Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Dr.Abdullah Abdullah

Cuma, Haziran 29th, 2012

Doktor Abdullah Abdullah da 1960 yılında Penşir Vadisi’nde doğdu. Devrik Rabbani hükümetinin de Dışişleri Bakanı ve sözcüsü olan Abdullah, akıcı İngilizcesiyle Kuzey İttifakı’nın dünyaya açılan penceresi oldu.

Tacik ve Peştu ana babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Abdullah, 1983 yılında Kabil Üniversitesi’nden göz doktoru olarak mezun oldu ve Pakistan’ın sınır kenti Peşaver’deki Afgan mültecilerin bulunduğu kamptaki hastanede çalışmaya başladı. Daha sonra Kabil’in kuzeyindeki Penşir Vadisi’ne dönerek Şah Mesud kuvvetlerine katılan Abdullah, bu kuvvetlerin sağlık bölümünün başına getirildi ve ayrıca baş siyasi danışman oldu.

Rabbani hükümetinin 1992 yılından beri sözcüsü olan Abdullah, BM tarafından resmen tanınan Rabbani hükümetinin üç yıl BM temsilciliğini de üstlendi. Abdullah, 1999 yılında bu hükümetin Dışişleri Bakanlığı’na atandı. Taliban devrildikten sonra kurulan Karzai hükümetinde de Dışişleri Bakanlığı görevi ona verildi.

Reşat Doğru

Cuma, Haziran 29th, 2012

Reşat Doğru, 20 Temmuz 1955 yılında Tokat ili Erbaa ilçesinde doğdu; ilk ve orta öğrenimini Erbaa ilçesinde, Lise öğrenimini İstanbul Pertevniyal Lisesi’nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak tıp doktoru olarak mezun oldu. Mezuniyetten sonra Tokat ili Almus ilçesi Hükümet Tabipliğinde göreve başladı. Ankara SSK Dışkapı Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünde 1985 yılında ihtisasını tamamladı. Genel Cerrahi Uzmanı ünvanını aldıktan sonra Tokat ve Yozgat’ta çeşitli hastanelerde Genel Cerrahi Uzmanı, Başhekim Yardımcısı ve Başhekim olarak görev yaptı. 1994 yılında Tokat’ta Tabip Odası Başkanlığına seçildi ve bu görevi iki dönem yürüttü. 1995 yılında Milliyetçi Hareket Partisinden Tokat Milletvekili olarak 2. sıradan aday olarak seçime girdi, seçim sonrası tekrar görevine döndü. 1999 yılı Genel Seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisinden 21. dönem Tokat Milletvekili olarak TBMM’nde yer aldı. TBMM’nde Sağlık, Aile ve Sosyal İşler Komisyonunda görev yaptı. DOĞRU, evli ve iki çocuk babası olup İngilizce bilmektedir.

22 Tummuz 2007 Genel Seçimlerinde MHP’den milletvekili seçilmiştir.

Eyüp Aşık

Cuma, Haziran 29th, 2012

Eyüp Aşık 1953’te Çaykara’da doğdu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi’nden mezun oldu.17, 18, 19, 20′ nci dönem ANAP Trabzon Milletvekilliği yaptı.

27.10.1998’de Devlet Bakanlığı ve milletvekilliğinden istifa etti, 21.

dönemde tekrar seçildi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu eski Başkanı olan ve Devlet Bakanlığı yapan Aşık, evli, beş çocuk babası.

Anavatan Partisi’nde önemli görevlerde bulunan Eyüp Aşık, Fransa’da tutuklu bulunan Alaattin Çakıcı’ya ABD’de kendisine yönelik operasyonu telefonla haber verdiği öne sürüldü ve bu iddialardan sonra görevinden istifa etti.

İstanbul DGM’de ‘Cürüm işlemek amacıyla oluşturulan teşekkül üyelerine yardım ve yataklık etmek’ suçundan hakim karşısına çıkan Aşık, Çakıcı’nın konuşma süresince kendisine yardımcı olunduğunu teyit ettirmeye çalıştığını belirtti.

Aşık, “İddianamede de belirtildiği gibi, kasette çeşitli ekleme ve çıkarmalar var. Bu çıkarılan bölümlerde de Mesut Yılmaz ve çocukları tehdit ediliyordu. Karısını, en yakın arkadaşını öldüren Mesut Yılmaz’ın oğlunu da öldürebilirdi. Ben de öyle bir endişe vardı” dedi.

İNKAR ETMEDİ

Çakıcı ile konuştuğunu gizlemeyen Eyüp Aşık, “Yalnızca Çakıcı ile değil, başka insanlarla, Sabancı suikastı, Susurluk olayı gibi başka olaylarla ilgili görüşmeler de yaptım” dedi. Aşık istifası ile ilgili olarak da şunları söyledi:

“Ben Çakıcı, ‘Hükümet düşecek, Eyüp Aşık istifa edecek’ dediği için istifa etmedim. Çakıcı kafadan çatlak bir adam. Bu konu ortaya çıkınca dokunulmazlığın kaldırılmasının öncüsü olan birine yakışmaz dedim ve istifa ettim.” Aşık, Çakıcı ile yaptığı telefon görüşmesinde, arayan kişinin kendisi olmadığının altını çizdi.

Kasette, Çakıcı’nın kendisine ‘Kaç dedin kaçtım’ dediğini hatırlatırken, “Böyle bir şeyin olduğunu bana da teyit ettirmeye çalışmıştır. Zaten Çakıcı, ‘kaçtım’ dediği tarihlerde ABD’den ayrılmamıştı. Sadece bana teyit ettirmeye çalışmıştır” ifadesini kulladı.

İNTİKAM PEŞİNDEYDİ

Aşık, Çakıcı’nın daha önce bazı vasıtalarla kendisine haber göndererek, Başbakan Mesut Yılmaz’ın, öldürülmesi için Mehmet Eymür ve bazı emniyet görevlilerini peşinden gönderdiğini ve bunun intikamını almak istediğini söylediğini anlattı. Aşık, Çakıcı’nın, Yılmaz’dan ve kendisinden intikam almak için bu kasetleri yaydığını söyledi.

Emniyet görevlilerinin ABD’ye giderek Çakıcı’yı bulduğunu söyleyen Aşık, ”Bizim istihbarat

uzmanlarından aldığımız bilgiye göre ABD, eksik evrak v.s. bahane ederek Çakıcı’yı vermedi. Çünkü CIA kullanıyordu. Daha sonra kandırılarak ABD’den çıkarıldı” dedi.

Çakıcı ile 4 kez görüştüğünü her defasında da kendisinin aranıldığını söyleyen Aşık, Mahkeme Başkanı Sedat Karagül’ün, “Neden çetelerle uğraşıyorsunuz. Özel bir zevkiniz mi var?” şeklindeki sorusunu, “1990’da insan hakları komisyonu başkanıydım. Milletvekilinin kanunsuz işleri bulup çıkarması görevidir. Yeşil’i gündeme getirmiştim” diye cevapladı.

ESKİ DÜŞMAN YENİ DOST

Eyüp Aşık, 7 Ağustos 2001 tarihinde yapılan ANAP kongresinde bir zamanlar en yakınında bulunduğu Mesut Yılmaz’ın karşısına parti genel başkanlığı için aday oldu. Mesut Yılmaz’a sert eleştirilerde bulunarak katıldığı yarıştan mağlup olarak ayrıldı ve DYP’ye katılma süreci de böylece başlamış oldu. Bir zamanlar DYP’yi yerden yere vuran açıklamalar yapan Aşık, 28 Ağustos 2001 tarihinde partisinden şu sözleri sarfederek ayrıldı:

“Şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu bunalım makul hiçbir sebeple izah edilemez. Türkiye’nin bugünkü potansiyeli 10 sene evveline göre çok çok daha iyi olmasına rağmen böyle bir bunalımı hakketmemiştir. Bu bunalımın tek sebebi yanlış yönetimdir. Ben bu yanlışa daha fazla ortak olmak istemiyorum. Partimin koalisyon ayrılması mümkün değil. Bu durumda ben daha fazla ortak olmak istemiyorum. Partim iyiye gitmiyor. Hükümet iyiye gitmiyor. ülkem iyiye gitmiyor. Halkın durumu iyeye gitmiyor. Ve yakın gelecekte iyiye gideceğine dair hiçbir emare yok. Onun için partimden ayrılmak istiyorum. Çocuklarımdan, eşimden ayrılmak kadar zor bir işi yapmak durumundayım. Bu bunalımdan Türkiye’nin çıkması için siyaseten yapabileceğim birşey varsa onu yaparım. Ama bugün için o ortam benim için gözükmüyor. Olduğu zaman bunu yapmaya çalışırım.”

Aşık bu konuşmadan beş gün sonra da DYP’ye katıldı. DYP’ye katılışında ise şu sözleri sarfetti: “Hayatımın en zor kararını verdim. Öyle ümit ediyorum ki, siz de benim DYP’ye katılma kararımı (biz haklı çıktık) şeklinde övünerek değil, bundan istifade ederek, burada toplanma gereğini, hiç değilse bu dönemi kaybettik, gelecek dönem istikrarı sağlama yönünde değerlendirirsiniz. Yüce Allah şahittir, hiçbir pazarlık yapmadım. Gelecek dönem milletvekili seçilmek için gelmedim. Gelecek dönem istikrara katkım olursa, ülkeme yapabileceğim en hayırlı işi yapabileceğimi düşünerek geldim.”

Bülent Arınç

Cuma, Haziran 29th, 2012

Bülent Arınç, 1948 yılında Bursa’da doğdu. Manisa Lisesi’nden mezun olan Arınç, 1970 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Manisa’da uzun süre serbest avukatlık yaptı. Üniversite yıllarından itibaren siyasetle uğraşan, gençlik kolları başkanlığı yapan Bülent Arınç, il başkanlığı görevinde de bulundu.

24 Aralık 1995’te milletvekili genel seçimlerinde Refah Partisi’nden (RP) Manisa Milletvekili seçilen Arınç, RP MKYK üyeliğinde bulundu. Bülent Arınç, bu dönemde TBMM Adalet Komisyonu ile Türkiye-AB Karma Komisyonu’nda çalıştı.

Arınç, RP’nin (Refah Partisi) 15 Şubat 1998’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması ve kapatma kararının 22 Şubat 1998 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanmasından sonra, 27 Şubat 1998’de bir grup arkadaşıyla beraber 17 Aralık 1997’de kurulan Fazilet Partisi’ne (FP) geçti.

Arınç, 18 Nisan 1999 milletvekili genel seçimlerinde FP’den Manisa Milletvekili seçildi. İki yasama döneminde FP Grup Başkanvekili görevinde bulunan Arınç, ayrıca TBMM Dışişleri Komisyonu üyeliği yaptı.

Bülent Arınç, FP’nin “Yenilikçi Kanat” milletvekilleri arasında öne çıkan Kayseri Milletvekili Abdullah Gül ile beraber hareket etti ve 14 Mayıs 2000’de toplanan FP 1. Olağan Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlığa adaylığını koyan Gül’ü destekledi.

RP’nin ardından, FP’nin de 22 Haziran 2001’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından bu partiye mensup milletvekillerinden “Yenilikçi Kanat” olarak adlandırılan grubun 14 Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucuları arasında yer alan Arınç, TBMM Grup Başkanı görevine getirildi.

