Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

İsfendiyar Açıksöz

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1929 yılında Kastamonu’da doğan İsfendiyar Açıksöz , futbola Galatasaray Lisesisi’nde başladı.17 yaşında Galatasaray Futbol Takımı’na girdi. Döneminin en ünlü sağ açığı olarak isim yaptı.18 kez Milli takım’da oynadı.Futbolu 1958 yılında Galatasaray’da bıraktı. İsfendiyor Açıksöz 1 Mayıs 1956’da İnönü Stadında yapılan Türkiye-Brezilya Milli maçında oynayan A Milli Futbol takımı kadrosunda da vardı. O maçta Türk Milli Takımı’nın kadrosunda şu isimler vardı:

Şükrü Ersoy, Ahmet Berman, Basri Dirimlili, Naci Erdem, Kadri Kartal (Seraceddin Kırklar), Ayhan Hançer (Aydemir Nemli), İsfendiyar Açıksöz, M. Ali Has, Ercan Ertuğ, Kadri Aytaç, Lefter Küçükandoniadis

Djalma Santos’un attığı golle 1-0 mağlup olduğumuz Brezilya Milli takımının kadrosunda ise şu isimler vardı:

Gilmar, D.Santos, N.Santos, Dequinho, Pavao, Zozinho, Pavlino (Sabara), Didi, Alvaro, Evarsito, Canhoterio

Lajos Czibor

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1929 yılında doğdu. Honved Budapeşte’de yetişti. 1958’de Barcelona’ya geçti ve 1963’e dek burada oynadı. Avrupa’nın en iyi sol açığıydı. 47 kez milli oldu. Milli forma altında 1952 Olimpiyat şampiyonluğu yaşadı.

George Best

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1947 yılında doğdu.17 yaşında Manchester United Takımı’na giren İrlandalı futbolcu 18 yaşında milli formayı giydi. M.United’in 1965-1967’de Lig, 1968’de Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonu olan kadrosunda yer aldı. Futbol zekası ve tekniği ile dünyanın en iyi açıklarından biri sayıldı; ancak disiplin sevmeyen yapısı nedeniyle istikrarlı bir grafik çizemedi.M.United’den sonra Fulham ve L.Angeles Aztecs’te oynadı. 30 kez mili oldu.

Ercan Aktuna

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1940 yılında doğan Aktuna, futbola 1957 yılında İstanbulspor’da başladı. 1965 yılında Fenerbahçe’ye transfer oldu ve on yıl futbol oynadığı Sarı-Lacivertli takımla 6 kez şampiyonluk gördü. Bu dönemde 5 kez kaptan olmak üzere 37 kez milli oldu. 1975’te futbolu bıraktıktan sonra İngiltere’de antrenörlük kurslarına katıldı. Fenerbahçe’de menacerlik ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde de bulunan Aktuna, çeşiyli gazetelerde spor yazarlığı yaptı. Şu an Akşam gazetesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir.

Nazmi Bilge

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1943 yılında doğan Bilge, futbola Trabzonspor’da başladı.1954 yılında Beşiktaş’a, 5 yıl sonra da Altay’ transfer oldu. Beşiktaş’ta 158 gol attı, 1 kez lig şampiyonluğu yaşadı. 3 kez Milli Takım’a seçildi. Nazmi Bilge lig tarihinde Beşiktaş’ın ilk golünü atan futbolcudur.

Sabih Arca

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1901 yılında İstanbul’da doğdu. İlk döneminin başarılı futbolcularındandır. Fenerbahçe forması ile 215 maçta 64 gol attı. 9 kez milli oldu. İlk Milli Takım’da soliç olarak oynayan futbolcu olarak tanındı. 1981 yılında öldü.

Sabih Arca’nın da oynadığı, İstanbul Taksim Stadı’nda 26 Ekim 1923 tarihinde Romanya’ya karşı oynadığımız ilk milli müsabaka 2-2 beraberlikle sonuçlandı. Bu müsabakada her iki golümüzü de 32. ve 50. dakikalarda Zeki Rıza Sporel kaydetti. Bu maçta Milli Takımımız şu kadro ile oynadı:

Nedim Kaleci (Altınordu)-Hasan Kamil Sporel (Fenerbahçe, Kaptan), Cafer Çağatay (Fenerbahçe),- İsmet Uluğ (Fenerbahçe), Nihat Bekdik (Galatasaray), Baron Fevzi(Altıordu), ”İbrahim Kelle (Altınordu)” , Emin Bey (Altınordu), Alaeddin Baydar (Fenerbahçe), Zeki Rıza Sporel (Fenerbahçe), Sabih Arca (Fenerbahçe), Bedri Gürsoy (Fenerbahçe)

Abdullah Albunar

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1964 yılında Kayaş, Ankara’da doğdu. İlk Okulu Kayaş Köşklüdere İlköğretim okulunda, Orta okulu Kayaş Ortaokulunda, Liseyi Ankara Ticaret Lisesinde okudu. Anadolu Üniversitesi İş İdaresi Lisans mezunu.

