Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Cahit Sıtkı Tarancı

Cuma, Haziran 29th, 2012

1 Ocak 1910’da Diyarbakır’da doğdu. Mülkiye Mektebi’nde başladığı yüksek öğrenimini, Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlamak istediyse de, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine, yurda dönmek zorunda kaldı. Çevirmen olarak çalıştı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Tedavisi için gönderildiği Viyana’da öldü. Ankara’da toprağa verildi.

Julien Gracq

Cuma, Haziran 29th, 2012

27 Temmuz 1910 doğumlu Gracq, en önemli Fransız yazarlardan biriydi. Romanlarında, coğrafi bölgenin insan üzerindeki etkilerini anlatan Gracq, roman dışında, deneme, düz yazı, şiir ve tiyatro oyunları da kaleme almış, Alman romantizminin ve gerçeküstücülüğün etkisinde kalmıştı.

1951’de Sirte Kıyısı (Le Rivage des Syrtes) adlı romanına verilen Goncourt ödülünü reddederek dikkatleri üzerine çeken Gracq’ın Türkçe’ye de çevrilen diğer önemli eserleri “Argol Şatosunda” ve “Ormana Bakan Balkon”dur.

Yazarın yakınları, rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılan Gracq’ın 22 Aralık 2007 günü öldüğünü belirtti.

Fransız yazar Julien Gracq, 97 yaşında hayata veda etti.

Arif Damar

Cuma, Haziran 29th, 2012

23 Temmuz 1925’te Çanakkale’nin Karainebeyli köyünde doğan Arif Damar, Yenikapı Ortaokulu’ndan sonra İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrenimini yarım bırakıp çeşitli işlerde çalıştı. Ankara’ya giderek 1944 – 1947 yılları arasında Atatürk Orman Çiftliği’nde memurluk yaptı. Kayseri ve Sivas’ta sürgün alaylarındaki askerliğinin bitiminde, 1950 yılında İstanbul’a döndü. Uzun süre muhasebecilik yaptıktan sonra Suadiye’de açtığı Yeryüzü Kitabevini işletti. Arif Barikat adını kullandığı ilk şiirlerini 1940’lı yılların başında Yeni İnsanlık, İnsan, Gün dergilerinde yayımlayan Damar, 1945 yılında Ant dergisinde yayımladığı şiirlerle adını duyurdu.

Bir süre yönetimine de katıldığı Yeryüzü dergisinde 15 Kasım 1951’de yayımlanan “Dayanılmaz” adlı şiirinin ardından gizli örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla tutuklandı. İki yıl tutuklu kaldı ve delil yetersizliğinden bırakıldı. Birçok kez şiirleri nedeniyle koğuşturmaya uğrayan Arif Damar’ın Günden güne (1956) adlı şiiri 22 Ocak 1957’de kitabı toplatıldıysa da, yargılanma aklanmasıyla sonuçlandı. 24 Kasım 1967’de Türk Solu dergisinde yayımlanan “Che İçin” başlıklı şiirinden dolayı açılan davada da aklandı (12 Temmuz 1968). Suadiye’de kendisine ait Yeyüzü Kitabevi’nde “yasak yayın bulundurduğu” gerekçesiyle 6 Temmuz 1982’de sıkıyönetimce gözaltına alındı, bir süre sonra serbest bırakılıp dava açıldı ve üç ay hapse çarptırıldı (16 Eylül 1982). Bozcaada Tutukevi’nde yattı (Nisan 1984). Seslerin Ayak Sesleri (1975) adlı kitabında “Vietnam” başlıklı eski bir şiirin Sakarya gazetesinde yayımlanması üzerine açılan davada sivil mahkeme görevsizlik kararı verdi. (5 Kasım 1983) dosyasının gönderildiği Gölcük Askeri Mahkemesi’ndeki yargılama ise aklanmayla sonuçlandı (8 Mart 1984).

İstanbul Bulutu adlı kitabıyla 1958 Yeditepe Şiir Armağanı’nı (Cemal Süreya ile) aldı. A. Damar’ın Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı Yağmurlu Sokak (2001) adlı bir de romanı var. Yazarın şiir kitapları: Günden Güne (1956), İstanbul Bulutu (1958), Kedi Aklı (1959), Saat Sekizi Geç Vurdu (1962), Alıcı Kuş (1966), Sesleri Ayak Sesleri (1975), Alıcı Kuşu Kardeşliğin (1975, ilk beş kitabının toplu basımı), Ölüm Yok Ki (1980), Ay Ayakta Değildi (1984), Acı Ertelenirken (1985, ilk yedi kitabından seçmeler), Yoksulduk Dünyayı Sevdik (1988), Ay Kar Toplamaz Ki (1990, Toplu Tiirler), Onarırken Kendini (1992), Eski Yağmurları Dinliyordum (1995, seçmeler), Kitaplar Kitabı (2000, Toplu Şiirler).

