Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Abidin Dino

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

23 Mart 1913 İstanbul doğumludur. 1. Dünya Savaşı sırasında ailesi Avrupa’da seyahatte olduğundan, bir süre için Cenevre’de bulunmuş, bu nedenle çocukluğu İsviçre ve Fransa’da geçmiştir.

Abidin Dino ailesiyle birlikte 1925’te İstanbul’a dönmüştür. Robert Kolej’de öğrenim görmeye başlamış olsa da, sanata olan ilgisi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi şair Arif Dino’nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı.

İlk çizimleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930’lu yılların başında yayımlanmıştır. Bu yıllarda Nazım Hikmet’in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri de çizmiş ve kendini çok genç yaşta “ressam” olarak kabul ettirmiştir.

1933 yılında “D Grubu” adlı sanat gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Bu grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamak, düşünce yanı ağır basan resimler yaparak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getirmekti.

Aynı yıl “Ankara Türkiye’nin kalbidir” isimli belgesel filmi çekmek için Türkiye’ye gelen Sovyetler Birliği’nin ünlü yönetmenlerinden Sergey Yutkeviç bir sergide resimlerini görüp beğendi. Yutkeviç’in filmini izleyen Atatürk, kendisinden bir Türk gencini yetiştirmesine olanak olup olmadığını sormuştu. Böylece Yutkeviç, Dino’dan dekoratör ve ressam olarak çalışmak üzere kendisiyle SSCB’ye gelmesini istedi. Dino, 1934 yılında sinema öğrenimi görmek üzere SSCB’ye gitti ve 3 yıl kaldı. 3 yıl boyunca Leningrad’da Eisenstein ve Yutkeviç’in yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi aldı. Yutkeviç’in yönettiği Madenciler filminde çalıştı. 1937’de 2. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri geri gönderince Leningrad’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Dino, Sovyetler Birliği’nden sonra Londra ve Paris’e gitti. Paris’te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisenstein, Andre Malraux ve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurdu.

Abidin Dino 1939’da Türkiye’ye döndü, 1941’de arkadaşlarıyla Liman (Yeniler) Grubunu oluşturdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso’nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı.

Yeniler Gurubu’nun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941 yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Mecitözü-Çorum’a, sonra Adana’ya sürgüne gönderildi. Adana’da Türk Sözü gazetesini yönetti. “Kel” adlı bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurova’nın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı ve heykel ile ilgilenmeye başladı. 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün sona erince İstanbul’a döndü.

1952’de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Paris’e yerleşti. Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açtı. Fransa Plastik Sanatlar Birliği onur başkanlığı New York Dünya Sanat Sergisi danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

‘İşkence’, ‘Atom Korkusu’, ‘Savaş ve Barış’, ‘Çıplaklar’, ‘Dört Kent’, ‘Dağ-Deniz’ gibi birçok yapıtı çeşitli galeri, müze ve koleksiyonlarda yer aldı.

Nazım Hikmet’in kendisine “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?” demesi üzerine ona şiirle karşılık verdi.

Zaman zaman Türkiye’de kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü Paris’te yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Aşiyan’da toprağa verildi.

Kitapları

Kısa Hayat Öyküm – Can Yayınları
Sensiz Herşey Renksiz – Can Yayınları
Sinan – Bir Düşsel Yaşamöyküsü – Can Yayınları
Yeditepe Öyküleri – Can Yayınları

Francesco Hayez

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1791’de Venedik’te dünyaya geldi. İlk önceleri yeniklasik üslupta yapıtlar veren İtalyan ressem tarihsel-yazınsal temaları işleyen romantik bir resme yöneldi. Sicilya ikindisi, Sant’Antimo prensesi en başarılı yapıtlarıdır.

Hayez 1882 yılında Milano’da öldü.

Zerrin Tekindor

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1964 yılında Burhaniye’de doğan Zerrin Tekindor, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlamıştır. 1985 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olmuştur. Bu tarihte Adana Devlet Tiyatrosuna Stajyer Sanatçı olarak gitmiş, 1987 yılında da Ankara Devlet Tiyatrosunda göreve başlamıştır.

O tarihten başlayarak Devlet Tiyatrosu Sanatçısı olan Tekindor, Çamaşırhane, Ferhat ile Şirin, Göğe Açılan Pencere, Büyük Aşıkların Sonuncusu, Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye, Ölüm, Aşk Öldürür, Geyikler Lanetler gibi oyunlarda oynamıştır. 2003 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosuna tayin olan Zerrin Tekindor, İstanbul’da da, Müfettiş, Dünyanın Ortasında Bir Yer ve Vahşet Tanrısı adlı oyunlarda rol almıştır.

2004 yılında Müfettiş adlı oyundaki Anna Andreyevna rolü ile, 2010 yılında da Vahşet Tanrısı adlı oyundaki Annette Reille rolü ile Afife Tiyatro Ödülüne layık görülmüştür.

Bir yanda tiyatro kariyerini sürdürürken, 1990-1994 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Resim Bölümü’ne özel öğrenci olarak devam eden sanatçı, Halil Akdeniz Atölyesi’nde öğrenim görmüştür. Bu bölüme eğitmen olarak davet edilen Mehmet Güleryüz ve Bedri Baykam Atölye’lerinde çalışmıştır.

Çok sayıda yapıtı özel kolleksiyonlarda bulunan sanatçı, günümüze kadar on adet kişisel resim sergisi açmıştır.

Hira adında bir oğlu olan Zerrin Tekindor, çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

KİŞİSEL SERGİLER:
1- Galeri Selvin, Ankara, 1992
2- Galeri Selvin, Ankara, 1996
3- Resim Heykel Müzesi, Ankara, 1998
4- T. Emlak Bankası Sanat Galerisi, Ankara, 1999
5- Galeri Selvin, Tüyap, İstanbul, 2004
6- Artisan Sanat Galerisi, İstanbul, 2005
7- Nurol Sanat Galerisi, Ankara, 2006
8- Artİstanbul, Nurol Sanat Galerisi, İstanbul, 2006
9- Galeri Selvin, İstanbul, 2008
10- Contemporary Art Fair, Galeri Selvin, İstanbul, 2009

Filiz Atik

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Fizil Atik, 1970 yılında Ş.Koçhisar’da doğdu. Atik, resme küçük yaşlardan beri hep ilgi duydu. Selda Demirel ve Cezmi Orhan gibi hocalardan yağlı boya ve desen dersleri aldı. Sanatçının resimlerinde daha çok realist yaklaşımlar, kimi zamanda emprestyonist yaklaşımlar hakimdir. Renklerin büyüsü ve insanların yüz ifadeleri onu etkileyerek tuvaline yansıtmasına neden olmuştur. Atatürk’e olan sevgisi, resme olan tutkusu ile birleşince coşkulu ve gerçekçi yaklaşımını tuvaline yansıtmıştır. Atik’e göre resim yapmak bir hayat tarzı olmuştur.

Aydın Ayan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1959-1964  İlköğrenimini Çaykara, Şahinkaya 2 İlkokulu’nda yaptı.

1964-1971  Çaykara Ortaokulu’nda başladığı ortaöğrenimini Kırıkhan Ortaokulu’nda sürdürdü, Kırıkhan Lisesi’nde tamamladı.

1972-1977  İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü’nde 1972-73 öğretim yılında Prof. Sabri   Berkel ve Doç.Reşat Atalık yönetimindeki Desen Atölyesi’nde; 1973-74 ve 1974-75 öğretim yıllarında Prof Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi’nde, 1975-76 ve 1976-77 öğretim yıllarında Prof Neşet Günal Atölyesi’nde öğrenim gördü .

