Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Semih Balcıoğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1928 yılında İstanbul’da doğan Balcıoğlu, Işık Lisesinin ardından Devlet Güzel Sanatlar Akademisi grafik bölümünden mezun oldu.

İlk karikatürü 1943 yılında Akbaba Mizah Dergisinde yayınlanan Balcıoğlu, Karikatür, Amcabey, Akşam, Dünya, Hürriyet ve Tercüman gazetelerinde çalıştı.

Balcıoğlu, meslek yaşamında yurt içi ve dışında 49 ödül kazandı. “Gümüş Güvercin (Skopje)”, “Altın Madalya (Pescara)”, “Altın Palmiye” ve “Gümüş Hurma (Bordighera)”, “İş Bankası Büyük Ödülü”, “Abdi İpekçi Barış ve Kardeşlik Ödülü”, “TÜYAP Onur Ödülü” bu ödüller arasında yer aldı.

Gabrovo Mizah Evinin yaptığı oylama sonucu dünyanın 106 çizerinden biri olarak kabul edilen Balcıoğlu, Türkiye’de üç boyutlu karikatürü gerçekleştiren ilk sanatçı oldu.

Balcıoğlu, seramikle yaptığı karikatürlerini İstanbul ve Ankara’da sergiledi. Bugüne kadar 7’si yurt dışında olmak üzere 60 kişisel sergi açtı. 19 karikatür kitabı yayınlanan Balcıoğlu’nun “Güle Güle İstanbul” adlı eseri, İtalya’da “Karikatür Kitapları Yarışması”nda birincilik ödülü kazandı.

İki arkadaşıyla 1969 yılında Karikatürcüler Derneği‘ni kuran Balcıoğlu, 1973-1979 yılları arasında da Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanlığı görevinde bulundu.

1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı uvanını aldı. Kapodokya adlı karikatür albümü nedeniyle adı Ürgüp’te bir parka verildi. Ürgüp’te düzenlenen karikatür yarışmasının gelenekselleşmesini sağladı.

Balcıoğlu, 1999 yılında “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü”nü aldı. 15 Ocak 2002 tarihinde Mimar Sinan Üniversitesince ”Onursal Doktor” unvanı verilen Balcıoğlu, Basın Şeref Kartı sahibi, evli ve bir kız çocuğu babasıydı.

Türk karikatür sanatının duayenlerinden Semih Balcıoğlu 27 Ekim 2006 günü geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.

Başlıca kitapları şunlardır:
Yazısız Çizgiler (1972),
50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü (1973; Ferit Öngören’le),
I. MC (1978), Güle Güle İstanbul (1979)
Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü (1983)
Gözüm Görmesin (1985)
Karikaturgut (1990)
Galeri Çiller (1993)
Hacı-Bacı (1996)
Çizgiyle 2002 Günlüğü
Kırmızı – Red
Mavi
Önce Çizdim, Sonra Yazdim

Savaş Dinçel

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

İstanbul’ un Fatih ilçesinde 1942 yılında doğdu. İlkokulu Koca Ragıp Paşa İlokulu’ nda tamamladıktan sonra İstanbul Erkek Lisesi’ne kaydoldu.

Tiyatro eğitimine İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde başladı. Tiyatro eğitiminin yanı sıra amatör olarak karikatür çizmeye başladı. Tiyatrocu olarak ilk kez İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahne aldı.

1980 askeri darbesi sonucu sıkıyönetim ilanı ile İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan uzaklaştırıldı. Daha sonra Güldürü Eğitim Merkezi’ nde karikatürist olarak çalıştı. Bir süre Günaydın gazetesinde karikatüristlik yaptı. Burada “Tonton” adlı karikatürü hazırladı.

Danıştayın onaması ile birlikte Şehir tiyatrolarında tekrar çalışmaya başladı. İki tane karikatür sergisi açtı. “Çizgilerle Nazım Hikmet” adlı çizgi roman bir kitap hazırladı. Ziya Öztan’ ın yönetmenliğini üstlendiği Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinde İsmet İnönü’ yü canlandırmıştır.

Vefatına kadar Şehir Tiyatroları’nda oyunculuk ve yönetmenlik yapmıştır. Bunun yanı sıra amatör çizim ve afiş işleriyle uğraşmıştır. Ali Poyrazoğlu ve Münir Özkul ile birlikte çalışmıştır.

Sanatçı Savaş Dinçel (65), gece evinde iç kanama geçirdikten sonra ambulansla kaldırıldığı Memorial Hastanesi’nde yapılan müdahalelere rağmen 20 Aralık 2007 günü İstanbul’da hayatını kaybetti.

Memorial Hastanesi Kalp Cerrahisi Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, hastanede yaptığı açıklamada, Dinçel’in ağır iç kanama neticesinde hayatını kaybettiğini belirterek, gece rahatsızlanın sanatçının, hastaneye getirildiğinde şoka girmiş olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Sönmez, bir saat boyunca “geri getirme çalışması yaptıklarını” ifade ederek, başarılı olamadıklarını kaydetti. Sönmez, “Kendisi Ekim ayında göğüs aort anevrizması nedeniyle hastanemizde ameliyat olmuştu. Ölümüne neden olan rahatsızlığın bu ameliyatla bir ilgisi yok” dedi.

Dinçel’in yoğun şekilde sigara içtiğini ifade eden Prof. Dr. Sönmez, sanatçının, ameliyattan sonra sigarayı bırakacağına söz vermesine rağmen bunu yapmadığını anlattı.

Hastaneye gelen tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen ile Mehmet Ali Alabora, Dinçel’in eşi Sumru Dinçel ve yakınlarına baş sağlığı diledi.

ÖDÜLLÜ SANATÇI
8. ÇASOD “En İyi Oyuncu” Ödülleri, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar 

20. İstanbul Film Festivali, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

22. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2000, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

Ahmet Nuri Tan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1947 Ankara doğumlu olan Ahmet Nuri Tan, Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde Yüksek Mimarlık bölümünü tamamladı.

