Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

OrgeneralŞükrü Kanatlı

Cuma, Haziran 29th, 2012

1893 yılında İstanbul’da doğdu. 1912 yılında Piyade Teğmen rütbesi ile Harp Okulunu bitirdi. 11 nci Tümen 31 nci Alay 4 ncü Bölük Takım Komutanlığı’na atandı. Bu görevde iken 22 Şubat 1912 tarihinde esir düştü. 12 Ekim 1913 tarihine kadar Korfu Adası’nda esir kaldı. Esaret dönüşü Takım Komutanlığı, Yaverlik ve Bölük Komutanlığı yaptı. 1924 yılında girdiği Harp Akademisi’ni, 1926 yılında bitirerek kurmay oldu.

1941 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1941 yılında Tuğgeneral, 1943’te Tümgeneral, 1946’da Korgeneral ve 1950’de Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 39 ncu Tümen Komutan Vekilliği ve 3 ncü Ordu Kurmay Başkan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 3 ncü Ordu Kurmay Başkanlığı, 51 nci Tümen Komutanlığı ve Şark Hudut Komutanlığı, 3 ncü Ordu Kurmay Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 8 nci Kolordu Komutanlığı, 23 Ekim 1947 – 28 Mart 1949 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Yarbaşkanlığı ve Personel Başkanlığı, 15 nci Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 1 nci Ordu Komutanı iken 28 Aralık 1951 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına atandı.

İki çocuğu olan Kanatlı, Arnavutluk Harekatı, Balkan, I. Dünya ve Kurtuluş Savaşları ile Hatay’ın İşgali Harekatına katıldı. Kara Kuvvetleri Komutanı iken, 15 Ocak 1954 tarihinde vefat etti. İstanbul Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.

OrgeneralHüseyin Kıvrıkoğlu

Cuma, Haziran 29th, 2012

Aralık 1934’te Bilecik / Bozüyük’te doğmuştur. Lise tahsilini Işıklar Askeri Lisesi’nde tamamlamış ve 1955 yılında topçu subayı olarak Kara Harp Okulu’ndan mezun olmuştur. 1957 yılında Topçu Okulu’nu bitiren Orgeneral KIVRIKOĞLU, mezuniyetini takip eden sekiz yıl boyunca çeşitli topçu birliklerinde takım ve batarya komutanı olarak hizmet etmiştir.

1965-67 yıllarında Kara Harp Akademisi’nde kurmay subay öğrenimini tamamlayan Orgeneral KIVRIKOĞLU, 1970 yılına kadar 9 ncu Piyade Tümen Komutanlığında karargah subayı olarak görev yapmıştır. Orgeneral KIVRIKOĞLU, 1970 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezuniyetini müteakip, İtalya / Napoli’de Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı (AFSOUTH) Karargahı Harekat Başkanlığında plan subayı olarak görev yapmıştır.

1972-73 yıllarında Kara Harp Akademisi Öğretim Üyeliği görevinde bulunan Orgeneral KIVRIKOĞLU, müteakiben Genelkurmay Personel Başkanlığında, General Amiral Şubede Kısım Amiri ve Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığında, Kurmay Şube Müdürü olarak görev yapmıştır.

Orgeneral KIVRIKOĞLU, 1975-78 yıllarında Kara Kuvvetleri Genel Plan ve Prensipler Başkanlığında Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü, 1978-80 yıllarında ise Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerini ifa etmiştir. İtalya / Roma’da NATO Savunma Kolejini de bitiren Orgeneral KIVRIKOĞLU, 1980 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir.

Tuğgeneral rütbesinde, 1980-83 yıllarında Belçika / Mons’da Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı Harekat Merkez Amirliği (SHAPE), 1983-84 yıllarında da 3 ncü ve 11 nci Tugay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

1984 yılında Tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral KIVRIKOĞLU, 1984-86 yıllarında NATO Güneydoğu Avrupa-Müttefik Kara Kuvvetleri (LSE) Kurmay Başkanlığı, 1986-88 yıllarında ise Sarıkamış’ta 9 ncu Piyade Tümen Komutanlığı görevlerini deruhte etmiştir.

1988 yılında Korgeneralliğe terfi ederek, 1990 yılına kadar Genelkurmay Personel Başkanlığı, 1990-93 yıllarında ise 5 nci Kolordu Komutanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerinde bulunmuştur.

KIVRIKOĞLU, 1993 yılında Orgeneralliğe terfi ederek, 1996 yılına kadar NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri (LSE) Komutanlığı görevini sürdürmüş, 1996-97 yıllarında İstanbul’da bulunan 1 nci Ordu’ya komuta etmiştir, Orgeneral KIVRIKOĞLU Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilmeden önce 1997-1998 yıllarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini ifa etmiştir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU, Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Hizmet Madalyası, ABD Liyakat Madalyası, Pakistan Nishan-ı İmtiyaz Madalyası, Romanya Yıldızı “Grand Cross” Nişanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Altın Şeref Madalyası ile K.H.O. Mezuniyet, Mesleki İhtisas, Eğitim Ve Öğretim Başarı, İdari ve Lojistik Hizmetler, NATO Yurtdışı Sürekli Görev, Harekat ve Genelkurmay Başkanlığı Şerit Rozetleri sahibidir.

Emekli Orgeneral KIVRIKOĞLU evli olup, bir erkek çocuk babasıdır.


Annesi Şükriye Hanım, oğlu Hüseyin’in generalliğe yükselişini görememiş; 1976’da yaşamını yitirmişti.

Evliliği
25 Şubat 1956’da kıyılan nikahla yaşamını birleştirdiği Olcay Hanım da liseyi bitirmişti. Olcay Hanım, Edirne’de doğmuştu. İlk çocukları, iki yıl sonra doğdu. Adını Levent koydular. Bir yıl sonra doğan ikinci çocukları da oğlandı. Ona da Haluk adını verdiler.