ÇALIŞMA HAYATI :

Semt takımlarından, 1947 yılında kurulan ve Ankara Amatör Kümede mücadele eden Kayaş Spor Kulübünde lisanslı sporcu olarak  futbol oynadı, daha sonra aynı kulüpte yöneticilik yaptı.

Merkezi Ankara’ da bulunan ve Ankara’da faaliyet gösteren 265 amatör spor kulübünün üst kuruluşu olan Ankara Amatör Spor Kulüpleri Federasyonunda 1990 yılından bugüne kadar Yönetim Kurulu üyeliği, Genel Mali Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı ve halen Genel Sekreterlik görevini yürütmekte.

Aynı zamanda 76 vilayette ve Türkiye çapında faaliyet gösteren Amatör Sporların ve illerde oluşturulan Federasyonların üst kuruluşu ve Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonunda Yönetim Kurulu üyesi ve Dış ilişkiler ve Eğitim Sekreterliği yaptı, 

Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonunda Denetleme Kurulu Üyeliği,

Türkiye Badmington Federasyonunda Danışma Kurulu Üyeliği.
Türkiye Futbol Federasyonunda Amatör Futbol Disiplin Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu.

Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası üyesi olup halen Ankara’ da Serbest MALİ MÜŞAVİRLİK yapmaktadır.

Sulhi Garan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1916 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sulhi Garan, FIFA kokartlı ilk Türk hakemidir. Beşiktaş ve Vefa’da futbol oynayan Garan, 1957 yılında İsviçre’de düzenlenen Uluslararası Futbol Federasyonu Hakem Kursu’na katıldı ve dünya çapında açılacak tüm hakem kurslarına hoca seçildi.

Futbol ve futbol hakemliği konusunda çeşitli kitaplar kaleme alan Garan, edebiyat öğretmenliği ve gazetecilik yaptı.

Türk futbolu ve hakemliğine büyük katkılar sağlayan Garan, 46 yaşında öldü.

Emilio Butregueno

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Madrid’te dünyaya gelen Butragueño, futbola Real’de başladı; kariyerinin büyük bir bölümünü de burada yaptı. Madrid ekibi ile bir çok başarıya imza atan genç Emilio, bir diğer ünlü futbolcu, Meksikalı Hugo Sanchez’le Real’in ileri ucundaki müthiş ikiliyi oluşturuyordu.

Butragueño, uluslararası karşılaşmalardaki ilk golünü İspanya’nın Ekim 1984’te İskoçya ile oynadığı maçta kaydetti. Bundan sadece 1 ay sonraki Avrupa Futbol şampiyonası’nda da İspanya, gümüş madalyanın sahibi oldu.

Golcü Butragueño, artık milli takımın vazgeçilmezleri arsındaki yerini almıştı. 1986’da Meksika’ya gidilirken İspanyollar, takımlarından başarı bekliyorlardı. Bir önceki şampiyonaya ev sahipliği yapan İspanya, o finallerde yarı finale dahi çıkamamış, 2. tur 2. grupta oynadıkları 2 maçta topladıkları 1 puanla grup sonuncusu olmuş ve yarı final şansını Batı Almanya’ya kaptırmışlardı.

Butragueño, gibi bir golcüye sahip olan ispanyollar, D Grubu’nda Brezilya’nın ardından 2. tura yükseldiler. İkinci turda Danimarka ile eşleşen İspanyol boğaları, bir anlamda 1984 yılındaki Avrupa Futbol Şampiyonası yarı final maçının da rövanşını oynayacaklardı. Danimarka’yı 5-1 yenen İspanya’nın 4 golü, Butragueño imzası taşıyordu. Butragueño, attığı bu gollerle 1966’da Eusebio’nun sahip olduğu bir maçta en fazla gol atan futbolcu ünvanına da ortak oluyordu. Çeyrek finalde 1-1 sona eren maçta, Belçika’ya penaltı atışları sonrasında 5-4 yenilerek elenen İspanyolların, Dünya Kupası şampiyonluğu hayalleri de suya düşüyordu.

