Mustafa III

Haziran 29th, 2012

Sultan Üçüncü Mustafa 28 Ocak 1717 günü İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Sultan Üçüncü Ahmed, annesi Mihrişah Sultan’dır. Sultan Üçüncü Mustafa orta boylu, iri gözlü, yassı burunlu ve siyah sakallı idi. Heybetli ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Çok iyi bir tahsil yaptı. Astroloji ile meşgul oldu. İslâm ve Osmanlı tarihlerini inceledi.

Sultan Üçüncü Mustafa son derece dindar, tutumlu, müşfik, çalışkan ve cömert bir insandı. İki dakika süren ve İstanbul’un hemen hemen yarıdan fazlasını yıkan büyük depremde evlerini, yakınlarını kaybeden halka kendi kesesinden yardım etti.

Adaletle hükmeder, haksızlıklara asla göz yummazdı. Yalandan, riyadan ve rüşvetten nefret ederdi. Asla gurura kapılmaz, büyüklük taslamaz, yapamayacağı işleri vaadetmezdi.

Sultan Üçüncü Mustafa, yenileşmenin gerektiği fikrindeydi ve Islahat yapmak istiyordu. Prusya Kralı İkinci Frederik’in ıslahat hareketlerini duymuş, Ahmed Resmi Efendi’yi ona göndermişti. Prusya Kralı İkinci Frederik, Sultan Üçüncü Mustafa’ya Ahmed Resmi Efendi aracılığı ile başarısının üç altın anahtarı dediği öğütlerini gönderdi.

– Bol bol tarih okuyun, eski tecrübelerden faydalanın.

– Güçlü bir orduya sahip olmaya çalışın ve barış zamanında askerlerinizi sürekli eğitime tabii tutun.

– Hazineniz daima parayla dolu bulunsun, ekonomiye önem verin.

Sultan Üçüncü Mustafa, bu öğütleri dinledikten sonra acı acı güldü. Sonra da “Biz de bunları yapmak niyetindeyiz, lakin yolu nedir?” diye mırıldandı. Memleketine en büyük felaketin Rusya’dan geleceğine düşünüyordu. Müdafaa için geceli gündüzlü çalışarak her türlü hazırlığı yaptı. Savaşlarda kullanılmak üzere hazineyi altınla doldurdu.

Süveyş Kanalı’nı bile açtırmayı düşünüyordu. Fakat iş başına getireceği yetenekli devlet adamlarının olmaması onu üzüyordu. Rus Savaşı sırasında üzüntüsünden hastalandı ve kalp yetmezliğinden dolayı 21 Ocak 174 günü vefat etti.

Sultan Üçüncü Mustafa orduda bir yenileşme gerektiği fikriyle hareket ediyordu. Askerlere eğitim kuralları getirdi. İtirazlara aldırmadan tüfeklere süngü taktırdı. Yeni bir tophane kurdurup güçlü toplar döktürdü. Bahriye, istihkam ve topçu okulları açtı. Yaşlı başlı subaylara bile eğitim mecburiyeti getirdi. Ordudaki ıslahat konusunda Baron de Tott adlı Macar uyruklu Fransız’dan çok yararlandı. Baron Tott, Osmanlı topçu sınıfını yeniden ele alıp modernize etti ve askere Avrupa usulü eğitim yaptırdı.

OSMANLI – RUS SAVAŞI

Rusya 1739 yılında imzalanan Belgrat Antlaşması’ndan sonra, Osmanlı Devleti’ne savaş açmamış, ama Balkanlarda ve diğer bölgelerde Türk düşmanlığı yapmaya devam etmişti. Rusya ve Osmanlı Devleti arasındaki barış dönemi 1768’de başlayan Lehistan sorunu ile yeniden bozuldu. Osmanlı Devleti on altıncı yüzyılın ikinci yarısından beri Lehistan krallığına seçilecek kişilerin Avusturya ve Rusya yanlısı olmamasına özen göstermiş bu konuda da başarılı olmuştu. Ancak bu dönemde Osmanlı Devleti Rusya’nın Lehistan işlerine müdahalesini engelleyecek güce sahip değildi.

Rusya’nın Stanislas Pontovoski’yi zorla kral seçtirip, Lehistan’a asker sevk ederek halkı sindirmeye çalışması üzerine Lehistan’da ayaklanan halk Osmanlı Devleti’nden Bar Konfederasyonu aracılığı ile yardım istedi. Tüm bu gelişmeler üzerine zaten Rusya’ya savaş açma taraftarı olan Sultan Üçüncü Mustafa harekete geçti. 8 Ekim 1768 tarihinde Rusya’ya savaş açıldı.

