Fatih Çavuşoğlu

Haziran 30th, 2012

Fatih Çavuşoğlu 30 Haziran 1983, İzmir doğumlu. ilk, orta ve lise eğitimini yine İzmir’de tamamlamıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 2006’da mezun olan Çavuşoğlu, şu an halen Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset Ana Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans yapmaktadır.

“Türkiye’de Azınlıkların Oy Verme Davranışı ve Siyasi Partilerin Azınlık Politikaları” konulu bir teze devam eden Çavuşoğlu’nun “Seçim Kazanamayan Anamuhalefet”, “1980 Sonrası Süreçte Depolitizasyon”, “Türkiye’de Siyasal Yozlaşma ve Siyasi Ahlak”, “Müslüman Demokrasi”, “Merkez Sağ’da Yeniden Yapılanma” isimli yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

2001 yılında DYP Konak İlçe Gençlik Kolları’nda siyasete başlayan Fatih Çavuşoğlu, gençlik kollarında çeşitli görevler aldıktan sonra Mayıs 2004’te Gençlik Kolları İzmir İl Başkanlığı’na atanmış ve bu görevi Temmuz 2005’e kadar sürdürmüştür. Çavuşoğlu, İl Başkanlığı ile eş anlı olarak bir süre de Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği görevini üstlenmiştir. 2006 yılında yapılan kongre ile Konak İlçe Başkan Yardımcılığı’na seçilen Çavuşoğlu, 22 Temmuz Seçimleri’nde İzmir 1. Bölge’nin Seçim Koordinatörlüğü görevini üstlenmiştir.

Fatih Çavuşoğlu; 6 Ocak 2008’de toplanan olağanüstü kongrede Demokrat Parti liderliğine seçilen Süleyman Soylu’nun isteği üzerine Mart 2008’de DP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı’na atanmıştır. Kişiliği ve konuşma üslubuyla 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e benzetilen ve parti içinde Küçük Demirel olarak anılan Çavuşoğlu aynı zamanda çok sayıda sivil toplum örgütü ve sosyal sorumluluk projesinde yer almaktadır.

Fatih Çavuşoğlu Klasik Türk Müziği ile yakından ilgilidir. Udi ve notist olan Çavuşoğlu, geniş bir Türk Müziği arşivine sahiptir.

Fatih Çavuşoğlu 1999’da İngiltere’nin başkenti Londra’da üç ay süren bir dil eğitimi almıştır ve İngilizce bilmektedir.

Tonyukuk

Haziran 30th, 2012

Adı bilinen ilk Türk yazar ve tarihçisidir. Göktürk Devleti’nin kurucusu İlteriş Kutlug Kağan başta olmak üzere Kapağan Kağan ve Bilge Kağan’a danışmanlık yapmış, meclis başkanlıklarını yürütmüştür.

Tonyukuk’un, kendi adına diktirdiği kitabesinden; Göktürkler, Juan Juan Devleti’nin elinde esir iken doğduğu anlaşılıyor. Esaretten Kutlug Kağan ile birlikte kurtulmuş ve Göktürk Devleti’nin kuruluşunda görev almıştır.

Bilge Kağan’a vezirlik yapmanın yanı sıra, ona kızını vererek kayınpederi de oldu.

İyi bir stratejist ve taktik ustası olmasından ötürü, batılı Türkologlar onun için “Türkler’in Bismarc’ı” ifadesini kullanır.

Doğum tarihi bilinmese de, Tonyukuk’un ölümü 726 yılına rastlar. Tonyukuk’un hatırası, ölümünden sonra Bilge Kağan tarafından Bain-Cokto adlı mevkide yaşatıldı.


TONYUKUK YAZITI

BİRİNCİ TAŞ (Batı Cephesi)
Ben Bilge Tonyukuk’um. Çin ülkesinde doğdum. Türk milleti Çin’de tutsak idi. Türk milleti hanını bulmayınca Çin’den ayrıldı, han sahibi oldu. Hanını bırakıp yine Çin’e tutsak düştü. Tanrı şöyle demiş: Han verdim, hanını bırakıp tutsak düştün. Tutsak düştüğün için Tanrı öldürdü. Türk milleti öldü, bitti, yok oldu. Türk Sır milletinin yerinde boy kalmadı.

Ormanda, dışarıda kalmış olanlar toplanıp yedi yüz er oldular. İki bölüğü atlı idi, bir bölüğü yaya idi. Yedi yüz kişiyi idare edenlerin büyüğü şad idi; danışman ol dedi, danışmanı ben oldum, Bilge Tonyukuk. (Şadı) kağan mı yapayım diye düşündüm. Arık boğa ile semiz boğa arkada oldukça; semiz boğa mı, arık boğa mı bilinmezmiş diye düşündüm. Bunun üzerine, Tanrı akıl verdiği için onu ben kağan yaptım.

İlteriş Kağan olunca, Bilge Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ile İlteriş, güneyde Çinli’yi, doğuda Kıtay’ı, kuzeyde Oğuz’u pek çok öldürdüler. Danışmanı, yardımcısı ben idim.

Çogay’ın kuzeyi ile Kara Kum’da oturuyorduk.

 

BİRİNCİ TAŞ (Güney Cephesi)
Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin karnı tok idi. Düşmanımız çevremizde ocak gibi idi, biz ateş idik.

Böyle otururken Oğuz’dan casus geldi. Casusun sözü şöyle idi: Dokuz Oğuz boyu üzerine kağan oturmuş; Çin’e Kunı Sengün’ü göndermiş; Kıtay’a Tongra Esim’i göndermiş. Şu haberi göndermiş: Azıcık Türk (Köktürk) boyu var; fakat kağanı yiğit, danışmanı bilgili. Bu iki kişi var oldukça seni, Çinliyi öldürecek, diyorum; doğuda Kıtay’ı öldürecek, diyorum; beni, Oğuz’u mutlaka öldürecek diyorum. Çinli, sen güney yönünden saldır; Kıtay, sen doğu yönünden saldır; ben de kuzey yönünden saldırayım; Türk Sır boyunun yerinde hiç kimse kalmasın; mümkünse hepsini yok edelim, diyorum.

