Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Prof. Dr.Abdüsselâm

Cuma, Haziran 29th, 2012

Nobel armağanı alan ilk müslüman ilim adamı olan Abdüsselâm, 1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga’da doğdu. Pakistanlı fizik bilgini Abdüsselâm, Pencap ve Cambridge üniversitelerinden matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu. 1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuvantum elektrodinamiğinde temel olacak bir çığır açtı ve aynı yıl Pencap Üniversitesi’ne profesör oldu. 1954 yılında Cambridge Üniversitesi’ne okutman tayin edilince, Pencap Üniversitesi’nden ayrıldı.

1957 yılında, Londra Üniversitesi’ndeki İmperal College’e teorik fizik profesörü olarak tayin edildi. Bundan sonra, Abdüsselâm, dünya çapında pek çok akademi, çeşitli komisyon, ilmî dernek ve ilmî heyet üyeliklerinde bulundu. Aynı zamanda pek çok ilmî kuruluşun başkanlığına getirildi. 1970-1973 yılları arasında Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin Birleşmiş Milletler Kurucu Kurulu ve Vakıf üyesi oldu. 1971-1972’de Birleşmiş Milletler İlim ve Teknolojisi İstişari Komitesi’ne başkanlık etti. 1972-1978 arasında Milletlerarası Sırfi ve Tatbiki Fizik Birliği nin ikinci başkanlığını yaptı. 1976 yılında Guthire Madalyası Armağanı, 1978’de Accedamia Nazionale di XL’nin Malteuecci Madalyası, 1978’de Amerikan Fizik Enstitüsü’nün John Terrance Tate Madalyası, yine 1978’de İngiliz Kraliyet Akademisi’nin Kraliyet nişanını aldı. 1979’da, ABD Milli Eğitim Akademisi ve İtalyan Milli Lincei Akademisi’ne yabancı üye seçildi. Aynı yıl kendisine Nobel Fizik Armağanı verildi. Ayrıca, biri 9 Eylül 1981’de İstanbul Üniversitesi tarafından olmak üzere, dünyanın çeşitli üniversitelerinden 15’i aşkın fahri fen doktorluğu payesi vardır.

Bugün bir taraftan Londra Ünivetsitesi İmperial College’de teorik fizik profesörlüğünü (1957’den beri) sürdürürken, diğer taraftan da Trieste’deki “Milletlerarası Fizik Merkezi”nin direktörlüğünü ifa etmektedir. Görüldüğü gibi, hayatının bütün devreleri milletlerarası başarılarla dolu olan Pakistanlı fizik ilim adamı Prof. Abdüsselâm, ender yetişen İslâm alimlerinden birisidir. Prof. Abdüsselâm, 230’dan fazla orijinal çalışma yaptı. Bunlardan bir kısmını, aralarında birçok Türk fizikçilerinin de bulunduğu mesai arkadaşları ve öğrencileri ile hazırladı. Prof. Abdüsselâm, bu çalışmalarında, İslâmiyetin ilme verdiği önemi bilen ve bütün ilimlerin kaynağı olduğuna inanan, keşiflerini ona dayandıran bir müslümandır.

ABDÜSSELÂM VE NOBEL ÖDÜLÜ
Prof. Abdüsselâm, ilimde örnek ve takdir edilecek bir çalışma gösterir. Müslümanların her şeyde olduğu gibi, ilimde de öncü olmaları gerektiğini
savunur ve ilmi, Allah’ın sanatını anlama gayreti olarak tarif eder. Hatta ona Nobel armağanı kazandıran teorisini bile, ilâhî sanatın bir kısmını anlayabilme lütfuna bağlar.

ABDÜSSELÂM’A NOBEL ARMAĞANINI KAZANDIRAN BULUŞ
Profesör Abdüsselâm’a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektromagnatik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı. Tabiatta ilk bakışta mahiyetleri itibariyle birbirinden farklı görünen dört çeşit etkileşme görülmektedir. Bunlar:
1. Gravitasyon etkileşmeleri,
2. Elektromagnetik etkileşmeler (nötronların beta bozunumlarında olduğu gibi)
3. Zayıf etkileşmeler,
4. Kuvvetli etkileşmeler. (Bunlar atom çekirdeklerinin yapı taşlarını birarada tutmaktadırlar)

Teorik fizikçiler, 1918’den beri, bu etkileşmelerden en az ikisinin veya hepsinin menşeinin aynı olduğunu isbat etmeye çalıştılar. Bu konuda çalışmalar yapan Einstein, bu işe 35 yılını verdiği halde tatminkâr ve gözlemlere uygun düşen bir netice elde edememişti. Einstein’in gerçekleştiremediği bu teoriyi Profesör Abdüsselâm gerçekleştirdi: İki ayrı tipten etkileşme aynı bir teorik model içerisinde deneylere uygun ve tatminkâr bir şekilde izah ve tasvir edilebiliyordu, zayıf etkileşmeler ile elektromagnetik etkileşmeler aynı bir teorik çatı altında birleştirilebiliyordu. İşte Selâm-Weinberg Teorisi’nin özü buydu. Abdüsselâm, sadece fizikteki çalışmaları ile değil, idarecilik ve yöneticiliği ile de örnek gösterilecek bir şahsiyettir.

Abdüsselâm, yapmış olduğu bu çalışmalarındaki başarısını İslâma bağlar. Şu ayetin anlamında insanları araştırmaya sevk ve kâinattaki her şeyin kusursuz olduğunu ve bunun neticesinde Allah’ın varlığını inkârın mümkün olmadığını söyler. “Rahman’ın yarattığında kusur göremezsin. Haydi çevir
gözünü: Kusur görecek misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir.”(Mülk-3)

Abdüsselâm’a göre, müslümanlar ne zaman bu ayetlerin ışığında çalışmalar yaptılarsa büyük başarılar kazandılar ve sahalarında çığırlar açtılar.
Ancak ne zaman bu rûhtan uzaklaştılar, o zaman ilimde gerilediler. Kur’an’ın yaklaşık 1/8’inin kâinatı incelemeye davet eden ayet-i kerime
bulunduğunu belirtir ve bu ayetlerin müslümanları araştırmaya, tefekküre, akıllarının iyi bir şekilde kullanmaya çağırdığını söyler. Bunun için bütün müslümanları, bu gerçekler ışığında ilme gereken önemi vermelerini ve bugünkü geri kalmış durumlarından kurtulmaları gerektiğini söyler.