Ruslar beş koldan saldırıya geçtiler. Kafkasya, Gürcistan, Ukrayna ve Baserabya’yı istilaya başladılar. Otuz bin kişilik bir Rus ordusu Kartal Ovasında 180.000 kişilik Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken Rus Çariçesi İkinci Katerina boş durmuyor, Osmanlı Devletini içten karıştırmaya çalışıyordu. Ayrıca İngilizlerin nezaretinde bir donanma hazırlatıp Cebeli Tarık Boğazı’ndan Akdeniz’e göndermişti. Çariçe İkinci Katerina’nın bu faaliyetleri kısa süre de sonuç verdi. Rumlar Mora’da bir isyan başlattı. Hüsamettin Paşa’nın donanmayla birlikte Akdeniz’de ilerlemesi üzerine Ruslar isyancıları yalnız bırakarak adadan ayrıldılar. İsyan, Osmanlı donanmasının adaya yaklaşmasıyla son buldu.

Rus donanması 1770 yılında Ege’de Çeşme limanında bulunan Osmanlı donanmasını yaktı. Çeşme felaketinden sonra Ruslar Çanakkale Boğazı’na kadar ilerlediler. Kaptan-ı Deryalığa getirilen Cezayirli Hasan Paşa, Rus donanmasını Ege Denizi’nin dışına attı. Rus saldırıları karadan devam etti. Ruslar Kırım’da önemli başarılar elde ettiler.

Rusların bu başarılarından dolayı diğer Avrupalı devletler siyasetlerini değiştirmeye başladılar. Kırım bozgunundan sonra Ruslar, Rusçuk ve Silistre’yi kuşattılar. Başarısızlıkla sürüp giden Osmanlı-Rus savaşının bütün acı ve huzursuzluğunu yaşayan Sultan Üçüncü Mustafa bu savaşın Osmanlı Devleti açısından önemini biliyordu.

Bütün olumsuzluklara rağmen 1773 yazında bizzat ordunun başında sefere çıkmak istedi. Fakat cephelerden gelen son acı yenilgi haberleri kendisini büyük üzüntü ve ümitsizliğe düşürdü ve 21 Ocak 1774 Cuma günü öğle ezanı okunurken vefat etti.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)

Sultan Üçüncü Mustafa’nın imar alanında da çalışmaları vardı. 1766 yılındaki depremde yıkılan Fatih ve Eyüb Sultan Camilerini ve bütün İstanbul’u adeta yeniden imar ettirdi. Kara ve Deniz Mühendishaneleri onun zamanında kuruldu. Laleli Camii ve Külliyesi’ni 4 yılda inşa ettirdi. Döneminde yapılan diğer eserler şunlardır; Üsküdar Ayazma Camii, Sipahiler Hanı, Kahire Emir Mehmed Bey Camii, Rosos Sultan Üçüncü Mustafa Camii.

Sultan Üçüncü Mustafa şair bir padişahtı. Cihangir mahlasıyla yazdığı şiirler çok meşhurdur. Şiirlere “El fakir Mustafa Han Salis” şeklinde imza atardı. Şiirlerinden birisinde şöyle der:

Yıkılupdur bu cihan sanmaki bizde düzele

Devlet-i çerh-i deni verdi kamu müptezele

Şimdi ebvab-ı saadetle gezen hep hezele

İşimiz kaldı heman merhamet-i Lem Yezel’e.

Erkek Çocukları: Üçüncü Selim, Mehmed

Kız Çocukları: Şah Sultan, Fatma Sultan, Bekhan Sultan, Fatma Sultan, Hibetullah Sultan

Murad I

Haziran 29th, 2012

Sultan Birinci Murad 1326’da Bursa’da doğdu. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından birinin kızı olan Nilüfer Hatun’dur (Holofira). Sultan Birinci Murad uzun boylu, değirmi yüzlü ve iri burunluydu. Kalın ve adaleli bir vücuda sahipti. Başına mevlevi sikkesi üzerine testar sarılı bir başlık giyerdi. Çok sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz elbiseden hoşlanırdı.

İlk eğitimini annesi Nilüfer Hatun’dan aldı. Daha sonra tahsilini tamamlamak için gittiği Bursa Medreselerinde ilim ve sanat adamları ile beraber yaşadı. Sultan Birinci Murad, gayet nazik, sevimli ve çok halim selimdi. Alim ve sanatkarlara hürmet gösterir, fakirlere ve kimsesizlere şefkatli davranırdı.

Dahi bir asker ve devlet adamıydı. “Derviş Gazilerin Şeyhlerinin Kralı Murad Gazi” diye anılan Sultan Birinci Murad, bütün hayatı boyunca plânlı ve programlı hareket etti. Sultan Birinci Murad, Bizans Kilisesi’ne göre bir kâfir ve İsa düşmanı olarak görülse de, fethettiği yerlerde yaşayan Hıristiyan halka Papa’dan daha iyi davrandığı için onların sevgisini kazanmıştı. 1382 yılından itibaren “Murad Hüdavendigar” diye anılan Sultan Birinci Murad, Birinci Kosova Savaşı’ndan sonra savaş alanını gezerken, Sırp Kralı Lazar’ın damadı tarafından haince hançerlenerek şehit oldu (1389).