Türkiye Basketbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesidir.

Halen serbest mimar olarak çalışan Ahmet Nuri Tan, evlidir.

Özer Aktaş

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1964 Eskişehir doğumlu olan Özer Aktaş, ilk kişisel sergisini Eskişehir Kültür Sarayı’nda 1991 yılında gerçekleştirdi. Bugüne dek çeşitli kişisel sergiler açan ve karma sergilere katılan Özer Aktaş, Ankara İstanbul’da düzenlenen birçok sanat fuarına katıldı. Aktaş’ın demiri yontarak ve kaynatarak geliştirdiği kendine özgü çok farklı bir teknikle gerçekleştirdiği eserleri Kültür Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi koleksiyonlarında yer almaktadır. On kişisel sergi açan sanatçı, bir karma sergiye katılmıştır. sanatçı 2006 yılında “Eskişehir Yılın Heykel Sanatçısı” ödülünü almıştır.

Akın Altıok

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Bursa’da doğdu. Atletizme 1949 yılında Ankara’da başladı. Üçadım atlama dalında kendini gösterdi. 1951 yılında milli takıma seçildi. Aynı yıl İskenderiye(Mısır)de yapılan 1nci Akdeniz Oyunları’nda üçadım atlamada 1 nci oldu. Bu  Türkiye’nin Akdeniz Oyunları’nda atletizmde kazandığı ilk altın madalyadır. Daha sonra Helsinki’de yapılan Olimpiyatlara katıldı. Ulusal ve uluslararası  yarışmalarda bir çok birincilik kazandı. Sakatlanması sebebiyle çok genç yaşta atletizmi bıraktı.

Ahmet Nuray

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Araştırmacı sanat danışmanı, eğitimci ve heykeltıraş. 1950 İzmir doğumlu olan sanatçı, ilk, orta ve lise eğitimini Türkiye’de aldıktan sonra eğitimini devam ettirmek amacıyla Amerika’ya göç etti.

Gençlik yıllarında sporla iç içe yaşamanın etkisinde kalan sanatçı, Türkiye’deki eğitim yıllarında atletizmde birçok birincilikler kazandı. 100 metre, 200 metre, 400 metre uzun atlama, yüksek atlama, disk atma, üç adım ve 1500 metrede birçok defa birincilik, ikincilik ve üçüncülük madalyaları ile okuduğu okulların spor vitrinlerini doldurdu. Türkiye ortaokullar arası atletizm turnuvasında okulunun birinci olmasında sanatçının çok büyük bir payı oldu. Türkiye liseler arası atletizm turnuvasında yine okulunun Türkiye birincisi olmasında sanatçının payı büyüktür. Özellikle ferdi atletizm yarışmalarında aldığı birincilik madalyaları, sanatçının öğrenim yaşamında gurur kaynağı oldu. Liselerarası Türkiye birincilerinin yurtdışına gönderileceği milli atlet adayı oldu. O günün teknik sorumlularının hatası yüzünden, onun yerine, 200 metre Türkiye ikincisi yurt dışına yarışmaya gönderildi. Yurt dışında geleceğini arayanlar listesine kendisini eklemişti. Ahmet Nuray’ın yurtdışı eğitiminin başlangıç öyküsü böyle oldu.

Yurtdışında spor eğitimi almak için plan yaparken, babasının ağaç oymacılığından aldığı eğitim ağır bastı ve eğitiminde sanata ağırlık verdi. Geleceğini şekillendirmek için kendine sanatla yön çizdi. New York’ta başlayan sanat eğitiminin Los Angeles ve Santa Barbara uzantısında sanatın birçok dalında kendi öz benliğinin ihtiyacı olan eksiklikleri gidermek, heykel, resim, özgün baskı, seramik sanatının tüm inceliklerini öğrenmek için elinden gelenin en iyisini yaptı.

Fedakârlık, özveri ve zaman isteyen eğitiminin hakkını verdi. Eğitimini okul dışında da geliştirmenin farkına varan sanatçı, çevresinde gördüğü tanıştığı her uzman eğitimci ile çalıştı. Kendi üslubunu uzun bir tecrübeden sonra geliştirirken, birçok sanat sergisine kişisel imzasını attı. Hollywood çevresinde ünlü sinema sanatçılarının ilgisini çeken sanatçının eserleri, gelecek vadeden sanatçı statüsüne layık görüldüğünün bir kanıtı olmuştu. Eğitmeyi ana gaye edinmiş sanatçı, sanat eğitimi aldığı  eğitim kurumunda ders vermeye devam etti. Santa Barbara’da açtığı atölyede birçok sanatçı yetiştirdi. Eğitim konusunda sanatsal düşünce yapısına sahip olan sanatçı, eğitimin sanat aracılığı ile verilmesinin gerekliliğine inandı ve buna yönelik çalışmalar yaptı.

1980’li yılların başında Transandantal Meditasyon adı verilen bir teknikle karşılaştı;. Pozitif yaşam felsefesine sahip olan sanatçı, sanat eğitmenliğini yaptığı öğrencilerinden bazıları bu tekniğin uzmanlarındandı aynı zamanda bu tekniği öğrenmeye başladı. Tekniğin o günlerdeki uygulayıcılarından olan insanlarla tanıştı. Bu insanlar arasında Hollywood yıldızları da vardı. Kısacası beyin hücrelerinin maksimum seviyede kullanmaya yardımcı olan bu tekniğin eğitimini almak vazgeçilmez olmuş sanatçı için. Ahmet Nuray uzun seneler süren bir eğitimin ardından, Transandantal Meditasyon tekniğinin uygulayıcısı olmuş, sanat eğitimi verdiği öğrencilerine, öğreteceği yeni bir konu daha eklemişti.

