Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Mukadder Mustafa Erol

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1973  yılında İstanbul’da doğdu.ilk orta ve lise eğitimini İstanbul ’da tamamladı. 1987 yılında Kapalıçarşı iç bedestende geleneksel sanatlar üreten bir atölyede çalışmaya başladı. İlk olarak zamanın hatrı sayılır ustalarından  2 yıl kadar süren bir fırça eğitiminin ardından yazı san’atı  ile tanıştı. 1993 yılına kadar farklı alanlarda yazı ve suluboya ile meşgul oldu.Askerlik görevi dahi yazı yazmakla geçti. Bu görevin ardından tekrar Kapalıçarşıya döndü ve 1999 yılına kadar çeşitli el sanatları ile tanıştı. Bunların en başında taş oyma ve mühür kazıma sanatı olan hakkaklık sanatına da ilgi duydu ve hala duyuyor.

1999 yılında merkezi  Kapalıçarşıda  bulunan ilk geleneksel sanatlar atölyesini açtı. 2004 yılına kadar buradaki faaliyetleri devam etti.Burada ilk olarak merkezi Fransa’da bulunan Chambre Européenne des Experts Conseil en Oeuvres d’Arts mensupları ile çalışmaları oldu ve bu çalışmalar hala devam etmektedir. Kaligrafi sanatının yanı sıra, sanatçının klasik Osmanlı hattı ve restorasyon çalışmalarıda bulunmaktadır. Eserlerinden bir kısmı Fransa, ABD, Umman, Malezya  ve Lübnan’da bulunan müzelerde halen sergilenmektedir.

European Union seminerleri protokol yazılarını yazan sanatçı yine Avrupa Parlementosu’na,kendisine tanınan 40 günlük bir süre zarfında 1000 adet suluboya ve kaligrafi siparişini başarıyla teslim etmiştir. Şu anda Kapalıçarşıda,kızkardeşi tezhip sanatçısı Hande EROL ile kendi studio shop’unda çalışmalarına devam etmektedir. Halen İstanbul Büyük Şehir Belediyesiyle Yurtdışı kültür tanıtım organizasyonlarına katılan sanatçı, İyi derecede İngilizce ve az İspanyolca biliyor, evli ve 2 erkek çocuk babasıdır.

SANATÇI’NIN KATILDIĞI SERGİLER VE ORGANİZASYONLAR

           Y u r t d ı ş ı   S e r g i l e r i

MITT MOSKOVA TURİZM FUARI     RUSYA   FEDERASYONU. 
ARABIAN TRAVEL MAR.DUBAİ        B.A.E.      (Dubai)                 
UKRAİN TURKISH WEEK                    UKRAYNA            (Donetsk)
STUTTGART TURKISH DAYS              ALMANYA            (Stuttgart)
FRANKFURT BOOK FAIR                    ALMANYA            (Frankfurt)
JAKARTA 2007 TOURİSM SUMMİT      ENDONEZYA          (Jakarta)
UTHRECT TOURİSM EXPO                 HOLLANDA           (Uthrect)
2008 WORLD ECONOMI FORUM          İSVİÇRE            (Davos)
FITUR TOURISM EXPO                     İSPANYA            (Madrid)
Kişisel Sergi                                   FRANSA             (Paris)
MITT 2008 MOSKOVA TURİZM FUARI  RUSYA FEDERASYONU  (Moskova)
İntertraffic Fair                              HOLLANDA           (Amsterdam)
Hi-Seoul İnternational Fair               GÜNEY KORE         (Seul)
Novon Art Festival                         GÜNEY KORE         (Novon)

                              Y u r t i ç i   S e r g i l e r

İ.B.B Mimar Sinan’ı Anma                           İstanbul.
Kilimli Sanat Festivali                                Kilimli /Zonguldak
Başbakanlık 700.yıl anma kutlamaları            İstanbul
Adapazarı kaynarca Kült ve sanat Fest.       Kaynarca/Adapazarı
19. Şile Festivali                                      Şile / İstanbul 
K.Ereğli festivali                                       K.Ereğli /Zonguldak
Isparta valiliği  sanat festivali                     Isparta
Kültür bakanlığı Turizm festivali                   Kapadokya/Nevşehir
Kültür Üniv.Bahar Festivali                         İstanbul
Bayrampaşa Bel.Gençtival                          İstanbul

Eda Şahan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Eda Şahan 1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1993 yılında Özel Doğan Anadolu Lisesinden mezun oldu. 1997 İtalya, Floransa Palazzo Spinelli’de Kağıt Restorasyonu ve Kitap Konservasyonu alanında eğitim aldı.

1998 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhip Ana Sanat Dalı ve Cilt Yardımcı Sanat Dalından mezun oldu.

1999 yılında USA, San Francisco, San Francisco Üniversitesinde, “Art of Selling Art” eğitim programına katıldı. 2003 yılında Yeditepe Üniversitesi “Art Management” konusunda Master yaptı.

Kişisel Sergilerden Seçmeler
2004 Büyük Kulüp, Cercle D Orient, İstanbul
 
2003 Cemal Reşit Rey, İstanbul
 
2001 Bait El Qur’an Müzesi, Bahreyn
 
2000 Oba Accents Sergisi, İstanbul
 
2000 Kemer Country Fuarı, İstanbul
 
2000 KÜSAV “Dekor-ist”, İstanbul
 
1999 Milli Piyango Sanat Galerisi, Ankara
 
1999 Emlak Bankası Sanat Galerisi, İstanbul
 
1999 KÜSAV “Dekor-ist”, İstanbul
 
1999 KÜSAV Antika Fuarı, İstanbul
 
1998 Kemer Country Fuarı, İstanbul
 
1998 Alaturka Cafe, Ortaköy, İstanbul
 
1998 Art Cafe, Selamiçeşme, İstanbul
 
1997 Kemer Country Fuarı, İstanbul
 
1997 Floransa Cafe Sergisi, İtalya
 
Karma Sergilerden Seçmeler  
2009 Real Collection, Sea Garden Art Gallery, Bodrum
 
2008 Fermanlar Sergisi, Alpman Sanat Galerisi, Ankara
 
2007 Ataya Saygı Sergisi, Alpman Sanat Galerisi, Ankara
 
2003 Harbiye Askeri Müzesi, İstanbul
 
2000 Çırağan Sarayı, İstanbul
 
1999 Rotarak Bapar Etkinlikleri, Selamiçeşme, İstanbul
 
1997 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Alpay Ekler

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Alpay Ekler 1964 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yabancı Diller Bölümü mezunudur. 1989’da Ümraniye’de “Tiyatro Merdiven”i kurdu. “Virüsün Adı Yok”, “Bayır Turbunun Türküsü”, “Oyunlar ve Yaşayanlar”, “Sorgu”, “Kanrevanmaraş” oyunlarını yönetti ve müziklerini yaptı. “Işığın Ağıtı” ve “Şavaş Oyunu” adlı oyunları yazdı.

