Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Melih Yalçıneli

Cuma, Haziran 29th, 2012

İlk tercihi olan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fizik Öğretmenliğini,  bölümünün ilk  mezunu olarak 1988 de bitirmiştir. Lise 3 öğrencilerinin katıldığı Fizik Olimpiyatlarına 22 yıllık dünya fizik olimpiyatlarında tarihi bir rekor kırarak orta 3 öğrencisini göndermiş , bu öğrencisi Uluslararası Bilim Olimpiyatlarında Türkiye’ye ilk dünya şampiyonluğunu kazandırmıştır. 1991-1999 yılları arasında Türkiye’nin Fizik olimpiyatlarında kazandığı madalyaların yarısını öğrencileri elde etmiştir. Rusya’yı Fizik olimpiyatlarında takım halinde 9 yıl Dünya birincisi yapan Oleg Kabardini Türkiye’ye getirmiş onunla 2 yıl birlikte çalışmış Türkiye’nin en güçlü lise fizik laboratuarını kurmuştur. Fizik Olimpiyatlarına öğrencilerin hazırlanması için 100 farklı kaynaktan 3000 orijinal soru ve çözüm içeren 8 ciltlik özel çalışma setini 8 yılda hazırlamıştır.

Bir süre çeşitli  eğitim kurumlarına teknoloji ve yönetim danışmanlığı yapan Yalçıneli Doğan Medya Grubunun ekolay.net altındaki okulum.com e-learning projesinde yönetici olarak çalışmıştır. ÖSDP Dünya Bankası projesinde İngiliz IMC  firması adına İŞKUR Genel Müdürlüğüne danışmanlık vermiştir. MEGEP Mesleki Eğitimi Güçlendirme Avrupa Birliği projesinde Hollanda DHV firması adına İç Anadolu Bölge Yöneticisi sıfatıyla  Milli Eğitim Bakanlığına danışmanlık yapmıştır. AB Destekli İŞKUR 2006 Projesinde  Ulusal Uzman olarak Belçika IBF  firması adına İŞKUR genel müdürlüğüne yardımcı olmuştur.Finlandiya kökenli FCG adına AB Destekli Kuzey Kıbrıs Eğitim Sistemi Reform Projesinde Okul Geliştirme Uzmanı ve Takım Lideri Yardımcısı olarak görev alan Yalçıneli aynı zamanda AB ile Türkiye arasındaki Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi projesinde Belçika kökenli Agriconsulting adına Ağ oluşturma ve İletişim uzmanı olarak çalışmıştır. 2004 den bu yana 250 den fazla kurumda uygulanan  “Küçük Mucitler” projesiyle Dünya Bankası Yaratıcı Fikirler yarışmasında ödül almıştır.  Melih Yalçıneli’nin sunduğu Küçük Mucitler TRT 1 de 2007de ve TRT 3 de 2008 yayınlanmıştır.

Doç. Dr.Haluk Berkmen

Cuma, Haziran 29th, 2012

1942’de İstanbul’da doğmuştur. 1966’da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970’de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır.

1970 – 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979’da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur.

1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002’de Birleşmiş Milletler UAEA’dan emekli olup İstanbul’a dönmüştür.

Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır.

Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

Evli, 2 çocuk babası, 3 torun dedesidir. İngilizce, Fransızca, Almanca, İsveççe bilmektedir.

Erwin Schrödinger

Cuma, Haziran 29th, 2012

12 Ağustos 1887 yılında Viyana’nın Erdberg ilçesinde, Rudolf ve Georgine Emilia Brenda Schrödinger’in tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Zengin bir sanayicinin oğlu olduğu için evde özel dersler alarak yetişen Schrödinger daha sonra Viyana Üniversitesi’ne girerek başarılı bir öğrenci oldu. 23 yaşında doktorasını bile tamamlamış bulunuyordu.

Birinci Dünya savaşında topçu subayı olarak görev yaptı. Almanya’da Stuttgart Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. Schrödinger, elektronun davranışını matematik bir formülle ifade etmeye uğraştı. Bu çalışmaları nedeniyle 1933 yılı Nobel Fizik Ödülü ile onurlandırıldı. Berlin Üniversitesi’nde kuramsal fizik profesörü olduğu yıl Hitler’in iktidara gelmesi üzerine ülkesine geri döndü. 1938 yılında Nazi yönetimi Avusturya’yı işgal edince İngiltere’ye daha sonra İrlanda’ya geçti ve Dublin’de profesörlüğe başladı.
 
Ay’ın görünmeyen tarafındaki dev Schrödinger krateri, ismini bu fizikçiden alır. 1993’te Viyana’da kurulan Uluslararası Matematiksel Fizik Enstitüsü’ne Erwin Schrödinger adı verilmiştir. Avusturya’da 1983-1997 arasında tedavülde bulunan 1000 Schilling banknotlarının üzerine Schrödinger’in resmi basılmıştır.

69 yaşında yurt özlemi duyan Schrödinger, Viyana’ya döndü. Birleşik alan teorisi ve genel görelilik kuramı üzerinde çalışmaya devam etti.1961 yılında yayımlanan son kitabı Dünya Görüşüm’de hinduizm felsefesine oldukça yakın olan kendi dünya görüşünü anlattı.

Atomun parçaları olan elektronların davranışlarının matematik formüllerle ifade edip dalga mekaniğini kurmasıyla tanınan Avusturya’lı fizikçi Erwin Schrödinger, 4 Ocak 1961 yılında tüberküloz nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

 

 

Felix Bloch

Cuma, Haziran 29th, 2012

23 Ekim 1905 yılında Zürih, İsviçre’de doğmuştur. Burada ve Eidgenössische Technische Hochschule de eğitim görmüştür.

1927 de fizik mühendisliği eğitimini tamamlamasının ardından University of Leipzig’e geçerek doktorasını vermiştir. Alman akademilerinde Werner Heisenberg, Wolfgang Pauli, Niels Bohr ve Enrico Fermi gibi bilim adamları ile çalışmıştır.

1933 yılında Almanyayı terk ederek Stanford Üniversitesine geçmiştir. 1939 yılında Amnerikan vatandaşlığına geçmiştir. 2. Dünya Savaşı yıllarında Los Alamos National Laboratuarında atom enerjisi üzerinde çalışmıştır.

Savaş sonrası dönemde nükleer indüksiyon ve manyetik nükleer rezonans konularına yoğunlaşmıştır. MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme) olayının temellerini atmıştır. O ve Edward Mills Purcell 1952 Nobel Fizik Ödülü’nü nükleer manyetik alanındaki çalışmalarından dolayı almışlardır.

John Bardeen

Cuma, Haziran 29th, 2012

ABD’nin Wisconsin eyaletinin Madison şehrinde 23 Mayıs 1908 yılında doğdu. Madison Central yüksek okulundan 1923 tarihinde mezun oldu. Wisconsin Üniversitesinde elektrik mühendisliği okudu. Matematik ve fizikle ilgili konular üzerinde çok çalıştı.