1977  “Brecht-Bruegel İlişkisi” konulu Yüksek Lisans kuramsal çalışmasını yaptı.
Prof. Sabri Berkel ve Doç. Fethi Kayaalp yönetimindeki Gravür Atölyesi’nden sertifika aldı.
Şubat, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Boya Devresi Sınavında tam not (20) aldı.
Haziran, “Şimdi gözaydın etme zamanıdır, yeni bir dünya doğu-yor” konulu 130×63 cm. tuv/ Yğb. kompozisyonu ile İ.D.G.S.A. Yüksek Resim Bölümü’nden Yüksek Lisans Diploması almaya hak  kazandı.

1979  19 Ocak, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’ne Asistan olarak girdi.

1980  17 Ocak, ressam M. Can Ayan (Göksan) ile evlendi. (Şahitleri: Prof. Neşet Günal ve Doç. Devrim Erbil)

1981  Burdur, 57.Er Eğitim Tugayı’nda Kısa Devre askerlik görevi yaptı.

1982  2 Ağustos, Kızı Burcu doğdu.

1983  (08. 07. 1983)  M. S. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Resim Ana Sanat Dalı’nda Sanatta Yetirlilk Diploması aldı.

1986  Türk ve İngiliz Hükümetlerinin Kültürel Değişim Programı çerçevesinde British Council’in açmış olduğu sınava tüm dallarda katılan 160 aday arasında 2. seçilerek burs almaya hak kazandı ve İngiltere’ye gitti.

1986-1987  İngiltere’nin Norwich kentinde The Bell School of Languages’da (Old House) dil eğitimi görerek sertifika aldı.

1987  Goldsmiths’ College of London University’de “Epic Aspects in English Painting” (İngiliz Resminde Epik Öğeler) konulu kuramsal bir çalışma yaptı ve bu çalışmayı bir raporla British Council’a (Londra) sundu. Londra, Harringey Art Council’ın sipariş ettiği 95 metrekarelik mozaik panoya iki ressam arkadaşıyla birlikte imza attı. 1986-87-88-90-91-93-2003, 04, 05, 06 yıllarında: İngiltere, İskoçya, Hollanda Belçika, Fransa, ABD, İspanya, Azerbeycan, Norveç, Avusturya, Çekoslovakya ve Macaristan  gibi ülkelerin değişik kent ve müzelerinde kültürel ve sanatsal nitelikli araştırma inceleme, bilgi-görgü arttırma gezileri yaptı.

1988  Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü, Resim Ana Sanat Dalı’nda Öğretim Görevlisi kadrosuna atandı.

1990  24.10.1990. Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı’nın 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun ilgili maddeleri ve Doçentlik Sınav Yönetmeliği hükümleri uyarınca girdiği Doçentlik Sınavını başararak Resim Ana Sanat Dalı’nda Üniversite Doçenti ünvan ve yetkisi aldı.

1992  22 Ocak, Miman Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Resim Ana Sanat Dalı’nda Doçent kadrosuna atandı.

1993  Eisenhower Exchange Fellowships “Türkiye için (Tek Ulus) programı kapsamında değişik dallardan seçilen on bursiyerden biri olarak “Eğitim Sistemlerinin Geliştirilmesi”, Kültür ve Sanat konularında ABD’nin çeşitli yerlerindeki oniki eyalette, 50 dolayında müze, kültür merkezi, çağdaş sanat enstitüsü, üniversite ve orta öğretim kurumunda
araştırma-inceleme ve randevulu görüşmeler yaptı. Araştırma-İnceleme ve görüşmelerinin sonucunu bir konuşma ve yazılı bir raporla Eisenhower Exchange Fellowships’e (Philadelphia-U.S.A.) sundu.

1993-1994  Capitol Alışveriş Merkezi’nin (Altunizade) sahibi olduğu Capitol Art Gallery’nin kuruculuğu, danışmanlığı, sergiler yapımcılığını yaptı.

1994  Almanya’da yayınlanan Ansiklopedik sözlük, Das Bertelsmann Lexıkon’da (Verlagshaus GmbH Stuttgart Germany) “Ayan, Aydın”a yer verildi.

1994-96  İki dönem için Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UNESCO-A.I.A.P.) Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu
Üyeliğine seçildi (1994-95, 1995-96).

1995-1996  Dünyanın 100 değişik ülkesinden Eisenhower Exchange Fellowships bursunu almış 1000 civarında kişinin özgeçmişine yer verilen “EEF Directory”de “Sanatçı” ve “Eğitimci” olarak Aydın Ayan’a yer verildi.

1997  Metnini Ahmet Oktay’ın yazmış olduğu AYDIN AYAN kitabı Bilim Sanat Galerisi Yayınlarından yayımlandı.

1998  Aydın Ayan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü kadrosunda Profesörlüğe yükseltildi ve atandı. 
                     
1999  15 Haziran tarihinde yapılan seçim sonucunda Aydın Ayan MSÜ GSF Resim Bölümü Başkanlığına seçildi, altı aylık süre için vekaleten atandı. Altı ay sonra yapılan seçimlerde, tekrar bölüm başkanlığına seçildi, yeniden vekaleten atandı. 15 Haziran 2000 tarihinde yapılan seçimlerde üçüncü kez bölüm başkanlığına seçildiği halde o zamanın dekanınca ataması yapılmadı.

1999-2000  TC Devlet Planlama Teşkilatı VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı  “Kültür” ve “Plastik Sanatlar” alt komisyon başkanlıklarını  yaptı ve hazırladıkları raporu DPT’ye sundu. İlgili rapor DPT tarafından konusunda örnek rapor seçildi.

2000  Eczacıbaşı/Vitra Seramik fabrikasında “Tuvalden Toprağa” Projesi kapsamında Seramik-heykel çalışmaları yapmıştır.

2001-2003  MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Profesörler Kurulu’nda, Fakülte Kurulu’na Profesör Temsilcisi olarak seçildi ve görev yaptı.

2001  15 Kasım 2001 tarihinde seçilmiş olduğu MSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliğini sürdürmektedir.

13 Aralık 2002-13 Aralık 2005 tarihleri arasında seçilmiş ve atanmış olduğu MSÜ GSF Resim Bölümü Başkanlığı görevini ikinci kez yaptı.

2002  Bilim Sanat Galerisi Yayını olan “Yalçın Karayağız” kitabının metnini yazdı.

2003  20 Ekim 2003 tarihinde  Kültür-Sanat, Basın-Yayın-Tanıtım, Halkla  İlişkiler ve Uluslar arası İlişkilerden sorumlu MSÜ Rektör Yardımcığı görevine atandı.

2003  Kültür-Sanat’tan sorumlu Rektör Yardımcısı olması sıfatıyla sorumluluk alanı içinde bulunan MSÜ Resim Heykel Müzesi Danışma Kurulu üyeliğini sürdürmektedir.

2004  Uluslararası İlişkilerden sorumlu Rektör Yardımcısı olması sıfatıyla, 1 Nisan 2004 tarihi itibariyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin üyesi olduğu AB Sokrates/Erasmus Programı Koordinatörlüğünü yürütmüş ve bu süre içinde yurtdışında 37 üniversite ile anlaşma imzalanmıştır.

2004  6 Ağostos 2004 tarihinde Kültür-Sanat-Basın-Yayın-Tanıtım-Halkla İlişkiler ve Uluslararası İlişkilerden sorumlu Rektör Yardımcılığı görevine ikinci kez atandı.

2004  24 Haziran-12 Ekim 2004 tarihleri arasında, Afyon/Şuhut Atatürk Evi “Kurtuluş Savaşı Panaroması” projesini gerçekleştirdi. Bu proje kapsamında , 15 adet büyük boyutlu kompozisyon yapılmış ve 11 adeti Şuhut Atatürk Evi’ne sürekli sergilenmek üzere yerleştirilmiştir.