İDARİ DÜZENLEMELER

İlk kazasker tayinleri Sultan Murad Hüdavendigar devrinde başladı. Çandarlı Kara Halil Paşa ilk kazasker, Lala Şahin Paşa da padişah ailesi dışından ilk beylerbeyi olarak tayin edildiler. Sultan Murad Hüdavendigar’ın yaptığı önemli işlerden birisi de Tımar Kanunu’nu çıkarmasıydı. Buna göre 17. asıra kadar devam eden ve Osmanlı ordusunun belkemiğini teşkil eden eyalet askerleri de denilen tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Sipahiler barış zamanı eyaletlerde, köylerinde oturarak taşrada asayişi temin ediyor, savaş zamanı ise hemen sefere çıkabilecek bir askeri kuvveti oluşturuyorlardı.

Bunlar köylerindeki yapılan ziraattan aldıkları öşürle geçindiklerinden dolayı devlet de hiç masraf etmeden daimi bir orduyu elinde tutabiliyordu. Ayrıca Yeniçeri Ocağı’nın temeli sayılabilecek olan Pencik Kanunu, yine onun döneminde çıkartıldı (1361). Bu kanunla, fethedilen yerlerden esir alınan Hıristiyan çocukları, Osmanlı ordusuna “devşirme” olarak alınmaya başlandı. Çandarlı Kara Halil Paşa ve Kara Rüstem Paşa Osmanlı Devleti içindeki ilk mali düzenlemeleri onun devrinde yaptılar.

Sultan Murad Hüdavendigar’ın bütün hayatı sınır boylarında ve savaş meydanlarında geçti. Rumeli’den Anadolu’ya, Anadolu’dan Rumeli’ye durmadan dinlenmeden seferler yapan Sultan Murad Hüdavendigar, bizzat katıldığı 37 savaşın hepsini kazandı. Emrindeki kumandan ve valilerle uyum içinde çalıştı.

Sultan Murad Hüdavendigar, 1360 yılında Karadeniz Ereğlisi’ni fethetti. Taht değişikliği sırasında elden çıkan Ankara ve Sultanönü’nü de 1361 yılında Ahilerden geri aldı. Komşu devletlerle dostluğa önem veren, ama fırsatlardan yararlanmasını da iyi bilen Murad Hüdavendigar, aynı yıl içinde Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınarhisar, Babaeski, Lüleburgaz kalelerini ve Gümülcine, Eski Zağra ile Yenice dolaylarını fethetti.

Sultan Murad Hüdavendigar’ın Trakya’daki asıl hedefi, stratejik bir öneme sahip olan Edirne’yi almaktı. Trakya’da daha önce yaptığı fetihler sayesinde Edirne’ye yapılabilecek bir Bizans yardımı engellenmiş oluyordu. Lala Şahin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Edirne’yi kuşattı. Rum ve Bulgar kuvvetleri yapılan çatışmada yenildiler. Bir süre yardım gelmesini bekleyen şehir, umudunu kesince teslim olmak zorunda kaldı (1362).

SIRP SINDIĞI SAVAŞI

Edirne’nin fethi Türklere Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala Şahin Paşa, Bulgaristan’a girerek Filibe’yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez’i aldılar (1363). Yeni fethedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe’nin fethi bir haçlı seferinin düzenlenmesine neden oldu. Papa V. Urban’ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler.

Osmanlı komutanlarından Hacı İlbey ordusu ile beraber, Meriç vadisi boyunca düzensiz bir şekilde ilerleyen düşmanların bu durumundan yararlandı. Kuvvetlerini üçe ayırarak bir gece baskını düzenleyen Hacı İlbey, büyük bir zafer elde etti (1364).

Tarihe Sırp Sındığı Savaşı olarak geçen bu zaferle, Rumeli’deki Türk hakimiyeti kesinleşti ve ilk Haçlı Ordusu etkisiz hale getirildi. Osmanlı birlikleri Sırp Sındığı Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’a girdiler ve yukarı Bulgaristan’ı fethettiler. Karşı koyamayacağını anlayan Bulgar Kralı Yuvan Şişman, Osmanlı Hakimiyetini kabul etti ve kız kardeşi Maria’yı Murad Hüdavendigar’a verdi (1369).

Osmanlı Ordusu Makedonya üzerine yürüdü. 1371 yılında kazanılan Çirmen Zaferi ile Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı. Sırp Kralı Lazar da, Bulgaristan Kralı gibi Osmanlı hakimiyetini kabul etti ve yıllık vergiye bağlandı. Çandarlı Hayreddin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Selanik Zaferini kazandı (1374). Niş (1375), İştip, Manastır, Pirlepe (1382) fethedildi. Osmanlı birlikleri Arnavutluk ve Bosna-Hersek içlerine akınlar düzenledi. 1385 yılında Ohri fethedildi. Aynı yıl Arnavutluk’da Savra zaferi kazanıldı. Bir yıl sonra Sofya’nın fethi gerçekleştirildi.

1381 yılında Şehzade Bayezid’ın Germiyan Hükümdarı Süleyman Şah’ın Kızı Devlet Hatun’la evlenmesi dolayısıyla, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi. Aynı yıl Hamidoğulları Beyliğinden altı şehir parayla satın alındı. Balkanlardaki fetihler devam ederken, Murad Hüdavendigar bir yandan da Anadolu taraflarına yöneldi. 1386 yılında Konya Ovası’nda ilk Osmanlı Karaman Savaşı yapıldı.

I. KOSOVA SAVAŞI

Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri yeni bir Haçlı seferinin düzenlenmesine sebep oldu. Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Bulgarları etkisiz hale getirdi. Türk Ordusu ilerleyerek Kosova’da Haçlılarla karşılaştı. Üstün haçlı ordusu Sultan Murad Hüdavendigar’ın kurdurduğu “Topçu Ocağı”nın kullandığı topun etkisi ile dağıldı. Top, tarihte Türkler tarafından ilk kez Birinci Kosova Savaşı’nda kullanıldı. Bu savaştan sonra Balkanlardaki Türk hakimiyeti güçlendi ancak Sultan Murad Hüdavendigar şehit oldu. Babası Orhan Gazi’nin ölümünde 95.000 km.kare olan devlet topraklarını 500.000 km.kare’ye çıkarmayı başaran Sultan Murad Hüdavendigar büyük bir padişahtı.

MİMARİ

Sultan Murad Hüdavendigar, savaşların ve fetihlerin yanı sıra imar işlerine de gereken önemi verdi. Bursa’da camiler, medreseler ve imarethaneler yaptırdı. Bursa Hüdavendigar Camii, Bursa Şehadet Camii, Filibe Hüdavendigar Camii ve Gelibolu Hüdavendigar Camii bunlardandı. İlk Edirne Sarayı’nı da inşa ettiren Sultan Murad Hüdavendigar birçok mescit, hamam, han, kervansaray, çeşme ve köprü yaptırdı. Minarelerden salatu selam okuma adetleri onun devrinde başladı.

Erkek çocukları: Yakub Çelebi, Yıldırım Bayezid, Savcı Bey ve İbrahim

Kız çocukları: Nefise ve Sultan Hatun

Mehmed Zâhid Kotku

Haziran 29th, 2012

20. yüzyılın büyük İslâm alimlerinden biri olan Mehmed Zâhid Kotku, 1897 yılında Bursa’da doğdu. Babası ve annesi Kafkasya’dan göç eden müslümanlardandır. Dedeleri ise Kafkasya’da Sirvan’a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha’da yaşamışlardır. Ailesi Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Anadolu’ya göç etti ve Bursa’ya yerleşti. Babası İbrâhim Efendi, Bursa Hamzabey Medresesinde tahsîlini tamamlayıp, çeşitli câmi ve mescidlerde imâmlık yaptı. Babası, Hz. Muhammed’in (S.A.V) soyundan olan bir tasavvuf ehlidir. Bu sırada Bursa Kaleiçi Filiböz Mahallesi’nde Mehmed Zâhid Kotku dünyaya geldi. Mehmed Zâhid Kotku, üç yaşındayken annesi Sâbire Hanım vefât etti. Babası İbrâhim Efendi, daha sonra Dağıstan muhâcirlerinden Fâtıma Hanımla ikinci evliliğini yaptı.

Zâhid Kotku, ilk öğrenimini Bursa Oruçbey İbtidaisi’nde, orta öğrenimini ise Maksem İdadisi ve Bursa Sanayi-i Nefîse Mektebi’nde yaptı. Bu sırada çıkan Birinci Dünya Savaşı sebebiyle 18 yaşında askerlik görevine başladı. Uzun yıllar süren askerlik görevi boyunca ciddi hastalıklar geçirdi ve ordunun Suriye’den çekilmesi üzerine zor da olsa İstanbul’a dönebildi. 10 Temmuz 1914 yılından itibaren 25. Kıt’a Şûbe Yazıcılığı göreviyle askerliğe devam eden Zahid Kotku, İstanbul’da kaldığı müddet içinde çeşitli dini toplantılara, özel derslere ve camilerdeki vaazlara devam etti.

1915 yılında Gümüşhânevî Dergâhı’na giren Zâhid Kotku, Dağıstanlı Şeyh Ömer Ziyâüddîn’in öğrencisi oldu ve onun sohbet ve derslerinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Nakşi tarikatı büyüklerinden Ömer Ziyâüddîn’in vefâtı üzerine, yerine geçen Tekirdağlı Mustafa Feyzi’nin sohbetlerine devam etti. Tasavvuf yolundaki vazifesini tamamlayıp, hilâfet aldı. Ardından Râmûzü’l-Ehâdîs, Hizb-i A’zam, Delâil-i Hayrât ve Kasîde-i Bürde okutmak üzere icazetnamesini aldı. Bu arada Bâyezîd, Fâtih ve Ayasofya Câmii ve medreselerindeki derslere devam etti ve hafızlığını tamamladı. Kısa bir süre geçtikten sonra, hocasının isteği üzerine çeşitli ilçe ve köylerde dini hizmetlerde bulundu.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa’ya döndü ve burada evlendi. 1929 yılında babasının vefatından sonra onun yerine Bursa’nın İzvat köyünde İmâm-Hatiplik görevine başladı. On beş yıl kadar süren bu görevden sonra, Bursa il merkezindeki Üftâde Câmii Şerîfi İmâm Hatipliğine tayin edildi. Kaleiçi’ndeki baba evine yerleşen Kotku, 1945-1952 yılları arasında buradaki görevine devam etti. Aralık 1952 yılında dergâh arkadaşı Kazanlı Abdülazîz Bekkîne’nin vefatı üzerine talebelerinin ve sevenlerinin ısrarlı davetleriyle İstanbul’a taşındı. Fatih Zeyrek’teki Çivizâde Câmii İmâm Hatipliğine tayin edildi. Bir ara yine Zeyrek’teki Ümmügülsüm Mescidinde İmâm-Hatiplik yaptı. Son hizmet yeri ise, Ekim 1958’de görev yaptığı Fatih İskenderpaşa Camii’dir.

Yaşamının son yıllarını rahatsızlıklar içinde geçiren Mehmed Zâhid Kotku, 1979 yılında uzun bir süre kalmak niyetiyle gittiği Hicaz’dan, Şubat 1980’de ağır hasta olarak dönmek zorunda kaldı. Yaklaşık bir ay sonra, 7 Mart 1980’de midesinden ağır bir ameliyat geçirdi. Ameliyattan sonra kısmen düzelen Kotku, Hac vazifesini yerine getirirken tekrar hastalandı ve güçlükle tamamladığı Hac vazifesinden sonra 6 Kasım 1980’de İstanbul’a döndü. Dönüşünden tam bir hafta sonra, 13 Kasım 1980 günü vefat etti ve bir gün sonra, İstanbul Süleymaniye Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından hocalarının yanına defnedildi. Mehmed Zahid Kotku’nun beş ciltlik Tasavvufî Ahlâk adlı eseriyle Dua Mecmuası, Cennet Yolları ve Müminlere Vazlar adlı eserleri vardır.

Selim III

Haziran 29th, 2012

Sultan Üçüncü Selim, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mustafa, annesi Mihrişah Sultan’dır.

Annesi Gürcüdür. Kahinlere inanan babası Sultan Üçüncü Mustafa, onların yeni doğan oğlu Selim’in eşsiz bir cihangir olacağını söylemeleri üzerine, büyük bir sevince kapılmış, yedi gün yedi gece bayram yapılmasını emretmiştir. Sultan Üçüncü Selim, doğum günündeki bu hava içinde büyüdü. Sarayda çok güzel bir şekilde yetiştirildi. Sultan Üçüncü Mustafa, kendisinden sonra oğlu Sultan Üçüncü Selim’in padişah olmasını istemişti. Ancak, babasından sonra padişahlığa amcası Sultan Birinci Abdülhamid getirildi. Sultan Birinci Abdülhamid, Sultan Üçüncü Selim’i sarayda göz önünde bulunduruyor, ancak yine de onun eğitimine önem veriyordu. Amcası Sultan Birinci Abdülhamid’in ölümü üzerine 7 Nisan 1789 günü 28 yaşındayken Osmanlı tahtına oturdu.

Sultan Üçüncü Selim edebiyata ve güzel yazı yazmaya çok meraklıydı. Yazmış olduğu hat ve levhalardan bazıları cami ve türbelere asılmıştır. Arapça ve Farsça dillerini çok iyi konuşuyordu. Çok merhametli bir insan olan Sultan Üçüncü Selim dinine, vatanına ve milletine çok düşkündü. Ciddi bir eğitim görerek yetişti. İyi bir şair, tamburi neyzen ve hanende idi. Bestekar da olan Sultan Üçüncü Selim, güzel sanatlara düşkün ve açık fikirliydi ancak zaafa varacak kadar yumuşak karakterliydi ve Osmanlı Devleti’nde batıcılığın yerleşmesini istiyordu.

Sultan Üçüncü Selim tahta çıktığı zaman halk ona büyük ümitler bağladı. Halk genç hükümdarın, Osmanlı imparatorluğunu o eski güçlü ve ihtişamlı devirlerine geri döndüreceğini düşünüyordu.

Sultan Üçüncü Selim, 29 Mayıs 1807 tarihinde Osmanlı padişahlığını Şehzade Mustafa’ya terk ettikten sonra 1 yıl 2 ay daha yaşadı. Alemdar Mustafa Paşa Olayı sırasında yeni padişahın adamları tarafından 28 Temmuz 1808 tarihinde öldürüldü. Cenazesi, Laleli Camii avlusunda babası Sultan Üçüncü Mustafa’nın yanına defnedildi.

OSMANLI-RUS SAVAŞLARI

Sultan Üçüncü Selim tahta çıktığında Osmanlı Devleti Rusya ve Avusturya ile savaş halindeydi. Sultan Üçüncü Selim bu iki devlete karşı mücadeleye devam etti. Bu savaşın temel sebepleri Kırım’ı kurtarmak ve Osmanlı topraklarını aralarında paylaşma hesapları yapan Avusturya ve Rusya’ya engel olmaktı. Kırım’ın jeopolitik konumu İstanbul’un güvenliği için çok önemliydi. Bu savaşlar sırasında Avusturya’ya karşı İsmail Zaferi gibi bazı başarılar kazanılmışsa da Ruslara karşı aynı başarı gösterilememişti. Ruslarla yapılan Fokşan (1 Ağustos 1789) ve Boze Savaşlarında (22 Eylül 1789) Osmanlı kuvvetleri büyük kayıplar verdi. Akkerman kalesi Ruslara geçti ve Baserabya bölgesi Rus işgaline uğradı. Sebeş, Muhadiye, Lazarethane ve Pançova’yı işgal eden Avusturyalılar ise önce Belgrad’ı (8 Ekim 1789) daha sonra ise Semendire’yi ele geçirdiler.

ZİŞTOVİ BARIŞI

Savaş devam ederken siyasi faaliyetler de devam ediyordu. 11 Temmuz 1789 tarihinde Osmanlı Devleti ile İsveç arasında bir dostluk antlaşması imzalanmıştı. Sultan Üçüncü Selim, Rusya ve Avusturya’nın kendileri için de bir tehlike olacağını düşünen Prusya Kralı ile bir ittifak antlaşması yaptı (31 Ocak 1790). Ancak bu antlaşmalar yürürlüğe girmedi. İç işlerinde meydana gelen karışıklıklar, Avusturya’yı Osmanlılarla Ziştovi Barış Antlaşması imzalamaya mecbur bıraktı (4 Ağustos 1791). Ziştovi Barış Antlaşmasıyla Avusturya, savaş sırasında aldığı toprakları Osmanlı Devletine geri verdi. Orsova ile Unna suyu taraflarındaki küçük bir arazi ise Avusturya’ya bırakıldı. Avusturya, Rusya’ya açık ya da gizli hiçbir yardımda bulunmayacağını dair bir garanti vermişti.

YAŞ ANTLAŞMASI

Avusturya’nın bu savaştan çekilmesi sonucunda yalnız kalan Rusya, bir yıl sonra barış istedi. İki devlet arasında imzalanan Yaş Antlaşması ile savaş sona erdi (1792). Bu antlaşma ile Kırım’ın Rus hakimiyetine geçişi onaylanmış oldu. Buğ ve Dinyester ırmakları arasında kalan bölge ve Özi kalesi Rusya’ya bırakıldı. Dinyester ırmağı iki devlet arasında sınır kabul edildi. Karlofça Antlaşmasından sonra başlayan gerileme süreci, yerini dağılma ve parçalanma dönemine bıraktı.

NİZAM-I CEDİD

Sultan Üçüncü Selim, Osmanlı-Rus savaşında alınan yenilginin sorumlusu olarak yeniçeri ocağını görüyordu. Şehzadeliği sırasında, Avrupa ordularındaki ilerlemeleri izlemiş, Prusya ordusunda eğitime verilen önemi görmüştü. Askerlerin düzenli eğitim görmeleri gerektiğini düşünüyordu. Bazı yeniçeri birliklerini düzene sokmaya çalıştı. Yeniçerilerin dışında yeni askerler de topladı ve orduya dahil etti. Böylece, “yeni usul asker” anlamına gelen “Nizam-ı Cedid” adlı askeri örgütü kurdu (24 Şubat 1793).

Nizam-ı Cedid ocağının masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedid adında yeni bir de hazine kuran Sultan Üçüncü Selim, bu yeni askeri örgütün eğitim ve öğretim işlerini de Avrupa’dan getirttiği yabancı subaylara verdi. Selimiye kışlalarını kurdu, mevcut Kara ve Deniz Mühendishanelerini de yeniledi. Özellikle Yaş Antlaşması’ndan sonra ıslahatlara yönelen Sultan Üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid’i oluşturmakla yetinmeyip, Paris, Londra, Viyana ve Berlin gibi kentlerde elçilikler açtı. Fransızca, Osmanlı Devletinin ilk resmi yabancı dili olarak kabul edildi. Yabancı dil eğitimine ve kültür hareketlerine önem verildi, bazı teknik eserler Türkçe’ye çevrildi.

MISIR ve FRANSA

Osmanlı-Fransız İlişkileri 16.yy’da başlamış, Lale Devrinde gelişmişti. Fransa, Venedik ve Avusturya ile yapılan savaşlarda Osmanlı Devletine destek olmuştu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayıp, Sultan Birinci Mahmud zamanında genişletilerek devamlı hale getirilen kapitülasyonlar Osmanlı-Fransız dostluğunu pekiştirmişti. Bu ilişkiler 18.yy’ın sonlarına doğru bozulmaya başladı.

1789 yılında çıkan ihtilal sonucu Fransa’da krallık devrilmiş ve cumhuriyet ilan edilmişti. Bu durumu kendileri için tehlike olarak gören Avrupalı devletler, Fransa’ya karşı birleşmiş, ancak yaptıkları savaşlarda Fransa’ya karşı başarılı olamamışlardı. Fransa ordularının başında ünlü komutan Napolyon Bonapart vardı. Tüm Avrupa’ya üstünlüğünü kabul ettiren Napolyon Bonapart sadece İngiltere’yi yenememişti. Fransa’nın amacı İngiltere’yi Akdeniz’den uzak tutmak ve Hindistan’a giden ticaret yollarını denetimine almaktı. Bu amaçla Mısır Seferine çıkan Napolyon Bonapart, İskenderiye’yi işgal etti (2 Temmuz 1798). Kahire’nin de Napolyon Bonapart’ın eline geçmesi (22 Temmuz 1798) üzerine Osmanlı Devleti 2 Eylül 1798 günü Fransa’ya karşı savaş açtı. Akka önlerinde karşılaştığı Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğrayan (18 Mart 1799) Napolyon Bonapart, gizlice Fransa’ya kaçtı ve hayatını zor kurtardı (22 Ağustos 1799). Fransa’nın 27 Haziran 1801 tarihinde Mısır’dan çekilmesi üzerine Osmanlı Devleti ile Fransa arasında El-Ariş antlaşması imzalandı (25 Haziran 1802). Bu antlaşma ile Mısır, Osmanlı devletine geri verildi.

SON DÖNEMLER

Osmanlı-Rus ilişkileri 1789’da ve 1805’te imzalanan antlaşmalar ile düzelmeye başlamıştı. Ancak Ruslar, izledikleri yayılma politikalarından vazgeçmediler. Balkanlarda Rus baskısından kurtulmak isteyen Osmanlılar, boğazları Rus gemilerine kapadı. Rus yanlısı Eflak ve Boğdan Beyleri değiştirildi. Ancak alınan bu kararlar, İngiliz ve Rusların baskıları sonucu yürürlüğe konamadı.

KABAKÇI MUSTAFA İSYANI

Osmanlı Devleti’nin en ıslahatçı padişahlarından biri olan Sultan Üçüncü Selim, Osmanlı Devletinde bugüne kadar gerçekleştirilememiş bir düzenleme yaparak Nizam-ı Cedid ordusunu kurmuştu. Bu köklü yeniliklerden memnun olmayan ve önemli görevlerde bulunan bazı devlet adamları Osmanlı-Rus Savaşı’nın devam ettiği yıllarda İstanbul’da bulunan Yeniçeri Ağaları ile Nizam-ı Cedid’i ortadan kaldırma planları yapıyorlardı.

Kendilerine Nizam-ı Cedid kıyafeti giydirmekle görevlendirilmiş olan Raif Mahmud Efendi’yi öldüren yeniçeriler, Kabakçı Mustafa’nın liderliğinde ayaklandılar. Osmanlı hükümeti bu gelişmeler üzerine derhal toplanarak ayaklanma ile ilgili kararlar almak istedi. Ancak Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ayaklanmanın ciddi bir hadise olmadığını, Nizam-ı Cedid birliklerinin de olaya müdahale etmesinin yersiz olacağını bildirdi. Bu sayede meydanı boş bulan asiler, daha fazla taraftar topladılar.

Nizam-ı Cedid’in kaldırılmasını isteyen asilere müdahalede çok geciken, Sultan Üçüncü Selim, Nizam-ı Cedid’i kapatmak zorunda kaldı. İstekleri yerine getirilen asiler buna rağmen ayaklanmaya son vermediler. Sultan Üçüncü Selim’e olan yakınlıkları ile tanınan 11 devlet adamının kendilerine teslim edilmesini isteyen asiler, Şehzade Mustafa ve Şehzade Mahmud’un da hayatlarının tehlikede olduğunu öne sürerek kendilerine yollanmasını ve Sultan Üçüncü Selim’in tahttan inmesini istediler.

Bu istek karşısında Sultan Üçüncü Selim, “Böyle isyankar tebanın hükümdarı ve halifesi olmaktansa olmamak daha iyidir” diyerek padişahlıktan ayrıldığını açıkladı (29 Mayıs 1807).

Sultan Üçüncü Mustafa, tahttan indikten sonra sarayda bir yıl daha yaşadı. Alemdar Mustafa Paşa‘nın kendisini tekrar tahta çıkarmak için ayaklandığı sırada, Sultan Dördüncü Mustafa tarafından öldürüldü. Başladığı ilerleme hareketlerinde başarısızlığa uğramakla beraber, Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa’ya yönelişin ilk temelleri sayılacak önemli işler gördü. Avrupa askerlik örgütünü ve bilgilerini ülkeye sokması, müsbet bilimlere önem veren teknik okullar açması başarılı işlerindendir.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)

İmar faaliyetlerine de önem veren Sultan Üçüncü Selim, İstanbul Selimiye Camii, Tophane Kışlası, Haliç Humbaracı ve Lağımcı Kışlaları’nın dışında İsakçı ve Üsküdar Zahire Ambarları gibi büyük ve önemli binalar inşa ettirdi. Eyüp Sultan Camii’ni onartıp, türbe’nin kapılarını gümüşten yaptırdı. Konya’da ki Mevlana türbesinde bazı kısımları da tamir ettirdi.

Sultan Üçüncü Selim döneminin diğer eserleri şunlardır; Soma Hızır Bey Camii, Yozgat Cevahir Ali Efendi Camii, Eyüp Mihrişah Valide Sultan Külliyesi, Safranbolu İzzet Mehmed Paşa Camii, Bursa Emir Sultan Camii ve Türbesi, İzmit Hisar Bey Camii.