1985 yılında İsviçre’ye gidip Parapsikoloji ve Pedagoji eğitimi hakkında araştırmalar yaptı ve eğitim programlarına katıldı. Devamında aldığı bir teklifle Lozan Müzesi’nde on binlerce çocuğun eğitilmesi için bir eğitim programı uyguladı. Bu eğitim programı çok eski bir felsefenin yeni bir versiyonu niteliğindeydi. Lozan Müzesi’nde başlayan bu eğitim programının adı “Pedagojik Eğitimle Sanat Eğitiminin Bütünleştirilmesi”, kişisel bazda eğitilen her öğrencinin kendi yeteneğini geliştirmesine yardımcı olan bir teknikti. Her düşünen beynin sanat eğitimi sayesinde beyin hücrelerini geliştirilmesini hızlandırmayı  temel alan bir teknik.

İsviçre’de bulunduğu dört yıl içinde kendini çeşitli alanlarda geliştirmenin yanı sıra, bildiklerini öğretmekle pozitif yaşamanın zevkini çıkaran Ahmet Nuray, birçok kişisel sergi açmayı da ihmal etmemişti.

1970’li yıllarda ayrıldığı ana vatanına geri dönmenin zamanı geldiğini düşünen araştırmacı eğitimci heykeltıraş Ahmet Nuray, 1990’lı yıllarda Türkiye’ye döndü. Hem Türk hem de Amerikan vatandaşı olan sanatçı, İsviçre’de yerleşmesi için yapılan tüm ısrarlara rağmen kafasındaki bütün projelerle beraber sanat eserlerini yanına alarak vatanına geri döndü. Yine sergiler açmak, projeler geliştirip uygulamak istiyordu. Bazılarını yaptı ancak engellerle karşılaştı, pozitif yaşam felsefesini uygulayarak on beş sene zamanını uykuda harcadı. Birçok fikrinin henüz gerçekleşmeyeceğini, zamanı gelince olması gerekenlerin olacağını bilen bir tavır ile on beş sene sonra 2008 Türkiye’sinde tekrar atağa geçmesi gerektiğine inanarak. Son kez olsa bile projelerinin hayata geçirilebileceği ortamların oluşmasını arzu ediyor, Amerikan vatandaşı olmanın avantajını kullanmadan. Amerika’ya geri dönmeden kişisel gelişiminde en çok payı olan ana vatanında sanatıyla eğitimciliği, projeleriyle birlikte faydalı bir dünya insanı olmak istiyor. Evrensel sanatçı kişiliği ile ana vatanına karınca kararınca yardımcı olmak istiyor.

YURTDIŞI SERGİLER

Patrick’s Gallery, San Francisco, USA

AtelierGallery, Carmel, USA

FalknerGallery, Santa Barbara, USA

Gallery113, Santa Barbara, USA

GraphicBrokers Gallery, Santa Barbara, USA

ArlingtonGallery, Santa Barbara, USA

CpoenhagenGallery, Solvang

SantaBarbara Public Library, S.B., USA

SantaBarbara Art Association Show, S.B., USA

TheSanta Barbara New Comers Club, S.B., USA

SantaBarbara City College, S.B., USA

PortHueneme Community Center, S.B., USA

Robertson’sRed Door Gallery, Moro Bay, USA

MissionFederal Savings, Santa Barbara, USA

CarnegyCultural Museum, Oxnard, USA

La Casa de la Raza Community Center, S.B., USA

CabrilloArt Center, S.B., USA

EagleGallery, San Diego, USA

MontecitoInn, Cafe Rouge, S.B., USA

LesOlivos Gallery, Los Olivos, USA

Gallerie“Au Temps qu Passe”, Genolier sur Nyon, Suisse

GalerieSaphistic, Geneve, Suisse

Art Form Gallery, Genéve, Suisse

HôtelBeau-Rivage, Lausanne, Suisse

Expositionen plein air, Grancy, Suisse

Châteude Morges, Exposition d’art, Morges, Suisse

Morges(700 ann) Art Exposition, Suisse

MuséeVivarium de Lausanne, Lausanne, Suisse

Muséecantonal de zoologie, Palais de Rumine, Lausanne, Suisse

CentreGATT, Organisation des Nations Unies, Genéve, Suisse

BanquePariente, Genéve, Suisse

Expositionl’esle, Vaduis, Suisse

GalerieL’Escapade, Cartigny sur de Genéve, Suisse

GalerieLes Hirondelles, Coppet,Suisse

GalerieL’Escapade, Cartigny sur de Genéve, Suisse

BanquePariente, Genéve 1988 ane, Genéve, Suisse

HYATTCONTINENTAL MOTREUX, Montreux, suisse

HYATTHôtel, Les Accessoires expostion, Montreux, Suisse

BERGUESHôtel, Suisse-Turqie assoiation club exposition, Genéve, Suisse

 

YURTİÇİ SERGİLER

Ramko Sanat Galerisi, İstanbul

Selçuk Efes Müzesi, Aydın

Kuşadası Açıkhava Sergisi, Aydın

Haliç Açıkhava Sergisi (Ticaret Odası Binası Yanı), İstanbul

Çanakkale Seramik Galerisi

Karayolları (Zincirlikuyu) Açıkhava Sergisi, İstanbul

Maslak Kasırları Açıkhava Sergisi, İstanbul

TarabyaParkı Daimi Sergi, İstanbul

Sabiha Bengütaş

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Heykellere şekil veren ilk kadın parmakları Sabiha Bengütaş’a ait. O Türkiye’nin ilk kadın heykeltraşı olarak tanınıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak Hamid, Ahmet Haşim, Bedia Muvahhit gibi tarihte iz bırakan pekçok kişi onun parmaklarında yoğurduğu çamurla abideleşti.

1940 yılında dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, babasının Şam’da görevlendirilmesiyle eğitimini Şam’da Fransız Katolik Okulu’nda yapmış. İstanbul’a dönmelerinin ardından Köprülü Fuat Paşa Okulu’na devam edip mezun oldu. Küçük yaşlarda güzel sanatlara ilgi duyduğundan henüz liseyi bitirmeden 16 yaşındayken Sanayi-i Nefise Mektebi in resim bölümüne kaydolmuş. Kendi kendisine antik bir büstü kopya eden Sabiha Bengütaş’ın bu yaptığını gören heykel öğretmeni, kendisinin yaptığına başta inanmadıysa da, daha sonra ikna olunca onu destekleyip okulun heykel bölümüne ilk kız öğrenci olarak alınmasına yardımcı oldu.