Büyük oğlu Levent’in evliliği de tuğgeneralliğine rastladı. Jinekolog olan Levent, kendisi gibi doktor bir eş seçti. 1983’de evlenen Levent’in, üç yıl sonra bir kızı oldu. İlk toruna Funda adı verildi. ikinci torunu Pelin 1995’te doğdu.

Kötü Yıl
Korgeneral olduğu 1988 kötü bir yıldı. Önce babasını kaybetti, sonra da küçük oğlu Haluk’u. 29 yaşındaki genç, daha önce bir dolaşım sistemi rahatsızlığı geçirmişti. Yeniden rahatsızlanınca İstanbul’da askeri bir hastaneye kaldırılmış ve hiç beklenmedik bir biçimde yaşamını yitirmişti. 

Seken Kurşun
30 Ağustos 1997’de Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandıktan sonra Kıbrıs’ta yakınında cereyan eden bir olay onu çok üzmüştü. 5 Kasım 1997 günü, KKTC devlet erkanı ve komutanlar, Kıbrıs’ta S-300 füzelerinin imha edilmesi tatbikatını izliyorlardı. Tam o sırada bir M-16 kurşunu Kıvrıkoğlu’nun üç sıra arkasındaki Albay Vural Berkay’ın göğsüne saplandı. 39. Tümen destek kıtalar grup komutanı olan Albay Berkay, dürbünüyle tatbikatı izlerken ayağa kalkmıştı…

Merminin nereden geldiği araştırıldı. Tatbikat sırasında kullanılan mermilerden birinin sekerek protokol çadırına ulaştığı sonucuna varıldı.

Fenerbahçe
Orgeneral Kıvrıkoğlu da kendisinden önceki Genelkurmay Başkanı İ.Hakkı Karadayı gibi Fenerbahçe taraftarı. 1.Ordu Komutanı Orgeneral Çevik Bir ve eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren de Fenerbahçeliydi. Fenerbahçe’nin kongrede oy kullanma hakkına sahip 5030 üyesinden biri olan Kıvrıkoğlu, takımının maçlarıyla yakından ilgileniyor. Hatta katıldığı kimi küçük toplantılarda yanında küçük bir radyo bulundurup önemli maçları dinlediği de oluyor.

Amcası ve Kuzeni
Hüseyin Kıvrıkoğlunun amcası; Kuzeni olan Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu‘nun babası emekli Tuğgeneral Mustafa Kıvrıkoğlu 2001 yılında toprağa verildi. Emekli Tuğgeneral Mustafa Kıvrıkoğlu, 86 yaşında, solunum yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.

OrgeneralHilmi Özkök

Cuma, Haziran 29th, 2012

Türk Silahlı Kuvvetlerinin 24’üncü Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Hilmi ÖZKÖK, 1940 yılında Manisa/Turgutlu’da doğmuş, 1959 yılında Kara Harp Okulundan, 1961 yılında Topçu Okulundan mezun olmuştur.

1970 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli birliklerde Takım ve Batarya Komutanlığı yapmıştır. 1972 yılında Kara Harp Akademisini kurmay subay olarak bitirdikten sonra; 15’inci Eğitim Tugayı Harekât Eğitim Şube Müdürlüğü, NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kuvvet Komutanlığı Karargâhında Karargâh Subaylığı, Belçika/Mons’ta Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı (SHAPE) Plan ve Prensipler Dairesinde Karargâh Subaylığı, Kara Kuvvetleri Plan ve Prensipler Başkanlığında Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Özel Kalem Müdürlüğü ve Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerini yürütmüştür.

1984 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Plan Harekât Daire Başkanlığı ve 70’inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı yapmış, 1988 yılında Tümgeneralliğe terfi etmiştir. Tümgeneral rütbesi ile 28’inci Motorlu Piyade Tümen Komutanlığı ve Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 1992 yılında Korgeneralliğe terfi etmiştir. Korgeneral rütbesi ile Belçika/Brüksel’de NATO Türk Askerî Temsil Heyet Başkanlığı (TMR) ve 7’nci Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1996 yılında Orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral rütbesi ile NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay II’nci Başkanlığı, 1’inci Ordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerini yürütmüştür.

28 Ağustos 2002 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 30 Ağustos 2006 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

Orgeneral ÖZKÖK; TC Devlet Şeref Madalyası, TSK Şeref Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası, TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, ABD Liyakat Madalyası, Güney Kore Cumhuriyeti Millî Güvenlik Tong-İl Madalyası, Azerbaycan Şöhret Madalyası, Arnavutluk Cumhuriyeti Altın Kartal Madalyası ve Arnavutluk Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası ile Fransa Ulusal Liyakat Nişanı, Şili Zafer Haçı Nişanı, Pakistan İmtiyaz Nişanı ve İspanya Büyük Askerî Liyakat Haç Nişanı sahibidir.

Bayan Özenç ÖZKÖK ile evli olan Orgeneral Hilmi ÖZKÖK’ün iki çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.

OrgeneralMehmet Yaşar Büyükanıt

Cuma, Haziran 29th, 2012

01 Eylül 1940 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. 1961 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1963 yılında Piyade Okulu’ndan mezun olmuştur. 1970 yılına kadar Kara Kuvvetlerine bağlı çeşitli birliklerde Takım Komutanlığı ve Bölük Komutanlığı yapan Orgeneral Büyükanıt, 1972 yılında Kara Harp Akademisi’nden mezun olmuş, ardından Kurmay subay olarak, Mons/Belçika’da Shape İstihbarat Dairesi Temel İstihbarat Şubesi Kuvvet ve Sistem Kısım Amirliği, Kara Harp Akademisi (Öğretim Üyeliği, Genelkurmay Personel Dairesi General-Amiral Şubesinde Kısım Amirliği ve Şube Müdürlüğü, Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığı, Cumhurbaşkanlığı Muhatız Alay Komutanlığı görevlerini yürütmüştür.