Şair Eşref

Cuma, Haziran 29th, 2012

1847 yılında Gelenbe’de dünyaya gelen Şair Eşref, Manisa’daki Hatuniye Medresesi’nde Arapça ve Farsça okudu. Asıl adı Mehmed Eşref’tir. Birçok ilçede kaymakam olarak görev yaptı. Gördes kaymakamı iken yolsuzlukları açığa vuran mizah şiirleri sebebiyle bir yıl hapse mahkûm oldu. Cezasını çektikten sonra Izmir’de gözetim altında tutuldu. 1903’te Mısır’a kaçtı. Bir süre Fransa, Isviçre ve Kıbrıs’ta kaldı. Mısır’a dönerek Curcuna isimli mizah gazetesinde yazılar yazdı. 1908’de Ikinci Meşrutiyet ilân edildikten sonra Istanbul’a geldi . Haftalık mizah dergisinde başyazar olarak çalıştı. Sonra Vali yardımcılığı görevine tâyin edildi. Bu görevde iken emekli oldu. Şiirlerini kaside, gazel ve kıt’a biçiminde yazan Şair Eşref, 1912 yılında Kırkağaç’ta öldü.

Nihat Behram

Cuma, Haziran 29th, 2012

18 Kasım 1946’da Kars’ta doğan şair Nihat Behram, ilköğrenimini Çankırı’da, lise öğrenimini de Bursa ve İstanbul’da tamamladı. 1972 yılında Gazetecilik Yüksekokulu’nda öğrenimini sürdürürken siyasi gerekçelerden dolayı tutuklandı ve bir buçuk yıl tutuklu kaldı. Serbest kaldıktan sonra yarım bırakmak zorunda kaldığı eğitimini tamamladı. Mezun olduktan sonra 1975’de Vatan gazetesinde işe başladı. Ardından da “Halkın Dostları” dergisinin yönetimine katıldı.

Nihat Behram, ağabeyi Ataol Behramoğlu ile “Militan” dergisini kurdu ve yönetti. Ayrıca “Güney” dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. 12 Eylül döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. Uzun yıllar Türkiye’den uzakta yaşamak zorunda kalan Behram, 17 yıllık politik sürgünden sonra, 1996’da Türkiye’ye döndü.

Hayatımız Üstüne Şiirler (1972), Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar (1974), Dövüşe Dövüşe Yürünecek (1976), Hayatı Tutuşturan Acılar (1978), Irmak Boylarıda Turaç Seslerinde (1980), Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden (1982), Militan Şiirler (Seçmeler, Almanya’da 1984), Ay Işığı Yana Yana (Seçmeler, Almanya’da 1986), Yine de Gülümseyerek (Seçmeler, 1987), Cenk Çeşitlemesi (1988), Kundak (2000), Yalın Yürek I/Haytımız Üstüne Şiirler (Toplu Şiirler 1, 2001), Yalın Yürek II/Ayrılık da Yakışıklıdır (Toplu Şiirler 2, 2001), Sürgün Yılları; İntikam Alır Gibi (Toplu Şiirler 3, 2001) şairin çıkardığı şiir kitaplarıdır. Çeşitli eserleri yabancı dile de çeviren Behram’ın şiir kitaplarının dışında pek çok kitabı var: Daragacında Üç Fidan (1967, belgesel), Göğsü Kınalı Serçe (1976, çocuk kitabı), Kuyruğu Zilli Tilki (1976, çocuk kitabı), Gurbet (1988, roman), Kız Ali (1991, roman), Özlemin Dili Olsa (1999, yazılar-söyleşiler), Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllarımız (roman).

Federico Garcia Lorca

Cuma, Haziran 29th, 2012

1898 yılında, İspanya’nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol şair Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. 1928’de yazdığı Romancero gitano (Çingene Balada) ile ün kazanan Lorca, Salvador Dali ile birlikte İspanya’nın çağdaşlaşması için çalışan sanat adamlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel tercihi nedeniyle Katolik Kilisesi ile arasının açılmasına neden olur. 1918’de, burjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa’yı katletmekle suçlayan Lorca, geçtiğimiz günlerde gelmiş geçmiş en başarılı edebiyat eseri seçilen Cervantes’in Don Quixote (Don Kişot)’u bir İsa figürü olarak ele alanlara katılır. Şair kavramını acılar çekmesi gereken bir kimse ile özdeşleştiren Lorca, Hz. İsa’nın hem katledilişini kınar, hem de kanının akması gerektiğini ifade eder.

“New York’ta Bir Şair” adlı eserinde Manhattan’ı, cesede doymayan bir mezbahaya benzeten Lorca, “hayvanların can çekişenler için öldürülüşünü” kaleme alarak kafasındaki batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını göz önüne serer. Deli lakaplı Salvador Dali ile birlikte vücuduna saplanan oklar ile tasvir edilen Katolik Ermişi Aziz Sebastian’ı Aziz Yansızlık olarak yapıtlarında tasvir ederler. Aslında apolitik bir sanatçı olarak dostlarınca nitelenen ve herhangi bir görüşe organik bağlarla bağlanmayan Lorca, yazdığı “Yerma” ve “Bernarda Alba’nın Evi” isimli oyunlarda ise Katolik Kilisesi ve yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan çalışmalar yapmakta ve Franco’cuları masumiyeti katletmekle suçluyordu.