2006  Ayan “Resim Sanatımızda İnsani Bir Duyarlık: Nedim Günsür” kitap metnini yazmış ve bu yayın 15 Kasım-30 Aralık 2006 tarihleri arasında İş Sanat  Kültür Merkezi Kibele Sanat Galerisi’nde açılan Nedim Günsür Sergi Kataloğu/kitabında  yayınlanmıştır .

Sanatçı, 1973 yılından günümüze dek yurtiçi ve yurtdışında üçyüz civarında  karma sergiye katıldı.
İlki 1977’de olmak üzere İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir, Adana, Konya, Volda (Norveç) ve Londra (İngiltere)’da otuza yakın Kişisel Sergi açtı ve biri şiir dalında olmak üzere toplam 16 ödül aldı. Ayan 1986 sonrasında hiçbir yarışmalı sergiye katılmamıştır.

Sanatçı, halen  M.S.G.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyelik görevini sürdürmekte ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir.

ÖDÜLLERİ:
 
1986  47.Devlet Resim ve Heykel Sergisi, Resim Başarı Ödülü (Kom’da Kadın) 
 
1985  İzmir Ticaret Odası 100. Kutlama Yılı Sergisi İkincilik Ödülü (Karda Kadın) 
 
1984  “Bolu ve Bolu’da Yaşam” Resim Yarışması, Mansiyon 
 
1984  Viking Baskıresim II.Ödüllü Sergisi, Başarı Ödülü 
 
1983  Uluslararası Mersin Festivali Resim Sergisi, Onur Plaketi 
 
1983  Viking 1.Baskı Resim Yarışması Birincilik Ödülü (Sonsuz Barış ve Dostluk) 
 
1983  “Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü” Resim Birincilik Ödülü (Sonsuz Barış ve Dostluk) 
 
1982  Günümüz Sanatçıları 3.Açıkhava Sergisi, Resim Başarı Ödülü (Askerlik Anıları/Dinlenme) 
 
1981  Cumhuriyet Senatosu Vakfı “Büyük Nutkun Yorumu/Atatürk Resim Yarışması”, Birincilik Ödülü (Büyük Nutkun Yorumu) 
 
1979  13.DYO Resim Sergisi, Resim Başarı Ödülü 
 
1979  40.Devlet Resim ve Heykel Sergisi, Resim Başarı Ödülü (Patron/Elektrik İşkencesi) 
 
1978  GSD 2.Mayıs Sergisi, TMMOB Başarı Ödülü (Piyonların Piyonları) 
 
1977  İstanbul Arkeoloji Müzeleri Açıkhava Sergisi, Resim Başarı Ödülü 
 
1976  10.DYO Resim Sergisi, Mansiyon (Tuğralı Çıplak) 
 
1975  Şeref Akdik Ödülü (Mor Ağaç) 
 
1971  Türkiye Tabiatını Koruma Cemiyeti ve Yeni İstanbul Gazetesinin düzenlemiş olduğu Türkiye Liseler arası Şiir Yarışması’nda “Anadolu’da Hasret Gidermek” adlı şiiriyle İkincilik Ödülü  

Metin Eloğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Ortaokuldan sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde okudu (1943-1947). Basılmış ilk yazısı bir hikâyedir (Servetifunun dergisi, 1942). İki şiiri Mehmet Emin imzasıyla Kovan dergisinde yayınlandı (İzmir, 1943, sayı 4). Ressamlığıyla da tanınan şair, hikâyeler ve özellikle Güney dergisinde Etem Olgungil takma adıyla eleştiriler de yazdı. Eloğlu, kendi yaşama koşullarının ve çağının tanığı şiirlerine acıyı, ironoyi birlikte kattı. Duyguyla düşünceyi kaynaştırırken, kendine özgü bir şiir sözlüğünden yararlandı.

Dizin kitabı Türk Dil Kurumu 1972 Şiir Ödülünü kazandı.

Timur Vural

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1979 Ankara doğumlu olan Timur VURAL 1993 yılında Askeri mızıka okuluna girmiş, burada solfej, dikte, saksafon ve armoni eğitimi alıp 1996 yılında birincilikle mezun olmuştur.

Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı bando şefliği bölümünü kazanan Vural, burada Burhan ÖNDER ile bestecilik, armoni, orkestrasyon, kontrpuan ve form bilgisi, Nuran TAŞPINAR’ la piyano, İbrahim YAZICI ile şeflik çalışmaları yapıp 2000 yılında birincilik derecesiyle Konservatuardan mezun olmuştur.

2000-2002 yılları arasında görev yaptığı bandolarla çeşitli klasik müzik konserleri veren Vural, 2002 yılında H.Ü. Devlet Konservatuarı Orkestra ve Koro Şefliği Programını kazanmıştır.

Burada Prof. Erol ERDİNÇ, Prof. Rengim GÖKMEN ile şeflik, Turgay ERDENER ile bestecilik çalışmalarını tamamlayıp bu bölümü 2005 yılında Hacettepe Akademik Senfoni orkestrası ile yaptığı konserle tamamlamıştır. Aynı dönemde Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümünde piyano  ve armoni eğitimi üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp 2004 yılında mezun olmuştur. Burada H.Ü. Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bilge ÇİVRİL ile piyano çalışmış armoni konulu tezini ise Prof. Dr Ayşe Meral TÖREYİN ile tamamlamıştır.

2005 yılında İtalya Siena’daki “Accademia Musicale Chigiana”da orkestra şefliği programını tamamlayıp yurduna dönmüştür. Bu program sırasında Ünlü orkestra şefi Gianluigi Gelmetti’nin sınıfında, Sofia Festival Orkestrası’nı yönetme imkânı bulmuştur. Yine aynı yıl Hacettepe Konservatuarı öğrenci korosu ile konservatuarın kuruluş yıldönümünde konser vermiştir. 2005 Yılı nisan ayında kültür bakanlığı devlet çoksesli korosunu mini bir konserde yönetmiştir.  

13 Mayıs 2008 tarihinde genç orkestra şefleri konserinde Hacettepe Akademik Senfoni Orkestrasını yönetmiştir. Bando Okulları Komutanlığı öğrenci bandosu ile 27 Nisan 2009 tarihinde Bilkent Konser Salonunda, 04 Mayıs 2009 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Konser Salonunda birer konser vermiştir.  

2006 yılında Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümünde başlamış olduğu Doktora eğitimini, yine orkestra şefliği tekniği ve liderlik yönü konulu tez çalışması ile Prof. Nezihe ŞENTÜRK danışmanlığında, 2010 yılında sonuçlandırmıştır. Burada Prof. Dr. Ali UÇAN ile Program Analizi ve Program Geliştirme, Prof. Dr. M. Cihat CAN ile Bilgisayar ile Müzikal Analiz, Prof. Dr. Salih AKKAŞ ile Müzik Sosyolojisi ve Prof. Erol ERDİNÇ ile Orkestra Şefliği çalışmıştır.

 24-28 Kasım 2010 tarihleri arasında tecrübeli Alman koro şefi Hans-Dieter Reinecke yönetiminde ve eğitmen Anne Christine Weidmann eşliğinde Boğaziçi Üniversitesinde gerçekleştirilen koro şefliği çalıştayına aktif katılımcı olarak eşlik etmiş, yapılan konserde koro şefi olarak sahne almıştır. Birçok kongre ve sempozyumda orkestra şefliği, mehter müziği konulu bildiriler sunmuştur.