Daha sonra Çocuk Tiyatrosu ve kuklayla ilgilendi. “Maymunun Hediyesi”, “İlaçlar Mikroplara Karşı” adlı kukla oyunlarını yazdı müziklerini besteledi.

Dedesi Münir efendinin çırağı Kuklacı, Ortaoyuncu ve Karagöz ustası Hayali İhsan Dizdar’a çırak oldu. 1996 yılında profesyonel olarak “Karagöz” oynatmaya başladı. Çocuk Vakfı Karagöz Okulu’nda Aşıklar oyununu güncelleyerek birinci oldu. Yurtdışında ve yurtiçinde çeşitli festivallere katıldı. Devlet Tiyatrosundan sonra ilk kez BITEF 2000 uluslararası tiyatro festivaline davet edildi ve Türkiye’yi temsil etti. Karagöz tasvirlerinin yapımında doğal boyaların kullanılmasını tekrar gündeme getirip bu konuda keşifler yaparak, makaleler yayınladı. Doğal boyaların Karagöz derisine uygulanması ile ilgili İsrail’de, İstanbul Paint 2001 fuarında ve Bursa Karagöz Evi’nde atölyeler yaparak diğer sanatçılarla bilgilerini paylaştı.

2002 yılında tekrar “Tiyatro Merdiven”e döndü. “Soyunun Savaşa” adlı oyunu yazdı, Aşk Grevi adlı oyunu yönetti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Gösteri Sanatları Merkezi’nde 8-12 yaş grubunda “Aşkın Gözü Kördür”, “Bizim aklımız Ermez”, “Bu da Bizim Hamlet”, “İletişim Parodileri” adlı oyunları yazdı ve yönetti. Yine Gösteri Sanatları Merkezi’nde “Sürgün” ve “Bir Gül Koşusu” adlı oyunları yönetti. Özel talep üzerine Üstün İnanç’ın İbrahim Müteferrika adlı oyununu yönetti, dekor ve kostümlerini yaptı. Hem oynatım hem yapım anlamında ahşap Türk kuklası geleneğini tekrar canlandırdı. Kurduğu atölyede hem ürünler verdi hem de yeni sanatçıların yetişmesi yolunda olanak sağladı. Çocuklar için “Karagöz Ay’a gidiyor”, “Karagöz Plaj Bekçisi”, “Karagöz Kitap Kurdu”, “Karagöz ağaç dikiyor”, “Ava giden avlanır” adlı modern karagöz oyunlarını yazdı ve müziklerini besteledi. Genç Karagöz ve Geleneksel Kukla Sanatçısı Bülent Aksu’yu ve Ruşen Gülen’i ve İbiş Kukla Sanatçıları Enis Ergün ve Deniz Karalar’ı yetiştirdi.

2000 yılından bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Gösteri Sanatları Merkezi’nde “Kukla- Karagöz yapım ve oynatım” dersleri de vermektedir. 2005 yılında Uluslararası Kukla Birliği UNIMA Milli Merkezi tarafından “En Başarılı Kukla ve Karagöz Sanatçısı” seçilmiştir. Sanatçı ayrıca 2001-2003 yılları arasında İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliği de yapmıştır.

Ayşe Raziye ÖZALP

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1977 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesinde doğdu. 2000 yılında Tezhib ve Minyatür kursları almaya başladı. Bu kurslara 8 ay devam etti.

2000 yılının sonunda Minyatür ustası Gürsoy Uğurlu’dan des almaya başladı ve daha sonraki aşamalarda sadece Minyatür üzerine yoğunlaşarak çalışmalarına devam etti.

Yurtiçinde kişisel ve karma sergilere devam etmektedir. 2003 yılından itibaren ADNarts’ın düzenlemiş olduğu Geleneksel Türk-İslam Sanatları sergilerinde eserleri yer almaktadır.

Gülçin Anmaç

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Gülçin Anmaç Almanya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sağlık Koleji’ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji bölümünü bitirdi. Sağlık sektöründe faaliyet gösteren bir danışmanlık firmasında çalışmaktadır. 

Tezhip çalışmalarına 1996 yılında tezhip ve minyatür sanatcısı Cahide Keskiner ile başladı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Kadıköy Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi’nde düzenlediği Geleneksel Türk  Süsleme Sanatları Tezhip Kursu’nu 2002 yılında başarıyla bitirdi. Minyatür çalışmalarına 2002 yılından itibaren, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı bünyesinde faaliyet gösteren Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Nakışhanesi’nde mimar ve minyatür sanatcısı Nusret Çolpan ile devam etti.

Hocasının kendi atölyesi, nakışhane, farklı mekanlarda ki sanat aktiviteleri ile eğitimlerinde asistanlığını yaptı ve 2008 yılında icazetini aldı.

TRT’nin hazırladığı Mevlana’nın hayatını anlatan “Mevlana Celaleddin Rumi” belgesel filmi ve DoğaBel’in “Kayseri Tuzla Gölün’de Doğa Dostu Tuz Çıkarımı” projesi kapsamında hazırladığı ‘Göldeki Bereket’ filmi için minyatür çalışmaları yapmıştır. Çalışmalarına, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı’nda devam etmektedir.