Bu haberi işitince gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Bunun üzerine kağanıma arza çıktım. Şunu arz ettim: Çinli, Oğuz, Kıtay… bu üçü birleşirse biz kalırız. Dıştan sarılmış gibiyiz. Yufka iken delmek kolay imiş, ince iken koparmak kolay. Yufka kalın olsa delmek zor imiş, ince yoğun olsa koparmak zor. Doğuda Kıtay’dan, güneyde Çin’den, batıda batılılardan, kuzeyde Oğuz’dan gelecek iki üç bin askerimiz var mı acaba? Böyle arz ettim.

Kağanım, ben Bilge Tonyukuk’un arzını işitti, gönlünce idare et dedi. Kök Öng’ü çiğneyerek Ötüke ormanına doğru orduyu sevkettim. İnek ve yük arabalarıyla Togla’da Oğuz geldi. Üç bin askeri varmış. Biz iki bin idik. Savaştık. Tanrı yarlığadı, yendik. Irmağa döküldüler. Pek çoğu da dağıttığımız yerde öldü.

Ondan sonra Oğuz tamamıyla geldi. Türk milletini Ötüken yerine, beni, Bilge Tonyukuk’u Ötüken yerine yerleşmiş diye işiten güneydeki millet; batıdaki, kuzeydeki, doğudaki millet geldi.

 

BİRİNCİ TAŞ (Doğu Cephesi)
İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti yaratılalı, Türk kağanı tahta oturalı Şantung şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim. Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptettiler. Uykularını burada bırakıp seferde yatıp kalktılar.

Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Kırgızların güçlü kağanı da düşmanımız oldu. Bu üç kağan anlaşıp Altun ormanında birleşelim demişler. Şöyle anlaşmışlar: Doğuda Türk kağanına doğru sefere çıkalım demişler. Eğer biz üzerine yürümezsek, eninde sonunda o bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için, eninde sonunda o bizi mutlaka öldürecektir. Üçümüz birleşip üzerine yürüyelim, hepsini yok edelim demişler. Türgiş kağanı şöyle demiş: Benim milletim oradadır demiş, Türk (Kök-türk) boyu yine karışıklık içindedir, Oğuz’u yine dardadır demiş.

Bu sözleri işitince gece yine uyuyasım gelmiyordu, gündüz yine oturasım gelmiyordu. 0 zaman düşündüm. İlkin Kırgız üzerine yürüsek daha iyi olur dedim. Kögmen yolu tek imiş; kapanmış diye işitip bu yoldan yürümek olmaz dedim. Kılavuz istedim. Çöllü Az eri buldum. Az ülke (sinde), Anı bel (inde bir yol var) mış; bir at yolu imiş, onunla gitmiş. Onunla konuşup bir atlının gitmiş olduğunu öğrenince bu yolla gitmek mümkün dedim. Düşündüm ve kağanıma;…

 

BİRİNCİ TAŞ (Kuzey Cephesi)
…arz ettim.

Ordu yürüttüm. At in dedim. Ak Termil’i geçince at bindirdim. At üzerine bindirip karı söktürdüm. Sonra atları yedeğe aldırıp yaya olarak ve ağaçlara tutuna tutuna yukarı çıkarttım. Öndeki eri çapraz yürüterek ağaç olan tepeyi aştık. Yuvarlanarak indik. On gecede yandaki engeli dolaşarak gittik. Kılavuz yeri şaşırıp boğazlandı. Bunalıp “kağan, yetiş” demiş. Anı suyuna vardık. O sudan aşağı gittik. Yemek için attan iniyor, atı ağaca bağlıyorduk. Gece gündüz dört nala gittik. Kırgızları uykuda bastık. Uykularını mızrakla açtık. Hanı, ordusunu topladı; savaştık ve yendik. Hanlarını öldürdük. Kırgız boyu kağana teslim oldu, baş eğdi. Geri döndük, Kögmen ormanını dolaşarak geldik.

Kırgız’dan döner dönmez Türgiş kağanından casus geldi. Haberi şöyle idi: Doğudan kağana sefer edelim. Biz yürümezsek onlar bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için eninde sonunda onlar bizi mutlaka öldürecek, demiş. Casus, türgiş kağanı çıkmış dedi, On Ok boyu eksiksiz çıkmış dedi: Çin ordusu da varmış.

Bu haberi işittiğimiz sırada katun (kraliçe) vefat etmişti. Kağanım, ben eve ineyim, onun yoğ törenini yapayım dedi. Orduya “gidin Altun ormanında oturun” dedi. “Ordunun başında İni İl Kağan, Tarduş şadı gitsin” dedi. Bilge Tonyukuk’a, bana şunları söyledi : “Bu orduyu ilet” dedi, “ben sana ne söyleyeyim. Kararı istediğin gibi ver” dedi; “gelirse göreceği var, gelmezse haberciyi ve haberi alarak otur” dedi.

Altun ormanında oturduk. Üç casus geldi. Haberleri bir: Kağan orduyu çıkardı. On Ok eksiksiz çıktı. Yarış ovasında toplanalım demişler. Bu haberi işitince haberi kağana yolladım. Handan haber geldi: “Oturun, öncüyü ve nöbetçiyi iyice düzenleyin, baskın yapmayın” demiş. Bögü Kağan bana böyle haber yollamış. Apa Tarkan’a ise gizli haber göndermiş. Bilge Tonyukuk kötüdür, kindardır; yanılır; orduyu yürütelim diyecek; kabul etmeyin.