Prof. Abdüsselâm, milletlerarası ilmi kuruluşlarda iyi bir yönetici ve etkili bir organizatör olarak da görev yaptı. Bu konudaki en büyük eseri ve 19 yıl kesintisiz olarak direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi’nin kurulmasıdır. Yine 1964 yılında, Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın kurulmasını sağladı. Bu merkezin direktörlüğüne de Prof. Abdüsselâm getirildi. Direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi kanalıyla çeşitli ülkelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin fizikçilerine büyük imkânlar sağlamaktadır. Bilhassa Türk fizikçilerine gösterdiği özel ilgi ve imkânlar oldukça geniştir. Türk fizikçiler, yaptıkları 80 civarında orijinal çalışmayla bu desteğe lâyık olduklarını göstermişlerdir.

TEORİK FİZİK MERKEZİ’NİN KURUCUSU
Profesör Abdüsselâm, milletlerarası ilmi kuruluşlarda tesirli bir organizatör ve idareci olarak da görev yaptı. Bu konuda en büyük eseri hiç şüphesiz Trieste’deki Teorik Fizik Merkezi’nin kurulması hususunda oldu. 1960’ta Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın Genel Konferansına Pakistan guvernörü olarak katıldı. Bu merkezin kurulması gerektiği fikrini ilk defa ortaya attı ve ilgilileri, dört sene boyunca ikna etmeye çalıştı. 1964’te de merkezin kurulmasını sağladı. Bu merkez İtalyan hükümetiyle Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın patronajı altında kuruldu ve direktörlüğüne Prof. Abdüsselâm getirildi.

FAHRİ FEN DOKTORU
Profesör Abdüsselâm, fizik alanında büyük hizmetler yaptı. O fiziği, milletleri yaklaştırıp kaynaştırmada güçlü bir faktör olarak kullanmasını bildi. Türk fizikçilerine de fazlasıyla ilgi gösterdi ve maddi-manevi yardımlarda bulundu. Türk fiziğinin gelişmesine çalıştı. İstanbul Üniversitesi, bu hizmetlerinden dolayı Prof. Abdüsselâm’a 9 Eylül 1981’de, Fahri Fen Doktoru payesi verdi.

Archimedes

Cuma, Haziran 29th, 2012

Roma generali Marcellus, Sirakuza’yı kuşattığında, Archimedes (M.Ö.287-212) adlı bir mühendisin yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştı. Bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. Örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşlar burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. Hattâ Archimedes’in aynalar kullanmak suretiyle Roma donanmasını yaktığı da rivayet edilmektedir. Ancak bütün bunlara karşın M.Ö. 212 yılında Romalılar Sirakuza’yı zapt ettiler ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte Archimedes’i de öldürdüler. Söylendiğine göre, bu sırada Archimedes toprak üzerine çizdiği bir problemin çözümünü düşünüyormuş ve yanına yaklaşan Romalı bir askere oradan uzaklaşmasını ve kendisini rahat bırakmasını söylemiş; ancak asker Archimedes’e aldırmayarak hemen öldürmüş. Tarihin nadir olarak yetiştirdiği bu çok yetenekli bilim adamının öldürülüşü Romalı generali de çok üzmüş.

Archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. Gençliğinde bir süre İskenderiye’de bulunmuş, burada Eratosthenes ile arkadaş olmuş ve daha sonra da onunla mektuplaşmıştır. Archimedes’in mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. Bunlara ilişkin eserler vermemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.

Geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4r2 ve hacminin ise 4/3 r3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır. Bir dairenin alanının, tabanı bu dairenin çevresine ve yüksekliği ise yarıçapına eşit bir üçgenin alanına eşit olduğunu kanıtlayarak pi’nin değerinin 3 l/7 * 3 10/71 arasında bulunduğunu göstermiştir.

Archimedes’in en parlak matematik başarılarından biri de, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. Bir parabol kesmesini dörtgenleştirirken sonsuz küçükler hesabına yaklaşmıştır. Sonsuz küçükler hesabı, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayı matematiksel olarak ekleyebilmektir. Bu hesabın çok büyük bir tarihî değeri vardır. Sonradan modern matematiğin gelişmesinin temelini oluşturmuş, Newton ve Leibniz’in bulduğu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel oluşturmuştur.

Archimedes Parabolün Dörtgenleştirilmesi adlı kitabında, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3’üne eşit olduğunu ispatlamıştır.

İlk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da Archimedes’dir. Bu prensiplerden bazıları şunlardır:

1. Eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır.

2. Eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f . a = f1. b

Bu çalışmalarına dayanarak söylediği “Bana bir dayanak noktası verin Dünya’yı yerinden oynatayım.” sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.

Archimedes, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. Söylendiğine göre, bir gün Kral İkinci Hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü Archimedes’e havale etmiş. Bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen Archimedes, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve “Buldum, buldum” diyerek hamamdan fırlamış. Acaba Archimedes’in bulduğu neydi? Su içine daldırılan bir cisim taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığından kaybediyordu ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorun çözülebilirdi.

Archimedes’in araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. Archimedes’in bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir. Archimedes, yirmi üç yüzyıl önce, modern bilimsel yöntem anlayışına çok yakın bir anlayışla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarını bulmuş ve bu katkılarıyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanından birisi olmaya hak kazanmıştır.

Hannah Arendt

Cuma, Haziran 29th, 2012

Hannah Arendt, 14 Ekim 1906 yılında Hannover’de, bir Yahudi mühendisin tek çocuğu olarak doğdu. Marburg ve Freiburg’da üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Heidelberg’de Martin Heidegger ve Karl Jaspers’ten felsefe öğrendi ve yirmi iki yaşında yine burada doktorasını verdi.

1929’da Berlin’e yerleşti ve gazeteci Günther Stern ile evlendi. Stern daha sonra Günther Anders takma adı ile filozof olarak tanındı. Çift 1937’de ayrıldı. Hitler’in iktidara gelmesi üzerine 1933’te Almanya’dan ayrılarak Fransa’ya geçti ve Yahudi göçmen hareketi içerisinde aktif olarak yer aldı. 1940’a dek çeşitli Yahudi örgütlerinde sosyal görevli olarak çalıştı. 1940’ta Heinrich Blücher ile evlendi. Daha sonra Amerika’ya yerleşti ve 1951’de ABD yurttaşlığına geçti.

1953 yılında Princeton’da Christian Gauss konferanslarına çağırıldı. Böylece California, Chicago, Columbia, Northwestern, Cornell ve başka üniversitelerde verdiği dersleri içeren seçkin bir akademik kariyer başladı. New York’taki New School for Social Research’de felsefe profesörü oldu.