Yeteneği kısa sürede farkedilen Bengütaş, okulunu birincilikle bitirdi. Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde ihtisas yaptı. İtalya’da büyük deneyimler kazanan Sabiha Bengütaş, Taksim Meydanı’ndaki Atatürk abidesini yapan ünlü İtalyan heykeltraş Canoci’nin asistanlığını yaptı. Abdülhak Hamid’in torunu Emin Bey ile evlenen Sabiha Bengütaş, kocasının diplomat olması nedeniyle birçok yabancı ülkede bulundu, mesleğini bu ülkelerde sürdürdü.

Geleneksel Galatasaray sergisine 1925 yılında katılan ilk kadın sanatçılardan biri olan Bengütaş, 1938 yılında Atatürk ve İnönü için açılan heykel yarışmasında birincilik aldı. Atatürk heykeli Çankaya Köşkü’nün bahçesinde, İnönü heykeli ise; Mudanya’da bulunmaktadır. Uzun yıllar çalışmasını sürdüren Bengütaş, 1992 yılında yaşamını yitirdi.

Kenan Yontuç

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Almanya’da heykel eğitimi gören Yontunç, Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. 1943’te emekli oldu. Ülkenin dört bir yanını Atatürk heykelleri ve anıtlarıyla donatan, en verimli sanatçılardan biridir. Amasya, Tekirdağ, Kırklareli, Çorum, Edirne, Silifke, Elazığ, Isparta, Kastamonu, Mersin, Kayseri ve Tarsus’u onun yaptığı Atatürk anıtları süsler.

Heinrick Krippel

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Türkiye’de gerçekleştirdiği anıt heykellerle tanınan Avusturyalı heykelci. 17 Eylül 1883’de Viyana’da doğdu. Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Daha çok portre, büst ve mezar taşları üzerinde çalıştı. Türk hükümetinin Ankara’daki Ulus Meydanı için sipariş ettiği “Zafer Anıtı”nı gerçekleştirmek üzere 1925’te Türkiye’ye geldi. İstanbul’da Sarayburnu’ndaki “Atatürk Heykeli”ni (1925), Konya’daki “Atatürk Heykeli”ni (1926), Ankara’da Ulus Meydanı’ndaki “Atatürk Anıtı”nı (1931), Afyonkarahisardaki “Zafer Anıtı”nı (1935) ve Ankara’da Sümerbank Binası’nın önündeki “Atatürk Heykeli”ni (1938) gerçekleştirdi.

Bütün bu çalışmalarında Atatürk kendisine poz verdi. Krippel çalışmalarının taslaklarını Türkiye’de yapmış, asıl heykelleri Viyana’daki özel atölyesinde hazırlayıp sonradan yerlerine monte etmişti. 5 Nisan 1945’de Viyana’da öldü.

Nijat Sirel

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1897 yılında Amasya’da doğdu. Heykel öğrenimi için 1915’de devlet adına Almanya’ya gönderildi. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirince yurda dönüp, 1922’de İzmir Lisesi’nde resim öğretmeni olarak çalışmaya başladı. 1927 yılında Güzel Sanatlar Akademisi heykel öğretmenliğine atanan ve Beilling’in yanında ders veren, 1952’de Akademi müdürlüğüne getirilen Nijat Sirel, ülkemizde anıt heykelciliği yabancı sanatçılardan devralan ilk Türk heykeltraşlarımızdandır.

Mahir Tomruk ile birlikte 1931 yılında gerçekleştirdiği Bursa Atlı Atatürk anıtı, en güzel eselerinden biri olarak kabul edilir. Bu ilk denemeyi 1933’de yaptığı Çanakkale Atatürk anıtı, Kocaeli Atatürk anıtı, Bolu Atatürk anıtı, Hakkı Atamulu ile birlikte yaptığı Malatya’daki Atatürk ve İnönü anıtları izledi. Sanatçının, Resim ve Heykel Müzesinde alçı ve bronz büstleri de vardır. Nijat Sirel 1959 yılında İstanbul’da öldü.

Ratip Aşir Acudoğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Heykeltraş Ratip Aşir Acudoğlu 1898 yılında İstanbul’da doğdu. Ratip Aşir, İlk öğrenimini Mahmudiye Rüştiyesi’nde, ortaöğrenimini Ankara Sultaniyesi’nde yaptı. O sıralar Türkiye Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştı. Son sınıf öğrencisiyken askere alınan Ratip Aşır savaşın bittiği yıl Sanayii Nefise Mektebine (Güzel Sanatlar Akademisi) girdi. İhsan Özsoyun atölyesinde çalışmaya başladı.

1920 de Almanya’ya gitti. Münih Akademisi’ne giren Ratip Aşir, bir süre Blecker’in atölyesinde çalıştı. Fakat o Fransa’nın Rodin’den sonra yetişen en güçlü heykelcisi Aristide Maillo’a hayrandı. Bütün dileği Bourdella ve Maillol gibi büyüklerin yanında çalışmaktı. Nitekim Münih’e geldiğinin ikinci yılında Almanya’dan Fransa’ya geçerek Maillol’dan ders almak istedi. Maillol atölyesine kabul edip eserlerini bir bir gösterdi ama işlerini öne sürerek hocalığı devam ettirmedi.

Ratip Aşir, Edirne Öğretmen Okulu’na resim öğretmeni tayin edildi. Sanatçı ömrünün sonuna kadar ortaokullarda çocuklara resim yaptırmak gibi kişiliğine hiç uymayan işlerle uğraşmak zorunda kaldı. Menemen Şehit Kubilay anıtı, Erzincan İnönü anıtı (1948), Ankara Ziraat Fakültesi Atatürk anıtı gibi büyük eserler ona sipariş edildi ve bunlardan sağladığı kazançla kendi heykel çalışmalarını sürdürebildi. En belirgin Eseri Ziraat Fakültesi önündeki Atatürk anıtıdır denebilir. Ratip Aşir Hatipoğlu 1958 yılında öldü.