Elektrik mühendisliği bölümünü bitirince Chicago’daki Western Electric Company’de çalışmaya başladı. 1928’de bölümünden mezun oldu. 1938 yılında Minnesota Üniversitesinde ders vermeye başladı. 1943 yılında Manhattan Projesine katılması istendi, ancak kabul etmedi. 1991 yılında ABD’nin Boston şehrinde kalp krizinden öldü.

Tarihte Nobel Fizik Ödülünü iki kez alan tek kişidir. 1956 yılında William Bradford Shockley ve Walter Brattain ile beraber, 1972 yılında ise Leon Neil Cooper ve John Robert Schrieffer ile beraber Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür.

Doç. Dr.Süleyman Yılmaz

Cuma, Haziran 29th, 2012

1970 yılında Hatay ili, Dörtyol ilçesi, Payas nahiyesinde doğdu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Payas’ta tamamladı. Dicle Üniversitesi, Fizik Eğitiminden 1991 yılında mezun oldu.

Aynı yıl Öğretmen Yeterlilik Sınavını kazanıp Aksaray ili, Ağaçöğren ilçesinde Fizik öğretmeni olarak göreve başladı. Lise Müdürlüğüne kısa süreli vekalet etti ve 1992 yılında 227. dönem yedek-subay olarak İstanbul Lavazım Maliye Okulunda vatani görevini tamamladı. Askerlik sonrası, eş durumu tayinle Sivas ili, Gemerek ilçesi, Sızır kasabasında fizik öğretmenliği yaptı.

1994 yılında Harran Üniversitesi’nde açılan asistanlık sınavını kazandı. Aynı yıl Fırat Üniversitesi’nde Yüksek Lisans eğitimine başladı. 1997 yılında Çukurova Üniversitesi’nde Doktora eğitimine başladı. 2001 yılında doktora eğitimini tamamladı. 2002 yılında Harran Üniversitesi’ne döndü ve Yardımcı Doçentliğe atandı.

2006 yılında Doçentlik sınavını kazanıp, 2007 yılında Harran Üniversitesi’nde Doçentlik Kadrosuna atandı. Bölüm başkan yardımcılığı ve dekan yardımcılığı görevlerinde bulundu.
 
Şu ana kadar 4 yüksek lisans tezi, 1 doktora tezi yöneten, 15 uluslararası makale yayınlamış, 21 uluslararası yurtiçi ve yurtdışı kongreye bildiri ile katılmış olan Süleyman Yılmaz evli ve 4 çocuk babasıdır.

Kurtar Erbaş

Cuma, Haziran 29th, 2012

1953 yılında Ankara’da doğdu. Ankara’da İncesu İlkokulu ve Anafartalar Ortaokulunu bitirdikten sonra İstanbul Kabataş Erkek Lisesinden 1971 yılında mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Mühendisliği bölümüne girdi ve 1976 yılında mezun oldu.

İş yaşamına 1977 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığında başladı. Bakanlıktaki 3 yıllık hizmetinden sonra 1980 yılında özel sektörde işveren olarak  4 yıl çalıştı . 1984 yılında kısa dönem askerliğini tamamladı ve aynı yıl bir kamu bankasında göreve başladı .

1989 yılında kısa adı ASİAD olan Ankara Sanayici ve İşadamları Derneğinin kurucusu ve yönetim kurulu üyesi oldu. Daha sonra Ankara Kavaklıdere Lions Kulübünün Başkanlığını yapan Kurtar Erbaş, 1993 yılında merkezi Federal Almanya’da bulunan ve Genel Başkanlığını Dönemin Almanya Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı olan Dr. Hans Stercken’in yürüttüğü Hür Türk Hürriyetçi Türk Alman Dostluk Cemiyetinin Ankara Şubesinin açılışını yaptı ve 4 yıl boyunca kurucu başkanlığını yürüttü. Türkiye ile Almanya arasındaki dostluk çalışmalarına paralel birçok başarılı  çalaışmaları yürüttü. Bu arada 1995-1997 yıllarında da Hür Türk Cemiyetinin Almanya Federal Yönetim Kurulu üyeliği görevini de sürdürdü.

57. Hükümet döneminde Devlet Bakanlığı Danışmanlığı görevinde de bulunan K.Kurtar Erbaş iyi derecede İngilizce ve Almanca bilmekte olup, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Joseph Henry

Cuma, Haziran 29th, 2012

17 Aralık 1797 yılında ABD’de doğdu. Elektromıknatısları yaparken, öz indüktansın elektromanyetik fenomenini keşfetti. Ayrıca Faraday’dan bağımsız olarak karşılıklı indüktansı da keşfetti, fakat sonuçlarını ilk yayınlayan Faraday idi. Elektromanyetik konusundaki çalışmaları elektrikli telgrafın bulunmasında temel oluşturdu.

İlk gençlikte tiyatroya ilgisi vardı. Profesyonel bir oyuncu olmaya çok yaklaştı.

1819 yılında bedava egitim veren Albany Akademisine girdi. Bedava egitim görmesine ragmen çok fakirdi ve verdiği özel derslerle maddi açıdan kendini desteklemesi gerekti. Sonunda eczacılık alanında eğitim görmeye karar vermişti. 1824 yılında mühendis asistanı olarak çalıştı. Bu olay ona bir makine mühendisi olmak için ilham olmuştur.

1826 yılında Albany Akademisine matematik ve doğa felsefesi profesörü olarak atandı. Elektromanyetik ile ilgili çalışmalara başladı. William Sturgeon’un elektromıknatıs modelini geliştirerek, bir demir parçasının üstüne sıkı sarılmış ve izole edilmiş tel kullanarak çok daha güçlü bir elektromıknatıs elde etmiştir. Bu mıknatıs zamanının en güçlü elektromıknatısı olmuştur. Ayrıca iki elektrotlu bir pile bağlanmış bir elektromıknatıs yaparken, telin birbirine paralel birkaç sarımlı halde olmasının en iyisi olduğunu, birden fazla pil olması durumunda ise uzun ve tek sarımlı olmasının en iyisi olduğunu göstermiştir.

Henry yinede henüz maksimum etkinin elde edilemediğini ekledi. Devrenin artan direnci nedeniyle telin belli uzunluklarda devirleri artırdığında manyetik gücün azaldığını gördü. Bataryanın manyetik gücünü artırmanın yollarını araştırmak için incelemesinin ikinci kısmına başladı. Manyetik güç elde etmede optimal şekli bulmak için, metal çubuk etrafında uzun bir halka yerine daha kısa ve daha fazla sarımda halka oluşturdu. Henry iki metot test etti. Önce devrenin direncini azaltmak için halkaları paralel bir sekilde bağladı ki bu daha büyük demirin etrafında oluşan elektrik akımının daha yüksek bir değere çıkmasına sebep oldu bunun dışında gerilim ya da elektriği kuvvetini arttırmak için birbirine seri halde bağlı batarya kullandı ve halkaları birbirine seri bağladı.

1831’de hareket için elektromanyetiği kullanan ilk makineyi yarattı. Bu modern dc motorların en ilkel haliydi.

Samuel Morse ’la Gale aracılığı ile iletişim kurdu ve ona telgrafını geliştirmekte yardım etti.

