Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Feridun Kırtıl

Cuma, Haziran 29th, 2012

1943’te İzmir’de doğdu. 1965 yılında G. Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi. 1969-1971 yıllarında yedek subaylığını müteakip Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na muvazzaf subay olarak geçti. 1971-1981 yıllarında Hava Harp Okulu’nda beden eğitimi öğretmenliği ve gurup başkanlığı yaptı. 1976’da uluslararası voleybol hakem kursu gördü, milli hakem oldu. 1979’da Almanya Askeri Spor Okulu’nu bitirdi. 1982-1989 yıllarında Spor Okul Komutanlığında, 1989’da Genelkurmay Harekat Başkanlığı Beden Eğitimi ve Spor Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Taner Barlas

Cuma, Haziran 29th, 2012

1947 yılında Burdur’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve LCC Tiyatro Okulu mezunu olan sanatçı, ayrıca pandomim eğitimi aldı. Tiyatro ve pandomim eğitimini İngilterede ve Polonyada geliştirdi. Ulusal ve uluslararası çeşitli tiyatro ve pandomim festivallerine katıldı, oyunlar sergiledi. Çeşitli tiyatro ve pandomim oyunları yazdı, yönetti ve oynadı.

1984 yılında Taner Barlas Mim Tiyatro’yu kurdu. 5 yıl sanat yönetmenliğini yaptı. Halen İstanbul Belediyesi tiyatrolarında yönetmen ve oyuncu olarak çalışmaktadır.

Ödülleri

Tiyatro dalında 4 pandomim dalında 3 ödülü vardır.

Filmografisi

Ahh İstanbul – 2006
Fırtına – 2006
Kaybolan Yıllar – 2006
Yedi Günah, Yedi Tepe, Bir Metropol 2005
Kimsesiz Zaman Tasvirleri – 2004
Çemberimde Gül Oya – 2004
Kampüsistan – 2003
Papatya ile Karabiber – 2002
Asmalı Konak – 2002
Yapayalnız – 2001
Ceket – 2000
Yalan Dünya – 2000
Çilekli Pasta – 2000
Filler ve Çimen – 2000
Fasulye – 1999
Kaçıklık Diploması – 1998
Affet Bizi Hocam – 1998
Kördüğüm – 1997
Böyle mi Olacaktı – 1997
Baba Evi – 1997
Solgun Bir Sarı Gül – 1996
80. Adım – 1996
Yüzleşme – 1996
Kurtuluş – 1996
Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey – 1995
Sahte Dünyalar – 1995
Bir Aşk Uğruna – 1994
İz – 1994
Bir Yanımız Bahar Bahçe – 1994
Tatlı Betüş – 1993
Amerikalı – 1993
Hadi Gel Bar – 1992
Piano Piano Bacaksız – 1992
Seni Seviyorum Rosa – 1992
Uzun İnce Bir Yol – 1991
Berdel – 1990
Asiye Nasıl Kurtulur? – 1986
Değirmen – 1986

Fethi Coşkuntuncel

Cuma, Haziran 29th, 2012

Doğum Yeri ve Yılı:

Adana – 1956

Öğrenim Durumu:

Lise Mezunu

Yabancı Dil:

Almanca ve Arapça

İş Hayatı:

Çırçır ve Prese Fabrikası İşletmeciliği

Pamuk Ticareti

İnşaat Sektörü

Üyesi bulunduğu kuruluşlar:

Adana Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı

TOBB Yönetim Kurulu Üyesi

Medeni Durumu:

Evli ve üç çocuk babası

Nükhet Duru

Cuma, Haziran 29th, 2012

1954 yılında İstanbul’da doğdu. Profesyonel kariyerine 1971 yılında dans müziği orkestrasında solistlik yaparak başladı.

1974 yılında başladığı repertuvar çalışmaları sonuçlandığında ilk 45’lik plağı “Beni Benimle Bırak” 1975 yılında yayınlandı ve bu plak büyük bir başarı sağladı. İlk albümü “Bir Nefes Gibi” ise 1977 yılında çıktı. O yıl en iyi yorumcu ve yılın en başarılı kadın solisti ödüllerini aldı.

1978 yılında Güney Kore’nin başkenti Seoul’de düzenlenen şarkı yarışmasına Modern Folk Üçlüsü ile birlikte katıldı. Bu yarışmada birinci oldu. 80’li yıllarda Türk Sanat Müziği eserleri de yorumlamaya başladı. Böylece sahnelerde assolist olarak da kendini gösterdi. Buna karşın her daim Pop Müzik’e daha yakın durmuştur.

Çeşitli Müzikal ve kabarelerde rol aldı. Ali Poyrazoğlu ve Korhan Abay ile birlikte “Yaşa Sevgili Dünya”, Haldun Dormen ile “Merhaba Müzik”, “Saz mı Jazz mı”, “Operetler”, “7’den 77’ye”, Metin Serezli ile “Aşk Olsun”, Hakan Altıner ile “Cahide” ve Başar Sabuncu ile birlikte “Carmen” sayılabilir.

Diskografi

45’lik ve Single

Aklımda Sen Fikrimde Sen – Karadır Kaşların (1974)
Beni Benimle Bırak – Gerisi Vız Gelir (1975)
Her Şey Yolunda Şimdi – İki Damla Gözyaşı (1976)
Canım Yandı – Haydi Uzatma Arkadaş (1977)
Cambaz – Haydi Hayat (1977)
Harp ve Sulh – Bir İnsan Doğdu (1977)
Anılar – Güneş (1978)
Dostluğa Davet – Takalar (1978) (Modern Folk Üçlüsü ile birlikte.)
Portofino – Yıldızlar (1979)
Ne Oldu Bize – Al Gönlümü Diyar Diyar Sürükle (1983)
Remix 1 (1998)
Remix 2 (1998)
Nükhet Duru 99 (1999)

Albüm (LP/MC/CD)

Bir Nefes Gibi (1977)
Melankoli (1978)
Sevgili Çocuklar (1979)
Nükhet Duru IV (1979)
En Sevilen Şarkılarıyla Nükhet Duru (1979)
Nükhet Duru 1981 (1981)
Aşıksam Ne Farkeder? (1982)
Her Şey Yeni (1984)
Sevda (1985)
Nadide (1986)
Çek Halatı Gönlüm (1987)
Benim Şarkılarım (1988)
Benim Yolum (1989)
Aç Gözünü Adamım (1991)
Aman Tanrım! (1992)
Nükhet Duru Klasikleri (1993)
Nükhet Duru (1994)
Gümüş (1996)
Mühür (1997)
Nükhet Duru’dan Bir Nefes Gibi’ler (1998)
Cahide – Bu Bir Efsane (1998)
Bana Rağmen (2001)
Muhteşem İkili (2004) (Cenk Eren ile birlikte.)
Gece Saat On İki (2006)
Sevgiyle Elele (2006) (Surp Vartanants Korosu ve Cenk Taşkan ile birlikte.)

Kemalettin Kamu

Cuma, Haziran 29th, 2012

Bayburt’ta dogdu. Istanbul Erkek Ogretmen Okulu’ndayken Anadolu’ya gecti, Anadolu Ajansi’nda calisti. Okulunu bitirdikten sonra Paris’e gitti ve Siyasal Bilgiler Okulu’nda ogrenim gordu. Erzurum ve Rize milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1948’de Ankara’da oldu. Şiirleri, Rifat Necdet Evrimer’in “Kemalettin Kamu, Hayati, Sahsiyeti ve Siirleri” (1949) baslikli kitabinda toplanmistir. “Kemalettin Kami Kamu, yetenegi bosa gitmis bir sairdir. Daha iyi soylemek gerekirse, kendisine, yaradilisina uygun olmayan bir doneme rastlamis bir sairdir. Incedir, kirikgonulludur, incinmelerin ve gurbetin sairidir… Ne var ki, bir savas donemine rastlamistir yasami… Savasin buyuklugunu ve garipligini sezer, gosterisli olmayan bir kahramanligi, ince bir iclenmeyle, bir aciyla aktarir.” (Turgut Uyar, 1983)

Korg.Ziya Güler

Cuma, Haziran 29th, 2012

Korgeneral Ziya Güler 18 Ağustos 1952 tarihinde Bandırma’da doğmuş, ilkokulu ve ortaokulu Bandırma’da bitirmiştir. 1966 yılında Askeri Hava Lisesi’ne, 1969 yılında Hava Harp Okulu’na başlayarak 30 Ağustos 1972 tarihde teğmen olarak mezun olmuştur.

2 nci Ana Jet Üs Komutanlığı Uçuş Eğitim Merkezi’nde pilotaj eğitimini tamamladıktan sonra 1975 yılında 5 nci Ana Jet Üs Komutanlığı, 1979 yılında da 2 nci Ana Jet Üs Komutanlığı’na atanmıştır.

1983 yılında Hava Harp Akademisi’nden mezun olmuş, aynı yıl Hava Harp Okulu Komutanlığı’na atanmış, burada Öğrenci Alayı Bölük Komutanlığı ve Tabur Komutanlığı görevinde bulunmuştur.

Takiben 9 ncu Ana Jet Üs Komutanlığı eğitim subaylığı, 192 nci filo eğitim subaylığı, Bonn-Almanya Hava Ataşesi, 193 ncü Filo Komutanlığı, 191 nci Filo Komutanlığı yapmıştır.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atanarak Koor.Şb. Md.lüğü ve Genel Sekreterlik görevlerinde bulunmuştur.