Hannah Arendt, 04 Aralık 1975 yılında New York’taki evinde öldü.
 
Eserleri
1951  The Origins of Totalitarianism
1958  The Human Condition
1961  Past and Future, Between Past and Future
1963  On Revolution, Eichmann in Jerusalem
1968  Men in Dark Times
1970  On Violence
1972  Crises of the Republic 
 

Herbert Spencer

Cuma, Haziran 29th, 2012

Ünlü İngiliz filozof ve sosyolog Herbert Spencer, 1820 yılında Derby’de doğdu. Babası bir öğretmendi. Öğrenimini önce babasının, sonra amcasının evinde gördü. Üniversiteye hazırlayan bir öğrenim de geçirdi.  Bundan sonrasında da kendisinin çizip bağlı kaldığı bir yolla kendisini yetiştirdi.

Önce matematik ve doğa bilimleri üzerinde durdu. Kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Matematik bilgileri sayesinde Londra – Birmingham demiryolu yapımında mühendis olarak çalıştı. Economist adındaki ünlü maliye ve iktisat dergisine yazar oldu.  Sistematik bir eğitim almamasına, okumayı fazla sevmemesine karşın birçok bilim dalında binlerce fikir ortaya attı, ve “evrim” teorisinde Charles Darwin’in bir numaralı rakibi oldu. Edindiği büyük başarıları mükemmel gözlem yeteneğine borçlu olup, doğrudan doğruya yaptığı gözlemlerle binlerce fikrini destekleyecek binlerce olguyu rahatlıkla buldu.

1851’de yazdığı ilk kitabı “Toplumsal Statik”, insan haklarının gelişimini, ve bireysel özgürlüklerin savunusunu evrimsel bir teoriyi temel alarak açıklar. 1858’de evrim teorisini biyoloji bilimi ile sınırlamayıp, bu teoriyi bütün bilimlere uygulamak fikri kafasında belirdi. 1860 yılında Bir Sentetik Felsefe Sistemi (A Sytems of Synthetic philosophy)yapıtının planını çizdi ve otuz altı yıl bu planı yürütmekle uğraştı. Sağlık sorunları nedeniyle günde sadece birkaç saat yazabiliyor olmasına, ve maddi durumunun kötülüğüne rağmen, 1893’de on ciltlik şaheserini tamamladı. Eserin kuruluşu şöyle: 1.cilt: “İlk Prensipler” 2. – 3. ciltler: “Biyolojinin İlkeleri” ; 4. – 5. ciltler: “Psikolojinin İlkeleri”; 6. – 8. ciltler: “Sosyolojinin İlkeleri”; 9. – 10. ciltler: “Ahlakın İlkeleri”.

Herbert Spencer geniş bir alana yayılmış farklı türdeki bilgileri uyumlu bir şekilde birleştirerek Viktorya çağına damgasını vuran kişilerdendir. Evrim kuramının gelişiminde ve kabulünde en az Charles Darwin kadar büyük bir rol oynamış, bugün evrim kuramını açıklarken kullanılan birçok terimi de ilk kez kullanan kişi, o olmuştur.

1870’lerde ve 1880’lerin başında özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve İngiltere’de ünü doruk noktasına vardı. 1902’de Edebiyat dalında Nobel Ödülüne aday gösterildi. Bir çok ödülü ve övgüyü çoğu zaman reddetti. Uzun bir hastalık döneminin ardından 1903’te vefat etti.

Doç. Dr.Füsun Akatlı

Cuma, Haziran 29th, 2012

Edebiyat, felsefe yazıları ve incelemeleriyle tanınan Füsun Akatlı 1944 yılında Ankara’da doğdu. 4 Temmuz 2010 günü 66 yaşında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun olan Akatlı, bu bölümde asistan olarak göreve başladı. Güzel sanatlar Böülümü’ne geçerek burada Felsefe Tarihi, Sanat Felsefesi, Bilgi Teorisi ve Dil Felsefesi üzerine dersler vermeye başladı.

80’li yıllarda önce reklamcılık, daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda dramaturgluk yapan Doç. Dr. Füsun Akatlı, Yeditepe Üniversitesi’nin tiyatro bölümünü kurdu. Edebiyat dünyasının sevilen isimlerinden olan Füsun Akatlı, felsefe, edebiyat kadar tiyatro üzerine de yazı ve çalışmalar yapmış, onun üzerinde kitap yayımlamıştı. Akatlı, 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü almıştı.

Varlık, Dost, Soyut, Söz, Politika, Milliyet Sanat, Radikal Kitap gibi çok sayıda gazete ve dergide yazıları yayımlanan Akatlı, en son Cumhuriyet Gazetesi’ne yazıyordu.

Sait Faik Hikaye Armağanı, Simavi Edebiyat Ödülleri, Behçet Necatigil Şiir Ödülü, Cevdet Kudret Ödülleri ve İnkılap Yayınevi Edebiyat Ödülleri seçici kurullarında yeralan Akatlı, 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü kazanmıştı. Akatlı’nın pek çok kitabı arasında ”Niçin Diyalektik”, ”Felsefe Gözlüğüyle Edebiyat”, ”Zamansız Yazılar”, ”Kültürsüzlüğümüzün Kışı”, ”Düşünce Ufkunda Pupayelken”, ”Bilge Karasu Aramızda”, ”Bir de Ruhi Su Geçti”, ”Pusulamız Felsefe” gibi yapıtları da bulunuyor.

‘Zamansız Yazılar’ köşesinde edebiyat yazıları yazan Füsun Akatlı’nın, şair Metin Altıok’la evliliğinden bir kızı bulunuyor.

Epikuros Epikür

Cuma, Haziran 29th, 2012

MÖ 341’DE Samos’ta veya Atina’da doğan Epikuros, önce Lesbos (bugün, Midilli) Adası’nda, sonra Anadolu’nun Lampsakos (bugün, Lapseki) Kenti’nde ders verdikten sonra, MÖ 306’da, Atina’da, okulu kendi adıyla anılan büyük bir bahçeye yerleşti. Orada ölümüne kadar bir filozoflar ve dostlar meclisini çevresine topladı: Epikuros’un Bahçesi.