Şiirlerinin yanısıra yazdığı ve sahnelediği oyunlarla da ünlenen Lorca, eserlerinde hastalık hastalığını ve ölümü üzerine senaryolarını Kanlı Düğün (Blood Wedding, 1935), Yerma (1937) ve şiirlerinde başarı ile yansıtmış, ölüm-yaşam, verimlilik-kısırlık gibi tezatlar arasında inişli çıkışlı bir çizgiyi başarı ile yakalamıştır.

19 Ağustos 1936’da doğduğu yörede Franco’nun adamları tarafından öldürülen Lorca, uluslararası camiada ve özellikle bir dönem yaşadığı Arjantin’de oldukça yoğunlaşan bir yas ve tepki ile alanında idolleşmiş olan saygın ve marjinal bir edebiyat adamı olarak hatırlanmaktadır.

Ahmet Kutsi Tecer

Cuma, Haziran 29th, 2012

4 Eylül 1901’de Kudüs’te doğan Ahmet Kutsi Tecer, 1929’da İstanbul Darülfünunu Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi üyeliğinde bulunduktan sonra 1942-1946 döneminde milletvekili seçildi. 1949-1951 arasında öğrenci müfettişi olarak Fransa’da bulundu. 1950’de Unesco Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Türkiye’ye döndükten sonra, emekli olduğu 1966 yılına değin İstanbul’da öğretmenliğini sürdürdü. Tecer, 23 Temmuz 1967’de İstanbul’da hayata veda etti.

Tecer, edebiyata şiirle başladı. Şiirleri 1921’den sonra Dergâh ve Milli Mecmua gibi dergilerde çıktı. Daha sonra Varlık, Oluş, Yücel ve Ankara Halkevi’nin çıkardığı, kısa bir süre de kendisinin yönettiği Ülkü gibi dergilerde bu uğraşını sürdürdü. 1932’de “Şiirler” adlı kitabında topladığı şiirlerinden sonra yazdıkları yalnızca dergilerde kaldı. Şiirlerinde hece ölçüsünü benimseyen Tecer, kimi zaman lirik bir biçimde ve canlı bir dille kişisel duygularını aktarmış, kimi zaman da ulusal duyguları öne çıkaran temalara yönelmiştir.

Tecer, daha sonra başladığı oyun yazarlığında da ulusal değerlere önem vermiştir. İlk ve en önemli oyunu Köşebaşı’nda bilinçsizce Batı’ya özenenleri eleştirir. 1961’de sahnelenen son oyunu Satılık Ev yayımlanmamıştır. Çoğunluğu dergilerde olmak üzere Halk edebiyatı ve folklor konularında çeşitli incelemeleri de vardır.

Hamdullah Suphi Tanrıöver

Cuma, Haziran 29th, 2012

Daha çok mütareke döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaptığı coşkulu konuşmalarıyla tanınan siyaset adamı şair ve yazar. 1885 yılında İstanbul’da doğdu. Tanzimat döneminin tanınmış bilim ve devlet adamlarından Apdülladif Suphi Paşanın oğluydu. Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) bitirdikten sonra ilkokul öğretmeni olarak çalıştı. Ayasofya Rüştiyesinde Hitabet ve Fransızca, Darülfünün-ı Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) Türk İslam Sanatı dersleri okuttu. 1920’de ilk Türkiye Büyük Millet Meclisine Antalya Milletvekili olarak girdi. Aynı yıl ilk İcra Vekilleri Heyetinde Maarif Vekilliğine getirildi.

1923’de T.B.M.M’ye İstanbul milletvekili olarak katıldı. 1925’de ikinci kez Maarif Vekilliği görevinde bulundu. 1927’de yeniden İstanbul Milletvekili seçildi. 1935’de Bükreş Büyükelçiliğine atandı. 1943’de İçel ve 1946’da İstanbul Milletvekili seçildi. 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız Manisa Milletvekili 1954’de DP’den İstanbul Milletvekili oldu. 1957 ‘de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimi kaybetti ve siyasetten çekildi. Tanrıöverin “Namık Kemal” adlı ilk şiiri, Pariste yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde çıkmıştı (1902).

1909’da Fecri Ati Topluluğuna katılan Tanrıöver 1911’de bu topluluktan ayrılarak, genç kalemler dergisi çevresinde gelişen Milli Edebiyat akımına bağlandı. 1912’de Milliyetçilik hareketinin İstanbul’daki merkezi olan Türk ocağına girdi ve ertesi yıl bu kurumun başkanlığına getirildi. Türk Ocağı genel başkanı olarak Türkçülük ve Milliyetçilik yolunda çalışmalar yürüttü. Etkili konuşmalarıyla güçlü bir hatip olarak tanındı. İstanbul’da işgalci güçlere karşı düzenlenen açık hava toplantılarında daha sonra T.B.M.M kürsüsünde ve Kurtuluş Savaşı sırasında halkı aydınlatmak için gönderildiği Konya, Antalya gibi yerlerde hitabetin etkli örnekleri olan konuşmalar yaptı. Konuşmlarından seçmeleri, “Dağ yolu” (1928- 1931, 2 cilt), yazılarını da “Günebakan” (1929) adlı kitaplarda topladı. 11 Haziran 1966’da öldü.

Özdemir Asaf

Cuma, Haziran 29th, 2012

Asıl adı Halit Özdemir Arun’dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yaptı. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’nde, önce Hukuk Fakültesi’ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü’ne devam ettiyse de 1947’de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. ‘Zaman’ ve ‘Tanin’ gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı.