4 ncü Ana Jet Üs Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı ve Harekat Komutanlığı görevlerini yaptıktan sonra 30 Ağustos 1998 tarihinde Tuğgeneralliğe terfi etmiştir.

Tuğgeneral olarak Hava Savunma daire başkanlığı, Washington Silahlı Kuvvetler Ateşeliği, 6 ncı Ana Jet Üs Komutanlığı görevlerini tamamladıktan sonra 30 Ağustos 2002 tarihinde Tümgeneralliğe terfi etmiştir.

Tümgeneral olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, Hava Eğitim Komutan Yardımcılığı ve Hava Harp Akademisi Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

2006 yılı Askeri Şura kararları ile Korgeneralliğe terfi etmiştir.

Vecihi Hürkuş

Cuma, Haziran 29th, 2012

18 Ocak 1896 Cumartesi günü (06 Kanunusani 1311) İstanbul’da (Dersaadet) doğdu. Babası İstanbullu bir aileden Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, annesi Vidin’de doğmuş, üç yaşında İstanbul’a gelmiş Zeliha Niyir Hanım’dır. Üç yaşında iken babası ölmüş. Çok genç yaşta dul kalan annesi ile geniş bir ailenin içinde amcalar, halalar, enişteler, yengeler, ağabeyler ve ablalar ile birlikte büyümüştür.

Bir süre sonra Harbiye’de eskrim ve resim hocası olan amcası Ahmed Şekür Bey’in yanına sığınmışlar, sonra da annesi ve kardeşleriyle Üsküdar’a yerleşmişler. Üç kardeşin ortancası olan Vecihi çok canlı ve hareketli bir çocuktu. İlkokulu Bebek’te okudu, Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde okudu, sanata olan ilgisinden Tophane Sanat Okulu’na geçti ve bu mektebi bitirdi.

1912’de Balkan Harbi’ne eniştesi Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katıldı. Edirne’ye giren kuvvetler içinde yer aldı. Balkan Harbi sonunda İstanbul Ordu Kumandanlığı tarafından Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan oldu.

Tayyareci olmak istiyordu. Yaşı küçük olduğundan makinist mektebine aldılar.   Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit (Gedikli/Astsubay) olarak mezun oldu.    Makinist olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Bağdat cephesine gönderildi. Orada 2 Şubat 1916 tarihinde bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a döndü.

Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’ne girerek tayyareci oldu. Pilot olarak ilk uçuşu 21 Mayıs 1916 tarihindedir. 15 Kasım 1916 tarihinde tayyarecilik tahsilini bitirerek pilot diplomasını aldı.

1917 sonbaharında Kafkas Cephesi’ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atandı. Orada bir Rus uçağı düşürerek Kafkas Cephesi’nde uçak düşüren ilk tayyareci oldu.

8 Ekim 1917 günü bir hava savaşında yaralanarak düşünce, Rus’lara esir olmadan önce uçağını teslim etmemek için yaktı. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’na gönderildi. Azeri Türklerinin yardımı ile adadan yüzerek kaçtı. Nargin Adası’nın karşısındaki Bakü, Rus işgali altında olduğundan, savaşa katılmayan İran’da karaya çıktılar. Birlikte kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile 2,5 ayda yaya olarak Süleymaniye üzerinden Musul’a geldiler.

İstanbul’a geldiğinde savaşın sonları idi. Başkent İstanbul Hava Müdafaa Bölüğü’ne tayin oldu. Vecihi Bey İstanbul hava müdafaasına katıldı. İstanbul işgal edilince esaretten dönen askerlerin arasında gizlice Harem’den kalkan bir gemiyle Mudanya’ya, oradan Bursa ve Eskişehir üzerinden Konya’ya giderek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot”tur.

Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan, İzmir / Seydiköy Hava Meydanını işgal eden tayyareci olmuş, TBMM’den üç defa takdirname alarak kırmızı şeritli İstiklal Madalyası kazanmıştır.

Kurtuluş Savaşı içinde Akşehir’de Jandarma Komutanı Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım’la evlendi. İzmir’de Gönül, İstanbul’a döndüklerinde de Sevim isimli iki kızı olmuştur.

Savaş sonrası İzmir’de Seydiköy’de açılan tayyare okulunda yeni tayyarecileri eğitime başlamış, tam o sırada 1923 yılı başlarında İzmit mıntıkası Tayyare bölüğüne atanmış. Üç ay sonra İzmir’de Binbaşı Fazıl’ın eğitim uçuşu sırasında düşüp ölmesiyle yeniden İzmir’e çağrılmış, kara ve deniz okulunda öğretmenliğinden başka fen işleri ile de uğraşmış. Savaşta çekilen yoklukların giderilmesi amacıyla havacılığı millileştirme düşünceleri başlamıştı.

Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu tayyaresini almaya görevlendirilmiş. Hizmet karşılığı bu uçağa “Vecihi” adının verilmesi, 1919’dan beri uçak projeleri yapan Hürkuş’ta uçak inşa etmek düşüncesini yeniden canlandırmıştır.

Ganimet olarak Yunanlılardan ellerine geçen pek çok motordan yararlanarak projesini hazırlayıp ilk uçağı Vecihi K VI’yı imal etmiştir. Uçağı için uçuş müsaadesi istemiş, uçabilirlik sertifikası için bir teknik heyet oluşturulmuş, ancak teknik heyetin içerisinde tayyareyi uçuracak ve kontrol edecek personel bulunmadığından gecikmiştir. Sonunda teknik heyetten birinin “Vecihi, biz sana bu lisansı veremeyiz, uçağına güveniyorsan atla, uç, bizi de kurtar” sözü üzerine Hürkuş,  28 Ocak 1925’de uçağı Vecihi K VI ile ilk uçuşunu yapar. 

İzin almadan uçtuğu için cezalandırılınca, istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp Ankara’ya gider ve kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılır. T.T.C. Fen şubesini organize etmekle görevlendirilir. Gazi Mustafa Kemal’in “İstikbal göklerdedir…” yönermesiyle havacı bir kuşak yetiştirmek için kurulan Türk Tayyare Cemiyeti, halkın bağışları ile yaşayan bir kuruluş olacaktı. Bunun için bir okul açmak, milli bir hava sanayi kurmak amacındaydı. Hürkuş, yaptığı uçağını geri alıp, T.T.C.’nin bağış toplama faaliyetlerinde kullanarak halka havacılık sevgisini aşılamak istiyordu ama uçağını geri almayı başaramadı.

Bağış toplamak için bir madalya tüzüğü hazırlandı. Bağışa göre bronz, gümüş, altın ve elmaslı madalya verilecek, 10.000 TL bağışlayanın adı da alınacak uçağa ad olarak verilecekti. Türk Tayyare Cemiyetine ilk yardım Ceyhan ilçesinden gelmiş, 10.000 TL telgrafla bağışlanmış, alınan ilk uçağa da Ceyhan adı verilmiştir.

Hürkuş’un uçakla yurtiçi bağış gezileri de bu uçakla başlamıştır.

Bu arada Avrupa havacılığının incelemek için bir heyetle Hürkuş, ikinci kez Avrupa’ya gider. Almanya’da Junkers ve Rohrbach uçak fabrikalarını ziyaret ederler. Bu fabrikalar Türkiye’de anonim şirket halinde tayyare fabrikası kurmak fikrindeydiler. Fransa’da da Breguet, Potez, Hanriot gibi birçok fabrikaları ziyaret etmişler, Hürkuş da bu fabrikaların uçaklarıyla tecrübe uçuşları yapmış, Potez 25 tipindeki rekor tayyaresiyle akrobasi uçuşundan sonra fabrika tarafından Atlantik Okyanus geçiş uçuşu yapması için teklif yapılmış, fakat Fransız Aero Kulübü’nün baskısı ile teklif suya düşmüştür.

Türkiye’ye dönüşte 19 Ekim 1925’de Tayyare Cemiyeti Yönetim Kurulu istifa etmiş, cemiyetin tasarı ve projeleri suya düşmüş, elindeki tayyare, vasıta ve elemanları hava kuvvetlerine verilerek havacılıkla ilgisi kesilmiş oluyordu. Hürkuş’un da tekrar hava kuvvetlerinde görev alması istenince istifa etmiştir.

Milli Savunma Bakanlığı, Kayseri’de Tayyare Onarım ve Motor Anonim Şirketi (TOMTAŞ) adında bir fabrika kurmak için anlaşır. Hürkuş, TOMTAŞ’ın teklifini kabul ederek Almanya’ya gider. Hürkuş, Almanya’da Junkers A.20 tayyarelerinde bazı noksanlıklar bulur, onların düzeltilmesi ile Junkers A.35’lerin yapımını da üstlenir.

18 Temmuz 1926’da telgrafla memlekete çağrılır, Junkers A.35’in satın alınması için tecrübe uçuşu istenir. Junkers bu uçuşun özellikle Hürkuş tarafından yapılmasını, uçağının zamanın en modern ve yüksek ateş kudretinde iki kişilik av tayyaresi, savaşta her tarafa ateş saçabilme gücü olduğunun kanıtlanması için Fransızların gözde uçağı Nieuport Delage ile savaşını ister. 1 Ağustos 1926 da temsili savaş yapılır, savaşı Junkers A.35 ile Hürkuş kazanır.

Hürkuş yurda döndükten sonra, TOMTAŞ emrinde biri 14 kişilik 3 motorlu Junkers G.24, diğeri altı kişilik tek motorlu Junkers F.13 yolcu tayyareleriyle Ankara – Kayseri arasında ulaşım uçuşları yapar. Tarih 1927’dir. Hürkuş’un bu uçuşlarının, yurdumuzda ilk hava yolları uçuşları olduğu düşünülebilir.