İsmail Akbay

Cuma, Haziran 29th, 2012

NASA’da çalışan ilk Türk mühendistir. 17 Ekim 1930 yılında Mudanya’nın Zeytinbağı köyünde doğdu. Orta öğretimini Bursa Erkek Lisesi’nde ve Haydarpaşa Lisesi’nde tamamlayan İsmail Akbay, üniversite eğitimi için ABD’ye gitti ve 1956 yılında Tennessee Üniversitesi’nden fizik mühendisi olarak mezun oldu.

Ünlü roket bilimci Dr. Wernher Von Braun, İsmail Akbay’ı Marshall Uzay Merkezi’nde Apollo Saturn V-S1C roketinin F1 motoru entegrasyon çalışmalarını sürdürecek mühendis ekibine seçmiştir. Akbay aynı zamanda Apollo – Soyuz Test Projesi’nde Saturn 1B/H-1 motor entegrasyon çalışmalarında da öncülük etmiştir. İsmail Akbay 1963-1975 yılları arasında NASA’da yönetim kademelerinde görev yapmıştır.

İsmail Akbay, NASA deneyiminden sonra uzay teknolojilerinin Amerikan uzay sektörüne transferi ve diğer federal bütçeli teknolojilerin ticarileştirilmesi alanında çalışmıştır. Uzay Kampı Türkiye’nin kurulmasında da fikir bablığı yapan Akbay, 1996 yılında bir toplantı sırasında Kaya Tuncer’e Ege Serbest Bölgesi’nde Uzay Kampı kurma fikrinden bahsederek Uzay Kampı Türkiye düşüncesinin ilk temellerini atmıştır. İsmail Akbay, Uzay Kampı Türkiye’nin Haziran 2000’deki açılış törenine katılıp kampın sonraki gelişim ve ilerlemelerini takip ederek, 2003 yılı Temmuz ayındaki zamansız ölümüne kadar Uzay Kampı Türkiye’nin en büyük destekçisi olmuştur.

[[İsmail Akbay, NASA’da 31 yıllık çalışma hayatı süresince elde ettiği başarılarla Amerikan uzay araştırmalarının öncüleri arasında yer almıştır. 1969’da insanoğlunun ilk kez Ay’a ayak basmasından sonra Türkiye’de yayımlanan gazeteler İsmail Akbay’dan söz ederken onu “İnsanoğlunun Ay’a Ayak Basmasında Katkısı Olan Türk Köylüsü” diye tanıtmışlardır.

2003 yılında ABD’nin Huntsville kentindeki evinde çıkan yangında dumandan boğularak hayatını kaybetti.

Richard Feynman

Cuma, Haziran 29th, 2012

11 Mayıs 1918 yılında ABD’de doğdu. 20. asrın en önemli Amerikan fizikçilerindenir. Kuvantum elektrodevinimi üzerindeki calışmaları nedeniyle 1965’de Julian Schwinger ve Sin-Itiro Tomonaga ile beraber Nobel Fizik Ödülüne layık görülmüştür.

1918’de ABD’nin New York eyaletinde Queens’teki Far Rockway adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Henüz 16 yaşındayken türev ve integral hesabını tüm yönleriyle kavradı. 17 yaşında Rockway’den ayrılıp, lisans derecesini yapacağı MIT (Massachusetts Institute of Technology)’e girdi. Lisans derecesinden sonra ünlü Princeton Üniversitesi’ne kabul edildi. Doktorasını Princeton’dan aldıktan sonra, dekorsal sanatlar öğretmeni Arline Greenbaum ile ailesinin itirazlarına aldırış etmeyerek evlendi. 1942’de A.B.D’nin savaşa katılmasıyla birlikte, Manhattan Projesi (atom bombası projesi) için çağrıldı.

Burada Nazilerden kaçıp A.B.D’ye sığınan, Alman fizikçi Hans Bethe tarafından kuramsal bölümün önderi olarak atandı. Bu görevi aldığında henüz 24 yaşındaydı. Manhattan Projesi’nde Feynman, kritik kütle için gerekli olan uranyum miktarını tesbit etmek için çalıştı. Hipotezini denemek için Los Alamos’u havaya uçurmadan birçok deney araçları geliştirdi. Oak Ridge uranyumun parçalanması sırasında güvenlik sorunuyla uğraşırken, Feynman çalışanların ışıma zehirlenmesinden korunması için prosedürler geliştirdi. Savaş sonrası Bethe’yi takip ederek, Cornell Üniversitesi’ne gitti. Feynman burada atomaltı parçacıkların karmaşık yapısı için basit bir gösterim geliştirdi. Onun bu gösterimi Feynman Çizelgeleri olarak bilinir.

Savaş bittikten sonra, 1965’de kuvantum elektrodevinimine yaptığı katkılardan dolayı Itiro Tomonaga ve Julian Schwinger ile birlikte Nobel Ödülüne layık görüldü. 1986’daki Challenger felaketini araştıran Rogers komisyonunda yer aldı.

1988’de Los Angeles’ta vefat etti.

Ernest Orlando Lawrence

Cuma, Haziran 29th, 2012

8 Ağustos 1901’de Güney Dakota Canton’da doğdu. Annesi ve babası Norveç göçmeni Carl Gustavus ve Gunda Lawrence idi. İlk öğrenimini Canton Lisesi’nde, sonra St. Olaf College’de tamamladı. 1919’da Güney Dakota Üniversitesi’nden kimya diploması aldı. Chicago Universitesi’nde bir yıl fizik çalıştı. 1925’te Yale Universitesi’nden doktora derecesi aldı.

Sonraki iki yılında ulusal araştırma üyesi, bir yılında asistan olarak Yale Universitesi’nde çalışmaya devam etti. 1928’de doçent olarak, Berkeley California Üniversitesi’ne atandı. İki yıl sonra Berkeley’in en genç profesörü oldu. Üniversitenin 1936’da ölünceye kadar sürdüreceği radyasyon laboratuvar şefliğine atandı. 2. Dünya Savaşı sırasında atom bombası çalışmalarında birçok görev alarak hayati katkılarda bulundu. Savaş yıllarından sonra 1958’deki Cenova Konferansı’nda Amerika’nın delegesi olarak atom bombası testlerinin durdurulması için antlaşma sağlanmasına çalıştı.

İlk olarak iyonlaşma ve metal buharının iyonlaşma potansiyeli konularında çalıştı. 1929’da düşük voltajlarda nükleer parçacıkları çok yüksek hızlara çıkarabilecek “Egetron”u keşfetti.

Üniversitenin tıbbi fizik laboratuvar şefi olan kardeşi Dr. John Lawrence ile birlikte “Cyclotron” denilen yeni bir parçacık bulundu, tıp ve biyoloji alanlarındaki uygulamalarda kullanıldı. Sonra Columbia Universitesi Kanser Araştırmaları Enstitüsü danışmanı oldu. Lawrence, Cyclotron’un daha büyük ve güçlü modellerini geliştirdi.

1941’de Cyclotron, kozmik parçacık meson’un yapay olarak üretilmesinde kullanıldı. Daha sonra çalışmalarını antiparçacıklar üzerine genişletti. Lawrence iyi bir yazardı. 1924’le 1940 arasında 56 yayıma imza attı. Elektrik yükü boşaltılmasıyla saniyenin milyarda biri zamanı ölçen bir yöntem geliştirdi. Bundan başka evrenin temel sabitlerinden biri olan e/m oranını çok kesin olarak veren bir yöntem buldu. Çalışmalarının çoğunu “The Physical Review” ve “The Proceedings of the National Academy of Sciences” kitaplarında topladı.