Bedri Baykam

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Bedri Baykam 1957 yılında Ankara’da doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre’de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960’lı yıllarda Avrupa ve Amerika’nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi’ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris’e taşındı. Sorbonne Üniversitesi’nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris’te aynı süreç içinde L’Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı.

1980 yılında Amerika’ya taşınan sanatçı, 1984’e kadar California College of Arts and Crafts’de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika’da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris’te birçok sergiler açmaya devam etti.

1987’de atölyesini İstanbul’a taşıyan Baykam, bugüne kadar 71 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajlı film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam’ın yayınlanmış onbir kitabı bulunuyor: “Boyanın Beyni” (1990), “27 Mayıs İlk Aşkımızdı” (1994), “Mustafa Kemaller Görev Başına” (1994 ), “Monkeys’ Right To Paint” (Maymunların Resim Yapma Hakkı) (1994), “Ödünsüz Laik Türkiye” (1995),”Geçici Anlar, Kalıcı Tatlar” (1996), “Gözleri Hep Üzerimizde” (1996), “Dönemin Rengi” (1997), “68’li Yıllar-Eylemciler” (1998), “68’li Yıllar-Tanıklar” (1999), “Maymunların Resim Yapma Hakkı” (Monkeys’ Right To Paint’in Türkçesi) 1999, “Küba ve Binyılın Süvarisi Che” (2000)

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda Plastik Sanatlar Derneği’nin de kurucularından ve bu dönem de 2. başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çeşitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Akşam’da köşesi olan ve üç yıl boyunca “Dönemin Rengi” isimli bir kültür tartışma programını Prima TV’de hazırlayan ve sunan Baykam, Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor.

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul’da, AKM’de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev’in “This Has Been Done Before” isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam’ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, “I’m Nothing But I’m Everything” isimli geniş monografiyi yayınladı.

1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999’da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.

Rudolf Belling

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

28 Ağustos 1886’da Berlin’de doğdu. Sanat öğretimine 1912’de Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde başladı. Prof. Peter Breuer’in öğrencisi oldu. Daha öğrenciyken film ve tiyatro dekorları hazırladı. 1916’da Havacı olarak askere alındı. Terhisinden sonra heykel çalışmalarına yeniden başladı.

1918’de ünlü bazı mimar, ressam, yazar ve müzisyenle birlikte ” Novembergruppe” ( Kasım grubu) adını taşıyan bir sanat topluluğu kurdu. 1919’da henüz akademiyi bitirmeden yaptığı Dreiklang (Üçlü Uyum) adlı yapıtıyla büyük üne kavuştu. 1933’de Hitler iktidara geldikten sonra Nazilerin modern sanata karşı olmaları nedeniyle Belling’de birçok sanatçı gibi gözden düştü. Yapıtları müze ve resmi binalardan kaldırıldı. Bazısı tahrip edildi. Rudolf Belling Türk heykeline eğitim alanında önemli katkılarda bulunmuştur.

Prof. Dr.Mustafa Nusret Suman

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1905 yılında Selanik’te doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra Münih’te resim, Paris’te heykel öğrenimi yaptı. 1943’te akademide asistan, 1969’da profesör oldu. Aynı yıl kendi isteğiyle emekliye ayrılan Nusret Suman, gerek portre, gerek anıt heykelciliğinde pek çok eser vermiş bir sanatçıdır. 20’ye yakın anıt çalışmasının çoğunda Atatürk’ü konu edindi.

Eserleri: Tokat (1935), Muğla (1937), Mustafa Kemal Paşa (1939), Kırıkkale(1942), Balıkesir(1959), Çorlu(1960), Karacabey ve Çarşamba (1961), Sivas, Adapazarı ve Ankara Fen Fakültesi (1964), Bingöl(1965), Sinop ve Gaziantep (1967) Atatürk anıtları.

Zühtü Müridoğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Zühtü Müridoğlu 26 Ocak 1906’da İstanbul’da doğdu. Figüratif ve soyut anlayışta yapıtlar üreten heykelci, 1924’te girdiği Sanayi-i Nefise Mektebi’nde önce Resim Bölümü’nde Hikmet Onat’ın, sonra da Heykel Bölümü’nde İhsan Özsoy’un öğrencisi oldu. 1928’de Avrupa sınavını kazanarak Paris’e gitti.

1928-1932 arasında özel Colarossi Akademisi’nde Marcel Gimond’un öğrencisi oldu. 1936-1939 yılları arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde çalıştı. 1939-1947 arasında da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde resim öğretmeni olarak görev yaptı. 1947’de girdiği İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nde, 1950-55 arasında Ali Hadi Bara ile birlikte heykel, 1971’de emekli olana değin de ağaç uygulama atölyesini yürüttü.

Türkiye’de heykel sanatının gelişmesine önemli katkıları oldu. İlk dönem yapıtlarında A.Maillol’un düzen ve uyumundan etkilendi. Figüratif heykellerinde yumuşak bir hacimlendirme yöntemi kullandı. Hadi Bara ile birlikte 1941-43 arasında Beşiktaş’taki “Barbaros Anıtı”nı gerçekleştirdi. İlk soyut çalışmalarını 1950’den sonra yapmaya başladı. Önceleri doğal biçimleri stilize bir anlayışla heykel ve kabartmalara uyguluyordu. 1950’lerin ortalarında geometrik soyuta yöneldi ve heykel alanında ki bu anlayışın Türkiye’deki ilk temsilcilerinden biri oldu. 1953’te Londra Çağdaş Sanatçılar Enstitüsü tarafından düzenlenen uluslararası heykel yarışmasında “Bilinmeyen Siyasi Esir” adlı yapıtıyla ödül kazandı.