Hürkuş, TOMTAŞ’a, Junkers A.35’in kanatlarına benzin depoları ilavesi ile havada kalma süresini uzatarak Ankara-Tahran uçuşunu direkt yaparak, İran devletine uçağı göstermek ve hükümetimizin rızasıyla devletimizin ihtiyacından fazlasının yabancı devletlere de satılabilmesi fikrini açmış. Bu yapılırsa hem devletimiz şereflenecek, hem de TOMTAŞ’a büyük faydası sağlayacaktı. O sırada henüz TOMTAŞ fabrikası teşekkül etmemiş ve Junkers A.35 tayyaresi de TOMTAŞ’a devredilmemiş olduğundan bu uçuşu reddedilmişti.

16 Eylül 1926 tarihinde Türkiye’de ilk paraşüt gösterisi Ankara’da yapıldı.  Vecihi Hürkuş’un kullandığı Junkers F–13 uçağından Alman paraşütçü Heinke’nin 700 m irtifadan yaptığı 178. atlayışı Gazi Mustafa Kemal ve Ankaralılar izlediler.

Milli havacılığımız için güzel bir başlangıç olan TOMTAŞ ne yazık ki 1928 yılına kadar çalışmalarına devam edebildi. Kötü yönetimi yüzünden 1928’de iflas etmiş, daha doğrusu iflas ettirilmiştir.

Hürkuş 1925’de Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul’da iken sevdiği, Mustafa Kemal’in yanına Anadolu’ya geçtiği için ailesi tarafından kendisine verilmeyen İhsan Hanım’la anlaşmış, eşinden ayrılarak onunla evlenmiş ve 1927’de Perran isimli bir kızı daha doğmuştur.

Bir yıllık aradan sonra Hürkuş, Türk Hava Kurumu’ndaki eski görev yeri olan Teknik Şubeye döner.

1930 yılı Sanayi Kongresi Ankara’da toplanmış, Halkevi’nde de Yerli Mallar Sergisi açılmıştır. Hürkuş burada yerli malı uçaklarının resim ve maketleri ile üstten kanatlı kapalı kabinli Vecihi K-XI tipi uçak modelinin minyatürünü sergiler ve büyük ilgi görür. Kurumda boş durmaz, yeni uçak model ve tiplerini tasarlamaya devam eder.

1930 yılı yıllık iznini iki ay ücretsiz olarak uzatıp Kadıköy’de bir keresteci dükkânını kiralayarak, üç ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı Vecihi XIV uçağını inşa etmiştir. İlk uçuşunu 16 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Uçak iki kişilik, tek motorlu spor ve eğitim uçağıdır. Uçağı ile birlikte uçarak Ankara’ya dönmüş, Ankara üzerinde bir gösteri yapmış, Başbakan İsmet İnönü ve bazı komutanlar tarafından uçağı incelenerek tebrik edilmiş. Uçabilirlik sertifikası verilmesi için İktisat Bakanlığı’na müracaat ederek müsaade istemiştir.

14 Ekim 1930’da, “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almış. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Uçak Ankara’da sökülmüş, Demiryolu vagonları ile Haydarpaşa’ya, Sirkeci’den de Prag’a gönderilmiştir.

Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmi evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş. Her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.

Hürkuş 23 Nisan 1931’de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır.

25 Nisan 1931’de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye’ye gelmek için yola çıkıp                         5 Mayıs 1931’de Türkiye’ye gelmiştir. Hürkuş, uçağının atıl kalmaması için Posta İdaresi ile çeşitli görüşmelerde bulunur. İlk kurulmak istenen posta hattı Ankara-Erzurum ile Ankara-İstanbul arasında düşünülür.

Bu arada Türk Hava Kurumu yeni bir turne planlar. Ankara’dan başlayan uçuş Aksaray, Konya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Muğla, Aydın, Denizli, Uşak, Eskişehir, Adapazarı, İzmit ve Yeşilköy’de tamamlanır. Uçuş büyük bir başarıyla tamamlanmıştır. Kurum şubeleri bağışlarla zenginleşmiştir, ama 3 Kasım 1931 tarihli telgrafla büyük yardımcısı makinisti Hamit’in işine son verilir Hürkuş’a ödenen uçuş tazminatı kesilerek Vecihi XIV uçağı uçuştan men edilir. Bundan sonraki uçuşların Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilecek uçakla gerçekleştirileceği bildirilir. Bu durum Hürkuş’un kurum’dan tekrar ayrılmasına neden olur.

Gezileri sırasında gençlikte oluşturduğu uçma sevgisi ile bir havacılık okulu açmayı düşünür. 21 Nisan 1932’de İlk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu kurar. İkisi kız olmak üzere 12 öğrenci kaydolur. 27 Eylül 1932’de eğitim ve öğretime başlanır. Okulun gayesi Türk gençliğini havacılığa alıştırmak, tayyareci kuşaklar yetiştirerek Türkiye Cumhuriyeti hava ordusunun yedek gücü olmaktı.

Okulun motorlu ve motorsuz iki şubesi vardı. Eğitim teorik ve uygulamalı olarak yapılıyordu. Büyük bir atölyesi vardı. Kalamış’ta bir hangar ve uçuş alanı olarak kullandıkları küçük bir sahası, bir de Fikirtepesi’nde uçuş alanları vardı.

İlk 12 öğrenci Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Eribe ve Türkiye’nin ilk kadın pilotu olan Bedriye (Gökmen) idi. Öğrencilerin eğitim sırasında hiçbir kazası olmamıştır. Zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin Tekel İdaresi’nin ve İş Bankası’nın reklâmlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları olmuştur.

Nuri Demirağ Bey, bir tayyare yapımı için 5.000 TL vermiş, böylece 1933’de adı “Nuri Bey” olan “Vecihi XVI” kapalı kabin uçağı yapılmıştır.

Aynı yıl tek satıhlı “Vecihi XV” uçağını da inşa etmişler ve 30 Ağustos 1933’de iki Vecihi XIV, iki tane Vecihi XV ve Nuri Bey Vecihi XVI uçakları ile öğrencileri, İstanbul göklerinde gösteri uçuşu yapmışlar. Okulda, bir de “Vecihi SK-X” adlı, uçak motoru ile çalışan deniz botu yapılmıştır.

Öğrencilerinden Sait Bayav, Tevfik Artan, Muammer Öniz, Osman Kandemir, ilk kadın tayyarecimiz Bedriye Gökmen ve kızı (yeğeni) Eribe yalnız uçmayı başarmışlardır. Vecihi Sivil Tayyare Okulu parasal sorunlardan ve yetiştirdiği öğrencilerin diplomalarına denklik verdirememiş olmasından kapanmıştır.

1935 yılı başlarında Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca, çağrılı olarak Rusya’ya gider. Orada sivil havacılığın durumunu görür ve dönüşünde Atatürk’e anlatır. Atatürk, gezdiği her yerde kendisini havadan saygıyla izleyen, gazetelerdeki yazılardan izlediği Hürkuş hakkında da Fuat Bey’den bilgi ister. Aldığı cevaplar karşısında Büyük Atamız: “Ya, öyle mi? O halde Türk Kuşu namı ile yeni bir çalışma yolu açın ve Vecihi’den faydalanın!” emrini verir.

Hürkuş Ankara’ya çağrılır. O da uçağına atlayarak Ankara’ya gelir. Hürkuş bu durumdan çok sevinçlidir. Türk Kuşu’nda yapılması düşünülenler, onun gerçekleştirmek istediği şeylerdir.

Başöğretmen olarak amatör gençleri çalıştırmak, Etimesgut hangarlarını yapmak, yaz kampı için uçuş sahası İnönü’nün bulunması ve okulunda yetiştirdiği öğrencilerinden Sait Bayav, Tevfik Artan ve Muammer Öniz’in Rusya’ya eğitime gönderilmesi onun mutluluğu olur.  Ne yazık ki 29 Ekim 1936’da yeğeni Eribe’nin paraşütünün açılmaması nedeniyle düşmesi ve 30 Ekim 1936 günü şehit olması onu çok üzmüştür.

Türk Hava Kurumu, 1937 sonbaharında mühendislik eğitimi için Hürkuş’u Almanya’ya gönderir. Vecihi Hürkuş, Weimar Mühendislik Mektebi’ne ihtisas sınıfından başlatılmış, bir buçuk yıl sonra da mezun olmuştur. 27 Şubat 1939’da Tayyare Makine Mühendisliği diplomasını almıştır. Türkiye’ye döndüğünde Bayındırlık Bakanlığına başvurarak, “Tayyare Mühendisliği Ruhsatnamesini” almak istedi. Ancak yetkililer, “iki yılda mühendis olunmaz” diye bir gerekçe ile kabul etmemişlerdir.

Mühendisliğini Danıştay kararı ile kabul ettirir. Türk Hava Kurumu’nda da yönetim değişmiş, vazifeleri başkalarına verilmiştir. O günkü koşullarda teknik imkânın olmadığı Van’a tayin edilir. Bunun üzerine istifa ederek kurumdan ayrılır.

1942 Yılında “Vecihi Havada” kitabını yayınlar. Bu kitabında, 1915-1925 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk döneminde yaşadıklarını, ilk uçağını nasıl yaptığını anlatır.

Havacılıktan uzun bir ayrılıktan sonra 1947’de Kanatlılar Birliği’ni kurdu. Gençlerin büyük ilgi gösterdiği bir kuruluş oldu.