1988 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Bu rütbe ile 2’nci Zırhlı Tugay Komutanlığı ve Napoli/İtalya’da bulunan Güney Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Karargahında İstihbarat Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 1992 yılında Tümgeneralliğe terli etmiştir Bu rütbe ile Genelkurmay Genel Sekreterliği ve Kara Harp Okulu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. 1996 yılında Korgeneralliğe terfi ederek 7’nci Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay Harekat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 30 Ağustos 2000 tarihinden geçerli olarak Orgeneralliğe terfi etmiş ve Genelkurmay 2’nci Başkanlığı görevine atanmıştır.

30 Ağustos 2004 tarihinde YAŞ kararıyla, Yaşar Büyükanıt Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atandı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenaral Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. Böylece ilk kez bir Genelkurmay Başkanı, Yüksek Askeri Şura toplantıları sona ermeden atanmış oldu.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanlığı’na 30 Ağustos 2006 gününden geçerli olmak üzere Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın atanmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararını 31 Temmuz 2006 tarihinde imzaladı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt 30 Ağustos 2008 itibariyle yaş haddinden emekliye ayrılmıştır.

Emekli Orgeneral Büyükanıt, TSK Üstün Hizmet Madalyası, Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, Şeref Madalyası, İtalya Silahlı Kuvvetler Şeref Nişanı, ABD Silahlı Kuvvetler Üstün Liyakat Nişanı ile Pakistan Silahlı Kuvvetler İmtiyaz Nişanı sahibi. 

Bilge Filiz BÜYÜKANIT ile evli olanMehmet Yaşar Büyükanıt’ın bir çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.

Hilmi Haşal

Cuma, Haziran 29th, 2012

Hilmi Haşal 1954’te, Bulgaristan’ın Kırcali ili, Aşağı Tosçalı (Haşallar) köyünde doğdu. İlkokulu ve ortaokulu aynı köyde okudu, ardından, “Kırcali, Hristo Smirnenski İnşaat Teknikum’u Jeodezi ve Kartografi Bölümü”nü bitirdi. 
1973 yazında ailesiyle birlikte ‘Serbest Göçmen’ olarak Türkiye’ye geldi.  Bursa’ya yerleştiler…

1968’den bu yana yazıyor. İlk ürünleri Bulgaristan’da yayımlandı. Şiirleri ve düzyazılarıyla; Oluşum, Dönemeç, Somut, Milliyet Sanat, Varlık, Şiir-lik, Biçem, Yeni Biçem, Dize, Akatalpa, Defter, Edebiyat ve Eleştiri, Kül, Kavram Karmaşa, E, Virgül, Yom Sanat, Kitap-lık, Ada, Mor Taka, İmgelem Çocuklar, Yazılıkaya vb. dergilerde görüldü.

l991’de Yeni Adana gazetesinin açtığı “Sessizliği Saran Tını“, adlı şiir yarışmasında birinci oldu. Yayınlanmamış kitap dosyası, Son Siren Kuşu ile 1993 Altın Koza Şiir Yarışması’nda “Altın Koza Şiir Ödülü”nü aldı, ayrıca “Behçet Aysan Anma Ödülü”ne değer görüldü.

Yol Boyu Notları adlı kitabıyla, 1994 ORSEV “Vedat Güler Şiir Ödülü”  yarışmasında mansiyon aldı. Bursa Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen; 2002 Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Yarışması’nda, “Bursa’da Aşk” şiiriyle ikinci oldu. Eskişehir Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği (EKSED) 2006 Yunus Emre Şiir Yarışması birincilik ödülünü kazandı.

Bursa’da, bir arkadaş grubunun katılımıyla, Ramis Dara yönetiminde çıkan, Yeni Biçem dergisinin kuruluşundan kapanışına değin, (72 sayı) yayımlanmasında etkin rol üstlendi, Yayın Yönetmeni yardımcılığını yaptı. Halen, aynı arkadaş grubunun, Ramis Dara yönetiminde, Melih Elal’ın sahip ve sorumluluğu altında çıkarmakta olduğu, Akatalpa dergisinin yayınına katkıda bulunuyor. Basılı ve elektronik (sanal) edebiyat-sanat dergilerinde yazmayı sürdürüyor.

Şiir kitapları:
Denge/Sizler Adına (1991)
Elektronik Yalnızlıklar (1992)
Yol Boyu Notları (1993) Vedat Güler Şiir Ödülü – Mansiyon
Kozmik Aşk Suçu (1995)
Venüs’le Aşk (1997)
Son Siren Kuşu, 1993 Altın Koza Şiir Ödülü, (2000) 
Dağınık Düş Sepetleri (2001)
Yanık Söz (2002),
Yaralı Gümüş (2004).
 
Deneme-inceleme kitapları:
Şiir Seddinde Kronos  (2004)
Şiirin Lav İzleri (2006)

Gültekin Samancı

Cuma, Haziran 29th, 2012

Edebiyat dünyasında Sâmanoğlu soyadıyla tanınan Gültekin Samancı, 2 Kasım 1927’de Konya’da dünyaya geldi. 1947 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1949’da da Harp Okulu’nu bitirdikten sonra, Subay olarak yurdun çeşitli yerlerinde görev yaptı. 1959 yılında kendi isteğiyle ordudan ayrıldı ve Basın Yayın Turizm Bakanlığı’na girdi. Bir yıl sora Turizm Bakanlığı’nın İç Basın Müdürü oldu. 1961’de, 195 sayılı Kanun gereği, Basın İlân Kurumu’nun ilk kuruluş işlemlerini yapmak üzere, Bakanlar Kurulu’nca teşkil edilen beş kişilik kurula atandı. Aynı yıl Kurum Genel Kurulu’nda Hükümet Temsilcisi olarak görevlendirildi. Genel Kurul tarafından Yönetim Kurulu’na seçildi ve bu görevi 1967’ye kadar sürdürdü. 1967 yılında Basın İlân Kurumu Genel Müdür Yardımcılığına, 1973’de de Genel Müdürlüğe getirilen Samancı, bu görevini hayatının sonuna kadar başarıyla sürdürdü.