Cemil Eren

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Merzifon’un Emert köyünde doğan sanatçı, resim yapmaya ilkokulda başladı. Yaşamını en çok etkileyen olay 1939 Erzincan depremi oldu. 1948 yılında Devlet Resim ve Heykel Sergisine iki resmi alındı. 1952’de Devlet Tiyatrosunda dekoratör yardımcısı olarak görev alan Cemil Eren, ilk kişisel sergisini 1957’de Ankara’da açtı.

Zaman içinde ülkesinin yanı sıra ABD,Ürdün, Polonya, Almanya, Fransa, ve İspanya’da toplam seksen sergi gerçekleştirdi. Anıtkabir tavan freskleri (1953), Arı Sineması seramikleri (1968) ve Akün vitrayları (1974)  başlıca çalışmaları arasındadır.

1955 Etibank  Rölyef Yarışması İkincilik Ödülü, 2005 Uluslar arası Ankara Film Festivali Sanat Çınarı Ödülü ve 2007 Bartın Kitap Fuarı Onur Ödülü sahibi olan sanatçı, çalışmalarında ana renk olarak beyazı benimsemiştir. Barış Eren ve Zeynep Eren‘in babası olan Cemil Eren, halen çalışmalarını Ankara Çayyolu’ndaki atölyesinde sürdürmektedir.

Zeynep Eren - Cemil Eren - Barış Eren
Fotoğraf: Yavuz Alatan
Zeynep Eren – Cemil Eren – Barış Eren (03 Şubat 2009 Erenus Sanat Galerisi Ankara)

Cemil Eren - Bartın Valisi
Cemil Eren – Bartın Valisi İsa Küçük (Bartın Halk Kütüphanesi sergi salonu, Kasım 2008)

Zeynep Eren

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1954 Ankara doğumlu Zeynep Eren’in resimle ilişkisi babası Cemil Eren‘in Atölyesinde başladı. Yüksek  öğrenimini Antropoloji üzerine yapan Zeynep Eren, bir süre Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünde Müze asistanı olarak görev yaptı.

Daha sonra seramik, vitray resim ve heykel çalışmalarına ağırlık veren sanatçı biri New York’ta olmak üzere Ankara, İstanbul, Bodrum, Selçuk ve Bartın’da resim, heykel ve seramik sergileri açtı ve birçok karma sergiye de yapıt verdi.

Zeynep Eren, çalışmalarına Ankara Çankaya’daki atölyesinde devam etmekte ve aynı zamanda Cemil Eren Atölyesinde seramik dersleri vermektedir.

Zeynep Eren - Cemil Eren - Barış Eren
Zeynep Eren – Cemil Eren – Barış Eren

Feryal Taneri

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1952 yılında Zonguldak’ta doğdu. İl sanat eğitimini İstanbul’da, Ressam Fuat Bey’den aldı. Mustafa Esirkuş’la yağlıboya ve desen çalışmaları yaptı. Lise yıllarında Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde, O. Zeki Oral’ın düzenlediği kurslara katıldı. 1972 yılında Güzel Sanatlar Akademisi, Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi’nde devam etti. Aynı yıl, Almanya’nın Hannover ve Bremen kentlerinde sanatsal incelemelerde bulundu.

Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Heykel Ana Sanat Dalı’nda lisans, aynı fakültenin Eğitim Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanat Eğitimi Bölümü, Resim Ana Sanat Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yüksek Lisans eğitim ve öğretim sürecini Prof. Dr. Bünyamin Özgültekin Baskı Atölyesi’nde, resim dalında ise Prof. Ramiz Aydın Atölyesi’nde tamamladı.

Sanatta 30 yılı aşkın bir süreyi geride bırakırken, yurtiçinde ve yurtdışında 20’yi aşkın kişisel sergi açtı, pek çok yarışmalı karma sergiye ve 9 grup sergisine katıldı, kurucu üyesi olduğu “Marmara Sanat Grubu” ile birlikte per çok grup sergisine düzenledi.

Yurtdışında, 1995 yılında Lefkose – Kıbrıs’ta ve 2000 yılında Varşova – Polonya’da grup sergilerine iştirak etti. 2003 yılında Almanya’nın Schwabach kentinde, Galeri Gaswerk’de açmış olduğu kişisel sergi Alman basınında önemli yer aldı.

2005 yılında düzenlenen 3. Uluslararası Tahran Bienali’nde, 3 eser sergilenmeye değer bulundu.

Yağlıboya, suluboya, mask ve heykel çalışmalarından oluşan eserleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, bankalar ve belediyeler başta olmak üzere çeşitli özel ve tüzel koleksiyonlarda yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı jurisinden geçen 3 eseri Bakanlık Koleksiyonu’na seçildi, 1986 ve 1995 yıllarında “Ziraat Bankası Koleksiyonundan Seçmeler” sergilerinde yer aldı. Başbakanlık Aile Suraşı – Tablolarda Aile konulu yarışmalı sergiye katıldı, çeşitli kuruluşlar tarafından plaket ve teşekkür belgeleriyle ödüllendirildi.

Yurt çapında düzenlenen pek çok yarışmanın jurisinde yer aldı, aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Taksim Sanat Galerisi Jurisi’nde görev yaptı.

Uzun yıllar Güzel Sanatlar Birliği Resim Derneği’nde yönetim kurulu üyeliği yapan Taneri, ayrıca GESAM, UNESCO AIAP Türkiye Ulusal Komitesi ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesidir.

Çalışmalarını İstanbul Otağtepe’deki özel atölyesinde sürdürmektedir.

Barış Eren

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1951 yılında Ankara’da doğdu. Sanat yaşamına babasının (ünlü ressam Cemil Eren) resim atölyesinde başladı. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro öğrencisi olduğu yıllarda da yine aynı atölyede resim, seramik ve vitray çalıştı.

Vitray çalışmalarından oluşan ilk sergisini 1972 yılında ORAN yönetimine bağlı Sanat Galerisinde açtı. 1976 yılında  Konservatuarın yüksek bölümünü bitirerek Ankara Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak  çalışmaya başladı. 1982 ‘de Berlin’e yerleşen sanatçı, 2006 yılına kadar resim ve tiyatro çalışmalarına  bu kentte devam etti.

2000 yılında Berlin’de kurulan Türk-Alman Sanatçılar Derneği ikinci başkanlığını da üstlenen Barış Eren, 2006’ da Türkiye’ye dönerek Devlet Tiyatrolarında rejisör oldu. Berlin, Rostok, Hamburg, Hannover, Lyon, İstanbul, Ankara ve Bodrum olmak üzere toplam 28 kişisel resim sergisi açtı, çeşitli karma sergilere katıldı.

Barış Eren, çalışmalarında genellikle kağıt üzerine karışık teknik uygulamaktadır.


Baba Cemil Eren, kızı Zeynep ve oğlu Barış Eren’in çocukluklarını şöyle anlatıyor:

 
” Oğlum Barış, tiyatroya başlamadan önce, atölyemde hep yanımdaydı. Kız kardeşi Zeynep‘le beraber yaptığım her çalışmanın içinde idiler. Bana yardım ederlerdi. Zaman zaman kendileri de bir şeyler üretirlerdi. Okul öncesi her ikisinin de çizimleri çok iyi idi. Benim yaptığım sergilere de ‘biz de katılacağız’ diyerek, sergi için bir kaç eser yetiştirip, benim tablolarımın yanına kendi yaptıkları tabloları da asarlardı. Daha çocukken para da kazanıyorlardı. Ben tiyatroyu çok severdim. Sık sık gittiğim tiyatro ve konserlere onları da götürürdüm. Küçük yaşta tiyatro ve müzikle tanıştırdım onları. Barış çocukken çok iyi taklit yapardı, çok güzel konuşur, kendini dinlettirirdi. Her ikisi de küçük yaşta hem benim yanımda hem de tiyatro ve konserlerle sanatın hep içindeydiler.”


