Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Atilla Aldemir

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1975 yılında İstanbul’da doğan Atilla Aldemir, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Prof. Çiğdem İyicil’in keman sınıfından 1994 yılında mezun oldu. Ardından Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı bursuyla 1999’da Almanya Detmold Müzik Yüksek Okulu Prof. Lukas David ile lisansüstü eğitimini tamamladı. Çalışmalarına Folkwang Müzik Yüksek Okulu’nda Prof. Mintcho Mintchev ile devam eden sanatçı, konçerto solisti diplomasını takdir derecesi alarak bu okuldan 2002’de mezun oldu.

2007 yılında Uluslararası 14. Johannes Brahms Yarışması keman kategorisinde ikincilik ve iki özel ödül kazanan Aldemir, aynı yarışmanın 2008 yılı viyola kategorisinde üçüncülük ve en iyi çağdaş eser yorumu ödülüne layık görülerek, bu yarışmanın tarihinde beş ödüle sahip tek yarışmacısı unvanına sahip oldu. Sanatçının kazandığı diğer ödüller arasında 2006 Premio R. Lipizer Yarışması “The passion for music, strong artistic temperament” ödülü, 2005 8. Zagrep Vaclav Hulm finalist, Essen Folkwangpreis (2002), Vestfalya Kültür Ödülü (1998), T.C. Kültür Bakanlığı Genç Yetenekler Keman Yarışması (1998) ikincilik ödülü bulunmaktadır.

Aldemir bugüne kadar birçok Avrupa ülkesinde, ABD, İsrail ve Mısır’da verdiği konserlerde Berlin Filarmoni, Viyana Konzerthaus, Musikverein Viyana konser salonlarında, Camerata Salzburg, Viyana Filarmonia, Viyana Oda Senfoni, Zagreb Filarmoni, Berlin Senfoni, Borusan Filarmoni, Bilkent Senfoni gibi orkestralar ve Türkiye’deki tüm Devlet Senfoni Orkestraları ile Gürer Aykal, Rengim Gökmen, Alexander Rahbari, Sascha Göztl gibi şeflerle çalmıştır. 2003’de Berlin’de Dreyer Gaido Musik Produktion firması için “Türk Müziğinin Çağdaş Sesi” adlı CD kaydını gerçekleştirmiş, Fono Forum Müzik Dergisi bu kayıt için “kendilerini tam anlamıyla bu alışılmamış repertuvara vermeleri büyük bir talih olarak nitelendirilmeli” yorumunu yazmıştır. Birlikte çaldığı sanatçılar arasında piyanist Fazıl Say ve Itamar Golan, çellist Marcio Carneiro, neyzen Kudsi Erguner gibi isimler bulunmaktadır.

2002 yılından bu yana Viyana’da Barbara Gorzynska ve Prof. Matthias Maurer ile çalışmalarını sürdürmekte olan sanatçı, konserlerinde 1840 yapımı .B.Vuillaume keman ve 1560 yapımı Zanetto Peregrino viyola ile çalmaktadır.

Necdet Yaşar

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Gaziantep’in Nizip ilçesinde, 1930’da doğdu. Adliyede katiplik , dava vekilliği yapan, geniş bir plak koleksiyonuna sahip olan babası sayesinde müziğe ilgi duydu. Çocukluğunda, Aşık Veysel’i dinleyip bağlama çalmaya başladı. 1950 ‘ de İstanbul Üniversitesi İktisat  Fakültesi’nde okuduğu günlerde tanbura geçti.

Nevzat Altığ yönetimindeki koroda dikkat çekip, 1953’te Mesut Cemil’in önerisiyle İstanbul Radyosu Türk Müziği Korosu  sezendeleri arasına katıldı. 1958- 1976 arasında Münir Nurettin’in yönetimindeki Belediye Konservatuvarı İcra  Heyetinde görev yaptı.

 1988’ de Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Klasik Türk  Müziği Topluluğu’nu kurdu, Sanat yönetmenliğini kurdu, sanat yönetmenliğini üstlendi. ABD’den Kore’ye çok sayıda ülkede konser verdi. 1972-73 ve 1980-81 arasında Seatle’daki Washington Üniversitesi’nde konuk sanatçı olarak ders verdi. 1955’te emekli oldu.

Yıldız Üniveristesi’nde dersler verdi. Necdet Yaşar Enseble’ı kurdu. Yaşar İki oğul, üç torun sahibidir.

Niyazi Sayın

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1927, İstanbul doğumlu. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde  müziğe başladı. Neyzen, ressam Halil Dikmen’den 15 yıl ders  aldı. İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan mezun olduktan sonra 1950 ‘de neyzen  Süleyman Ergüner’in davetiyle İstanbul radyosuna girdi.

Ayrıca Belediye Konseratuvarı İcra Heyeti’nde görev yaptı. 1976’dan bu yana Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nda ders veriyor.

Uzun yıllar Konyada’ki Mevlana Haftaları’nda neyzenbaşı olarak görev yaptı. 1980’de TRT’den emekli olan Sayın, 1980 – 81’de Washington Üniversitesi’nde ders verdi. Bir oğlu var

 

Sami Yusuf

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Sami Yusuf, Temmuz 1980 yılında Azeri kökenli müzikal bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok genç yaşta çeşitli enstrümanlar çalmayı öğrenmeye,şarkı söylemeye ve beste oluşturmaya başladı. Ünlü bestecilerden ve dünyanın ileri gelen bestekârların çıktığı Royal Academy of Music in London dahil bir çok müzik kurumlarından müzik eğitimi aldı.

Sam Yusuf, Time Dergisi tarafından sunulmuş ve Dünya’daki onlarca yayına kapak oldu. Time Dergisi’nin ‘İslam’ın En Büyük Rock Yıldızı’ olarak nitelendirdiği sanatçı, The Guardian tarafından ‘Belki de en ünlü İngiliz Müslüman’ olarak adlandırıldı ve Vodafone tarafından markanın bölgedeki yüzü seçildi.  2003 yılında besteleyip yayınladığı ‘Supplication parçası’, 2007 yılında oldukça beğeni toplayan, Oscarlı yönetmen Marc Foster tarafından yönetilen, 2008 yılında en iyi müzik dalında Akademi Ödülleri, BAFTA ve Altın Küre ödüllerinde aday gösterilen “Uçurtma Avcısı”nın film müziği olarak seçildi.