Katıldığı Sergiler
– 4.11.2003 Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde,  Aziz Berker Kütüphanesi tezhip kursu mezunları sergisi 
– 16.6.2004 VIII Türk Tıp Tarihi Kongresi, Sivas Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri sergisi
– 15.9.2004 İzmir Tarihi Mezar Taşları sergisi,
–  4.3.2005  IRCICA  Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri sergisi
– 24.5.2006 IX Türk Tıp Tarihi Kongresi, Kayseri ve Anadolu Selçuklu Tezyinatından Örnekler sergisi
– 9.4.2006  Estergon Kalesi Türk Kültür Sarayı, Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri sergisi
– 25.5.2007 I. Amasya Araştırmaları Sempozyumu, Amasya’nın Mimari Bezemeleri ve Minyatürleri sergisi
– 1.9.2007 İstanbul Taksim Sanat Galerisi, Mevlana ve İstanbul Nusret Çolpan Minyatür sergisi
– 3.9.2007 Vakıfbank İstanbul Bölge Fuayesi, Amasya Selçuklu Osmanlı Mimarisi ve Bezemeleri sergisi
– 20.9.2007 Ankara Alpman Sanat Galerisi, Minyatürde Mevlana ve İstanbul  sergisi
– 9.5.2008 Tarihi Kentler Birliği Bursa Buluşması, Nusret Çolpan Minyatürlerle Tarihi Kentler sergisi
– 24.5.2008 1. Uluslararası ve 10. Ulusal Türk Tıp Tarihi Kongresi, Konya Selçuklu Tezyinatından Örnekler sergisi
–  30.6.2008 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Minyatürk Bahar Etkinlikleri Sergisi

Eserlerinin Bulunduğu Yayınlar
– Divriği Ulucamii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri, İstanbul, 2004
– Kayseri  Selçuklu ve Osmanlı Mimarisi ve Bezemeleri, Kayseri, 2006
– Amasya Selçuklu ve Osmanlı Mimarisi ve Bezemeleri, İstanbul, 2007
– Minyatür’de Mevlana ve İstanbul, İstanbul, 2007
– Aşk-ı Mevlana, Istanbul, 2007


Gülçin Anmaç

Gözde TABAK KIYICI

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1976 Ankara doğumludur. İlk orta derece öğretimlerini İstanbul’da tamamladı. Lise öğrenimini Haydar Akçelik İç Mimari Ve Restorasyon Anadolu Meslek Lisesinde tamamladıktan sonra Üniversite Eğitimini Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El sanatları Bölümünü 1998 yılında Birincilik derecesiyle bitirdi.

Çalışmalarında Klasik Tezhip anlayışını benimseyip, Minyatürde ise Klasik anlayışın dışında günümüz konularını beziyip Modern Minyatür anlayışını benimsedi. Tarz olarak 16 yy. Tezhip anlayışından feyz alarak çalışmalarına kendi yorumlarını kattı. Prof. Dr. Çiçek Derman, Prof. M. Uğur Derman, Doç. Dr. İnci Birol, Doç. Dr. Gülnur Duran, Salih Balabakbabalar gibi değerli hocalardan dersler aldı.

Sanatçı bir aileden gelmekte olup Büyük Dedesi Osmanlı Cilt,Tezhip ve kağıt restorasyonluğuyla uğraşmıştır.

Eğitimi sona erdikten sonra serbest olarak çalışmalarına devam etmektedir.


TEZHİP NEDİR?
Eski bir süsleme sanatıdır. Sözcük Arapça’da “altınlama, yaldızlama” anlamına gelir. Ama tezhip yalnız altınla değil boya ile de yapılır. Daha çok yazma kitapların sayfalarını, hat levhalarının kenarlarını süslemede kullanılmıştır.

Tezhip doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır. Özellikle ortaçağda Hıristiyanlık’ın kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhip yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır.

Türkler’de tezhibin geçmişi Uygurlar’a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhip sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhip yaygın bir sanattı. Anadolu’ya Selçuklular’ın getirdiği tezhip en gelişkin dönemini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. 15. yüzyılda Mısır’da Memlûk sanatçıları ayrı bir üslup geliştirmişler, aynı dönemde İran’da ve ardından Timurlular’ın egemen olduğu Herat, Hive, Buhara, Semerkant gibi merkezlerde tezhip sanatı büyük gelişme göstermiştir. Herat’ta geliştirilen üslup daha sonra da İran tezhip sanatını büyük ölçüde etkilemiştir. Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran’la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu’nun birçok özelliğini yapıtlarında kullanmış, yeni bireşimler yaratmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı tezhip sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise sanatın hemen her alanını saran batı etkisi tezhibe de yansımış, örneğin Klasik dönemde tek olarak kullanılan çiçek motifleri vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuştur.

Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır. Tezhip sanatçısı (müzehhip) bir kâğıdın üstüne çizdiği motifi önce sert bir şimşir ya da çinko altlığın üstüne koyarak çizgileri noktalar halinde iğneyle deler. Sonra bu delikli kâğıdı uygulanacağı zeminin üstüne koyarak delikleri yapışkan bir siyah tozla doldurur. Delikli kâğıt kaldırıldığında motifin uygulanacak zemine çıktığı görülür. Bu motif iyice belirginleştirilip altınla ya da boyayla doldurularak tezhip meydana getirilir.


MİNYATÜR NEDİR?
Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa’da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.

Minyatür, doğu ve batı dünyasında çok eskiden beri bilinen bir resim tarzıdır. Ama minyatürün bir doğu sanatı olduğunu, batıya doğudan geldiğini ileri sürenler vardır. Doğu ve batı minyatürleri resim sanatı yönünden hemen hemen birbirinin aynı olmakla birlikte renk ve biçimlerde, konularda ayrılıklar görülür. Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir. Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez “tezhip“ denen bezemeyle süslenirdi. Minyatürde suluboyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazlaydı. Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve “tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılırdı. Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardı. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arapzamkı katılmış üstübeç sürülürdü. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü olurdu.

Bilinen en eski minyatürler Mısır’da rastlanan ve İÖ 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları’nın da minyatürlerle süslendiği görülür. Hıristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil’leri süslemeye başladı. Avrupa’da minyatürün gelişmesi 8. yüzyılın sonlarına rastlar. 12. yüzyılda ise minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve yalnızca dinsel konulu minyatürler değil dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa’da çok güzel ve görkemli minyatürler yapıldı. Bundan sonra minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü. Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçuklular’ın İran ile ilişkileri nedeniyle minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Mevlana’nın resmini yapan Abdüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları yetişti. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar. Gene aynı dönemde, Bihzad’ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul’a çağrılarak saraya başnakkaş (başressam) yapılmıştı. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Bunlardan Levnî, Türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıktı ve kendine özgü bir biçim geliştirdi. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü. Minyatür yavaş yavaş yerini bildiğimiz anlamda çağdaş resme bırakmaya başladı. Ama batıda olduğu gibi ülkemizde de geleneksel bir sanat olarak varlığını sürdürmektedir.