1948’de Türk Hava Kurumu’ndan Magister tipi bir öğrenim uçağı temin ettiler. Kızı Gönül’ün Yazı İşleri Müdürü olduğu “Kanatlılar” adlı aylık bir dergiyi, 12 sayı çıkarttılar. Büyük çoğunluğu üniversite öğrencileri olan Kanatlılar Birliği fazla yaşayamadı.

1951’de beş arkadaşıyla birlikte havadan zirai ilaçlama yapmak üzere “Türk Kanadı” adı ile bir şirket kurmuş, Sait Bayav ve Muammer Öniz’le İngiltere’ye giderek Auster MK-V tipi üç uçak almışlar. Türkiye’ye döndükten sonra ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine Hürkuş, haklarından vazgeçerek şirketten ayrılır. 1952’de Paro mamasının reklâmını yapmak için tekrar İngiltere’ye giderek Percival Proctor V tipi dört kişilik hafif turist tipi tayyare alır. Bu tayyare ile değişik müesseselerin reklâmını yaptı. Paro bebek maması, Puro sabunu gibi gıda ve malzemeleri ufak kâğıt paraşütlerle uçaktan dağıtarak, kanatlarına taktığı patiskalar üzerine banka isimlerini yazarak reklâmcılık yaptı.

6 Ağustos 1954’de “40. Hizmet Yılı”nı kutlamak için Yeşilköy Uluslararası Havaalanı’nın salonunda “Türk Havacılar Bayramı” adıyla bir jübile yapıldı.

29 Kasım 1954’de Hürkuş Hava Yolları’nı kurdu. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırdığı uçaklardan sekiz tayyare Ziraat Bankası’ndan kredi ile satın alınmıştı. Bir takım güçlüklerle uğraşarak hava yollarının sefer yapmadığı yerlere seferler koyarak, izin vermediklerinde gazete taşıyarak çalışmak istedi, ama kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar sonunda Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edildi.

Buna rağmen elinde kalan son uçağını (TC-ERK) da Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün emrinde kullanarak Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arayarak zor doğa koşullarında çalıştı.

Hayatının sonlarında çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmış, uçamayacak duruma düşürülen uçaklarının sigorta giderleri ve bunların faizleri borcuna eklenmiş, icra takipleri, davalar neden ile vatana hizmet tertibinden kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konmuştur.

Ankara’da anılarını yazarken, beyin kanamasından komaya girdi. Gözleri ve kalbi göklerde olan Vecihi Hürkuş, insanların aya ayak basmak üzere dünyadan ayrıldığı gün olan 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

Ankara, Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi.

KoramiralMehmet Otuzbiroğlu

Cuma, Haziran 29th, 2012

1951 yılında İzmit’de doğan Koramiral Mehmet OTUZBİROĞLU 1968 yılında Deniz Lisesinden,  1970 yılında Asteğmen olarak Deniz Harp Okulundan mezun olmuş, Deniz Harp Okulu öğrenimini müteakip Temel İhtisas Kursları ve Donanma Stajını tamamlayarak 1973 yılında Donanmaya katılmıştır.

1973-1979 yılları arasında Mayın Arama Tarama Gemilerinde Seyir/Harekat Subaylığı ve 2′ nci Komutanlık, 1979-1981 yılları arasında TCG FETHİYE  Mayın Arama Tarama Gemisi Komutanlığı görevinde bulunmuştur. 1983 yılında Deniz Harp Akademisi eğitimini tamamlayan Koramiral OTUZBİROĞLU 1983-1985 yılları arasında TCG NUSRET Mayın Dökücü Gemisi  2′ nci Komutanlığı, 1985-1987 yılları arasında İskenderun Deniz Üs Komutanlığı Harekat, İstihbarat ve Muhabere   Şube Müdürlüğü görevini ifa etmiştir. Bu görevinde 1986 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi eğitimini tamamlamıştır. 1987-1988 yılları arasında TCG SOKULLU MEHMET PAŞA Okul Gemisi 2′ nci Komutanlığı görevinde bulunmuştur.

1988-1990 yılları arasında Donanma Komutanlığı Harekat Plan Kısım Amirliği görevinde iken 1989 yılında Ostende-Belçika’da Mayın Harbi Karargah Subay Kursu görmüştür. 1990-1991 yıllarında TCG GEMLİK Muhribi Komutanlığı ve 1991-1992 yıllarında TCG YÜCETEPE Muhribi Komutanlığını müteakip Albay rütbesine terfi ederek 1992-1993 yıllarında Donanma Komutanlığı Harekat Eğitim Şube Müdürlüğü, 1993-1994 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Mayın Harbi Plan Şube Müdürlüğü görevini deruhte etmiştir.

1994-1996 yılları arasında İslamabad Kıdemli Askeri Ataşesi, 1996-1998 yılları arasında 1′ nci Arama Tarama Filotillası Komodoru görevlerini takiben 1998 yılında Tuğamiral rütbesine terfi ederek  1998-1999 yıllarında Güney Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı, 1999-2000 yıllarında Akdeniz Bölge Komutanı, 2000-2001 yıllarında Çıkarma Gemileri Komutanı, 2001-2002 yıllarında Ege Deniz Bölge Komutanı  görevlerini ifa etmiştir. 2002 yılında Tümamiralliğe terfi ederek 2002-2003 yıllarında Çanakkale Boğaz Komutanlığı, 2003-2005 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı görevini müteakip 2005-2006 yıllarında Mayın Filosu Komutanlığı görevinde bulunmuştur.

30 Ağustos 2006 tarihinde Koramiral rütbesine terfi etmiş, 2006-2007 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı görevini takiben Genelkurmay Muhabere Elektronik ve Bilgi Sistemleri Başkanlığına atanmıştır.

Bayan Sema OTUZBİROĞLU ile evli olan Koramiral OTUZBİROĞLU’nun bir çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.

Çelikcan Şişmantürk

Cuma, Haziran 29th, 2012

1924 yılında doğdu. Öğrenimini Harp Okulunda yaptı. Hava Subayı olarak ordumuz saflarına katıldı. Havagücü Takımı’nda futbol, voleybol ve basketbol dallarında komple bir sporcu olarak kendini gösterdi. Hava Kuvvetlerimizde General rütbesine kadar yükseldi. 1979 yılında öldü.

Cemal Reşit Rey

Cuma, Haziran 29th, 2012

25 Ekim 1904’te Kudüs’te doğdu. Sarayla yakın ilişkileri olan, son Osmanlı ailelerinden birinin oğluydu. Babası Ahmet Reşit Bey, o dönemde Kudüs’e mutasarrıf olarak atanmıştı. Cemal Reşit’in müziğe yeteneği o yıllarda ortaya çıktı. Diğer çocuklar sokakta oynarken o bulduğu bir akordiyonu çalmaya ve ondan çıkan sesleri taklit etmeye çalışıyordu. Beş yaşındayken ailecek İstanbul’a geldiler. Burada bir yandan ilkokula giderken, bir yandan da piyano çalışmaya başlar. Galatasaray Lisesi’nde okumaya başladığı yıllarda babasının politik durumu nedeniyle 1913 yılında zorunlu olarak Paris’e taşınırlar. Burada özellikle Fransa Cumuhurbaşkanı Raymond Poincare aileye sahip çıkar. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına çok az zaman vardır ve Ahmet Reşit Bey ve ailesi dünyanın kültür başkenti Paris’te yaşamaya başlarlar.Cemal Reşit Bey daha çocuk yaşlarında Mahler’i orkestra yönetirken görecek, konservatuvarda onu müdür ve ünlü besteci Gabriel Faure dinleyecektir. Faure onu dinledikten sonra ünlü pedagog Marguerite Long’a telefon açar ve “Madam size bir Türk çocuğu gönderiyorum ve hiçbir şey söylemiyorum, kendiniz göreceksiniz” der. Sonra babasına dönerek “Oğlunuz hayatta müzikten başka hiçbir şey yapamaz” diye onun müzik dehasını hemen keşfeder. Debussy’nin öğrencisi, Ravel’in en yakın dostlarından ve eserlerini en iyi yorumlayan piyanistlerden biri olan Marguerite Long, 19 yaşına kadar hiç para almadan Cemal Reşit’in eğitimi ile yakından ilgilenecektir.

Ahmet Reşit Bey ve ailesi, savaş başlayınca Paris’te uzun süre kalamazlar. Cenevre’ye yerleşirler. Cemal Reşit eğitimine burada Cenevre Konservatuvarı’nda devam ederken, normal lise eğitimini de sürdürür. Konservatuvarın ustalık sınıfına kadar yükselir ancak 1919’da babası dahiliye nazırlığına atanınca İstanbul’a gelirler. Baba oğlunu hemen İstanbul’da bir piyano öğretmenine götürür. Ancak çocuğun piyano bilgisi öğretmeninkinden fazladır. Cemal Reşit bu kez tek başına Paris’e eğitime gönderilecek, tekrar Marguerite Long’la çalışmaya başlayacaktır. Konservatuvarda Gabriel Fauret’den müzik estetiği dersleri alır. Besteci, piyanist ve orkestra şefliği üzerinde eğitim görür. Daha okul yıllarında besteleriyle ilgi çekmeye başlar.