Albümleri

2003- Al-Mu’allim
2005- My Ummah
2010- Wherever You Are

Chuck Berry

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Chuck Berry, Asıl adı Charles Berry olan rock’n’roll’un efsanesi Chuck Berry, 18 Ekim 1926 yılında Kaliforniya, ABD’de doğdu. 1940’lı yılların sonunda Les Paul’un gitarı elektriklendirmesi yeni bir devrimi müjdeliyordu. O güne kadar blues ve rock’n’roll gruplarında solo enstrümanı saksafon ya da piyano iken; mucid’i azam Les Paul’un Gibson model elektrikli gitarından sonra yerler değişecekti. İşte elektro gitar ile rock’n’roll’un günümüze taşınması da bu köprüyle başlayacaktı. Chuck Berry de bugünkü birçok müzisyeni etkileyecekti. Bunların başında da AC/DC ve Angus Young gelecekti, öyle ki onun gitarla sahnede seke seke dolaşması tamamen Chuck Berry’den gelenekselleşmiş bir tavırdır. Aynı şekilde Young’un ustalarındandır. Şimdi burada ismini yazamayacağım farklı biçim ve türevlerde birçok rock kökenli müzisyeni etkileyen bir ekolün ismidir; Chuck Berry…

Usta gitarist ve rock’n’rollcu, 1950 yılında ilk olarak bir kulüp ya da bar grubu diyebileceğimiz St Louis, Mo adlı trio ile müzik kariyerine başladı. Bu grupta usta gitarıyla yer alırken, Johnson piyanoda, Ebby Harding de davuldaydı.

1955 yılının Mayıs ayında Chicago’da blues’un efsane adamı Muddy Waters onları Chess Records’a önerecekti. Bir ay sonra da ‘Maybeline’ adlı şarkıları piyasaya çıkacaktı. Ağustos’ta listelere giren bu tanınmanın sadece ABD ile sınırlı kalması, single’ın İngiltere’de çıkmamasından dolayıydı.

Bu başarıyı 1956 Haziran’ında çıkan ‘Roll Over Beethoven’ adlı şarkısıyla da sürdürecekti. Ardından ‘You Can’t Catch Me’, ‘Scholl Day’, ‘Oh Baby Doll’ gibi hit parçaları gelecekti. AC/DC’ninde ilk yıllarında Avustralya’da çıkan ilk albümlerinde cover’ını yaptıkları ‘Scholl Day’ 1 milyonun üzerinde satış yapmış ve listelerde 1 numaraya yükselmişti. Bu parça ile Berry, ilk önce İngiltere’de tanınacak ve ardından da tüm dünyaya yayılacaktı.

1957 sonunda ‘Rock’n Roll Music’ single’ı çıktı. Bunu takiben ‘Sweet Little Sixteen’, ‘Johnny B Goode’, ‘Back’ın The USA’ gibi muhteşem parçalarla ününe ün katacaktı.

1960’lı yıllara girerken polisle başı derde girecekti. Indiana’daki Federal Hapishane’de iki yıl yatan Berry’nin parçaları o günlerin yeni grupları olan Rolling Stones ve Beatles tarafından da yorumlanacaktı. Aynı zaman sürecinde de Berry’nin parçaları 3 albümde toplanıp, piyasaya çıkacaktı.

1964 yılının başında hapisten çıkan Berry, Chicago’daki stüdyosuna kapanıp, yeni parçalar hazırlamaya koyulur. 1 ay sonra ‘Nadine (Is It You?) single’ı geldi. Ardındanda İngiltere tunesine çıkar. 9 Mayıs 1964’de Animals ile birlikte Finsbury Park Astoria’da konser verirler.

Chuck Berry artık tüm dünyaya yayılmış öncü ve de efsaneleşmiş bir fenomendi. Adına “Hail Hail Rock’n ‘Roll” gibi filmler çekilecek, kitaplar yazılacaktı.

Eserleri
Almost Grown 82
Betty Jean 57
Brown Eyed Handsome Man 61
Carol 38
Confessin’ The Blues 60
Down The Road A Piece 49
Drifting Blues 55
Drifting Heart 58
Earth Angel 147
Havana Moon 52
I Got To Find My Baby 61
Johnny B. Goode 277
Let’s Twist Again 70
No Money Down 42
School Days 110
Too Much Monkey Business 45
Wee Wee Hours 57
You Never Can Tell

Necdet Tokatlıoğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

İzmir Yelki’de 1933 yılında doğan Necdet Tokatlıoğlu, müziğe 1948 yılında İzmir Türk Musikisi Cemiyeti’nde başladı.

Mehmet Kasabalı’dan ut ve nota dersleri alan Tokatlıoğlu, 1954 yılında Ankara Radyosunda ut ve ses sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Ankara Radyosu’nda, Mesude Çağlayan ve Saadet İkesus’tan şan dersleri dealan Tokatlıoğlu, 1960 yılında Ankara Radyosu Müzik Yayınları Müdürü oldu. Tokatlıoğlu, daha sonra solistlik görevine geri dönerek, emekli olduğu 1981 yılına kadar radyoda solist, korist ve program şefi gibi çeşitli görevlerde bulundu. Çeşitli ülkelerde konserler veren Tokatlıoğlu’nun kendi bestelerinden oluşan 5 plak ve çok sayıda 45’lik plağı bulunuyor. Besteleri başka sanatçılar tarafından da okunan Necdet Tokatlıoğlu’nun 95’e yakın bestesinden 68’i TRT repertuvarında yer alıyor.

Hakan İtik

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1960 yılında istanbulda doğdu. Marmara Üniversitesi kamu yönetimi okudu. Lise ve Üniversite yıllarındaki tutkusu olan müziğe gitarla başladı. Daha sonra çeşitli gruplarda gitarist olarak müzik icra etti.

1983 yılında Buzukiyle tanıştı ve Mandra taverna’da çalıştı. Bu tarihten sonra Kıbrıs asıllı şarkıcı Fedon ile tanıştı ve uzun yıllardan beri birlikte müzik yapmaktadırlar.

Zorba,Theo gibi ünlü tavernaların emsalsiz tınısı, Greek müziğinin repertuar bankası ve dünyanın sayılı ve tescilli Buzuki üstadlarından olan Hakan İtik, evli ve bir çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

Farid Farjad

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1938 yılında İran’ın başkenti Tahran’da doğan, Fars halk müziğinde çok derin birikime sahip sanatçı, Orta Doğu müziğinin özgün notalarını, duygulu olduğu kadar etkileyici, saf ve hüzünlü biçimde sergilemesiyle tanınıyor. Batı Klasik Müziği üzerinde de çalışmaları olan sanatçı, keman dışında akordeon da çalıyor.