İlk yazısı 1939’da ‘Servetifünun-Uyanış’ dergisinde çıktı. 1951’de Sanat Basımevi’ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı. 1955’te Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu.

İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.

Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.

Tülay Arıcı

Cuma, Haziran 29th, 2012

Tülay Arıcı 1940 yılında Antalya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Antalya’da tamamladıktan sonra, Ankara G.E.E. Resim Bölümü’nden mezun oldu. Yazar ve şair olarak İLESAM, Bestekar olarak MESAM, ressam olarak GESAM üyesidir.

Çizmekten ve yazmaktan zevk aldığı kadar söylemeyi de seven Arıcı’ya göre “şiir okumak” ayrı bir sanat dalıdır. “Yeni Gelin” isimli öyküsü film yapılmıştır. Söz ve Müzik kendisine ait 50’den fazla bestesinin 26 ‘sı TRT repertuarına kabul edilmiş ve icra edilmektedir. “Zulüm Treni” isimli filminin film müziğinin tümü Tülay Arıcı’ya aittir. Devlet arşivinde ve birçok özel koleksiyonda eserleri mevcuttur.

Sanatçımızın eğitim, çevre ve sanat alanlarında araştırmaları, ayrıca almış olduğu çeşitli ödül ve madalyaları vardır. Tülay Arıcı öğretmen, yönetici, MEB Uzmanı, MEB Bakan Danışmanı, TRT Yönetim Kurulu Üyesi, GESAM Teknik Bilim Kurulu Başkanı ve İLESAM Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

Fevzi Arıcı ile evlidir. Burcu ve Sıla adında iki yetişmiş kızı ve Petek adında bir torunu vardır. AKSAV (Antalya Kültür ve Sanat Vakfı ) Altın Portakal Genel Müdürlüğü tarafından 17 Şubat 2004 tarihinde “Tülay Arıcı Onur Gecesi” düzenlenmiş ve kendisine onur ödülü verilmiştir.

Magda Szabo

Cuma, Haziran 29th, 2012

Çağdaş Macar edebiyatının önde gelen kadın romancısı Magda Szabo 5 Ekim 1917 tarihinde Debrecen‘de (Macaristan) doğdu. Latin ve Macar edebiyatı eğitiminin ardından öğretmenlik yaptı ve kültür bakanlığında çalıştı. Yazmaya şiirle başlayan Szabo, 1949’da Baumgarten ödülüne layık görüldüyse de ödül verildiği gün, politik nedenlerden geri alındı. Szabo, aynı yıl bakanlıktaki işinden kovuldu.

İlk kitapları 2. Dünya Savaşı sonrasında yayımlanan ve edebiyatın en büyük umutlarından biri olarak gösterilen Magda Szabó, 1949 -1958 yılları arasında sakıncalı yazar olarak bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya zorlandı. 1958’de yayınlanan ve büyük başarı kazanan ilk romanı Fresco’yla bu zorunlu sessizliği bozan Szabo, bu tarihten sonra ulusal ve uluslararası ün kazandı, ödüller birbirini kovalamaya başladı. 1959’da “Atilla Jozsef” ve 1978 yılında “Lajos Kossuth” ödülünü kazanan Szabo; otobiyografik unsurlar taşıyan 1987 tarihli Kapı ile Fransa’nın saygın ödüllerinden olan 2003 Prix Femina Etranger ödülünü aldı. Yazarın kitapları bugüne kadar 30’dan fazla dile çevrildi.

19 Kasım 2007 tarihinde 90 yaşında evinde öldü.

En ünlü kitabı olan “Kapı” 2007 yılının Haziran ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkiye’de yayımlandı.

Erhan Bener

Cuma, Haziran 29th, 2012

Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.

Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI
Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.

Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.

BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI
Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.

Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.

Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde bir süredir tedavi gören yazar Erhan Bener 10 Aralık 2007 günü vefat etti.

Erhan Bener için 12 Aralık 2007 günü Kocatepe Camisi’nde öğle namazını takiben cenaze namazı kılındı. Bener’in cenaze namazına, eşi Neşe Can, oğlu Yiğit ile kızı Yaprak Beren’in yanı sıra, CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, yazar-şair Mustafa Şerif Onaran, hikaye yazarı Cemil Kavukçu ile Ayşe Sarısayan, Ezginin Günlüğü grubundan Hüsnü Arkan, Bener’in hayat hikayesini yazdığı ressam Cemil Eren, ressam Turan Erol ile yazarlar Emin Özdemir, Birsen Ferahlı, Ahmet Özer ve Remzi İnanç katıldı.

Bener’in tabutunun üzerine “Yalnızlar” adlı kitabının kapak afişinin örtüldüğü dikkat çekti. Yazarın oğlu Yiğit Bener, örtünün, yazarın tabutunun üzerine “yeşil örtü örtülmesini istemediği için konulduğunu” belirterek, “yazarların kitaplarıyla doğduğu için kitaplarıyla gömülmesinin uygun olacağını” ifade etti.

Erhan Bener’in cenazesi daha sonra Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.