Cemal Reşit, cumhuriyetin ilanından iki ay önce Paris Konservatuvarından mezun olur. Bu arada İstanbul Belediyesi Darülelhan’a (ilk konservatuvar) batı müziği bölümü açılmasına karar verilir ve hoca olarak genç Cemal Reşit çağrılır. Bu onun için dünyanın en büyük mutluluğudur. Henüz 19 yaşındadır, onu Avrupa’da büyük bir kariyer beklemektedir ancak hocalarının tüm engellemelerine karşın İstanbul’a döner. Belki Batı’daki büyük kariyerini bırakmıştır ama, Cemal Reşit Rey Türkiye’de klasik müziğin kuruluşuna öncülük etmiş, pek çok öğrenci yetiştirmiş ve yaşamı boyunca müzik dünyasının hep bir numarasında yaşamıştır. Türkiye’ye döndükten sonra yaşamı boyunca artık kendi ülkesinden hiç ayrılmayacak, çeşitli orkestralar kurup, bunlarla yurt içi ve dışında konserler yönetecek, dünyanın en ünlü sanatçılarını şef olarak Türkiye’de ağarlayacak, Türkiye’de bir yandan klasik müziğin yaygınlaşması için çalışırken, öte yandan yazdığı operetlerle tiyatro dünyasında unutulmayacak eserlere imza atacaktır.

Ankara ve İstanbul radyolarında uzun yıllar görev yapan Rey, yurtdışında sayısız konser verdi. Çoksesli Türk müziğini geniş kitlelere yaymak amacıyla, Türk halk müziği ezgilerinden yararlanarak, Lüküs Hayat (1933), Deli Dolu (1934), Saz-Caz (1935), Hava-Cıva (1937) gibi çok sevilen operetler besteledi. Bunların dışında konçertoları, senfonik şiirleri ve başka orkestra yapıtları da olan Rey Onuncu Yıl Marşı’nın da bestecisidir.

Cemal Reşit Rey’in yaşamı sürekli çalışarak, üreterek geçti. Ailesiyle birlikte oturdukları Nişantaşı’nda Şair Nigar Sokak’taki konutta anne babası, ağabeyi Ekrem Reşit, kız kardeşi Semine ve eşi Semih Argeşo ile birlikte yaşıyorlardı. Semih Argeşo Cemal Bey’in kurup yönettiği İstanbul Senfoni Orkestrası’nın baş kemancısıydı. Semine Hanım da orkestrada keman çalıyordu. Konakta hem ciddi klasik müzik çalışmaları yapılıyor, hem de ağabeyi Ekrem Reşit’le birlikte müzikaller üzerine çalışıyorlardı. Cemal Bey’in müzikalleri zevk almasının ötesinde yapacağı klasik müzik çalışmalarında özellikle yurt dışı konserlerinde değerlendirmek için para kazanmaya yönelik olarak da yaptığı oluyordu. Çünkü özellikle o yıllarda Türkiye’de klasik müzik yapmak bir misyoner gibi çalışmayı gerektiriyordu. Babasının ölümü, ardından Semine Hanım ve eşinin ayrı bir eve çıkarak konaktan ayrılmaları, Ekrem Reşit Bey’in ve 1962’de annesinin ölümü ile Cemal Bey’in konak yaşamı son buldu. Koca İstanbul’da tek başına kalmıştı. Yanında ağabeyine çok iyi baktığı için aile emektarı olan Rıfkı Ergün ve ailesiyle birlikte Serencebey’de bir apartman dairesine taşınır. Orkestradan emekli olan Cemal Bey, piyano dersleri vermekte, yine evi eski dostları ve öğrencileri ile dolup taşmaktadır ama artık o eski depdebeli günler geride kalmıştır. Bir zamanlar şık giysileri ile her yerde dikkat çeken Cemal Reşit Rey üzerinde eski kıyafetleri, mütevazı evi ile onu eskiden tanıyanların içlerini acıtmaktadır. Giderek Rıfkı Ergün’ün ailesini kendi ailesi gibi görmeye başlar. Hele içlerinde sağır dilsiz olan Melek’i özel bir ihtimamla büyütür.

1970’lerde Cemal Reşit Rey, Haldun Dormen’in sahneye koyacağı bir müzikalin siparişini alır. Ağabeyinin ölümünden sonra müzikal yazmamaya karar veren Rey, Erol Günaydın’ın yazacağı metinleri müzikleyebileceğini söyleyerek herkesi şaşırtır. Erol Günaydın’la kısa süre içinde çok iyi dost olurlar ve Yaygara 70 büyük başarı kazanır. Ardından Uy Balon Dünya isimli ikinci bir müzikal yapılır ama aynı başarıyı yakalayamaz. 1980’lerde Cemal Bey iyice kendi dünyasına çekilir. 1985’de Lüküs Hayat 51 yıl aradan sonra yine aynı sahnede İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenecektir. Cemal Bey, gala gecesi için özel olarak hastaneden çıkarılır ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’na getirilir. Eser yıllar sonra yine büyük bir başarı kazanmıştır. Haldun Dormen ve Gencay Gürün onu alkışlar arasında sahneye çıkarırlar. Anlatılmaz derecede mutludur. Seyirci onu dakikalarca ayakta alkışlar. Bu onun son sahneye çıkışı olacaktır. Ertesi gün tekrar hastaneye yatırılır ve buradan ikinci çıkışında Edirnekapı’daki aile mezarlığına defnedilecektir. (7 Ekim 1985)


10. YIL MARŞI


Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamaları için 1933’de bir marş yarışması düzenlenir. Cemal Reşit Rey, güftesi Behçet Kemal Çağlar ve Faruk Nafiz Çamlıbel’e ait olan şiir üzerine bir beste yapmaya karar verir. Uzun süre uğraşıp, herkesin coşku ile birlikte söyleyeceği bir marş oluşturmaya çalışır. Ancak ağabeyi Ekrem Reşit’e yaptığı çalışmayı bir türlü beğendiremez. Sonunda mehter ritmi gelir aklına Cemal Bey’in besteyi yapar ve herkesin rahatlıkla söyleyebileceği bir eser çıkar ortaya.

Ankara’da eseri piyanoda çalarak kendi seslendirir. Marşı degerlendirecek olan heyetin içinde bulunan dönemin Milli Eğitim Bakanı Cemal Bey’in “cumhuriyet” sözcüğünde majörden minöre geçtiğini bunu da cumhuriyeti küçük düşürmek için yaptığını iddia eder ancak Cemal Reşit şu örnekle durumu kurtarır:

“Minör küçük anlamına gelir ama müzikte bu anlamda kullanılmaz. Beethoven’in Napoleone’un kahramanlıkları için yazdığı Eroica’nın ikinci bölümü de do minör tonundadır.”

Jüride bulunan bir başkası ise bir kahramanlık öyküsü olan Marseillaise’in de minör tonundan olduğunu söyleyince durum tatlıya bağlanır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. Yıl Marşı böylece ortaya çıkmış olur. Bu marşın ardından Cemal Reşit, Yedeksubay Marşı, Denizciler Marşı, Himaye-i Etfalin isimli çocuk marşı ile Atatürk için 100. Yıl Marşı’nı besteler.

CUMHURİYETİN 10 YIL MARŞI

Şiir: Behçet Kemal Çağlar/ Faruk Nafiz Çamlıbel

Müzik:Cemal Reşit Rey

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan

Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan

Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan

Bir hızda kötülüğü geriliği boğarız

Karınlığın üstüne güneş gibi doğarız

Türküz bütün başlardan üstün olan başlarız

Tarihten önce vardık tarihten sonra varız

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını

Dindirdik memleketin yıllardır süren yasını

Bütünledik her yönden istiklal kavgasını

Bütün dünya öğrendi istiklal kavgasını

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz

İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz

Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz

Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

( Dört satırda bir)

Türküz Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri

Korg.Lütfi Akdemir

Cuma, Haziran 29th, 2012

Korgeneral Lütfi AKDEMİR 04 Ağustos 1935 tarihinde Ilgın/KONYA’da doğmuştur. İlkokulu 1948 yılında Konya İlkokulunda, Ortaokulu 1951 yılında Konya Ortaokulunda, Liseyi 1955 yılında Konya Lisesinde tamamlamıştır.

06 Eylül 1956 tarihinde İzmir Hava Harp Okulunu kazanmış 30 Ağustos 1958 tarihinde Asteğmen rütbesi ile mezun olmuş ve aynı yıl İzmir Hv.Eğt.K.Uçş. Okulunda Pilotaj Eğitimi ve görevine başlamıştır.

10 Ekim 1958 tarihinde A.B.D.’de Pilotaj ve Lisan Eğitimini 1960 yılında tamamlayıp yurda dönmüştür, 07 Haziran 1960 tarihinde İzmir Hv.Eğt.Uçş.Gr.Jet Av Plt.’u olarak görev almıştır, 20 Temmuz 1960 tarihinde Merzifon 5 nci Hv.Üs 142 nci Fl.Jet Av Plt.’u olarak atanmıştır, 25 Ağustos 1964 tarihinde Mürted/ANKARA 4 ncü Hv.Üs 141 nci Fl.Tak.Hv.Plt.’u olarak atanmıştır, 1964 yılında Mürted’te F-104  MTD  kursunu tamamlamıştır, 02 Ağustos 1967 tarihinde İstanbul Hava Harp Akademisine girme hakkını kazanmıştır.

1967 yılında Hv.Kr.İşb.-NBC, 1968 yılında F-84 MTD, 1969 yılında F-104  MTD  kurslarını tamamlamıştır, 27 Eylül 1969 tarihinde Akademiyi tamamlamıştır, aynı tarihte İstanbul Silahlı Kuvvetler Akademisine giriş hakkını kazanmış, 25 Ağustos 1970 tarihinde buradaki tahsilini tamamlamıştır.