Maddeci bir filozof olan Epikuros, Demokritos’un atomculuğunu sürdürmüş, yenilemiş ve onun temelleri üzerinde insan mutluluğunu öne çıkaran bir haz felsefesi kurmuştur. Epikuros’a  ait 300 kadar eserden günümüze kadar ancak  Diogenes Laertios’un on kitaplık  “Ünlü Filozofların  Yaşamları, Öğretileri ve Özdeyişleri”nde (Peri Bion Dogoraton kai Apoftegmaton) yer alan üç mektubu ve 40 özdeyişini içeren “Temel Öğretiler” (Kriai Dohiai) adlı eseri ulaşmıştır. Heredetos’a yazdığı mektup, fizik üzerinedir ve atomculuğun temel ilkelerini içerir. Pitokles’e mektubu, jeoloji, meteoroloji ve gök olayları konularını içermekte; Moekeus’a mektubuysa, etik dolayısıyla, yaşama sanatı ve bilgelik üzerinedir.

Epikuros’un felsefesiyle ilgili diğer kaynaklar, Herculanum kazılarında  Papiri Evi’nde bulunan papirüsler ve çok daha yeni olarak XIX. yy’da Vatikan el yazmalarında ortaya çıkarılan “80 Vatikan Özdeyişi”dir.

Lev Schestov

Cuma, Haziran 29th, 2012

13 Şubat 1866 yılında Kiev, Rusya’da doğdu. Dostoyevski ve Nietzsche’nin etkisi altında Sokrates’ten Kant’a kadar olan bütün idealist sistemlerin savunucusu oldu.

1916’dan sonra özellikle Fransa’da sürgündeyken din ile ilgilenip sonradan egzistansiyalizm ile ilgilendi. Son eserlerinden biri Kierkegaard üstünedir.

Lev Shestov, 19 Kasım 1938 yılında Frasa’da hayata veda etti.

Prof. Dr.Orhan Türkdoğan

Cuma, Haziran 29th, 2012

1926 yılında Malatya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini bu ilde tamamladı. 1955 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe ve Sosyoloji bölümünden mezun oldu.1955-59 yılları arasında Malatya Lisesi felsefe öğretmenliğinde bulundu.1959 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji asistanlığına atandı.1962 yılında yılında Doktor,1967 yılında Doçent ve 1971 yılında da Profesörlük ünvanını aldı.

Türkdoğan, 1962-64 yıllarında ABD’nin Nebraska ve Missouri üniversitelerinde “yenliğin yayılması”,”Sağlık-Hastalık Sistemi”(Medical Sociology) ve “etnik gruplar” üzerindeki araştırmalarını sürdürdü.

1971 yılında,Alman Devletinin davetlisi olarak,Hohenheim Üniversitesi’nde birinci kuşak Türk işçileri üzerinde araştırmalarını yürüttü.Yine,1980’de Alman Devletinin isteği üzerine, ayni Üniversitede,ikinci kuşak Türk işçilerinin toplumsal uyumsuzluk ve kültürel entegrasyon gibi temel sorunlarını incelmemiştir.

1980 yılında terör ve şiddet olayları ile ilgili olarak, kaynak araştırmaları için St. Andrews/ İskoçya üniversitesinde görev almış ve yerel terör örgütlerinin stratejilerini inceleyerek, ülkemiz terör ve şiddet olaylanrının sosyal ve antropolojik yönleriyle olan bağlantılı bir araştırma yürütmüştür.

1985-1995 yıllarında,Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin kuruluşu ve oluşumunda on yıl süreyle görevini yürütmüş ve 1995-2004 döneminde, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Fakültesinde görevini sürdürmüş ve bu Enstitüden emekli olmuştur…

Türkdoğan, 1959 yılından itibaren ülkemizde yaşayan Rus kökenli Molakanlar, Estonlar,Kozaklar, Polonezler,Süryaniler gibi dış etnik gruplar yanında,yerel Kürt ve Zaza halkları üzerindeki saha araştırmalarını da sürdürmüş ve ilk kez ülkemizde yaşayan tüm yerli-yabancı etnik grupların sosyal varlık alanlarını 1995 yılında Etnik Sosyoloji adı altında yayınlamıştır.Ayrıca,17 il ve 45 ocakta yaşayan Alevi-Bektaşi grupları ile Doğu-Güneydoğu yörelerinde egemen olan 21 kadar kabile ve aşiret kuruluşlarını da yine aralarında yaşayarak,1995 ve 1997 yıllarında yayınlamıştır.

Prof.Dr.Türkdoğan, 2008 yılında da Türkiye Büyük Millet Meclisi onur ödülüne layık görülmüştür.1995-2010 yılları arasında ise Timaş Yayınevi 11, İ.Q.Yayınevi 19,Milli Eğitim Bakanlığı da 2 adet kitabını yayınlamıştır.

Yazarın Kitapları

Alevi-Bektaşi Kimliği
Aydınlıktakiler ve Karanlıktakiler
Bilimsel Araştırma Metodolojisi
Etnik Sosyoloji
Osmanlı’dan Günümüze Türk Toplum Yapısı
Türk Sanayi Toplumu
Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi
Türk Toplumunda Zazalar ve Kürtler

Arne Naess

Cuma, Haziran 29th, 2012

Arne Dekke Eide Naess, banker ve işadamı Ragnar Naess ve bayan Christine Dekke’nin çocuğu olarak 27 Ocak 1912’de Norveç’in başkenti Oslo’da doğdu.

Oslo Üniversitesi’nden doktorasını alan Naees, 27 yaşında ünüversitenin en genç profesörü olarak göreve başladı. Oslo Üniversitesi’ne göre birçok kitap ve makale yazan Naees’in en önemli yapıtı, “Yorum ve Kesinlik” adlı kitabıydı.

Öncü bir dağcı da olan Naess, 1954’de Pakistan’daki 7 bin 700 metrelik Tiriç Mir Dağı’na düzenlenen ilk çıkışı yönetti. Naess, Norveçli dağcılarla 1964’de aynı dağa ikinci kez çıktı.

Üniversitedeki görevinden 1970’de emekli olan Naess, çevre koruma hareketlerinde etkin olarak görev aldı, konuyla ilgili birçok yazı yazdı ve protestolara katıldı.

“Derin Ekoloji” kavramının yaratıcısı Norveçli filozof Arne Naess, 96 yaşında öldü.
Arne Naess’in yayıncısı Erling Kagge, AP Ajansı’na, çevreci filozofun 12 Ocak 2009 tarihinde uykusunda öldüğünü söyledi. Yeşilbarış hareketinin Norveç temsilcisi Truls Gulowsen, “Naees’in ekolojik felsefesi Yeşilbarış için hala önemini koruyor” dedi. Gulowsen, Naees’in, 1988’de kurulan Yeşilbarış’ın norveç bürosunun kurucu başkanı olduğunu bildirdi.