Ödülleri
Yunus Nadi Roman Ödülü
Orhan Kemal Roman Ödülü
Haldun Taner Öykü Ödülü
Yunus Nadi Öykü Ödülü
Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü Ödülü
Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülü
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası
Fransa Sanat ve Edebiyat Ustası (l’Officier des Arts et des Lettres)
Fransız-Türk Kültür Cemiyeti Roman Ödülü

.:: Eserleri ::.

Roman
Acemiler (1953)
Yalnızlar (1956, ilk yayımlanışındaki adı: Gordium)
Loş Ayna (1961)
Ara Kapı (1961)
Baharla Gelen (1966’da Paris’te Fransızca basıldı, Türkçe ilk basım 1969)
Elifin Öyküsü (1980)
Macellos da Vinci’nin Serüvenleri (1981)
Oyuncu (1981)
Böcek (1982)
Ölü Bir Deniz (1983)
Sisli Yaz (1984)
Ortadakiler (1988)
Tekilleşme (1990)
Bir Büyük Bürokratın Romanı (1991)
Anafor (1993)
Hınzır Kız (1995)
Dönüşler (1997)
Köleler ve Tutkular (1999)
Işığın Gölgesi (2001)
İlişkiler (2002)
Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi (2004)
Dönüşler (2004)

Öykü
Aşk-ı Muhabbet Sevda (1992)
Gece Gelen Ölüm (1993)
Günbatımı Öyküleri (1995)
Denizaşırı Öyküler (1996)
Yaralı Aşklar (1998)
İlişkiler (2002)
Bir Demet Mimoza (2003)
Aşk Nereye Kadar (2003)

Oyun
Çıldırtan Yağmurlar (1980)
Hızır Doktor (1980)
Bürokratlar (1981)
Şahmeran (1985)

Anı-Deneme
Arabalarım
Sonbahar Yaprakları (2001)

Gelibolulu Mustafa Âlî

Cuma, Haziran 29th, 2012

Gelibolulu Mustafa Âlî (1541-1600) Türk şair, yazar ve tarihçi. Asıl adı Mustafa’dır.

28 Nisan 1541 tarihinde Gelibolu’da doğmuştur. Babasının adının Ahmet olduğu ve ticaretle uğraştığı bilinmektedir. Okula altı yaşında başlamış ve Habîb-i Hamidî’den Arapça, kendisi gibi Gelibolulu olan Surûrî’den tefsir ve fıkıh dersleri almıştır.

Şiire başlamasında hocası Surûrî‘nin etkisi büyüktür. İlk şiirlerini “Çeşmî” mahlasıyla yazmış, sonraları “Âlî” adını kullanmıştır. Gelibolu’da başlayan öğrenim yaşantısı, sonraları İstanbul Rüstem Paşa, Haseki ve Semaniye medreselerinde devam etmiştir.

Eğitimini tamamlamasını takiben 1561 yılında Şehzade Selim‘in (II. Selim) yanına kâtip olarak girmiştir. Bu sıralarda ilk eseri olan “Mihr ü Mâh” kaleme almıştır. Şehzade Selim’in yanındaki hizmeti 1563 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra Şam’a giderek Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa‘nın dîvan kâtipliğini yapmıştır. Mustafa Paşa’nın Yemen’in fethiyle görevlendirilmesi üzerine Paşa’yla birlikte Mısır’a gitmiştir. Ancak, çeşitli siyasi nedenlerle her ikisi de görevlerinden azledilmiştir.

Mustafa Âlî, Manisa’ya vali olan Şehzade Murat‘ın (III. Murat) yanına gitmiş ve onun sayesinde 1569’da İstanbul’a dönmüştür. O sırada yazdığı “Heft-Meclis” adlı eserini Sokollu Mehmed Paşa‘ya sunmuş ve ardından Kilis Sancakbeyi olan Ferhad Bey’in yanına 1570’te dîvan kâtibi olarak gönderilmiştir. Ferhad Bey’in Bosna Beylerbeyi olmasıyla onunla birlikte 1574 yılında Banyaluka’ya gitmiştir.

II. Selim’in ölümüyle tahta çıkan III. Murat‘tan himaye göreceğini umut ettiyse de, bu gerçekleşmemiştir. Ancak, Lala Mustafa Paşa ve Hoca Sadeddin Efendi’nin yardımlarıyla Halep’e Tımar Defterdarı olarak atanmıştır. Halep’te yazmış olduğu çeşitli eserleri Padişaha sunmak ve daha üst görevler almak düşüncesiyle tekrar İstanbul’a dönen Mustafa Âlî, bir kez daha istediğini elde edememiştir.. Ardından, sırasıyla Erzurum Hazine Deftedarlığı ve Bağdat Mal Defterdarlığına atanmış; 1585 yılında ise bu görevine de son verilmiştir.

Uzun süre işsiz kalan Mustafa Âlî, 1588’de Sivas Defterdarlığına atanmış fakat bu görevi de kısa sürmüştür. 1599 yılına kadar Anadolu’da çeşitli görevlerde bulunmuştur. 1599’da atandığı Cidde Sancakbeyliği son görevi olmuş ve Mustafa Ali 1600 Cidde’de yaşamını yitirmiştir. Mezarının Cidde’de olduğu bilinse de, tam yeri bilinmemektedir.