Bu haberi işitince ordu yürüttüm. Altun ormanını yol olmaksızın aştık. İrtiş ırmağını geçit olmaksızın geçtik. Gece de yol aldık ve Bolçu’ya şafak sökerken ulaştık.”

 

İKİNCİ TAŞ (Batı Cephesi)
“Haberciyi getirdiler. Sözü şöyle idi: Yarış ovasında yüz bin asker toplandı dedi. Bu sözü işitince beğler, hepbirlikte geri dönelim, zayıfın utancı daha iyidir dediler. Ben şöyle dedim; ben, Bilge Tonyukuk: Altun Ormanını aşarak geldik, İrtiş ırmağını geçerek geldik. Gelenler yiğit dediler duymadılar; tanrı, Umay, mukaddes yer su üzerine çöküverdi. Niçin kaçıyoruz? Çok diye niçin korkuyoruz? Azız diye niçin kendimizi küçümsüyoruz? Hücum edelim dedim. Hücum ettik ve yağmaladık.

İkinci gün ateş gibi kızıp geldiler. Savaştık. Bizden iki ucu, yarısı fazla idi. Tanrı yarlığadığı için çok diye korkmadık ve savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık. Kağanını tuttuk; yabgusunu, şadını orada öldürdük. Elli kadar er yakaladık. Hem o gece halkına haber gönderdik. O haberi işitip On Ok beğleri, halkı hep geldi, baş eğdi. Halkın birazı kaçmıştı. Gelen beğleri ve halkı düzenleyip toplayarak, On Ok ordusunu yürüttüm. Biz de yürüdük. Anı’yı geçtik. İnci ırmağını geçerek Tinsi oğlu denen ebedi Ek dağını aşırdım.”

 

İKİNCİ TAŞ (Güney Cephesi)
Demir Kapı’ya kadar gittik. Oradan geri döndük. İni İl Kağan’a… Tacikler, Toharlar… ondan berideki Suk başlı Soğdak kavmi hep gelip baş eğdi.

Türk milletinin Demir Kapı’ya , Tinsi Oğlu denen dağa ulaştığı hiç vâki değildi. O yere, ben Bilge Tonyukuk ulaştırdığım için sarı altın, beyaz gümüş, kızıl yak öküzü, eğri deve, mal sıkıntısızca getirdik.

İlteriş kağan, bilgisinden dolayı, yiğitliğinden dolayı Çin ile on yedi defa savaştı. Kıtaylarla yedi defa savaştı. Oğuzlarla beş defa savaştı. Bu savaşlarda da danışmanı hep ben idim. Kumandanı da yine ben idim. İlteriş Kağan’a, Türk’ün hakim kağanına, Türk’ün bilgili kağanına.”

 

İKİNCİ TAŞ (Doğu Cephesi)
Kapgan Kağan… Gece uyumadı, gündüz oturmadı. Kızıl kanımı dökerek, kara terimi akıtarak işimi gücümü hep ona verdim. Öncüleri yine uzaklara gönderdim; hisarları, gözcüleri çoğalttım; basılan düşmanı getirdim; kağanım ile seferlere çıktık. Tanrı korusun, bu Türk milletinin içinde silahlı düşman dolaştırmadım, damgalı at koşturtmadım. İlteriş Kağan kazanmasaydı, onun ardından ben kazanmasaydım il yine, millet yine yok olacaktı. O kazandığı için, ardından ben kazandığım için il yine il oldu, millet yine millet oldu.

Ben artık yaşlandım, kocadım. Her hangi bir yerdeki kağan sahibi bir millete benim gibisi olsa ne sıkıntıları olabilir?

Türk Bilge Kağan ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.”

Ahmet Rıza

Haziran 30th, 2012

Osmanlı siyaset adamı. Meşveret gazetesini çıkararak, Jön Türk hareketinde etkili bir rol oynamış, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önderleri arasında yer almıştır. Genç yaşta Batı kültürüyle tanıştı. Mekteb-i Sultani’yi (Galatasaray Lisesi) bitirdikten sonra, Hariciye Nezareti Tercüme Kaleminde bir süre katiplik yaptı. 1884’te tarım öğrenimi için Fransa’ya gitti.

Çeşitli siyasal ve kültürel hareketleri izledi. Pozitivizme ilgi duymaya başladı. Bursa Mülki İdadisi müdürü, ardından Bursa Maarif Müdürü oldu. Nilüfer dergisinde şiirler yazdı. Pozitivistlerin yayın organı olan La Revue Occidentale’a İslamiyet ile ilgili yazılar yazdı. Osmanlı İmparatorluğu hakkında çıkan yazılara yanıt verdi. II. Abdülhamid’e eğitim sisteminde köklü değişimler öneren mektuplar yazdı. Doğu kültürünü, Batıdan alınacak bilim ve kültürle yoğurmayı ve halkın eğitim düzeyini yükseltmeyi öne çıkaran bir program yayımladı.

23 Eylül 1897’de Meşveret’i yeniden merkez yayın organı olarak yayımlamaya başladı ve Abdülhamid’in tahttan indirilmesi, Kanun-i Esasi’nin uygulanması gibi konulara giderek daha önem verdi. Jön Türk hareketinin dönüm noktalarında, ilkelerine bağlı tutumuyla, mücadeleci ve çetin bir kişilik gösteren Ahmed Rıza, bazı dönemlerdeki kopmalara karşın, hareketin sürekliliğini temsil eden toparlayıcı bir simge olmuştur. 1930 Şubat’ında İstanbul’da öldü.