Barış Eren sanatla tanışmasını anlatıyor:


 
Çamura şekil verdikten sonra boyayıp fırına atardım…
1951 Ankara doğumluyum. Babam Cemil Eren ressam olduğu için sanatla ilk tanışmam babam sayesinde oldu. Onun atölyesinde boya ve çamurla tanıştım. Bilinçsiz olarak onun çalışmalarını izlerken resme ve seramiye ilgi duymaya başladım. Çamura şekil verip, boyalarla boyayıp fırına atardım. Bu çalışmalar ilk başlarda babama yardımla başladı. Daha sonra desen ve figur çizimleri gibi ciddi çalışmalara başladım. Ve gittikçe resim hayatımda rol oynamaya başlamıştı.
 
Tiyatroya ilgim ise…
 
    Tiyatro ise yine çocukluğumda seyirci olarak başladı. Babam her gittiği oyunlara bizleri de beraberinde götürürdü. Babam bir süre Ankara Devlet Tiyatroları’nda dekoratör olarak ta çalışmıştı. Onunla beraber Ankara Devlet Tiyatroları’ndaki oyunlara gide gele gönlümü tiyatroya kaptırdım. Ve 1971 yılında konservatuar imtihanlarına girdim, tiyatro bölümünü kazandım. Bu döneme kadar hiçbir oyunda oynamadım.
 
Cüneyt Gökçer, Metin And, Bozkurt Kuruç, Sevda Şener… gibi değerli öğretmenlerim oldu…
 
    Öğretmen yönünden çok şanslı idim. Cüneyt Gökçer, Bozkurt Kuruç, Mahir Cenova, Nusret Şenbay, Metin And, Sevda Şener, Can Gürzap, Yücel Erten ve Ahmet Levendoğlu gibi değerli hocalardan ders aldım. Bunlar bize tiyatroyu sevdirdiler.
 
Sınıf arkadaşlarım arasında Zuhal Olcay, Mehmet Ali Erbil, Haluk Bilginer… vardı…
 
    Beş sene süren Ankara Devlet Konservatuarı eğitimim sırasında Mehmet Ali Erbil, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Selçuk Yöntem, Levent Öktem, Derya Baykal, Nihat İleri gibi değerli sınıf arkadaşlarım oldu.
 
Mehmet Ali Erbil okulun tatlı belası idi…
 
    Mehmet Ali Erbil şimdi nasılsa o zamanlar da aynı idi; okulumuzun tatlı belası idi; kimse ona kızamazdı. Onunla beraber çok güzel anılarımız oldu. Aynı evde kaldık, beraber tatil yaptık. Hiç unutmam; 1978’ler de sanıyorum. Beraber Bodrum’da tatil yapıyoruz. Bir gece Han Restorant isimli içkili bir yerde idik. Mehmet Ali Erbil sürekli karşı masadaki bir beye devamlı laf atıyor; şimdi olduğu gibi… Laf attığı bey ise yanındaki bayanla dans etmeye kalktı. Yalvardım “yapma” diye; dinleyen kim; devam ediyor. Yanımıza bir kişi geldi, bizi uyararak “siz onun kim olduğunu biliyor musunuz? O albaydır. Ben de onun emir eriyim. Sarkıntılığa devam ederseniz, sizin için iyi olmaz!..” dedi. Mehmet Ali durur mu; susacağına daha çok laf atmaya devam etti. Bir söylediyse üç söylemeye başladı. Sonunda bizi yaka paça dışarı attılar. Zor kurtulduk. Fakat Mehmet Ali hem kaçıyor hem de ha bire adamlara laf yetiştiriyordu. Mehmet Ali Erbil, o zamanlar da şimdiki gibi deli dolu bir kişiydi…
 
Tiyatro sahnesinde ilk oyunum…
 
    Okulu bitirdikten sonra, Ankara Devlet Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalışmaya başladım. İlk oyunum “İzin Günü” adlı bir oyundu. Haldun Marlalı’nın sahneye koyduğu bu ilk oyunumda Zuhal Olcay, Engin Şenkan, Haydar Gültepe rol almışlardı. Bundan sonra Semih Sergen’in “Bütün Oğullarım”da rahmetli Alev Sezer’le beraber oynadım. Daha sonra “Türkmen Düğünü” adlı müzikli ve danslı oyunda Enis Fosforoğlu, Derya Baykal ve Sermet Hürmeriç gibi değerli oyuncular rol arkadaşlarım oldu. Bu arada bazı televizyon ve film çalışmalarım da oldu. Yine bu yıllarda ressam olan babam Cemil Eren’in atölyesinde resim ve seramik çalışmalarıma devam ettim. İlk kişisel seramik ve vitray sergimi 1979’da açtım.
 
1981 yılında Berlin’e geldim…
 
    Öğrencilik yıllarında çok ilgimi çeken Alman tiyatrosunu incelemek için 1981 yılında Berlin’e geldim. Niyetim 1-2 sene incelemeden sonra tekrar Türkiye’ye dönmekti. Ancak hala buradayım. İlk önce Schaubühne Tiyatrosu’nda bir Türk projesinde oyuncu olarak iki yıl çalıştım. Bu proje Peter Stein döneminde gerçekleştirilmişti. İlk katılanlar arasında Tuncel Kurtiz, Beklan Algan, Ayla Algan ve Kerim Afşar gibi sanatçılar vardı. Burada birkaç oyunda bu sanatçılarla çalışmalarım oldu. Tuncel Kurtiz’in sahneye koymuş olduğu Nazım Hikmet’in Ferhat ile Şirin oyunu, Küçük Karabalık, daha sonra ise Sevdalı Bulut oyununda oynadım.
 
Berlin’de yaptığım tiyatro çalışmaları…
 
    Peter Stein yönetimindeki gruptan bazı sanatçılarımız Türkiye’ye dönünce proje dağıldı. Akabinde bir Türk tiyatrosu kurulma çalışmaları başladı ve 1984 yılında Tiyatrom kuruldu. Ben de Tiyatrom’da oyuncu olrak çalışmaya başladım. Paralel olarak ta Schiller Tiyatrosu’nda oynuyordum. Tiyatrom’da “İnsanlığın Lüzumu Yok”, “Bozkır Dirliği”, “Bir Ceza Avukatının Anıları”, “Suçsuzlar ve Suçlular”, “Düğün Dernek Kreuzberg”, “Bir Uşak/Türk ve İki Efendi”, “Polisler”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, “Sakıncalı Piyade”, “Azizname”, “Tartüf”, … gibi oyunlarda oynadım. Türkiye ile beraber yaklaşık 50 oyunda oynadım. 1996’dan itibaren “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye”, “Köprüden Görünüş”, “Kırkından Sonra”, “Uçurtmanın Kuyruğu”, “Kocamı Nasıl Öldürebilirim?”, “Şahane Düğün” … gibi oyunların dışında, “Avcıyla Ayı”, “Sınav” ve “İşsiz Palyaço” adlı çocuk oyunlarını yönettim. Bir de, TÜFOYAT grubuna Sadık Şendil’in “Yedi Kocalı Hürmüz” adlı müzikali sergiledim.
 
Tiyatro dışındaki çalışmalarım…
 
    Tiyatroculuğumun dışında 20 yıldır aktif olarak resim yapıyor, sergiler açıyorum. Şimdiye kadar, Ankara, İstanbul, Bodrum, Berlin, Hannover ve Hamburg olmak üzere 25 kişisel sergi açtım. Almanya Türk Kültür Sanat Birliği ikinci başkanlığını yapıyorum. Kreuzberg Yüksek Halk Okulu’nda ve Radyo Metropol FM’de diksiyon, fonetik ve sahne dersleri veriyorum.
 