Farjad’ın Anroozha (O Günler) I, Anroozha II, Anroozha III, Anroozha IV ve Anroozha V olmak üzere beş parçadan oluşan albüm serisi bulunmaktadır. Beşinci albümde eşi  piyano ile eşlik etmiştir. Ayrıca Golha Orkestrası adlı kolektif bir albüm de sanatçının eserleri arasındadır

 
Farid Farjad, eşi Mitra Tavakkoli Farjad ile Los Angeles’ta yaşıyor.

Kıvırcık Ali (Ali Özütemiz)

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Asıl Adı Ali ÖZÜTEMİZ olan, Kıvırcık Ali 11.10.1968 tarihinde Tokat’ın Turhal ilçesinin Erenli Köyü’nde, dokuz kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Doğduğu gün babasının ölümünün 40 ekmeği verilmekteydi. Hal böyle iken dedesi “İşte oğlum geri döndü” der ve babasının ismi olan ALİ adını verir. Babası kendi yöresinde Aşık ALİ olarak bilinen ve çok sevilen mahalli bir halk ozanıdır. Sanatçı büyüyüp okul çağlarına geldiği zaman türküler söylemeye başlar. Bağlamaya ve halk müziğine olan ilgisi, köye gelen ozanları ve dedeleri kapı aralarından dinleyerek başlamıştır. Kah ırgat tarlasına ekmek götürürken, kah koyun kuzunun peşinde koşarken çan sesleri ile sesinin birleştiği anda her şeyi unutur, unutur da bir türkü tutturur.

Bir kayanın üstünde türkü söylerken hayallere dalar ve bu esnada derinden bir ses duyar; “güccük güccük” diye, bu ses evin en küçüğü olmasından dolayı güccük ismini takan annesi Gülbahar hanıma aittir. Oğlunun bu durumunu fark eden Gülbahar hanım, elinden tuttuğu gibi eve götürür ve gözü gibi koruduğu bağlamayı sakladığı yerden çıkararak “al güccüğüm Ali’m babandan sana yadigar” deyip bağlamayı eline tutuşturur. Sanatçı büyük bir sevinçle annesinin elini öperek bağlamayı alır. Hayatında ilk kez mutluluğun göz yaşlarını o an döker. Sevinci çok uzun sürmez ve bağlaması bir kaza sonucu kırılır. Onca yoksulluğa ve maddi imkansızlıklara rağmen, bu duruma üzüldüğünü gören eniştesi Mehmet ve en büyük abisi Sadık, fırtınalı karlı bir kış sabahı sanatçıyı da yanlarına alarak Turhal’ın yolunu tutarlar. Turhal’da bulunan Kılıç Saz Evi’ne giderek, yeni bir bağlama alırlar ve Küçük Ali bağlamasına kavuşmanın mutluluğu ile köye döner.

O dönemde İstanbul’dan eşini defnetmek için gelen Ozan Mahmut KAYA, bu üzüntüsüne rağmen ricaları kıramayarak sanatçıya 15 gün boyunca ders verir. Bu süreçte köyde hem dedelik, hem de ozanlık geleneğini sürdüren Sadık KÖRPECİ dededen de feyz alan sanatçı ilkokul 3’üncü sınıftan itibaren sınıf öğretmeni Fevzi KÜPELİ’nin de desteği ile bağlamasını geliştirmeye devam eder.

Mahzuni ŞERİF, Abdullah PAPUR, Ali KIZILTUĞ, Ali Ekber ÇİÇEK, Muhlis AKARSU, Rıza ASLANDOĞAN, Arif SAĞ, Musa EROĞLU ve Sebahat AKKİRAZ gibi büyük üstatları dinleyerek büyür ve örnek alır. Zamanın çoğunu bağlama çalarak geçiren sanatçı artık epey yol kat etmiş ve çevre köylerde de fark edilerek davet edilmeye başlanmıştır….

Sanatçı bu süreci şöyle anlatır;
“1968’de Tokat’ın Turhal ilçesinin Erenli Köyünde doğdum. Babamı hiç görmedim, ben doğmadan 37 gün önce bir kazada vefat etmiş. 9 kardeş yetim büyüdük. Ben en küçükleriyim, yani annemin de dediği gibi ailenin en güccüğü. Okul yıllarımda çalışkan, başarılı ve bir o kadar da haylaz bir çocuktum, ele avuca sığmazdım. Öğretmenlerim bana Cin Ali derlerdi neydem dedeme çekmişim. İlk okuldan sonra maddi imkansızlıklar ve yetersiz koşullardan dolayı okul hayatıma son vermek zorunda kaldım. İşte böyle başlayan öyküm büyük abim Sadık’ın da desteği ile 1983’te beni İstanbul’a kadar getirdi. Öyle değil midir? Yoksulluk Anadolu insanını hep gurbete düşürmemiş midir? Belki önce köyden bir kasabaya, sonra büyük kentlere ya da dünyanın dört bir bucağına… Yani benim deyimimle “Üçüncü gurbete” say say bitmez.
İstanbul Kasımpaşa’da Güngör Saz Evi ve yapım atölyesinde çalışmaya başladım. 1,5-2 yıl sürdü. Aynı zamanda Tepebaşı Gazinosunda düzenlenen ses yarışmasında Aşıklama dalında birincilik aldım. 1985 yılında ASM Müzik Kursu’na kayıt oldum. 3 ay süren solfej eğitiminden sonra aidatlarımı ödeyemediğim için ayrılmak zorunda kaldım. Oradan ayrıldıktan sonra da 3 yıl kadar konfeksiyon atölyelerinde çalıştım. Bu süreçte gece kulüplerinde, düğün salonlarında vb… bağlama çalarak, zor koşullarda hayata tutunma mücadelesi verdim.”