28 Ağustos 1970 tarihinde Mürted/ANKARA 4 ncü Ana Jet Üs Hrk.Eğt.A.Eğt.Sb.’lığı görevine tayin edilmiştir, 08 Eylül 1971 tarihinde Ankara Hv.K.K.Hrk.Bşk.Pl.Ş.Eğt.Pl.Sb.’lığı görevine atanmıştır, 13 Temmuz 1972 tarihinde Mürted/ANKARA 4 ncü Ana Jet Üs 182 nci Fl.K.’nı olarak atanmıştır, 1973 yılında F-102-MTD   kursunu tamamlamıştır, 30 Ağustos 1973 tarihinde Mons/BELÇİKA  SHAPE Hrk.D.Nük.Faal.Ş.Nük.Pl.Ks.Kh.Sb.’lığı ile görevlendirilmiştir, 1974 yılında F-104  MTD  kursunu tamamlamıştır, 30 Ağustos 1975 tarihinde yurt dışı görevini tamamlayıp yurda dönmüş ve aynı tarihte Ankara Hv.K.K.Hrk.Bşk.Hrk.Pl.Ş. Talimname Ks.A.’liği görevine atanmış ve daha sonra, 23 Ağustos 1976 tarihinde Ankara Hv.K.K. Hrk. D. Hrk.Ş.Hrk. ve S.O.P.Sb.’lığı görevine atanmıştır.

16 Ağustos 1977 tarihinde Ankara Hv.K.K.Hrk. D. Bşk. Hrk. Ş.Md.’lüğü görevine getirilmiş buradan 01 Eylül 1978 tarihinde Ankara Hv.K.K.Gensek. Koor.Ş. Md.’lüğü görevine atanmıştır. 21 Ağustos 1979 tarihinde İstanbul Hv.Hrp. Ok. Öğrc.A.K.’lığı görevine tayin edilmiştir, 15 Ağustos 1981 tarihinde Ankara Hv.K.K.Gensek.’lik görevine atanmıştır.

20  Ağustos  1982  tarihinde  Ankara  Hv.K.K.Per.D.Bşk.’lığı  görevine  atanıp  buradan, 30 Ağustos 1982 tarihinde  AKDEMİR  Tuğgeneralliğe terfi etmiştir, 20 Ağustos 1984 tarihinde Malatya 7 nci Ana Jet Üs K.’lığı görevine atanmış ve 20 Ağustos 1986 tarihinde Ankara Hv.K.K.Loj.Bşk.’lığı görevine atanmış ve  30 Ağustos 1986 tarihinde AKDEMİR Tümgeneralliğe terfi etmiştir.

17 Ağustos 1989 tarihinde Eskişehir 1 nci Tak.Hv.K.K.Yrdc.’lığı görevine,  13 Ağustos 1990 tarihinde Ankara Hv.K.K.Kur.Bşk.’lığı görevine atandıktan sonra 30 Ağustos 1990 tarihinde AKDEMİR Korgeneralliğe yükselmiştir. 16 Ağustos 1992 tarihinde Eskişehir 1 nci Tak.Hv.Kv.K.’nı olarak tayin edilmiştir.

Korgeneral Lütfi AKDEMİR Eskişehir’deki görevine devam ederken 01 Mayıs 1994 tarihinde vefat etmiştir.

Prof. Dr.Özdemir Himmetoğlu

Cuma, Haziran 29th, 2012

1947 yılında Bingöl’de doğdum.Orta öğrenimimi 1966 yılında Eskişehir Maarif Koleji’nde tamamladı.Aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydolarak 1972 yılında mezun oldu.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kürsüsü asistanlığına 1972 yılında atandı ve mesleki eğitimine devam etti. 1977 ‘de ihtisas sınavını vererek uzman oldu.

1979-1980 öğretim yılında Avusturya Hükümeti’nin “Gelişmekte olan ülkeler”emrine vermiş olduğu bursu kazanarak T.C.Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla Avusturya’ya gönderildi.Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi II. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kürsüsü’nde (Allgemeines Krankenhaus der Stadt Wien -II.Universitats Frauenklinik) 9 ay süre ile Perinatoloji “Fötal Elektrokardiotokografi, Fötal monitoring sistemler”üzerinde Prof. Dr. Herbert Janisch, Prof.Dr.Alfred Kratochwil ve Prof Dr.Kurt Baumgarten yanında eğitim gördü.Ayrıca Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Jinekoloji-Obstetrik postgraduate çalışmalarıyla , bu dalda sınava dayalı Tıp Fakültesi diploması aldı.

1982 Haziran döneminde “Çeşitli Genital Kanserlerde Östrojen ve Progesteron Reseptörlerinin Değerlendirilmesi (Radyoimmünolojik Araştırma)”konulu doçentlik tezi hazırlayarak üniversite doçentliği sınavlarına müracat etti.Sınavın diğer aşamalarını başararak 29 Kasım 1983 tarihinde üniversite doçenti ünvanını aldı.19 Mart 1984 tarihine kadar Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndaki görevini sürdürdü.

19 Mart 1984 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’na öğretim üyesi olarak atandı. İlgili anabilim dalının kuruluş çalışmalarında etkin görev aldı.

19 Eylül 1989 tarihine kadar aynı kuruluşun kadrolu doçenti olarak hizmet verdikten sonra bu tarihte Yüksek Öğretimle ilgili kanunlara dayalı Tüzük ve Yönetmelikler şartlarını yerine getirerek Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Profesörlüğü’ne yükseltilme ve ataması yapılmıştır. Halen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanlığı’nı sürdürmekte olup bu bilim dalı ile ilgili yurtiçi ve yurtdışında yayınlanmış 100 civarında eseri bulunmaktadır.

Muzaffer Erdönmez

Cuma, Haziran 29th, 2012

Şehit Hv. Plt. Ütgm Muzaffer Erdönmez
Türkiye Cumhuriyeti İlk Hava Harp Şehidimiz

25.11.1922’de İstanbulda doğmuştur. İlk ögrenimini Çapa’da orta öğrenimini Konya askeri orta okulunda lise öğrenimini Bursa Askeri Lisesi’nde tamamlamıştır. 1941 yılında girdiği Harp Okulu’ndan 1943 yılında mezun olmuştur.

1944 yılında teğmen, 1947 yılında da üsteğmenliğe terfi etmiştir. Bekardır.

KORE’DE BİR TÜRK PİLOT MUZAFFER ERDÖNMEZ

Hava Pilot Üsteğmen Muzaffer ERDÖNMEZ 729 ncu bombardıman filosu 452nci wing e atanır ve Amerikan pilotları ile aynı filoda B-26 INVADER uçaklarında uçmaya başlar. Hava  taarruzlarına katılır. 21 nisan 1951 tarihinde  6 uçaklık taarruz kolu ile KUNURİ yakınlarında YALU nehri üzerinde VONSANG kasabası 6 km kuzey doğusunda bir köprüyü imha görevi alırlar.. Bu taarruz için hedef üzerine geldiklerinde uçaksavar savunması ile karşılaşırlar.. Ütgm ERDÖNMEZ in uçağı vurulur ve irtifa kaybı başlar. 6 lı kolun diğer elemanları atlamasını ikaz etsede  ERDÖNMEZ atlamaz ve uçağını hedef köprüye çevirir. Tüm bomba ve roketleri ile köprünün tamamen imha edilmesini sağlar.

Fakat Hava Pilot Üsteğmen Muzaffer ERDÖNMEZ  KORE savaşının 731 şehidinden birisi olmuştur…

ERDÖNMEZ in kahramanlığı yabancı basında da yer alır.. Amerikan pasifik 5 inci hava kuvvetleri onun adına bir anma töreni tertip eder. Amerikan kongresi Erdönmez’ e madalya verilmesine karar verir. Madalya ve beratı Erdönmez’ in babası emekli albay Mehmet Naci ERDÖNMEZ teslim aldığında “Herkesten çok ağlamak ve herkesten çok sevinmek bizim hakkımızdır” der.

Üsteğmen Muzaffer Erdönmez Birleşmiş Milletlerin Güney Kore, Pusan’daki anıt mezarlığında yatmaktadır. Savaşa katılan ve Çin ve Kuzey Kore’lilerle çarpışan onaltı ülkenin bayrakları şehitlikte dalgalanmaktadır. Üsteğmen Muzeffer Erdönmez 28 yaşındaydı. Fotoğrafları Hava Kuvvetlerinde her tarafına aslıdı. Milli kahraman ilan edildi.

Ruhu şad olsun.

Yıldız Uçman

Cuma, Haziran 29th, 2012

Türkiye’nin ilk kadın paraşütçüsü

Sabiha Gökçen tarafından yetiştirilen dört kadın pilot arasındadır (diğerleri Edibe Subaşı, Nezihe Viranyalı ve Sahavet Karapas).

Eylül 1935’de Rus R-5 uçağından yaptığı atlayış ile Türkiye’nin ilk kadın paraşütçüsü oldu.

Türk Hava Kurumu’ndan minare işçisi olarak emekli oldu. “O zamanlar en tehlikeli meslek minare işçiliğiymiş. İlk kadın pilotlar da o zamana göre bayan olarak tehlikeli bir meslek seçtikleri için sigortaları minare işçisi olarak yapılmış.”

Jacqueline Cochran

Cuma, Haziran 29th, 2012

11 Mayıs 1906’da Florida’da doğdu. Amerika’nın ilk kadın pilotu’dur.

1953 ve 1954’te Yılın İş Kadını seçildi.