1980’lerde de figüratif ve soyut çalışmalarını birlikte sürdürdü. Taş, ahşap, alçı, bakır, demir gibi çok çeşitli malzemeler kulandı. Anıt heykelleri arasında Anıtkabir’in büyük merdivenin batı yanındaki kabartma (1953), Büyükada’daki “Atatürk Anıtı” (1965), Muş’taki “Atatürk Anıtı” (1965) bulunmaktadır.

1977’de Sedat Simavi Vakfı Ödülü (ressam Cevat Dereli ile), 1981’de de Atatürk Sanat Armağanı Müridoğlu’na verilmiştir.

Devrim Altıkulaç

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1962 yılında doğdu.

Kişisel ve Karma Sergiler
 
1986 Kişisel Resim Sergisi – Bakraç Sanat Galerisi, İstanbul

1988 Kişisel Resim Sergisi – Pabetland Sanat Galerisi, İstanbul

1989 Kişisel Resim Sergisi – Pabetland Sanat Galerisi, İstanbul

1995 Kişisel Heykel Sergisi – Tüyap Sanat Fuarı “Genç Etkinlik 95”, İstanbul

1997 İlk kitabın yayınlanması “DEFTERLER”

1997 Kişisel Heykel Sergisi, Tüyap Sanat Fuarı, Çatı Sanat Galerisi, İstanbul

2000 İkili Sergi “Heykeller”, Karsu Sanat Galerisi, İstanbul

2000 İkinci kitabın yayınlanması “DEFTERLER İKİ”

2003 Kargart karma Sergi “Kargaşa 3”

2004 Kargart karma Sergi “Kargaşa 4”

2007 Üçüncü kitap “GREGOR-Evde bir gergedan”

Ali Hadi Bara

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Heykelci. 1906 yılında Tahran’da doğdu. Ali Hadi Bara, ilk heykel hocası Yervant Osman Efendiden sonra yetişmiş İhsan Özsoy, İsa Behzat, Mahir Tomruk ve Nijat Sirel gibi, heykel sanatçılarının hemen ardından gelen kuşağın belki de en güçlü temsilcisidir.

Ailece Türkiye’ye geldiklerinde Ali Hadi dört yaşındaydı. 1923 yılında Sanayii Nefise Mektebi’ne kaydolmuş, 1927 yılında Avrupa bursunu kazanarak Paris’e gitmişti. Paris’te Jullian Akademesi’nde Bouchard’ın sonra da ünlü sanatçı Aristide Malilol’un yanında çalıştı. Doğaya dönük klasik kurallara bağlı ve teknik gücü ön plana alan uzun çalışmalar, Bara’ya gereken sanat gücünü vermişti.

İlk yapıtlarında Bouchard’dan çok Despiau ve Maillol gibi büyük ustaların etkisi görülür. Daha doğrusu, Bara’nın ilk büstlerinde figür ve anıtlarında sezilen hava, bir etkiden çok, çağın klasik eğilimlerine bir ayak uyduruştur. Avrupalı heykelciler, bir süre eski Yunan klasisizmini ya da Marcel Gimond gibi birkaç sanatçı, Mısır’ın plastik olgunluğunu, anıtsallığını yeniden canlandırmak isterken, ileri görüşlü aydın Türk heykelcilerinin de bu yolu benimsemeleri normaldi.

Hadi Bara’nın klasisizmle Akademizm arası bir uslübu yansıtan yapıtlarına örnek olarak Adana anıtını, Müritoğlu ile birlikte yaptığı Barbaros anıtını, Fevzi Çakmak, Tevfik Fikret, Ahmet Rasim ve Bedia Hanımın (Hadi Bara’nın eşi) büstlerini, birkaç çıplak kadın figürünü, özellikle, “Havva” figürünü sayabiliriz. Bu son yapıt Aristide Maillol’un etkisini taşımakla birlikte Bara’nın en güçlü en başarılı çalışmalarından biridir.

1929’da Paris’te Sonbahar Sergisi’nde gösterilen bu anıtsal kadın çıplağı, ayrıntılardan arınmış, biçimde sadeliğine varmış, tam anlamıyla anıtsal bir yapıttır. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin en değerli parçalarından biri olan bu heykel, ne yazık ki bronza dökülmemiş, alçı olarak kalmıştır. Fakat heykelci Muzaffer Ertoran tarafından bronz rengine boyandığı için heykel bronzdan sanılır.

Ölümünden önceki on yıl içinde, Bara’da tam bir kişilik değişimi görülür. Figüratif, insancıl bir üsluptan soyut araştırmalara atlayan, çağın ileri görüşlü estetiğini benimseyen sanatçı, doğa ile ilişkilerini kesmiş, gerçek üstü biçimlerin boşlukta kapladığı yerleri saptamak gibi tam anlamıyla soyut araştırmalara yönelmiştir. “Boşluk-doluluk” denge ve düzenini bulma çabası içinde yaptığı, çoğu alçı bazıları demir lama ve çubuktan yaratılmış heykellerinde geometrik bir biçim düzeni ağır basar.

Feza çağı diye adlandırdığı alçı tekerlekler, üçgenler ve hunilerde, boşluk- doluluk dengesiyle birlikte, çağımızın bilimsel çabaları ve bu çabaların sırlarını içten duymuş bir sanatçının tasaları dile gelir. 1971 yılında İstanbul’da öldü.

Prof. Dr.Pietro Canonica

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nin Heykel Bölümünde profesör ve İtalyan Akademisi’nde üye olan Canonica, ülkesinde daha çok atlı heykelleriyle adını duyurmuş değerli bir sanatçıydı. Kurtuluş Savası’ndan galip çıkıp Cumhuriyet’e kavuşan Türk milletinin öyküsünü bir anıtla ölümsüzleştirmek için 1927 yılında başlatılan çalışmalarda akla ilk gelen isimlerden biri Canonica oldu.