James Harbord

Haziran 30th, 2012

Amerikan Hükümeti’nin aldığı bir kararla Türkiye’ye gönderilen 46 kişilik bir heyete başkanlık etti. Harbord 20 Eylül 1919’da Mustafa Kemal ile Sivas’ta bir görüşme yaptı. Üç saat süren bu görüşmeden sonra Harbord, Türkler ve Türkiye hakkında olumlu düşüncelere sahip oldu. Amerika’ya döndükten sonra Amerikan Kongresi’ne Türkler ve Türkiye hakkında olumlu bilgiler içeren raporunu sundu. Türk dostu olarak yaşadı.

Şehzade Süleyman Çelebi

Haziran 30th, 2012

Şehzade Süleyman Çelebi 1377 yılında doğdu. Yıldırım Bayezid’in oğludur. 1390’da Manisa ve Balıkesir sancakbeyliğine atandı. 1393’te Bulgarlar üzerine gönderilerek 17 Temmuz 1393’te Tırnova’yı, ardından Silistre, Niğbolu ve Vidin’i aldı. Bulgar krallığına son verdi. Daha sonra Kastamonu valiliğine atandı. 1399’da Akkoyunlular’ı Erzincan’a çekilmek zorunda bırakarak Sivas, Tokat, Kayseri ve Aksaray’ı Osmanlı egemenliği altına aldı. Sivas valiliğine atandı ve 1400’de Sivas üzerine büyük bir orduyla yürüyen Timur karşısında geri çekilerek Karasi, Aydın ve Saruhan sancaklarının yönetimini üstlendi.

1402’de Ankara savaşı kaybedilince geri çekilmeyi başararak İstanbul’a ulaştı ve Timur’un ordusuna tutsak düşmekten kurtuldu. Timur’un Anadolu’da üstünlük sağlamasından sonra ona bağlılığını bildirdi ve Timur tarafından Rumeli’deki Osmanlı topraklarına hükümdar olarak atandı. 1403’te Bizans imparatoru İkinci Manuel’le yaptığı Gelibolu antlaşması ile Kartal, Pendik, Gebze ile kimi adaları, Misvri’ye kadar olan Karadeniz kıyılarını, Silivri’yi, Rumeli’de Teselya ve Selanik’i Bizanslılara bıraktı. Buna karşılık Rumeli’deki Osmanlı topraklarına hükmedebilmesi için gerekli desteği sağladı. 3 Haziran 1403’te, Venedikliler ve Cenevizlilerle, Timur’un Rumeli’ye geçirilmemesi karşılığında ticari ayrıcalıklar tanıyan bir antlaşma yaptı. Ardından Edirne’de hükümdarlığını ilan etti.

Kardeşleri İsa Çelebi ve Mehmed Çelebi arasında Anadolu’da çıkan egemenlik savaşına katıldı. İsa Çelebi’nin, Ulubas savaşında yenilerek İstanbul’a kaçması üzerine onu Bizans imparatorundan geri aldı ve 1404’te yeni bir ordu ile Anadolu’ya gönderdi. Mehmed Çelebi ile yaptığı tüm savaşları kaybeden İsa Çelebi’nin öldürülmesi üzerine, 1405’te Anadolu’ya geçen Süleyman Çelebi, Bursa’yı aldı. Ardından Ankara’yı da ele geçirerek Çelebi Mehmed’i Amasya’ya çekilmek zorunda bıraktı. Karamanoğullarının elindeki Sivrihisar’ı kuşatan Süleyman Çelebi’ye karşı, Karamanoğlu Mehmed Bey’le anlaşan Çelebi Mehmed, Süleyman Çelebi’yi Anadolu’dan uzaklaştırmak için 1409’da kardeşi Musa Çelebi’yi Rumeli’ye gönderdi.

Musa Çelebi’nin kısa zamanda güçlenmesi üzerine, Anadolu’da da Aydınoğulları ve Germiyanoğullarını karşısına almış olan Süleyman Çelebi, Rumeli’ye geçmek zorunda kaldı. Musa Çelebi’yi Çatalca yöresinde yenerek Edirne’ye döndü. Musa Çelebi toparladığı yeni kuvvetlerle Sofya yakınında yaptığı yeni savaşı kazanarak, Edirne üzerine yürüdü. Süleyman Çelebi’nin gerekli önlemleri almaması ve yanlış davranışları nedeniyle, çevresindeki akıncı beylerinden bir bölümü Musa Çelebi’ye katıldı. Tehlikeyi farkederek İstanbul yönünde kaçmaya başlayan Süleyman Çelebi, uğradığı Kırklareli yakınındaki Düğüncü köyünde yakalanarak öldürüldü (18 Mayıs 1410).

Süleyman Deniz

Haziran 30th, 2012

Süleyman DENİZ 1956 yılında doğdu. Hatay İli Samandağ ilçesi nüfusuna kayıtlı olup evli ve 2 çocuk babasıdır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur.

2004 yılında Bor Kaymakamlığı’ndan Bartın Valiliği’ne Vali Yardımcısı olarak atanmıştır.

Şevket Atlı

Haziran 30th, 2012

Şevket Atlı 17 Mart 1970 Tarihinde Adıyaman’da doğdu. İlk, orta, ve lise öğretimimi Adıyaman’da tamamladı. 1987 yılında İstanbul üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi kazanıp 1991 yılında mezun oldu, 1993 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan kaymakamlık sınavını kazanıp kaymakamlık mesleğine atandı.

Malatya Kaymakamlık Adaylığından sonra 8 aylık staj için İngiltere’nin Oxford kentine gitti, dönüşte Ordu’nun Çamaş İlçesinde Vekil kaymakam olarak göreve başladı. Ardından sırasıyla Isparta-Yenişarbademli, Tunceli-Pülümür, Yozgat-Akdağmadeni, Diyarbakır-Ergani, Şanlıurfa-Ceylanpınar Kaymakamlığı görevlerinden sonra 29.08.2008 tarihinde Yalova’nın güzel ilçesi Armutlu’da Kaymakam olarak göreve başladı.