Bülent Arınç, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Milletvekili Erken Genel Seçimlerinde üçüncü kez Manisa Milletvekili olarak Parlamentoya girdi.

Arınç, 19 Kasım 2002’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Manisa Milletvekili Bülent Arınç birinci oylamada Anayasa’nın istediği çoğunluğu sağlayarak, 369 oyla TBMM’nin 22. Başkanı oldu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
01 Mayıs 2009 günü Başbakan tarafından açıklanan yeni kabinede Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak yer aldı.

Orta derecede İngilizce bilen Bülent Arınç, evli ve iki çocuk babası.

Prof. Dr.Ahmet Davutoğlu

Cuma, Haziran 29th, 2012

1959 yılında Konya/Taşkent’te doğdu. Ortaöğretimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi ve Siyaset Bilimi bölümlerinden mezun oldu. Aynı üniversitenin Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktorasını tamamladı.

1990-1995 yılları arasında yurtdışında görev yaptıktan sonra 1996-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi’nde çalıştı. 1993’te doçent, 1999’da profesör oldu.

Beykent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığını yürütmektedir.

Alternative Paradigms (Lanham: University Press Of America, 1994) ve Civilizational Transformation and the Muslim World başlıklı kitapları yayınlanmıştır.

Ayrıca, özellikle uluslararası İlişkiler, bölgesel analizler, mukayeseli siyaset felsefesi, mukayeseli medeniyet tarihi araştırmalarını kapsayan değişik alanlarda disiplinlerarası bir yöntemle kaleme alınmış çalışmaları farklı dillerde yayınlanan Davutoğlu’nun 2001 yılı ortasında “Stratejik Derinlik” adlı bir kitabı yayınlanmıştır.

Bu kitabın önsözünde Davutoğlu şunları yazmaktadır: “Türkiye’ye çevreleyen yakın kara, yakın Deniz ve yakın kıta havzaları, coğrafi olarak da insanlık tarihinin ana damarının şekillendiği alanları kapsamaktadır. Soğuk Savaş sonrası dönemin getirdiği dinamik uluslar arası ve bölgesel konjonktürde en yakın havzasından başlayarak dışa açılması kaçınılmaz olan Türkiye’nin stratejik derinliğinin yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta bağlantıları ile yeniden tanımlanması ve bu derinliğin jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel boyutlarının dış politika parametreleri olarak kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Modernite Avrupa-Merkezli bir tarihi sürecin eseriydi; küreselleşme ise kaçınılmaz bir şekilde başta Asya olmak üzere bütün insanlık birikimini tarihin akış seyrinde tekrar devreye sokacak unsunlar taşımaktadır. Tarihi birkimi etkin bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte Türkiye tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Staretejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslar arası konjonktüre daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır.”

Büyükelçiliğe, 2003’de, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakanı Abdullah Gül’ün ortak kararıyla layık görülen Davutoğlu, özellikle 2008 yılında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında Türkiye adına oynadığı önemli rol başta olmak üzere, çok sayıda dış politika konusunda adından sıkça söz ettirdi.

Davutoğlu’nun dış politika üzerine düşüncelerini ve tecrübelerini topladığı “Stratejik Derinlik/Türkiye’nin Uluslararası Konumu” adlı kitabının yanı sıra çok sayıda eseri bulunuyor.

Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu Başbakanın 01 Mayıs 2009 günü açıkladığı yeni kabinede Dışişleri Bakanı olarak görev yapacak. Milletvekili olmayan Davutuğlu AK Parti hükümetinin parlamento dışından kabinede görev alan ilk bakan oldu.

Bir süredir Başbakan Erdoğan’ın dış politika danışmanlığını sürdüren Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı görevini Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı’na atanan Ali Babacan’dan devraldı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 6 Temmuz 2011 günü açıklanan 61. Hükümette de Dışişleri Bakanı olarak görev aldı.

Prof. Dr.Necmettin Erbakan

Cuma, Haziran 29th, 2012

29 Ekim 1926 yılında Sinop’ta doğdu. Babası Adana‘nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN’ın annesi de Sinop’un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım’dır.

Necmettin ERBAKAN ilkokul’a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu’nda başladı, babasının Trabzon‘a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesi’nde orta tahsiline başladı. İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943 yılında birincilikle bitirdi.

1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makine Fakültesi’nden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz’unda Makine Fakültesi Motorlar Kürsü’nde asistan olarak göreve başladı.

1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi’nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanya’ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezinde Profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan “DOKTOR” unvanını aldı.

Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN’ın “Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu” matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya’nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATS tarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı’nın RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu.

II. Dünya Harbi’nden sonra Alman üniversitelerinde ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul’a döndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya’nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953’ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 – Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane’deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlu’ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye’de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.’yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya’da çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.

Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956’da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara’da yapılan Sanayi Kongresi’nde Gümüş Motor’un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN “Yeni hedef otomobillerin Türkiye’de yapılmasıdır” fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde “DEVRİM OTOMOBİLİ” adıyla ilk yerli otomobil ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200’e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir.

1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966’da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs’ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969’da da Odalar Birliği Başkanı oldu.

Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya‘dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek Meclis‘e girdi.

24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş’ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi‘ni kuran ERBAKAN, 1971 Nisan’ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclis‘e girdi.

1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSP’nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3’lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.

1978 yılı başında 12 Eylül 1980’e kadar muhalefette kalan MSP’nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilali’nin getirdiği yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar politikadan uzak kaldı. Eylül 1987’deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisi‘nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya’dan yeniden Milletvekili seçildi.

1995 genel seçimlerinde tekrar Konya’dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde Refah Partisi %21.7 ile birinci olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye’nin Başbakanı olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çok önemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır.

1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu Refah Partisi’nin kapanmasıyla 5 yıl siyasi yasaklı hale gelen Erbakan 11 Mayıs 2003’te Saadet Partisi‘ne Genel Başkan seçilmiştir.

Erbakan, kamuoyunda “Kayıp Trilyon” davası olarak bilinen davada, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Mart 2002’de “özel evrakta sahtecilik” suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum oldu.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erbakan’ın cezasını onadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, “Kayıp Trilyon Davası”nda mahkum olan ve mahkumiyet kararları kesinleşen Erbakan dahil 6 kişinin parti üyeliğinden çıkarılması ve partideki organlardaki görevlerine son verilmesini isteyince Erbakan, 30 Ocak 2004’te Saadet Partisi Genel Başkanlığından ve parti üyeliğinden ayrıldı.

Ankara Numune Hastanesi’nden aldığı sağlık raporu doğrultusunda infazı ertelen Erbakan’ın “Kayıp Trilyon” davasında aldığı hapis cezası TCK’da yapılan değişiklik uyarınca ev hapsine çevrildi. Erbakan ev hapsini çekerken Adli Tıp Kurumunun “sürekli hastalık” raporu doğrultusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Ağustos 2008’de affedildi.

Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Sol ayak damarlarındaki iltihaplanma nedeniyle uzun zamandan beri özel Güven Hastanesi’nde tedavi gören Milli Görüş lideri 54. Hükümet Başbakanı ve Saadet Partisi Genel Başkanı Erbakan, kalp yetmezliği nedeniyle 27 Şubat 2011 günü öğle saatlerinde yaşamını yitirdi.

Erbakan’ın cenazesi 1 Mart 2011 Salı günü İstanbul Fatih Cami’nde öğle namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından İstanbul Merkez Efendi’deki aile kabristanlığına defnedilecek. 

Kemal Derviş

Cuma, Haziran 29th, 2012

1949 yılında İstanbul’da doğdu. London School of Economics and Political Science Lisans ve Lisansüstü, doktorasını ise Princeton Üniversitesi´nde yaptı. Derviş, 1978 yılında Dünya Bankası’nın araştırma bölümünde çalışmaya başladı. 1982 yılında Global Endüstri Bölümü Endüstri Stratejileri ve Politikası Dairesi Başkanlığı´na atandı. 1986´ya kadar bu görevde kaldı. Daha sonra, Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ekonomi Uzmanları Başkanlığı görevini yürüttü. Meslek kariyerinde ve Dünya Bankası bünyesinde hızla yükselen Derviş, Doğu Bloku´nun yıkılmasından sonra Orta ve Doğu Avrupa masalarının başkanlığına getirildi. Bu ülkelerin, pazar ekonomisine geçmesine büyük katkı sağlayan Derviş ayni zamanda Dünya Bankası ve Avrupa Birliği´nin Bosna Hersek´in yeniden imarı programlarını da yönetti.

1996 yılında Orta Avrupa ve Kuzey Afrika´dan Sorumlu Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Dünya Bankası’nın Akdeniz ve Kuzey Afrika ülkelerinden sorumlu başkan yardımcılığı yapan Derviş, Atilla Karaosmanoğlu’ndan sonra bu görevi üstlenen ikinci Türk ünvanını da taşıyor. Dünya Bankası Orta Avrupa Dairesi Başkanlığını yürütürken, Başkan James Wolfensohn’un yardımcılıgına getirilen Derviş’in bir özelliği de, Bülent Ecevit’in bir dönem danışmanlığını da yapmış olmasıdır.

Başbakan Bülent Ecevit tarafından Türkiye’ye davet edilen Derviş, 3 Mart 2001’de Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na getirildi. Derviş, seçim kararının alınmasından sonra Ağustos 2002 başlarında istifa etti. Bir süre YTP ile CHP arasında solda birlik çalışmalarını sürdüren Derviş, buna DSP’yi de dahil etmek istedi. Ancak başarılı olamayınca sonunda CHP’ye katılma kararı aldı. Derviş, 23 Ağustos 2002 günü düzenlenen törenle CHP rozeti taktı. Derviş, 3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerde CHP’den İstanbul 1. Bölge Milletvekili adayı oldu ve seçildi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanlığı’na seçilen CHP İstanbul Milletvekili Kemal Derviş, 9 Mayıs 2005’de milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı 15 ağustos 2005 tarihinden başlayan görevi 15 ağustos 2009 tarihinde sona erecek. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın önerisiyle UNDP başkanlığına getirilen Derviş dört yıl bu görevi yürütecek.

Winston Churchill

Cuma, Haziran 29th, 2012

Wisnton Churchill, Oxfordshire’da, 30 Kasım 1874’te, Lord Randolph Churchill’in oğlu olarak dünyaya geldi. 1895’te Kraliyet Harb Okulunu bitirdi ve orduya girdi. Boerler savaşında esir düştü ve kaçarak milli kahraman haline geldi. On ay sonra, Muhafazakar partiden milletvekili seçildi.

1904’te Liberal Partiye girdi. 1911’de Bahriye Nazırı oldu. Başarılı siyasi kariyeri 1916 Gelibolu yenilgisinden sonra düşüşe geçti. Sadece donanmayla Çanakkale Boğazının geçilebileceği, ardın da rahatça İstanbul’a ulaşılabileceği konusundaki ısrarcı tavrı, Türklerin umulandan çok daha başarılı bir savunma yapması; müttefik ordusunun tarihi yenilgisine yol açtı. Bu başarısızlığın mimarı olarak nitelendirilen Churchill, İngiliz halkı karşında çok zor bir durumda kaldı ve muhaliflerinin de zorlamasıyla görevinden ayrıldı. Ancak 1917’de Cephane Bakanlığına ve Harbiye Bakanlığına getirildi. 1924’te tekrar Muhafazakar Partiye girdi. Maliye Bakanı oldu (1924-1929).