Gerçekten de Canonica’nın taslağını amaca uygun bulan İstanbul Belediyesi Anıt Komisyonu, Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın siparişini Canonica’ya verdi. Sanatçının İtalya’da tamamladığı tunç figürlü mermer heykel 1928 yılında alandaki yerine yerleştirilmiş ve açılışı yapılmıştır. Bu büyük eserden başka, Ankara Etnoğrafya Müzesi önündeki atlı Atatürk heykeli, Ankara Zafer Alanı’ndaki Atatürk heykeli ve İzmir’deki atlı Atatürk Anıtı, Caningrad’daki atlı II.Aleksandar heykeli, Bağdat’taki atlı Faysal I heykeli ve Columbia’daki Bolivar Anıtı sayılmaya değer.

Josef Albers

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1888’de Bottrop’da dünyaya geldi. 1908-1913 yılları arasında Ruhr bölgesinde ilkokul öğretmenliği yaptı. 25 yaşına geldiğinden okulundan izin alarak Berlin Kraliyet Sanat Akademisinde iki yıl okuduktan sonra bitirme sınavlarını verip sanat öğretmenliği için gerekli sertifikayı aldı. 1916’dan başlayarak üç yıl Bottrop’da hocalık yaptıktan sonra 1919’da Münih’e taşında ve burada Franz von Stuck’un resim öğrencisi oldu.

1920’de Weimar’da Bauhaus Tasarım Okuluna yazılarak 32 yaşında okulun en yaşlı öğrencisi oldu. Burada malzemelerini çöplerden sağlayarak ilk defa soyut cam resimlerle deneysel çalışmalara girişti; 1922’de cam atölyesini yeniden organize etti. 1925’te Bauhaus ile Dessau’a taşınan Albers, burada profesörlüğe getirildi. Aynı yıl içinde dokuma sanatları bölümündeki öğrencilerden Anni Fleischaman ile evlendi. 1933’te Black Mountain College’e atanan Albers 16 yıllık hocalığı esnasında pek çok genç sanatçıyı bu okula çekti. 1939’da Amerikan vatandaşlığına geçen Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi

1950’de geçtiği Yale Üniversitesi sanat bölümünde mimarlık ve tasarım bölümlerini yönetti. 1958’de emekli olduktan sonra iki yıl daha konuk profesörlük yaptı. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı 1950’den sonra çalıştı. Burada Albers’in renk deneylerinin özü gösterilmekte ve Op-art, kinetik sanat, renklerin yanyana uygulandığı resimlerde ve Yeni Soyut çalışmaların gelişmesi üzerinde önemli bir etken olan algılama teorisine ilişkin düşüncelerini açıkladı. Değişmeyen geometrik bir tramı esas alarak renk etkisinin durum, çevre, ışık sayısı ve yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

1961 yılında Amsterdam’da Stedelijik Müzesinde ilk retrospektif Albers sergisi açıldı. İki yıl sonra Renklerin Etkileşimi adı altında bilgilerini bir araya toplayan bir tür görmenin okulu olan kuramsal yazısı çıktı. 14 tane şeref doktoru unvanına sahip olan Albers 25 Mart 1976’da Amerika’da öldü.

Prof. Dr.Tankut Öktem

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Prof. Dr. Tankut Öktem, 1940 yılında Konya‘da doğdu. 1965 yılında bitirdiği İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (İDTGSYO) Seramik Bölümü‘ne 1966 yılında asistan seçilen Prof. Öktem, 1970 yılında aynı okulun öğretim üyeliğine geçti.

1974-1975 yılları arasında Seramik Bölüm Başkanlığı, 1980-1982 yılları arasında İDTGSYO Müdürlüğü yapan Prof. Öktem, 1983-1985 yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatlar’ın Marmara Üniversitesi oluşundan sonra Heykel Bölümü‘nü kurdu ve ilk başkanı oldu.

1986’dan bu yana profesör olarak öğretim üyeliğini sürdüren Tankut Öktem, 1993-1996 yılları arasında Marmara Üniversitesi Seramik-Cam Bölümü Başkanlığını, 1999’a kadar Fakülte Senatörlüğünü ve YÖK Sanat Milli Komitesi Marmara Üniversitesi Temsilciliğini yaptı. Çok sayıda eseri ve ödülü bulunan Prof. Öktem, 1999 yılında “Devlet Sanatçısı” seçildi.

1973 yılına kadar modern heykeller yapan, 1970’li yıllarda figüratif
çalışmalara başlayan ünlü heykeltıraş Öktem, daha sonra çok figürlü
anıtlar
yapmaya yöneldi.

Üsküdar’da 06 Aralık 2007 günü meydana gelen trafik kazasında ünlü heykeltıraş Prof Dr. Tankut Öktem öldü, kızı ve eşi yaralandı.

D-100 karayolu Harem yol ayrımında meydana gelen kazaya bir kamyon neden oldu. Haydarpaşa sapağını kaçıran kamyon, otoyolda durarak geri geri gitmeye kalkışınca, Prof Dr. Tankut Öktem’i taşıyan otomobil, kamyona arkadan çarptı. Kazada, otomobilde bulunan Prof. Dr. Öktem ile aynı araçtaki eşi Semra Öktem ve kızı Pınar Doğan araçta sıkıştı. Olay yerine gelen itfaiye ekiplerince sıkıştığı yerden çıkartılan Prof. Dr. Öktem’in hayatını kaybettiği anlaşıldı.

Yaralanan kızı Doğan ile eşi Semra Öktem ise kaldırıldığı Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki ilk müdahalenin ardından Kozyatağı’ndaki Özel Acıbadem Hastanesine sevk edildi. Yaralılardan Semra Öktem’in yoğun bakımda olduğu, kızı Pınar Doğan’ın ise genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden yapılan yazılı açıklamada, 07 Aralık Cuma günü Tankut Öktem’in görev yaptığı Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde tören düzenleneceği, 08 Aralık 2007 Cumartesi günü ise Öktem’in cenazesinin Bursa’nın Gemlik ilçesi Küçükkumla Mezarlığı’nda toprağa verileceği belirtildi.