Aldığı biçok ödülden bazıları; Franklin Institute’nın “The Elliott Cresson Madalyası” , National Academy of Sciences’ın “The Comstock Prize” ödülü, Royal Society’nin “The Hughes Madalyası”, Royal Physical Society’nin “Duddell Madalyası”, “Faraday Madalyası”, “The Enrico Fermi” ödülü ve 1939 Nobel Fizik Ödülü’dür. Ayrıca “Liyakat madalyası” ile onurlandırıldı. On üç Amerikan ve İngiliz üniversitesinden (Glasgow) onursal doktora aldı. Birçok Amerikan derneğinin ve yabancı derneğin üyesiydi. Lawrence, Mary Kimberly Blumer ile 1932’de evlendi. Altı çocukları oldu. Tekne, tenis, buzpateni ve müzik ilgi alanlarındandı. 27 Ağustos 1958’de Kaliforniya’da öldü.

Prof. Dr.Feza Gürsey

Cuma, Haziran 29th, 2012

7 Nisan 1921 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası askeri doktor Ahmet Reşit Gürsey, annesi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin öncü bilim kadınlarından kimyager Remziye Hisar’dır. Anne-babasının çocuklarının eğitimi üzerine titizlikle eğilmesi ve küçük yaşta İstanbul aydın çevresinin içinde yer almak onun çok yönlü ve sanata düşkün kişiliğinin oluşmasını sağladı.

Feza Gürsey Galatasaray Lisesi’ndeki eğitimini 1940 yılında tamamladı. 1944 yılında da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik–Fizik Dalı’ndan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’ndeki fizik asistanlığı sırasında M.E.B. tarafından yapılan sınavı kazanarak İngiltere’de Imperial College’de doktora yapma imkanını elde etti. Kuaterniyonların alan teorisine uygulanmaları konusunda yaptığı ve 1950’de tamamladığı çalışması, bilim dünyasında uyandırdığı yankıların yanısıra, onun için de yaşam boyu sürecek bir araştırma ilgisinin odak noktası oldu.

1950-51 yılları arasında Cambridge Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalar yaptıktan sonra 1951’de İstanbul Üniversitesi’ne fizik asistanı olarak tayin edildi. 1952’de kendisiyle birlikte fizik asistanlığı yapmakta olan Suha Pamir ile evlendi. Bu evlilikten Yusuf isminde bir çocukları oldu.

1953’de İstanbul Üniversitesi’nden doçent unvanını aldı. 1954-61 yılları arasında süre öğretim üyeliği boyunca Türk bilim tarihinin ilk ve son Teorik Fizik Kürsüsü’nün temelini oluşturan iki öğretim üyesinden biri olarak kürsünün geleceğini hazırlamıştı. Bu arada 1957-61 yılları arasında Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda, Princeton Üniversitesi’nde İleri Araştırma Enstitüsü’nde ve Columbia Üniversitesi’nde araştırmalar yapmış olan Feza Gürsey’in bu dönemi onun bilimsel açıdan en verimli dönemlerinden biri olmuş, bu sırada ona hayatının sonuna kadar hayranlık duyan ve onu destekleyen Nobel Fizik Ödülü sahibi Wolfgang Pauli ile, atom bombasının babası olarak bilinen J.R. Oppenheimer ile, yine Nobel Ödüllü fizikçiler olan E. Wigner, T.D. Lee ve C.N. Yang ile tanışmış, onlarla dostluklar kurmuştu.

Uluslararası ününe ve önünde açılan yurtdışı prestijli iş olanaklarına rağmen 1961’de Türkiye’ye döndü ve ODTÜ’nün sunduğu profesörlük unvanını kabul ederek ODTÜ Teorik Fizik Bölümü’nün kurulmasında önemli bir rol üstlendi. 1960’lı yıllarda Kiral Bakışım Kuralını ortaya koyarak uzay-zaman bakışımı çalışmalarının genişletilmesine ön ayak olan Gürsey, kuantum renk dinamiği kuramı çevçevesinde çalışmalara imza atmıştır.

1974 yılına kadar ODTÜ’de ve Yale Üniversitesi’nde dönüşümlü olarak öğretim üyeliği görevine devam eden Feza Gürsey, sayısız [öğrenci[ yetiştirdi ve etkin bir araştırma grubu kurdu. 1974’de Yale Üniversitesi’nde kürsü başkanlığına getirildi. [1990]’lı yıllarda emekli olarak Türkiye’ye dönmeye hazırlanırken prostat kanserine yakalandı. Feza Gürsey, bu hastalıktan 13 Nisan 1992’de ABD’nin New Haven kentinde hayata gözlerini kapattı.

1993’te Ankara’da kurulan Türkiye’nin ilk bilim merkezine adı verilmiştir.

Prof. Dr.Behram Kurşunoğlu

Cuma, Haziran 29th, 2012

1922 yılında Çaykara, Trabzon’da doğdu. Albert Einstein’ın genel görelilik kuramının elektromanyetizma ile birleştirilmesi üzerine çalışmalar yapmış bir fizikçidir.

Ankara Üniversitesi ve İngiltere’deki Edinburgh Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından fizik doktorasını gene İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde tamamlayan Kurşunoğlu, Albert Einstein ve Erwin Schrödinger ile birlikte simetrik olmayan yerçekimi kuramları üzerinde önemli çalışmalarda bulunmuştur. Genç yaşında dünya fizikçileri arasında saygın konum kazanan Prof. Kurşunoğlu, 1965 yılında Miami Üniversitesi’deki Teorik Araştırmalar Merkezi’nin kurulmasında rol almış, 1992’de kapanmasına kadar bu merkezde bulunmuştur. Daha sonra araştırma kuruluşu Global Foundation’ın direktörü olmuştur.

Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu, 1950’li yıllarda Atom Enerjisi alanında çalışmalarını Türkiye’de sürdürmüş ve aynı zamanda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun Kurucu üyesiydi. Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığı’na danışmanlık yapmış, bir dönem Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda çalışmıştır. Kuantum Fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle “Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini” ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınıyordu. 1964 yılından beri organize etmekte oldugu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınan Kurşunoğlu, 2003 yılındaki konferanstan kısa bır zaman önce kalp krizinden vefat etmiştir.

Frederik Frits Bolkestein

Cuma, Haziran 29th, 2012

1933 yılı doğumlu olan Frederik Frits Bolkestein, Hollanda vatandaşıdır. Evli ve 3 çocuk sahibi olan Bolkestein, Amsterdam’da Barlaeus Lisesini bitirdikten sonra, 1951 – 1953 yılları arasında Amerika Birleşik Devletlerinde Oregon Devlet Kolejinde Matematik Eğitimi almıştır ve 1955 – 1959 yılları arasında da Amsterdam’da Gemeentelijke Üniversitesinde matematik ve fizik, felsefe ve Yunanca alanlarında eğitim görmüştür. 1964 yılında Londra Üniversitesinde İktisat Fakültesinin birinci bölümünü bitirdikten sonra 1965 yılında Leiden Üniversitesinde Hukuk alanında Yüksek Lisans derecesine sahip olmuştur.