1939’da bir kez daha Bahriye Nazırlığına ve 1940’ta N. Chamberlain’ın yerine Başbakanlığa getirildi. İkinci Dünya Savaşında izlediği savaş politikası ve Roosevelt ile kurduğu iyi ilişkiler onu İngiliz tarihinin en önemli devlet adamları arasına soktu. Gene bu dönemde Müttefik Devletlerin Balkanlar’a kaydırmağa çalıştığı strateji konusunda Ruslarla çalıştı. Ancak S.S.C.B.’nin burada hakim duruma geçmesinden de çekiniyordu. Bu yüzden savaşın başından itibaren stratejik önemi büyük olan Türkiye’yi savaşa sokmağa çalıştı. Kahire ve Adana’da Türk yöneticileriyle bu konuda yaptığı görüşmelerde, Türkiye’nin istediği askeri yardımı vermeğe de yanaşmadı. Savaş sonrası Avrupa ülkelerinin birleşmesini sağlayan Kuzey Atlantik Paktı, Avrupa Konseyi gibi kurumların oluşması için büyük çaba gösterdi. 1951 seçimlerinde tekrar iktidara geldi. 1955’te görevlerini A.Eden’e bırakarak siyasetten çekildi.

Son yıllarını daha çok yazarak ve resim yaparak geçirdi. 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. 1963’te Amerikan Devleti, kendisine onursal vatandaşlık verdi. 1965 yılında, 90 yaşında öldü ve Blenheim Palace’a gömüldü.

Ariel Şaron

Cuma, Haziran 29th, 2012

Ariel Şaron, 1928’de doğdu. 14 yaşında İsrail Ordusu’na girdi. Şaron, ordu bünyesinde özel komando birliği kurarak ülke güvenliğinin korunmasında etkin görev üstlendi. Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gören Ariel Şaron’un komutasındaki İsrail askerleri 1953 yılında bir Filistin köyünü basarak 60 sivili katletti. Tarihçilere göre Şaron, bu saldırı sırasında askerlerine ‘herkesi öldürün’ emri verdi.

Arial Şaron 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer aldı ve 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. Knesset’e 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu. Arial Şaron 1982 yılında Savunma Bakanı oldu. Ve 18 Eylül 1982’de Şaron, İsrail Ordusuna “Filistin mülteci kamplarının yerle bir edilmesi” emrini verdi. Saldırı sonucunda 600 filistinli ölürken, 1800 filistinlinin kayıp olduğu açıklandı. Filistin kaynakları hiçbir iz bırakmadan kaybolan sivillerin Falanjist milisler ve İsrail askerleri tarafından öldürüldükten sonra gizlice gömüldüğünü iddia etti. Şaron, otobiyografisinde, katliam emirlerinin bazılarını kabul etti ve bunları ‘hata’ olarak nitelidi. 1983 yılında hakkında soruşturma açıldı. Şaron, Sabra ve Şatilla katliamlarından ‘dolaylı olarak sorumlu’ bulundu ve bakanlık görevinden azledildi. Ama Şaron, İsrail sağı için her zaman popüler bir sima olmayı başardı.

Şaron Yerleşim Bakanı olduğu doksanlarda Batı Şeria ve Gazze’de 1967 işgali sırasında alınan bölgeleri yerleşime açtı. 1996 yılında Netanyahu iktidara geldiğinde onu da kabineye alması için yoğun baskıyla karşılaştı. 1998 yılında dışişleri bakanı oldu. 1999 yılında Netanyahu’nun seçim hezimetinin ardından Likud liderliğine geldi. Gelir gelmez de kışkırtıcı faaliyetlere başladı. Müslümanlarca kutsal olan Mescid-i Aksa’ya yürüdü ve bu konuda kışkırtıcı açıklamalar yaptı.

Şubat 2001 tarihnde seçmenlerin ancak %60’nın oy kullandığı seçimlerde %60’lık bir oyla iktidara geldi. İktidara gelmesi tüm dünya tarafından tedirginlikle yarattı. Gazeteci Phil Reeves bu konuda şunları söylüyordu:

“73 yaşındaki Likud lideri Ariel Şaron, şubat ayında ülkenin başına geçti ve 1983’teki Şabra-Şatilla katliamlarıyla ilgili soruşturmanın onu küçük düşürmesinin ardından, bir daha İsrail’e lider olamayacağını düşünenleri şaşırttı. Yoğunlaşan şiddetten bıkan ve hükümetin yürüttüğü mükemmel halkla ilişkiler kampanyasıyla ikna olan İsrailli seçmenler, kendilerini güvene kavuşturarak Yaser Arafat’a sert çıkacağını düşündükleri bu adama döndüler. Şaron, beklenmedik bir farkla, 21 aydır başbakan olan Ehud Barak’ı gönderip iktidara geldi. Artık eski düşmanı Yaser Arafat ile yüz yüzeydi. Bölgenin kaderi, iki yetmişlik adamın elindeydi: Filistinlileri askeri güçle hizaya sokabileceğine inanan inatçı bir İsrail ideoloğu, eski bir general ile, Batı ile ilişkilerini düzeltmek ve sokakta giderek yükselen radikal dalga arasında sonsuz bir mücadeleye kilitlenen değişken Filistin lideri.”

Şaron 2001 yılı sonu ve 2002 başında izlediği politikalarla bu tedirginlikleri boşa çıkarmadı. Zeevi suikastını bahane ederek filistin yerleşim bölgelerini bombalatan Şaron, çocuk, kadın demeden bir çok filistinlinin de ölmesine neden oldu. 2002’nin Şubat ayında ise geniş bir harekat başlatırken, mülteci kamplarına da saldırı emri verdi. Gazze’deki mülteci kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında da 24 Filistinli öldü.

Şaron’un Politik Kariyeri

1975-77:Başsakan’ın güvenlik danışmanı

1977-81:Tarım Bakanı

1981-83:Savunma Bakanı

1984-90:Ticaret ve Endüstri bakanı

1990-92:Yerleşim ve yapı Bakanı

1996-98:Alt yapıdan sorumlu bakan

1998-99:Dışişleri Bakanı

1999:Likud Partisi Başkanı

2001: İsrail Başbakanı

Dick Cheney

Cuma, Haziran 29th, 2012

1940 yılında doğan Cheney, 1969’da siyasete atıldı. ABD’nin eski başkanları Richard Nixon ve Gerald Ford yönetiminde yer alan Cheney, 1989’da baba Bush döneminin savunma bakanı oldu. Katı muhafazakarlığı ile tanınan Cheney, bu dönemde özellikle Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle patlayan Körfez krizi sırasında birkaç kez Türkiye’yi ziyaret etti. Daha önce de Amerikan Kongresi’nde sözde “Ermeni soykırımı” tasarısına karşı etkin işlev üstlenen Cheney, savunma bakanlığı döneminde Türkiye’ye silah aktarımı konusuna Kongre’nin engel çıkarmasına mani olmuştu.

Baba Bush’un siyaseti bırakmasından sonra o da siyaseti bıraktı ve petrol işine girdi. Fakat siyaset’ten sadece iki dönem uzak kalabildi ve 7 Kasım 2000 yılında yapılan Amerikan seçimlerine katıldı ve George W. Bush’un kabinesinde bakan oldu.

Seçimlerden sonra çıkan yorumlarda devletin başına Bush değil Cheney’in geçtiği sık sık vurgulandı.

Başkan Bush’un, alkolizm ile gölgelenmiş, mesleki açıdan hiçbir başarı içermeyen, 40 yaşına dek sürmüş uzatmalı bir “delikanlılık” dönemi ardından, siyaset merdiveninde kısa sürede yükselmesini “herşeyden çok soyadına borçlu olduğu” ise genel kabul görüyor ve bu şekilde yorumlar yapılıyordu. Ve sık sık babasıyla karşılaştırılıyor ve en sonunda yetersizliğine hüküm veriliyordu. Nitekim Cheney’in bu koşullarda gelerek bizzat devletin başına geçeceği ve bunun da baba bush tarafından ayarlandığı iddia ediliyordu.

İşte bütün bu etmenler de, ABD’nin Bush’tan ziyade, başkan yardımcısı Dick Cheney’nin damga vuracağı yorumuna yol açıyordu. Cheney, bir “baba yadigarı.” Körfez Savaşı yıllarında savunma bakanlığı yapan, daha önce Kongre’de hizmet vermiş, Washington’ın eskilerinden, entellektüel derinliğe sahip bir siyaset kurduydu.

Nitekim 11 Eylül saldırılarından sonra Başkan Bush’un tedirginliğinin ötesinde kararlı davranışıyla açıkları kapattı. Afganistan savaşında yaptığı açıklamalar ve Ortadoğu’ya 2002 yılının Şubatı’nda yaptığı gezideki kararlı tutumu ABD’nin bizzat Cheney tarafından yönetildiği yorumu yapıldı.

Halen petrol işleriyle de uğraşan Cheney evli ve iki çocuk babası.

HABER

Dick Cheney Kritik Dosyalarla Geliyor/Ayrıntılar için tıklayınız…

Zülfikar Ali Butto

Cuma, Haziran 29th, 2012

Zülfikâr Ali Butto, 5 Ocak 1928 yılında doğdu. Çok zengin bir aileye mensuptu. Kaliforniya’da Berkeley Üniversitesi’ni ve İngiltere’de Oxford Üniversitesi’ni bitirdi. 1953’te Pakistan’da avukatlık yapmaya başladı. 1958’de Ticaret Bakanı, sonra da Dışişleri bakanı oldu. 1967 yılında Pakistan Halk Partisi’ni kurdu. Partisi seçim kazanınca 1971’de başbakan koltuğuna oturdu. 1977 yılında yapılan seçimlerde partisi tek başına iktidar oldu. Fakat muhalefet, seçime hile karıştırıldığını iddia ederek ülkede karışıklık çıkardı. Karışıklıklar iç savaşa dönüşmek üzere iken Genel kurmay Başkany Ziya-ül- Hak, 5 temmuz 1977’de yönetime el koydu. Zülfikâr Ali Butto, 1974 yılında, muhaliflerinin öldürülmesini emrettiği iddiasıyla mahkemeye verildi. Mahkeme, kararını 1978’de açıkladı: İdam. Karar 1979 Şubatında tasdik, 4 Nisan 1979’da Rawalpinhi’de infaz edildi.

Hüsamettin Özkan

Cuma, Haziran 29th, 2012

1950 Develi doğumlu. Evli ve iki çocuk babası olan Özkan, Galatasaray İktisat ve İşletmecilik Yüksekokulu’nu bitirdi. Devlet Bakanı ve Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Özkan, Ecevit‘e olan yakınlığı ile tanındı. Genel başkanını bir an olsun yalnız bırakmaması nedeniyle karikatürlere ve fıkralara konu oldu.

Ecevit’in basına ve kameralara yansıyan her karesinde Özkan da yer aldı. Ecevit’in sağ kolu ve sırdaşı oldu.

Genel başkanı ile birlikte üç hükümette yer aldı. Zengin bir işadamı olan Özkan, DSP’ye 1991 yılında girdi. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde DSP’nin 7 milletvekilinden biri olarak Meclis’e girdi.