Ankara Devlet Tiyatroları’na yönetmen olarak dönüşüm…
 
“Şahane Düğün” adlı yönettiğim oyundan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Yeni Sahne’de bir polisiye oyun sahneleyeceğim. 2004’ün Aralık ayında çalışmalarım başlayacak. 2005′ Şubat’ında bu oyunun prömiyeri yapılacak. İngiliz bir yazarın oyunu. 1976 yılında mezun olduğum Ankara Devlet Tiyatroları’na yönetmen olarak gidiyorum. Mezun olduktan sonra 5-6 sene oyuncu olarak görev yaptıktan yaklaşık 25 sene sonra yönetmen olarak ilk çalışmam olacak; çok heyacanlıyım…
(Söyleşi: Adem Dursun/Merhaba/Berlin)

Saadettin Metin

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1969 yılında Gümüşhane’de doğan Saadettin Metin; Selda Demirel ve KEnan Akçakoca’dan yağlı boya, Cezmi Orhan’dan desen dersleri aldı. Sanatçının resimlerinde ve konu içerisinde dolaşmak farklı bir duygu yaşatmakta insana. Saadettin Metin, insanları memnun etme kaygısıyla resim yapmadını ve gerçekliği taklit etmek yerine, tuvalde kendini ifade etmeyi, duygularını şekil ve renklere dönüştürmeyi, böylece bir anlam ve gerçeklik üretme heyecanıyla resim yapmakta olduğunu gösteriyor resimlerinde. Sanatçı, resimlerinde çok önemsiz bir objeyi ve olayı önemliymiş gibi sunmaktadır.

Remzi Taşkıran

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Remzi Taşkıran 1961 yılında Adıyaman’da doğdu. Lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Sanat eğitimini ressam Saadettin Çağlarca’dan aldı. Bir süre basın ressamlığı yapan sanatçının yurtiçi ve yurtdışında koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır.

İstanbul’daki atölyesinde yaptığı resimlerle günlük yaşamını sürdüren Taşkıran, sergilerine hazırlanırken günü birlik yaşam kaygılarından uzaklaşıp sanatının özgün temalarını oluşturmaya özen gösteriyor. Özellikle yöresel izlenimlere dayalı resimlerinde günlük çabalarının dışında, kendi yüreğinin, bilincinin, yeteneğinin ve eğilimlerinin öne çıktığı, böylelikle özgün resimlere imza attığı gözlemleniyor.

Eleştirmenler gözünde; Remzi Taşkıran’daki geleneksel değerlere yakınlık, özgün bir resim biçemi yakalayabilmesi için bir olanak olarak vurgulanmaktadır.

Rahmi Pehlivanlı

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1926 Keskin, Ankara’da doğdu. Türkiye’de toplam 5, dünyada çeşitli merkezlerde 60’ın üzerinde kişisel sergisinin büyük bölümü, müzelerde, devlet naşkanları tarafından açılmiştir. Sanatçıya ödül kazandırmış eserlerinin bir bölümü Avrupa, Ortadoğu ve Türkiye dahil olmak üzere toplam 17 değişik müzede sergilenmektedir. Kendisine birçok takdirname ve nişan verilmiştir.1952 yılından beri profesyonelce sürdürdüğü sanat yaşamında 25’ten fazla devlet başkanı ve kral, kraliçe tarafından davet edilerek portrelerini çalışmıştır. 1984 yılından başlayarak sürdürdüğü bütün Türkiye’nin il ve ilçelerinde,yerinde çalışarak “Renk Renk Türkiyem” kolleksiyonu adıyla bir dizi çalışma yaptı.Projenin planlanan büyük bir bölümü gerçekleşti. 24 Ağustos 1992’de öldü.

Hüseyin Avni Karslıoğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Hüseyin avni Karslıoğlu 15 Kasım 1956 tarihinde Yozgat’ta dünyaya gelmiştir. Ankara Cumhuriyet lisesi ve Ankara üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdikten sonra 1982 yılında Dışişleri Bakanlığ’ından göreve başlamıştır.

 

1982’ de İstihbarat ve Araştırma Dairesi’nde Aday Meslek Memuru olarak görev yapmış ve 1983’ te askerlik hizmeti nedeniyle bu görevden ayrılmıştır.

 

1983’te İstihbarat ve Araştırma Dairesi’nde Aday Meslek Memuru,III.Katip; 1984’de Tahran Büyükelçiliği’nde III.Katip, II.Katip; 1986’da Sidney Başkonsoloğu’ndan Muavin Konsolos, Konsolos, 1990‘da Personel Dairesi’nde , Bakan Özel Kalem Müdürlüğü’nde Başkatip, Özel Kalem Müdürü; 1992’de Birleşmiş Milletler New York DaimiTemsilciliğin’nde Büyükelçilik Başkatipi; 1996’da Amerika, Pasifik ve Uzak Doğu Dairesi’nde Şube Müdürü; 1997’de Orta Avrupa Dairesi’nde Şube Müdürü, Daire Başkan Vekili; 1998 ‘de Oslo Büyükelçiliği’nde Müsteşar olarak görev yapmış ve 2001’ de Batum  Başkonsuluğuna atanmıştır.

2004 yılında merkeze dönen Karslıoğlu bu dönemde Dışişleri Bakanlığı Kafkasya ve Orta  Asya Genel Müdür Yardımcılığında önce Daire Başkanlığı daha sonra Genel Müdür Yardımcılığı yapmıştır.

 

Evli ve iki çocuk babası olan Karslıoğlu Almanca ve İngilizce bilmektedir.

Balthus

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Balthus, 29 Şubat 1908 tarihinde bir sanatçı ailenin çocuğu olarak Paris’te doğdu. Balthus’un ilk yayınlanmış çalışması, Mitsou adlı kaybolan kedisiyle ilgili 40 çizimden oluşan bir koleksiyondu. Manzara, ölüdoğa, konulu resim ve portre gibi Avrupa resminin geleneksel türlerini 20. Yüzyıl’da yeniden canlandıran Fransız ressamın, kendine özgü sanrılı görüntüleri bazen gerçeküstücü olarak nitelendirilmiştir.

Paris’te 1934’te ilk kişisel sergisini açan sanatçı, zamanının çoğunu gitgide daha büyük boyutlara ulaşan gizemli şiirsel iç mekanlarla sessiz manzaralar yapmaya verdi. Bu resimlerine çoğu kez yalnız, aldatıcı biçimde olgun görünen, ama daha çocuk yaşta çıplak genç kız figürleri yerleştiriyordu. Balthus, Paris’teki ünlü Louvre Müzesi’nde eserlerini sergilendiğini hayattayken görmeyi başaran sanatçılardan biri oldu. Balthus’u hayranlık uyandıran bir dahi olarak öven Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac, sanatçının ölümünden büyük üzüntü duyduğunu açıkladı.

Japon asıllı Setsuko ile evli olan Balthus’un en ünlü yapıtları arasında Sokak (1933), Dağ (1937), İskambil Falı (1943), Şömine Önündeki Çıplak (1955) ve iskambil Oynayanlar (1973) bulunuyor. Birçok Fransız yazar ve aydınla dost olan Balthus’un hayranı olduğu Pablo Picasso, sanatçının Çocuklar (1937) adlı tablosunu satın almıştı. Picasso, Balthus için “Beni kopyalamaktan başka birşey yapmayan genç sanatçılardan çok daha iyi. Gerçek bir ressam” demişti. 
Asıl adı Balthazar Klossowski de Rola olan ressam Paris’teki ünlü Louvre Müzesi’nde eserlerinin sergilendiğini hayattayken görmeyi başaran sanatçılardan biriydi.