Emilio, 4 yıl sonraki Dünya Kupası’nda gerçek klasını gösteremedi. Oynadığı 4 maçta sadece 1 gol kaydeden yıldız futbolcunun takımı, yine de 2. tura çıkmayı başardı. İspanya, Yugoslavya karşısında alınan 2-1’lik yenilgiyle şampiyonaya veda edereken, “Akbaba” da son kez bir dünya kupasında forma giyiyordu.

1980’lerin ikinci yarısında Real Madrid formasıyla 5 kez lig şampiyonluğu yaşayan Emilio Butragueño, 1995’te kulübü Real’e veda ederek kariyerine Meksika’da devam kararı aldı; 2 yıl sonra da aktif futbol yaşamını noktaladı.

Hüseyin Avni Aker

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Beden Eğitimi Hoca ve Trabzon Beden Terbiyesi Asbaşkanı. Hüseyin Avni Aker (1889-1944) Trabzon şehir stadına adı verilen kişi

1889 yılında Trabzon’ un Vakfıkebir ilçesinin Çavuşlu Köyü’nde dünyaya geldi. İlk,orta tahsilini Trabzon’ da yaptı ve Trabzon mahalli mektebinden mezun oldu. İstiklal Savaşı‘na katılarak cephede düşmana karşı savaştı. 1925 yılına kadar Akçaabat, Sürmene ve Trabzon’da ilkokul öğretmenliği yaptı. 1926 yılında ünlü spor adamı Selim Sırrı Tarcan tarafından İstanbul’da açılan Beden Eğitimi Kursuna katıldı ve buradan diploma aldı. Trabzon tarihinin ilk beden eğitimi öğretmeni olarak tarihe geçen H. Avni Aker Trabzon Lisesi Muallim Mektebi ve Ticaret Lisesine atandı. Buralardaki başarılı hizmetlerinden sonra Beden Terbiyesi Bölge Asbaşkanlığı (şimdiki Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü) görevini üstlenerek Trabzon sporunun en üst makamına yükselen değerli spor adamı yaşama veda ettiği 1944 yılına kadar bu görevini sürdürdü.

Hüseyin Avni Aker görevde bulunduğu yıllar içinde Trabzon’a bir stat kazandırmak ve bugün stadın bulunduğu araziyi bu amaçla istimlak etmek için çok uğraştı. Onun müthiş çabası daha sonra adının verildiği stadı Trabzon futboluna kazandırdı.

Hüseyin Avni Aker’in arkadaşı olan ünlü Beden Eğitimi Öğretmeni ve antrenör Hayri Gür stada Avni Aker adının verilme öyküsünü şöyle anlatıyor.

“1940’lı yıllarda Hüseyin Avni Aker’le aynı okulda beraber çalıştık. Kendisi hem lisede öğretmendi hem de Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü’ne vali nezdinde asbaşkanlık görevini yürütüyordu. 1972-77 yılları arasında Trabzon’da Beden Terbiyesi’nde 5 yıl bölge müdürü olarak çalıştım. Bu sırada stad inşaatı tamamen bitmiş ve isim aranıyordu . Zamanın valisi Adil Ciğeroğlu başkanlığında bir genel kurul oluşturuldu. Bu genel kurul da ben de vardım ve Hüseyin Avni Aker ismini ben teklif ettim. Çünkü bu stada en çok onun emeği geçmişti. Sanat Okulu ile Yeni Mahalle arası o zamanlar uçurumdu ve bu uçurumu at arabaları ile toprak taşıyarak doldurduk. Toprağı zemine serdikten sonra çimleri ekmeye başladık. Daha sonra ise altmış kişilik kapalı tribün ile açık tribün yaptık. O zamanın parasıyla tüm bunlar 40 bin liraya mal olmuştu. Tüm bunları vali Ciğeroğlu‘na anlatınca o da bana hak verdi ve stada Avni Aker’in isminin verilmesini istedi. O zamanlar buna tek karşı çıkan rahmetli Ziya Nemli olmuştu. Nemli stada İdmanocağının eski kaptanı Rıza Kuğu‘nun adının verilmesini istiyordu.”


Sergen Yalçın

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

5 Kasım 1972’de İstanbul’da doğdu. 1991’de Beşiktaş A takımına yükseldi. Beşiktaş’ta 6 sezonda 2 lig şampiyonluğu, 1 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı, 1 de TSYD Kupası sevinci yaşadı. 1997’de rekor transfer ücretiyle (1 trilyon 150 milyar liraya) İstanbulsporlu oldu.