Nezihe Araz

Cuma, Haziran 29th, 2012

Ankara eski milletvekili Rıfat Araz’ın kızıdır. 1941’de Ankara Kız Lisesi’ni, 1946 yılında ise, Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.

Resimli Hayat dergisinde gazeteciliğe başladı (1950). Babıâli’nin çeşitli gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Röportajları ve araştırmaları yayınlandı. Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın hayatını “Dertli Dolap” ve “Aşk Peygamberi” adlı kitaplarda anlattı. Hz. Muhammed (s.a.v) ’in ve Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatan biyografileri yayınlandı. Şiirlerini “Benim Dünyam” adlı bir kitapta toplayan Nezihe Araz’ın “Anadolu Evliyaları” adlı kitabı ilgi ile karşılandı. Meydan-Larousse, Larousse-Gençlik ve Kaynak Kitaplar Yayınevi’nin hazırladığı Türkiye Ansiklopedisi’yle diğer yayınların yapımcı veya yayıncılığını yaptı.

Anadolu halk törelerini, özellikle kadın giyim ve süs eşyasının özelliklerini ve bunlara ilişkin anekdotları derledi. Anadolu kadınları baş süslemelerinden bir koleksiyon oluşturdu. Orta Anadolu Yörükleri arasında yaptığı araştırmaları “Kırk Pencereli Konak” adıyla yayınladı.

Nezihe Araz, Kent Oyuncuları tarafından sergilenen “Hayattan Yapraklar” adlı televizyon dizisini ve yine Kent Oyuncuları’nın sergilediği, “Akıllı Tavşan ve Güçlü Aslan”, “Sihirli Fındıklar” adlı müzikli çocuk oyunlarını yazdı. Araz’ın Devlet Tiyatroları edebi kurullarınca repertuara alınan ve çeşitli tarihlerde oynanan oyunları şunlardır: “Bozkır Güzellemesi”, “Öyle Bir Nevcivan”, “Alacakaranlık”, “İmparatorun İki Oğlu”, “Afife Jale”, “Cahide”, “Ballar Balını Buldum.” Ayrıca 1984’ten sonra televizyonda “Hanımlar Sizin İçin” adlı, kadınlara yönelik kuşak programları çeşitli aralıklarla yayınlanmaktadır. “O Kadın”, “Ekmek Kavgası”, “İhtiras Fırtınası”, “Afife Jale” ve “Hanım” adlı senaryoları film olmuştur.

25 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

Prof. Dr.Afşar Timuçin

Cuma, Haziran 29th, 2012

1939’da Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim görürken 1967’de Kanada’ya gitti. Montreal üniversitesinin felsefe bölümünden mezun oldu.

Yurda dönüşünde Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Fransızca okutmanlığına başladı. Aynı üniversite de doktorasını verdi. 1992’de profesörlüğe yükseldi. İstanbul’da Kavram Yayınları’nın ve üç aylık Felsefe Dergisinin (ilk sayı Ekim-Aralık 1977) sahip ve yönetmenliğini yaptı.

Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesi. Yazı alanında adını 1956’da Vatan gazetesinde yayınlanan “Heykel” adlı öyküsüyle duyurdu. Şiirleri ve yazıları Yelken, Ataç, Papirüs, Yeni Edebiyat, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Milliyet Sanat, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.

Toplumcu dünya görüşüne bağlı, öz ve biçim bakımından bütünleşmiş bir şiir anlayışı geliştirmeye çalıştı. “Tahir ile Zühre”, “Leyla ile Mecnun”, “Ferhat ile Şirin”, “Arzu ile Kamber”, “Güllü ile Hamza” isimli halk öykülerini destan biçiminde yeniden yazarak 1969’da “Destanlar” ismiyle kitaplaştırdı. Felsefeyle ilgili kitaplarının yanısıra öykü ve deneme kitapları da yayınladı.

ESERLERİ

ŞİİR:

Çöl (1968)
Destanlar (1969)
Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz (1974)
Savaşçı Türküleri (1980)
Ey Benim Güzel Sevdalım (1984)
Bu Sevda Böyle Gider (1992)
Akşam Türküleri (1996)

ANTOLOJİ:

Wietnam Şiiri (A. Kadir ile birlikte, 1984)
Filistin Şiiri (1974-1983)
Portekiz Sömürgeleri Şiiri (1975)

ROMAN:

Yarına Başlamak (1975, 1977)
Gece Gelen Eski Dost (1980, 1983)
Kıyılar Durunca (1983)

ÖYKÜ:

Denizli Pencere (1981)
Neden Bazı Akşamlar (1985)

FELSEFE-ARAŞTIRMA:

Aristoteles Felsefesi (1976)
Descartes Felsefesine Giriş (1980)
Niçin Yapısalcılık Değil (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Kaynakları (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (1986)
Estetik (1987) 

Michel Foucault

Cuma, Haziran 29th, 2012

Fransız filozof Michel Foucault, 15 Ekim 1926’da Poitiers’de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérièure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. Okul yıllarında eşcinselliğini keşfetti. Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde, birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrard Üniversitesine Felsefe bölüm başkanı olarak döndü. “Delilik ve Medeniyet” kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikici önemli eseri “Şeylerin Düzeni” (The Order of Things) 1966’da yayınlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (The Prison Information Group) kurdu.

1969’da “Bilginin Arkeolojisi“’ni (Archeology of Knowledge) yayınladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan “Hapishanenin Doğuşu“’nu (Discipline and Punish: The Origine of the Prison) yayınladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini “Cinselliğin Tarihi” çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayınladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayınlandı.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni güç ilişkileri üstüne kurdu.

Prof. Dr.Macit Gökberk

Cuma, Haziran 29th, 2012

Macit Gökberk, felsefe dilinin yalınlaşması, terim karmaşasının giderilmesi ve kavramların sınırlanması alanlarında önemli çalışmalarda bulunan tanınmış Türk felsefecisidir.

Kurtuluş Savaşı komutanlarından Şükrü Naili Gökberk ile eşi Nezire Hanım’ın oğlu Macit Gökberk, 1908’de Selanik’te doğdu.

İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1932’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü Platon’un Theaitetos Diyaloğu üzerindeki bir çalışmasıyla bitirdi. Aynı yıl bu bölüme asistan oldu ve Hans Reichenbach’ın Logik adı altında verdiği dersleri Türkçe’ye aktardı.