Tatavlalı Mahremi

Cuma, Haziran 29th, 2012

(d. İstanbul – ö. 1536, İstanbul ) Osmanlı divan şairi. İstanbul’un Tatavla ( bugün Kurtuluş ) sentinde doğduğundan bu lakapla anılır. Medrese eğitimi görmüş 20 yıla yakın bir süre Galata kadısının naipliğini yapmıştır (naip: Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse). Kadı Hasan Çelebi’nin maiyetinde Selanik’e gitti.

Bir gemi yolculuğu esnasında karısı ve iki çocuğuyla korsanlarca tutsak edildi. Ailesini kurtarmak için gerekli fidyeyi bulmak koşuluyla serbest bırakıldı. İstenen parayı bulmaya çalışırken İstanbul’da öldü. Karısı ve çocuklarını arkadaşı minyatürcü Nigari kurtarmıştır.

Mahremi divan edebiyatında bir reform sayılan Türki-i basit ( yalın Türkçe ) akımının öncüsüdür. Bu akım daha sonra Edirneli Nazmi ve Aydınlı Visali tarafından sürdürülmüşse de etkili olamamıştır.

Şiirlerinde yalın Türkçe kullanan ve aruz ölçüsünü Türkçe’ye uydurmaya çalışan Mahremi, divan şiirini de halka götürmeye başlayan şairdir.

Tevfik Nevzat

Cuma, Haziran 29th, 2012

İzmir’in ilk türk avukatı Tevfik Nevzat’tır.

Tevfik Nevzat ile Halit Ziya Uşaklıgil 1884’te Edebi dilde ilk Türk dergisi olan Nevruz dergisini, 1886’da da Hizmet gazetesini çıkarttı. Halit Ziya Uşaklıgil ilk romanlarını bu gazetede yayımladı.

5 Kasım 1886’da  kurulan ve adı Hizmet Gazetesi olan gazetenin tüm sorumluluğunu Tevfik Nevzat ve Halit Ziya (Uşaklıgil) üstlenir.

Halit Ziya Uşaklıgil, Nevruz dergisi ile ilgili olarak hâtıralarını topladığı Kırk Yıl isimli eserinde bazı bilgiler vermektedir.” Henüz on sekiz on dokuz yaşlarında üç genç bir edebiyat mecmuası çıkarıyorlar ve adı “Nevruz”… Dergisinin adının Nevruz olması ile ilgili olarak Tevfik Nevzat’la ilgili olarak yapılan bir çalışmada şu satırlar yer almaktadır: “Tevfik Nevzat ve iki dostu için, dergiyi çıkarmak önlenemez bir arzu haline gelince bir Nevruz günü, mesirede bulunmak üzere Manisa’ya gittiklerinde, “Herillo’nun gazinosun-da yapmış olduklara bir edebi sohbet esnasında, fikirlerinin neşri için bir mecmua çıkarmaya karar verirler ve o günün hatırasına bu mecmuanın adı Nevruz olur.”

Tevfik Nevzat İzmir’deki her türlü yenilik hareketlerini ve fikir cereyanlarını, gençleri teşvik sureti ile desteklemiştir.

O dönemde İzmir’deki önemli avukatlar şunlardır:
Ruhi Bey, Tevfik Nevzat, Hafız Nuri Efendi, Hasan Bey, Şerifzade Hakkı, Ali Bey, Vasıf Efendi, Osman Nuri Bey, Bağdadi İsmail Hakkı Efendi, Mustafa Şükrü, Maksut Bogosyan, Harunyan Artin, Çorçi Bobli, Yanyalı Halit, Hafız Rifat, Ogüst Jape ve Bardisbanyan Vahan bey efendilerdi.

İzmir İdadisi’ne yatılı olarak giren, ancak küçük yaşta sara hastalığı nedeniyle öğrenimini yarıda bırakan Neyzen Tevfik, bir süre İzmir Mevlihanesi’ne devam etti ve Neyzen Cemal Bey’den ney dersleri aldı. Tanınmış hiciv ustası Eşref, Tokadizade Şekip ve Tevfik Nevzat gibi şair ve edebiyatçılarla tanışan Neyzen Tevfik bu şairlerin etkisiyle yazdığı ilk şiirlerini 1898’de ‘Muktebes’ gazetesinde yayımladı.

Tevfik Nevzat Bey’den İzmir Saat Kulesi yapımına 05 Osmanlı Lirası yardım.

Kışla meydanında yapımına girişilen Çeşmeli Saat Kulesinin inşââtına ilişkin bütün teknik unsurlar belirlenmiş ve çalışmalar hız kazanmış ve Vilâyet makamı inşââtın düzenli biçimde sürdürülmesi amacıyla, inşââtı bir yapımcıya devretmeye karar vermiş ve 30 Ocak 1901 tarihinde; 1901 Cülûs töreninden evvel teslim etmek, bütün masraflar kendisine ait olmak üzere 1700 Osmanlı Lirası karşılığında, projenin müellifi Mühendis Mösyö Raymond Pere’ye ihale etmiştir.