Evli ve 2 çocuk babası olup İngilizce bilmektedir.

Dr.Esat Pınarbaşı

Haziran 30th, 2012

Aslen Artvin’li olan Esat Pınarbaşı 10 Ocak 1956’da Hendek’te doğdu. Sakarya İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu (1975). Üniversiteyi Erzurum Atatürk Üniversitesi İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi’nde okuyan Pınarbaşı, bu okuldan 1982 yılında mezun oldu.

İlk siyasi parti üyeliği MSP’ye 1975 yılında kayıt olmakla başladı. Lise ve üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliğinde aktif görev alan Esat Pınarbaşı, 1978 yılında Hendek MTTB’yi kurdu ve 1980’de kapanıncaya kadar başkalığını yürüttü.

1980’de tutuklandı ve TCK’nın 163. maddesinden hüküm giyerek, toplam 21 ay hapiste 1 yıl da emniyet gözetiminde kaldı.

1993 yılında Sakarya Üniversitesine öğretim görevlisi olarak kabul edildi. İslam hukuku alanında, “İbn Teymiye’de Devlet İktisat İlişkisi” adlı teziyle Yüksek Lisansını tamamladı. Daha sonra da “Kemal Tahir’de Batılılaşma: Türk Modernleşmesine Farklı Bir Yaklaşım” adlı teziyle Kamu Yönetimi doktoru unvanını aldı.

28 Şubat sürecinde üniversitedeki akademik hayatına son verildi. Ancak akademik çalışmalarını üniversite dışında özel dersler vererek ve “adalet kavramı”nı temel alan konularda araştırmalar yaparak sürdürdü.

Arapça ve İngilizce bilen Esat Pınarbaşı’nın Osmanlı toplum yapısı ile İslam ve demokrasi alanlarında makaleleri; İslam düşüncesine dair çevirileri bulunmaktadır.

Uzun bir siyasal düşünce faaliyetinden sonra tekrar aktif siyasete dönen Esat Pınarbaşı, 2007 seçimlerinde AK Parti’den Sakarya milletvekili adayı oldu ancak seçimi kazanamadı. 29 Mart 2009 yerel seçimlerine Ak Parti Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı olarak katılan Esat Pınarbaşı çalışmalarına devam ediyor.

Esat Pınarbaşı evli ve 3 çocuk babasıdır.

Kül Tegin

Haziran 30th, 2012

Kül Tegin 684 yılında doğdu. Babası İlteriş Kağan öldüğünde ağabeyi Bilge 8, Kül Tegin ise 7 yaşındaydı. Ağabeyiyle birlikte amcası Kapağan Kağan tarafından büyütüldü. Bilge Kağan 32 yaşında ülke yönetimini ele aldığında, Kül Tigin de 31 yaşında onun yardımcısı oldu ve ordunun başına geçti. Ağabeyi ile birlikte ülkelerindeki isyanları bastıran Kül Tegin’e ilişkin en sağlıklı bilgiler Orhun Abideleri’nde yer alır. Annesi İlbilge Hatun‘dur. 

Kül Tegin, 16 yaşında iken amcası Kapağan Kağan ile birlikte 50 bin kişilik Çin ordusuyla yapılan savaşa katıldı ve kahramanlığı ile dikkat çekti. Kül Tegin, 21 yaşında iken Çinli general Caca ile yapılan savaşta da yer almış ve üç atını kaybetmişti. Çinli askerlerin attığı 100’den fazla oktan kurtulmayı başararak, bu savaşın kazanılmasında büyük payı olduğu abidelerde yazılıdır.

Kül Tegin, 26 yaşında iken Göktürk Devleti’ne başkaldıran Kırgızlara karşı düzenlenen sefere de katıldı. Sanga Dağı’nın eteklerinde 710 yılında yapılan savaşta, Kül Tegin’in savaşçılığı Çinlilerin de dikkatini çekti ve Çin kaynaklarında onu ‘Yenilmez Savaşçı’ olarak gösterdiler.

Kül Tegin 27 Şubat 731’de 47 yaşında iken öldü. 1 Kasım 731’de kendisine büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Törene Çin, Tıtan, Tatabı, Tibet, İran, Soğd, Buhara, Türgiş, Kırgız ve diğer devlet boyları da katıldı.

Mehmet Sarıcan

Haziran 30th, 2012

Kocaeli’nin Kandıra ilçe Kaymakamı Mehmet Sarıcan, 1967 yılında Tokat Yeşilyurt’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini aynı yerde tamamladıktan sonra 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü‘nden mezun oldu. Sarıcan, mezuniyet sonrası kısa süre idari yargı hakim adayı olarak çalıştı. 1990 yılında Balıkesir‘de Kaymakam adayı olarak mesleğe başladı. Sarıcan, Bozcaada, Hisarcık, Kozluk, Kumru ve Kangal kaymakamlıklarında bulunduktan sonra 13 Ekim 2003‘de Kandıra Kaymakamlığına atandı.

Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde meydana gelen trafik kazasında ağır yaralanan Kandıra Kaymakamı Mehmet Sarıcan (40) 4 Mart 2007 günü vefat etti.


Kandıra Devlet Hastanesindeki müdahalenin ardından Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine kaldırılan Kaymakam Mehmet Sarıcan’ın, müdahaleye rağmen hayatını kaybettiği öğrenildi.

Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Demirci, Kaymakam Sarıcan’ın hastaneye getirildiğinde kalbinin ve solunumunun durmuş olduğunu belirterek, “Tüm müdahalelere rağmen kendisini hayata döndüremedik. 14.40’da hayatını kaybetti” dedi.