Bonservisi iki sezon sonra Siirt ‘e geçti. Daha sonra kiralık dönemleri başladı. Yarım sezon F.Bahçe’de, bir sezon Trabzon’da oynadı. 1,5 sezon forma giydiği G.Saray’da 2 lig, 1 Türkiye Kupası şampiyonluğu gördü. Şu anda eski takımı olan Beşiktaş’ta forma giymektedir.

Bekir Refet

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Bekir Refet 1899 yılında İstanbul’da doğdu. Futbola Kadıköy’de başladı. 1910’larda Fenerbahçe genç takımında oynadı ve 1. takım kadrosuna kadar yükseldi. Futbol hayatına Altınordu takımında devam etti. Galatasaray’ın 1923’te yaptığı Almanya turnesine yedek oyuncu olarak katıldı. Bu turnede çıkardığı güzel oyunla dikkatleri üzerine çekti. Karlsruhe Phonix Kulübü tarafından transfer edildi.

Uzun yıllar Almanya’da futbol oynadı. Bu arada Fenerbahçe takımının önemli yabancı maçları için Almanya’dan getirtildiği gibi, 1924 ve 1928 Olimpiyatları için milli takıma çağrıldı ve bu maçlarda milli forma altında oynadı. 1927 yılında Fenerbahçe’nin İstanbul’da ünlü Çek takımı Slavia’yı 1-0 yendiği maçta galibiyet golünü attı. Attığı sert şutlarla kale direklerini kırdığı, sahaları çevreleyen tahta perdeleri parçaladığı ve bir mandanın kaburga kemiklerini kırdığı söylentileri halkın dilinde dolaştı. Bu söylentilerle Türk futbolunda bir kahraman haline geldi. Futbolu bıraktıktan sonra Almanya’da kaldı. Uzun süren bir hastalıktan sonra Almanya’da öldü ve orada toprağa verildi.

Kempes -Mario

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1954 yılında dünyaya geldi. Futbola Arjantin’in Rosario kulübünde başladı. 1976’da Avrupa yolculuğu başladı; İspanya’nın Valencia kulübüne transfer olan Kempes, Arjantinde yapılan ve şike söylentilerinin günümüzde de dillendirildiği 1978 Dünya Kupasında Arjantin’in 6 golle en fazla gol atan oyuncusu olarak tarihe geçti.

Dünya kupasından döndükten sonra Valencia’ya geldi ve İspanyol Ligi’nde iki yıl en skorer oyuncu oldu.

Recep Adanır

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1929 yılında Ankara’da doğan Adanır, futbola Ankaragücü’nde başladı. Sırasıyla Beşiktaş, Kasımpaşa ve Galatasaray’da oynadı ve 15 kez milli oldu. Beşiktaşlı taraftarlar tarafından baba lakabıyla anılan üç futbolcudan biri olan Adanır, 1963 yılında futbolu bıraktıktan sonra Beşiktaş’ta antrenör yardımcılığı, menacerlik; aynı zamanda Yeni Asır ve Son Havadis gazetelerinde spor yazarlığı da yaptı.

Recep Adanır Türk Futbol tarihinin en önemli maçlarından biri olan ve 17 Haziran 1951’de Berlin’de 100 bin kişilik Olimpiyat Stadı’nda oynanan Almanya-Türkiye milli maçında bir gol atmıştı. Türkiye o maçı 2-0 kazanırken, Turgay Şeren o maçtan sonra Berlin Panteri olarak anıldı.

Batistuta

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1 Şubat 1969’da Reconquista (Arjantin)’da dünyaya gelen Batistuta, 1987’ye kadar Club Reconquista Santa Fe’de oynadı.Daha sonra 1989’a kadar Newell’s Old Boys’da ve 1989-90 sezonunda River Plate’da oynadı. 1990-91’de Boca Juniors’da forma giyen Batistuta, 1991 yılında AC Fiorentina’ya transfer oldu. 9 yılın burada oynadıktan sonra Temmuz 2000’de AS Roma takımına geçti. Arjantin Milli Takımı’nın da değişmez oyuncularından olan Batistuta, İtalya’da oynanan AS Roman-Galatasaray Şampiyonlar Ligi maçından sonra çıkardığı olaylar nedeni ile gündeme bomba gibi düştü. Batistuta bu olaydan sonra bir çok futbol otoritesi tarafından sert eleştirilere maruz kaldı.