Prof. Dr. Tankut Öktem’in bazı esereriyle yurt dışında ödüller kazandığının belirtildiği açıklamada, Bunlardan Bazıları;

  • 3. Uluslararası 1990 Böblingen Belediye Meydanı Heykel Yarışması Birincilik Ödülü,

  • 1988 Seul Kültür Merkezi Sevgi Anıtı Güney Kore başarı ödülü,

  • 1983 Erdek Atatürk Anıtı ile İkincilik Ödülü,

  • 1974 Gazi Magosa Özgürlük Anıtı ile Birincilik ödülü,

  • 1973 Kırkpınar Anıtı Edirne ile Birincilik Ödülleri” denildi

Anıtlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve Milli Mücadele yıllarını konu edinen Prof. Öktem’in eserleri arasında;

  • Dünyanın en yüksek üçüncü anıtı olan Kuvayi Milliye ve Atatürk Anıtı,

  • Atatürk ve Harbiyeli Anıtı,

  • Çanakkale Şehitliği’nde yer alan Yaralı Asker Anıtı,

  • Amasya Tamimi Anıtı,

  • Zonguldak Maden İşçileri Anıtı,

  • Ankara – Maden İşçileri Anıtı, 

  • Kastamonu Türk Kadınları Anıtı,

  • Balkan Savaşı Anıtı,

  • Magosa Büyük Özgürlük Anıtı,

  • Atatürk-İnönü-Fevzi Çakmak Anıtı,

  • Nazım Hikmet Heykeli,

  • Uşak- Kara Harp Okulu Anıtı,

  • Uğur Mumcu Anıtı,

  • Deniz Kızı Heykeli,

  • Piyade Atatürk Anıtı

  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Atatürk ve Cumhuriyet Anıtı

  • Seul’de bulunan Sevgi Anıtı
    da bulunuyor.

OTOBÜS BOZULDU, HEYKELTRAŞ OLDU
Türkiye’nin ilk kadın veterineri olan annesinin desteğiyle küçük yaşlarda heykeller yapmaya başlayan Tankut Öktem, Mimarlık Fakültesi’ne yazılmaya giderken otobüsün Güzel Sanatlar Fakültesi önünde bozulması sonucu heykeltraş olmaya karar vermiş.

Prof. Dr. Tankut Öktem, verdiği bir röportajda heykeltıraşlığı nasıl tercih ettiğini şöyle anlatmıştı: “Babam benim sanatçı olarak aç kalacağımı düşünerek her zaman bir meslek sahibi olmam konusunda uyardı. Ama hayat beni yine de güzel sanatlara itti. Mimarlık Fakültesi’ne yazılmaya giderken otobüs bozuldu, şu andaki Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi önünde. O zamanlar, 2 yıllık eğitim veren Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu idi. Okulun kapısında gençleri gördüm ve oranın sanat eğitimi veren bir kurum olduğunu öğrenince, içimden gelen bir hisle gidip oranın sınavlarına girdim ve kazandım. O dönemde okullar kendi sınavını kendisi yapıyordu. Seramikçi olarak eğitim aldım. Ancak çocukluktan itibaren bende var olan ve annem tarafından teşvik edilen heykele olan yeteneğimi, hocam Hakkı Karayiğitoğlu’nun sayesinde geliştirdim. 3. sınıfta dünya genç heykeltıraşlar yarışmasında birincilik aldım.”

CUMHURİYETİN ÖYKÜLERİNİ AKTARMAK İSTEDİM
“Çevreme karşı sevgi doluyum. En ufak şeylerden bile mutlu olmasını bilirim. Popüler olma peşinde olsaydım, çalışmalarımı burada değil İstanbul’da sürdürürdüm” diyen Öktem, şöyle konuşmuştu: “1973’ten sonra kendime yeni hedefler seçtim. Hiçbir yerde çalışılmamış eserler yapmak ve çok büyük zorluklar, kahramanlıklar sonucunda kurulan Cumhuriyetin öykülerini gelecek nesillere aktarmak istedim. Bu görevi bana kimse vermedi, kendi kendime böyle bir görev üstlendim. Yaptığım her heykeli, bir tanrı buyruğu gibi yapmaya başlarım. Heykeldeki kahramanımı yaparken adeta onu yaşarım. Onların duygularını yaşamaya çalışırım. İfadeye çok önem veren bir sanatçıyım, ama çağdaşım. Modern heykeller yapma mecburiyetinde de hissediyorum kendimi, ama halkımın heykeli daha iyi anlayabilmesi amacıyla hem çağdaş yorumlar ortaya koyuyorum hem de ifadeye güç katarak, kuvvetlendirerek, Cumhuriyet anıtlarını yapıyorum.”

PARA BENİM İÇİN BİRİNCİ PLANDA OLMADI
Dünyada belki de en fazla eser yapan sanatçılardan biri olduğunu ifade eden Öktem, şunları kaydetmişti: “Cumhuriyet tarihinde doğmuş, yaşamış, ölmüş, yaşayan ne kadar heykeltıraş varsa tek başıma onların yaptıkları eserlerin iki mislini yaptığım söyleniyor. Bu kadar eser yapmış bir sanatçı olarak çok zengin biri olmam gerekir, öyle değil. Çünkü benim için para asla birinci planda olmadı. Askerden, okuldan, hastanelerden para almayan bir adamım. Sadece masraflarını, malzemelerini alırım, ama para almam. Binlerce eserimin büyük çoğunluğunu tek kuruş almadan yapmışımdır. Tabii ki para alarak yaptıklarım da var, ama benim için para her zaman ikinci plandadır.”

TÜRBETEPE’YE ANIT YAPMAK İSTİYORDU
Atlasjet uçağının 30 Kasım 2007 günü Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe’de düşmesinin ardından (57 ölü), kaza yerine anıt mezar yapılmasına karar verilmişti. Prof. Dr. Tankut Öktem, “Ben olsam Türbetepe’ye çok uzaktan görülecek bir uçak kanadı diker, ucuna ışık koyar, üzerine de kazada hayatını kaybedenlerin yüzlerini resmederim” demişti.

Öktem, uçağının Isparta’da düştüğü yer olan Türbetepe’ye, kazada ölen 57 kişinin anısı için anıt mezar yapmak istediğini açıklamıştı.