4 DSP’li SHP’ye geçerken Erdal Kesebir ile birlikte Ecevit’in yanından ayrılmadı. Meclis’te Grup Başkanvekilliği görevini üstlendi. 1995 seçimlerinden sonra kurulan 55, 56 ve 57’nci hükümetlerin tümünde görev alan Özkan, hükümet kurma çalışmalarında da başrolü üstlendi.

KESİTLER
Dans Kralıydı
“İki Defa Ters Düştü”
Ecevitle Geldim Ecevit’le Giderim
Krizin Kilit İsmi
Halk Bankası ile Gündeme Geldi
Sezer’in Hedefi Oldu
Bir Yorum

Ecevit, liderlerle yine onun aracılığı ile görüştü. 57’nci hükümetin kurulma aşamasında Rahşan Ecevit’in verdiği demecin ardından yaşanan sıkıntıyı yine Özkan giderdi.

Bir geceyarısı operasyonu ile Bahçeli ile görüştü ve buzlar eritildi. DSP, ANAP ve MHP arasında doğan krizleri çözmek de Özkan’ın işi oldu. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile İçişleri Bakanı Sadettin Tantan arasındaki krize el koydu.


DANS KRALI SEÇİLDİ

Hüsamettin Özkan, 1968 yılında dönemin Akşam Gazetesi tarafından düzenlenen Altın Fener Dans Yarışması’nda birinci seçildi. Samba, Rock and Roll ve twistteki başarılı figürleriyle “Dans Kralı” olan Özkan, bu hobisini amatörce devam ettiriyor.

Kayserili olmasına rağmen Özkan’ın tek ve en büyük tutkusu “tekneler ve deniz”. Vakit buldukça, ailesi ve dostlarıyla birlikte teknesinde vakit geçiriyor. Özkan kimi zaman teknesinin bakımıyla bizzat kendisi ilgileniyor.

Üç büyük kulüple değişik yollarla bağlantılı olan Hüsamettin Özkan, aslında koyu bir Beşiktaş taraftarı. Ali Şen tarafından kendisine boş bir kağıda imza attırılması sonucu Fenerbahçe kongre üyesi de oldu. Ama Beşiktaşlılık’tan vazgeçmedi. Özkan’ın Sarı-Kırmızılı camia ile olan bağı ise Galatasaray İktisat ve İşletmecilik Yüksek Okulu mezunu olmasından kaynaklanıyor.


İKİ KEZ TERS DÜŞTÜ

Ecevit’i her konuda savunan, hatta genel başkanı hakkında çıkarılan ‘hasta’ söylentilerinden sonra, “Eğer bir sağlık problemi varsa namerdim. Çok ayıp ediyorlar” diyen Özkan, Ecevit ile Fetullah Gülen konusunda ters düştü.

Genel Başkanı’nın evinde kabul ettiği bunun da ötesinde kurucusu olduğu cemaati “faydalı tarikat” diye savunduğu Fetullah Gülen için Özkan, “şeriat devleti kurmak için gizli hedefleri olan biri” yorumunu yaparken, Fetullahçılar için de , “Onlar laiklik düşmanıdır” diyerek adeta Ecevit’i tekzip etti.


ECEVİTLE GELDİM ECEVİTLE GİDERİM

Kendisi için yapılan “Ecevit”in veliahtı yakıştırmasına tepki gösteren Hüsamettin Özkan, politikaya Ecevit ile başladığını ve onun bu camiadan kopması halinde kendisinin de onunla ile birlikte siyasi hayatına nokta koyacağını söyledi.

Özkan, “Beni politikaya Sayın Ecevit taşıdı. Ben politikaya değil, Sayın Ecevit’e hizmet için bugüne kadar onun yanında bulundum. Onunla geldim. Onunla giderim. Hangi şart ve ne olursa olsun kararım değişmez” şeklindeki ifadeleriyle genel başkanına olan bağlılığını ifade etti.


KRİZİN KİLİT İSMİ

19 Şubat 2001’de yapılan MGK toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında ortaya çıkan krizin ardından Özkan, “Sanki babama hakaret edildi” diyerek bir anda krizdeki kilit isim haline geldi. Sezer’in Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’nu etkinleştirmek istemesinin, daha önce Özkan’ın sorumluluğunda olan Halkbankası’ndan kaynaklandığı belirtiliyor. Çünkü Halkbankası şimdiye kadar denetlenemeyen tek kamu bankası. Ve Halkbankası’ndan usulsüz olarak medya gruplarına, büyük şirketlere kredi dağıtıldığı iddiaları yoğun olarak gündeme geliyor.


HALK BANKASI İLE GÜNDEME GELDİ

Özkan’ın isminin politika arenasında ilk kez yoğun biçimde gündeme gelmesine vesile olan olay, Halkbankası’nın 1998 yılında açtığı usulsüz kredilere ilişkin soruşturma oldu. Müfettişler, Halkbankası eski Genel Müdürü Yenal Ansen’in Has ailesi başta olmak üzere birçok aile şirketine kredi açtığını ortaya çıkardılar. Hüsamettin Özkan ise uzun süre bu kredi ilişkilerini yalanladı, kredilerde sorumluluğun kendisine dayanması üzerine de Genel Müdür Ansen’in soruşturma kapsamına alınmasına onay verdi. Ancak Özkan kısa bir süre sonra soruşturmayı yürüten Bankalar Yeminli Murakıpları’nı “kasıtlı davranmakla” suçlayıp haklarında işlem yapılmasına ilişkin bir yazıyı Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a göndermesi ortalığı karıştırdı. Özkan’ın bu müdahalesi Ansen’i üç davadan kurtardı. Böylece Özkan’ın “diplomatik girişimleri” Halkbankası yolsuzluğunun üzerini örtmüş oldu.


SEZER’İN HEDEFİ OLDU

Halkbankası ile ilgili ikinci ciddi gelişme ise Dinç Bilgin’e ait Etibank’ın batması sonrasında yaşandı. Halkbankası’nın Bilgin’e borçlarını ödemek için 10 milyon dolar kredi açtığı ortaya çıktı. İmzayı veren ismin ise yine Özkan olduğu belirtildi. Ancak Özkan yine olayı reddetti ve soruşturma kapatıldı. Özkan, Halkbankası kredileri üzerine art arda gelen bu soruşturmalar üzerine bankadaki sorumluluğunu ani bir kararla Aralık 2000’de Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal’a devretti. Devrin gerekçesini ise “kamu bankalarının özelleştirilmesinin kolaylaştırılması” olarak açıkladı. Ve böylece Özkan Halkbankası’ndan “işi bittikten sonra” kurtulmuş oldu! Bütün bu süreçte Özkan’a kimse dokunamadı. Başbakan Ecevit de “manevi oğlunu” sonuna kadar savundu.

Sezer’in “Çamurun üzerinde oturuyorsunuz. Yolsuzlukları koruyorsunuz” sözü işte Özkan’ın bu “denetim dışı” kalan icraatlarına yönelikti.


HALA UĞRAŞIYORUM/Serdar Turgut

Ecevit’i televizyonda ne zaman görsem hemen arkasında, omzunun hemen yanı başında aynı surat da yer alıyordu hep.

İlk başlarda bayağı korkuttu beni bu surat; çünkü açıkça söylemek gerekirse böyle bir kişinin gerçekte olmadığını, bunu kendimin hayal ettiğini düşünüyordum hep.

Yani dünyada hiçbir insan, omzunun yanı başında hep aynı kişiye yapışık olarak yaşayamaz ki, böyle düşünüyordum ve bana göre o suratı hep orada var olarak görmeye başlamam, hastalıklarımın yepyeni bir aşamaya doğru evrildiği konusunda son derece net bir işaretti de.

Sonra bir gün Ankara’ya gittim ve suratın hayatta gerçekten de var olduğunu ve aynen televizyonda görüldüğü gibi Başbakan’ın omzunun yanı başında süregiden bir tuhaf yaşamı olduğunu bizzat gördüm.

* * *

‘‘Kim bu adam’’ başlıklı kampanyam da ondan sonra başladı işte.

Adını da ondan sonra öğrendim Hüsam’ın. Aslında onun için de uzun süre uğraşmam gerekti, ya kimse bilmiyordu adını ya da bilip de bana söylemek istemiyorlardı, ama sonunda sırrı daha fazla saklayamadılar. Gerçekler uzun süre saklanamıyor, sonunda onun da ismini öğrenmem mümkün oldu.

Çok meşgul bir insan olduğu için bizzat gidip tanışma imkánım da olmadı kendisiyle.

Devletten bir talebim olmadığı için onu görme nedenim de yoktu açıkçası. O kadar meşgul olan bir insanın sadece tanışmak nedeniyle vaktini almak da olmazdı gayet tabii ki.

O aralar Hüsamettin Özkan aynen Woody Allen’ın meşhur ‘‘Bananas’’ filmindeki tercümanın üstlenmiş olduğu işlevi yerine getiriyordu.

Filmde Woody Allen yabancı bir ülkenin başkanı olarak Amerika’ya gelir, uçaktan iner ve Amerikalı yetkiliyle konuşmaya başlar.

İşin ilginci her üçü de İngilizce konuşmaktadırlar, ama buna rağmen Allen istediklerini direkt olarak yetkiliye söylemez, bunu tercümana anlatır, tercüman da bunu aynen yetkiliye iletir, iş böyle devam eder gider.

Türkiye’de de uzun yıllar boyunca bu absürd film sahnesi aynen yaşandı. Kimse Başbakan’a derdini direkt olarak anlatamadı. Hüsam herkesi dinledi, herkese bazı cevaplar verdi, işler böyle gitti. Artık verdiği cevapların ne kadarı kendi cevabıydı, ne kadarı Başbakan’a aitti bunu da herhalde ben bilecek değilim.

Ve aslına bakarsanız bu fazla önemli de değildi; çünkü cevabı alan da veren de memnundu ve sonuçta alacağı da vereceği de olmayan bizlerin bu konuyu kafasına takması için bir neden yoktu. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Tüm başbakan görüntülerinde suratı görülen bu esrarengiz kişiliğin adını öğrendikten sonra bende başka bir takıntı başlamıştı.

Onu da size anlatmıştım vaktiyle. Tamam, adını öğrenmiştim adamın ama hayatta bir kerecik olsun sesini de duymak istiyordum.

Yani tamam, memleketi idare etmeye soyunanların fikirlerini bilmemeye filan alışıktık da en azından onların sesini, hem de istemediğimiz kadar fazla duyuyorduk hep.

Bu kez durum farklıydı. İsmini bile gecikmeli olarak öğrendiğimiz bir kişinin, fikirlerini ve dahası sesini de bilmiyorduk ama o hükümetin en önemli adamıydı anlatılanlara göre.

Bunun demokratik teamüllere uygun olmadığı konusunda şüphelerim de vardı ama benim dışımda kimse bu şüpheyi taşımadığından, bunu ifade etmeyi de pek istemedim açıkçası.

En azından bir yerde ses vereceğini, konuşacağını umut ediyordum Hüsam’ın. ‘‘Ne olur biz sıradan insanlara da bir ses ver Hüsam’ım, gulüm benim’’ diye çığıran nice yazılar yazdım ama nafile.

Ne yazık ki onun ses tonunu duymak bana nasip olmadı. Onu en çok dinlemek zorunda kalan gazetelerin Ankara temsilcileri de ser verdiler sır vermediler. Hiçbir tanesi bir gün bile onun sesini teybe alıp bana dinletmedi, merakımı gidermedi. Onların da alacakları olsun yani, bunu da yeri geldiği için ifade etmek zorundayım.