Salvador Dali

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Salvador Dalí 11 Mayıs 1904’de Figueras’ın (İspanya’nın Kuzeyinde Pirienelere yakın bir kasaba) bir köyünde doğdu. 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. 1973 de şöyle yazacaktı: ‘Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu.. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.’ Ona koydukları isim; ölmüş kardeşinin ismiyle aynıydı: Salvador. Ressam bu kardeşine ikiz kadar benziyordu. Anne babasının yatak odasında Velazquez’in Çarmıhta İsa resmiyle birlikte asılı olan kardeşinin resminin yaşayan bir aynasıydı. Böylece Salvador Dalí bir küçük despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için yaptığı histeri krizleri, teatral hareketler alışılagelmiş şeylerdi. Uzun süre, onu fetheden kızkardeşi Ana Maria’nın doğumu bile onu düzeltmeye yetmedi. Aksine zaman geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha dayanılmaz hale geliyordu. Hasta çocuk; 10 yaşında yaptığı ilk self-portresinin ismiydi. Bir süre sonra ilk resim kursuna başladı. Öğretmeni Juan Núñez iyi bir ressamdı; ondan karakalem çalışmayı öğrendi. Daha sonra Catalan (İspanyanın Kuzey doğusunda yaşayan Catalanca adında farklı bir dil konuşan insanlara verilen isim) empresyonist ve realistlerini tanıdı. Daha sonra Kübizm ve Juan Gris‘i keşfetti. 20’li yılların başında Madrid San Fernando Akademisine başladı. Ancak anarşist hareketleri nedeniyle okuldan atıldı ve bir süre Girona’da tutuklu kaldı. (1923) Daha sonra tekrar okula kabul edilse bile 1926’da tamamen atıldı. Bunu takip eden yıl Paris’te Picasso‘yla tanıştı. 10 yıl sonra Londra’da Stefan Zweig onu Sigmund Freud‘a tanıttı. 1923’te Madrid’de Luis Buñuel ve García Lorca ile tanıştı. Dalí böylece değişti. Görünümüyle de. Başlangıçta ki uzun saçları; ağzından hiç düşmeyen piposu daha sonra kısacık biryantinli saçlı spor kıyafetli asık suratlı birine dönüştü. Günlük yaşamı; entelektüel bir söylemin ve lüks bir yaşamın çevresinde dönüyordu. Buñuel’le ‘Bir Endülüs Köpeği’ filmini sahneye konmasına yardımcı oldu. Ama. Buñuel.’i dinsizlikle suçlayarak ikinci bir filmden uzak durdu. Buna karşın García Lorca’yla çok yakın bir arkadaşlığı oldu. 1925-36 yılları arasında uyumlu bir dostlukları oldu. Kadınlar pek ilgisini çekmiyordu. Onlar “sadece erotik fantezileri için gerekli”ydiler. Dali’nin fikrini değiştiren olay 1926’da Gala’yla tanışmasıyla gerçekleşti. Gala; bir Rus avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard’ın eşiydi. Onu ilk defa Cadaquez’de Akdeniz’in Catalan kıyısında Hotel Miramar’ın karşı terasında gördüğünde eşiyle beraberdi. Ertesi gün saat 11’de plajda buluşmak üzere sözleştiler. Dali bu olayı tamamen sembolik bir biçimde hazırlamaya karar verdi. Soyundu. Elbiselerini, göğüs uçlarını, kıllarını, göbek deliğini ve esmerleşen tenini gösterecek şekilde kesti, katladı. Boynuna inci bir kolye, kulağına bir kırmızı bir sardunya taktı. Traş olurken yaralanmasından esinlenerek kendi kanını süründü. Bunu balık kuyruğu, keçi gübresi ve yağla karıştırdı. Ama pencereden Gala’yı, özellikle de çıplak bronzlaşmış sırtını görünce, bu ölümcül ritüele son vererek üzerindeki partallığı ve bu vebalı tutkuyu soyunmaya karar verdi. Birkaç ay sonra tamamen aşık olarak birlikte yaşamaya başlayacaklardı. Ve o andan itibaren Gala; Dali için bir aşık, bir arkadaş, esin perisi ve model (ilk defa profilden Gran Mastrubador’da gözükür), danışman ve herşeyin ilersinde varlığının yöneticisi olacaktır. Port Lligat’de hayatlarının evlerini kurdular. İlk önce İspanya İç Savaşı’ndan daha sonra Dünya Savaşından kaçmak için tüm dünyayı gezdiler. Dali şöyle açıklar düşüncesini: ‘Her zaman anarşist ve aynı zamanda da monarşisttim. Her zaman burjuvaziye karşıydım ve hala da öyleyim. Gerçek kültürel devrim monarşist prensiplerin restoresiyle mümkündür.’ Ama 1934’te beş yıllık aktif bir işbirliğinden sonra artık eski sürrealist arkadaşlarından ayrılmış ve küçük burjuvaya dönüşmekle suçlanır olmuştu. Çünkü politikadan kaçıyordu: ‘Beni ne marksizm bir parça bile ilgilendirmiyordu. Politika bir kansere benziyordu.’ Newyork’a yerleşti, ama arada sırada geri dönüyordu. Örneğin faşistler arkadaşı Garcia Lorca’yı öldürdükten ya da Nazilerin istilasından sonra. Mamafi, Kuzey Amerikalılar tarafından aranılan, sevilen, iyi ücret ödenen biriydi. 1966’da Newyork modern sanatlar müzesinde 1966’de ona bir retrospektif adadılar. Beuborg’daki bir diğer sergi için 1979’a kadar beklemesi gerekti. 3 sene sonra 1982’de Gala öldü. O zamandan sonra nerdeyse resim yapmayı bıraktı. Dali , Gala’nın mezarının olduğu Pubol’e yerleşti ve son eserlerini verdi. Bütün akımları tanıyıp; olası bütün etkilerden geçtikten; tüm çılgınlığıyla o devasa eseri ‘Babil Kulesi’ni oluşturduktan sonra; Salvador Dali sanatı boyunca uzayıp giden bir ipi farketti. Bu ip görünmez bir şekilde daha Breton’la bile değilken gerçekleştirdiği ilk sürrealist eseriyle, gerçek anlamdaki sürrealist eserlerini birbirine bağlıyordu. Freud’un içten ve ve fanatik olarak tanımladığı, Dali’nin gözleri; hep büyüleyici bir dünyayı keşfediyordu. Dali hiçbir zaman taptığı esin perisi Gala’dan ayrılmadı, eve kendine duyduğu ihtiyaçtan daha fazla bir ihtiyaçla ona bağlıydı. Pubol Şatosundaki yangından kurtulduktan sonra; 23 Şubat 1989’da Figueras hastanesinde, 84 yaşında öldü. Cesedi ilaçlandı; ve Figueras’daki müzesine hakim olan dev kubbenin altına gömüldü.