1988 ve 1992 yıllarında dörder yıl olmak üzere iki dönem TRT Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde düzenlenen Anadolu Basını Bölge toplantılarına katıldı.  Basın, Yayın, Dil, Edebiyat ve Kültür konulu pek çok toplantıya katıldı, komisyonlarda çalıştı, bildiriler sundu. 1987 yılında Anadolu Basını Üstün Hizmet Ödülü’nü aldı. Ardından Ankara Gazeteciler Cemiyeti tarafından seçilen “Son Kırk Yılın En Başarılı Gazetecileri” arasında yer aldı. Kültür, sanat ve turizmle ilgili bir çok sivil toplum örgütünün üyeleri, yöneticileri arasında bulundu. Cumhuriyet döneminin önde gelen şairlerinden biri olan Gültekin Samancı, Türk edebiyatında bir ekol olan Hisar dergisi kurucuları ve Hisarcı şair ve yazarlardan biriydi. 1983 yılında, Sturga Şiir Şöleni’nde Türkiye’yi temsil etti. 1948 yılında Çınaraltı dergisinde yayınlanan ve:
Sen ilk iftar meyvesi ramazan sinisinde,
Sen kadın üstü kadın, gönül kavsinde saklım…
İşlenmemiş minyatür ıstırap çinisinde,
Hayal havzumun suyu ipek, ipek duvaklım
dizeleriyle başlayan “O Kadın” şiiri ile sanat çevrelerinin dikkatini çekti.

1950 sonrası şiir ve yazılarını Hisar dergisinde yayınlamaya başladı. Ayrıca Hisar dergisinin çıkmadığı dönemde ve kapandıktan sonra Türk Edebiyatı, Türk Yurdu, Türk Dili ve Çağrı gibi dergilerde imzası görüldü. “Kökü mazide ati olmak” dizesi, Gültekin Samancının’nun temel sanat anlayışını oluşturdu. Tarih şuuru içinde gelişen, büyüyen kültür duyarlılığıyla, geleneğe bağlı hayat düzeniyle, sanata yıkıcı değil, yapıcı olarak duyduğu saygısıyla örnek oldu. Son yıllarda katıldığı ve yönettiği gönül dostları toplantılarında gençleri yönlendiren ve yüreklendiren şair, şiirinde geleneğe bağlı olarak hece veznini kullandı. Ancak, hecenin alışılmış şekil, kalıp ve biteviyeliğine, yeni bir biçim, ahenk ve içerik getirdi. Gerçekleri duygunun tülleri arkasından vererek yumuşatan, dış dünyadan çok, kendi iç dünyasına, hatıralarına gömülü, lirik, duygulu bir şairdi.

Modern Batı edebiyatının şiir tekniklerini dikkate alan, duygu ve düşünce arasında kendine özgü bağlar kuran yazar Gültekin Samancı, evli, biri kız, biri erkek iki çocuğu ve üç torunu bulunmaktaydı. Şiirlerini “Alacakaranlık” ve “Uzun Vuran Gölge” adlı kitaplarda yayınlayan şairin ayrıca Cahit Sıtkı Tarancı ve Kemalettin Kumu’ya ilişkin iki kitabı daha vardır. Basın İlân Kurumu’nun kuruluşunda yer alan ve otuz yıldan beri Genel Müdürlüğü’nü yapan Gültekin Samancı, 11 Nisan 2003 günü sabaha karşı vefat etti.

Şennur Sezen

Cuma, Haziran 29th, 2012

Eskişehir’de doğdu. İstanbul Kız Lisesi’nde okudu. Muhasebe memurluğu, redaktörluk ve röportaj yazarlığı yaptı. Şimdilerde serbest yazar olarak çalışıyor.

Edirneli Nazmi

Cuma, Haziran 29th, 2012

Asıl adı Mehmet ( d. Edirne – ö.y. 1555 ), Osmanlı divan şairi. Türki-i basit tarzındaki şiirleriyle tanınır. Yeniçeri Ocağı’nda yetişti. Ahkam katipliği yaptı.

Bilgili ve kültürlü bir şair olmakla beraber şiirlerinin sanatsal değeri sınırlı kalmıştır. Aruz ölçüsünün bütün kalıplarıyla örnekler vermiş ve her tür edebi sanatı denemiştir. Daha çok tarih manzumeleri ve aşk şiirleri yazmıştır.Türki-i basit tarzındaki şiirlerinde Arapça ve Farsça’ya fazla yer vermeyerek dönemine göre yalın bir Türkçe kullanmıştır. Edebiyat tarihi açısından oldukça önemli bir kaynak olan Mecmaü-n-Nezair adlı antolojisi kendi şiirlerinden başka o döneme değin yaşamış bütün divan şairlerinin şiirlerinden de örnekler içerir. Harf sırasına göre düzenlenmiş “Divan”ında yaklaşık 48 bin beyit vardır. 286 manzumesi Fuad Köprülü tarafından Divan-ı Türküi-i Basit (1928) adıyla yayınlanmıştır.

Hakkı Özkan

Cuma, Haziran 29th, 2012

Hikayeci ve romancı. 1926’da Bursa’da doğdu. Çesitli dergilerde yayınladığı öykülerle tanındı. Çok sayıda hikaye ve romanı yayınlandı. Romanlarında dar gelirli insanların günlük yaşamlarını işledi.

Ahmed-i Dai

Cuma, Haziran 29th, 2012

Ahmed-i Dâî (öl.1421’den sonra) aslen Germiyanlı olup, bir süre Germiyan’da kadılık yapmıştır. Yıldırım Bayezid zamanında Germiyan (Aydın, Saruhan ve Menteşe) topraklarının Osmanlıların eline geçmesinden sonra, muhtemelen Kütahya’da tanıştığı Emir Süleyman’ın yanına gitmiş ve Çengnâme adlı mesnevisini ona ithaf etmiştir. Emir Süleyman’ın öldürülmesinden sonra, Çelebi Mehmed’in himayesi altına giren Ahmed-i Dâî, onun oğlu olan Murad’a hocalık yapmak için sarayda görevlendirilmiş ve bazı eserlerini de onun adına hazırlamıştır. Doğum tarihi gibi ölüm tarihi de bilinmemektedir.