BİR YAZI Karanlıklar Prensi’nin ölümü

Balthus’un, 20. yüzyılın son ressamının ölümü kaç anlama geliyor? Balthus, gerçek bir efsaneydi. Polonya soylusu bir adamın oğluydu ama yetişmesinde yadsınamaz emeği olan Rilke’nin gayrimeşru çocuğu olduğu sanılıyordu. Çocukluğu, 1920-30’ların Almanya, İsviçre ama en çok da Paris entelektüel çevrelerinde geçmişti. Andre Gide destekçilerinden birisiydi. O yılların Avrupa’sı ardı ardına patlayan sanat akımlarıyla çalkalanıyordu. Picasso ve Braque, 1915’lerde kübizmi başlatmış, ortalığı karıştırmışlardı. İçinde yaşadığı gerçeklik, onu anlamak ve anlatmak için kullandığı zaman – mekan sıralaması, optik dünya insana dar geliyordu.

Einstein bilimde, Freud bilinçte relativizmin temellerini atmıştı. Yeni bir çağ başlıyordu. Balthus, yeniliğin ama her ne pahasına olursa olsun yeniliğin her şey demek olduğu ‘öncü’ (avant – garde) sanata hiçbir zaman yakın olmadı. Onun resmi, 20. yüzyılın ikinci büyük sanatsal hamlesinden, Üstgerçekçilikten (surrealizm) beslenmeye başlamıştı. Bu, Balthus’un sonuna kadar izleyeceği ve onu daima sıradışı bir adam yapacak olan temel niteliğiydi. Gerçeğin başka bir boyutunun da olabileceğini, o boyutun insanın karanlık yanıyla iç içe geçebileceğini Balthus hiç unutmadı. Üstelik, resimlerinin arka planına Üstgerçekçi bir zorlama, bir imgesel anlatım yerleştirirken bunu Dali’den, Magritte’ten daha farklı bir yaklaşımla yaptı. Onların gerçeğin sözcükle ifade edilen, ancak dille anlaşılabilen anlamlarını zorlayan simgesel anlatımına hiç yönelmedi.

Balthus, en çok yakın olduğu de Chrico gibi, Üstgerçekçiliği bir atmosfer olarak, düşler dünyasını harekete geçiren bir olanak olarak kullandı. Çünkü, yapmak istediği farklıydı. Balthus, Batı sanatının asıl dayanağı olan ‘kötücüllüğün’ başka bir düzlemdeki adıydı. Bazen ‘sapkınlık’ gibi ucuz bir sözcükle açıklanmaya çalışılan insanın bu gerçek niteliklerinden birisini, Balthus, çok ‘sıradan’, günlük şeylerin içinden vermeye çalışıyordu ve bu nedenle çok ama çok rahatsız edici oluyordu. Lautreamont’dan başlayan, Sade’dan geçen, Poe’yla bütünleşen ve tüm Üstgerçekçileri etkilemiş olan, ‘patafizik’ sanatçılar, onun da çıkış noktasını oluşturuyordu. O nedenle, daha sonra Bataille’ın ‘kötülük edebiyatı’ diye nitelendirdiği edebiyatın en seçkin örneklerinden birisi Uğultulu Tepeler’i resimleyecek, ‘deli’ Üstgerçekçi Artaud’nun yakın arkadaşı olacak ama asıl ününü, ergenlik çağındaki kız çocuklarının kışkırtıcı cinselliğini resmederek sağlayacaktı.

Resimlerinde daima bir röntgenci konumundaydı. İzleyeni de aynı konuma itiyor, onu görmekten hacip duyacağı hayasız bir görüntüye bakması için kışkırtıyor, kendisiyle yüzleşmeye zorluyordu. Sonuna kadar da bu konuda direndi. Sonra, İsviçre’de aldığı büyük eve çekilecek, orada, çocuk yaşında evlendiği Japon karısı ve ondan olan kızıyla, bir çocukken model olarak kullanmaya başladığı bir başka kızla birlikte, söylentiler doğuran gizli hayatını yaşayacaktı. Balthus’u modern resim odağına yerleştiren bu ‘içeriği’ yansıtmakta kullandığı biçimdi. Klasik dünya onun için vazgeçilmezdi.

Gençliğinde hayran olduğu ve yapıtlarının kopyasını çıkardığı della Francesca’dan başlayarak, daima Rönesans resminin ‘düzen’ anlayışını, derinlik duygusunu, basitlik içinden doğan karmaşa çağrışımlarını kullandı. Kişisel hesaplaşmamı asla bitiremediğim o büyük Rönesans resminin çağdaş uzantısıydı. Hayatım boyunca tutkuyla bağlandığım karanlık şeyleri hep pelerinin altında saklayan ‘Karanlıklar Prensi’ydi. (Radikal-21/02/2001-H. Bülent Kahraman)

Francis Bacon

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1909’da Dublin’de dünyaya geldi. 4 yaşında babasının görevi dolayısıyla Londra’ya taşınan Bacon’un, astım yüzünden okul hayatı çok düzenli geçmedi. 16 yaşında baba ocağından ayrılan Bacon, önce Londra’da bulduğu geçici işlerle hayatını kazandı. Daha sonra Berlin’e taşındı ve burada da iki yıl durduktan sonra dekoratör olarak iş bulduğu Paris’e taşında.

1919’da Londra’ya dönerek mobilya ve halı desinatörlüğü yapmak üçere bir atölye açtı. Bacon kendi kendini yetiştirmişti. 1931 yılından itibaren de kendini tümüyle resme verdi. Bu esnada geçimini rulet oynayarak sağlıyordu.

Bacon 2. dünya savaşı sıralarında, o tarihe kadar yaptığı tabloların hemen hemen hepsini tahrip etti. 1944 yılında yeniden resim sanatına dönen Bacon, aynı yıl içinde birdenbire ünlenmesini sağlayan Çarmıha Gerilen İsa’nın Ayağı Dibindeki Figürler İçin Üç Çalışma adlı triptikonu tamamladı.

Savaştan sonraki yıllarda alkolik olan Bacon, konularına derinlemesine inebilmek için çoğu zaman resim dizilerini üzerinde çalışıyordu. Başlar adlı dizisinin bir resminde sinemanın öncülerine duyduğu hayranlığı tuvale aktardı.

1960’dan itibaren daha çok kendi hayatından konular seçmeye başladı. Sık sık fotoğraflara bakarak arkadaşlarının portrelerinin yapıyordu. Tabloları zamanla saldırganlıklarını yitirmekle beraber, yine de bir oda içinde yapayalnız olan insan figürlerini yansıtmaktalar.

1971’de hayat arkadaşı George Dyer öldükten sonra Bacon birkaç tablosunda onun ölümünü canlandırdı. Kara Triptikon denilen resimlerde Dyer karanlık bir kapı aralığında görülmektedir. Yapıttan yapıta ölüm konusunu irdeleyişi daha da belirgin, direkt bir biçim aldı.

70’li yılların sona ermesiyle Bacon’un önceki portrelerinde görülen deformasyonlar kaybolup, yerlerini yüz hatlarını daha yumuşak gösteren diyagonal taramalara bıraktılar. Sanatçı 1992’de Madrid’de 82 yaşında öldü.