Gazino ve düğün salonlarında çalışmaya başladıktan sonra saçlarının uzun ve kıvırcık olmasından dolayı Kıvırcık Ali olarak anılmaya başlar ve 1988 de Şadıman Hanımla evlenir. Oğlu Eren ve kızı Ecemgül hayatına kocaman bir mutluluk getirirler. Bugün Eren 15, Ecemgül, 10 yasında .Hayat iste! Bugün bu evlilik sürüyor olmasa da Kıvırcık Alinin çocuklarına düşkünlüğü biliniyor. Ayrıca yokluğunu aratmayan Şadıman Hanımla da saygın bir ilişkisi var… 1990-91 yıllarında vatani görevini yapar. Askerden sonra artık kendi duygularını müzikal anlamda dile getirmeye başlayan sanatçı, besteleri kendisine ait olan ve zor koşullarda çalışıp kazandığı birikimi ile 1994-1998 yılları arasında 3 albüm yapar ama maddi imkansızlıklardan dolayı bu albümler piyasaya sürülemez.
1995’de İbrahim AKKAYA ve Mustafa YILMAZ ile birlikte Grup Turnalar’ı kurarlar. 1996’da ilk albümleri olan “Türkülerden Türkülere Yol Eyledik“ adlı albümle profesyonelliğe adım atar. 1998’de ikinci albümleri olan “Türküler Kimliğimiz” i çıkartırlar. Bu albümde müziği Kıvırcık Ali’ye ait olan “Turnalar” adlı eser de yer alır. 1983’ten bu yana maddi manevi desteğini esirgemeyen, hala prodüktörü olan, kirvesi ve can yoldaşım dediği İbrahim YILMAZ’ın desteğiyle 1999 yılında ilk solo albümü olan “Gül Tükendi Ben Tükendim” piyasaya çıkar. Kıvırcık Ali müzik ile iç içe büyüdü, emek verdi. Albümlerine gelince, her defasında ayrı bir tat ve renk alınıyor, dinledikçe dinlenesi gelen türküler ile dilini çözüyor gecelerin.

Müzik hayatına ilk adımını attığında yol göstericileri ve manevi destekçileri; Musa EROĞLU, Güler DUMAN, Edip AKBAYRAM olur. Kıvırcık Ali ise onların rehberlikleri doğrultunda kendini her daim geliştirerek, Türkiye’yi en ücra köşesine kadar dolaşıp konserler verdi. Almanya’ya o kadar çok gidip geldi ki, bir gün vizesinde problem çıkıp Almanya’ya giremeyince oradaki Türkler Alman Konsolosluğu’nu telefon yağmuruna tutar ve vizesindeki sorun giderilir. Müzik piyasası geleneksel kalıplarıyla başarısına akıl sır erdirememişse de aslında O’nun sırrı basit: Yüreğinin hüznünü, sevincini, burukluğunu, coşkusunu türküleri aracılığıyla dünyaya haykırmak.

O her kesime hitap ediyor; Solcusu, sağcısı, rockçısı, popçusu her kesimden dinleyeni var. İlk zamanlar ismi biliniyor ama kendisi bilinmiyordu. Şimdi ise tüm kitlelere hitabından dolayı herkes tarafından tanınıyor. Geniş bir dinleyici kitlesine sahip. Albümlerinde en az on eserin müziği kendisine ait. Bestelerini Edip AKBAYRAM ve Sibel CAN’ başta olmak üzere bir çok sanatçı seslendirmiştir. Kısa zaman içerisinde yurt dışındaki gurbetçilerimize konserler vererek, özellikle ozanlık geleneğini, Anadolu türkülerini içinde barındıran besteleri ve kendi tarzını ortaya koyan yorumuyla, ünü Avustralya ve Kanada’ya kadar ulaştı.

Kıvırcık Ali’nin serüveni “GÜL TÜKENDİ BEN TÜKENDİM”, “ISIRGAN OTU”, “ÜÇÜNCÜ GURBET” adlı albümleri ile başladı ve bu serüven, daha nice türkü üreteceğe benzer. Bilindiği üzere, özellikle Halk Sanatçısı, kendisine ve topluma yabancılaşmayan, öznel hayat tecrübesini sanatının gücüyle halkıyla bütünleştirebilen ve bu süreçte halkının duygularına da tercüman olabilmeyi başaran kişidir. Bu bağlamda Kıvırcık Ali, öznel dramlarını Türkülerimizin o inanılmaz deryası içinden gelen bir çoşkuyla “GERİYE DÖNÜN SENELER” isimli son albümüyle adeta bu mevsimde gönlümüze düşen, dördüncü bir cemre misali sürdürmektedir.

Zaten parlak yıldızlar, kendi mütavazi gölgelerinde, kendileri gibi olmaya çalışırlarken doğarlar. Nice duygu ve nağme tezatlarıyla gelen ve nice bir o kadar hayat kokan albümlere, Kıvırcık Ali…..

Kıvırcık Ali, 11 Ocak 2011 günü Salı sabahı Büyükçekmece’de geçirdiği trafik kazasında takla atan cipinde hayatını kaybetti. Kaza saat 05.00 sıralarında Ankara’da tv programına katılmak üzere havalimanına giderken Tepecik yakınındaki Çatalca Yolu üzerinde meydana geldi.

Çamur nedeniyle kayganlaşan yolda cipinin kontrolünü kaybettiği sanılıyor. Cipte sıkıştıktan sonra itfaiye ekipleri bulunduğu yerden çıkartıldıktan sonra sağlık ekiplerinin tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.

Cenazesi Büyükçekmece Devlet Hastanesi morguna getirildi. Acı haberi alan yakınları, çalışma arkadaşları, sevenleri ve sanatçı dostları hastaneye akın etti.

Kıvırcık Ali’nin cenazesi 12 Ocak 2011 günü saat 13:00’da Esenyurt Er Mahmut Dede Cem Evi’nden kaldırıldı.

Bela Bartok

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Macar besteci, piyanist ve müzikolog Bela Bartok 1881 yılında doğdu. Ülkesinin halk müziğini tanıtıp, sevdirdi. Uzun yıllar müzik araştırmaları yaptı. Halk müziğinden uyarladığı besteleriyle, Macar ruhunu canlandırdı. Aynı zamanda Doğu Avrupa ve kuzey Afrika Folklorunu incelemiş ve halk müziği derlemeleri yapmıştır.

1936’da Ankara Halkevi’nin davetlisi olarak Türkiye’ye geldi ve halk müziği derlemeleri konusunda konferanslar verdi. Daha sonra Ahmet Adnan Saygun’la birlikte, Adana yöresindeki göçebelerin müziklerini dinleyip kaydetti. Türkiye’de kaldığı süre içinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Türk halk müziği arşivi oluşturulması için çalışmalar yaptı.