Batistuta’nın İstatistikleri

•Gabriel Omar Batistuta, AC Fiorentina adına 293 maçta 182 gol kaydetti

•68 uluslararası karşılaşmada formasını giydiği Arjantin için 49 gol attı

•1988’de Libertadores Kupası finali oynadı

•1990’da Arjantin Şampiyonası’nı kazandı

•1991’de Amerike Kupası’nı kazandı ve 6 golle en çok gol atan futbolcu oldu. Ayrıca Amerika’da yılın futbolcusu seçildi

•1993’de Amerika Kupası’nı kazandı

•1994’te Amerika’da Dünya Kupası’nda çeyrek final oynadı, 4 gol attı

•1995’te İtalyan 1. Ligi’nde (Serie A) 26 golle, Amerika Kupası’nda ise 5 golle gol kralı oldu

•1996’da İtalya Kupası ve Süper Kupa’yı kazandı

•1998’de Fransa’da oynanan Dünya Kupası’nda çeyrek final oynadı ve 5 gol attı

Nihat Kahveci

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Milli futbolcu Nihat Kahveci, 23 Kasım 1979’da İstanbul’da dünyaya geldi. Beşiktaş’ın alt yapısında oynarken antrenör John Benjamin Toshack tarafından keşfedilip Beşiktaş A takımı’na alındı. Beşiktaş’taki oyunuyla başarılı bir grafik çizen futbolcu, 2001 yılında Toshack’ın gayretleriyle Beşiktaş’tan İspanya’nın Real Sociedad takımına transfer oldu. İspanya’da da fırtına gibi esen Nihat, oynadığı futbolla Türk milletinin göğsünü kabartırken, İspanya’lı taraftarların da kalplerinde taht kurmayı başardı. Sociedad’da geçirdiği 4.5 yıldan sonra, 2006’da sözleşmesi bitince Villareal’e bonservis ödenmeden transfer oldu.

Villareal’de ağır bir sakatlık yaşadı ve bir yıl kadar sahalardan uzak kaldı. Dönüşü muhteşem olan oyuncu Euro 2008 elemeleri kapsamında grup maçlarında önce Norveç’e sonrada Bosna-Hersek’e karşı çok değerli goller atarak şampiyonanın kapısını Türkiye’ye açmış oldu.

15 Haziran 2008 tarihinde Türk Milli Takımının Çek Cumhuriyeti’ne karşı oynadığı grup maçında 3 dakika içerisinde 2 gol atmış ve Milli takımın Euro 2008’de çeyrek finale çıkmasında büyük pay sahibi olmuştur.

5 Temmuz 2003’de Pınar Kaşgören ile İstanbul’da dünya evine girdi.

Golcü futbolcu Nihat, İspanya’nın Real Sociedad takımına gitmeden önce Atatürk Havaalanı’nda basın mensuplarına şu açıklamayı yapmıştı: “Beşiktaş’ı ve ülkemi çok seviyorum. İspanya’ya kalıcı olmaya gidiyorum. Bana güvenen Toshack’ı mahcup etmemek için çalışacağım. Ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğim. Antrenörüm Toshack’ın da benim üzerimde büyük emeği var. Beni altyapıdan A takımına alan o oldu. Şimdi de İspanya’ya götürüyor. Kendisine müteşekkirim.”

Gerhard Müller

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Gerhard Müller, Kasım 1945’te Nördlingen’de dünyaya geldi. Mahhalle takımında başladığı futbol kariyerinin bir sonraki durağı Almanların dünyaca ünlü kulübü Bayern Münih oldu.

İlk ulaslararası maçını Türkiye’ye karşı 1966 yılında oynayan ünlü golcü, finallerdeki ilk maçını ise 1966’da Ada’da düzenlenen finallerde ev sahibi İngiltere’ya karşı oynadı. Batı Almanya’nın finalde İngiltere’ye 4-2 yenilerek kupayı kaybetmesinin üzerinden 4 yıl geçmiş ve 1970 yılına gelinmişti. Futbolunu olgunlaştıran Gerd Müller de artık takımın vazgeçilmez golcüsü olmuştu.

Meksika ’70 finallerine gelindiğinde takımın en önemli oyuncularından birisi tartışmasız efsane golcüydü. D Grubu’nda mücadele eden Batı Almanya’nın Fas’ı 2-1 yendiği maçta 1, Bulgaristan’ı 5-2 yendiği maçta 3 ve Peru’yu 3-1 yendiği maçta da 3 gol atan bu genç golcü, dikkatlerin üzerine çevirilmesini sağlamakta gecikmedi. Grup maçlarında attığı 7 golle, ülkesini çeyrek finale taşıyan Müller, bu turda karşılaştıkları İngiltere’yi maçın 118. dakikasında attığı golle hem kupanın dışına itmiş, hem de 1966’daki finalin de rövanşını almış oluyorlardı.