Ahmed-i Dâî dinî ve edebî eserlerin yanı sıra birkaç önemli ilmî eseri de Türkçe’ye tercüme etmiştir. Bunlardan birisi, Nasîrüddin-i Tûsî’nin (1201-1274) astronomi ve astroloji hakkında kısa ve özlü bilgiler veren ve Risâle-i Sî Fasıl (Otuz Bölümlük Risale) adıyla meşhur olan el-Muhtasar fî İlmi’t-Tencîm ve Marifeti’t-Takvîm (Astronomi ve Takvim Bilgisi Hakkında Özet Kitap) adlı eseridir. Farsça’dan tercüme edilen bu eserde, ebced rakamları (yani harf rakamları), Hicrî, Rûmî, İranî ve Celâlî takvimleri, gezegenler, burçlar ve saat türleri gibi astronomi konularıyla bazı astroloji konularının oldukça yalın bir Türkçe ile aktarıldığı görülmektedir.

Ahmed-i Dâî’nin diğer bir tercümesi ise, Tercüme-i Tıbb-ı Nebevî (Peygamber Tıbbı Tercümesi) adını taşımaktadır. Timurtaş Paşaoğlu Umur Bey’in isteği üzerine, Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin Tıbb-ı Nebevî (Peygamber Tıbbı) adlı eserinin Ahmed ibn Yûsuf el-Tifâşî tarafından yapılan bir özetinin tercümesi olan bu eser, Hazret-i Muhammed’in sağlık konusundaki deyişlerini içermektedir.

Ahmed-i Dâî gibi mütercimlerin ve bilginlerin, Arapça ve Farsça gibi diğer İslâm dillerinden yapmış oldukları bu tercümeler, kısa bir süre içinde Anadolu’da da bilimin yeşermesinde etkili olacaktır.

Hasan Uğur Epirden

Cuma, Haziran 29th, 2012

7 Ocak 1954’te İzmir’de doğan Uğur Epirden, Saint-Michel Fransız Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenimine istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam etti. 1974’te İstanbul’da yapılan Dünya Seyahat Acenteleri ve Turizm Kongresinde (Hilton) Baş rehberlik yaptı. Aynı yıl Çeşme Altınyunus Tesislerinde Turizm, Aktivite ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’ne getirildi. Başta Rıza Şah Pehlevi, Pierre Cardin ve Dalida olmak üzere birçok VIP’in tercümanlığını ve rehberliğini yaptı. 1993-1996 yılları arasında Kuşadası Adakule Oteli’nin Aktivite ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nü yaptıktan sonra Antalya’ya yerleşti. 1996 yılında altı ay Falez Oteli’nin Aktivite ve OIympos Disco’nun müdürlüğünü yaptı.

Voleybolda sporculuk, antrenörlük, yöneticilik, 2. dönem Türkiye Voleybol Federasyonu Yönetim Kurulu ve aynı zamanda Eğitim ve Plaj Voleybolu Komiteleri üyelikleri yapan Epirden, ayrıca Milli Takımlar Kafile Başkanlığı görevinde de bulundu. 3 Büyük Uluslararası Antrenör Kursunu başarıyla bitirdi ve 1992 yılında İsviçre’de 132 Dünyaca ünlü antrenör arasında sadece 4 kişiye verilen “Üstün Başarı Ödülü” aldı. Birçok Kulüp takımını çalıstırdı. Karma ve Genç, A Bayan Milli Takımları Antrenörlüklerini yaptı. Voleybol Antrenörleri Derneği Kurucu üyesidir. 1992 yılından itibaren Plaj Voleybolunu ülkemize getiren, tanıtan, sevdiren ve organizasyonlarını yapan kişidir. Halen ülkemizde Ulusal ve Uluslararası birçok organizasyona imza atan “EPiRDEN BEACH VOLLEY” Grubunun Başkanlığı’nı yapmaktadır. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyesidir.

1969 yılında, o zamanların Assolisti Erol Büyükburç ile başlayan beraberliği kısa zamanda menajerliğe dönüşmüş, özellikle 1972-1984 yılları arasında ülkemizde Batılı anlamda ilk Müzik Menajerliğini yapmış ve başta Erol Büyükburç (30 yıl), Barış Manço (16 yıl), İlhan İrem (24 yıl) olmak üzere birçok ünlü sanatçının noter vekili olarak menajerliği görevlerini sürdürmüştür. Ülkemizde en fazla müzik organizasyonu yapan menajerdir. (13 Türkiye Turnesi, 512’si Barış Manço ile olmak üzere 1000’nin üzerinde konser ve 100’ün üzerinde Festival)

Şair, yazar ve senarist olan Epirden’in 6 şiir kitabı, 3’ü TV dizisi olmak üzere 10 film senaryosu bulunmaktadır. Dublaj sanatçılığı, köşe yazarlığı ve eleştirmenliği (Spor,Müzik,Mizah,Aktüalite), Radyo ve Televizyon yapımcılığı ve sunuculuğu, plak ve kaset prodüktörlüğü, reklam filmi ve klip yazarlığı ve yönetmenliği görevlerinde de bulunan Epirden, spor, müzik ve şiir konularıyla ilgili olarak sayısız konferans vermiştir. Çok iyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen Hasan Uğur Epirden, Gülbin Epirden ile evlidir ve Antalya’da yaşamını sürdürmektedir.

Özdemir İnce

Cuma, Haziran 29th, 2012

Mersin’de doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsü, Fransız Dil ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Ögretmenlik, çevirmenlik ve yayın danışmanlığı yaptı.

Rıfat Ilgaz

Cuma, Haziran 29th, 2012

Cide’de dogdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli okullarda Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. Mizah dergilerinde yöneticilik ve yazarlık yaptı. Yazıları ve ‘Devam’ adlı şiir kitabından dolayı hakkında açılan davalar nedeniyle beş buçuk yıla yakın süre mahpus kaldı.