Attila Alpay

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1955 Yılında Çorum da doğdu. 1975 yılında İstanbul Devlet Güzel Akademisine İçmimari ve Endüstri Tasarımı bölümüne girdi. 1981 yılında iş hayatına atıldı.

Çeşitli atölyelerde dâhili dekorasyon projeleri ve İçmimari işleriyle meşgul oldu. Ramada, Hilton ve MNG Holding’in inşaat firmalarında ince yapı şantiye şeflikleri, tasarım, içmimarlık, proje ve uygulama hizmetlerini yürüttü.

Tarihi Çevreye duyarlı ve bir Çorum Sevdalısı olarak şehrimizin bütün Tarihi evleri ve yapıları ile doğal çevresinin dia filmlerini çekti. Aynı yıl Safranbolu Evleriyle alakalı 22  dakikalık bir belgesel film yaptı..

Eti Folklor ve Turizm Derneğinin katkılarıyla ve maddi yardımlarıyla 1981 ve 1984 yıllarında “Eski Çorum Evleri” konulu fotoğraf sergilerini açtı. Ertesi yıl Tarihi Evler Derneği’nin İstanbul Alarko Holding sanat galerisinde açtığı karma sergiye katıldı ve ödül aldı.

Belgesel film ve drama senaryoları yazdı. Film seslendirdi.

Şehrimizde radyolarda Programcılık, Hâkimiyet Gazetesinde Köşe Yazarlığı, Lider, Yenigün ve Çorum’un Sesi gazetelerinde de Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı.

Üç yıl Çorum İlahiyat Fakültesinde Türk ve İslam Sanatı Tarihi dersleri verdi.

1997 yılında Türkiye Diyanet Vakfı ve Çorum İlahiyat Fakültesince tertiplenen  “Tarihte İz Bırakan İskilipli Âlimler” Sempozyumuna katılarak , “İskilip Tarihi Çevresinin Önemi ve Korunması’na dair” hazırladığı tebliği sundu. Ertesi yıl bu tebliğ, sempozyuma katılan diğer tebliğlerle birlikte Türkiye Diyanet Vakfınca basılarak kitap haline getirildi.

Çorum Tarihi Çevresi konulu ve “Eski Çorumdan Kalanlar” isimli fotoğraf sergisini 2000 yılında Devlet Güzel Sanatlar galerisinde açtı ve dia gösterisi yaptı. Bu sergiyi 2002 yılında geliştirerek tekrarladı

Hayatında en büyük yeri işgal eden “Tarihi Çevre Korumacılığı, Türk ve İslam Sanatı ile Osmanlı Kültürü” adına İstanbul’da, Çorum’da ve yurdumuzun muhtelif yerlerinde yaptığı fotoğraf çalışmalarıyla hem ülkemizin hem de Çorum’un en büyük dia-film Koleksiyonlarından birisini vücuda getirdi. Çorum Tarihi Çevresi, Çorum Kültürü ve Folkloru ile ilgili çalışmalarını da bir CD’de topladı. Şehrimizde birçok okulda Osmanlı Sanatı konferansları verdi ve film gösterileri yaptı. Çorum Belediyesi’nin tertiplediği Hitit Festivallerinde de etkinliklere katılarak fotoğraf sergileri açtı ve plaketlerle ve çeşitli dernekler tarafından da ödüllerle taltif edildi.

Bütün bu çalışmalarının yanı sıra aynı zamanda Alkol, sigara, uyuşturucu ve AİDS ile mücadeleye de kendini adayan Alpay; iki yıl önce de İstanbul’daki Türkiye Yeşilay Genel Merkezi tarafından Çorum Yeşilay Temsilcisi olarak görevlendirildi.

Attila Alpay’ın ilmi, siyasi, edebi, aktüel ve sanat tarihi ve Çorum kültürü konularında dergi ve gazetelerde yayınlanmış bine yakında makalesi bulunmakta.

Bir tarihi çevre araştırmacısı, fotoğraf sanatçısı, gazeteci, yazar ve musikişinas olan gençlerin ve halkın eğitimine, bilinçlenmesine ve aydınlanmasına kendini adayan bir insan olan Attila Alpay, evli ve üç çocuk babasıdır.

Yousuf Karsh

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

‎1908’de Mardin’de doğan Yousuf Karsh, 1924’te fotoğrafçılık yapan amcasıyla Kanada’ya gitmiştir. Boston’da tanınmış portre fotoğrafçısı John Garo’nun yanında çıraklık yapmış ve 1932’de Ottowa’ya yerleşerek kendi stüdyosunu kurmuştur.

Ün kazanmasını sağlayan fotoğrafı, Winston Churchill portresidir. Dünya fotoğraf tarihinin en çok çoğaltılan fotoğraflarından biri olan Karsh’ın Churchill portresi, fotoğrafçının dünyaca tanınmasına yol açar. Portrelerinde güç, iktidar, yaratıcılık, zeka ve güzelliği vurgulamaya özen göstermiştir.

2002’de Boston’da yaşama veda etmiştir.

Kitapları
Faces of Destiny (1946; Kaderin Yüzleri)
Portraits of Greatness (1959, Büyüklerin Portreleri)
In Search of Greatness (1962; Büyüklerin Peşinde)
Karsh Portfolio (1967; Karsh Albümü)
Faces of Our Time (1971; Çağımızın Yüzleri)
Karsh Portraits (1976; Karsh’ın Portreleri)
Karsh Canadians (1978; Karsh’ın Kanadalıları)
Karsh: A Fifty-Year Retrospective (1983; Karsh: Elli Yılın Öyküsü)
Karsh: American legends (1992; Karsh: Amerikan Efsaneleri)
Portrait in Light and Shadow: the Life of Yousuf Karsh (2007; Işıkta ve Gölgede Portre: Yousuf Karsh’ın Hayatı)

Angelo Antolino

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1979 da halen yaşadığı ve çalıştığı Napoli’de doğdu. 1998’ de bir yandan  fotoğraf tutkusunu da geliştirirken, Napoli Üniversitesinde Sanat Tarihi eğitimine başladı.

2004 yılında Fotoğrafın Tarihi ve Tekniği konulu tezini başarıyla tamamladıktan sonra tamamen fotoğrafa yöneldi ve sonradan ilerlettiği röportaj fotoğrafları Uluslararası Roma FotoGrafia Festivalinde sergilendi.

2005 yılından itibaren önemli İtalyan gazetelerinde yayımlanmaya başlayacak gazete fotoğrafçılığı işini de yaptıklarına ekledi. Halen önde  gelen ulusal ve uluslararası gazetelerle işbirliğini sürdürmektedir.