1960 -1976 yılları arasında Shell Kimya (chimie) için, Doğu Afrika’da, Honduras’da, El Salvador’da, Londra’da, Endonezyave Paris’te çalışan Bolkestein 1973 – 1976 yılları arasında Paris’te Shell Kimyanın (Chimie) Müdürlüğünü yapmıştır.

Politik kariyerine 1978 – 1982 yılları arasında V.V.D. için Parlamento Üyeliği (Liberal) ile başlayan Bolkestein 86′-88′ ve 89′-99 yılları arasında da aynı görevde bulunmuştur.1982-1986 yıllarında dış ticaret bakanlığı, 1986-1988 yıllarında Hollanda’da Atlantik Komisyonunun Başkanlığı, 1988 – 1989’de Savunma Bakanlığı, 1990 – 1998’de Parlamento Grubu V. V. D.’nin Başkanlığını yapan Bolkestein, 1996’dan beri Liberal Enternasyonal’ın Başkanlığını yapmaktadır. Bolkestein, İç Pazar, Vergi ve Gümrük Birliğinden sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesidir.

Aynı zamanda Bolkestein Amsterdam Bach Solosunun Başkanlığını, Londra’da Uluslararası işlerle ilgili Kraliyet Enstitüsünün Üyeliğini yapmıştır. Bolkestein kapsamlı konular hakkında kitaplar ve makaleler yazmaktadır.

Isaac Newton

Cuma, Haziran 29th, 2012

İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacıdır. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm’in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

Isaac Newton 25 Aralık 1642 ‘de İngiltere’nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi.
İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham’da King’s School’a yazılan Newton, bu okulu 1661’de bitirdi.

Aynı yıl Cambridge Üniversitesi’ndeki Trinity Kolej’ine girdi. Nisan 1665’te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi.

1667’de Trinity Kolej’ine öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır.

Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669’da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671’de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi.

 Royal Society’e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.

1675’de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton’un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678’de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley’in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.

Abdülkadir Han

Cuma, Haziran 29th, 2012

bilim adamı /fizik
Abdülkadir Han, 1935 yılında Hindistan’da doğdu, Pakistan 1947 yılında kurulduktan sonra 1952 yılında ailesiyle birlikte bu ülkeye göç etti. Pakistan’da üniversite eğitimini tamamlayan ve daha sonra Belçika’da metalurji dalında doktora alan Han, bundan sonra Hollanda’da bir nükleer reaktörde uzman olarak çalışmaya başladı. Çalıştığı yer URENCO adıyla bilinen İngiliz–Alman–Hollanda ortaklığından meydana gelen bir nükleer konsorsiyumdu. Han burada 1972–1976 yılları arasında çalıştı ve daha sonra ülkesine döndü. 1983 yılında bir Hollanda mahkemesi Han’ı UREMCO’dan uranyum zenginleştirme ve başka nükleer konuları kapsayan gizli bilgi, dosya ve şemaları çalıp kaçırmakla suçlayan bir dava açtı. Han, davanın sonucunda suçlu bulundu ve 4 yıl hapse mahkum oldu ama bir teknik eksiklikten dolayı karar iptal edildi ve Han aleyhindeki dava düştü.

Han, Hollanda’dan gereken nükleer bilgi ve tecrübe ile ülkesine döndükten sonra bir ekip ile Pakistan’ın nükleer programını gizlice başlattı, kendi adıyla anılan Han Laboratuvar’ını kurdu ve sonunda Pakistan en başta onun çaba ve dehasıyla 1998 yılında ilk nükleer silah denemesini başarıyla gerçekleştirdi. Bu denemeden sonra birkaç başarılı deneme daha yapıldı ve sonunda Pakistan resmen dünya nükleer kulübünün yeni üyesi oldu. Şüphesiz Pakistan bu çalışmaları yaparken Hindistan da aynı tür çalışmaları yaptı, bu ülke de nükleer kulübe Pakistan’dan önce üye oldu. Esasen Pakistan’ın nükleer programı Hindistan’ı dengelemek, bu ülkenin nükleer programına karşılık olarak doğdu ve gelişti. Bu çalışmalarda Abdülkadir Han en önemli, en belirleyici, en başarılı rolü oynadı ve ülkesine nükleer gücü kazandırdı.

Ne var ki, 2003’ün  kasım ayından itibaren Abdülkadir Han’ın itibarına gölge düştü, hakkında çok ciddi iddialar, suçlamalar yapılmaya başlandı. Pakistan’ın en ünlü bilim adamı olarak bilinen Abdülkadir Han, Pakistan’ın gizli nükleer bilgilerini, dosyalarını İran, Libya ve Kuzey Kore’ye kanunsuz yollardan aktarmakla ve bu ülkelere Pakistan dizaynı nükleer yakıt zenginleştirici santrifüj cihazlarını satmakla suçlandı. Esasen bu iddiaların menşei de büyük ölçüde İran’dan kaynaklanıyordu. Milletlerarası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA)’nun İran’a yaptığı baskılar sonucunda İran’ın bu kuruma verdiği gizli bilgilerden hareketle bu kurum İran’ın nükleer programında kullanılan bazı kaynaklar bakımından Pakistan’a ve Abdülkadir Han’a ulaşmış bulunuyordu. Nitekim daha sonraki süreçte Han, bu suçlamaları kabul etti.

Derya Pala

Cuma, Haziran 29th, 2012

1971 yılında Konya Ereğli’da doğan Derya Pala, ilköğrenimini Konya Ereğli’de Orta ve Lise eğitimini İzmir Karşıyaka Gazi Lisesinde tamamlamıştır. 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü‘nden mezun olmuştur.

1995-1996 yılları arasında Ziraat Bankası Bankacılık okulunda 9 aylık teorik ve 3 aylık pratik eğitimden sonra 1998 Eylül’üne kadar Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünde Uzman olarak çalışmış,

2000 yılına kadar Ankara’da pasta atölyesi işletmiştir. 2000 yılından bu yana 24 yıllık bir aile işletmesi olan Derya Tavukçuluk A.Ş.’de Yönetim Kurulu Üyesidir.

Haziran 2006’da İzmir Yumurta Üreticileri Birliği Başkanı, Ağustos 2006’da da Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUMBİR) Başkanı seçilmiştir. Bekar olan Derya Pala İngilizce bilmektedir.


Sayın Derya PALA’nın TV Konuşmalarını izlemek için tıklayınız


Derya Tavukçuluk İşl. A.Ş.
1983 yılında Necip Pala tarafından 45.000 adet tavuk kapasiteli yumurta kümesleri ve 70.000 adet civciv kapasiteli yarka kümesleri ile yumurta tavukçuluğu alanında faaliyet vermek üzere kurulmuştur. 1990 yılında kapasitesini 75.000 adete, 1996 yılında da 90.000 adet tavuğa çıkartmıştır .
2000 yılından itibaren gelişen dünya teknolojileri ışığında şirketimiz bütün tesislerini yenilemiş, tam otomatik yemleme, havalandırma ve yumurta toplama sistemlerine sahip üretim tesislerini faaliyete geçirmiştir. Böylece yumurta tavuğu kapasitesini 150. 000 adete çikartan Derya Tavukçuluk yenilediği ve kapasitesini arttırdığı yem tesisi, yumurta paketleme tesisi, yumurta depolama üniteleri ve soğuk hava depolarıyla faaliyet alanını genişletmiştir.