Gollerini sıralamaya evam eden efsane golcü, yarı finalde İtalya’ya 4-3 yenildikleri maçta da gollerin 2’sine imza koyarak, 10 golle 1970 Meksika Finalleri’nin “Gol Kralı” oluyordu. 4 yıl sonra ev sahipliğini yaptıkları 1974 finallerinda Müller, son kez Dünya Kupası’nda boy gösterecekti. Efsane golcünün Dünya Kupası jübilesi muhteşem oldu… Kendi seyircisi önünde fileleri 4 kez daha havalandıran Müller, hem kupayı kaldırdı, hem de 2 finalde attığı 14 golle bugüne kadar kırılamayn bir rekorun da sahibi oldu.

Bayern Münih’in ulusal ve uluslararası alanda elde ettiği bir çok başarıda en büyük pay sahiplerinden biri olan Gerd Müller, 1970 yılında Avrupa’da yılın futbolcusu seçildi ve 2 kez de altın ayakkabı ödülünü kazandı. Oynadığı 628 maçta toplam 365 gol kaydeden yıldız futbolcu, 62 uluslararsı maçta kaydettiği 68 golle, bir diğer Alman golcü Uwe Seeler’in rekorunu da kırmış oldu. 1978 yılında talihsiz bir sakatlık yaşayan efsane futbolcu, bir daha eski günlerine dönemedi ve yeşil sahalardaki futbol kariyeri, Kuzey Amerika Futbol Ligi takımlarından Fort Lauderdale formasıyla son bulmuş oldu.

Michel Platini

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Bir italyan göçmenin torunu olan Michel Platini, 1955’de Joeuf’da doğdu. Futbola ilk olarak, babasının antrenörlüğünü üstlendiği Nancy takımında başladı. 1976 yılında Olimpiyatlar’da oynayan Platini ilk resmi uluslararası müsabakasına aynı yıl Çekoslavakya karşısında çıktı. Nancy takımında oynadığı yedi sezonda attığı 98 golün ardından 1979 yılında AS St. Etienne takımına transfer oldu.

1982 yılında rekor bir transfer ücretiyle (1.200.000 pound) Juventus’a transfer olan Platini orada da gollerine devam etti ve italyan ekibinin 4 yıl içinde 3 kez şampiyon olmasında ve ayrıca Avrupa kupalarında da büyük başarılara imza atmasında büyük pay sahibi oldu. Milli takımını ’84 Avrupa Şampiyonası’na sürüklemekle kalmayan Platini, 2 hat-trick de dahil olmak üzere toplam 9 golle Fontaine’in rekorunu da kırdı.

1985 yılında Avrupa’nın En iyi Futbolcusu ödülünü de 3. kez alan Platini dünya futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Platini 1978, 1982 ve en son da 1986 Dünya Kupalarında oynadı. Jübilesini Dünya Karmasıyla birlikte 1987’in ağustos ayında Wembley Stadı’nda büyük bir taraftar kitlesi önünde yapan Platini, hayatının geri kalan bölümüne adım attı.

Ancak futboldan uzak durması pek uzun sürmedi ve 1990 Dünya Kupası’na katılamayan Fransa’nın başına teknik patron olarak geçti.

Rivaldo

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Futbol sahalarında görülebilecek en yetenekli oyunculardan biri olan ama çelimsiz görünümlü ve yay şeklinde bacaklara sahip olan Rivaldo, Brezilya’nın kuzeyinde, Recife kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak büyümüş.

Rivaldo, kendisinden önceki yıldızlar Maradona ve Pele gibi, kendi has koşuları ve ani dönüşlerinde top ayağına yapışmış izlenimi veriyor. Çok sayıda defans oyuncusunu driplingle geçebiliyor, her iki ayağıyla da pas veriyor, şut çekiyor ve kafa hizasındaki topları akrobatik hareketlerle gol yapabiliyor.

1996’da Deportivo La Coruna ile sözleşme imzalayana kadar Avrupa’da pek tanınmayan ama ilk sezonunda ligde fırtına gibi esen Rivaldo, 42 lig maçının 41’inde oynayıp 21 gol atarak Deportivo’nun ligi üçüncü bitirmesinin baş mimarı oldu.