Onur Aykutlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1981 istanbul doğumlu. ilk ve orta öğrenimini bitirdikten sonra çeşitli firmalarda, çeşitli görevlerde bulundu. 5 yıl boyunca mercedes spor kulübünde lisanslı maraton koşarak bir çok derece elde etti. aynı zamanda kurduğu bir çok müzik grubunda bateri çalarak çeşitli mekanlarda çeşitli performanslar gerçekleştirdi.

2005 yılında gittiği Hatay/Antakya’da Arkeoloji Müzesi’nde gördüğü bir lahit sonrasında Heykel okumaya karar verdi. Aynı şehirde bulunan Mustafa Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nü kazanarak Heykel eğitimi almaya başladı.

içerisinde bulunduğu farklı kültürü tanımaya ve hayatına yönelik anlamlarını sorgulamaya çalıştı. bu süreç içerisinde uzun zamandır ilgilendiği fotoğraf sanatı üzerine de deneysel çalışmalarda bulundu ve karanlık oda, ışık teknikleri üzerine bilgilerini sağlamlaştırdı.

2006 yılında yaptığı başvurusunun kabulü üzerine Mimar Sinan Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi’nde Heykel eğitimi almaya devam etmekte.

2007 yılından bu yana Pastel Film tarafından yayınlanan dizilerin set ve basın fotoğraflarını çekmekte.

Freelance olarak bir çok firmanın moda, katalog, reklam çekimlerini gerçekleştirmekte, kurumsal kimlik ve görsel danışmanlık konularında da hizmet vermeye devam etmektedir.

Coşkun Aral

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1 Mayıs 1956’da Siirt’te doğdu. Basın fotoğrafçılığı mesleğine 1974 yılında Günaydın ve Gün gazetelerinde başladı. 1976 yılında Ekonomi ve Politika gazetesinde devam etti.

1977 yılı kanlı 1 Mayıs olaylarında çektiği fotoğraflarla ilk kez Sipa Press ajansı vasıtası ile adını dünya basınında duyurdu. Bu olaya ilişkin fotoğraflarıyla Time, Newsweek dergilerinde yer aldı. Bunu izleyen yıllarda Sipa Ajansının Türkiye muhabirliğini üstlendi. Bu arada Türk basınında da Türk Haberler Ajansı, Milliyet, Hürriyet gazeteleri ile freelance çalıştı.

1980 yılında ilk defa Sipa ajansı adına Türkiye dışında görev aldı. Polonya’da ünlü Gdansk Grevi, İran- Irak olaylarına ilişkin çalışmalarıyla uluslararası platformda adını duyurmaya başladı. 1980, 12 Eylül darbesini daha önce yaptığı arşiv çalışmalarıyla ünlü Newsweek, L’Express dergilerinin kapaklarında ve yüzlerce uluslararası dergi sayfalarında yansıttı.

14 Ekim 1980 günü kaçırılan bir uçakta dünyada ilk kez hava korsanlarıyla bir röportaj gerçekleştirerek Türk ve dünya basınında adından söz ettirdi. Aynı olayla Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ödüller aldı. 1980 yılından itibaren sürekli olarak Lübnan, İran, Irak, Afganistan, Kuzey İrlanda, Çad ve Uzakdoğu’da meydana gelen savaşları görüntüledi. Time, Newsweek, Paris-Match, Stern, Epoca gibi dergiler adına savaş fotoğrafçısı olarak mesleğine devam ediyor.

1986 yılında fotoğrafa ilaveten Türkiye’de 32. Gün adına başlattığı, savaş TV muhabirliğini asıl mesleği ile birlikte şu anda Haberci adlı televizyon haber belgeseli yapımcılığını da sürdürüyor. 1983/85 yılları arasında çektiği savaş fotoğrafları Paris’te FNAC’da sergilendi. Aynı yıllarda NewYork’ta Time Life Galerisi‘nde savaş fotoğrafları sergilendi. 1988 yılında Ara Güler ile birlikte Danimarka ve Finlandiya’da bir sergi açtı. 1993 yılında Almanya’nın Düsseldorf kentinde yabancılar kültür merkezinde “Savaş ve İnsan” konulu bir sergi hazırladı.

1983 yılında aralarında National Geographic’in ünlü fotoğrafçısı Reza ve Yan Morvan ‘nın da bulunduğu dört savaş fotoğrafçısı ile birlikte hazırladığı “Galile’de Barış“ adlı savaş fotoğraf albümü Edition de Minuit tarafından yayınlandı. Lübnan savaşını konu alan bu kitap, daha sonra Almanya ve Cezayir’de basıldı. Yine New York’ta Pantheon yayınevi tarafından son dönemin en iyi 31 savaş fotoğrafçısını içeren War Torn kitabında yer aldı. 1988 yılında Türkiye: Bin millik Büyük Serüven adlı macera fotoğraf albümü yayınlandı. 1995 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Fielding Wordwide Yayınevi tarafından biri ‘Savaş Tehlikeli Işık’, diğeri ‘Dünyanın En Tehlikeli Yerleri’ adlı iki kitabı yayınlandı.
Şu anda da yapım ve yönetimini üstlendiği Haberci programının Türkiye’nin yanısıra uluslararası TV kanallarında da yayınlanmaktadır.

Zekiye Çomaklı

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Erzurum Aşkale doğumlu olup Aşkale Lisesinin ilk mezunlarındandır. Erzurum’un ilk kadın Köşe Yazarı olarak 1980’den itibaren, ‘’DOBRA  DOBRA’’başlığı altında yerel Erzurum Gazetesinde köşe yazıyor.

Erzurum Girişimci Kadınlar Derneği (ER-KADIN) Kurucu başkanı ve halen Yönetim Kurulu Başkanıdır.

Erzurum’a sevdasını, “Bir gün geri döndüğümde beni tanıyamazsın diye senden ayrılamıyorum güzel Erzurum” diyerek anlatan, Zekiye Çomaklı, Erzurum’da pek çok ilk’i gerçekleştirmiş ve bu çalışmaları ile ‘’Dadaş Kızlarına’’ örnek olmuştur.

Zekiye Çomaklı’nın sosyal çalışmalarından örnekler;

Erzurum’un ilk kadın köşe yazarıdır.