1935 yılında doktora çalışmaları için Berlin Üniversitesi’ne gitti. 1940 yılında Prof. Eduard Spranger’in yanında Hegel ve Auguste Comte’da Toplum Kavramı adı teziyle doktorasını verdikten sonra Türkiye’ye döndü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki görevine devam etti. Aynı bölümde önce doçent(1941), daha sonra da profesör (1949) oldu. 1978 yılında emekliye ayrıldı.

Gökberk’in çalışmaları felsefe tarihi ile dil ve bilgi sorunu olmak üzere iki konuda yoğunlaşmıştır. Felsefe tarihi ile ilgili çalışmalarını topladığı Felsefe Tarihi adlı yapıtı bir Türk felsefecisi tarafından kaleme alınmış ilk kapsamlı felsefe tarihidir.

Anadolu-Yunan felsefesinden yola çıkarak 18. yüzyıl Aydınlanmasına, özellikle de Kant ve Hegel’e uzanan çalışmalarında Hegel’in devlet felsefesi, Kant ve Herder’in tarih anlayışları başlıca odağı oluşturur. Herder’le Kant’ın tarih sorununa getirdikleri çözümü Kant ile Herder’in Tarih Anlayışları adlı yapıtında, Hegel’le ilgili çalışmalarını da Felsefe Arşivi dergisinde yer alan Hegel’in Devlet Felsefesi ve Hegel Felsefesi-Yaşayan Yönleriyle adlı yazılarında sergilenmiştir.

Dil konusunun Gökberk’in felsefe anlayışı içinde özel bir yeri vardır. Düşüncenin üretilmesinde başlıca kaynak olan dil, onu kullananlardan bağımsız değildir; uygarlığın gelişimi ile değişir, kendi kendini yeniler. Gökberk dil ile ilgili bu düşüncelerini Değişen Dünya, Değişen Dil adlı bu yapıtında toplamıştır.

Bu arada felsefe dilinin sadeleşmesi, Türkçe felsefe terimlerinin kurulması, kavramların sınıflandırılması yolunda uğraş vermiştir. 1942 yılında henüz bir öğrenci iken ilk Türk Dil Kurultayı’nı izleyen Macit Gökberk, 1954-1960 ve 1969-1976 yılları arasında Türk Dil Kurumu Başkanlığı yapmıştır.

Macit Gökberk 15 Ağustos 1993 günü İstanbul’da öldü. Eşi Zahide Gökberk (vefat etti), Nilüfer ve Ülker adında iki kızı vardır.)

Her yıl felsefe ve deneme yazıları alanında Gökberk ailesi ve Türkiye Felsefe Kurumu tarafından anısına Macit Gökberk Felsefe Ödülü verilir.

Başlıca yapıtları:

  •  Kant ile Herder’in Tarih Anlayışları (1948)

  •  Felsefe Tarihi(1961), Felsefenin Evrimi(1979)

  •  Değişen Dünya-Değişen Dil


Değişen Dünya Değişen Dil

ÖNSÖZ
Bu kitap, geride kalmış kırk yıla yaklaşan bir süre içinde yaptığım konuşmalardan, genişçe bir okuyucu çevresi için yazılmış makalelerden oluşmuştur. “Değişen Dünya” başlığını taşıyan ilk yazıdan başkası –altlarında belirtilen yıllarda ve çoğu dergilerde– yayımlanmıştır.
Kitabın adındaki iki başlığın yan yana gelişi bir rastlantı değildir. Kitabın içeriği tanınınca, “dünyanın değişmesi” ile “dilin değişmesi” arasında, bu iki gerçek arasında zorunlu bir bağlantının bulunduğunun gösterilmeye, bu ilginin belli bir tarih savı ile kanıtlanmaya çalışıldığı görülecektir.
Burada toplanan yazılar, dil sorununun çağdaş kültürümüzün başlıca bir sorunu olduğu inancından kaynaklanmıştır. Bu inancı da, açıklığı ve seçikliği ile, ilkin, yeni Türk kültürünün yolgöstericisi Mustafa Kemal Atatürk ortaya koymuştur. Onun tarih ve dil konularını son yıllarının başlıca kaygısı yapması bundandır.
Kültürümüzün sorunları, doğru olarak, ancak dünyanın nereye gitmekte olduğunu bilmekle anlaşılabilir; ileriye dönük, tüm insanlığa açılan bir tarih bilinci ile kavranabilir. Son otuz yılda, hep ileriye uzanan yaşamın özüne aykırı olarak, geriye itilmek istenmemizde, dar bir taşralı kültür ufkunun elbette payı olmuştur. Oysa tarihin akışı içinde nerede bulunduğumuzu bilmek, bu geniş açıdan bakış, bu gibi çelişkilere düşmememizi, dolayısıyla kültür enerjimizi doğru ve yaratıcı olarak kullanmamızı sağlar.

Macit Gökberk, Ocak 1980

Hülya Yalım

Cuma, Haziran 29th, 2012

1969 yılında Siirt’te doğdu. İlk ve ortaokulu burada tamamladı. Bir takım sağlık problemleri nedeniyle eğitime uzunca bir süre ara verdi. Daha sonra Liseyi dışardan bitirdiği sene İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Mezun olduğu yıl İsmail Rüştü Olcaylı Lisesinde felsefe ve psikoloji  alanlarında staj öğretmenliği yaptı.

İstanbul Üniversitesi  Hasan Ali Yücel eğitim fakültesinde ‘Dil Felsefesi‘ Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Genel Gazetecilik bölümünde ise ‘Kültürel Emperyalizmde Medyanın Rolü’ olmak üzere iki ayrı yüksek lisansı bulunan Hülya Yalım ayrıca gazetelerde, dergilerde ve internet’te yayımlanmış gündemle ilgili yazıları bulunmaktadır.

Halen felsefe ve iletişim alanlarında araştırmalar yapmaya devam etmektedir.

 

 

 

KATILDIĞI ETKİNLİKLER

 

Avcılar Değişim Gazetesinde haftalık köşe yazarlığı (2001-2002)
İstanbul Yaşam Gazetesinde haftalık  köşe yazarlığı(2002-2004)
Ataköy Dergisinde aylık köşe yazarlığı(2003)
İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakultesinde “Dil Felsefesi”konulu Yüksek Lis
ans(2004)
Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümünde “Kültürel Emperyalizde Me
dyanın Rolü”konulu Yüksek Lisans(2005)
Türkiye Yazarlar Birliğinde yapılan Hilmi Yavuz’a saygı programında  konuşmacı(2006)
Kimin İçin Felsefe adlı kitapta Türkiye’de Felsefenin Algılanışı adlı makale(2006)
Siirt Uluslarası Sempozyumda  Düşünce Tarihinde Bir İlim İnsanı Bir Filozof(2006)

Denis Diderot

Cuma, Haziran 29th, 2012

Fransız bir yazar ve filozoftu.