Arif Dino

Cuma, Haziran 29th, 2012

Şair ve ressam. 1893’de İstanbul’da doğdu, 30 Mart 1957’de İstanbul’da öldü. Sanatçı bir ailenin fertlerinden biridir. Abidin Dino’nun kardeşidir. Ailesinde çok sayıda yazar, ressam, karikatürist ve gazeteci vardır. Öğrenimini yurtdışında yaptı. Boksör, aşçı, sinema oyuncusu, portre ressamı, grafiker, heykeltraş, sanat eleştirmeni gibi geniş bir yelpazede çalıştı.

1929’da İstanbul’a geldi. 1942’de Alman Faşizmine karşı çıktıkları için küçük kardeşi Abidin Dino ile birlikte ikamete memur olarak cezalandırıldı. 1951’de döndüğü İstanbul’da 6 yıl sonra öldü. Hiç evlenmedi.

Fransızca yazdığı şiirleri Abidin Dino, Rasih Nuri İleri, Hür Yumer Türkçeye çevirdiler. Tüm şiirleri, desenleri ve ardından yazılanlar Adam Yayınları tarafından bir kitapta toplandı.

Salah Birsel

Cuma, Haziran 29th, 2012

Salah Birsel 1919 yılında Bandırma’da doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra, iş müfettişliği, kitaplık ve basimevi müdürlüğü gibi görevlerde bulundu.

Murathan Mungan

Cuma, Haziran 29th, 2012

1955’de İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini Mardin Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü’nde tamamladı. Devlet tiyatrolarında dramaturg olarak görev yaptı. İlk oyunu Mahmud ile Yezida ile Türkiye İş Bankası’nın açtığı yarışmada ikicilik ödülü aldı. Taziye oyununun 1984’te sahnelenmesi nedeniyle, Ankara Sanat Kurumu’nca M.Baydın’la birlikte yılın en iyi oyun yazarı seçildi. Hedda Gabler Dile Bir Kadın öyküsü ile Haldun Taner Öykü Ödülü’nü Nedim Gürsel’le birlikte aldı (1987). Şairliğinin yanı sıra, tiyatro ve öykü yazarlığı ile de ilgi topladı.

Abdullah Cevdet Karlıdağ

Cuma, Haziran 29th, 2012

Abdullah Cevdet 1869 yılında Arapkir’de doğdu. Arapkirli tabur imamı Hacı Ömer Efendi’nin oğludur. Elazığ Askeri Ortaokulu’ndan ve Kuleli Askeri Lisesinden mezun olduktan sonra, Askeri Tıbbiyeyi bitirdi (1888-1894). Okul sıralarında edebiyata merak saran Abdullah Cevdet, Abdülhak Hamid’in isteğine uyarak şiirlerini kitap haline getirdi.

“Hiç” (1890), “Türbe-i Masumiyet” (1890), “Tulüat” (1891), “Masumiyet” (1896), ilk mensur eseri “Ramazan Bahçeleri” (1891) ve ilk düşünce eserleri “Dimağ” (1890), “Fizyolacya-i Tefekkür” (1892) hep bu dönemde yayımlandı.

“Ömer Cevdet” adıyla yayımladığı bu ilk eserlerinde özellikle Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamid ve Halit Ziya’nın etkileri sezilir. 1894’ten sonra İttihatçı gençlerin, özellikle İttihat ve Terakki kurucularından olan yakın arkadaşı İbrahim Temo’nun etkisiyle, siyasi sorunlara eğildi. İttihatçıların faaliyetlerine katıldı. Tehlikeli olmaya başladığı anlaşılınca, 1895’te tutuklanarak İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla, Trablusgarp Merkez Hastanesi’nin göz hekimliğine getirildi.

Fakat Cemiyet adına çalışmalarına orada da devam etti. Fizan’a sürüleceğini anlayınca, önce Tunus’a kaçtı, oradan Fransa’ya geçti (1897). Daha sonra da Cenevre’ye yerleşerek, Tunalı Hilmi ve Mehmet Reşit’in orada kurdukları Osmanlı İtilaf Fırkasına katıldı. İshak Sukuti ile birlikte derneğin yayın organı olan Osmanlı Gazetesi’ni çıkardı. Cenevre’de iken “Fünun ve Felsefe” (1897), “Kahriyat” gibi şiir kitaplarını yayımladı.

Weber’den “Asırların Panoraması”nı, Gustave Le Bon’dan “Asrımızın Hususu Felsefiyesi”ni ve Hayyam’ın “Rubaiyat”ını çevirdi. “Mevlana’nın Divanından Seçmeler”i yayımladı. Cumhuriyet devrinde de bu tür çalışmalarını sürdürdü. Özellikle Gustave Le Bon’un eserlerini dilimize aktardı; “Dün ve Yarın” (1921), “İlm-i Ruh-i İçtimai” (1924), “Ameli Ruhiyat” (1931). Abdullah Cevdet, II. Meşrutiyet’ten sonra gelişen batılılaşma akımının başlıca temsilcilerinden biriydi. Abdullah Cevdet 1932 yılında İstanbul’da öldü.

Behçet Necatigil

Cuma, Haziran 29th, 2012

16 Nisan 1916 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi (1940). Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde (1960-Ekim 1972) sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

İlk şiiri, lisede öğrenciyken, Varlık Dergisi’nde çıkmıştı (Ekim 1935). Şiirde kırk yılını, doğumundan ölümüne, orta halli bir vatandaşın, birey olarak başından geçecek durumları hatırlatmaya; ev-aile-yakın çevre üçgeninde, gerçek ve hayal yaşantılarını iletmeye, duyurmaya harcadı. Arasıra, biçim yenileştirmelerinden ötürü yadırgandığı da oldu ama genellikle eleştirmenler, onun için, tutarlı ve özel bir dünyası olan bir şair dediler.