Önder Focan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1955 yılında doğan Önder Focan, müziğe 1970 yılında başladı. 1975’de caza ilgi duydu ve çeşitli gruplar ile çalışmaya başladı. 1985 yılından başlayarak çeşitli yerli ve yabancı caz etkinliklerinde sahne aldı. 1994’de ‘Önder Focan JAZZ GUITAR’ isimli kaseti ve yine aynı yıl ‘Önder Focan Group- ERKEN-‘ adlı cd’yi yaptı. 1996-99 yılları arasında “Sekiz”, “On the Bosphorus” adlı cd’leri yaptı. 1997’de “MIDEM” tarafından Fransa’nın Cannes şehrinde düzenlenen ve 11 uluslararası gitarcının katıldığı (Jan Ackermann, Wolfgang Muthspiel, Terje Rypdal, Ximo Teber, Noel Akchiote, Eric St.Laurent, Seppo Tyni, Sandro Gibellini, Nigel Clarke, Herald Haerter) festivalde, İKSV adına Türkiye’yi “Guitar Night” gecesinde temsil etti.
 
Sanatçının 1998’in ilk günlerinde piyasaya çıkan “Beneath The Stars” adlı çalışması ise, “Blue Note” firmasından albümü çıkan ilk Türk sanatçısı ünvanını da taşımaktadır. Bu albümde davulda Down Beat, jazz dergisince yılın gözde davulcusu seçilen Bill Stewart’la ve Hammond B3 Org’da ise yine New York’lu Sam Yahel yer almışlardır. Focan, Ocak 1999 ve 2000’de IAJE eğitim seminerlerine katıldı. Kasım 1999’da Viyana’da Thomastik Infeld tellerinin 80. kuruluş yıldönümü konserlerinde çaldı. 2001 Ocak ayında Los Angeles NAMM Show’da Thomastik Infeld standinde konuk olarak çaldı. 2002’de aynı fuarda Höfner Guitar tanıtımı için yer aldı. 2001 Kasım’ında Finlandiya’da popüler Türk parçalarının yorumlandığı “Standard A La Turc” albümünü kaydetti.

2002’de Berlin’de Almanya’nın önde gelen müzisyenlerinden bascı Stefan Weeke’nin “Spontaneous International Jazz Friends” adlı projesi ile aynı yıl Almanya’da piyasaya çıkan “No.One” adlı albümünde davulcu Ernst Bier ile birlikte yer aldı. 2001 yılında Viyana’da bascı David Friesen ile, 2003’de piyasaya çıkan REMinisce adlı albümün kaydını yaptı. 2000 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi tarafından yılın en iyi Batı Müziği Sanatçısı ödülüne layık görüldü. Önder Focan, Thomatik Infeld telleri ve Höfner gitarlarını tercih etmektedir.

Taner Öngür

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1949’da İstanbul’da doğan Öngür, müzik hayatına 16 yaşında Volkanlar isimli grupla Kontra bas çalarak başladı. Daha sonra sırasıyla, Meteorlar, Okan Dinçer Kontrastlar ve Erkin Koray dörtlüsü ile çalıştı.

1969 yılında Moğollar’a katılan Öngür, grupta Bas gitar çalıyordu. 1974 yılında Moğollar’dan ayrılarak Tank isimli bir grup kurdu. Fakat bu grup fazla uzun ömürlü olamadı. Daha sonra Cem Karaca Dervişhan grubuyla çalışan Taner Öngür, 1980 yılında Almanya’ya gitti. Frankfurt’ta Figo Andaç ile Baba isimli bir proje üzerinde 10 sene elektronik, psycodelic deneyler yaptılar.1991 yılında Türkiye’ye dönen Taner Öngür, 1993’te Alarm isimli bir solo albüm yaptı.

Ender Doğan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1970 Malatya doğumlu olan Ender Doğan’ın müzik hayatı 1984’te Eyüp Musiki Derneğinde başladı. Klâsik Türk Musikisi camiasından birçok sanatçının yetiştiği sanat ocağı olan üniversite korosunda 5 yıl boyunca Süheyla Atmışdört hocanın rahle-i tedrisinde bulundu. Kendisini, hem iyi bir neyzen hem de Klâsik Türk Musikisi icra üslubunu benimsemiş iyi bir okuyucu olarak yetiştirdi.

1994 yılında TRT İstanbul Radyosunun yaptığı ses yarışmasında İstanbul Bölgesi ikinciliğine layık görüldü. Aynı yıl TRT İstanbul Radyosuna “Neyzen” olarak girdi. 1996’da İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu ve 1998’de İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarında master kazandı.

Ender Doğan, ney sazı ile 1987’de tanıştı. Bu alanda önemli üstad şahsiyetlerden feyiz aldı. Niyazi Sayın, Aka Gündüz Kutbay gibi meşhur hocaların kasetlerini dinleyerek kendisini geliştirmeye çalıştı, özellikle Neyzen Süleyman Erguner’in Ney metodundan eksiklerini tamamlamaya çalıştı. Ve son yıllarda Neyzen Sadreddin Özçimi’den büyük istifadesi oldu. Amatör bir ruh ile çalışmalarını sürdüren sanatçı birçok grup içerisinde Neyzen veya ses sanatçısı olarak görev almıştır. İstanbul Fasıl Topluluğu, Dergah Tasavvuf musikisi topluluğu, Grup Dervişan bunlardan birkaçıdır.

Ender Doğan, bu topluluklarla birlikte Almanya, İsveç, Hollanda- Hırvatistan, Malezya gibi ülkelerde konserlere iştirak etti. Ayrıca Hollanda, Fransa, Avusturya gibi ülkelerde de solo konserler verdi. Yapımı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığınca gerçekleştirilen İstanbul Şarkıları, İstanbul Türküleri, Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek şiirlerinden bestelenmiş eserlerin icra edildiği CD ve kasetlerde görev aldı.

Neyzen Ender Doğan, daha çok Tasavvuf musikisine gönül vermiş ve bu alanda, “Dost Aşkına, Hoş Avaz, Sufi Nağmeler” gibi birçok albüme imza atmıştır. İki adet Ney CD ve kaseti olan sanatçı, üçüncü Ney Taksimleri CD’sini hazırlamaktadır. Sanatçı ayrıca Ney ve Kudüm imalatı ile uğraşmaktadır. Eyüp Sultan’da küçük, münzevi atölyesinde Ney ve Kudüm yapımını sürdürmekte ve Ney dersleri vermektedir.