Öte yandan, kazada yaralanan Kaymakam Sarıcan’ın kızı Şule Sarıcan ile arkadaşı Aslı Koç ve kamyonette bulunan Mehmet Albaş, Hakkı, Enes Aladağ’ın tedavilerinin Kocaeli’ndeki çeşitli hastanelerde devam ettiği öğrenildi.

Kandıra Kaymakamı Mehmet Sarıcan’ın kullandığı 41 N 1883 plakalı otomobil ile karşı yönden gelen Mecit Kurtoğlu yönetimindeki 34 AUM 15 plakalı kamyonet, Kandıra ilçesinin Akdurak Mahallesi İmam Hatip Lisesi kavşağında çarpışmıştı. Kazada, Kandıra Kaymakamı Mehmet Sarıcan ile birlikte 6 kişi yaralanmıştı.

Süleyman Çelebi

Haziran 30th, 2012

Şehzade Süleyman Çelebi 1377 yılında doğdu. Yıldırım Bayezid’in oğludur. 1390’da Manisa ve Balıkesir sancakbeyliğine atandı. 1393’te Bulgarlar üzerine gönderilerek 17 Temmuz 1393’te Tırnova’yı, ardından Silistre, Niğbolu ve Vidin’i aldı. Bulgar krallığına son verdi. Daha sonra Kastamonu valiliğine atandı. 1399’da Akkoyunlular’ı Erzincan’a çekilmek zorunda bırakarak Sivas, Tokat, Kayseri ve Aksaray’ı Osmanlı egemenliği altına aldı. Sivas valiliğine atandı ve 1400’de Sivas üzerine büyük bir orduyla yürüyen Timur karşısında geri çekilerek Karasi, Aydın ve Saruhan sancaklarının yönetimini üstlendi.

1402’de Ankara savaşı kaybedilince geri çekilmeyi başararak İstanbul’a ulaştı ve Timur’un ordusuna tutsak düşmekten kurtuldu. Timur’un Anadolu’da üstünlük sağlamasından sonra ona bağlılığını bildirdi ve Timur tarafından Rumeli’deki Osmanlı topraklarına hükümdar olarak atandı. 1403’te Bizans imparatoru İkinci Manuel’le yaptığı Gelibolu antlaşması ile Kartal, Pendik, Gebze ile kimi adaları, Misvri’ye kadar olan Karadeniz kıyılarını, Silivri’yi, Rumeli’de Teselya ve Selanik’i Bizanslılara bıraktı. Buna karşılık Rumeli’deki Osmanlı topraklarına hükmedebilmesi için gerekli desteği sağladı. 3 Haziran 1403’te, Venedikliler ve Cenevizlilerle, Timur’un Rumeli’ye geçirilmemesi karşılığında ticari ayrıcalıklar tanıyan bir antlaşma yaptı. Ardından Edirne’de hükümdarlığını ilan etti.

Kardeşleri İsa Çelebi ve Mehmed Çelebi arasında Anadolu’da çıkan egemenlik savaşına katıldı. İsa Çelebi’nin, Ulubas savaşında yenilerek İstanbul’a kaçması üzerine onu Bizans imparatorundan geri aldı ve 1404’te yeni bir ordu ile Anadolu’ya gönderdi. Mehmed Çelebi ile yaptığı tüm savaşları kaybeden İsa Çelebi’nin öldürülmesi üzerine, 1405’te Anadolu’ya geçen Süleyman Çelebi, Bursa’yı aldı. Ardından Ankara’yı da ele geçirerek Çelebi Mehmed’i Amasya’ya çekilmek zorunda bıraktı. Karamanoğullarının elindeki Sivrihisar’ı kuşatan Süleyman Çelebi’ye karşı, Karamanoğlu Mehmed Bey’le anlaşan Çelebi Mehmed, Süleyman Çelebi’yi Anadolu’dan uzaklaştırmak için 1409’da kardeşi Musa Çelebi’yi Rumeli’ye gönderdi.

Musa Çelebi’nin kısa zamanda güçlenmesi üzerine, Anadolu’da da Aydınoğulları ve Germiyanoğullarını karşısına almış olan Süleyman Çelebi, Rumeli’ye geçmek zorunda kaldı. Musa Çelebi’yi Çatalca yöresinde yenerek Edirne’ye döndü. Musa Çelebi toparladığı yeni kuvvetlerle Sofya yakınında yaptığı yeni savaşı kazanarak, Edirne üzerine yürüdü. Süleyman Çelebi’nin gerekli önlemleri almaması ve yanlış davranışları nedeniyle, çevresindeki akıncı beylerinden bir bölümü Musa Çelebi’ye katıldı. Tehlikeyi farkederek İstanbul yönünde kaçmaya başlayan Süleyman Çelebi, uğradığı Kırklareli yakınındaki Düğüncü köyünde yakalanarak öldürüldü (18 Mayıs 1410).

Eva Braun

Haziran 30th, 2012

6 Şubat 1912’de Münih kentinde doğdu, bir öğretmenin çocuğu olan Eva Braun 1929 yılında Heinrich Hoffman’ın yanında çalıştığı sırada kendisini Bay Kurt olarak takdim eden Adolf Hitler ile tanıştı 16 yıl beraber yaşadıktan sonra 29 Nisan 1945’de Hitler ile evlendi. 30 Nisan 1945’de Rus birlikleri Alman sığınağına yaklaştığında siyanür içerek eşiyle birlikte intihar etti.

Prof. Dr.Nizami Aktürk

Haziran 30th, 2012

1966 yılında Ankara’nın Güdül İlçesinin Çukurören Köyünde doğdu. Liseyi Ankara Motor Teknik Lisesinde, lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümünde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Londra Üniversitesi ImperialCollege of Science, Technology and Medicine bölümünde tamamladı.

Londra’da Eğitim Asistanı, Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesinde Öğretim Üyesi ve Bölüm Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

2003 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü‘ne atandı.

İngilizce bilen AKTÜRK’ün uluslararası ve ulusal bilimsel süreli yayınlarda 50 makalesi yayımlanmıştır.

Evli ve 1 çocuk babasıdır.

Bayram MECİT

Haziran 30th, 2012

1961 yılında Ankara’da doğan Bayram Mecit, 1988 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Metalurji Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. 1988 yılında Körfez Dökümcülük’de, 1988-1993 yıllarında TALTUR-AŞ’de çalışan Mecit, 1993-1995 yılları arasında KOSGEB Samsun DKGM’de uzman yardımcısı, uzman ve merkez müdürü olarak görev yaptı. 1995-2000 yılları arasında KOSGEB Trabzon KÜGEM Merkez Müdürlüğü görevinde bulunan Mecit, 2000 yılından bu yana KOSGEB Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.

OECD Sanayi Komitesi Üyesi, OECD KOBİ Çalışma Grubu Üyesi,
AB Çok Yıllı İşlemeler Programı Türkiye Koordinatörü,
AB Enterprise Policy Group Üyesi,
AB EPMC Çalışma Grubu Üyesi,
AB İç Uyum ve İzleme Grubu Üyesi,
ESİM A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı;
Yazılım Destek Ticaret A.Ş., TTGV ve KGF (Kredi Garanti Fonu) Yönetim Kurulu Üyesi,
AB Brüksel İrtibat Bürosu Koordinasyon Kurulu Başkanı,
KEİ (Karadeniz İşbirliği Teşkilatı) Türkiye Dönem Başkanlığı KOBİ Çalışma Grubu Başkanı,
AB CC BEST Türkiye Raporu Editörü,
AB SME CHARTER Türkiye Raporu Editörü,
ISEDAK KOBİ Çalışma Grubu Üyesi;
ODTÜ, İTÜ, Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Erciyes Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi TEKMER İcra Kurullarının Üyesi,
WASME (Dünya Küçük İşletmeler Teşkilatı) Hindistan Toplantısı Çalışma Grubu Üyesi,
Türkiye- Rusya Karma Ekonomik Komisyonu KOBİ Çalışma Grubu Üyesi olan Bayram Mecit, Ocak 2003’den bu yana TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesidir.

İbrahim Halil Çanakcı

Haziran 30th, 2012

1962 yılında Elazığ’da doğdu. Elazığ Lisesini bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümünden mezun oldu.
 
Devlet Planlama Teşkilatında 1986 yılında uzman yardımcısı olarak göreve başladı. 1992 yılında uzman oldu. Uzman yardımcılığı ve uzmanlık döneminde makroekonomik gelişmelerin değerlendirilmesi, geleceğe yönelik tahmini ve yıllık programlar ile kalkınma planlarının makroekonomik dengelerinin oluşturulması konularında görev yaptı.

1989-1991 yılları arasında A.B.D.’nde Michigan State Üniversitesinden Ekonomi konusunda yüksek lisans derecesi aldı.

Mayıs 1994 – Aralık 2000 döneminde Devlet Planlama Teşkilatında Konjonktür Dairesi Başkanlığı görevini yürüttü.

Aralık 2000’de atandığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nda 10 Aralık 2002’ye kadar Ekonomik Değerlendirmeler Dairesi Başkanı olarak görev yaptı.

11 Aralık 2002 tarihinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurul İkinci Başkanı olarak atanan Çanakcı, 5 Mayıs 2003 tarihinde ise Hazine Müsteşarlığı görevine başladı.

Makroekonomik analiz, öngörü ve konjonktür değerlendirme konularında çalışmaları olan Çanakcı iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Evli ve iki çocukludur.

Suat Yıldız

Haziran 30th, 2012

Suat Yıldız 1970 yılında Çorum’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Çorumda tamamladı. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu. 1994 yılında Amasya Kaymakam Adayı olarak göreve başladı. Üç yıllık staj döneminden sonra 1997 yılında Eskişehir’in Mihalıcçık ilçesine asaleten atandı. Bingöl ili Yayladere İlçesi Kaymakamı, Bolu İli Mudurnu İlçesi Kaymakamı ve Kırıkkale İli Delice İlçesi Kaymakamı görevlerinde bulundu.

Mastırını Kamu Yönetimi Dalında Türkiye Ortadoğu Amme Enstitüsü’nde tamamladı. 04.10.2006 tarihinde yayınlanan Kaymakamlar Kararnamesi uyarınca Elazığ İli Sivrice Kaymakamlığına atanan Kaymakam Suat YILDIZ evli ve 1 çocuk babasıdır.

Kemal Tuncer

Haziran 30th, 2012

28.02.1953 Artova-TOKAT doğumlu olup, 1975 yılında Atatürk Üniversitesi Fransız dili Bölümünden mezun olduktan sonra 1976 yılında memuriyete başladı. Askerlik görevinden sonra bir süre Tekel Genel Müdürlüğünde İthalat- ihracat Amiri olarak,Tütün Eksperleri Y.O.lunda öğretim Görevlisi olarak çalıştı.

1985 yılında Turizm Bakanlığına naklen geçti ve Turizm Danışma ve İl Turizm Müdürü olarak çalıştı, 1997 yılında Bakanlığa Tanıtıcı Yayınlar Daire Başkanı olarak atandı. 2000/2002 yıllarında ise T.C. Paris Büyükelçiliği nezdinde Tanıtma Müşavir Yardımcılığı yaptı. Halen Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı olarak Görev yapmaktadır. Fransızca ve İngilizce bilir.

Selim Giray Han

Haziran 30th, 2012

Bahadır Giray’ın oğlu olup 1671’de Kırım Hanı olmuştur. 1671 yılında Osmanlı ordusuna katılarak Çehrin kalesinin alınması için görevlendirildi. Kaleyi alamayınca görevinden azledildi.