Son derece titiz çalışmalar yaparak hazırlanan yem rasyonları sonucunda ürettiği yumurta lezzeti ve kalitesiyle piyasada ayrı bir yer edinen şirketimiz, bu kaliteyi 2004 yılında aldığı deryum markasıyla tescillemiştir.

Dr.Erol Mütercimler

Cuma, Haziran 29th, 2012

1954 yılında Kars’ta doğdu, tüm öğrenim yaşamı İstanbul’da geçti. İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu.

Deniz Kuvvetleri’nde bir süre Fizik öğretim üyeliği, Beşiktaş Deniz Müzesi Müdürlüğü yaptı ve bunun ardından Avustralya’ya gitti. SBS devlet radyosunda programcılık yaptı, “Çok kültürlülük” konusundaki doktora alan çalışmasını İ. Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı.

Deniz tarihi çalışmalarıyla tanınan Mütercimler, Türkiye’ye dönüşünde çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. TRT Radyosu ve çeşitli TV kanallarında programcı ve yönetici olarak çalıştı. Belgeseller hazırladı. Halen üç ayrı üniversitede Yeditepe Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi Strateji ve Devrim Tarihi dersleri vermektedir.

Şu anda Habertürk kanalında Aynanın Arkası adlı haber programı yapmaktadır.

Bugüne kadar kısa radyo oyunları, çeşitli dergilerde yazıları ve belgesel senaryoları yanı sıra on dört kitaba imza atmıştır.

Kitapları:

  • Yüksek Stratejiden Etki Odaklı Harekata Geleceği Yönetmek

  • Bu Vatan Böyle Kurtuldu / Onlar Bizim İçin Öldüler

  • Gelibolu 1915 Korkak Abdi’den Coni Türk’e

  • Komplo Teorileri

  • Düşler ve Entrikalar / Demokrat Parti Dönemi Türk

  • Kadınlar, Gemiler, Otomobiller

  • Satılık Ada Kıbrıs

  • İmparatorluğun Çöküşüne Denizden Bakış

  • 21. Yüzyıl ve Türkiye

  • 21. Yüzyıl ve Türkiye – Yüksek Strateji

  • Ertugrul Faciası ve 21.Yüzyıla Doğru Türk – Japon İlişkileri

  • Kurtuluş Savaşı´na Denizden Gelen Destek ve Kuvayı Milliye Donanması

  • Sultan Osman

  • Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekatı

  • Destanlaşan Gemiler – Hamidiye, Yavuz, Nusrat, Alemdar

Prof. Dr.Erdal İnönü

Cuma, Haziran 29th, 2012

6 Haziran 1926 Ankara’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da yaptı, 1947 de Fen Fakültesi’nden fizik lisansı diploması aldıktan sonra A.B.D.’ye gitti, California Teknoloji Enstitüsü’nde lisans üstü öğrenimi yaptı, yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı, Teorik fizik alanında araştırmalar yaptı, Yurda dönünce Ankara Üniversitesinde Fizik Asistanı olarak göreve başladı.

Askerlik görevini yaptıktan sonra üniversite doçentlik sınavını verdi, 1957-1960 yılları arasında tekrar Amerika’ya giderek “Atom Enerjisinden Yararlanma” programı içinde çeşitli üniversite ve araştırma enstitülerinde araştırmalar yaptı. 1964 – 1974 tarihleri arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olarak çalıştı, ODTÜ’de öğretim üyeliği görevinin yanı sıra araştırma ve yönetim görevleri de yaptı, Teorik Fizik Bölümü Başkanlığı, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Üniversite Rektörlüğünde bulundu. 1974’te İstanbul Boğaziçi Üniversitesine geçti, 1974-1983 yılları arasında fizik profesörlüğünün yanı sıra 6 yıl kadar da Temel Bilimler Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun kuruluşuna katkıda bulundu ve TÜBİTAK Temel Araştırmalar Enstitüsü’nde kurucu müdürlük görevini yürüttü. Aynı zamanda NATO Fen Komitesi’nde çalıştı ve UNESCO Yürütme Kurulunda görev aldı. 1983 yılında siyasete atılan Erdal İnönü, Sosyal Demokrasi Partisi’nin (SODEP) kurucu Genel Başkanı oldu, SODEP ile Halkçı Partinin Birleşmesi sonucu kurulan SHP’nin ilk olağanüstü kurultayında SHP Genel Başkanı seçildi, Bu görevini 1993 yılına kadar sürdürdü. İnönü, 1986 yılı ara seçimlerinde İzmir Milletvekili seçilmiş, 1987 ve 1991 genel seçimlerinde yeniden aynı ilden milletvekili seçilerek parlamentoda görevine devam etti.

1991 Genel seçimlerinden sonra Doğru Yol Partisi ile SHP’nin kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak görev üstlendi ve 1993 yılına kadar bu görevini sürdürdü. SHP’nin Cumhuriyet Halk Partisi ile birleşmesinin ardından, 27 Mart 1995 tarihinde Koalisyon’un Sosyal Demokrat kanadında değişikliğe gidildi, Erdal İnönü bu değişiklikle Dışişleri Bakanı olarak atandı ve 1995 yılının Mart ve Ekim ayları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

SHP Onursal Genel Başkanı Erdal İnönü, yaklaşık bir yıldır kan kanseri tedavisi görüyordu. Erdal İnönü’ye son olarak Houston’daki bir hastanede deneysel tedavi uygulanıyordu.

Prof. Dr. Erdal İnönü, 20 Ağustos 2007’de zatürre nedeniyle hastaneye yatırılmıştı. İnönü’nün hastalığı kontrol altına alınmıştı. Ancak yapılan ileri tetkiklerde, daha önce kontrol altında olan hastalığı anlaşılınca ABD’de tedavi gördüğü merkeze gönderilme kararı alınmıştı.


Dostları Erdal İnönü’yü Anlatıyor.

SÜLEYMAN DEMİREL
Teessürle öğrendim, Türkiye’nin zor zamanlarında beraber çalıştık. Sağduyusuna, serinkanlılığına, vatanperverliğine şahit oldum ve takdirle karşıladım. Doldurulması zor bir boşluk bırakmıştır. Siyasetin özünden ödün vermeden uzlaşmayı başarabilen ve karşı tarafı ikna edebilmeyi başaran bir insandı. Önce bilim adamı, sonra devlet adamı ve sonra siyaset adamıydı. Ailesine, kendisini sevenlere, milletimize başsağlığı ve merhum İnönü’ye de Allah’tan rahmet diliyorum.