Şiirlerini kitaplaştıran Erzurumlu ilk kadın Şair

1988 de Kültür Müdürlüğü Galerisinde Erzurum’da ilk defa ŞİİR SERGİSİNİ açtı

Kendi el emeği olan Yapay Çiçek Sergi ve Kermesini tek başına gerçekleştirdi; gelirinin tamamını, Mehmetçik Vakfı ve Polis Eşleri Dayanışma Derneğine bağışladı.

Hatmigül Şiir Kitabının tüm gelirini Erzurum Emniyet Mensupları Eşleri Dayanışma Derneğine Bağışladı.

Erzurum’da alanında ilk ve tek aktivite olan, Cumhuriyetimizin 75. yılına atfen, Erzurum Atatürk Üniversitesi oditoryumunda kendi şiirlerinden bestelenen ve A.Ü.Güzel Sanatlar Fakültesi öğrenci ve hocaları tarafından seslendirilen şarkılar eşliğinde yine kendi şiirlerini okuduğu HATMİGÜL ŞİİR DİNLETİSİ’Nİ, 1500 kişilik katılımla gerçekleştirdi.

Erzurum Yakutiye ve Oltu ilçesi Belediyelerinin festivallerinde, Cezaevlerini İyileştirme ve Rehabilitasyon programları çerçevesinde, Erzurum Yarı Açık Cezaevinde ve Cumhuriyetin 80. yılı onuruna gönüllü olarak KEHRİBAR ŞİİR DİNLETİLERİ gerçekleştirdi.

Amatör Çalışmalarından oluşan fotoğrafları ile Erzurum T.O.B.B. sponsorluğunda ilk defa NOSTALJİK ERZURUM FOTOĞRAFLARI SERGİSİNİ açtı.

Türkiye’ de ve Erzurum’da ilk defa Cezaevlerini İyileştirme ve Rehabilitasyon Programı Çerçevesinde Erzurum Yarı Açık Cezaevinde Nostaljik Erzurum Fotoğrafları Sergisi açtı,

Erzurum’dan delege oyu ile listede yer alan ilk kadın MİLLETVEKİLİ ADAYI oldu,

İlk defa bir Dadaş Kızı, Erzurum Valiliği tarafından Nahcivan Özerk Cumhuriyetinde yapılan uluslararası bir Kadın Konferansına Türkiye’yi temsilen konuşmacı olarak görevlendirildi

 Erzurum’ da İlk defa bir kadın olarak Belediye Başkan Danışmanlığı yaptı,

Gönüllü Anneler Derneği gönüllü üyesi, Türk Kadınlar Birliğinin 30 yıllık faal üyesi, Görme Engelliler ve Türkiye Sakatlar Derneği ve Muharip Gaziler Derneklerinin gönüllü ve onur kurulu üyesi, Doğu Anadolu’nun ilk ve tek Girişimci Kadın Derneği olan, ERZURUM GİRİŞİMCİ KADINLAR DERNEĞİ (ER-KADIN) kurucu Başkanı ve halen Yönetim Kurulu Başkanıdır.

İki dönem Aşkale Belediye Başkanlığı yapmış olan İnş. Müh. Nuri Çomaklı ile evli olup bir erkek( Yrd.Doç. Dr. Şafak Ertan) biri kız (Melda Ela Kayak Milli antrenör ve hakemi) iki evladı vardır.

 

ESERLERİ

İpek Yolunda Bir Kavşak-AŞKALE (BELGESEL)

Karlar Ülkesinin Damak Tadı (Erzurum’un ilk özgün yemek kitabı)

Erzurum Oyaları (BELGESEL) 

Duyguları Giyinmek(ŞİİR)

Hatmigül (ŞİİR)

Papatya Yağmurları (ŞİİR)

Uykuları Karanlığa Tutsaktı (öykü)

Konuşan Erzurum (BELGESEL)

Dobra Dobra  (Köşe yazıları)

Efe Babacan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

İzmir doğumlu Efe Babacan Turizm Otelcilik okulunu bitirdikten sonra, turist olup dünyayı gezdi.. Bu geziler sırasında çektiği fotoğraflar beğenilince fotoğrafçı olmaya karar verdi.

Türkiye’de başta İlayda Sanat Galerisi olmak üzere Berlin ve Paris’te eserleri sergilendi. Üç sene Royal Caribbean Cruise gemilerinde fotoğraf müdürü olarak çalışıp Amerika’nın Las Vegas, Phoenix ve New York şehirlerinde düğün, organizasyon, kurumsal davet fotoğrafçılığı yaptıktan sonra İstanbul’a geri döndü. İstanbul da fotoğrafçılığa devam etmekle birlikte, başta Photoshop Magazin dergisi olmak üzere çeşitli dergilere yazılar yazmakta, Lütfi Kırdar Kongre Salonunun fotoğraf işlerini yürütmekte ve merkezi Miami de bulunan İmage Photo Service fotoğraf şirketinin Türkiye temsilcisidir.

Tuba Ünsal

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Tuba Ünsal 1977 Edremit doğumlu, İstanbul’da yaşıyor. Her zaman ilgi duyduğu fotoğrafçılıkla, okul yıllarında tanıştı. Uzun yıllar muhasebe, finans ve ilaç pazarlama departmanlarında, çalıştı. Fotoğraf sanatçısı Muammer Yanmaz‘dan, temel ve ileri fotoğraf teknikleri dersleri aldı. 2008 yılında iş yaşamını bırakarak, fotoğrafa daha çok zaman ayırmaya karar verdi.

Bazı sosyal sorumluluk, kuruluş ve derneklerinde, gönüllü fotoğraf çekiyor. Portre fotoğraflarına özel ilgi duyuyor, editoryal ve belgesel fotoğrafçılıkla,
ilgileniyor. Hikayesi olan fotoğrafları sevdiği için; doğum, anne & bebek, kişiye özel portre, aile fotoğrafları ve evlilik gibi, çeşitli özel an ve detay fotoğrafları çekiyor.

En büyük hedefi, kendi tarzını koruyarak, concept/kurgu portre fotoğraf çalışmalarına, devam edebilmektir.

Ömer Serkan Bakır

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Kontrol Sistemleri Teknolojisi ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nü bitirdi.

1999 yılında Türkiye’de ilk defa yayımlanan dijital fotoğrafçılık dergisini (Photo Digital) hazırladı. İnternet üzerinden ilk fotoğraf yarışmasını organize etti. Pek çok dia gösterisi gerçekleştirdi ve karma sergilere katıldı. Seminer, panel ve söyleşilerde, seçici kurullarda yer aldı.