Mehmet Ali Laga

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Türk ressamı (Trablusgarp 1878 – İstanbul 1947). Kuleli Askeri Lisesi ve harbiye mektebini bitirdi. Trablusgarp fırkasında görevlendirildi. 1904’te kolağası olarak İstanbul’a geldi. 1907’de kaymakam olarak Hassa Ordusu Erkan-ı Harbisine tayin edildi. Kuleli Askeri Lisesi (1908-1914), Bursa Lisesi (1914-1919), İstanbul Halıcıoğlu Lisesi’nde ( 1919-1924) resim öğretmenliği yaptı. 1924’te emekliye ayrıldı. Osmanlı Ressamlar Cemiyetinin kurucularındandır. Viyana ve Berlin’de düzenlenen Savaş Resimleri Sergisine dokuz resimle katıldı (1918). Bu resimler Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi’ndedir. Genellikle izlenimci tarzda çalışan sanatçı, Edirne, Bursa ve İstanbul’dan yaptığı manzara resimleriyle tanınır.

Sabiha AÇIKMEŞE

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1990 yılında Kız Meslek Lisesi Akşam Sanatta resim çalışmalarına başladı . Bir süre sonra sanatçı, Süleyman Karakul yönetiminde 2 yıl karakalem pastel guaj çalışmaları yaptı. Daha sonra Adil Ocak atölyesinde peyzaj ağırlıklı tuval üzeri yağlı boya çalışmaya başladı. Sonraki dönemde naturmort ustası Sadık Erk ile natürmort ağırlıklı çalıştı. Üstad Yaşar Çallı ile peyzaj, portre, nü,figür ağırlıklı çalışmalar yapıp, kendine özgü bir üslup kazandı.Doğa sevgisini ve kendi renkli dünyasını kullandığı özgün renk ve üslubuyla Ilık bahar esintisini resimlerine yansıtan sanatçı Sabiha AKMEŞE Kullandığı canlı ve sıcak renklerle aynı zamanda sempatik sevecen kişiliğini Doğa ve insan sevgisini tuvallerine aktarmaktadır.

Çocukluk döneminde çok iyi bir binici olan sanatçı atlara olan sevgisini ve özlemini Resimlerine işleyip izleyicileriyle paylaşmaktadır Ankara ressamlar Derneği ve Ankara Galericiler derneği üyesi olan sanatçı Çalışmalarını kurucusu olduğu KLEOPATRA SANAT GALERİSİ ve A tölyesinde sürdürmektedr.Sanatçı Sabiha Akmeşe bir çok kişisel ve karma sergilere katılmış Eserleri yurt içinde ve yurt dışında resmi ve özel kolleksiyonlarda bulunmaktadır.

Katıldığı karma ve kişisel sergiler:
Yaşar Sanat Galerisi,
Halkbank Sanat Galerisi,
Anel Sanat Galerisi,
Nefertiti Sanat Galerisi (2 kez),
Zenger Paşa Konağı
KLEOPATRA SANAT GALERİSİ (3 kez ),
Sem Sanat Galerisi,
Dedeman Sanat Galerisi

Fikret Muallâ Saygı

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Türk, ressam. Dışavurumculuk’un (Ekspresyonizm) ve Fovizm’in üslup özelliklerini kaynaştıran, coşkun bir lirizm ve içtenlik dolu resimler yapmıştır.

Fikret Muallâ Saygı İstanbul’da doğdu, 20 Temmuz 1967’de Fransa’da Nice yöresinde öldü. Küçükken geçirdiği bir kaza sonucu topal kalması ve annesinin ölümünden sonra babasının yeniden evlenmesi gibi olaylar onun sinirli ve uyumsuz bir çocuk olmasında rol oynadı. Saint Joseph Fransız Okulu’ndan sonra bir süre Galatasaray Lisesi’nde okudu, ama okulu bitiremeden mühendislik eğitimi yapması için Almanya’ya gönderildi.

Almanya’nın çeşitli kentlerinde dolaştı, İsviçre ve İtalya’ya gitti, müzeleri gezdi. Resim yeteneğinin farkına vararak kısa zamanda sağlam bir desen bilgisi edindi. Başarılı resimlemeler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenlerini en gözde Alman dergilerine kabul ettirdi. Babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelince bir Mısırlı prens, onun yirmi beş yaşına değin Almanya’da kalmasını sağladı.

Fikret Muallâ 1928’de aşırı alkol tutkusu nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördü. Daha sonra Almanya’dan Fransa’ya geçti, Paris’te Montparnasse ve Saint Germain gibi sanat çevrelerinde yaşadı. Orada, André Lhote’un atölyesinde çalışan Hale Asaf’la tanıştı. Paris’te sürekli resim yapan Fikret Muallâ bir süre sonra parasızlık nedeniyle Türkiye’ye döndü. Geçimini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı başvuru üzerine 1934’te Ayvalık Ortaokulu resim öğretmenliğine atandı, ancak kısa bir süre sonra bu görevinden istifa etti.

İstanbul’da Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetler için kostümler çizdi. Nâzım Hikmet’in Varan 3 adlı şiir kitabını resimledi. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun çıkardığı Yeni Adam dergisi için desenler hazırladı. Bir ara, yanlış yorumlanan bazı sözleri yüzünden savcılık emriyle 1936’da Bakırköy Akıl Hastanesi’nde bir yıla yakın gözetim altına alındı. 1937’nin sonlarına doğru taburcu edildi. Bu olaydan sonra Fikret Muallâ’da gittikçe artan ve ölümüne değin süren bir polis korkusu başladı.

Babasının ölümü üzerine eline geçen miras payı ile Paris’te yaşamını sürdürebileceğini düşünerek 1939’da Türkiye’den ayrıldı. Hastaneden çıkışı ile Türkiye’den ayrılışı arasındaki iki yıllık sürede 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino’nun isteği üzerine İstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. 1938’de yayımlanan Ses dergisi için çizdiği desenlerden birinin müstehcen olduğu gerekçesiyle, Türkiye’den ayrıldıktan

sonra aleyhinde dava açıldı, 1939’da beraat etti. Bu dönemde yazılmış ve Ses’te yayımlanmış “Masal” ve “Üsera Karargâhı” adlı iki de öyküsü vardır.

Fikret Muall-â Fransa’da yirmi altı yılı aşkın bir süre yaşadı. Geçimsizlik, içkiye düşkünlük ve sürekli polis korkusu ile geçen yıllar sonunda yaşamındaki dengesizlik ve uyumsuzluk yoğunlaştı. Bir ara tedavi için hastaneye yatırıldı. Burada kaldığı iki ay içinde kendisine resim yaptıran Dina Vierny’nin koruması altına girdi. Bu resimleriyle Kasım 1954’te ilk sergisini açtı. İkinci sergisinden sonra yeniden akıl hastanesine girdi. Bir ay sonra taburcu edilince sanayici Lharmin’le bir anlaşma yaptı ve Seine Nehri’nin daha çok varlıkların oturduğu “sağ” yakasına taşındı.

Resimlerinin sürekli müşterisi olan Madame Anglés’yle bu dönemde tanıştı. Fikret Muallâ’yı bundan sonra koruması altına alan Madame Anglés, 1962’de felç geçirdiğinde onu hastaneye kaldırttı, bakımını sağladı. Daha sonra Nice yöresinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Muallâ ömrünün sonuna değin felçten kurtulamadı. Mayıs 1967’de eski sinir bunalımları yeniden başladı. Önce hastaneye, sonra da bir dinlenme evine yatırıldı ve orada öldü.

Ressam Hale Asaf gibi kimsesizler mezarlığına gömüldü. Ölümünden yedi yıl sonra 1974’te Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün ilgilenmesiyle kemikleri Türkiye’ye getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü. 1976’da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara’da adına bir sergi düzenlendi. Yapıtlarının çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Yaşamının büyük bölümünü Fransa’da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı kullandığı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı

kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. İçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır.