Archive for the ‘Kimdir Biyografi’ Category

Nuri Bilge Ceylan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1959 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Nuri Bilge Ceylan, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde sinema yüksek lisansı yaptı. Yaptığı dört filmin de yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlenen Ceylan, sinemaya ”Koza” adlı kısa filmiyle adımını attı. Ardından 1997’de “Kasaba” filmini, 1999 yılında da “Mayıs Sıkıntısı”nı çekti.

56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi “Uzak”, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve talihsiz bir trafik kazasında kaybettiğimiz Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak büyük bir başarıya imza attılar.

Uzak’ın Büyük Jüri Ödülü Ceylan’a İngilizlerin dünya çapındaki pop starı Sting tarafından verildi. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan Muzaffer Özdemir ile Mehmet Emin Toprak da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini paylaştı.

64.Cannes Film Festivalinde Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle Büyük jüri ödülüne layık görüldü.

Filmografi ve Ödüller 
Koza (1995)

1995 Cannes Film Festivali Uluslararası Kısa Film Yarışması

Kasaba (1997)
17. İstanbul Film Festivali (1998)
“Fipresci Ödülü”

Berlin Film Festivali (1998)
“Caligari Ödülü” Nuri Bilge Ceylan

Cologne Film Festivali (1999)
“En İyi Film”
“En İyi Görüntü Yönetmeni” (Nuri Bilge Ceylan)

Mayıs Sıkıntısı (1999)

21. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 1999
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“En İyi Film”

36. Antalya Altın Portakal Film Festivali (1999)
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“Nuri Bilge Ceylan – Dr. Avni Tolunay Özel Ödülü”
“En İyi 2. Film”

19. İstanbul Film Festivali 2000
“Altın Lale”
“En İyi Türk Filmi”
“Fipresci Ödülü (Uluslararası)”
“Halk Jürisi Ödülü”

Buenos Aires Uluslararası Film Festivali, 2001
Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen

12. Ankara Film Festivali 2000
En İyi Film

İskenderiye Film Festivali 2000
“Jüri Özel Ödülü”
“Mehmet Emin Ceylan” – En İyi Erkek Oyuncu
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Kurgu”

Uzak (2002)

56. Cannes Film Festivali, 2003
“Nuri Bilge Ceylan – Büyük Jüri Ödülü”
“Mehmet Emin Toprak – En İyi Erkek Oyuncu”
“Muzaffer Özdemir – En İyi Erkek Oyuncu”

39. Antalya Altın Portakal Film Festivali 2002
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“En İyi Film”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Senaryo”
“Mehmet Emin Toprak – En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”
“En İyi Film”

14. Ankara Film Festivali 2002
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Görüntü Yönetmeni”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Kurgu” “Zuhal Gencer Erkaya – En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”

24. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2002
“En İyi Film”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Görüntü Yönetmeni”

22. İstanbul Film Festivali 2003
“En İyi Film”
“Nuri Bilge Ceylan – Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yılın En İyi Türk Yönetmeni”
“FIPRESCI Ödülü”

Cinemaya Film Festivali 2003
“En İyi Film”
“Büyük Ödül”

13. Orhan Arıburnu Ödülleri 2002
“En İyi Film”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“Muzaffer Özdemir – En İyi Erkek Oyuncu”

39. Chicago Uluslararası Film Festivali, 2003
Nuri Bilge Ceylan – En İyi 2. Film

25. Montpellier Film Festivali 2003
“Nuri Bilge Ceylan – Altın Antigone”
“Nuri Bilge Ceylan – Eleştirmenler Birliği Ödülü”

Beyrut Film Festivali 2003
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Film”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Senaryo”

16. Trieste Film Festivali, 2004
Nuri Bilge Ceylan – En İyi Film

Mexico City Film Festivali, 2004
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen”
“Nuri Bilge Ceylan – En İyi Görüntü Yönetmeni”
 
İklimler (2006)

43. Antalya Film Festivali, 2006
En İyi Ses Tasarımı (İsmail Karadaş)
En İyi Kurgu (Ayhan Ergürsel)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Nazan Kırılmış)
En İyi Yönetmen (Nuri Bilge Ceylan)

59. Cannes Film Festivali, 2006
FIPRESCI Ödülü

26. İstanbul Film Festivali, 2007
En İyi Film

Skip City Uluslararası Dijital Sinema Festivali, Japonya, 2007
En İyi Dijital Film

Üç Maymun (2008)

61. Cannes Film Festivali Altın Palmiye
En İyi Yönetmen Ödülü

2.Yeşilçam Ödülleri
En iyi film
En iyi yönetmen
En iyi senaryo
En iyi kadın oyuncu
En iyi görüntü yönetmeni
Genç yetenek özel ödülü

41.Siyad Ödülleri
En iyi kurgu
En iyi kadın oyuncu performansı
En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı
En iyi yönetmen

Osian’s Cinefan Film Festivali
En iyi yönetmen

Haifa Film Festivali
En iyi film(Golden Anchos)

Asia Pasific Screen Awards
En iyi yönetmen
En iyi film (Tulpan)

“Manaki Brothers” Film Camera Festivali
Mosfilm Awards
Special Mention(Özel Mansiyon)

Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)

64. Cannes Film Festivali Jüri Büyük Ödülü

Yayınlanan Senaryoları

Kasaba, Norgunk Yayıncılık, 2007.
Mayıs Sıkıntısı, Norgunk Yayıncılık, 2003.
Uzak, Norgunk Yayıncılık, 2004.
İklimler, Norgunk Yayıncılık, 2009.

Muzaffer Sarısözen

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Muzaffer Sarısözen, 1899 yılında Sivas ilinin Cami-i Kebir mahallesinde doğdu. Babası Sarıhatipzadelerden Şeyh Hüseyin Hüsnü Efendi, annesi Zeliha Hanım’dır. Sivaslılar, Sarıhatipzadeleri ” Saçlıefendiler ” diye bilirler. Ve Sarısözeni de “Saçlıların Muzaffer” diye tanırlardı. Sarısözen ilk müzik şevk ve hevesini ailesinden almıştır. Beş erkek kardeş içinde Kemal ve Abdulkadir Sarısözen de şairidir. Abdulkadir Sarısözen’e şairliği dışında türküler ve halk çalgılarıyla yakından ilgisi olduğu için ” Çalgıcı Vali ” denirmiş. Sarısözen ailesinin Sivas’taki evlerinin üst çatı katının camları vitray duvarları kütüphane yapılarak arada gizli bölmeler oluşturulmuştur. Bu gizli bölmelere ud keman bağlama tanbur gibi sazlar konulurmuş. Nakşibendi bir ailenin çocuklarının bu aletleri çalması Sarısözen’in dünyaya geldiği dönemde son derece aykırı bir şey olduğu için böyle bir yola baş vurulmuştur.

Sarısözen, 1930 yılının Eylül ayında Milli Eğitim Müdürü olan Ahmet Kutsi Tecer ile tanışmıştır. Tecer, Sarısözen ile tanıştıktan sonra 1930’da “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kurar ve Sarısözen genel katip olur. İlk halk şairleri bayramı 1930’da yapılır ve Aşık Veysel bu şekilde ortaya çıkarılır. Bayram sonunda çıkarılan Sivas halk şairleri bayramı adlı bröşürde Sarısözen, Sivas halayları başlıklı yazısını yayınlar ve halayların notalarını koyar. Bu büyük bir ihtimalle bizde halaylar hakkında yazılmış ilk notalı makaledir.

17 Ağustos 1937’de Halil Bedii Yönetken, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses ve teknisyen Arif Etikan’dan oluşan grup Ankara’dan Sivas’a derleme yapmak amacıyla giderler. Ahmet Kutsi Tecer Halil Bedii Yönetken’e Sarısözen’i tavsiye ederek gruba katılmasını söyler. Böylece türkülerin resmi olarak değerlendirilmesi Maarif vekili Saffer Arıkan’ın zamanında başlar. Derleme grubu Almanya’dan getirlen “Saca” markalı hem elektrik hem de akü ile çalışan alıcı ve verici ses kaydeden makinelerle çalışır. Konservatuarın folklor arşivindeki 10.000 ezginin derlenmesinde, fişlerin doldurulmasında, onun bitmek tükenmek bilmeyen sabır ve azmi büyük rol oynamıştır.

1943’te Muzaffer Sarısözen, Halil BediiYönetken ve Rıza Yetişen’den oluşan grup Tokat, Amasya, Samsun, Ordu, Giresun ve Trobzon’da; 1944’de Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Muş’ta; 1945’te Ankara, Çankırı, Yozgat ve Kırşehir’de; 1946’da İçel, Antakya ve Antalya’da; 1947’de Çanakkale, Bursa ve Tekirdağ’da; 1948’de Bolu, Sinop ve Zonguldak’ta; 1949′ Bilecik ve Eskişehir’de; 1950’de Van, Kars, Çorum ve Ağrı’da;  1951’de İzmit’te; 1952’de İzmir, Siirt, Mardin ve Bitlis’te derleme yapmıştır.

Sarısözen, derleme gezilerinde kendi çabası ve emeği ile topladığı bağlama, cura, ney, çifte kaval, kemençe, kaval, tulum, davul, zurna, tef, darbuka, gibi bir çok halk sazından kolleksiyon oluşturmuştur. Ayrıca derleme gezileri sırasında kaynak kişiler ile halk oyunlarını görüntüleyen fotoğraflardan bir resim albümü yapmıştır. Ne yazık ki; ölümünden sonra evi olarak gördüğü, çok değer verdiği, özen gösterdiği arşivi topladığı onbinlerce ezgi ve halk çalgıları kendi haline terkedilmiştir.

Muzaffer Sarısözen’in halk müziğine verdiği hizmet kadar halk oyunlarına verdiği hizmet de büyüktür. 1950 yılında İtalya ve İspanya’daki Avrupa Ulslararası Raks Müsabakalarına, Erzurum bar ekibi ve davulcu Kara Yılan, zurnacı Mümtaz Ardıç ile katılır. Madrid’te 68.000 kişinin önünde, Biariz ve San Sebastian’da yapılan 5 yarışmada ekip birinciliği aldı. Vedat Nedim Tör ve Mesut Cemal Bey’in daveti ile Yurttan Sesler’in başına Muzaffer Sarısözen getirildi. 1946 yılında Yurttan Sesler korosunu çalıştırmaya başlayarak derlenen türküleri koro üyelerine öğretti ve yayınlara başladı. Program büyük ilgi gördü. 1953 yılında İzmir’de, 1954 yılında İstanbul radyolarında “Yurttan Sesler” topluluklarını kurarak, halk türküleri ve oyunlarının yurt çapında sevilmesi ve tanıtılmasında büyük rol oynadı.

Muzaffer Sarısözen’e kadar radyolarda düzenli ve programlı halk müziği çalışmaları olmamıştır. Yurttan Sesler topluluğunu kurduktan sonra, programlarına kaynak kişileri ve bölge sanatçılarını davet ederek radyo sanatçılarına örnek dersler vermiştir. Muzaffer Sarısözen, Yurttan Sesler topluluğunu yetiştirirek ilk koral halk müziği icrasını başlatmış; toplu bağlama çalma geleneğinin uygulayıcısı olmuş ve halk müziğinde koro seslerini numaralayarak otantik karakterin kaybolmasını önlemiştir.

Muzaffer Sarısözen, 1941 yılında Yurttan Sesler korosuna giren Neriman Altındağ’la tanıştı ve1951 yılında dünya evine girdiler. Bu evlilikten 1952 yılında oğlu Memil Sarısözen dünyaya geldi. 1962 yılında Sarısözen prostat rahatsızlığından dolayı Devlet Demiryolları Hastanesi’ne yatırıldı ve burada ameliyat olacağını öğrenince diğer doktorlara tercihen özellikle kendisinin öğrencisi olan bir operatöre ameliyat oldu. Daha sonra ağabeyi Abdulkadir Sarısözen’in evine çıktı fakat tekrar rahatsızlandığında Ankara Hastenesi’ne kaldırıldı ve sağlığına kavuşamayarak 4 Ocak 1963 yılında vefat etti.

John Lennon

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Ardında sadece müzisyen olarak değil, yazar, oyuncu ve eylem adamı olarak da çok büyük bir efsane bırakan efsanevi Beatles grubunun kurucusu John Lennon, 9 Ekim 1940’da İngiltere’nin Liverpool kentinde dünyaya geldi. Annesi ve babası işçiydi. Daha o iki yaşındayken boşandılar, John babasını 20 yıl boyunca sadece iki kez gördü. Lennon 17 yaşındayken, annesi otobüsün altında ezilmesi sonucu hayatını kaybetti, o da Mimi teyzesinin yanına yerleşti.

1956’da lisedeyken, birlikte onlarca muhteşem şarkı üreteceği Paul McCartney ile tanıştı. Şubat 1958’de Paul McCartney George Harrison’u Lennon’a tanıttı. Daha sonra Stu Sutcliffe basçı olarak gruba katıldı ve grubun adının “The Silver Beetles” olmasını önerdi. Temmuz 1960’da grubun “The Silver Beetles” olan adı “The Beatles” adına çevrildi. Bir yıl sonra da Ringo Starr gruba katıldı. Grubun ilk 45’liği olan “Love Me Do” Ekim 1962’de piyasaya çıktı.

Beatles’in başarılarının büyüklüğü karşısında Lennon’ın solo çalışmaları kimi zaman gözden kaçmış olmakla birlikte, Lennon, 1968’e dek gruptan ayrı bir müzik kariyeri oluşturmaya çalışmadı. 1964’te In His Own Write ve 1965’te A Spaniard In The Works adlı kitaplarını yayımladı. 1968’de sevgilisi avangard ressam ve “konsept” sanatçısı Yoko Ono’yla kaydettiği “Unfinished Music, No.1: Two Virgins” albümünü çıkardı. “Two Virgins”, içeriği ve Lennon ve Ono’ya ait çıplak fotoğraflar yüzünden birçok tartışmalara neden oldu.

Çift, 20 Mart 1969’da evlendi ve bundan birkaç ay sonra avandgard albümleri, “Unfinished Music, No.2: Life With the Lions” ve “The Wedding Album”ü yayınladılar. ‘Give Peace a Chance’ parçası da bu dönemde yapıldı. 1969 Eylül’ünde Lennon Toronto rock‘n’roll festivaliyle yeniden sahneye döndü. Arkasında, Ono, gitarcı Eric Clapton, basçı Klaus Voormann ve davulcu Alan White’dan oluşan Plastic Ono Band çalıyordu.

Bir sonraki ay Lennon ve Plastic Ono Band, eroin bağımlılığına karşı verdiği savaşı anlatan ‘Cold Turkey’i yayınladı. Bu single Amerika ve İngiltere’de top 10’lara giremeyince, Lennon MBE’yi Kraliçe’ye göndererek, İngiltere’nin Biafra’daki gelişmelerini, Amerika’nin Vietnam’a yaklaşımını ve ‘Cold Turkey’in kötü liste performansını protesto etti.

‘Cold Turkey’ çıkmadan hemen önce Lennon, Beatles’tan ayrılmayı düşündüğünü açıkladı, ama bunu kamuoyuna, Allen Klein’in EMI ile yapacağı görüşmeden sonra açıklamaya karar verdiler. Lennon ve Ono barış kampanyalarına devam ediyorlardı. ‘War Is Over! (If You Want It)’ ile billboardları sarsıyorlardı. Şubat 1970’de bir hafta içerisinde ‘Instant Karma’ şarkısını yazdı ve bu parça İngiltere ve Amerika listelerinde hit oldu. Bu parçanın hit olmasından iki hafta sonra Beatles üyelerinden Paul McCartney, grubun dağılacağını açıkladı. Lennon da kendi albümü “John Lennon/Plastic Ono Band”ın tanıtımını Rolling Stones ile birlikte katıldığı ve Beatles’in çevresinde dönen birçok efsanenin yanlışlarını anlattığı bir söyleşide tanıttı.

1971 yılının başında Lennon New York’a taşındı. Burada top ten listelerine giren ‘Imagine’ parçasını yayınladı. Bu parçanın hit olmasının ardından Lennon ve Ono politik aktivitelere girdiler. Gelişen politik tavırlarının sonucu, 1972 yılının yazında “Sometime in New York City”  albümünü çıkarttılar. Bu albüm tümüyle politik parçalardan oluşuyordu. 1973 yılında “Mind Games”i yayınladı. Bir yıl sonra da  1974’te Ono’dan ayrılarak Los Angeles’a taşındı. “Walls & Bridges” albümünü çıkardı ve bu albümden Elton John’un parçası ‘Whatever Gets You Through the Night’ hit oldu. Ardından 1975 yılında eski rock parçalarını derlediği “Rock & Roll” albümünü yayınladı.

Daha sonra Lennon ve Ono yeniden birleşti. Lennon son olarak David Bowie’nin “Young Americans”inin hiti ‘Fame’de göründükten sonra, artık emekli olduğunu ve iyi bir baba ve eş olmak istediğini açıkladı. 1980’de Lennon ve Ono’nun ortak çalışması olan “Double Fantasy” yayınlandı.

Tam kariyerinde yeniden yükselmeye başladığı bir dönemde, akli dengesi yerinde olmayan Mark David Chapman adında bir Beatles hayranı tarafından 8 Aralık 1980’de New York’taki dairesinin önünde trajik bir şekilde öldürüldü. Ölümünün ardından albüm ve single 1 numara oldu. 1984’te sanatçının daha önce yayımlanmamış kayıtlarının yer aldığı “Milk And Honey” albümü çıkarıldı. 1998’de ise 4 CD’lik Anthology yayımlandı.

Burhan Öçal

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Müzisyen bir ailenin çocuğu olarak 1959 yılında Kırklareli’nde doğan dünyaca ünlü perküsyon ustası Burhan Öçal, müzik çalışmalarına çok genç yaşta başladı. Türkiye’de sürdürdüğü profesyonel müzik yaşamını yirmidört yaşından itibaren İsviçre’de sürdüren sanatçı, halen 2 ülke arasında gidip gelmekte.

Müzik çalışmalarında, Klasik Türk Müziği’nin yanısıra, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki saray müziği ve halk müziğinden etkiler bulunan Burhan Öçal’ın çaldığı enstrümanlar da tıpkı müziği gibi çeşitlilik göstermekte. Darbuka, kös ve her tür perküsyon enstrümanının yanısıra, divan-saz, tanbur ve ud gibi telli Türk çalgılarının da ustası olan sanatçı, çoğu kez özgün müziğine güçlü sesi ile eşlik etmekte. Müziğine hakim olan atak enerjik, çoşkulu ve mükemmelliyetçi yapısıyla, müzikteki tüm sınırları sonuna dek zorlayan sanatçı, aynı konserde hem vurmalı hem de telli çalgıları birarada çalarak eleştirmenleri ve izleyicileri şaşırtmakta.

Müzik aracılığıyla zamanın ve kültürlerin sınırlarını aştığına inanan Burhan Öçal, sürekli olarak ilgi çekici bir “kaynaşım müziğinin” peşinden koşmakta. Klasik Türk Müziği’ni, caz, funk, roman, batı müziği ve Avrupa klasik müziği ile harmanlayarak bir doğu-batı sentezi yaratan sanatçı, müziğinde mutlak içtenlik ve gerçekliği yakalamaya çalıştığını ısrarla vurguluyor ve yaratıcılığının ve derin müziksel anlatımının temelinde Türk geleneksel formlarının olduğunu belirtiyor.

1979 yılında katıldığı Zürih Şiir Festivali’nde ilk kez Batı Avrupa izleyicisinin karşısına çıkan Burhan Öçal, o tarihten bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde solo konserler vermekte.

1986 yılında, tanınmış piyanist Maria Joao Pires ve gitarist Elliot Fisk ile sahneye çıkan sanatçı, bu iki konseriyle klasik batı müziğine de başarılı bir giriş yaptı. Eleştirmenlerden büyük övgüler toplayan bu girişimini 1992’de Joe Zawinul ve Senfonik Orkestrası ile sürdürdü ve halen sürdürmekte. Sanatçı, ses ve ritmin heyecanlı ve uzlaşmaz bir girişim içinde buluşarak müziğin çeşitli elemanlarına katıldığı bu tür projelerin müzikteki enstrümantal birlikteliğin ufuklarını genişlettiğini ve bu nedenle bu tür projelere çok sıcak baktığını belirtiyor. Sanatçı, bu kapsamda, son olarak Avusturya’lı ünlü piyanist Peter Waters ile Bach’ın “Goldberg Variations”larını piyano ve perküsyon ile yorumladıkları projeyi gerçekleştirdi.

Burhan Öçal, 1995 yılında İstanbul Oriental Ensemble ismini verdiği projesini gerçekleştirdi ve aynı yıl bu proje çerçevesinde çıkardığı “Gypsy Rum” albümüyle Almanya’da “German Record Critics” ödülüne layık görüldü. İstanbul Oriental Ensemble ile gerçekleştirdiği ikinci albümü “Sultan’s Secret Door” ise Şubat 1997’de piyasaya çıktı ve aynı yıl Almanya’da tekrar “German Record Critics” ödülünü kazandı. Sanatçı, 1996 senesinde ise Fransa’da çıkardığı “Jardin Ottoman” isimli saray müziği albümü ile “Le Monde de la Musique” dergisinin “Choc” ödülünü kazandı.

Burhan Öçal, 2000 senesinde önemli projelerde yer aldı: Mart 2000’de, Türkiye ve Avrupa’da “George Gruntz Concert Jazz Band special guest Burhan Öçal” turnesinin ardından, Haziran 2000’de, İstanbul Müzik Festivali çerçevesinde, Aya İrini’de dünyaca ünlü Kronos Quartet ile konser veren sanatçı, Temmuz 2000’de ise İstanbul Caz Festivali’ne “Andreas Vollenweinder with special guest Djivan Gasparian and Burhan Öçal” ve kendi projesi olan “Burhan Öçal’s Meditroni/ KS featuring DJ Jali, DJ Kayalik & DJ Kaffa, olmak üzere iki konsere katıldı. Burhan Öçal, Ekim 2000’de Berlin’de düzenlenen, dünyanın en önemli müzik fuarlarından biri olan Womex’e, İstanbul Oriental Ensemble ile katıldı.

Burhan Öçal’ın, Amerikalı bascı Jamaaladeen Tacuma ile beraber yaptığı Natacha Atlas’ın da konuk sanatçı olarak katıldığı “Groove Alla Turca” (1999-Doublemoon) albümü, önce Fransa’da Birds and Blues (2001) etiketiyle, ardından Night & Day etiketiyle Kuzey Amerika ülkelerinde piyasaya çıktı ve Avrupa Dünya Müziği listelerinde 2. sıraya kadar yükseldi. Sanatçı, bu projeyle, 2001’de Avrupa’da çeşitli ülkeleri kapsayan iki turne gerçekleştirdi.

“Groove Alla Turca” projesiyle Temmuz 2001’de, dünyanın en önemli müzik festivallerinden biri olan Uluslararası Montreal Jazz Festivali’nin General Motors Big Event sahnesinde gerçekleşen “Doğu ile Batı Buluşuyor” başklıklı konserde, İstanbul Oriental Ensemble ve konuk sanatçı Mercan Dede ile 100.000 kişiyi aşan bir izleyici kitlesine seslenen Burhan Öçal, yine Temmuz ayında, İstanbul Caz Festivali’nde dünyaca ünlü İngiliz sanatçı Sting’e beş parçasında eşlik etti.

1999 ve 2001’de, dünyanın en önemli artist ajanslarından olan ICM ile Amerika’da seri konserler veren Burhan Öçal, 2002 Nisan ayında, İstanbul Oriental Ensemble ile ABD’de turneye çıkacak.

Avrupa’da verdiği solo konserler, katıldığı uluslararası festivaller, ortak projeler ve çıkardığı albümler ile çeşitli ülkelerin eleştirmenlerinden övgü dolu sözler alan Burhan Öçal, yurtdışında Türkiye’yi başarıyla temsil eden uluslararası sanatçılarımızdan biridir.

Enya

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Asıl adı Eithne Ni Bhraonáin olan Enya, 17 Mayıs 1961 yılında müzisyen bir ailenin dokuz çocuğundan biri olarak İrlanda’da doğdu. Çocukluğu, İrlanda’nın kuzey batısında Gweedore adında bir kasabada geçen başarılı sanatçı, 25 yaşına gelinceye kadar kardeşleriyle beraber kurdukları müzik grubunda, klavye çaldı ve bunun yanı sıra “back vokal” olarak yer aldı. 1985 yılında, kendi bestelerinden oluşan demo albümünün bir film yapımcısı tarafından beğenilmesi üzerine, çeşitli belgesellerin ve filmlerin müziklerini besteledi ve birçok sanatçının eserlerine vokalistlik yaptı.

New age’in dünyadaki en ünlü isimlerinden biri olan Enya, 1990’lara gelince dünyada en çok tanınan kadın şarkıcılardan biri oldu ve albümleri bir çok ülkede en çok satılanlar listesinde uzun süre bir numara olarak kaldı. 5 kez Grammy’e aday oldu ve bunların üçünü kazandı (Shepherd Moons-1992, The Memory Of Trees-1996 ve A Day Without Rain-2002/ en iyi New Age Albüm). Müziklerinde enstrümantal çalışmalarıyla beraber genelde vokallerini de kendi yapan Enya’nın, kendine has müziğinin yanında, Roma Ryan’ın yazdığı şarkı sözleri de, albümlerindeki düşsel ve mistik havayı tamamlıyor.

Kitaro

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Asıl adı Masanori Takahashi olan Kitaro, Vangelis ve Yanni gibi bu müziğin en çok tanınan temsilcilerinin başındadır. Ancak, diğerlerinden farklı olarak, müziklerinde Batı formatlı ezgilerden ziyade, parçası olduğu Uzak Doğu kültürünün izleri görülür.

4 Şubat 1953’te Japonya’da dünyaya gelen Kitaro, müzikal ilgi ve becerisini kendi imkânlarıyla geliştirmiş, lise döneminde kurduğu “Albatross” adını taşıyan müzik grubuyla bu alandaki üretiminin ilk eserlerini ortaya koymuştur. Kitaro’nun hayatınını değiştiren iki önemli olay, dönemin ünlü müzisyenleri Fumio Miyashita’yla ve onunla dünya turuna çıktığında Almanya’da karşılaştığı Klaus Schulze’yle tanışması olmuştur; zira ruhsal tedavi ve meditasyon müzikleri yapan Fumio Miyashita sayesinde müziğe bakışı değişmiş, Klaus Schulze vasıtasıyla da ileride müziğinin ana enstrümanı olarak kullanacağı “synthesizer”la tanışmıştır.

Kitaro’nun dünyayı dolaşma macerası, Tayland, Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerine yaptığı gezilerle devam eder. Felsefi anlamda olgunlaştığı bu dönemlerde, gezip gördüğü yerlerden aldığı etkileri müziğine yansıtmayı da iyi başarmıştır. Hayata bakışını kendi ağzından şöyle özetler, “İç huzuruma kavuşmamı sağlayan olay, doğduğum şehirden kilometrelerce uzakta ve de ona kesinlikle benzemeyen bir başka ülkede, mesela Kalküta’nın herhangi bir sokağındaki bir dilenciyle eşit olduğumu farketmemdir”.

Müzikal anlamdaki bilinen ilk çalışmaları 1980’lerin başından itibaren ortaya çıkmaya başlar. Bu dönemden sonra müziğinde de olgunluk dönemine geçer. Yaptığı müziğe kesin bir etiket koymak yanlısı değildir; genel olarak “müziğinin ruhsallığı çağrıştırdığını ve önemli olan şeyin dinleyiciyi düşünme ve hissetmeye sevketmesi” olduğunu söyler. Yanni’yle benzer yönleri, her ikisinin de müzikal yazma ve okuma eğitiminden yoksun olmasıdır; nota bilgisi olmadığı için kendi tarzını kendisi yaratmıştır, notalar yerine resimler çizer.

Enstrüman çalma becerisi ise Vangelis gibi çeşitlidir, birçok tuşlu, vurmalı ve üflemeli sazı çalabilme yeteneğine sahiptir. Felsefi inanışı ise Budizm ve Şinto geleneklerini temel alır.

Aşık Mahzuni Şerif

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Kahramanmaraş’ın Tarlacık (eski ismi Berçenek) Köyü’nde dünyaya geldi. 1955 yılında daha sonra Ankara’ya nakledilen Mersin Astsubay Okulu’na kaydoldu. 1960’ta eşi Suna’yı kaçırdı ve 6 ay köyünde kaldı. Bu sırada okulu Balıkesir’e nakledildi. Okul komutanının çabası ile yeniden okula dönen Aşık Mahzuni, 6 ay devamsızlık yaptığına ilişkin bir ihbar üzerine okuldan atılınca yeniden köyüne döndü. 1964 yılında ilk plağı ile müzik piyasasına girdi.

Bir süre Gaziantep’te ikamet ettikten sonra Ankara’ya taşındı. 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Derneği Genel Başkanlığı’ni yürüten Aşık Mahzuni Şerif, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanlığı, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve Ozan-Der Onur Kurulu Başkanlığı’nı da yaptı.

2001’in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital’da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan’ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın Kasım ayında kendisine, “Elhamdülüllah Kızılbaş’ım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir!” dediği için, DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27 Aralık 2001 tarihinde DGM’de yapıldı. 2002 Mayıs ayının 17’sinde evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahsuni Şerif 62 yaşında Almanya’nın Köln şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Mezarı şu an son ikamatgâhı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgededir.

Türk halk müziği sanatçılarının başvuru kaynağı, söz ve beste deposu olan Aşık Mahzuni birçok dinleyecisi açısından günümüzün çağdaş Karacaoğlan’ıydı. Dom Dom Kurşunu (Araştırmacı Yazar Battal Pehlivan Aşık Mahzuni Şerif’i yaşamı ve sanatı üzerine yaptığı incelemenin adı da Dom Dom Kurşunu idi), Yuh Yuh, Fadimem, Gül yüzlüm, Ciğerparem ve Ekmek kölesi gibi eserleriyle tanınan Aşık Mahzuni’nin türkülerini İbrahim Tatlıses’ten Mahsun Kırmızıgül’e kadar birçok türkücü ile bazı pop müzik sanatçıları da okudu. Halk şiirine gönül veren ve konuşma dilini şiirleştiren Aşık Mahzuni’nin 400’e yakın plağı, 50 kasedi ve yayınlanmış 9 adet kitabı bulunuyor.

Refik Fersan

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Refik Fersan 1893 yılında İstanbul’da doğdu. Babasının sesi güzeldi;bir musiki aleti kullanmak ailenin gelenekleri arasındaydı.1893’de babası ölünce yakınları olan Faik Bey’in yalısına taşınırlar.Bu yalıda haftanın belli günlerinde Tanburi Cemil Bey, Leon Hancıyan, Lavtacı Andon, Rahmi Bey, Lemi Atlı, Neyzen Aziz Dede gibi sanatkarlar,yetenekli kalfa ve cariyeler derse gelirler, fasıllar yapılırdı.

Ailesinin musıkîye düşkünlüğü, kendisinin de olağanüstü hevesi ile başlangıçta Ud çalmağa çalıştı.Bir süre sonra Tanbur’da karar kıldı. Böylece 12 yaşında Tanburi Cemil Bey’den ders almağa başladı;bu dersler 5 yıl sürdü

Daha sonra Robert Koleji ve Galatasaray Lisesi’ne devam etti ve Tevfik Fikret ve Ahmed Rasim Bey’den Fransızca, edebiyat ve biraz da ingilizce öğrendi.

1913 yılında Fahire Fersan ile evlendi. 1917 yılında Darülelhan’a girdi. Böylece “tanbur muallimi” olarak öğretim üyeleri arasına katılmış oldu.

1918 yılında askerlik hizmetini yapmak üzere Mızıka-i Humayun’a tayin olundu, aynı yıl içerisinde İsmail Hakkı Bey yönetiminde ilk konserini verdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra 1924 yılında “Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti Şefi” oldu, 1927’ye kadar çalıştıktan sonra sağlık nedenleri ile bu görevinden ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Çankaya Köşkü’nde çalıştığı yıllarda, başbakan İsmet İnönü’nün Yunanistan’a yaptığı geziye katıldı ve o yıllarda bestelemiş olduğu ve Rast Makamındaki “Methal” i Yunanistan’da armonize edilerek çalındı.

Refik Fersan,İstanbul’a yerleştikten sonra Münir Nureddin Selçuk ile serbest çalışma hayatına atıldı, plak çalışmaları yaptı ve eşi Fahire Fersan ile M.N.Selçuk’un konserlerine, doldurmuş olduğu plaklara eşlik etti.

1937’ye kadar ilk İstanbul Radyosu’nda çalışmıştı. 1938’de Ankara Radyosu’nun hizmete açılması ile Ankara’ya geldi, birçok hizmetlerde bulundu ve daha sonra İstanbul’a dönerek İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyeti’nde çalıştı ve “İlmi Kurul” başkanlığı yaptı ve bir süre de “Tasnif heyeti”nde çalıştı. Daha sonra uzun süredir çekmekte olduğu bir akciğer rahatsızlığından dolayı 13 Haziran 1965 ‘de vefat etmiştir.

Aziza Mustafa Zadeh

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Aziza Mustafa Zadeh, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de dünyaya geldi. Piyanist ve besteci babası Vagif Mustafa Zadeh, mugam olarak bilinen geleneksel Azerbaycan müziği ile cazın karışımından yarattığı müziği ile tanınıyor. Annesi Eliza Mustafa Zadeh ise klasik müzik eğitimi almış bir şarkıcı. Küçük bir çocukken dans eden, resim yapan, şarkı söyleyen, yani sanatın tüm dallarıyla ilgilenen Aziza, 3 yaşında babasıyla sahne aldı ve ilk doğaçlamalarını yaptı. Fakat daha sonra piyanodaki yeteneği parlamaya başlayacaktı.

Erken yaşlarda klasik piyano eğitimi almaya başlamasına ve J.S.Bach ve F.Chopin’in bestelerine olan ilgi ve hevesine rağmen, doğaçlamaya olan ilgisini ve yeteneğini de göstermeye başladı. “Yeterince pratik yapmadım” diye açıklıyor ve ekliyor “çaldığımı hissetmezsem çalmam”.

Babasının trajik bir şekilde 39 yaşında sahnede ölmesi Aziza’nın hayatında bir dönüm noktası oluyor. Bu krizin sonucunda annesi kendi sahne hayatına son veriyor ve kendini kızının müzikal yeteneklerini geliştirmeye adıyor. Şu anda onun menajeri ve Aziza yeni besteler yaptığında onun fikirlerine çok güveniyor. “Ona güveniyorum çünkü bir klasik müzikçi olarak çok tecrübeli ve babamla da caz tecrübesi var” diyor ve ekliyor “müzik, tarih ve edebiyat hakkında çok şey biliyor”.

17 yaşındayken Washington’da Thelonious Monk piyano yarışmasını, Monk’un bestelerini kendi mugam tarzıyla yorumlayarak kazanıyor. Daha sonra annesiyle Almanya’ya taşınıyor ve kendi ayırt edici müzikal yönünü geliştirmeye konstantre oluyor.

Zadeh, 1991 yılında kendi adını taşıyan ilk albümünü Aziza Mustafa Zadeh’i çıkardı. Bu albümde, kendi etnik köklerini klasik müzik ve cazla besleyebilen, sıradışı ve dikkate değer bir sese sahip bir sanatçı olduğu hemen anlaşılıyordu. Bu ilk olumlu izlenimler 1993 yılında çıkan Always albümü ile perçinlendi. Yetenekleri o kadar etkileyiciydi ki pek çok prestijli caz müzisyeni Aziza’nın 1995’deki Dance of Fire albümü için bir araya gelmeyi kabul etmişti. Gitarist Al Di Meola, basçı Stanley Clarke, Weather Report’un eski davulcusu Omar Hakim ve saksofoncu Bill Evans gibi ustalardan oluşan bir grupla çalmak, kendini henüz tam olarak ispat etmemiş pek çok müzisyen için korkutucu olabilirdi, fakat Aziza bir kez daha kendine özgü müzikal eğilimleriyle dolu bir albüm çıkardı. “Aziza bir dahi, hem besteci hem de icracı olarak. Onun müziği bana yalnız başına cazdan daha anlamlı geliyor, çünkü duyduğum şey onun kültürü.” diyor Al Di Meola ve ekliyor “onu dinlerken Azerbaycan’ı duyuyorum.”

Londra ve Paris’ten İstanbul ve Tel Aviv’e kadar verdiği tıklım tıklım dolan konserlerinde, 1996 yılında çıkardığı Seventh Truth albümünün kapağındaki baştan çıkarıcı kıyafetinden sadece biraz daha fazla giyinerek seyircileri üzerinde tatlı bir heyecan uyandırıyor. Belki de bu resim bize solo piyano ve sesten oluşan müziğinin sadeliğini yansıtmak için tasarlanmıştı. Bu albümden sonra kendi bestelerinin yanında “My Funny Valentine” and Dave Brubeck’in “Take Five”i gibi caz standartlarının da yer aldığı Jazziza albümünü çıkardı.

Londra’da Abbey Road Studios’da kaydedilen yeni albümü Shamans’da Aziza, müziğinden değişik örnekler sunuyor. “Bach Zadeh” ve “Portrait of Chopin”de klasik müzik etkileri görülüyor, “Ladies of Azerbaijan” ve “Sweet Sadness” bestelerinde ise kendine özgü güçlü vokal tekniği göze çarpıyor.

Fâruk Şâhin

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

03 Aralık 1957 tarihinde Samsun’da doğdu. Mûsıkî yaşantısı, babasının çaldığı kaval ve tulumla başladı. İlkokul yıllarında Türk Mûsıkîsi’ne ilgi duymaya başlayan ŞÂHÎN, 1972 yılında Nermin SAHİP hanımefendi’den kısa bir müddet ud dersleri aldı.

1974 yılında Samsun Mûsıkî Cemiyeti’ne katıldı ve merhûm bestekâr Yusuf YILDIRIM’dan nota ve usûl öğrendi. 1976-1978 yılları arasında aynı cemiyette ud çalan Fârûk ŞÂHÎN, 1981 yılında Samsun Belediye Konservatuarı İcrâ Heyeti’ne ud sanatçısı olarak katıldı. 1983 yılında kısa bir müddet Yılmaz PAKALINLAR’dan tanbur dersleri aldı. 1985-1986 ve 1989-1990 yıllarında Samsun Belediye Konservatuarı’nda Türk Mûsıkîsi Nazariyatı Öğretim Görevliliği yaptı.

Bestecilik alanında şimdiye kadar 300 civarında eser besteleyen ŞAHİN’in 3 adet Kâr-ı Nâtık, 1 adet Ferahnâk Takım, ilâhi, şarkı ve saz eserlerinden oluşan 205 bestesi, TRT Repertuarı’na alınmıştır.

Çeşitli beste yarışmalarına da katılan ŞAHİN, 1992 yılında TRT ve Malatya Eğitim Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği Beste Yarışması’nda bir eseri ile Birincilik, diğer bir eseriyle Mansiyon; Akçay Beste Yarışması’nda 1994 yılında İkincilik,  1995 yılında Birincilik, 1996 yılında üçüncülük, 1996 Yılında Adana Gramafon Müzik Ödülleri Yarışması’nda Birincilik; yine 1996 Yılında TRT ve Kültür Bakanlığının ortaklaşa düzenlediği Dede Efendi Beste Yarışması’nda iki eseri ile Mansiyon, 1997 yılında TRT ve Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Ulusal Beste Yarışması’nda Üçüncülük, 2000 yılında Türkiye Diyanet Vakfı Çocuk Şarkıları Beste Yarışması’nda bir eseri ile Birincilik, diğer bir eseriyle Mansiyon; 2000 yılında Etimesgut Belediyesi’nin açmış olduğu Beste yarışması’nda bir eseri ile İkincilik, diğer bir eseriyle Mansiyon, 2001 yılı Yalova Yürüyen Köşk Beste Yarışması’nda  bir Mansiyon, Amasya Belediyesi’nin açmış olduğu 2002 yılı 1. Altın Elma Beste Yarışması’nda Üçüncülük ödülü, 2006 yılında Üsküdar Mûsîki Cemiyetinin düzenlediği Emin Ongan 100 Yaşında adlı beste yarışması’nda Mansiyon ; 2007 yılı Mevlânâ Şiirleri  Beste Yarışması’nda Serbest Form Dalında Birincilik ödülü; 2007 yılında Amasya Valiliği’nin açmış olduğu 3. Altın Elma Beste Yarışması’nda Mansiyon ,2007 yılı Üsküdar Belediyesi’nin açmış olduğu Üsküdar konulu Beste Yarışması’nda Mansiyon , Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2007 yılında açmış olduğu Türk Müziği Formları Beste Yarışması’nda 3.cü 4.cü ve 6.cı gruplarda olmak üzere 3 ödül, 2008 yılında Amasya Valiliği’nin açmış olduğu 4. Altın Elma Beste Yarışması’nda Birincilik ödülü , Samsun Valiliği’nin 2009 yılında açmış olduğu 19 Mayıs Beste Yarışmasında Mansiyon ödülü ,2009 yılında Amasya Valiliğinin açmış olduğu 5. Altın Elma Beste Yarışması’nda Mansiyon ödülü, 2010 yılında Amasya Belediyesi’nin açmış olduğu 6. Altın Elma Beste yarışması’nda 2 Mansiyon ödülü, 2011 yılında Amasya Belediyesi’nin açmış olduğu 7. Altın Elma Beste yarışmasında Üçüncülük ödülü almıştır.Ayrıca, Sakarya İlkokulu ve Kırıkkale Üniversitesi’nin Marşlarını Bestelemiştir.
 Devr-i Tek isimli yeni bir usûl terkîb ederek Türk Mûsıkîsi’ne kazandırmış ve bu yeni usûl TRT tarafından kabûl görmüştür.

1991 Yılında TC Kültür Bakanlığı Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda sanatçı olarak göreve başlayan ŞAHİN, 1995 yılında Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’na tayin oldu.Koroda sanatçılık görevinin yanı sıra bir dönem Ankara Devlet Klasik Türk müziği Korosu’nun Müdürlüğünü ve Gençlik Korosu Şefliğini yapmıştır. Teksif Gönül Dostları TSM Korosunu .Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Milli Kütüphane personelinden oluşan TSM korosunu çalıştırmıştır.Yozgat Valiliği ‘ne bağlı TSM korosu ’nu, ve TSM çocuk korosunu ayrıca Yozgat Bozok Üniversitesi TSM korosunu çalıştırmıştır. 2002,2003 öğretim yıllarında Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Yüksek Lisans Ders Programı çerçevesinde Türk Müziği Bestecilik Teknikleri adlı derslere Öğretim Görevlisi olarak girmiştir. ŞÂHÎN, 20 yıldır fotoğraf sanatı ile uğraşmakta olup, ayrıca yağlı boya ve kara kalem çalışmalarıyla birlikte Mızrablı tanbur imalâtı yapmaktadır.

Hasan Cihat Örter

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

24 Ekim 1958  yılında İstanbul’da doğdu. Çok küçük yaşlarda harika  çocuk olarak piyano ve keman ile tanışarak müziğe başladı.  Daha sonra 5 yaşında klasik gitar ile tanıştı ve ilk ciddi  derslerini  7 yaşında  Prof. Antonio Doumesitch‘den aldı ve bu derslere 5  yıl devam etti.  Bu arada Jazz gitar ile de ilgilenmeye başladı ve 12 yaşında küçük orkestralarda çalarak profesyonel oldu.  

Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Emin Ongan’ın Türk Müziği Derslerine katıldı, makam ve nazariyat dersleri aldı (1970-1972). Bağlama üstadı Şemsi Yastıman ile Türk Halk Müziği araştırmasına yönelik çalışmalar yaptı ve bağlama  üzerine sentezler geliştirdi.  Lise eğitiminden sonra  Boston Üniversitesi Berklee Müzik Akademisi’nden burs kazanarak Amerika’ya gitti “New Talend Of Succes” (1976 – 1979)    Buradaki Kompozisyon ve Armoni derslerini  tamamladıktan sonra dört yıllık okulu iki yılda  üstün derece ile bitirdi ve Okulun isteğiyle Prof. Gordon Delemond’un öğrencisi olarak  Belçika Kraliyet Liege  Konservatuarı’nda  Yüksek kompozisyon  dersleri aldı (1979 -1980) mastır ve doktorasını yaptı . (Türk müziği çok sesli denemeler.) Tezleri kitap olarak sunuldu. İstanbul Teknik  Üni. Dev. Ve Mimar Sinan Üni. Devlet Konservatuarları Rektörlüklerince ; TÜRK MÜZİĞİNE HİZMET ETMİŞ ÖNCÜ BÜYÜKLERİMİZ ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLMÜŞTÜR.

Ülkesine vatani vazife dolayısıyla döndü ve daha sonra burada  Büyük orkestra çalışmaları  ve stüdyo çalışmalarında bulundu.  (Festival, Eurovision Orkestraları).  Bu arada  reklam , belgesel ve tiyatro müzikleri yapmaya başladı.  1989 yılında kurulan Kent Orkestrası’na kadrolu sanatçı olarak girdi ve 8 yıllık hizmetten sonra kendi isteği ile ayrıldı (1998).

1994 yılında  Dr. Ahmet Kurtaran’ın ricası üzerine Modern Folk Üçlüsüne girdi , orada gitar çalıp vokal müziği yaptı ve bu grubun aranjörlüğünü üstlendi. 1995 yılında da  Amerika da Uluslararası Houston Jazz Festivali’ne  bu grup ile katıldı. Harbiye Açık Hava  Konseri (MFÜ. 1996) Aynı Grup ile 7 Şehirde Konserlere katıldı. Aynı yıl  Uluslararası Akbank Jazz Festivali’nde grubuyla çaldı (1995  Ak sanat Kültür Merkezi).

Kıbrıs 1. Girne Altın Zeytin yarışmasında Beste ve Şarkıcılık dalında  1. oldu. ve  1993 yılında ilk albümü olan 1. Albüm, ANADOLU EZGİLERi KLASİK GİTARA ADAPTASYON   albümünü çıkardı (Kent Plak -EMI). Bu albüm  2.Albüm olarak INSPIRATION serisinden bütün dünyada satılmaya başladı ve Sanatçı  dünyanın en büyük plak firmalarından E.M.I  Klasik kataloğuna girdi ve ALTIN PLAK aldı. Bu kompozisyonları daha sonra araştırmalar ve denemeler halinde kitap olarak çıkardı. (Hayatım Gitarım ve Müziğim 1995 Pan Yayıncılık ). Bu kompozisyonların tamamı 1000’e yakındır. Daha sonra  tüm dünya kadınlarına ve çalışan kadınlara adadığı 3.Albüm, KADIN’IN SENFONİLERİ  albümünü yaptı. (Kent  Plak 1995). 1996 yılında 4.Albüm,  MODERN FOLK ÜÇLÜSÜ İSTANBUL ŞARKILARI albümünü yaptı. (Yapı Kredi Kültür Hizmetleri) . 14 şehirde konserleri verildi ve bu albüm için  klip çalışması yapıldı   (İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu 1996 ) . 1997 yılının sonunda 5.Albüm,  RE-FORMATION (TÜRK MÜZİĞİ SAZ ESERLERİ NEW-AGE)  albümünü yaptı. 1997 ‘nin sonunda bu albümün London Southern Cross stüdyolarından re-mixi çıktı .   6.Albüm, (INSPIRATION RE-MIX ). Sony Music European Catalogue’a girdi. USA  Billboard dergisi Hasan Cihat Örter’ i albümleri 30  ülkede satılan ilk Türk Sanatçısı ilan etti. Türk Jazz ında birinci  sıraya koydu (1998). 1999’da7. Albüm, MEKTUP FİLMİ SAUND TRACK  (1998 RAKS). 8.Albüm,  RE-FORMATION 2  (ANADOLU ESİNTİLERİ NEW-AGE/ Sony Music) al

9.Albüm, AŞK VE HÜZÜN (Ezgi Medya-2002).  10. Albüm, GİTARIN SESSİZ  ÇIĞLIĞI  (Genç Müzik 2003 ), 11. Albüm, FLAMENKO TÜRK  (Topkapı Müzik 2004 Çıkacak) Albümlerini yaptı.12.Albüm, İKİ DERVİŞİN AŞK YARASI (Seyhan Müzik 2004 Çıkacak). 13. Albüm, İSTANBUL DA MODERN OYUN HAVALARI (Seyhan Müzik 2004 Çıkacak)

“Bizim Sazımız – Bizim Cazımız,  Ne Var ? Ne Yok ?” TRT  programına  orkestrasıyla canlı müzik yaparak katıldı. Sürgündeki Devlet, Menderes, Kızıl Güneş, Sultan Galiyev, DÜNDEN BUGÜNE (TGRT), KIBRIS BELGESELİ (SHOW TV.), KIBRIS BELGESELİ SOUND-TRACK    CLIP”, CUMHURİYET BELGESELİ, OSMANLI’NIN DOĞUŞU (TRT 2), FATİH VE FETİH (TRT 1),DOĞDUĞUM TOPRAKLAR (TRT),SON TANIKLAR (TRT), SUMMER UNIVERSITY 2003- İSTANBUL TANITIM MÜZİKLERİ (42 ÜLKE – 72 ŞEHİR ),  gibi 200 e yakın belgesele özgün ve jenerik müzikleri yaptı. Cemal Reşit Rey Gençlik Festivali , Uluslararası Gitar Festivali ( C.R.R.  Ocak 2001),(2002), (2003),(2004) İstanbul Müzik Şenliği , 1995  Akbank Jazz Festivali gibi birçok uluslararası festivalde çaldı. 

TRT 2 ‘de MÜZİK VE BİZ  adlı programı hazırlayıp sundu ( Cumartesi akşamları 20:20 ).  Program 4 yıl sürdü. Aynı zamanda STV. De 3 yıl canlı olarak benzeri daha önce yapılmamış “GECEYİ ÖRTEN MÜZİK” programı yaptı ve ülkemiz de ve tüm dünyada bu program çok sevildi, takdir gördü. Amcası Rembetiko uzmanı  Erol ÖRTER (Buzuki Erol) ile  BUZUKİ EROL – EROL ÖRTER  adı altında piyasaya sunulan  kitabın hazırlanmasına katkıda bulundu ve rebet şarkılarını aranje etti  , notasyonladı.  Özel radyo ve televizyon  kanallarında programları  yayınlanmaktadır ve bu programlar çok ilgi görmektedir. Sanatçı yapmış olduğu sanatsal çalışmalarla 1000 e yakın  ödül almıştır .

İKİ SATIRLIK ŞİİRLER (Birun Yayınevi-2000, ) ESERLERİ-SANATÇI (Bemol Müzik 2002), SAZ ESERLERİ (Bemol Müzik 2003), MÜZİKLE TEDAVİ VE ARAŞTIRMALAR (Bemol Müzik 2003) Hasan Cihat Örter ‘ in  şimdiye kadar yazdığı 6 kitabı vardır. Ayrıca sanatçının TCDD. DEVLET DEMİR YOLLARI BESTESİ,TRAFİK CANAVARI İLE MÜCADELE DERNEĞİ BESTESİ, POLİS KOLEJİ MARŞI, ELAZIĞ 8. KOLORDU MARŞI, BEŞİKTAŞ SPOR KLUBÜ MARŞI, ÜSKÜDAR BESTESİ, ÜMRANİYE BESTESİ,TC.80 YIL MARŞI…gibi marş besteleri de vardır.

Sanatçı:  A.B.D., Rusya, Hollanda, Belçika, İngiltere,  Fransa, Yugoslavya, İspanya, İtalya,Almanya , Hindistan , Azerbaycan ve Kıbrıs gibi pek çok ülkede konserler ve resitaller vermiştir. Büyük Önder  Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN dediği gibi; Türk müziğinin çok sesli müziğe uyarlamasındaki  çalışmalarını güçlendirmek için yurtiçi ve yurtdışı konserlerine devam edip basında ve seminerlerde yaptığı konuşmaları  ile insanları çok etkilemektedir.

Muharrem Ertaş

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: “Çaldı ve söyledi.” Musiki kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş ? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir? Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?

Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz. Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :

“Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım.”

İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.

Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.

Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü ‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir Dadaloğlu gürlemesi :

Kalktı göç eyledi avşar elleri

Ağır ağır giden eller bizimdir

Arap atlar yakın eyler ırağı

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler, bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları…. Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri…

Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.

Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Ertaş , 1984 yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü.

İrfan Özbakır

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1926 yılında Amasya’da dünyaya gelen İrfan Özbakır, ilköğrenimini burada tamamladı. Küçük yaşta fark edilen musiki yeteneği nedeniyle Amasya’da Ali Şener, Mustafa Türköver ve Rasim İstanbul’dan ders aldı. İstanbul’da vatanî görevini yaparken, ünlü isimleri tanıma olanağı bularak, İstanbul Belediye Konservatuarı’na girdi. Şefik Hürmeriç, Cavit Ongun, Kemal Gürses gibi hocalardan aldığı derslerle usul, makam, nazariye, edebiyat, solfej ve repertuar bilgilerini güçlendirdi.

İstanbul Radyosu’nda 7 yıl süreyle fasıl heyetinde çalışan Özbakır, uzun yıllar solistlere uduyla eşlik etti. 1960 yılında Yüksel hanımla evlenen Özbakır’ın Ümit ve Bilgehan isimli iki çocuğu vardı.

Ayşe Tunalı, Sinan Özen, Emel Sayın, Muazzez Ersoy gibi ünlülere ders veren, Türk Sanat Müziği’ne sayısız eser kazandıran, 500’ün üzerinde bestesi bulunan İrfan Özbakır, Marmaris’in Armutalan Beldesi’ndeki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 14 Aralık 2003 günü hayatını kaybetti.

İrfan Özbakır’ın en bilinen eserleri arasında “Sensiz Kalan Gönlümde”, “Ömrümce Hep Adım Adım, Her Yerde Hep Seni Aradım”, “Gülünce Gözlerinin İçi Gülüyor”, “Pişman Olur da Bir Gün”, “Şarkımı Senin İçin Yazdığımı Bilseydin”, “Kim Demiş ki Sevgiler Ayrılıkla Biter” yer alıyor.

Fikret Kızılok

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1946 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Öğrenim hayatına Galatasaray Lisesi’nin ilkokul kısmında başlar. Müzikle de ilk tanışması burada gerçekleşir. İlk enstrümanı kendisini yaş gününde armağan edilen kırmızı bir akordeondur. İlk müzik derslerini sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından alır; ilk konserini de bir 23 Nisan’da Taksim Belediye Gazinosu’nda düzenlenen okul müsameresinde verir. Fikret Kızılok ve orkestrası adlı küçük grubun elemanları Kızılok’un sınıf arkadaşlarıdır ve çaldıkları halk türküleri ile alkış alırlar.

Ortaokul ve lise yıllarında bu konserler sürer. Lise yıllarında akordiyonu bırakan Kızılok, eline gitarı alır. Fikret’in o dönemdeki en büyük destekçileri ise alt sınıflarda okuyan Barış Manço ile Timur Selçuk’tur. İşte bu dönemde grubun ismi değişir ve Veliahtlar adını alır. Lise yıllarından sonra da bu grupla çalışmayı sürdürür.

Kadıköyde oturan Fikret Kızılok, aynı dönemde arkadaşı olan Cahit Oben ile birlikte yeni bir atılım içine girerler (1964). Yeni bir grup kurarak profesyonel hayata geçmeye karar verirler. Yanlarına bas gitarcı Koray Oktay ve davulcu Erol Ulaştır’ı alırlar; böylece Cahit Oben 4 doğar. Kendilerini “daha ziyade Beatles tipi müzik yapan bir grup” olarak tanımlayan Cahit Oben 4, İlham Gencer’in işlettiği Çatı gece kulübünde programlar yapmaya başlar, bir yandan da mahalle konserlerini sürdürür. Bu arada kendi paralarıyla iki 45’lik plak doldururlar. Bunlardan ilkinde iki yabancı şarkıyı yorumlarlar: “I Wanna Be Your Man” ve “36 24 36”. İkinci plaklarında daha “kendilerine” dönerler. Plağın ilk yüzünde “Silifke’nin Yoğurdu” vardır; diğer yüzü ise bir bestedir: “Hereke”, aynı zamanda Kızılok’un plak olarak yayınlanan ilk bestesidir.

Fikret Kızılok Cahit Oben 4’le çalışmalarını sürdürürken girdiği dişçilik yüksekokulundaki eğitimini sürdürür. Bir süre sadece okuluyla ilgilenir. Müzikten kopamayacağını anladığında ilk solo plağını doldurur. Dört şarkılık bir EP’dir bu: “Ay Osman – Colours / Sevgilim-Baby”. Bu plak o yıllarda fazla ses getirmez. Bunun üzerine Kızılok okulunu bitirmeye karar verir. Yine de zaman zaman arkadaşlarının kurduğu ‘Kaygısızlar’la birlikte çalışır, Barış Manço’ya eşlik eder.

Dişçilik Yüksekokulu’nun son sınıfında okurken mahalleden arkadaşı Arda Uskan ile bir yolculuğa çıkar; müzik hayatını tümüyle etkileyecek bir yolculuktur bu. Bu düşünceyle gitarını eline alan Kızılok stüdyoya girer ve Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünü yeni bir düzenlemeyle kayda alır. Bunu bir 45’lik olarak yayınlar. İkinci solo 45’liğidir bu; Fikret Kızılok’un hayatında da önemli bir dönüm noktası… Arka yüzünde sözlerini kendi yazdığı bir halk şarkısı, “Benim Aşkım Beni Geçti” yer alır. O güne dek sürdürdüğü suskunluğu ve bunu bozmasının nedenini de plak kapağında şöyle açıklar: “Piyasa, öylesine Türk benliğinden uzak melodilere kucak açmıştı ki, beni dinlemeyeceklerdi bile. Bugün ise durum büyük bir hızla değişiyor. Bu öz benliğimize dönüşte ben de üzerime düşen görevi yapmaya karar verdim…”

“Yumma Gözün Kör Gibi ! Yağmur Olsam”, Kızılok’un asıl çıkışını yaptığı plak olur. Her iki beste de Fikret Kızılok’undur. Plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman olarak tahta ve taş kullanır Kızılok. Şarkılar çok beğenilir, plak çok satar ve sanatçı ilk altın plağını alır.

Bu başarının ardından fazla ara vermeden bir 45’lik daha yapar Kızılok. Ancak bu kez kendisine ait bir şarkıyla ortaya çıkar: “Söyle Sazım”. Plak kapağında, “Türk geleneklerine uygun 17 perdeli ‘Hüseyni’ düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak kullanıldığı” bir şarkı olarak tanımlanır bu.

Plağın arka yüzünde Kızılok’un Karacaoğlan’dan bestelediği “Güzel Ne Güzel Olmuşsun” vardır. Her iki şarkıda da kendisine Nedim Demirelli eşlik eder. Plak, listelerde de kendisini gösterir ve haftalarca 1 numarada kalmış olan Barış Manço’nun “Dağlar Dağlar”ını devirerek liste başı olur.

1970 yılını bu iki plakla kapatır Fikret Kızılok. Bu plaklar yıl sonunda Hey dergisi tarafından düzenlenen ‘Yılın Müzik Oskarları’ anketinde görülmemiş bir başarıya imza atar: “Söyle Sazım”, Yumma Gözün Kör Gibi” ve “Güzel Ne Güzel Olmuşsun”, Barış Manço’nun “Dağlar Dağlar”ının ardından sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü olur. Fikret Kızılok da aynı ankette ‘Yılın Erkek Şarkıcısı’ seçilir.

1970 yılının getirdiği başarıların ardından bir süre plak yapmayan sanatçı bu dönemde bir Anadolu turnesine çıkar. Turne sırasında Siverek yolunda donma tehlikesi geçirir; bir kamyon şoförü tarafından kurtarılır. Bu olayın ardından bir plak yapar ve “Emmo” adlı bestesini bu kamyon şoförüne ithaf eder. Plağın arka yüzünde Ahmed Arif in şiiri üzerine bestelediği “Vurulmuşum” adlı şarkı vardır. Kızılok, 1972’de bu şarkıyla Bulgaristan’da yapılan Altın Orfe festivaline katılır.

1973 yılında Grafson şirketiyle anlaşarak yeni bir dizi plak yayınlar. Bu plaklarda yer alan şarkılar, Kızılok’un yazdığı “Bir Ali Var” adlı oyunun bölümleridir: “Gün Ola Devran Döne”, “Anadolu’yum”, “Leylim Leylim (Kara Tren)”, “Köroğlu Dağları”, “Tutamadım Ellerini” ve “Gözlerinden Bellidir”. Yazılan, ancak bugüne dek sahnelenmeyen bu oyunun şarkıları başka sanatçılar tarafından da seslendirilir: “Kime Sormalı”yı Dönüşüm eşliğinde Tansu, “Duyar mısın”ı ise o dönemde ününün doruğunda olan Timur Selçuk yorumlar. Bu arada “Köroğlu Dağları” şarkısının başında kullandığı gitar, Kızılok müziğinde bir yeniliktir.

Aşık Veysel’in ölümü üzerine kendini tümüyle diş hekimliğine veren Kızılok 1975’te Tehlikeli Madde adını taşıyan yeni grubuyla uzunca bir Anadolu turnesine çıkana kadar ortalıkta gözükmez. Turnenin ardından İstanbul’da seri konserler verir. Tehlikeli Madde ile folk motiflerinin rock ile harmanlandığı şarkılar yapar. Giderek folk motiflerinin yerini daha alaturka sesler alır. “Haberin Var mı / Kör Pencere – Ay Battı”, bu dönemin en önemli plağı olarak dikkat çeker. “Kör Pencere”ye bağlı olarak plağa alınan “Ay Battı” ise, popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahiptir. Bu plaktan sonra yapılan “Anadolu’yum 75”, daha önce yayınlanan aynı adlı şarkıya bir göndermedir.

Son 45’liği ise Mart 1976’da yayınlanır. Mahzuni Şerif’ten “Biz Yanarız” ve vazgeçemediği Veysel’den “Sen Bir Ceylan Olsan” adlı türküleri yorumlar sanatçı bu plağında. Plak eleştirilir. “Fikret Kızılok’un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz” gibi ifadeler kullanılır bu eleştirilerde. Kızılok, bütün bunlar üzerine ortadan kaybolur. Bir yıl sonra, 1977 ortalarında, 1971-’72 yıllarında yaptığı ancak o güne dek yayınlamadığı kimi kayıtları bir albüm olarak piyasaya sürer. “Not Defterimden” adını taşıyan bu albümde Kızılok’un deneysel çalışmaları vardır: Atonal bir altyapı üzerine Nazım Hikmet şiirini koyar ve kendi deyimiyle “şarkıcılığı değil, müzisyenliği” dener.

Ancak dönemin ‘nazik’ siyasi ortamında bu çalışma fazla ortalarda gözükemez. Plak çıktıktan kısa bir süre sonra toplatılır. (Yeniden yayınlanması ise 1993’ü bulur.) Bu arada Varşova’da bu albümüyle iki ödül alır. Ancak, plağın toplatılması onu etkiler ve Fikret Kızılok, müziği bıraktığını açıklar. O güne dek 13 altın plak ve çeşitli ödüller alan sanatçı, bundan sonra derin bir sessizliğe gömülür. Buna gerekçe olarak da “hazırladığı yapıtların ticari olmadığı gerekçesiyle plakevleri tarafından geri çevrilmesini” gösterir ve bir daha profesyonel olarak müzik hayatına dönmeyeceğini bildirir.

1980’lerde farklı bir türle döner müziğe Fikret Kızılok. Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Mutlu Torun gibi farklı yönelimlerde, arayışlardaki isimlerle deneyselliğin ön planda olduğu bir tür ‘atölye çalışması’ yürütülür Çekirdek’te. Kızılok-Ortaçgil ikilisinin ‘Pencere Önü Çiçeği’ bu dönemin ürünüdür. Kızılok’un yerli folk-lirik tarzından Batılı müzikal-vodvil tavrına geçişinin de göstergesi.

Sonra yine 10 yıllık kesinti. Kızılok’un geniş kitlelerle-piyasayla buluşması ise sözünü ettiğim vodvil tavrının da doruğu, 1995’te yayımlanan ‘Demirbaş’ albümü. Kültürel, entelektüel, siyasal yergi, dönemin aşınmış ‘pop’una karşı alternatif gibidir.

Veda albümü ‘Mustafa Kemal-Devrimcinin Güncesi’nde (1998) destansı, lirik bir müzik yaptı. Ama söyleyiş, resitatif-düzdü.

Kızılok 22 Eylül 2001 günü uzun süre çektiği rahatsızlığın neticesi olarak kaldırıldığı hastanede öldü.

Prof. Dr.Paul Hindemith

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Alman besteci Paul Hindemith 1895 yılında doğdu. 1927 yılında Berlin Ulusal yüksek okuluna öğretmen oldu. Çeşitli besteleri yanında öğretici yanı ağır basan Paul Hindemith Türkiye’ye gelerek bir süre Ankara’da kaldı ve Devlet Konservatuarı’nın kuruluşuna büyük katkısı oldu.

Daha sonra Amerika’ya giderek Yale Üniversitesi’nde bestecilik kürsüsüne profesör oldu. Besteciliğiyle birlikte viyola çalışmalarını, orkestra şefliğini sürdürdü. Alman müziği teorisi üzerinde çalışmalar yaptı.

Hasan Ferit Alnar

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Besteci. 1906’da İstanbul’da doğdu. Annesinin teşvikiyle müziğe daha çocuk yaştayken kanun çalarak başlayan Alnar, 12 yaşındayken “Kanuni” oldu. 16 yaşındayken ilk bestesini yaptı. O yıllar İstanbul Sultanisi’nde okuyan Alnar geceleri, Darüt Talimi Musikisi topluluğuyla sahneye çıkıyordu. Yine o sıralar aynı toplulukla Berlin’e giderek Alman Polydor firması için birkaç plak doldurdu. Bu yolculuklarının birinde Berlin Yüksek Okul müdürü ve besteci Franz Schreker ile tanışan Alnar çok sesli bestelerinin Schreker’in ilgisini çektiğini görünce, bitirmek üzere olduğu İstanbul Mimari Akademisinden ayrıldı ve 1927’de Viyana’ya yerleşti. Viyana Devlet Müzik Akademisinin bestecilik bölümünde Joseph Marx’ın öğrencisi oldu. 1929’da diploma alınca Oswald Kabasla orkestra şefliğinde çalıştı.

1932’de bu bölümü bitirince İstanbul’a dönerek Şehir Tiyatrosunda orkestra şefliği yaptı. 1937’de Ankara Devlet konservetuarında bestecilik dersleri verdi. Konservetuarın Tatbikat Sahnesinde ilk opera gösterisini düzenledi. 1946’da Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrasının şefliğine getirildi. 1952 yılına kadar bu görevde kaldı. 1955’te Viyana’ya yerleşti. 1964 yılında tekrar Ankara’ya döndü. Türk beşlerinin içinde ayrı bir yere sahip olan Alnar teksesli Türk Müziğinden yetişmiş tek bestecisidir.

Osman Zeki Üngör

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Besteci, Orkestra şefi, keman virtüozu Osman Zeki Üngör 1880 yılında İstanbul’da doğdu. Muzıka-i Hümayun’da Fasl’ı Cedid’i tertib eden Santuri Hilmi Bey’in torunu; Hacı Bekirzade Hüseyin Bey’in oğlu, Ekrem Zeki Ün‘ün babasıdır.

Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1891’de girdiği Mızıkai Hümayün’da yeteneğiyle II.Abdülhamid’in dikkatini çekti. Batı müziği öğrenimi görerek konser kemancısı oldu. Büyükbabası Santuri Hilmi Bey’in kurduğu Mızıkai Hümayun faslı Cedidi’nde ve Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak çalıştı. Binbaşı rütbesiyle de Saray Orkestrası Şefi oldu.

Mızıkai Hümayun’da öğretim görevinde bulundu. İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yaptı. Bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de haftalık halk konserleri verdi. Musiki Muallim Mektebi’nin müdürlüğünü yaptı.

Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör; asıl ününü Mehmed Akif Ersoy’un İstiklal Marşını 1922 senesinde besueleyerek elde etti. Cumhuriyet’in İlanı’ndan sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-I Cumhur Musıki Hey’eti Şefi oldu.

Musıki Muallim Mektebi’nin kurulmasında önemli rol oynayan Üngör; 1924-1934 seneleri arasında bu okulun müdürlüğü vazifesinde bulundu.

1934 senesinde emekliye ayrılan Üngör; bir müddet de Teşvikiye Caddesi’nde Maçka Palas’ta oturmuş, 1958 senesinde de İstanbul’da vefat etmiştir. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalındı.

İstiklal Marşı dışında başlıca eserleri: İlim Marşı, Azmü Ümit Marşı, Töre Marşı, Türk çocukları, Cumhuriyet Marşı.

Giriftzen Asım Bey

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

Besteci ve giriftzen Asım Bey, Yunanistan’ın Tesalya bölgesindeki Yenişehir Mevlevihanesi’nde ney çalmayı öğrendi. 18 yaşında İstanbul’a yerleşerek İstanbul itfaiyesinde çalışmaya başladı. Aynı zamanda ney ve girift dersleri aldı. Kısa sürede girift ustası olarak adını duyurdu. Asım Bey’in 30 kadar bestesi günümüze ulaşmıştır.

Serhat Ersöz

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1972’de Eskişehir’de doğan Ersöz, 1991’de üniversite imtihanını kazanıp Kocaeli’den İstanbul’a taşındığı zaman, arkadaşlarıyla Midas isimli bir grup kurdu. Sonraları bu grupla Engin Yörükoğlu’nun jazzstop isimli klübünde çalmaya başladığı sıralar yeniden bir araya gelmeyi düşünen Moğolların dikkatini çekti. Bir prova yaptılar ve o zamandan bu yana Serhat, Moğolların 4 renginden biri olarak müzik yaşamını sürdürüyor.

Serhat Ersöz, Moğolların son iki albümünde enstrümental besteleri ve düzenlemeleriyle grubun sound’una getirdiği yeni nefesle dikkati çekiyor.

Ulvi Cemal Erkin

Cumartesi, Haziran 30th, 2012

1906 yılında İstanbul’da doğan besteci ilk müzik eğitimini çok küçük yaşta annesinden aldı. Ulvi Cemal yedi yaşındayken Adinolfi’nin yanında piyano derslerine başladı.

Galatasaray Lisesini bitirince burs kazanarak devlet hesabına Paris’te müzik öğrenimine gönderildi. Paris konservatuarında ve ecole Normale de musique’te Gallon Baulanger gibi hocalardan kompozisyon dersleri aldı. 1930’da yurda dönünce Ankara Musiki ve muallim mektebinde armoni ve piyano öğretmeni olarak atandı. 1936’da Devlet Konservatuarı kuruluncaya kadar bu görevini sürdüren Erkin o tarihte yine piyano öğretmeni olarak Konservatuar’da çalışmaya başladı ama piyano ve konser çalışmalarını yavaş yavaş ikinci plâna çıkarmış artık iyiden iyiye besteciliğe yönelmişti.

1942’de Cumhuriyet Halk Partisi büyük ödülünü aldı. Ulvi Cemal Erkin kendi bestelerinden oluşan ilk konserini 1946 yılında verdi. 1949’dan 1951’e kadar devlet konservatuarının müdür olarak yöneten besteci, ölümüne kadar piyano bölümü şefi ve piyano öğretmeni olarak aynı yerde görevini sürdürdü.

Eserlerindeki ortak nokta ustalıklı bir orkestralama sezgi ve kullanışı, titiz bir istif kuşkusu özden ve içten gelen bir esindir.

Ulvi Cemal Erkin 1973’te Ankara’da öldü.