Kerem Görsev

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

28 Haziran 1961’de İstanbul’da doğan Görsev, 1967 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı’na girip Rana Erksan’dan piyano dersleri aldı. 1972 yılında İstanbul Devlet Konservatuarı açılınca bu okulda Gönül Gökdoğan’la keman, Prof. Özer Sezgin’le viola çalıştı. 1981 yılında askerlik görevini yaparken tanıştığı arkadaşı gitar sanatçısı Ercüment Ateş ile Ankara’da Kızılay Orduevi’nde dans ve yemek müziği çalan bir grupta ilk caz denemelerine başladı. 1983 yılında terhis olan Kerem Görsev 1983 / 1988 yılları arasında çeşitli kulüplerde dans müziği ve eşlik orkestralarında çalıştı. 1989 yılında Korukent Jazz Bar’da çalışmaya başlamasıyla yurt dışından gelen pek çok müzisyenlerle çalma imkanına kavuştu. Ed Howard, Rubin Kanyata, Doris Troy, Steve Hall, Vinnie Night, Kenny More bu sanatçılardan bazılarıdır. 1993 / 1995 yılları arasında TRT İstanbul Radyosu Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’nda görev aldı.

İlk beste denemelerine 1990 yıllarında başlayan Görsev, 1994 yılında ilk albümü olan “Hands and Lips” in kayıtlarını bitirdi. Kerem Görsev’in hayatında yeni bir sayfa sanatçı Eric Revis ile tanışınca açıldı. 1996 yılında ikinci albümü “I Love May”, 1997 yılında üçüncü albümü “For Murat’” an sonra dördüncü albümü “Relaxing” 1998 yılında tamamladı.. Bu yıllarda Kerem Görsev, Eric Revis ve Can Kozlu’dan oluşan üçlü konserler ve festivallerle geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Bu dönem içerisinde çalıştığı sanatçılar; Allan Harris, La Verne Butler, Harvey Tompson, Clifford Jarvis, Bob Demeo, Eric Revis, Can Kozlu, Ateş Tezer ve Volkan Hürsever oldu.

Kerem Görsev – Allan Harris ortak çalışması “Laid-Back” 1950 ve 1960’ların Broadway film müzikleri ve Amerika’nın caz standartlarından oluşan beşinci albümü olarak 1999’da bitirdi. 1998 yılında kendi adını taşıyan caz kulübünü açan Görsev 2001 yılına kadar burada Steve Kirby, Keith Hall, Alvester Garnett, Russel Gunn, Anna Lisa, Ron Affif, Claudia Acuna gibi sanatçılarla birlikte çaldı.

1999 yılında St. Petersburg’a giden sanatçı St. Petersburg Philarmonic Orchestra ile kendi bestelerinden oluşan “November in St. Petersburg” albümünün kayıtlarını yaptı. Orkestrayı Erol Erdinç yönetti, orkastra düzenlemelerini Kamil Özler yaptı. Bu albüm 2000 yılında çıktı. Ve İstanbul Caz Festivali’nde St. Petersburg Philarmony Orchestra ile birlikte bu albümün ilk konserini gerçekleşti. Kerem Görsev 2001 yılının sonbaharında çıkan yedinci albümü “Warm Autumn”un kayıtları New York’da yaptı. Müzikal danışmanlığını Eric Revis’in yaptığı albümde Russell Gunn, JD Allen, Jason Jackson, Eric Revis, Alvester Garnett, Kahlil Kewane Bell çaldılar. Kerem Görsev halen Türkiye’nin bir çok şehrinde klasik orkestralarla birlikte “November in St.Petersbourg” projesini çalmakta ve üniversitelerde konserlerinde devam etmektedir.

Erol Parlak

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1964 yılında Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde doğan Parlak, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Müziğe küçük yaşta bağlama çalarak başladı. 1982 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet konservatuarı’na girdi. 1985 -1986 öğretim yılında öğrenimini tamamladıktan sonra aynı kurumda dört yıl süreyle öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etti. İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1987 yılında başladığı Yüksek Lisans eğitimini1990’da ‘Bozlaklar’ konulu tezi ile tamamladı.

Aynı yıl TRT İstanbul Radyosu’na sınavla ‘yetişmiş sanatçı’ olarak girdi. Sekiz yıl sürdürdüğü bu görevinden 1998’de istifa ederek ayrıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1992 yılında başlamaya hak kazandığı ”sanatta doktora” eğitimini 1998’de tamamladı. Anadolu’nun değişik yörelerinde özellikle ”bağlama çalış teknikleri, saz ve ses tavırları” konusunda araştırma incelemeler yaparak yurt içi ve yurt dışında katıldığı konferans,seminer ve konserlerde tanıttı.

1000’e yakın halk ezgisi derledi. Anadolu’ da unutulmaya yüz tutmuş”el ile bağlama çalma tekniği” (şelpe)nin yeniden gündeme getirilmesi konusunda başta Ramazan Güngör, Nesimi Çimen olmak üzere birçok usta üzerinde çalışmalar yaptı. Özellikle Batı, Güneybatı Anadolu’da yaptığı araştırmalarla Anadolu ve Orta Asya müziği arasındaki temel benzerliklere bağlı olarak çeşitli sesler üzerinde yoğunlaştı. 1995 yılında Arif Sağ ve Erdal Erzincan ile birlikte bağlama üçlüsü oluşturarak dünyanın çeşitli yerlerinde konserler verdi. 1996 yılında Köln Filarmoni Orkestrası eşliğinde Köln Filarmoni salonunda verilen ve büyük ilgi gören konser bunlardan biridir. Neşet Ertaş’dan Davut Sulari’ye kadar Anadolu’nun önemli birçok ustasını yorumlamasıyla tanınan sanatçının müzik dinleyicilerine sunduğu bir adet Arif Sağ ve Erdal Erzincan’la üçlü, iki sözlü, bir enstrümantal olmak üzere dört albümü bulunmaktadır.

”Türkiye’ de El İle (tezenesiz) Saz Çalma Geleneği ve Çalış Teknikleri” adlı iki kitabı T.C. Kültür Bakanlığı, Şelpe (El İle Bağlama Çalma) Tekniği Metodu Ekin Yayınları tarafından yayınlandı. Yayına hazır “Bozlaklar” adlı bir kitabı bulunmaktadır. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak görev yapmaktadır.