Düzyazılarından bazılarını Bile/Yazdı (1979) kitabında topladı. Almanca’dan çevirileri de olan Necatigil, radyo oyunları da yazdı, bu alandaki çabalarını Yıldızlara Bakmak (iki oyun, 1965), Gece Aşevi (beş oyun, 1967), Üç turunçlar (altı oyun, 1970), Pencere (dört oyun, 1975), kitaplarında topladı.

Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960) ve 220 Türk yazarından 750 roman, hikaye kitabı ve oyunun konu özetlerini veren Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1979), onun, öğretmenlik mesleğine ilişkin, ek çalışmalarıdır.

Eski Toprak ile 1957 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Yaz Dönemi kitabıyla da Türk Dil Kurumu 1964 Şiir Ödülü’nü kazandı. Hilmi Yavuz ve Ali Tanyeri’nin hazırladığı “Bütün Eserleri” Cem Yayınevi tarafından basıldı. Mektuplar’ı (1989) yayımlandı.

Çeviri şiirleri, “Yalnızlık Bir Yağmura Benzer” adlı kitapta toplandı (1984). “Bütün Eserleri”, Yapı Kredi Yayınlarınca yeniden yayınlanıyor. Ölümünden sonra ailesi tarafından düzenlenen Necatigil Şiir Ödülü, 1980’den beri verilmektedir.

Ömer Bedrettin Uşaklı

Cuma, Haziran 29th, 2012

Türk şair. Anadolu’nun doğal görünümlerini, bireysel duygulanışları içli bir duyarlıkla yansıtmıştır.

Uşak’ta doğdu, 23 Şubat 1946’da İstanbul’da öldü. İlk şiirlerini yükseköğrenimi sırasında Milli Mecmua’da yayımlandı. 1927’de Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu. Bursa’da maiyet memuru olarak staj yaptı. Mudanya kaymakam muavinliğine atandı. Daha sonra çeşitli ilçelerin kaymakamlıklarında, bir süre de Artvin vali vekilliğinde bulundu. 1938-1943 arasında mülkiye müfettişliği yaptı. 7. dönem Kütahya milletvekili seçilerek meclise girdi.

Anadolu’da görev yaptığı yıllarda tanıdığı yöreler, kişisel izlenim ve gözlemleri şiirinin duygu ve düşünce kaynağını oluşturmuştur. Doğayı izlenimci bir gözle, ülke gerçeklerini ve bireysel duygulanışları içli bir duyarlığın sezgileriyle ve öznel bir bakışla, şiirinde yansıtmıştır.

Anadolu’dan değişik, canlı görünümler çizmiştir. Kullandığı simgeler ve yaptığı betimlemelerle “hayal”i ön planda tutmuştur. Doğa, gurbet, deniz, ölüm ve özlem, şiirlerinin başlıca temalarıdır. Hece ölçüsü geleneğine bağlı kalmıştır. Giderek öz bakımdan, bu geleneğin öncüleri olan F.N. Çamlıbel ve O.S. Orhon’un etkilerinden arınmış, çağdaş Fransız şiirinin yapı özelliklerinden yararlanmıştır.

Ece Ayhan

Cuma, Haziran 29th, 2012

Tam adı Ece Ayhan Çağlar olan şair, 1931 yılında Muğla’nın Datça ilçesinde doğdu. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür. 1940 yılında Çanakkale’den ailesiyle beraber İstanbul’a göç eden Ayhan, ilk (Hırkaişerif İlkokulu), orta (Zeyrek Ortaokulu) ve lise (Atatürk Erkek Lisesi) öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, aynı yıl İstanbul maliyet memurluğunda stajını tamamladı ve kaymakamlık kursunu bitirdi. 1962’de Sivas’ın Gürün ilçesinde, 1963’te Çorum’un Alaca ilçesinde kaymakamlık ve belediye başkanlığı yaptı. 1963-65 yılları arasında askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra, Denizli’nin Çardak ilçesi kaymakamlığına atandı.

1966’da memurluktan ayrılması üzerine İstanbul’a geldi ve çeşitli yayınevlerinde redaktörlük ve editörlükle uğraştı. Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde çevirmen olarak çalışan Ayhan, bir süre de Türk Sinematek Derneği’nde çalıştı. 1974’te hastalandıktan sonra hastalığının tedavisi için İsviçre’ye giden şair, burada beyin ameliyatı geçirdi ve üç yıl tedavi gördü. Ardından da 1977 yılında, Türkiye’ye döndü ve Çanakkale’ye yerleşti.

Şairin ilk şiiri 1954 yılında “Türk Dili”nde yayımlandı. 1954-55 yılları arasında Türk Dili, Varlık ve Yenilik dergilerinde çıkan şiirlerinden sonra, Pazar Postası, Seçilmiş Hikâyeler ve Yeditepe Dergileri’nde yazdı. İkinci Yeni şiirinin en önemli temsilcisi olarak gösterildiyse de, kendisi “İkinci Yeni” tanımı yerine “Sivil Şiir”i önerdi ve kullandı. Günümüz Türk şiirinin “modern ustalarından biri” olarak adlandırılan şair, ilk şiirlerinden itibaren oluşturduğu kendine özgü dille dikkati çekti (hakkında E. Erenel “Ece Ayhan Sözlüğü”nü, K. Yalgın-O. Alkaya ise “Çok Eski Adıyladır Sözlüğü”nü hazırladı). 

İlk şiir kitabı olan “Kınar Hanım Denizleri”nde 1955-58 yıllarında yazılmış şiirleri yer alır. Kendine özgü tonu bu yapıtta daha belirgindir. Bu tonun öğeleri, dünyaya karanlık bir bakış açısı; aklın sınırlarını zorlayan ve sürrealizmi çağrıştıran bir kurgu; tarihe, coğrafyaya, sokak yaşantısına, ekonomiye göndermeler; ölüm ve arzu iç içeliğiyle örülmüş bir lirizmdir. Kitabın yayımlandığı yıllar, Türk şiirinin modern şiir açılımlarını özümsediği, üstlendiği, uyarladığı yıllardır. Bu yenilenme hareketinde Ece Ayhan’ın, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, bir önceki kuşaktan İlhan Berk, o dönemler Garip’in gündelik ve ironik anlayışını terk edip sürrealizme ve daha yoğun bir anlayışa yönelen O. Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte rolü büyüktür. Böylece İkinci Yeni adını alan akım ortaya çıkmıştır. Ece Ayhan’ın ilk yapıtının çağrıştırdığı başka bir yazar da Sait Faik Abasıyanık’tır.