Fransa’nın Champagne ilinin Langres kasabasında doğan Diderot, Aydınlanma Çağı’nın en önemli kişiliklerinden biri ve ünlü Ansiklopedi’nin (1772) baş editörüydü. Onun önderliğinde Aydınlanma döneminde Batı Avrupa’da ülkeler arasında çekişmeler olsa da bilgi akışı yeni aydınların toplumlara kazandırılmasını sağlamıştır. Ansiklopedi’nin 8-18 ciltleri, 1-7 ciltlerindeki bilgiler üzerine kiliseden aldığı tepki ile yasadışı olarak olarak basılmış, Filozofça Düşünceler isimli yapıtı da mahkeme kararınca yakılmıştır.

Edebiyat alanında da bir çok katkısı bulunan Diderot’nun başlıca özelliği romanları şekil ve içeriğinin yanı sıra, felsefi olarak da incelemesiydi. Romantizm akımının öncüsü ve humanist olan Diderot; zengin kiliseler kontrolünde bir endüstri olarak gördüğü Hristiyanlık dinini reddetmiş ve bir çok aşırı dincinin saldırılarına uğramıştır.

Diderot 1784 yılında Fransa’da ölmüş, Saint-Roche Kilisesi’ne gömülmüştür.

Eserleri
– Essai sur le mérite et la vertu (Haketme ve yeti üzerine), Shaftesbury tarafından yazılmış Diderot tarafından Fransızca’ya çevrilmiş ve notlandırılmıştır (1745)
– Pensées philosophiques (Felsefi Düşünceler, deneme (1746)
– La promenade du sceptique (Kuşkucu gezintiler), (1747)
– Les bijoux indiscrets, roman (1748)
– Lettre sur les aveugles à l’usage de ceux qui voient (Görenler için körler hakkında mektup), (1749)
– L’Encyclopédie (Ansiklopedi), (1750-1765)
– Lettre sur les sourds et muets (Sağır ve dilsizler hakkında mektup), (1751)
– Pensées sur l’interprétation de la nature (Doğanın yorumlanması üzerine düşünceler), deneme (1751)
– Le fils naturel (Doğanın çocuğu),(1757)
– Entretien sur le fils naturel (Doğanın çocuğu hakkında konuşma), (1757)
– Salons, critique d’art (Salonlar, sanat eleştirisi), (1759-1781)
– La Religieuse (Dindar kadın), roman (1760)
– Le neveu de Rameau (Rameau’nun yeğeni, diyalog (1761 ?)
– Lettre sur le commerce des livres (Kitapların ticareti hakkında mektup)(1763)
– Mystification ou l’histoire des portraits (Mistifikasyon ya da portreler tarihi), (1768)
– Entretien entre et Diderot (Diderot’yla D’Alembert’in tartışması) (1769)
– Le rêve de D’Alembert (D’Alembert’in rüyası), dialogue (1769)
– Suite de l’entretien entre D’Alembert et Diderot (D’Alembert Diderot tartışmasının devamı), (1769)
– Paradoxe sur le comédien (Oyuncu hakkındaki paradoks), (1769 ?)
– Apologie de l’abbé Galiani (Peder Galiani’nin övgüsü) (1770)
– Principes philosophiques sur la matière et le mouvement (Madde ve hareket hakkında felsefi ilkeler), deneme (1770)
– Entretien d’un père avec ses enfants (Bir babanın çocuklarıyla konuşması)(1771)
– Jacques le fataliste et son maître (Kaderci Jacques ve Efendisi), roman (1771-1778)
– Supplément au voyage de Bougainville (Bogainville seyahatine ek), (1772)
– Histoire philosophique et politique des deux Indes (İki Hindistan’ın felsefi ve politik tarihi), Raynal’le birlikte (1772-1781)
– Voyage en Hollande (Hollanda seyahati),(1773)
– Eléments de physiologie (Fizyolojinin temelleri), (1773-1774)
– Réfutation d’Helvétius (Helvetius’a reddiye), (1774)
– Observations sur le Nakaz (Nakaz üzerine gözlemler),(1774)
– Essai sur les règnes de Claude et de Néron (Claudius ve Neron’un iktidar dönemleri hakkında), (1778)
– Lettre apologétique de l’abbé Raynal à Monsieur Grimm (Peder Raynal’ın Bay Grimm hakkında övgü mektubu)(1781)
– Aux insurgents d’Amérique (Amerika isyancılarına) (1782)
– Salons (Salonlar)

Ünlü Sözleri
Yalanın faydası bir defa içindir, gerçeğin faydası ise sonsuz ve ölümsüz.
İnsanı taş yada kırık kalpli yapan bu dünyadan gidiyorum. Beni nereye gömerlerse gömsünler.
Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz halde, acı gerçeği ancak damla damla yutarız.
İnsan, hayatının dörtte üçünü yapamayacağı şeylerle geçirir.

Prof. Dr.Nazan Bekiroğlu

Cuma, Haziran 29th, 2012

Nazan Bekiroğlu 3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon’da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü Halide Edib Adıvar’ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Şair Nigâr Hanım konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998′den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Nazan Bekiroğlu 4 Mayıs 2001′de profesör olmuştur.

Şehirli bir ailenin üç çocuğundan en küçüğü olan Nazan Bekiroğlu; kendi ifadesiyle “ehl-i kalem ve kelam” bir baba ile titiz ve oldukça eğitimli bir annenin, iki de ağabeyin ikliminde epey nazlanarak, korunarak, esirgenerek büyümüştür. Çocukluğunda Türkçesi bozulur diye sokak yasaklanmış ve arkadaşları seçilmiştir, bunun için konuşurken Karadenizliliği hiç hissedilmez.
Şiir, hikâye, deneme ve incelemeleri Dolunay, Türk Edebiyatı, Milli Kültür, Kayıtlar, Yedi İklim, Dergâh dergilerinde ve Zaman Gazetesi’nde yayınlanmıştır.
Nazan Bekiroğlu iki kız çocuğu annesidir.