Mevlüt Şafak

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Mevlüt Şafak (İhsani), 1928 yılında, Erzurum’un Şenkaya ilçesi Bardız bucağı Çermik köyünde doğdu. Yedi yaşında bir oyun sırasında gözlerini kaybetti. Evli ve yedi çocuk babasıdır. Geçimini âşıklık geleneğini devam ettirerek sağlayan şafak kendi deyişlerini söylemektedir. Şiirleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmaktadır. “Çağlayan Dere” adlı bir kitabı da vardır.

Göz yaşımla mektup yazdım rüzgara
Yellere sana ne söyledi bilemem
Seni hatırlarım günde yüz kere
Eller sana ne söyledi bilemem
Lalelerin rengi ayvalaştı mı
Muhannet dikene gül dolaştı mı
Bülbül menekşeye fısıldaştı mı
Güller sana ne söyledi bilemem
Hayat geçidine taşlar dökülmüş
Gönül pınarına yaşlar dökülmüş
Ah çeke ah çeke saçlar dökülmüş
Yıllar sana ne söyledi bilemem
Her gelen dünyada bir dava yapmış
Ne yapsa insana masiva yapmış
İnsanlar ne saray kuş yuva yapmış
Dallar sana ne söyledi bilemem
Mevlüt ihsanî de yandıkça yandı
Hayatından bıktı candan usandı
Gönül yaylasını gezdi dolandı
Çöller sana ne söyledi bilemem

Özlem Adıgüzel

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

İzmirli keman sanatçısı Özlem Adıgüzel, dünyaca ünlü La Scala Tiyatrosu Orkestrası’na katılarak, bu tiyatroda çalan ilk Türk müzisyen oldu. Dünyanın en ünlü sopranolarından olan Leyla Gencer de bu tiyatroda ders veriyor.

Arena di Verona Orkestrası’nda çalıştığı sırada açılan sınavda başarılı olarak bu tiyatro orkestrasına katılan Özlem Adıgüzel, orkestranın dünyanın en önemli şefleri ve sanatçılarını barındırdığını, burada çalmanın kendisini çok heyecanlandırdığını ifade etti.

Adıgüzel, “Bir müzisyen olarak bu mesleğin zirvesindeki bir orkestraya dahil olmak gurur verici. Orkestrada ağırlığı Avrupa’dan olmak üzere çeşitli ülkelerden müzisyenlerle ortak müzik yapmak heyecan verici. 1778 yılında kurulan tiyatroda çalan ilk Türk müzisyen olmak, gurur verici. Bu durum beni sevindiriyor ve ayrı bir sorumluluk veriyor” dedi.

Dünyanın en ünlü sopranoları arasında yer alan Leyla Gencer’in bu tiyatroda halen ders verdiğini belirten Adıgüzel, La Scala’ya kabul edilmesi sonrası karşılaştıkları Gencer’in kendisini kutladığını söyledi.

Babası Bando Şefi
2005 yılında vefat eden babası Ali Adıgüzel’in Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu Şefi olduğunu, müzikle iç içe bir ortamda büyüdüğünü belirten Adıgüzel, keman çalmaya 11 yaşında İzmir Devlet Konservatuvarı’nda Candan Nicolai ile başladığını, 1987 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan en yüksek dereceyle mezun olduğunu anlattı.

Fransa’daki Genç Akdenizliler Orkestrası’nda çaldıktan sonra Norveç’te orkestra eğitimi gördüğünü, daha sonra Maryland Üniversitesi’nden burs kazandığını ifade eden Adıgüzel, bundan sonraki dönemde çalışmalarını İtalya’da Cristiano Rossi ve Dora Schwartzberg ile devam ettirdiğini söyledi.

İtalya’da Da Cameristi Lombardi, Artura Toscanini orkestralarında çaldığını, resital ve oda müziği konserleri verdiğini, 1998 yılında Arena di Verona Orkestrası’nın açtığı yarışmada birçok Avrupalı müzisyeni geride bırakarak kadrolu keman sanatçısı olduğunu kaydeden Adıgüzel, 2007 Mayıs ayında La Scala Tiyatrosu’nun açtığı sınavda da başarılı olarak bu orkestraya dahil olduğunu belirtti.

Mayıs ayında sahneye konan Shastakovich’in “Lady Macbeth” operasıyla başladığı La Scala’da, Lorin Mazzel, George Pretr, Ricardo Chailly, Oren gibi ünlü şefler, Pavarotti, Andrea Bocelli, Domingo gibi ünlü tenorlarla ve Slomo Mintz, Kavakos gibi ünlü kemancılarla birlikte çalışma fırsat yakaladığını söyleyen Adıgüzel, dünyada alanında en iyilerle aynı ortamda bulunmanın kendisini motive ettiğini ifade etti.

Müzik kariyerinde vefat eden babasının büyük etkisinin olduğunu belirten Adıgüzel, “Benim için çok büyük planları vardı. Vefat ettiğinde Verona Orkestrası’nda çalıyordum. Şu anda tek üzüntüm babamın beni La Scala’da çalarken görememesi” diye konuştu.

Sait Uçar

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Sait Uçar 03 Nisan 1962 tarihinde Trabzon Maçka-Hamsiköy’de doğdu. ilk ve orta öğrenimini Hamsiköy İlköğretim okulunda tamamladı. Öğrenimine Trabzon Ticaret lisesinde devam etti.

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Radyosunda devam etti. Daha sonra TRT’nin açmış olduğu ses ve saz sınavına katıldı. İlk albümü “TÜTMEZDİ BACALARI” 1980 yılında HARİKA MÜZİK YAPIM dan çıkardı. SAİT UÇAR’ın Kemençeye olan iligisi çocukluk yıllarına dayanmaktadır.

24 albümünde sözü ve müziği tamamen kendisine ait olan SAİT UÇAR , İlk bestesini ortaokul yıllarında yaparak dikkatleri üzerine çekmiştir.

‘Askere Gidişin’,’Almanya Paraları’,’Vurun Benim Sevdamı’,’İlacım Var Ellerde’,’Düşme El Ocağına’,’Rüyalarım Çok Acı’,’Gadırga Geceleri’, ‘Elimde Değil Gülmek’,’Yorgunum yorgun Deli’,’Yeşimim’,’Ben Köyümü Özledim’,’Benim İlacım Yayla’,’Davacıyım Yıllara’,’Evi Yakan Başkası’, ‘Tubaların Tubası’,’Madur mudur’,son albümü ise ‘YALANCI’yı çıkartarak çok iyi bir tiraj elde etti.

