmanı Günther Guillaumme’un Demokratik Alman ajanı olduğunun ortaya çıkması üzerine Başbakanlıktan istifa etti. Bundan sonra fiilen partinin “Onur Başkanlığı” konumuna çekildi. 1979’da geçirdiği kalp krizi üzerine karısından ayrıldıktan sonra, 1984’de kendisinden 32 yaş küçük olan SPD sol kanadından genç bir kadınla evlendi. Brand seksenli yıllarda partide ağırlığını yeniden hissettirdi ve Yeşillerle koalisyondan yana, ABD öncülüğünde yeniden tırmandırılan soğuk savaş atmosferine ve nükleer silahlanmaya karşı tavır alarak partinin sol kanadını destekledi.

Almanya’nın efsanevi sosyaldemokrat lideri Brand, 8 Ekim 1992’de sosyalist Enternasyonal Başkanı olarak hayata gözlerini yumdu.