* * *

Anlayacağınız son derece abuk bir durumla karşı karşıyayız sevgili okurlar. Varlığı uzunca bir süre resmen teyit edilmeyen, ismini bile onca zorlukları aşarak öğrenebildiğimiz, fikirlerini hiç bilmediğimiz (o siyasetçi olduğundan bizlerin zaten bu konuda fazla ısrarımız da yoktu), sesini de hiç duyma şansına sahip olamadığımız bir kişinin bugünlerde güçlü siyasi kariyerinin sona erip ermeyeceği tartışılıyor. Böylesine bir saçmalık sadece Türkiye’de olabilirdi zaten ama olsun, vatan sağ olsun.

Yani gizli siyasi kariyere demokrasilerde ilk kez rastlandı, bunu da benim canım Türkiyem başardı. Şimdi ben bu ülke siyasetçileriyle övünmeyeyim de kiminle övüneyim bilemiyorum ki!

Resmen başlatılmadan bitirilmeye çalışılan bu siyasi kariyer sonunda belki Hüsam’ın sesini de canlı yayında duyarız. Ve yine umarım, bu kez de playback kullanarak bizi atlatmaya çalışmaz. Çünkü o Hüsam, ne yapacağı belli olmaz. Hurriyet-9/07/2002

Tayyibe Gülek

Cuma, Haziran 29th, 2012

Tayyibe Gülek, 1968 yılında Adana’da doğdu. Babası Türk Siyasi tarihinin renkli simalarından CHP eski Genel Sekreteri Kasım Gülek’ti. 1991 yılında Harvard Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olan Gülek, Yüksek Lisansını London School of Economics’te tamamladı.

1994-1999 yılları arasında Başbakanlıkta danışman olarak çalışan Gülek, bu görevi sırasında, Bakü- Ceyhan boru hattı, ekonomi koordinasyonu, Avrupa Birliği koordinasyonu, Güneydoğu Anadolu kalkınma projesi ve devlette toplam kalite yönetiminin uygulanması konularında çalıştı.

18 Nisan 1999 seçimlerinde DSP Adana milletvekili olarak 21. Dönem TBMM’ye en genç kadın milletvekili olarak girdi. 12 Temmuz 2002 tarihinde Kıbrıs’tan ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlardan sorumlu Devlet Bakanı olarak atandı.
Hükümetin en genç bakanı olan Tayyibe Gülek 2002 yılında Dr. İlker Domaç ile evlendi.

Meclis’te görev yaptığı sürede Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu üyesi ve de Batı Avrupa Birliği Türk Delegasyonu üyesi olan Gülek, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekilliğinin yanı sıra Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu üyeliği de yaptı. 2002 yılında Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, Davos) tarafından Geleceğin Genç Liderleri arasına seçildi. 2004 yılından bu yana Ankara merkezli faaliyet gösteren düşünce-araştırma merkezlerinden USAK’ın (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) onursal başkanı olan Gülek 2007 yılından beri Demokratik Sol Parti Genel Başkan Yardımcısıdır.

AK Parti, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlerde Tayyibe Gülek’e adaylık teklifi götürdü.

Deniz Baykal

Cuma, Haziran 29th, 2012

20 Temmuz 1938 yılında Antalya’da doğdu. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine 1960 yılında asistan olarak girdi.

1963’te doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra iki yıl ABD’ de kaldı ve Colombia ile Berkeley üniversitelerinde çalışmalarını sürdürdü.

Siyasetle 1960’lı yıllara doğru Demokrat Parti iktidarına karşı gelişen öğrenci hareketlerine katılmakla tanışan Baykal 1973 Ekim’inde yapılan Genel Seçimlerde CHP’ den Antalya Milletvekili seçildi.

1974 yılında kurulan Ecevit hükümetinde maliye bakanlığı, 1978 Ecevit hükümetinde ise enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı görevlerini üstlendi. Baykal bu dönemde parti meclisi ve merkez yürütme kurulu, genel sekreter yardımcılığı görevlerinde bulundu.

12 Eylül askeri müdahalesinden sonra bir süre Ankara’da Ordu Dil Okulu’nda gözetim altında tutuldu. 1982 Anayasa’sının 5 yıl süreyle siyasi yasağı getirdiği politikacılar arasında yer aldı.

1983 yılında siyasal partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra “yasaklı olmalarına rağmen faaliyetlerini sürdürdüğü ” gerekçesiyle bir grup önde gelen CHP’ li ve AP’ li politikacıyla birlikte Çanakkale Zincirbozan Askeri Tesisleri’nde 2.kez gözetim altına alındı.

Eylül 1987′ deki genel seçimlerde SHP’ den Antalya Milletvekili seçildi SHP’ de önce grup başkanvekilliği ardında da genel sekreterlik görevlerinde bulunan Baykal, Haziran 1988 de göreve başladığı genel sekreterlikten 10 Eylül 1990′ da istifa etti.

Deniz Baykal Antalya Milletvekili olarak Türkiye Avrupa Birliği Karma Parlementolararası Komitesi eşbaşkanlığını yürüttü. Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi üyeliğine seçildi. TBMM Dışişleri Komisyon üyeliğinde bulundu.

Temmuz 1992 ‘de kapatılan siyasi partilerin açılmasına izin veren yasanın sağladığı imkanla 9 Eylül 1992 tarihinde toplanan CHP Kurultayında Genel Başkanlığa seçildi.

18 Şubat 1995 günü SHP ve CHP’ nin “Bütünleşme Kurultayı'”nda aday olmayarak genel başkanlıktan ayrıldı. 9 Eylül 1995 tarihinde birleşmeden sonra yapılan CHP Olağan Kurultayında genel başkanlığa seçildi.

30 Ekim 1995 Tarihinde kurulan DYP-CHP koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üslendi.

24 aralık 1995 milletvekili genel seçimlerinde yeniden Antalya Milletvekili oldu. Seçimleri takiben 53.Hükümetin kurulmasıyla dışişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerinden ayrıldı.

23 Mayıs 1998 Tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 27.Olağan Kurultayında genel başkanlığa 3. kez seçildi.

18 Nisan 1999 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Deniz Baykal ilk kez seçim sonuçlarıyla parlemento dışında kaldılar.

22 Nisan 1999 Tarihinde alınan seçim sonuçları nedeniyle istifa eden Baykal, 30 Eylül 2000 Tarihinde Ankara’da toplanan Cumhuriyet Halk Partisi 11. Olağanüstü Kurultayında yeniden seçilerek üçüncü kez CHP Genel Başkanı oldu.

İstifa
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’a ait olduğu ileri sürülen kasetin internette yayınlanmasının siyasette yarattığı depremin ardından dört gündür sessizliğini koruyan Baykal, 10 Mayıs 2010 günü canlı yayında ‘kasetteki görüntüler’ için komplo dedi, hükümeti suçladı. Baykal’ın son sözleri ”Hakkınızı helal edin, ben ediyorum” oldu.

Hasan Ali Yücel

Cuma, Haziran 29th, 2012

17 Aralık 1897’de İstanbul’da doğdu. Eğitim hayatı sırasıyla Mekteb-i Osmani, Vefa İdadisi, Cağaloğlu Darülmuallimin-i Aliye (Yüksek Öğretmen Okulu) okullarında geçer. 19 Aralık 1922 yılında öğretmenliğe başladı.

Bir grup meslektaşıyla Muallimler Birliği ve Türk Ocağını kurdu. 1924 yılında Kuleli Askeri Lisesine tayin edilen Yücel, burada edebiyat öğretmenliği yaptı. Ve hemen arkasından da İstanbul Erkek lisesi’ne felsefe öğretmeni olarak atandı. 1926’dan itibaren İstanbul Erkek Lisesi’nde felsefe ve içtimaiyat (Sosyoloji) öğretmenliği ile Galatasaray Lisesi malumat-ı vataniye öğretmenliği yaptı. 1927’de sona eren öğretmenlik yıllarında, “Felsefe Elifbası”, “Süri ve Tatbikî Mantık”, Hıfzı Tevfik ve Hamamizade İhsan ile birlikte yazdığı “Türk Edebiyatı Numuneleri” adlı eserlerini yayınladı.

1927 başında, Hasan-Âli, Reşat Şemsettin (Sirer) ile birlikte “Mıntıka Müfettişleri” unvanıyla İstanbul Maarif Emirliğine verildi. Hasan-Âli, 1929 sonunda İkinci Sınıf Maarif Müfettiş Umumiliğine yükseldi ve Maarif Emirlikleri kaldırılınca Maarif Vekaleti Teftiş Kurulu Üyesi oldu. 1930’da Maarif Vekili Cemal Hüsnü (Toray), kendisini araştırma ve inceleme göreviyle Paris’e gönderdi. 1930’un sonunda, geniş bir inceleme ve araştırma dosyasıyla Türkiye’ye döndü.

1936’da bu incelemesini “Fransa’da Kültür İşleri” adıyla yayındı. 1931 yılında bazı inceleme ve denetleme yapmak için Atatürk ile birlikte 3 ay sürecek bir yurt gezisine çıktılar. Söz konusuu denetleme gezisinden bir yıl sonra, dil devrimim doğru temeller üzerinde geliştirmek düşüncesiyle, 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Hasan-Âli, Cemiyet’in Etimoloji Kolu Başkanlığına getirildi. 1932 yılında, Hasan-Âli, batıdaki benzerleri örnek alınarak kurulan, öğretim üyeleri yurtdışında okumuş kişilerden oluşan Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne müdür olarak atandı.

Hasan-Âli, 1933 yılı sonunda Maarif Vekaleti Orta Tedrisat Umum Müdürlüğü’ne atandı. Bu dönemde, üniversiteye geçişteki önemi nedeniyle liselerde reform düşüncesi üzerine yoğunlaştı. 1934’te Cumhuriyet Halk Partisi’ne dilekçe vererek “Milletvekili adayı olarak önerilmesi”ni sağlar; İzmir Milletvekili olarak Meclise girer. 28 Aralık 1938’de, Hasan-Âli Yücel, 41 yaşında iken, Celal Bayar kabinesinde Maarif Vekili oldu. Özellikle Cumhurbaşkanı l.İnönü’nün desteğiyle, yakın çalışma ve dost grubunun katılımıyla büyük bir reform hareketi başlatır ve gerçekleştirir. Hasan-Âli Yücel, 1945’te, 4-20 Kasım arasında Londra’da toplanan ve 43 ülkenin katıldığı UNESCO toplantısında ülkemizi temsil eder.

O’nun döneminde, Ankara Fen Fakültesi (1943), İstanbul Teknik Üniversitesi (1944.) ve Ankara Tıp Fakültesi (1945) kurulur. Dört yıl gibi bir hazırlıktan sonra, 15 Haziran 1946’da 4936 sayılı Üniversiteler Yasası çıkarılır. Hasan-Âli Yücel, 5 Ağustos 1946’da 7 yıl ve 7 ay sürdürdüğü Millî Eğitim Bakanlığı görevinden istifa etti. İstifasından sonra gazetecilik görevinen dönen Yücel, dönemin etkin gazetelerinden Ulus’ta yazılar yayınlar. 1950 yılında hem Ulus gazetesinden hem de CHP’den ayrılır.