İkinci kez Kırım Hanı olunca Osmanlılara karşı ayaklanan Hıristiyanların isyanlarını bastırdı. 12.000 kişilik Avusturya ordusunu yenerek Kırım Hanlığı görevinden ayrıldı. 1692’de üçüncü kez Kırım Hanlığına getirildi ve Lugos Kalesinin alınması için yapılan savaşlara katıldı. Karlofça Antlaşması’nın imzalanmasından sonra tekrar hanlıktan ayrıldı. 1702’de dördüncü kez Kırım Hanlığı yaptı.

Kemal Türkler

Haziran 30th, 2012

Kemal Türkler, 1926 yılında Denizli’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Denizli’de tamamladıktan sonra 1947’de İstanbula giderek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. İki yıl sonra eğitimini terketmek zorunda kaldı. Bu yıllarda sendikal çalışmaların içine girerek, 1951’de daha sonra DİSK’in kurucu sendikalarından biri olacak Demir ve Madeni Eşya İşçileri Sendikası’na(sonraki adıyla Türkiye Maden-İş Sendikası) üye oldu. Sendikanın Bakırköy şubesinin 13 Eylül 1953’te yapılan ilk genel kurulunda şube yönetim kuruluna seçilen Türkler, önce şube sekreterliğine daha sonra da şube başkanlığına seçildi. Bu tarihten sonra 28 Mart 1954’te yapılan sendika genel kurulunda yürütme kuruluna girerek, sendika genel sekreteri oldu. Aynı yıl sendikanın kurucu üyesi Yusuf Sıdal ile genel başkan Üzeyir Kuran’nın rahatsızlıklarından ötürü görevlerinden ayrılmaları üzerine 16 Eylül 1954’de Türkiye Maden-iş Sendikası’nın Genel başkanlığına getirilen Türkler, bu görevi 26 yıl sürdürdü..

Sendikanın genel başkanlığına getirildikten sonra örgütlenme çalışmalarına hız veren Türkler, 1958’de yapılan genel kurulda Örgüt’ün yalnızca İstanbul’da değil bütün Türkiye’de örgütlenmesini sağlayacak kararın alınmasında etkili oldu. Aynı kongrede sendikanın adı Türkiye Maden-İş Sendikası olarak değiştirildi. 27 Mayıs’tan sonra sendikal örgütler arasında etkin bir mücadele veren Maden-İş Sendikası’nın Türk-İş içinde öne çıkmasını sağladı.

13 Şubat 1961’de Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu, İbrahim Güzelce ve Avni Erkalın gibi kişilerle birlikte Türkiye İşçi Partisi(TİP)’ni kurarak, bu partinin ilk genel sekreterliğini yaptı. Türkiye İşçi Partisi’nin 1971’de kapatılmasına kadar parti içinde aktif olarak çalışan ve genel yönetim kurulu üyeliğinde bulundu.

1963’te Maden-İş Sendikası’nın Kavel’de başlatmış olduğu direnişin yürütülmesinde de aktif olan Türkler, bir yıl sonra Singer Fabrikası’nda başlatılan grev nedeniyle Türk-İş genel başkanı Seyfi Demirsoy’la birlikte kısa bir süre tutuklandı. Bu yıllarda Türk-İş yönetiminin grevlere karşı takınmış olduğu eleştirdi. Bu süreç Tük-İş’ten ayrılmaya kadar gitti ve 13 Şubat 1967’de Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK)’nu kurdu. 1977’de yapılan 6. genel kurula kadar DİSK’in genel başkanlığını yapan Kemal Türkler, bu dönem içinde mücadeleci ve aktif kişiliğiyle öne çıktı. Özellikle 1971’e kadar Maden-İş Sendikası’nın yürütmüş olduğu yetki mücadelesinde güçlenen DİSK, 15-16 Haziran Haziran’dan sonra üye sayısını artırdı. Kemal Türkler 15-16 Haziran olayları nedeniyle tutuklandı. 12 Mart’tan sonra bağımsız sendikaların katılımıyla üye sayısı daha da artan DİSK içinde başgösteren anlaşmazlıkta Ulusal Demokratik Cephe(UDC) yanlılarıyla işbirliği yaptı. 28 Temmuz 1977’de yapmış olduğu açıklama örgüt içinde tartışmalara yolaçtı. DİSK yürütme kurulu içinde diğer üyelerle anlaşmazlığa düşen Türkler, Aralık 1977’de yapılan 6. genel kurulda genel başkanlığa seçilemedi. Bu tarihten sonra Maden-İş Sendikası’nın genel başkanlığını yürüttü. 22 Temmuz 1980 sabahı Merter’de evinin önünde sendikaya gitmek üzere arabasına binerken düzenlenen faşist bir saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Abdülmecid Efendi

Haziran 30th, 2012

Son Halife Abdülmecid Efendi 1868 yılında İstanbul’da doğdu. Sultan Abdülaziz’in ve Hayrandil Kadının oğlu Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülhamid döneminde sarayda kapalı ve kontrol altında yaşadığı için güçlü bir öğrenim göremedi. Ancak resime meraklıydı ve oldukça başarılı tabloları vardı. Meşrutiyet döneminde bunlar sergilenirdi.

Mehmet Vahidettin 1918’de tahta geçince, Abdülmecid veliaht ilan edildi. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılınca da Abdülmecid, 18 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Halife seçildi. Bu görev, Cumhuriyet’in ilkeleriyle bağdaşamayacağından, TBMM 3 Mart 1924’te Halifeliğin de kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye sınırları dışına çıkarılmasına karar verdi. 1944 yılında Pariste ölen Abdülmecid Efendi’nin kemikleri 1954’te Medine’ye nakledilerek Haremi Şerif’e gömüldü.