9 Ağustos 1980’de vefat etti.

Edibe Subaşı

Cuma, Haziran 29th, 2012

Edibe Subaşı, Atatürk‘ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen tarafından yetiştirilmiş olan 4 kadın pilottan biridir. (Diğerleri Nezihe Viranyalı, Yıldız Uçman ve Sahavet Karapas’tır.)

Edibe Subaşı‘nı Atatürk, vefatından kısa süre önce çıktığı Adana gezisinde ortaokul öğrencisiyken keşfetti. Subaşı, 1957’de geçirdiği bir uçak kazası sonucu vücudunun büyük bir bölümü yandığı için iki yıl yatarak tedavi gördü.

Subaşı, eşiyle birlikte İzmir’deki Emekli Sandığı’na ait huzurevinde hayatını sürdürüyor. Kendisi de birçok öğrenci yetiştiren Subaşı, 104 defa paraşütle atlamıştır.

Türk Hava Kurumu’ndan minare işçisi olarak emekli oldu. “O zamanlar en tehlikeli meslek minare işçiliğiymiş. İlk kadın pilotlar da o zamana göre bayan olarak tehlikeli bir meslek seçtikleri için sigortaları minare işçisi olarak yapılmış.”

Nezihe Viranyalı

Cuma, Haziran 29th, 2012

İlk Türk kadın pilotlardan

Sabiha Gökçen tarafından yetiştirilen dört kadın pilotun (diğerleri Edibe Subaşı, Yıldız Uçman ve Sahavet Karapas) sonuncusudur.

1925’te Bulgaristan’ın Vidin şehrinde dünyaya geldi. İlk Türk kadın pilot Sabiha Gökçen’in uçakla Balkanlar’ı gezmesinden ve Sofya’da yaptığı gösterilerden çok etkilenerek Türkiye’ye geldi. Türkkuşu Eğitim Merkezi’ne kaydoldu. Sabiha Gökçen tarafından yetiştirildi. Önce paraşütçülük, daha sonra planör ve pilot brövesi aldı. Türkkuşu okullarında yüzlerce öğrenci yetiştirdi.

1955 yılında Hollanda ve Almanya’da yapılan uluslararası gösterilere paraşütçü olarak katıldı. Havacılık tarihinin efsanevi pilotu (Amerika’nın ilk kadın pilotu) Jacqueline Cochran tarafından ABD’ye davet edilmesi üzerine Tenesse Üniversitesi’ne giderek özel bursla sivil havacılık okulunda eğitim gördü. 1956 yılında Bağdat’ta yapılan uçuş gösterilerine pilot olarak katıldı.

Nezihe Viranyalı, 100’den fazla paraşütle atlayış gerçekleştirdi. Türk Hava Kurumu’ndan minare işçisi olarak emekli oldu. “O zamanlar en tehlikeli meslek minare işçiliğiymiş. İlk kadın pilotlar da o zamana göre bayan olarak tehlikeli bir meslek seçtikleri için sigortaları minare işçisi olarak yapılmış.”

Planörle 100 saatten fazla, motorlu uçaklarla 2800 saatten fazla uçuş yaptı. Amerikalı yazar Stuart Kline Türk Havacılık Kronolojisi adlı kitabında yazı ve resimlerle Türkiye’nin ilk kadın pilotlarından Nezihe Viranyalı’ya yer vermiştir.

Hayatının son yıllarını İstanbul’da bir huzurevinde geçiren Viranyalı’nın, kaza sonucu kırılan ayağı ve omzu nedeniyle geçirdiği ameliyatlar sonrasında kangren olan bir bacağı kesildi. 2004 yılında Dünya Gazetesi tarafından kendisine Türk Kadın Onur Ödülü verildi.

Bağırsak kanseri olan Viranyalı, 22 Aralık 2004 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Neziye Viranyalı, hayatı boyunca Atatürk’ün çizdiği çağdaş Türk kadını modeline uymak için çabaladı. 1940’lı yıllarda Ankara’da ilk özel otomobili olan kadınlardan birisiydi. Buz pateni yapar, akordeon çalardı. Almanca, İngilizce, Bulgarca, Rusça biliyordu.

Korg.Vecdi Özgül

Cuma, Haziran 29th, 2012

1925 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İnebolu, Sinop ve Samsun’da tamamladı. Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun oldu. 1945 yılında Harb Okulu’ndan, 1947 yılında Hava Kuvvetleri Uçuş Okulu’ndan, 1959 yılında Hava Harb Akademisi’nden mezun oldu. Değişik Hava Birlikleri ve Almanya’da NATO (Kuzey Atlantik Paktı) Uçuş Okulu’nda uçuş öğretmenliği yaptı.

1988 yılında Generalliğe terfi etti. Amasya’nın ilçesi Merzifon’da Hava Üs Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Karargahında Hava Savunma ve Harekat Daireleri Başkanlıklarında bulundu. İtalya’nın Napoli kentinde NATO AİRSOUTH Karargahında iki yıl süre ile Hava Savunma Dairesi Başkanlığı, iki yıl süreyle Hareket Başkanlığı görevlerini yürüttü. İzmir’de NATO 6.Müttefik Taktik Hava Kuvvetleri’nde (ATAF) iki yıl süreyle Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. 1976 yılında Korgeneralliğe terfi etti ve Diyarbakır’da 2. Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı’na atandı. 1978 yılında tekrar İzmir’deki 6.ATAF’a ilk Türk Komutan olarak atanarak, görevi Amerikalı Korgeneralden devraldı.

Bu görevdeyken 1980 yılında Korgeneral rütbesinde emekli oldu. 12.09.1980 – 12.12.1983 yılları arasında Bülent Ulusu’nun başbakanlığındaki hükümette, Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev yaptı.

Vladimir Mihailoviç Komarov

Cuma, Haziran 29th, 2012

Bir Uzay görevi sırasında hayatını kaybeden ilk insan.

16 Mart 1927 tarihinde Moskova’da doğdu. 1960’ta uzaya gidecek ilk kozmonot grubuna seçildi. Vostok 4 uçuşunda Pavel Popoviç’in yedeği oldu. İlk uzay uçuşunu 1964’te Voskhod 1 ile yaptı. Soyuz 1 aracı ile yaptığı ikinci uzay görevi sırasında yere çakılarak öldü.

Soyuz 1, yeni uzay aracı Soyuz’un ilk uçuşuydu. Diğer uzay araçlarının aksine, Sovyetler, Soyuz’u insansız test uçuşu yapmadan, içinde Komarov olduğu halde uzaya gönderdiler. Bunun nedeni, Soğuk Savaş yıllarında Uzay Yarışı nedeniyle ABD ile rekabet içinde olan Sovyetler Birliği’nin Lenin’in doğum gününe özel bir kutlama yetiştirmek istemesiydi.

Uçuşun yedek kozmonotu olan Yuri Gagarin’in, kendisi gibi ünlü birisinin böyle tehlikeli bir göreve gönderilemeyeceğini bildiği için Komarov’un gitmesini engellemeye çalıştığı söylenir. Uçuştan birkaç hafta önce Komarov, “Bu uçuşa gitmezsem yedek kozmonotu gönderecekler. Benim yerime Yuri ölecek.” dedi.

Uçuşun başından itibaren ortaya çıkan ciddi arızalar, Soyuz 1’in insanlı uçuş için hazır olmadığını gösterdi. Bunun üzerine kontrol merkezi, uzay aracını Sovyetler Birliği toprakları üzerinden ilk geçişinde indirmeye karar verdi.

Dünyaya dönmek üzere yörüngeden çıkmadan önce, Komarov, eşi Valentina ile telsizde kısa bir görüşme yaptı. Komarov, doğrultu sabitleme sistemi bozuk olduğundan kontrolsüz şekilde dönen uzay aracının içinde soğukkanlılıkla eşine veda etti.

Soyuz 1, atmosfere girdikten sonra otomatik paraşütü açılmadı. Komarov’un elle açtığı yedek paraşüt de dolandığından işe yaramadı. Yere çakılmadan hemen önce Sovyet Başbakanı Aleksey Kosigin, telsizde Komarov’a “ülkesinin onunla gurur duyduğunu” söyledi. Ancak o sıralarda Türkiye’de (Sinop’ta, bazı kaynaklara göre İstanbul’da) bulunan ABD istihbaratına ait bir dinleme istasyonunun, Komarov’un düşüş sırasında Sovyet yetkililere ağır şekilde küfrettiğini tespit ettiği söylenir.

Komarov, ölümünden sonra Sovyetler Birliği Kahramanı nişanı ve Lenin Madalyası ile ikişer kez taltif edildi. Uzay aracının dünyaya çarparak patladığı mahalden toplanan külleri, Kremlin duvarına, diğer Sovyet büyüklerinin yanına defnedildi.

24 Nisan 1967 ölen Komarov, Valentina Yakovlevna Kiselyova ile evliydi, Yevgeni ve İrina adlı iki çocuğu vardı.

1971’de keşfedilen 1836 Komarov Asteroidi’ne ve Ay’daki bir kratere adı verilmiştir. Diğer onursal ödüllerin yanısıra, Ljubljana’daki Vladimir M. Komarov Uzay ve Roket Klübü, 1969’dan beri onun adını taşımaktadır. Fédération Aéronautique Internationale’in V. M. Komarov Diploması ve Yeisk’deki bir pilot okulu da onun şerefine isimlendirilmiştir.