YALANCI Albümünün ilk klibini ”Bir Sağdan Bir Soldan ” parçasına YÖNETMEN SERDAR SEKİ tarafından çekmiştir.

Aynı zaman da bu klipde kendisine DÜNYA’ca ünlü kemençe sanatçıların dan Biri olan YUNAN asıllı İLLEKTRA eşlik etmiştir.

Yaklaşık 23 yıldır profesyonel olarak müzikle iç içe olan KARADENİZ müziğinin usta ismi SAİT UÇAR’ın her çıkardığı albümü yüzbinler sattı.

İSMAİL TÜRÜT, HÜLYA POLAT, FADİME, BİZİM GÖNÜL ve daha birçok Karadenizli sanatçının albümünde besteleri ile de yer almıştır…

”Davalı” adlı kasedi çok iyi bir traj yakaladı. Bugüne kadar ilk defa karadenizli bir sanatçı roman havasıyla kemençeyi bir araya getirdi.

Engin Yörükoğlu

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1945’te İstanbul’da doğan Yörükoğlu, müziğe 1963 yılında Gölcük’te başladı. Daha sonra Selçuk Alagöz’ün grubuna girdi. Moğolları kurana kadar, Cahit Berkay ile burada çalıştı. Moğollar’la gittiği Paris’te gruptan ayrıldı ve Barış Manço’nun kurduğu Kurtalan Ekspres’te bir süre görev aldı. Daha sonraki yıllarda Jazz müziğine yönelen Yörükoğlu, Cahit Berkay ile Paris’te çeşitli çalışmalar yaptı. Çeşitli triolar ve Quartetler kurdu.

1991’de Türkiye’ye dönen Yörükoğlu, halen İstanbul/Beyoğlunda Jazz Stop isimli bir Jazz ve Rock kulübü ve Bodrum Kızılağaç Köyü’nde de bir restaurant işletmektedir.

Tori Amos

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

22 Ağustos 1963’te Kuzey Caroline’da dünyaya gelen; üç çocuklu, son derece dindar metodist bir ailede büyüyen dahi çocuk Tori Amos, piyano çalmaya iki buçuk yaşındayken başladı. Dört yaşında kilise korosunda hem piyano çalıyor, hem de şarkı söylüyordu. Beş yaşında son derece prestijli bir kurum olan Baltimore’daki Peabody Konservatuarı’na öğrenci olarak davet edildi.

Burada klasik piyano eğitimine devam ederken pop şarkıları yazmaya başladı. Mezuniyet sınavında kendi bestelerini çalmakta ısrar edince bursu geri alındı. Amos, 13 yaşındayken şarkılarını, Washington DC’deki kulüplerde babasının gözetiminde çalıp söylüyordu. 1984’te rock yıldızı olma hayaliyle Los Angeles’a taşındı ve ismini Tori olarak değiştirdi.

Üç yıl sonra Atlantic plak şirketiyle anlaştı ve 1988’de kendi kurduğu rock grubu “Y Kant Tori Read” ile birlikte kendi adını taşıyan bir albüm yaptı. Grupta, eski Guns n’Roses davulcusu Matt Sorum da bulunuyordu. Albümün kapağındaki tehditkar bir tavırla kılıç sallayan fotoğrafı ve kızıl saçlarıyla Tori, biraz da olsa dikkat çekmeyi başardı. Albüm, genelinde başarısız oldu ve Tori kendi hayatının özel anlarını anlattığı açık sözlü ve çarpıcı şarkılar yazmaya başladı.

Büyülü piyanosuyla sözleri birleşince ona tapan hayranları, yerkürenin her yerinde daha ‘kötü’ ve daha ‘bunalımlı’ bir ruh haline bürünüyorlar. Karmaşık ve gizemli sözlerini çözmek için yüzlerce web sayfası açılıyor ve Tori hikâyeleri yayınlanıyor. Yapılan yorumlar birçoğunun otobiyografik olduğu yönünde. Amos da bunlardan bir kısmını kabul ediyor ancak şarkılar yayınlandıktan sonra basında çıkan haberleri de hiçbir zaman okumuyor. Şarkı sözlerinin nereye vardığını görmek istemiyor. Otobiyografik izler taşıyan çalışmaları arasında; kendi kendinden nefret ettiğini söylediği, evliliğinden izler taşıyan ve babasını bir şeytan olarak gördüğünü anlattığı şarkılar bulunuyor.

1992’de çıkan ilk solo albümü “Little Earthquakes”teki (“Küçük Depremler”) popüler şarkısı “Me and a Gun”, bu konuda en çarpıcı örneklerden biri. Şarkı, Tori Amos’un yaşadığı bir tecavüz olayını anlatıyor.

İlk albümden sonra Tori, plak şirketinin de desteğiyle Londra’ya gitti ve oradaki kulüplerde söylemeye başladı. İngiltere’deki ünü hızla arttı ve “Little Earthquakes” 1992’nin sonunda İngiltere’de altın plak ödülüne layık görüldü. Bir yıl sonra çalışma, Amerika’da da aynı başarıyı gösterdi. Çoğunlukla coverlardan oluşan EP “Crucify”, Nirvana’nın “Smells Like Teen Spirit” şarkısını da barındırıyordu.

1994’te “Under the Pink”, 96’da “Boys for Pele” ve “Hey Jupiter” albümleri geldi. İki sene sonra piyasaya sürülen 1998 çıkışlı “From The Choirgirl Hotel”, Amos’un en maceracı ve olgun albüm çalışmalarından biriydi. Sanatçı, daha sonra, “To Venus and Back” ve bazı ilginç cover parçalar da içeren “Strange Little Girls”ü dinleyenlerine sundu. Bu düzenlemeler arasında Beatles’ın “Happiness Is A Warm Gun”, Stranglers’ın albümle aynı adı taşıyan “Strange Little Girl” ve Eminem’in “97 Bonnie & Clyde” çalışmaları da bulunuyordu.

2002’nin Temmuz ayında Epic Records ile sözleşme yapan ve ardından bazı kesimlerce onun en iyi albümü olarak kabul edilen “Scarlet’s Walk”u çıkaran Tori Amos, güzel sesi ve etkili yorumuyla uzun yıllar müzik dünyasının gündeminde kalacak gibi görünüyor.