1950-1960 arası bu son dönemde, Cumhuriyet’te “Köşemden” başlığı altında yazılar yazar, yurtdışı gezilere çıkar; Kıbrıs ve İngiltere gezilerinden sonra izlenimlerini, düşüncelerini “Kıbrıs Mektupları” ve “İngiltere Mektupları” adıyla yayınlar.

Bir süre (1956’dan itibaren) İş Bankası Yayın İşlerini yönetir, 1960’ta bunu da bırakır. Bu dönemde sağlığı iyice bozulan Yücel 26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul’da misafir olarak kaldığı Prof.Dr. Tevfik Sağlam’ın evinde enfarktüs’ten vefat eder.

Şair Can Yücel‘in babası, Japonya kıyılarında batan Ertuğrul Fırkateyninin kaptanı Ali Beyin torunudur.
————————–
Atatürk Yüksek Kurumu, Hasan Ali Yücel’in vefatının 50. yıldönümünde (2011) Farklı Kültürlerin Temel Düşünce, Bilim ve Sanat Eserlerini Türkçeye Çeviri Hareketi Projesi’ni başlattı. Çeviri Hareketi Projesi’nin başkanlığını Prof. Dr. Bahaeddin YEDİYILDIZ yürütmektedir. Proje hakkında bilgi almak için www.cevirihareketi.org adresini ziyaret edebilirsiniz.
————————–

Bülent Ecevit

Cuma, Haziran 29th, 2012

1925’te İstanbul’da doğdu. 1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji’ni bitirdi. 1944’te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi’nde İngiliz dil ve edebiyatı, Londra Üniversitesi’nde Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi bölümlerine devam etti. 1957’de de ABD’ de Harvard Üniversitesi’nde sekiz ay incelemelerde bulundu. 1944’te Ankara’da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra’da Türk Basın Ateşeliği’nde çalıştı. 1950-60 arasında “Ulus” gazetesinde, ve “Ulus”un kapatıldığı yıllarda “Yeni Ulus” ve “Halkçı” gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD”de, Kuzey Carolina’da yayınlanan “Winston-Salem” gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı. 1965’de “Milliyet” gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950’lerde “Forum” dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972’de aylık “Özgür İnsan”, 1981’de haftalık “Arayış”, 1988’de aylık “Güvercin” dergilerini çıkarttı. 1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak’tan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Milletvekili oldu. 1960-61’de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-65 yılları arasında Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966’da, CHP Genel Sekreterliğine getirildi. 1971’de Partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak bu görevinden ayrıldı. 1972 Mayısında CHP Genel Başkanlığına seçildi. 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleşti. 1977’de bir azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı. 1978’de, Partisinin TBMM’de çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.

KESİTLER

Müderris Mustafa Efendi’nin torunu
“Edebiyatçı olmak istiyorum”
Ulus’tan politikaya
Ortanın solu Kavgası
Başbakan Ecevit
Güneş Motel olayı
Demokratik Sol Parti

Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. 1987’deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989 başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan Olağanüstü Kurultay’da yeniden Genel Başkan seçildi. 1991 seçimlerinde de Zonguldak’tan milletvekili seçildi. 28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile başbakan oldu. 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde partisini birinci parti yaparken, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve bu hükümetin başbakanı oldu.


MÜDERRİS MUSTAFA EFENDİ’NİN TORUNU 28 Mayıs 1925 gününün ilk saatlerinde Beşiktaş’ın Valideçeşme semtindeki Pembe Köşk’te Fahri-Nazlı Ecevit çiftinin dünyaya gelen erkek çocuğuna Bülent ismi verildi. Babası Kastamonulu, annesi ise İstanbulluydu. Ecevit soyadı, Kastamonu yöresindeki bir bucağın isminden esinlenilerek alınmıştı. Hem anne babası hem de dedeleri Osmanlı ve Cumhuriyet’in “seçkin” üyeleriydi. Baba Prof. Fahri Ecevit Cumhuriyet’in ilk yüksek öğretim kadrosundan, sonraları milletvekili; anne Nazlı Ecevit de sanatçı ve ressamdı. Dedesi ise Osmanlı ulemasından müderris Mustafa Efendi’ydi. Diğer dedesi ise Alay Kumandanı Mehmet Emin Bey’di. Babası Fahri Ecevit, Ankara Hukuk Fakültesi adli tıp profesörüydü. Fahri Ecevit 1943’ten beri CHP Kastamonu Milletvekili olarak Meclis’te görev yapıyordu. Ancak 1950 seçimlerinde yeniden seçilemedi. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


“EDEBİYATÇI OLMAK İSTİYORUM” Ecevit Robert Kolej’in edebiyat kolundan mezundu. Annesi Nazlı Hanım, mimar ya da mühendis olmasını isterken babası, edebiyat kolundan mezuniyeti sebebiyle Ankara Hukuk Fakültesi’ne yazılmasını istedi. “Edebiyatçı olmak istiyorum.” diyen genç Bülent’in bu görüşü etkili olmadı. Ancak Hukuk Fakültesi’nde yalnızca üç ay dayanabildi. Israrın fayda sağlamayacağını gören anne ve baba Ecevitler onu serbest bıraktılar. Ecevit, Basın Yayın Genel Müdürlüğü’ne tercüman olarak girdi. Bu sırada Çetin Altan da Galatasaray Lisesi mezunu olması sebebiyle Fransızca mütercim olarak aynı büroda görev yapıyordu. Ertesi yıl Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırdı ve ikinci sınıftan başladı. Ancak Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ndeki öğrenimini de yarıda bıraktı. Bu sıralarda Doğu mistisizmine ve Hint felsefesine büyük ilgi duyuyordu, en büyük tutkusu da şiir yazmaktı. Doğu mistisizmi ile Batı rasyonalizmi arasında bir bocalama devresi yaşıyordu. Klasik Batı müziği dinleyen ve Türk halk müziğine hayranlık duyan Ecevit, Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği Basın Ataşeliği’ne kâtip olarak gönderildi. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


ULUS’TAN POLİTİKAYA Bülent Ecevit, Londra Üniversitesi’ne kaydını yaptırmıştı. Sanat tarihi ve Doğu dillerinin Latincesi olarak kabul edilen Sanskritçe okuyacaktı. Fakat üniversiteyi terk etmesi ve basın ataşeliği gibi geleceği olmayan bir işte bulunması baba Ecevit’i tatmin etmiyordu. Bu sebeple Bülent’i Türkiye’ye geri çağırdı. O sırada başbakan yardımcısı olan Nihat Erim’e durumu anlattı. Bülent, Basın Yayın Müdürlüğü’ndeki işine dönmek istemediği için Erim onu CHP’nin yayın organı Ulus’a yerleştirdi. Böylece Ecevit’in gazetecilik yaşamı da başlamış oldu. Aslında gazeteciliği onun CHP liderliği ve Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığına uzanan politika hayatının da başlangıcı oldu. Çetin Altan’la birlikte Ulus gazetesinde mütercimlik ve sekreter yardımcılığı görevini yürütüyorlardı. Ecevit’i politikaya Ulus’ta çalışıyor olması itti. Yoksa o tarihe kadar, politikacı bir babanın oğlu olmasına rağmen politikayla hiç ilgilenmiyordu. Demokrat Parti’nin öncülüğünde Meclis, CHP’nin mallarını Hazine’ye devredince Ulus gazetesi kapanmış, Nihat Erim ve kadrosu Halkçı gazetesini çıkarmaya başlamıştı. Ecevit Halkçı gazetesinde fıkra yazarıydı. Daha sonra Ulus gazetesi ismiyle yeniden yayına başlayınca o da yeniden Ulus’un yazarı oldu. Ulus’ta Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan sonra iki numaralı yazardı. Demokrat Parti’yi destekleyen Zafer’in başyazarı Bahadır Dülger’le bir ara sert polemiklere girdi. Cüneyt Arcayürek ve Altan Öymen gibi isimlerle birlikte çalışıyordu. Bir ara Rahşan Hanım’ın da çalıştığı Ankara’daki Amerikan Haberler Merkezi’nin daveti ile dört aylığına 1954 Ekim ayının başında ABD’ye gitti. Çağrı Amerikan Basın Enstitüsü ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Eğitim Mübadele Programı’ndan yapılmıştı. Bu davetin amacı gelişmekte olan ülkelerde liderlik yeteneği olan ve iyi derecede dil bilen isimlere Amerika’yı tanıtmaktı. İngiltere ve Amerika’dan sık sık davet alan bir gazeteciydi. Milletvekili seçildiği 1957 seçimleri öncesinde de Amerika’daydı. Batı dünyasını iyi tanımış olması ona politikanın basamaklarını tırmanmasında yardımcı oldu. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından 15 Ekim 1961’de yapılan genel seçimlerin sonucunda Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, hükümeti kurma görevini CHP lideri İsmet İnönü’ye verdi. İnönü kabinesinin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’ti. 32 yaşında milletvekili, 36 yaşında da bakan olmuştu. 1965’e kadar İnönü’nün kurduğu hükümetlerde bu görevini sürdürdü. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


ORTANIN SOLU

İnönü-Ecevit Kavgası 1960’lı yılların sonuna doğru CHP’de işler iyice kızışmaya başlamıştı. Ecevit’in öncülük ettiği muhalif grup ile partinin 30 küsur yıllık genel başkanı İsmet İnönü’nün öncülük ettiği muhafazakarlar arasında ipler iyice gerilmeye başlamış, “ortanın solu” kavramı üzerine tartışmalar hararetli bir şekilde sürüp gitmişti. O dönemin önemli tanıklarında biri de namı diğer “en vefalı ‘inönücü’” Necip Mirkelamoğlu’ydu. Ve o olayları şöyle anlatıyor: Ecevit, Atatürk’ü Marksist ideolojinin terminolojisi ile analiz ederek, şu sonuçları çıkarıyordu. “Atatürk döneminde geniş halk kitlelerinin yararına köklü değişiklikler gerçekleştirilememiştir… Atatürk ekonomik milliyetçi değildir… Atatürk’ün devrimciliği “biçimsel” halkçılığı “tepede bakan” bir halk patronluğudur… Gerçek devrim, üretim ilişkilerini yeniden düzenleyen ve ekonomik güce el değiştirten alt yapı devrimidir… Ki Atatürk bunu yapamamıştır.” Genel sekreter bu minval üzerine konuşurken, o zamanki en yakın arkadaşı ve başında bulunduğu hizb’in ideoloğu Deniz Baykal da “Türk solunun her türlüsünün ve tabii sosyal demokrasinin de Marksizm’e dayanmakta olduğunu” ifade ediyordu. (Ulus Gazetesi 4 Şubat 1971) Bu türdeki sol edebiyat parti içine sokaktaki aşırı solu celp ve cezb etmiş bulunmaktaydı. Ve İnönü Atatürk’le beraber kurduğu Partinin bu hallere düşmesinden son derece rahatsızdı. Bu rahatsızlığını merhum Abdi İpekçi ile bir konuşmasında şu şikayet sözleriyle anlatıyordu: “…Türlü baskılar altında kongreler yapılıyor… Dev-Genç militanlarını partiye alıyorlar. İstedikleri gibi ve maksatları için kullanıyorlar. Ne çeşit baskılar yapılıyor aklın alacağı şeyler değil. Dev-Genç teşkilatı lağvolundu, harıl harıl partiye kaydetmeye çalışıyorlar.” (İnönü’den Anılar- Yeni Asır/ Hazırlayan: Necip Mirkelamoğlu)