Şenay Günay

Cuma, Haziran 29th, 2012

İlk Kadın Savaş Pilotu
Emekli Albay Şenay Günay

Türkiye’de uçağa binen ilk kadın Belkıs Şevket Hanım‘dır. (1912) Türkiye’nin ilk uçağını kullanan kadın ise; Atatürk‘ün manevi kızı Sabiha Gökçen‘dir. Türkiye’nin ilk kadın askeri pilotu yine Sabiha Gökçen’dir. Atatürk’ün Türk kadınının her alanda başarılı olabileceğine inandığını, buna örnek olarak da kendisini yetiştirmek istediğini söylemesi üzerine 1935 yılında havacılığa başlayan Sabiha Gökçen, Sovyetler Birliği’nde Yüksek Planör Okulu’nu bitirdikten sonra, planör öğretmenliği yaptı. Türk havacılık tarihi ilerleyen yıllarda başka kadın pilotları da yetiştirdi. Bunlardan birisi var ki, bir ilke imza attı. Şenay Günay, ilk kadın savaş pilotumuz olarak tarihe geçti.

Şenay Günay, Antakyalı. 1938 yılında doğan sanatçı Türkiye’nin ilk kadın savaş hava albayı Günay, Hava Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde görev aldı.

Demokrat Merkez Parti‘nin kurucu üyelerinden de olan Şenay Günay, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nin ikinci sınıfında okurken, Hava Harp Okulu‘na kız öğrenci alınmasına dair çıkan yasadan yararlanarak 1956 yılında bir kız arkadaşı ile birlikte Hava Harp Okulu’na girer. İki yıl eğitim alan Günay, Asteğmen olarak mezun olduktan sonra İzmir-Gaziemir‘deki Uçuş Okulu‘na gider. Bu okuldan sonra Eskişehir Jet Filo Komutanlığı‘nda eğitimine devam eden Günay, jet brövesi alarak jet pilotu oldu. F-86 ve C-47’lerde uçan Şenay Günay Hava Kuvvetleri’nde 23 yıl görev yaptı ve Albay rütbesinde emekli oldu.

1980’de emekli olan Günay resme olan tutkusu sebebiyle zaman içinde, Ankara Kadın Ressamlar Derneği’nin yurt içi ve yurt dışında açtığı karma sergilerde resimlerini sergiledi. Washington’daki National Museum-Women’in Art üyesidir.

2006 yılının Nisan ayında 17. kişisel sergisini Gaziantep’te açtı.

Kendi İfadesiyle
‘Askerlik ve resim zıt değil’
Resim yapmayı her zaman çok sevdim. 4 yaşından itibaren resim yaptığımı hatırlıyorum. Fakat ancak emekli olduktan sonra resme vakit ayırabildim. 1960’ta dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri oldum. 1980’de albay rütbesindeyken kendi arzumla emekliye ayrıldım. Emekliliğimle birlikte resme tekrar başladım, 17 kişisel sergi açtım. Empresyonist tarzda resim yapıyorum. Türk resmine yön veren asker ressamlarımızdır ve bu bir gerçektir.  TSK’nın, sanata verdiği önemi ortaya çıkarmak amacıyla böyle bir sergi yapmak istediğini düşünüyorum. Askerlik ve resim birbirine zıt alanlar değil. Çünkü ikisinde de bir disiplin mevzubahis.


25 Şubat 2002 tarihli SABAH Gazetesi’nde yayınlanan röportaj
(Röportajı yapan gazeteci: Hale GÖNÜLTAŞ)

* 50’li yılların Türkiye’sinde erkek egemenliği içinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne girmeye nasıl karar verdiniz?

O sıralar Hukuk Fakültesi öğrencisiydim. Birgün radyodan Hava Kuvvetleri’ne pilot adayı alınacağını anonsunu duydum. Aileme danıştım. Babam son derece muhafazakar bir insandı. Önce çok karşı çıktı. Sonra yoğun ısrarlarımla sınava girmeme izin verdi. İstanbul’dan sınava girmek üzere İzmir’e gittim. Sınavlara girdim ve kazandım. Hava Harp Okulu’nda pilot adayı olarak eğitime başladım.

KARDEŞ GİBİYDİK
* Erkek pilotlar sizi nasıl karşıladı?

Okulda sadece iki bayan pilot adayıydık. Erkek hegomonyasının olduğu ve askerliğin erkek işi olduğu bir dönemdi. Tabi önce şaşkınlıkla karşılamış olabilirler. Ama bizlere hissettirmediler. Erkek arkadaşlarımızla birlikte, aynı eğitimi aldık. Kadın olduğumuzu hiçbir zaman onlara hissettirmedik. Aynı eğitim kıyafetleri, postallar, şapka…

* Eğitiminizi tamamlayıp ilk uçuşa çıktığınız gün ne hissettiniz?

O gün dünya basını Ankara’ya alana akın etmişti. Uçuş öncesi hocam bana, “Şenay ne olur beni mahçup etme” dedi. Uçağı kırmadan başarı ile meydana indirdim. Bir ABD’li gazeteci yanıma yaklaşarak, “Lütfen arkadaşlarınızın sizi omuzlara almasını istiyoruz” dedi. Ama bizim bir muhafazakar tarafımız vardı. Bunu gazetecilere anlattım. Böyle bir fotoğrafı veremeyeceğimi söyledim. Daha sonra bana aynı gazeteci, “Orduda, cinsel tacize uğradınız mı?” diye sordu. Ben de Türk gelenek ve göreneklerinin asla böyle bir şeye izin vermeyeceğini ve Türk kızının aile içerisinde saygı ve sevgi içinde yoğrulduğunu söyledim. Çünkü bizler kardeş gibiydik.

* Havada tehlike atlattınız mı?

Evet, Bir gün askeri nakliye uçaklarından biri ile Diyarbakır’dan Ankara’ya ABD’li bir heyeti getiriyordum. Hava koşulları çok kötüydü. Hidrolik sistem arızalandı. Uçak irtifa kaybetmeye başladı. Tek motora kalmıştım. Uçak sol tarafa yattı. Heyet panik oldu. Sonra bir bulut parçası buldum. Oradan indim. Elmadağın karlı yamaçları ile burun buruna geldim. Buz kırıcı çalışmıyordu ama limit limite Ankara’ya indim.

SEN KIZSIN, JET KULLANAMAZSIN!
* Orduda kadın olmanın avantajları oldu mu?

Hayır. Tam aksine kadın olmamızdan dolayı bir adım geride kaldığımız zamanlar oldu. Örneğin, Hava Harp Okulu ikinci sınıftaydım. Hava Harp Okulu’nda yapılan bir sınavla jet pilotu yetiştirilmek üzere 2 pilot Teksas’a gönderilecekti. Sınava girdim. Ergin Celasin ve ben kazandım. İkimizi çağırdılar ve “Sizleri komutan görmek istiyor” dediler. Önce Ergin girdi içeriye. Sonra tabur komutanım “Hadi Şenay sıra sende” dedi. Postallarımı parlattım ve içeri girdim. Eğitim başkanı, gözlüğünün üzerinden bana baktı ve “Ama sen kızsın olamaz” dedi. Dışarı çıktım. Yerime yedekten biri kaydırıldı. Benim sınavım iptal edildi. Bir Türk genç kızı Teksas’a gitse dünya ayağa kalkardı. Türkiye’nin adı tüm dünyaya duyurulurdu. Ama kadınlara genişleme olanağı ve fırsatı verilmedi.

* Yükselme şansınız olmadığı için mi emekliye ayrıldınız?

Türk Silahlı Kuvvetler’deki tek kadın pilot albaydım. Eğer komutanlarım isteselerdi, “Şenay ayrılma. Kal. Sen general olabilirsin” diyebilirlerdi. Ama tam aksine, ayrılmamız için bütün şartları altın tepsiyle önümüze sundular. O yıllarda görev yapan kadın subaylar sessiz sedasız görevlerimizi yaptık. 1960’da Hava Harp Okulu’na bayan alınması durduruldu. Bugünün emekli albayları elleri öpülecek insanlardır. Türk kadınının yazgısının değişmesine neden olmuşlardır. Onlar Atatürk’ün özlemlerini yerine getiren sessiz kahramanlardır.

* Halen bir kadın albay generalliğe yükselemedi. Neden acaba?

Siz bir bayanı askeri okullara alıyorsunuz. Ona üniforma giydiriyorsunuz. Rütbe veriyorsunuz. Ama albaylıkta dur diyorsunuz. Böyle şey olamaz. Kadının önünün tıkanması ve rütbelerinin büyütülmemesi için hiçbir neden yok.

* Kadın komutan bir erkek komutandan farklı ne düşünebilir, nasıl bir politika ortaya koyabilir?

Erkekler sakın alınmasın. Ama kadınlar sayesinde dünyada savaşlar engellenecektir.

‘Regl döneminde bile uçardım’
Elinin hamuru ile erkek işine girmiş denmesin diye meslek hayatım boyunca özel günlerimde dahi uçtum. “Regliyim, uçamam” diyemezdim. Bir gün filo doktoru bana “Sizinle özel konuşmak istiyorum” dedi. “Aylardır bu filonun doktoruyum ve her sabah gelirim. Ama sen bir şey söylemiyorsun. Sen özel gün yaşamaz mısın?” diye sordu. “Beni rahatsız etmiyor” dedim. Doktor da bana “Bu çok önemli yukarda büyük tehlike yaratabilir” dedi. Ama yine de söyleyemedim. Bu durum ordudaki genç kızlar arasında şimdi de yaşanıyor. Ve çok sakıncalı.”