ÖDÜLLERİ
Türkiye Yazarlar Birliği 2003 Yılı Deneme Ödülü (Cümle Kapısı)
Türkiye Yazarlar Birliği 2006 Yılı Hikâye Ödülü (Cam Irmağı Taş Gemi)

ESERLERİ
Nun Masalları (Öykü,1997)
Şair Nigâr Hanım (İnceleme,1998)
Halide Edib Adıvar (İnceleme,1999)
Mor Mürekkep (Deneme,1999)
Yusuf İle Züleyha / Kalbin Üzerine Titreyen Hüzün (Şark Mesnevîsi, 2000)
Mavi Lâle (Deneme, 2001)
İsimle Ateş Arasında (Roman, 2002)
Cümle Kapısı (Deneme, 2004)
Cam Irmağı Taş Gemi (Hikâye, 2006)
Lâ: Sonsuzluk Hecesi (Roman, 2008)

Besim Atalay

Cuma, Haziran 29th, 2012

Türk dilbilimci, yazar. Uşak’ta medrese eğitimi gördü. Din öğrenimini Istanbul’da da sürdürerek icazet aldı (1909). Öğretmenlik, milli eğitim müdürlüğü yaptı. Silifke’de Müdafaayı hukuk cemiyeti’ni kuranlar arasındaydı; Kurtuluş savaşı’nı destekleme çalışmalarını Uşak’ta sürdürdü. Ankara’ya giderek milli eğitim bakanlığı’nda hars (kültür) müdürlüğü yaptı. Bu görevi sırasında halk ağzından söz derleme

çalışmasını gerçekleştirdi.

1920’de Kütahya milletvekili olarak girdiği TBMM’de görevini yedi dönem sürdürdü. Türk dil kurumu’nda yönetici olarak çalıştı (1932-1951). Türkçenin biçimbilgisiyle ilgili incelemeler yayımladı. Türk dili kuralları (1931), Türkçemizde –men, -man (1940), Türk dilinde ekler ve kökler üzerine bir deneme (1942), Türkçede kelime yapma yolları (1946). Türk dilinin tarihsel dönemleriyle ilgili bazı dil yapıtlarını günümüz Türkçesine çevirerek bilimsel yayınlarını yaptı:

Divanü lügat it-türk (5 cilt, 1939-1943),

Et-Tuhfet üz-zekiyye fi’l lügat it-Türkiyye (1946)

Müyessiret ül-ulum (1946)vb.

Tarikat (Bektaşilik ve edebiyatı, 1921),

Din (Müslümanlara öğütler, 1923; Tanrı kitabından

namaz türeleri, 1944 vb.) konuları üzerinde de durmuş,

Kuran’ı türkçeye çevirmiştir (Tanrı kitabı, 1962).

1965 yılında vefat etmiştir.

Kaynak: BÜYÜK LAROUSSE SÖZLÜK VE ANSİKLOPEDİSİ. Milliyet yayını

Agop Dilaçar

Cuma, Haziran 29th, 2012

İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da , misyonerlerin açtığı bir ameriken okulunda yaptı. İngilizce, rumca, ispanyolca öğrendi. Robert kolej’i bitirdi (1915). Latince, yunanca, almanca, rusca, bulgarca üzerinde çalıştı.

Birinci dünya savaşı’na katıldı. Kafkas cephesinde gösterdiği başarıdan dolayı madalya ile ödüllendirildi. Robert Kolej’de ingilizce öğretmenliğine başladı (1919). Sofya’da Svabodan Üniversitesi’nde eski doğu dilleri ve osmanlıca okuttu. Avrupa’da ve İstanbul’da çıkan ermenice gazetelerde yazdı. Yazının doğuşu (1928), Albion bahçesi (1929) adlı kitaplarını yayımladı.

Atatürk tarafından, Birinci türk dil kurultayı’na çağrıldı (1932). İlk kurultayda “türk, sümer ve hint dilleri arasındaki rabıtalar”; ikincisinde “türk-paleoetimolojisi” konulu bildirilerini sundu.

Türk dil kurumu başuzmanlığına atandı (1934).

Atatürk’ün isteğiyle Dilaçarsoyadını aldı (1935).

Ankara Üniversitesi dil ve tarih-coğrafya fakültesi’nde dilbilim tarihi ve genel dilbilim okuttu (1936-1951). Türk ansiklopedisi’nde başdanışmanlık ve başredaktörlük yaptı (1942-1960). Eski türk dilleri ve lehçeleriyle ilgili araştırma ve incelemelerini ölümüne dek sürdürdü. Dilin özleştirilmesine ve çağdaş kavramları karşılayacak bir bilim ve kültür dilinin yaratılmasına çalıştı. Başlıca yapıtları: Devlet dili olarak türkçe (1962), Wilhelm Thomsen ve Orhon yazıtlarının çözülüşü (1963), Türk diline genel bir bakış (1964), Türkiye’de dil özleşmesi (1965), Dil, diller ve dilcik 1968), Kutadgu Bilig incelemesi (1972), Anadil ilkeleri ve Türkiye dışındaki başlıca uygulamalar (1978).

Kaynak: BÜYÜK LAROUSSE SÖZLÜK VE ANSİKLOPEDİSİ. Milliyet yayını

George Bean

Cuma, Haziran 29th, 2012

İngiliz filologudur (Londra 1903). St. Paul okulunda ve Pembroke kolejinde okudu. 1926’dan 1943’e kadar Yunan Sanatı üzerinde dersler verdi. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’nde klasik filoloji öğretimi yaptı. 1965’te aynı üniversiteye şeref profesörü seçildi. Türkiye’de kaldığı sürece her yıl Anadolu’nun birçok antik şehrini dolaştı ve bulduğu yazıtlar üzerinde ilgi çekici çalışmalar yaptı.

Ömer Asım Aksoy

Cuma, Haziran 29th, 2012

Ömer Asım Aksoy 1898 yılında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamlayarak uzun bir süre memurluk ve öğretmenlikten sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1928); savcılık, avukatlık, öğretmenlik ve milletvekilliği (1935-1950) yaptı, Türk Dil Kurumu’nda 14 yıl sürmüş Genel Yazmanlık görevinden 1976 sonunda ayrıldı Önce Gaziantep Ağzı konusunda üç ciltlik eseriyle tanınan ve 1933’ten günümüze, çalışmalarını dil ve folklor alanlarında sürdüren Aksoy, 1950-1981 yılları arasında Türk Dili dergisinde, Türkçe’nin özleşmesi yolunda makaleler yazdı. Aksoy 1993 yılında öldü.