İlk kitaptan altı yıl sonra yayımlanan “Bakışsız Bir Kedi Kara”, Türk edebiyatında düzyazı şiirinin örneklerinden bir tanesidir. Kitabın genelinde görülen özellik, cümle yapısının ve genelde Türkçe gramerinin bozulmasıdır. Yirmi yedi bölümden oluşan bir düzyazı şiir dizisi olan Ortodoksluklar’da ise tarih göndermesi öne çıkmaktadır. Bu gönderme, sonraki yapıtlarda da önemini korumayı sürdürecekmekle birlikte, ikinci yapıttaki yoğunluk ve karanlık burada da egemendir. Yapıtın en önemli göndermesi Bizans’tır ve özellikle Bizans’ın başkentidir. Şiddet imgelerinin öne çıktığı bu kitapta, göndermelerin hangi tarihsel anlatılar olduğunu çözmeyi zorlaştıran, neredeyse olanaksızlaştıran bir kurgu göze çarpar. Bozulmuş bir gramerin taşıdığı belirsiz göndermeler kimi özel adları ve eylemleri öne çıkarır. P. Avvakum’un Hayatım (1946) ve M. And’ın Bizans Tiyatrosu (1962) adlı yapıtlarının etkileri görülen Ortodoksluklar, modern Türk şiirinin örneklerindendir. Şairin bu iki kitabı İngilizceye de çevrilmiştir.

Dördüncü kitabı “Devlet ve Tabiat veya Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler” Ece Ayhan’ın en ünlü kitabıdır. En sevilen şiirlerinin çoğu bu kitapta yer alır (“Yort Savul”, “Meçhul Öğrenci Anıtı”, “Mor Külhani” vb…). Önceki iki yapıta göre daha ‘anlaşılır’, okur kitlesini olabildiğince genişleten bir yapıttır bu. Göndermesi açıkça bugünün Türkiye’si ve İstanbul’udur; toplumsal ve politik içerik belirgindir. Yapıt, 12 Mart 1971 döneminin toplumsal ve politik çalkantısına denk düşer. Nâzım Hikmet tarzından tamamen ayrılan bir politik şiir anlayışını öne çıkaran bu anlayış, modern şiirin ve İkinci Yeni’nin söylemsel olanı dışlayarak elde ettiği kazanımları hesaba katar. Kitabın üçüncü bölümünde yer alan “Dipyazıları”ysa hem politik, hem de poetik bir manifesto niteliğindedir.

Şairin “Zambaklı Padişah” adlı eseri daha az iddialı bir yapıttır. Buradaki kimi şiirler “Kınar Hanımın Denizleri”ndeki yalınlığı çağrıştırmaktadır. Hemen ardından yayımladığı “Çok Eski Adıyladır”ın alt başlığı, niteliği konusunda bir ipucu verir: “Meclislikler, Minyatürler”. Sondan başa dizilmiş bu kırk iki düzyazı ‘minyatür’ biçim olarak Ortodoksluklar’ı çağrıştırsa da, karanlık atmosfer ve gramer sapmaları görülmez. Göndermeler genellikle Osmanlı döneminedir; bir çeşit politik nitelikli “tarih okumaları” da denilebilir. “Ortodoksluklar” ve “Devlet ve Tabiat”taki gibi, şair tarihteki iktidar oyunlarını ve bu oyunların acı etkilerini vurgulamaktadır. Otuz altıncı şiir “Melahat Geçilmez”de, Ece Ayhan’ın sonraki döneminde etkin bir figür olarak ortaya çıkacak olan “Çanakkaleli Melahat”a gönderme vardır. “Çanakkaleli Melahat’a İki El Mektup” ya da “Özel Bir Fuhuş Tarihi”ndeki dört şiir Devlet ve Tabiat’taki şiirler gibi sıkı örülmüş dizelerden oluşur; göndermeler ise, “Çok Eski Adıyladır”da olduğu gibi, Osmanlı döneminedir. Son Şiirler’deki “Bir Sivil Şairin Ölümü”, “Devlet ve Tabiat”taki “Dipyazılari”nı çağrıştırır.
        

Ece Ayhan’ın şiir kitaplarından başka, günceleri, denemeleri ve “Morötesi Requiem” başlıklı bir de anlatısı vardır. Morötesi Requiem, kendi deyimiyle, bir “kırık dökük anlatı taslağı”dır. Şiirlerinden çok, güncelerini ve denemelerini çağrıştırmakta, poetikası ve politik anlayışı konusunda ipuçları vermektedir. Düşünce, şiir ve anlatı arasında bir yerdedir. Güncelerinde ve denemelerinde, en başta şiir olmak üzere edebiyat, sanat, politika, tarih, ekonomi üzerindeki görüşlerine yer verir. “Sivil şiir”, “sıkı şiir”, “marjinallik”, “etik” gibi belirli kavramları öne çıkarır. Çoğu zaman büyük tartışmalar yaratan bu yazılarda şair, kendini bir kavga adamı olarak da ortaya koymuştur. 

Ece Ayhan ilk şiirleriyle birlikte eleştirmenlerin ve genel olarak şiir okurlarının ilgisini çekmiş, İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olmuştur. 1960’lı yılların başından itibaren yenilikçi ve genç şair kuşaklarını, özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkilemiştir. Türk şiirinin önemli şairlerinden olan Ayhan, 13 Temmuz 2002 günü İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi`nde hayata veda etti.

Ece Ayhan’a göre: ‘Şiirin bildiğimiz günlük anlamında gerçekli bir ilgisi, alışverişi yok. İmgelemin çıkış yerlerinden biridir şiir.’ (…)