İnşâât masrafının artmaya başlaması üzerine vâlilik, kaynak arayışı içine girer ve halkın katılımının sağlanacağı bir yardım kampanyası başlatır. Kısa denecek bir zaman dilimi içinde İzmir ahalisi 1500 lira yardım yapacaklarına dair kayıtlarını yaptırmışlar ve bu meblağın 1052 lirası tahsil edilerek, Osmanlı Bankası İzmir şubesine yatırılmıştır. İzmir basını ise yardım kampanyasına katılan kişilerin isimlerini ve verdikleri meblağı art arda –her halde katkısı belirli bir rakamın üzerinde olanları- yayımlamıştır. Tevfik Nevzat Bey‘de gazetede ismi yayınlananlar arasında yer almıştır.

Altay Öktem

Cuma, Haziran 29th, 2012

Altay Öktem, 1964 yılında İstanbul’da doğdu. Salacak’ta şarap içerek büyüdü. Bir askeri okul (Kuleli) ve bir tıp fakültesi (Trakya Üniversitesi) bitirdi. Kendini şiire vererek; kimsenin elinden tutmadan zirveye doğru düşmenin yolunu yöntemini buldu. Eski Bir Çocuk, Sukuşu, Beni Yanlış Öptüler Aslında, Çamur Şiir ve Herşey: Oda Kırbaç Ayna adlı şiir kitaplarının ardından fanzinler, fotokopi afişler ve demoları incelediği Şeytan Aletleri adlı kitabı yazdı. Bütün kerimlerin hayatını Filler Çapraz Gider adıyla romanlaştırdı.

Şubat 2002’de Kargart’da açtığı fanzin sergisinin ardından Genel Kültürden Kenar Kültüre: 101 Fanzin adlı seçkiyi, Şehrin Kötü Çocukları adlı fanzin şiir antolojisini, Hayat Bazen Çentiklidir adlı kitabında topladığı denemeleri ve Aslında Saçları Siyahtı adlı öykü kitabını İthaki Yayınları’ndan çıkardı. Bu kitaplarının ardından Sokaklar Tekin Değil adlı şiir kitabı ve Tanrı Acıkınca adlı romanı yayımlandı.

Halen düzenli olarak yasakmeyve, Hayvan ve Penguen dergilerinde yazıyor. İç organlara yakın bir mesleği (Doktor), bir eşi (Deniz) ve bir oğlu (Berkay) var. Arada bir Benusen’de içiyor ve hiç kimseyi özleyecek kadar çok sevmiyor kendini.

Altay Öktem’in yeni romanı “Bu Kitaptan Kimse Sağ Çıkamayacak”, Everest Yayınları’ndan Çıktı. ( 2005 )

Elif Su Alkan

Cuma, Haziran 29th, 2012

1962’de Ayvalık’ta dünyaya geldi. İstanbul’da büyüdü. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’ni ve Brüksel’de Ceria Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu’nu bitirdi. İstanbul’a dönüşünde bir süre Fransız Konsolosluğu’nda çalıştı.

Günaydın Gazetesi dış haberler bölümünde gazeteciliğe geçti. 1984’te Paris’e yerleşti. 4 yıl Türkiye Büyükelçiliği’nde görev aldı. Yaklaşık 15 yıldır Sipa Press Fotoğraf ve Basın Ajansı’nda çalışıyor.

Şiirleri Varlık, Türk Dili ve Bahar dergilerinde, Fransa’da Aujourd’hui Poeme, Poesie/Premiere, Ve, Midi dergilerinde yayınlanıyor. Şiirlerinde önceleri çocukluk özlemlerini, genç kızlık duygularını dile getirdi. Büyük kentlerin yaşantısı kendi yaşamını da dalgalandırdı. Kabuğunu kıramayınca yabancı ülkelere gitti. Ama İstanbul özlemi içinde her geçen gün büyüdü. Düşlerin şairi aslında gerçek yolculuğu hep kendi iç dünyasında yapıyor.

ESERLERİ:

ŞİİR:
Umut (1981)
Mayıs Sevgili (1986)
İstanbul Çok Uzaklarda (2002) (Şairin kendi çevirisiyle Fransızca olarak da yayınlandı)

ÇEVİRİ:
El Elden Üstündür (1977) (Sovyet çocuk öyküleri)
Rus Çocuk Öyküleri (1993)
En Güçlü Kim (1995) (Sovyet çocuk öyküleri)

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Cuma, Haziran 29th, 2012

Gürün’de doğdu. Gazi Egitim Enstitusu Edebiyat Bölümü’nü bitirdikten sonra öğretmenliği seçti. Ne var ki, ilk yılında TCK’nin 142. maddesine muhalefetten tutuklandı.

Arzuhalcilik, tabela ressamlığı, düzeltmenlik yaptı. Akis dergisinde çalıştı. 1966’da yayınladığı Kızılırmak adlı şiir kitabı da 142. maddeye ayrılık savıyla yargılandı, beraat etti. 25 Şubat 1984 günü Ankara’da öldü.

Oğuz Tansel

Cuma, Haziran 29th, 2012

1915 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde okurken başladığı öğretmenliği 1969’da emekliye ayrılıncaya dek sürdürdü.