1997’de Ronaldo’yu Inter’e satan Barcelona, onun boşluğunu Rivaldo ile doldurmaya karar verdi. Barcelona ile ilk sezonunda da çok başarılı bir performans sergileyen Brezilyalı oyuncu, 34 lig maçında 19 gol attı ve Figo’lu Barcelona ile hem lig, hem de kupa sevinci yaşadı. İkinci yılında da şampiyonluk yaşayan Rivaldo, o sezon 24 gol atarak Real Madridli Raul’un ardından gol krallığında ikinci oldu.

Barcelona takımıyla sahada büyük başarılara imza atan Rivaldo, saha dışında birtakım problemler yaşadı. Geçen sezon alacağı ücret konusunda Başkan Josep Lluiz Nunez ile anlaşmazlık yaşayan ünlü oyuncu, bir ara kulüpten ayrılma tehdidinde bulundu. Nunez’in yerine Barcelona Başkanlığı’na gelen Joan Gaspart ise Figo’yu Real’e kaptırdıktan sonra Rivaldo konusunda temkinli davranarak 6 milyon dolar karşılığı yeni kontrat yaptı. Bu sezon tekrar güzel futbolunu sahaya yansıtan Rivaldo, futbolunu takımın aldığı sonuçlara yansıtmakta başarılı olamadı.

Figo’nun gidişiyle takım için önemi bir hayli artan Brezilyalı oyuncunun Leeds’e son dakikada attığı gol, Milan maçında deplasmanda hat-trick yapması takımına hayat verse de takımının Rivaldo, Şampiyonlar Ligi’nden elenmesine engel olamadı.

Barcelona taraftarlarının sıkça eleştirilerine maruz kalan Rivaldo, en çok takım oyuncusu olmadığı konusunda. Bu sezon İspanyol basınıyla da problemler yaşayan Rivaldo, tedavi için Brezilya’ya gitmesi nedeniyle ağır bir şekilde eleştirilmiş, Rivaldo da parayı unutup Brezilya’ya dönebileceğini belirtmişti.

Milli takımda da oldukça eleştiri alan ünlü futbolcu, 1996 Atlanta olimpiyatlarında finalde Brezilya Nijerya’ya kaybedince eleştirilerin odağında yer almış, hatta kendisi ve ailesi ölüm tehditleri almıştı.

Rivaldo’nun milli takımla esas başarısı 1999 Copa America’da Brezilya’nın kupayı kazanmasında önemli rol oynaması oldu. 2002 Dünya Kupası elemelerinde Kolombiya maçında Brezilyalı taraftarların tepkisini çeken Rivaldo, bugünlerde milli takıma devam edip etmeme konusunda karar vermeye çalışıyor.

Futbolseverlerin dünyanın en yetenekli futbolcularından biri olduğu konusunda kuşku duymadığı Rivaldo için akıllarda kalan soru ise, “Rivaldo acaba futbol oynamayı seviyor mu?”

Rivaldo’nun futbol geçmişi şöyle:

1972: 19 Nisan’da Recife, Brezilya’da doğdu. Tam adı Vitor Barbosa Ferreira.

1989: 16 yaşında Santa Cruz takımıyla profesyonel sözleşme imzaladı.

1991: Brezilya birinci lig takımlarından Mogi-Mirim ile sözleşme imzaladı.

1993: Corinthians ile anlaştı. Aralık’ta Meksika ile oynanan özel maçta ilk kez milli oldu ve maçın tek golünü attı.

1994: Milli takımda dah sık forma şansı bulmaya başladı ama dünya şampiyonluğunu kazanan kadroda yer almadı.

1994: Palmeiras’a transfer oldu ve burada Brezilya lig şampiyonluğunu kazandı.

1996: Palmeiras’la Sao Paulo eyalet şampiyonluğunu kazandı

1996: Atlanta Olimpiyatlarında Brezilya ile bronz madalya kazandı.

1996: İspanya’ya, Deportivo Coruna’ya transfer oldu.

1997: Deportivo Coruna İspanya lig üçüncüsü oldu, Rivaldo 42 maçın sadece 1’inde, kasım ayında Milli Takımla Galler maçına çağırıldığı için oynamadı.

1997: Ağustos’ta 26.7 milyon dolar karşılığı Barcelona’yla anlaştı.

1998: Barcelona İspanya Ligi ve Kupasını kazandı. Rivaldo34 maçta 19 gol attı.

1998: Brezilya’nın Fransa 98’deki 7 maçının hepsinde yer aldı.

1998: Avrupa’da yılın futbolcusu oylamasında 5., FIFA yılın futbolcusunda 6. oldu.

1999: Barcelona ile ikinci kez İspanya lig şampiyonluğunu kazandı

1999: Brezilya ile Copa America’yı kazandı ama turnuvada iki kez kırmızı kart gördü.