Bülent Ecevit’in siyasi hayatının önemli dönüm noktalarından biri 1965 yılına rast gelir. O yıl yapılan CHP kurultayında Kemal Satır’ı yenen Ecevit genel sekreterlik koltuğuna oturdu. CHP’de “ortanın solu” kavramı bu kurultaydan sonra ortaya atıldı. Ecevit de “Ortanın Solu” çizgisinin arkasındaki isimlerden biriydi. Ancak bazı çevrelerce CHP’yi aşırı sola çekmek hatta “komünizm”e yaklaştırmakla suçlanıyordu. Partiye yeni kimlik arayışı iç çalkantılara yol açtı. 1965 seçimlerinin Süleyman Demirel’in başkanlığındaki Adalet Partisi’nin zaferiyle sonuçlanması da parti içi bunalımı hızlandırdı. Ecevit, 1965 seçimlerinde Meclis’e Zonguldak milletvekili olarak girdi. Turhan Feyzioğlu ve Kemal Satır grubu partiden koptu. 43 milletvekili Güven Partisi’ni kurdular. Bu Parti daha sonra Cumhuriyetçi Güven Partisi ismini aldı. CHP’nin içinde bir sola kaymadan söz ediliyordu. Ecevit bu konulardaki düşüncelerini 1966’da yazdığı “Ortanın Solu” ve 1968’de yazdığı “Bu Düzen Değişmelidir” kitaplarında açıkladı. Bu dönemde Türkiye bir çalkantı içindeydi. 1968 öğrenci olayları ve anarşi Türkiye’yi yeni bir bunalıma sürüklüyordu. Ecevit, 12 Mart 1971 muhtırasına karşı çıkış yaparak CHP Genel Sekreterliği görevinden ayrıldı. CHP’deki aktif görevlerinden kopan Bülent Ecevit, ekibi ile birlikte parti tabanında destek arayışına girdi. Partinin neredeyse değişmez genel başkanı kimliğini kazanmış İsmet İnönü’ye karşı bir harekette başarılı olmak için başka bir seçenek de bulunmuyordu. Ecevit’in parti teşkilatına dönük çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. 1972’de toplanan CHP kongresinde Ecevit, İnönü’nün karşısına parti lideri adayı olarak çıkma gibi bir tercih yerine parti organlarına yönelik liste yarışına girdi. CHP’nin yeni lideri İşte bu kongrede liste yarışını İnönü’nün desteklediği Kemal Satır grubu değil Ecevit kanadı kazandı. Bunun üzerine İnönü, CHP genel başkanlığı görevinden istifa etti. 14 Mayıs 1972’de olağanüstü toplanan CHP kongresi Bülent Ecevit’i parti genel başkanlığına getirdi. CHP lideri Ecevit, hükümetten çekilme kararı aldı. Bunun üzerine İsmet İnönü, CHP üyeliğinden de istifa ettiğini açıkladı. Böylece Ecevit 1938’den itibaren aralıksız 34 yıl CHP genel başkanlığını yapan İsmet İnönü’yü siyaset kulvarından çıkarmış oldu. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


BAŞBAKAN ECEVİT CHP’nin Nihat Erim hükümetinden çekildiğini açıklamasıyla ara dönem sonuçlanmadı. Yine bir senatör olan Ferit Melen başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Ferit Melen hükümetini Naim Talu hükümeti izledi. Ara rejimlerle geçen bu bunalımlı döneme 1973 seçimleri kısmen noktayı koyabildi. Ecevit 14 Ekim 1973 seçimlerinde bir sol partinin demokratik seçimler ortamında ilk kez birinci parti olarak çıkmasını sağladı ve yüzde 33.39 oy aldı. CHP’nin bu düzeyde bir oy oranına ulaşmasında o sırada Türkiye İşçi Partisi’nin kapatılmış olmasının da etkisi oldu. Ancak CHP, seçimleri Adalet Partisi’nin önünde tamamlamasına karşılık Meclis’te çoğunluğu alamamıştı. Ecevit’in 26 Ocak 1974’te Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi ile kurduğu koalisyon hükümeti 10 ay dayanabildi. Bu koalisyon sırasında Kıbrıs Barış Harekatı yapıldı. Yüzde 41’lik rekor 5 Haziran 1977 seçimleri de Ecevit liderliğindeki CHP’nin birinciliğiyle sonuçlandı. CHP yüzde 41.4, Adalet Partisi ise yüzde 36.9 oy aldı. Bu oy oranı bir sol partinin demokratik bir seçimde aldığı en büyük oy olarak siyaset tarihine geçti. Ancak bu sonuç da tek başına bir Ecevit iktidarına elvermedi. CHP 213 milletvekili çıkardı, tek başına bir Ecevit iktidarı için yalnızca üç milletvekilliği eksikti. Türkiye bu tarihten sonra da hükümet bunalımları yaşadı. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


GÜNES MOTEL OLAYI Ecevit’in 15 Haziran 1977’de kurduğu ve cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün onayladığı azınlık hükümeti Meclis’ten güvenoyu alamadı. Bunun üzerine Demirel başkanlığında 2. Milliyetçi Cephe hükümeti kuruldu. Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi yeniden bir araya gelmişti. Ecevit, “Kumar borcu olmayan 11 milletvekili arıyorum.” tarihî sözünü bu dönemde söyledi. İstanbul’daki Güneş Motel’de görüştüğü Adalet Parti’li 11 milletvekiline de bakanlık sözü vererek milliyetçi cephe hükümetini düşürme girişimlerini başlattı. Bu hükümet düşünce 5 Ocak 1978’de en uzun süreli başbakanlık yapacağı yeni hükümetini kurdu. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


DEMOKRATİK SOL PARTİ Yasaklı yıllar 12 Eylül müdahalesinin ardından Ecevit de Demirel gibi 10 yıllık siyasi yasaklı bir politikacıydı. 1987’de Özal ile Demirel arasında sert polemiklere yol açan referandumda siyasi yasaklar kaldırılınca, 1985’te kurulan DSP’nin liderliğini Ecevit devraldı. 1987 Kasım’ında yapılan milletvekili seçimlerinde Demokratik Sol Parti barajı aşamayınca Ecevit politikayı bıraktı. Ancak 1989’da yapılan DSP kongresinde yeniden partinin başına geçti. 1991 seçimlerinde Demokratik Sol Parti hem barajı aştı hem de Ecevit ve 6 arkadaşı Meclis’e girdi. 1991 seçimlerinden sonda Demirel liderliğindeki Doğruyol Partisi ile Erdal İnönü liderliğindeki SHP koalisyon hükümeti kurdu. Demirel ve İnönü önemli bir projeye el atarak CHP ve Adalet Partisi’ni yeniden açıp, Hazine’ye devredilen mal varlıklarını yeniden elde etmek için adım attılar. Aydın Menderes’in, Demokrat Parti ve DYP’yi Adalet Parti’sinin çatısı altında bir araya getirme girişimi başarısız oldu, Demirel’in ağırlığını koymasıyla AP kendisini feshetti. Ancak özellikle Deniz Baykal ve arkadaşlarının girişimleriyle CHP kendisini feshetmedi ve yeniden siyaset kulvarına katıldı. Bu hareket solda parçalanmaya neden oldu. CHP ve DSP’yi buluşturma girişimlerine DSP lideri Ecevit, Baykal’la uyuşmayan siyaset tarzı sebebiyle hep soğuk yaklaştı. Sonuçta 24 Aralık 1994 seçimlerinde Ecevit DSP’yi yeniden solun birinci partisi olarak çıkardı. DSP yüzde 14’e varan oy oranıyla 75 milletvekili çıkarırken CHP yüzde 10’luk barajı kılpayı aşabildi. 1994 seçimlerinin ardından kurulan Anayol ve Refahyol hükümetlerinden sonra ANAP ve DSP ortaklığında Anasol-D hükümeti kurulunca Ecevit, Yılmaz başkanlığındaki hükümetin başbakan yardımcısı oldu. Bu hükümetin Meclis’te düşürülmesinden sonra başlayan hükümet arayışları, DYP ve ANAP destekli Ecevit azınlık hükümeti ile noktalandı. Böylece Ecevit 19 yıl aradan sonra yeniden başbakan oldu. Ve 18 Nisan 1998’de yapılan seçimlerle DSP’yi birinci parti yaptı ve başbakan oldu… (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)


VEFATI
GATA’da 18 Mayıs 2006’dan bu yana tedavi gören eski Başbakan Bülent Ecevit, 05 Kasım 2006 günü saat 22.40’da hayata veda etti. 28 Mayıs 1925’te İstanbul’da doğan Bülent Ecevit 81 yaşındaydı. Ecevit’in solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Ecevit’in vefatı ilk kez özel Doktoru Mücahit Pehlivan tarafından kamuoyuna duyurulurken, GATA’dan yapılan açıklamada eski başbakanın solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi.

Turgut Özal

Cuma, Haziran 29th, 2012

Turgut Özal Malatya’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D’ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye’ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı. 1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde ders de verdi. Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu. 1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası’nda danışman olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü. 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye’nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. 31 Ekim 1989’da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 8.Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı. 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti .


VCD (Satın almak için tıklayınız)


1980’li yıllardan itibaren ölümüne kadar Türkiye’nin en tepe noktalarında kalan eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarımızdan merhum Turgut Özal, hem yaşamı esnasında, hem de vefatından sonra hep tartışılagelmiş bir şahsiyettir. Kimilerinin hiçbiryere sığdıramadığı, kimilerinin ise inanılmaz bir nefretle andığı Özal, bu VCD’de en yakınlarının dilinden anlatılıyor…
Tıklayınız

Arşavir Saakyan (Artur Aseyan)

Cuma, Haziran 29th, 2012

Çarlık istihbarat raporlarında Osmanlı’ya çalışan Ermeni bir ajan: Arşavir Saakyan

Adı Arşavir Saakyan, takma adı Artur Aseyan. Yozgat kökenli olan Saakyan, Türk hükümeti adına istihbarat faaliyeti yürütmektedir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde, 1914’ün başında Kafkasya’ya geleceği haberi Çarlık istihbaratını harekete geçirir. “Artur”un görevi Türkiye Ermenilerinin Rus hükümetiyle olan bağını araştırmak, Rusya’nın resmi olarak talep ettiği Ermeni reformları haricinde genel olarak Türkiye ve özellikle de Ermenilerin yaşadığı bölgelere yönelik ne tür planları olduğunu öğrenmektir.

Artur askeri istihbarat faaliyeti de yürütecektir. Bunun yanında Hınçakların Kafkaslar’daki Türkiye karşıtı örgütlenmeleriyle ilgili bilgi toplayacaktır.

Ölüm emri verildi,
Yüzlerce resmi dağıtıldı “Artur”un peşinde sadece Çarlık polisi yoktur. Hınçak Partisi’nin merkez organı da onun hakkında arama kararı çıkartmış ve bulunduğunda mümkünse öldürülmesi, aksi takdirde bağlı bulundukları şehrin bilgilendirilmesi emrini vermiştir. Bunun yanında ölüm emrini infaz etmek üzere bir kişi de görevlendirilmiştir. Hatta partinin Kahire’deki organının gönderdiği, “Artur”un profilden ve önden çekilmiş fotoğraflarından yüzlerce basılarak halka dağıtılması istenmiştir. Fotoğraflar, üstünde Saakyan’ın kullandığı takma adlar da yazılı olmak üzere özellikle Hınçak ve Taşnak üyelerine verilmiş, ayrıca Avrupa, Asya, Amerika ve Afrika’da Ermenilerin yaşadığı birçok yere gönderilmiştir. Diğer taraftan Taşnaksutyun Partisi de Saakyan’ın gelişinden haberdar olmuş ve Kafkaslar’daki örgütleri bu konuda önlemler almaya başlamıştır.