İlk şiirleri 1937’de “Servet-i Fünun” ve “Varlık” dergilerinde, ilk yazıları “Halk Bilgisi Haberleri”nde yayımlandı. Öğretmenlik, halk kültürü araştırmacılığı ve ozanlığı, kişiliğinde birbirinden ayrılmaz ögeler olarak yer aldı. 1942-1948 yılları arasında Amasya’da derlediği masallar, Profesör Pertev Naili Boratav ile Profesör Wolfram Eberhard’ın hazırladığı Türk Halk Masallarının Tipleri Kataloğu’na girdi. 1977’de masallarına Türk Dil Kurumu’nun Çocuk Yazını Ödülü verildi.

Toplumsal gerçekçi çizgide, sevgi kardeşlik, özgürlük, barış, eşitlik temalarını işlediği şiirlerinde yalın bir söyleyişe ulaştı. Türkçe’yi ustalıkla kullanarak, halk söyleminden, folklorik ögelerden yararlandı. Doğayı betimleyen ikilemelerden özellikle yararlanması ondaki şiirsel coşkunun bir sonucudur. Yapıtları İngilizce, Fransızca, Almanca ile Danimarka ve Kore dillerine çevrildi.

Ardında şiir ve masal kitaplarıyla halk kültürü, sanat, edebiyat ve toplum sorunları üzerine yazılmış yüzlerce makale bıraktı.

Oğuz Tansel 30 Ekim 1994’te Ankara’da öldü. Ölümünün birinci yıldönümünde dostları, anısına, Üç Kanatlı Masal Kuşu: Oğuz Tansel başlıklı kitabı çıkardılar.

Mayakovski

Cuma, Haziran 29th, 2012

Tam adı Vladimir Vladimiroviç Mayakovski’dir. 1893’de Gürcistan’ın Bagdatti kentinde doğan Mayakovski, daha 12 yaşında iken, 1905 Devrimi döneminde Çarlığa karşı kitlesel eylemlere katıldı. Daha sonra 1906’da babasının ölümü üzerine Moskova’ya taşındı. 1908 yılında, 15 yaşında RSDİP’ne katıldı. 1908-1909 yılları arasında iki kez tutuklandı ve 11 ay hapis yattı. Ardından 1910 yılında, lise üçüncü sınıfından ayrılıp, resim dersleri almaya başladı ve aynı yıl Stroganov Uygulamalı Sanatlar Okulu’na kayıt oldu. İlk şiirlerini burada yazmaya başladı. 1912’de yayımlanan “Yaygın Begeniye Bir Şamar”ı, Rus fütüristlerinin ilk bildirisi izledi. Arkadaşları David Birlik ve Hlebnikov Kroçonuk’la beraber hazırladığı bildirinin sloganı, “Puşkinler, Tolstoylar Kapı Dışarı!”ydı.

Mayakovski, şiirlerini sadece dergilerde yayımlamakla kalmıyor, onları edebiyat çevrelerinin toplandığı kahvelerde de okuyordu. 1913’de Petersburg Lunaparkı’nda kendisinin sahneye koyup oynadığı “Vladimir Mayakovski” adlı oyunu, Rusya ‘da sergilenen ilk fütürist gösteri oldu. 1915’de iki kübist tablosu sergilendi. “Pantolonlu Bulut” ve “Omurganın Flütü” iki uzun şiiri dünya çapında tanınmasını sağladı.

1917 Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikleri destekleyen Mayakovski, devrimin salt politik bir devrim olarak kalmayıp, eski sanat anlayışını da kökten yıkması gerektiğini vurgulayarak LEF’i (Sol Sanat Cephesi) oluşturdu. “Sokaklar fırçamız, alanlar paletimizdir” sloganı ile özetlediği, sanatı kitlelere mal etme, sokağa indirme, ülke kültürünü yeniden canlandırmak için sanatı kullanma Mayakovski’nin başını çektiği Rus fütüristlerinin en belirgin özelliğidir. Bu anlayışla, Sovyetlerin sokakları, meydanları bu anlayışla sloganlar ve fütürist resimlerle donandı. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra bu faaliyetlerinin yanı sıra, Halk Eğitim Komiserliği’nde görev aldı. “Toplum Sanatı” adlı dergiyi yönetti ve tüm Sovyetleri dolaşarak şiirlerini okudu. 1918’de, “Devrime Övgü” ve “Sol Marş” adlı uzun şiirlerini yazdı.

1922’de LEF’in aynı adı taşıyan dergisini çıkardı ve yönetti. Bu dergide “psikolojizm”e karşı çıkan devrimci bir sanat hareketi oluşturmaya çalıştı. 1924’de Lenin’in ölümünden sonra “Vladimir İliç Lenin” (Lenin Destanı) adlı ağıtı yazdı. 1925’de İzvestia gazetesinin muhabiri olarak ABD, Meksika, Küba ve Fransa’ya gitti. Anılarını “Amerika’yı Keşfetmek” adlı kitapta topladı. 1927’de Yeni LEF dergisini çıkarmaya başladı. 1925’de kurulan Rus Proleter Yazarlar Birliği’nin fütüristlere karşı tutumu nedeniyle “sekterlikle” suçladı.

1925 yılında intihar eden arkadaşı Yesenin’i eleştirmesine rağmen, bu intihar olayından etkilenmiş olan Mayakovski, 1930 yılında 37 yaşındayken intihar etti.