1999: Hem FIFA’nın hem de World Soccer dergisinin Dünyada yılın futbolcusu ödülünü kazandı. France Football dergisi tarafında Avrupa’da Yılın futbolcusu seçildi.

2000: 1999-2000 Şampiyonlar Ligi’nde 10, İspanya Ligi’nde 12 golattı.

2000: Ağustos’ta 6 milyon dolar karşılığı Barcelona ile yeni sözleşme imzaladı.

2000: Kasım’da 2000 Dünyada yılın futbolcusu ödülüne aday gösterildi.

Kaynak: NTVMSNBC.com

Diego Armando Maradona

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Maradona 30 Ekim 1960’ta dünyaya geldi. Futbola Boca Juniors takımında başladı ve burada 1981’e kadar oynadı. 1981’de rekor bir ücretle (12 milyon Dolar) Barcelona’ya transfer oldu.

Nou Camp’taki ilk maçını 82 dünya kupası açılışında Belçika’ya karşı oynayan Maradona beklenmedik şekilde kötü bir başlangıç yaparak karşılaşmayı izleyen Barca taraftarlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. 2 sezon Barca, forması giyen Maradona hastalık ve sakatlıklar dolayısıyla bekleneni tam anlamıyla veremedi. Maradona, kendisini 1978 Dünya Kupası kadrosuna almayan Menotti’nin takımın başına gelmesiyle Barcelona’dan ayrıldı. İtalya’nın Napoli takımıyla sözleşme imzalayan Maradona için altın yıllar başlıyordu.

Napoli formasıyla 2 şampiyonluk yaşayan Maradona, 1986 Dünya Kupasının da yıldızıydı. Arjantin, Dünya Kupasının sahibi olurken, çeyrek finalde Maradona’nın İngiltere ağlarına eliyle gönderdiği gol, üstünden uzun yıllar tartışıldı. Büyük tepki alan Maradona ise topa değen elini “tanrının eli olarak” tanımlamaktan çekinmemişti. 1990 Dünya Kupasında da takımını finale taşıyan Maradona Almanya’ya penaltı golüyle teslim oluyordu. Bu belki de, Maradona’nın yükselen kariyerinin tersine döndüğü andı.

1991 yılında bir İtalya lig maçı sonrası rutin bir doping kontrolünde kokain kullandığı ortaya çıkan Maradona, Arjantin’e dönüşünde de polis tarafından uyuşturucu bulundurduğu gerekçesiyle göz altına alınıyordu. Gözaltı günlerinin ardından evinin önünde bekleyen basın mensuplarına saldıran Maradona, artık çalımlarından çok olaylarıyla manşetlerden düşmüyordu. Bu olaydan sonra Maradona’nın “bittiğini” düşünenler yanılmıştı. 1993 yılında İspanya’da bu kez Sevilla’ya dönen Maradona, 1994 Dünya Kupası için yine iddialıydı. Ancak 94’ Amerika, Maradona için beklenmedik şekilde kısa sürdü. Yasak madde kullandığı tespit edilen Maradona şampiyonadan men edildi ve 15 ay ceza aldı. 15 aylık süre zarfında Deportivo Mandiyu ve Racing Clup’da teknik direktörlük yapan Maradona, cezasının bitmesiyle 1995 yılında yuvam dediği Boca Juniors’a oyuncu olarak döndü. 2 sezon Boca’da oynayan Maradona kariyerini kemiren kokain alışkanlığından kurtulamayınca 37 yaşında aktif futboldan koptu.

Futbolu bıraktıkna sonra sağlık problemleri yaşayan Maradona, uyuşturucuya bağlı olarak kalbiden geçirdiği rahatsızlığın ardından Küba’da 22 aylık bir tedavi gördü. Tedavinin ardından bir trafik kazası geçiren Maradona dizinden ufak bir operasyon geçirdi.

Bu kadar çalkantılı bir hayata rağmen Maradona 2000’de FİFA tarafından Pele ile birlikte yüzyılın futbolcusu seçildi. 11 Aralık 2000’de yapılan bir törenle ödülünü aldı. Fakat törende kendi ödülünü aldıktan hemen sonra Pele’nin ödül almasını beklemeden salonu terketti. Nitekin bir gün sonra yaptığı açıklamada “Kendi bedenime karşı saygısız olsam da işime devamlı saygılıydım; bu yüzden de dünyanın en iyisi benim” diyerek bütün spor kamuoyunun beklediği açıklamayı yapmıştı.