“Artur”un Kafkaslar’a gelişinden Çarlık polisi ise esas olarak Hınçakların iç yazışmaları dolayısıyla haberdar olmuştur. İstihbarat faaliyeti sonucunda gizlice ele geçirdikleri bu iç yazışmaların ardından önlemler alınmış, özellikle Tiflis ve Kutaisi bölgeleri Jandarma İdareleri tarafından özel takip ve araştırma ağı oluşturulmuştur.

Çarlık Rusya’sı Türkiye İstihbarat Müdürü’nün İstanbul’dan yazdığı 26 Nisan 1914 tarihli rapordan, Türkiye’deki yetkililerin Saakyan’ın varlığını çok önceden bildikleri anlaşılmaktadır. Ancak Türkiye’ye karşı faaliyet yürüten bir Ermeni örgütüyle ilgili gizli istihbarat faaliyeti yapmasını Rusya’nın çıkarlarına zarar verecek bir durum olarak görmemişler, bu sebeple daha önceden Saakyan hakkında merkeze bir rapor göndermemişlerdir. Fakat “Artur”un Rusya’ya geleceğine dair Tiflis’teki polis departmanından bilgi almaları üzerine ayrıntılı bir çalışma yürütmeye başlamışlardır.

Rusya Federasyonu Devlet Arşivi’nde (GARF)1 yer alan, Çarlık yetkililerinin
ve Ermeni örgütlerinin “gizli” veya “çok gizli” ibareli yazışmalarında Arşavir Saakyan’ın geçmişiyle ilgili de birçok bilgi yer almaktadır.

Eski bir taşnak üyesi
Çarlık polisi Saakyan’ın bir dönem Taşnaklar içinde yer aldığını tespit ederken, Taşnaksutyun Partisi’nin Doğu Bürosu’nun Kurucu Bölge Toplantısı’nın zabıtlarında da izini bulmuştur. Aralık 1907-Ocak 1908 tarihlerine ait tutanakların parti içi yargılamalarla ilgili bölümlerinde şu bilgiler yer almaktadır: Artur ve Cohok isimli parti üyeleri, Nitra isimli bir yöneticiyi Bakû (Voskanapat) Merkez Komitesi’nin faaliyetlerinden dolayı suçlamışlardır. Merkez Komitesi tarafından kurulan komisyonun soruşturmasından sonra a) Bakû Merkez Komitesi’nin 1904-1906 yılları arasında parti program ve tüzüğüne aykırı hareket etmediğine, dönemin koşulları ve partiye hâkim olan hava çerçevesinde faaliyet yürütüldüğüne;2 b) Nitra’ya yönelik suçlamaların doğru olmadığına; c) Artur’a yargılamanın sonucunun iletilmesine ve Artur’un Taşnaksutyun’un düşmanlarına
inanmasından, onların açıklamalarına önem vererek Bakû Merkez Komitesi’ni ve Nitra’yı suçlamasından dolayı kınanmasına; d) Cohok’a ise bütün suçlamalarının asılsız ve çarpıtmadan ibaret olduğunun bildirilmesine karar verilmiştir.

İstanbul Polis Müdürü Azmi Bey’e bağlı
Arşavir Saakyan, daha sonra doğrudan İstanbul Polis Müdürü Azmi Bey’in altında çalışmaya başlar. Ermeni örgütlerinin faaliyetlerinin takibinde görev alır. İttihatçıların önemli simalarından Azmi Bey, Saakyan’la ilgili Rus istihbarat raporlarında, Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın katili Kavaklı Mustafa’yı bir Rus gemisinden gizlice kaçırmasıyla anılmaktadır.

Raporlara göre, Azmi Bey Kavaklı Mustafa’yı kaçırdıktan sonra cezalandırarak öldürmüş, ancak intihar ettiği söylentisi yayılmıştır. Daha sonra Rus elçiliğinin talebi üzerine Azmi Bey görevinden uzaklaştırılmış ve bir daha bu tür görevlere getirilmeyeceği konusunda anlaşılmıştır.

Fakat Azmi Bey kısa bir süre sonra Adana valisi olacaktır. Rusya’nın talebi üzerine bu görevinden de alınmıştır. Rus istihbaratının sahip olduğu bilgiler, “Artur”un Kafkasya’ya gönderildiği dönemde Azmi Bey’in Mısır’da olduğunu göstermektedir. Azmi Bey, Mısır’daki Türk yönetiminde önemli bir yere sahiptir ve farklı alanlarda verilen istihbarat görevlerini yerine getirmektedir.

kod adı no. 50
Azmi Bey’le çok yakın çalışma içerisinde olan Arşavir Saakyan, farklı zamanlarda Artur Aseyan dışında birçok takma ad kullanmıştır. Hınçak yetkililerinin tespit ettiği adlar şunlardır:
Meher A. Megmuni, Filos Alis, Mok, Targat, Markiz, Alis Aştuni. Sivas, Kayseri ve Bursa’da bu isimlerle tanınan Saakyan’ın ismi, polis müdürü Azmi Bey’in listesinde İngilizce olarak “Rudolfston” ve “Maclad”, Türkçe olaraksa “Lurfi” olarak geçmektedir. İstanbul polisinin listelerinde ayrıca “Paul” ve “No. 50” adıyla da kayıtlıdır.

Pogos Nubar Paşa ve Sabah-Gülyan’a suikast girişimleri
Rus istihbaratının rapor ettiği üzere, daha öncesinden “Artur”a, o dönemde Paris’te bulunan ve görevini henüz bitirmiş olan Tüm Ermeniler Katolikosu’nun oluşturduğu Ermeni Milli Heyeti’nin başkanı Pogos Nubar Paşa’nın3 öldürülmesi görevi de verilmiştir. Bu suikastın örgütleyicisi de Ruslara göre Azmi Bey’dir. “Artur” daha sonra Mısır’a gelecek, 1914 Mart’ının ortalarına kadar orada kalacaktır. Mısır’da bulunduğu süre içerisinde Hınçak Partisi’nin liderlerinden Sabah-Gülyan hakkında bilgi toplar ve düzenli olarak İstanbul’a rapor gönderir. Rus istihbaratına göre “Artur”, Sabah-Gülyan’a karşı suikast girişiminde de doğrudan yer almıştır. Amaç, Hınçakların Türkiye’de yasa dışı faaliyet yürütme kararı aldığı, 1913 Eylül’ünde gerçekleştirilen 7. Parti Kongresi’ne karşılık vermektir. Kongre, Sabah-Gülyan’ın başkanlığında toplanmıştır. Raporlarda Sabah-Gülyan’ın Semen ve Sarkis Kürekyan isimini de kullandığı, gerçek adının da Stepan Ter-Danielov olduğu kaydedilmiştir. Erivan vilayeti, Nahcivan kazası, Cagrı köyündendir.

Kafkasya’ya ulaştığına dair bilgi yok “Artur”, 1914 Mart’ının sonunda Kahire’den İstanbul’a gelir. Muhtemelen İzmir, Bursa, Adapazarı yolunu takip etmiştir. Düzenli olarak İstanbul polisiyle irtibat halindedir. “Artur”un Rusya’daki görevi için Samsun ve Trabzon’dan geçerek Batum ya da Poti üzerinden Tiflis ve Bakû’ya gelmesi beklenmektedir. Diğer bir rivayete göre ise İskenderiye’den (Mısır) yola çıkıp doğrudan Batum’a gidecektir. Hınçaklar, “Artur”un yakalanmasının suya düşmemesi için çok dikkatli davranılması gerektiği emrini vermiştir. “Artur” 4 Nisan 1914 tarihli, Tiflis’te yazılan erişebildiğimiz son rapora göre hâlâ Kafkasya’ya varmamıştır. Daha sonra da geldiğine dair bir bilgi bulunmamaktadır.

Eugen Heydrich

Cuma, Haziran 29th, 2012

Tam adı Reinhard Tristan Eugen Heydrich’tir. 1904’ta kültürlü bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, ailesi Kaiser Wilhelm sadakatle bağlıydı. Öyle ki 1918’te Kaiser tahttan inip yönetimi sosyal demokratlar ele geçirince babası buna çok büyük tepki göstermiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya hakim olan kaos ortamı Heydrich düşüncelerini çok derinden etkiledi. Komünist ve Sosyalistlere karşı savaşmaya karar verdi. Halle’de pan germen alman nasyonel gençlik birliğine katıldı. Ancak buradaki ortam onu hayal kırıklığına uğrattı. Bu sokak siyaseti onun gibi iyi eğitim almış genç bir adama göre değildi. Bunun üzerine 1922’de deniz kuvvetlerine katıldı, 1928’de deniz üst teğmeni oldu. Kadınlara olan düşkünlüğü 1931’de deniz kuvvetlerinden ayrılmasına neden oldu.

1929’te NSDAP üyesi olan nişanlısı Lina onuda parti üyesi olmaya ikna etti. Himmler’le mülakatı sırasında Himmler ona şöyle dedi: “SS için bir istihbarat servisi kurmak istiyorum ve buna uygun bir adama ihtiyacım var. Eğer bu işi yapabileceğinizi düşünüyorsanız. 20 dakika içinde bunu nasıl yapardınız yazınız. ” Heydrich’in hazırladığı plan Himmler’i büyülemişti. Böylece Heydrich SD’sini kurmak için işe koyuldu. Heydrich resmen 22 Nisan 1934’te SD’nin başına getirildi. Sürekli terfi eden Heydrich RSHA (Reich Güvenlik Merkezi) nin başına geldi.

Çekoslavakya’nın işgalinden sonra 27 Eylül 1941 tarihinde Çekoslavakya Protektoru oldu. Çok iyi bir strateji güderek yerel halkın desteğini aldı, üretimi arttırdı. Öyle ki sürgündeki Çekoslavak hükümeti ve İngilizler bu Alman-Çek ittifakını bozmak için bir operasyon düzenlediler. Heydrich, kendisine karşı girişilen suikastten sağ kurtulmayı başardıysa da ihtirasına yenilip suikastçilere silahını çekip saldırmış ve bu sırada yakınında patlayan el bombası yüzünden ağır yaralanmış, 1 hafta sonra hastanede ölmüştür. (27 Mayıs 1942 suikast günü, 4 Haziran 1942 öldüğü gün)

Joseph Fouche

Cuma, Haziran 29th, 2012

1759 yılında dünyaya gelen Joseph Fouche, Fransız İhtilali döneminin en bilinen casuslarından birisiydi. İhtilal boyunca halkın arasına adam sızdırarak yönetime bilgi veren Fouche ilkin Napolyon tarafından polis yöneticisi yapılmıştı. Ve Napolyon‘un 1815’te iktidardan düşüşüne kadar ajan ağının ve double casusların iyi bir yöneticisiydi. Louis XVIII yönetimi altında tekrar polis bakanı olan Fouche 1820 yılında öldü.