HİKMET ÇETİN
Son ziyaretimizde içeri giridiğimizde kitap okuyordu. Bizi görünce ‘Siz nereden çıktınız’ diye sordu ve çok sevindi. Bir araya geldiğimizde bize Türkiye’deki iç sorunları sordu. Özellikle Kuzey Irak sorunu ve sınır ötesi operasyon hazırlıklarını anlatmamızı istedi ve fikrimizi aldı. Türkiye’nin planının ne olduğunu sordu.
Bunlardan çok başta gelen endişesi sokaklardaki terör protestolarıydı.Bu protestoların PKK’nın daha önce başarılı olamadığı bir alanda Türkiye’ye zarar vermesinden korkuyordu. Hastanede ziyaret ettiğimizde çok zayıflamıştı ama direniyordu. Büyük bir kayıp Böylesine birikimli, kültürlü bir devlet adamını kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.

ERCAN KARAKAŞ
Türkiye siyasetine çok önemli katkılarda bulundu. Partilerin yasaklandığı dönemde Sosyal Demokrat hareketin güçlenmesi için ona başvuruldu. O da bir araya getirmek çok uğraştı. Bu açıdan bizim tarafta öncü bir rol oynadı. Tıpkı babası gibi. Çok değerli bir bilim ve siyaset adamıydı. Siyasete vedası da örnek oldu. Gönüllü olarak liderliği ve siyaseti bıraktı.

TANSU ÇİLLER
Çocukluğundan beri aldığı belli bir siyasi terbiye vardı. Çok uyumlu bir çalışmamız oldu siyasette. Daha sonra siyasetten ayrıldı. Siyaset sonrasında da aynı çizgisini devam ettirdi. Vizyon sahibi ve nazik bir üslubu vardı. Ülkemizde ayrı bir yeri olmuştur. Sol zaman zaman kendisine başvurmuş, geri dönmesini istemiştir. Ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum..

ZÜLFÜ LİVANELİ
Üç özelliğiyle öne çıkıyordu. Birincisi İsmet Paşa’nın oğlu olması. İkincisi Türk siyasetine katkıları. Ve üçüncüsü yakın arkadaşlarına sergilediği dostluğu. Türkiye siyasette hırçınlığa alışmış bir ülke, o ise tam tersini sergiledi. Hiçbir zaman devam etmek istemedi. Her an bırakmak isteyen sadece katkıda bulunmak isteyen bir bilim adamı olarak, Batılı standartları ülkemize taşımıştı.

ERTUĞRUL GÜNAY
Şu an öğrendim, sonsuz rahmet ve başsağlığı diliyorum. Çok değerli bir insandı. Kısa bir süre birlikte çalıştık. Demokrasiyi benimsemiş bir insandı. Çok açık sözlüydü ve fikirlerini hep açıklıkla sundu. Hiçbir zaman çok hırslı bir politakacı olmadı, bunu kimse söyleyemez. Ender isimlerden biriydi. Türkiye siyasetinde özgür bir isim olarak yer tuttu. Bütün sevenlerine sabırlar diliyorum.

FİKRET ÜNLÜ
Yeri doldurulamayacak bir insandı. Gece gündüz aynı yerlerde kaldık tüm Türkiye’yi dolaştık. Böyle bir insan tanımadım. Her yönü özellikle bilim adamlığı tüm dünyada kabul edilmiştir. Ancak siyaset adamı olarak bambaşka bir insandı. Doktorlara ne kadar zamanım kaldı diye sordu ve acaba Türkiye dönüp kitaplarımı bitirebilir miyim demişti. En son Everestler’e çıkan Türk dağcılara mesaj göndermişti ve tebrik etmişti.

HASAN PULUR
Bir bilim adamı bir entelektüel olarak birinci sınıf bir adamdı. Ancak siyasette aynısını gösterdiğini söyleyemem. Allah Rahmet eylesin. Daima anılacaktır. Özal iktidardaydı. Erdal İnönü’ye “İktidara gelince ekonomiyle ilgili neler yapacaksınız” diye bir soru sordum: O da çok genel “İyi şeyler yapacağız” demişti. Bu cevabı yazdıktan sonra Ecevit bu sözü alıp kendisini eleştirmişti. Bu cevap gündemde kalmıştı. Erdal İnönü de bu konudan sonra beni arayıp sitem etmişti.

MURAT KARAYALÇIN
Hepimizin başı sağolsun, ulusumuzun başı sağolsun, aslan sosyal demokratların başı sağolsun. Tabi çok üzgünüz. Hem sosyal demokratlar önderini, Türkiye de büyük bir devlet adamını kaybetti. Telafi edilebilir mi bilmiyorum. Türk siyasetinde derin izler bıraktı. Erdal beyin mesajları, anıları herkes tarafından dikkate alınacaktır. Sayın Erdal İnönü, Türk siyasetine “siyaset amortismanı” deyimini kazandırmış bir kişiliktir. Hiç zorunlu olmamasına karşın genel başkanlığı kendiliğinden bırakmıştır. Bu yanıyla bile herkese güçlü bir mesaj vermiştir. Herkesin başı sağolsun.

MUSTAFA SARIGÜL
Onur Kumbaracıbaşı, Hikmet Çetin ve Halit Toraman beyle 3 gün genel başkanımızla beraberdik. Amerika’da evinde bizi ağırladı. Hastanesine ve evine gidip geldik. Bulunduğu evin parkurunda yürüyüş yaptırdık. Başımız sağ olsun.
Onur Kumbaracıbaşı’nın “İnönülü günler” kitabını okuduğunu söyledi. Belediye çalışmalarıyla ilgili benden geniş bilgiler aldı. Hikmet Çetin beye Güneydoğu konusunu sordu.

OKTAY EKŞİ
Çok üzüldüm… Gerçek bir vatansever, gerçek bir demokrat bilim adamını kaybetmiş bulunuyoruz. Derin üzüntü içindeyim. SODEP’in 1983 yılında Erdal İnönü tarafından kurulması nedeniyle yakın çalışma şansını edinmiştim. O partinin kurcularından birisi ve genel sekreter yardımcısıydım. Bu deneyim bana Erdal İnönü’nün ne kadar geniş ufuklu mütevazı ve zarif bir lider olduğunu gösterdi. Herkese başsağlığı diliyorum… 

ONUR ÖYMEN
Birikimi, saygınlığı, üstün zekası ve devlet adamlığıyla Türkiye’ye çok şey kazandırmış bir insandır. Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye, gurur verici bir dönem geçirmiştir. Yabancı devlet adamlarını nasıl etkilediğini gözlerimle gördüm. Siyasetçi kişiliğiyle de örnek bir insandı. Birleştirici özelliğiyle herkese kucak açardı. Herkesin fikrini dinlerdi, bu özelliği ona ayrıca bir ikna edicilik sağlıyordu. Ancak Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda kimseyi gözü görmezdi.

Kardeşi ÖZDEN TOKER
Yaşam tarzıyla örnek bir insandı. Çağdaş Türkiye için çok mücadele etti. Ancak hiçbir zaman küsmedi. Her zaman daha iyi olacağını düşünüyordu. Gençlere çok güveniyordu. Politikacı olmadı hiçbir zaman. Sizlerden onun nasıl bir insan olduğunu anlatmanızı istiyorum böylece onun yaşatmaya devam ederiz. 20 gün evvel onunla beraberdim ama çok iyiydi. En son 2 gün önce telefonla konuştum. O zamada çok iyiymiş ve sesi de iyi geliyordu. Tek şikayeti güçsüz olmasıydı ama onun dışında morali iyiydi. Yanındaki gençlere siz gidin yoruldunuz, yarın gelirsiniz demiş. Son anlarında bile onları düşünüyordu.