Bakır’ın bugüne kadar, ‘Vapurda…’, ‘Su Üstünde Yaşam’, ‘Doğu’nun Kararan Yıldızı: İran’, ‘Angkor Tapınakları’, ‘Yaşam, Güzel Bir Gündü’ ve ‘Pazarda…’ isimli dia gösterileri izleyicilerle buluştu.

Hâlen çeşitli fotoğraf projeleri üzerinde çalışmakta olan Bakır, Bilişim Muhabirleri Derneği ve Collection Club Yönetim Kurulu Üyesi’dir.

Ilgın Erarslan Yanmaz

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Ilgın Erarslan Yanmaz 1973 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimimi İstanbul Özel Alman Lisesi’nde, yüksek öğrenimimi ise Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tamamladı.

Uzun yıllar İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda çalıştıktan sonra yoluna serbest fotografçı olarak devam etmeye karar verdi.

“Nasıl olduğunu anlamadan peşinden sürüklendiğim ve ”iyi ki’ dediğim bir fotoğrafçılık hikayem var. Sanırım bu yüzden hikayesi olan fotoğrafları seviyorum ve de hikayelerin peşinden gitmeyi…”

2007 yılında Muammer Yanmaz fotoğraf ekibine prodüktör olarak dahil olmamın yanısıra özel an, editoryal ve organizasyon fotoğrafçılığı yapmaktadır.

Rıza Ezer

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

22 nisan 1951 Ankara doğumluyum.

Baba mesleği olan  foto muhabirliğine küçük yaşlarda babamın  yanında  çırak olarak başladım. Sigortalı yaşım 1970 dolduğu için Aralık 1970  ULUS gazetesinde başlayıp  devam etti.

Ulus gazetesinin kapanmasıyla ayrıldım. Babamda  ayrıldı. O  Hürriyet’e ben Yenigün Gazetesine  gittik. Yenigün  gazetesinde bir  müddet  çalıştıktan  sonra, Turizm  bakanlığına işe girdim.

1974 senesinde rahmetli Ülkü Arman beni Hürriyet’te işe aldı . 1982 ye kadar çalıştıktan  sonra ayrıldım. Bir  müddet serbest çalıştıktan sonra, Türk Haberler Ajansına girdim.

1983  senesinde Cumhuriyet gazetesine başladım. Burada uzun bir süre çalıştıktan sonra Radikalden gelen teklifi kabul edip oraya geçtim.

Oradan ayrıldıktan sonra, uzun  süredir serbest olarak çalıştığım Reuter Ajansına devam ettim.

2000 de Sabah gazetesinin İstanbul  fotoğraf  editörlüğüne getirildim. 6 ay çalıştıktan sonra ayrıldım. Son olarak  Hürriyet Ankara Bürosu Fotoğraf  Editörlüğü yaptım. Şu anda serbest çalışmaktayım.

Fiilen 35  seneye yakın çalıştığım meslek hayatımda, çeşitli basın örgütlerinden ödüller aldım. Çeşitli kitap kapaklarında fotoğraflarım yayınlandı.

Gerek  babamın  gerekse benim çeşitli  belgesellerde fotoğraflarıma yer verildi.

Üç oğlum var.

Cem Ecevit

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1956 yılında zonguldak ilçesi devrek te doğdum. İlk , orta ve lise tahsilini Ankara Kurtuluş’ta okuduktan sonra Ekonomi Fakültesini bitirdim.

Bu ülkenin ekonomisini yönetenlerin ve ekonomi uygulamalarının, ekonomi fakültesinde okutulanlar ile bağdaşır olduğunu zannederek ekonomi fakültesini bitirdim. Bu arada üniversite 1. sınıfta hem evli hemde bir çocuk sahibi olarak, hem çalışıp hem okudum. Hem de 12 eylül dönemi üniversite olaylarınında olduğu bir dönemde ekonomist olma başarısını gösterdim.

Özel sektörde yıllardır çeşitli kademelerde ve yönetici olarak çalışmama rağmen, bir konudan hiçbir zaman taviz vermedim. Fotoğraf…

İlk okuldan beri bitmeyen bir tutkuyla bağlı olduğum fotoğrafın, hayatımın vazgeçilmezlerinden olduğunu düşünüyorum. Hatta öldüğümde fotoğraf makinesi ile beraber defnedilme vasiyetinde bulunacak kadar.

Yıllar önce baktımki fotoğraflarım Türkiye nin önemli kuruluşlarının takvimlerinde yer almaya başlamış, anladımki Türkiye nin önemli şahsi fotoğraf arşivlerinden birine sahibim.

Derken, yine Türkiye nin pek çok saygın kuruluşunun ürettiği ürünlerin fotoğraflarını çekiyorum ve insanlar katalogları ellerine aldıklarında, bilboardlar da bazende TV reklamlarında bu fotoğraflara bakıyorlar.

Gün oldu çektiğim fotoğraflar bir siyasetçiye seçim kazandırdı. Gün oldu Türkiye’mizin insanlarını daha iyi tanımama yardım etti. Gün oldu yine bu fotoğraflar çektiğim yöreleri ülkem insanlarına yakınlaştırdı. Ve insanların oralara koşmasına neden oldu. Bana en çok heyecan verende bu fotoğraflarım olmuştur.

Ama sakın çektiğim fotoğrafların, üklemin tanıtımında yaptığı katkının devletimiz tarafından takdir edildiğini zannetmeyin…

Ülkeler vardır, ülkeniz adına sanat adına, bilim adına güzel bir şey yaptınızmı o ülkenin yönetenleri sizi devlet adına onore eder, hiç değilse iki satır yazı ile teşekkür ederler. Milletin arazısine gecekondu yapanlarıda cezalandırırlar. Bu ülkeler de insanın ve düşüncenin bir değeri vardır…

Yine ülkeler vardır, bunun tam tersi olur, yani düşünenler, ülkeye sanatları ile katkı yapanlar yeri geldiğince cezalandırılır. Gecekondu yapanlar ise tapu sertifikalarıyla ödüllendirilir…O ülkelerde insanın değeri devletin takdir ettiği kadardır…Yani hissettiğiniz kadar.

Hayatınızdaki her fotoğrafın mutlu günlerinizi anımsatmasını dilerim.

Cem Ecevit

Serpil Bozhalil

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Serpil Bozhalil 1982’de İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra yapım asistanlığıyla dergi yayıncılığına başladı.

Sonrasında reklam sektöründe kısa bir süre prodüksiyonda çalışdı. Ara verdiği bir sene zarfında Lasalle Akademi’de Modelistlik eğitimi aldı.

‘Çekim yapmak benim için terapi gibi bir şey’