İnönü’den Unutulmaz Anektodlar

SİNEMA SALONLARI KARANLIK
Kendisini sinema çıkışında yakalayan bir gazeteci sorar:
– Sayın İnönü, sizi bu sıralar sinema salonlarında göremiyoruz pek?
– Tabii göremezsiniz sinema salonları karanlık oluyor.

YERE YATARDI
Parti başkanı iken zaman zaman sevenleri onu omuzlara almak isterdi. Bu tür gösterilerden hoşlanmayan İnönü, kıyafetine bulundu yere bakmadan hemen yere yatardı. Kimse kendisini kaldıramasın diye böyle dururdu bir süre.

FİZİKLE REHABİLİTASYON
Meclis Genel Kurulu’nda hararetli kavgalar yapılırken bu atışmalara taraf olmaz Bakanlar Kurulu sıralarındaki yerinde oturur fizik problemleri çözerdi.

BEN KEDİ MİYİM?
“Erdal yetiş fare var” diye çığlığı basan karısına gayet sakin “Bana ne Sevinç, ben kedi miyim?” diyeyanıt vermiştir.

DEVLETE ÇALIŞAN YOK MU?
DEP’li Sırrı Sakık SHP’den milletvekili adaylığı için başvurur. Ve Erdal İnönü ile yan yana gelirler. Sırrı Sakık, “Paşam, benim hakkımda bir sürü dedikodu çıkartılar. Önceden bilesiniz. Ağabeyim (Şemsi Sakık) dağda devlete karşı savaşır. Kardeşlerimden biri hapiste. Anam şöyle, Babam böyle” diye devam ederken Erdal İnönü söze girer:
“Be kardeşim sizde hiç devlete çalışan bir kişi yok muydu. Onu getirseydiniz bari.”

KİBARLIK EDİYORLAR
Gazeteci sorar:
-“Sizin için Norveç’e başbakan olur diyorlar”
Erdal İnönü cevap verir:
– “Çok teşekkür ederim. Bu herhalde sen bu işleri Türkiye’de beceremiyorsunun kibarca söylenmesi oluyor.”

GERİSİNİ ARKADAŞ ANLATACAK
Bir miting öncesi SHP’li milletvekili, İnönü’ye çok sık yapılan bir eleştiriyi gündeme getirdi.
-“Sayın Genel Başkan’ım, siz iyi konuşamıyorsunuz. Bakın Özal’a esip gürlüyor.”
-“Peki ne yapmam gerekiyor” diye sorar İnönü
-“Sayın İnönü, konuşmaya başladığınızda şöyle yumruğunuzu masaya vuracaksınız. İşte biz böyle partiyiz. Adamı şöyle yaparız, böyle yaparız” diye kükreyeceksiniz.”
Erdal İnönü, miting alanındaki otobüsün üzerine çıkar ve kürsüye yumruğunu vurup konuşmaya başlar:
_”Biz öyle bir partiyiz ki, adamı” der ve durup yanında duran kendine akıl veren milletvekiline dönerek şöyle der:
-“Devamını arkadaş söyleyecek.”

MERAK ETMEYİN
İzmir’i bir ziyaretinde balıkçılar etrafını çevirdi ve dert yanmaya başladı.
– Paşam burada bir komutan var. Bizi mahvetti. Balık avlatmıyor. Denize açılamıyoruz.
Balıkçıların şikayetlerini 15 dakika dinleyen İnönü sakin bir şekilde döner ve şöyle der:
– Merak etmeyin görürsem söylerim.

ÖLÜRÜM YOLUNA
Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal Bey’e hitaben “Ölürüm yoluna” diye haykırır.
Erdal Bey cevap verir: Dur, ölme. Bir oy bir oydur.

O BENİM İŞTE!
Erdal Bey bir gün İstanbul’da taksiye binmiş. Şoför:
“Sen ne kadar Erdal İnönü’ye benziyorsun” demiş.
“O, benim” diye cevap vermiş Erdal Bey…
Şaşırmış taksi şoförü…
“Yahu” demiş, “…birisi daha var. Harbiye’nin oralarda dolaşıyor. O da aynı Erdal İnönü”.
Bunun üzerine Erdal Bey, espriyi patlatmış:
“O da benim….!”

BİRBİRİMİZİ YİYECEĞİZ
SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garsonun “Birşey almak ister misiniz, efendim” sorusu üzerine “Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz” yanıtını verir.

FİLM İYİ Kİ BİTTİ
SHP Genel Başkanıyken Sosyalist Enternasyonal toplantısı için Paris’e gitmişti. Beraberinde SHP Genel Sekreter Yardımcısı İstemihan Talay da vardı. Toplantıdan sonra Champs Elysees bulvarındaki bir sinemaya gittiler. Filmin öyküsü, iki mafya ailesi arasındaki çatışmaydı. İki saat boyunca beyaz perdede silahlar konuştu. İnönü film bittikten sonra koltuğundan kalktı. İstemihan Talay, “Filmi nasıl buldunuz?’ diye sordu.
İnönü cevapladı:
– Çok beğendim ama iyi ki bitti. Yoksa çok daha fazla adam ölecekti… 

KARAYALÇIN YAPAR!
Kars ve Van mitinglerinden Ankara’ya dönüyordu. Sivas üzerinde uçağın pilotu “Efendim Ankara semaları kapalı. Kirli bulutlar var. İnişimiz çok güç olabilir. ” dedi.
Ön koltukta gazete okuyan İnönü’nün cevabı ise şöyle oldu:
– Hiç bir şey olmaz merak etmeyin. Ankara Belediye Başkanı Karayalçın çok çalışkandır. O kirli bulutları hemen temizler! 

PLATONİK AŞK
İnönü SHP Genel Başkanıyken dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile görüşecekti.
O günlerde İnönü, Yılmaz’ı sert biçimde eleştiriyordu.
Yılmaz, Necatibey caddesinde bulunan SHP Genel Merkezine geldi. SHP ile ANAP Genel Başkanları baş başa uzun bir görüşme yaptı. Herkes sert tartışmalar yaşanmasından endişeliydi. Görüşme sonrası dönemin SHP Genel Sekreteri Fikri Sağlar, İnönü’ye biraz da endişe ile görüşmeyi sordu.
İnönü şöyle dedi:
– Çok iyi geçti, Mesut bey partimize aşık oldu. Ama platonik.

Ebul-İz

Cuma, Haziran 29th, 2012

1153 yılında Cizre’de doğdu. Fizikçi ve 60 makina mucididir. Robot ve Bilgisayar ana temelleri, saatler, su makineleri, musluk, kilitler, çocuk oyuncakları buluşları arasında yer alır. 1233 yılında vefat etmiştir. Nuh Peygamber Camii avlusunda gömülüdür. Kitapları uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.