Osman Gazi

Haziran 29th, 2012

Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi, 1258’de, Söğüt’te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun’dur.

1281’de, 23 yaşındayken Kayı Boyu’nun yönetimini üstlenen Osman Gazi, ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmaktaki becerisiyle ün kazanmıştır. Aşiretin ileri gelenlerinden, Ömer Bey’in kızı Mal Hatun ile evlenmiştir; bu evlilikten ileride Osmanlı Devleti’nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğmuştur.

Osman Gazi, sık sık dergahına gittiği Ahi şeyhlerinden Edebalî’nin görüşlerine değer verir ve ona büyük saygı duyardı. Osman Gazi, bir gece Şeyh Edebalî’nin dergâhında misafirken, bir rüya gördü. Sabah olunca rüyasını Şeyh Edebalî’ya anlattı:

“Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne mânâya gelir?”

Şeyh, bir süre sustuktan sonra şöyle dedi:

“Müjdeler olsun ey Osman! Hak Tealâ, sana ve senin evlâdına saltanat verdi. Bütün dünya, evlâdının himayesinde bulunacak, kızım da sana eş olacak.”

Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun’u Osman Bey’e vermiştir. Bu evlilikten Alaeddin doğmuştur.

Söğüt’te temelleri atılan, 600 yıl süreyle üç kıtada hüküm sürecek olan Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi, 1326’da Bursa’da Nikris (goutte) hastalığından vefat etmiştir.

Abdülhamid II

Haziran 29th, 2012

Sultan İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Bekarlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış büyük bir padişahtır. Dindar bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid ibadetlerini aksatmazdı. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı. Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid’in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptırmıştır. Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırdı. İstanbul’da Şişli Etfal Hastahanesini ve Darülaceze’yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu borularla İstanbul’a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdat’a ve Medine’ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti.

BİRİNCİ MEŞRUTİYET
İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlar’da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülaziz’i tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Murad’ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murad’ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devletinde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876’da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi’yi ilan etti. İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan İkinci Abdülhamid, Sultan Abdülaziz’in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa’yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettiğini açıkladı (1878).

1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (93 HARBİ)
Osmanlı-Rus gerginliği Paris Antlaşmasıyla aşılmıştı ama Rusya bu durumdan memnun değildi. Çünkü bu antlaşmada var olan Karadeniz’in tarafsızlığı ilkesi Rusya’nın çıkarlarına ters düşüyordu. Ayrıca Rusya Slav ırkından olan uluslar arasında yaymaya çalıştığı Panislavizm hareketlerine hız vermişti. Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan’da ayaklanmalar çıktı. Yeni bir savaştan çekinen Avrupalılar bir konferans düzenlediler. Konferans devam ederken Osmanlı Devleti, Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Osmanlı Devleti İstanbul Konferansı’nda alınan kararları kabul etmedi. Çünkü müzakerelerde Bosna’ya, Hersek’e ve Bulgaristan’a muhtariyet verilmesini, Sırbistan ve Karadağ’dan Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesini istediler. Avrupalılar Londra’da yeni bir konferans topladılarsa da savaşa engel olunamadı. Savaş, Rusların Balkanlarda Tunayı geçerek Osmanlı topraklarına saldırmasıyla başladı. Doğu’da ise Arpaçay’ı geçen Ruslar, Kars ve Ardahan’ı ele geçirdiler. Rus ordusunu Gazi Ahmet Muhtar Paşa Erzurum’da durdurdu. Batı’da, Gazi Osman Paşa Plevne’de Rus saldırılarına uzunca bir süre başarıyla karşı koydu ise de gerekli yardımı alamadı. Ruslar Plevne ve Sapkayı geçtiler. Böylece Edirne yolu Ruslara açılmış oluyordu. Rus Ordusu’nun Yeşilköy’e kadar gelmesi üzerine Osmanlı Devleti barış istedi.

OSMANLI DEVLETİ’NİN DAĞILMASI
Berlin Antlaşması‘ndan sonra Osmanlı Devleti dağılma sürecine girmiştir. Balkanlarda yaşayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları ve ardından Rusya ile yapılan savaş neticesinde imzalanan antlaşmalarla Osmanlı Devleti o görkemli devirlerini aramaktaydı. Rusya’nın Akdeniz’e açılması ihtimalini öne süren İngilizler Kıbrıs‘ı işgal etti. Osmanlı Devleti toprak mülkiyeti kendisinde kalmak şartı ile adayı geçici olarak İngiltere’ye devretti. Fransa, Cezayir’e yerleştikten sonra gözünü Tunus’a dikmişti. Berlin Konferansında aradığı fırsatı ele geçiren Fransa, Tunus’u işgal etti. Osmanlı Devletinin Protestosu sonuç vermedi. Fransızların Tunus’u işgal etmeleri üzerine İngilizler de harekete geçti. 1869 yılında Süveyş Kanalının açılması Mısır’ın Jeopolitik konumunu artırmıştı. Bu durum Mısır üzerindeki İngiliz ve Fransız rekabetini hızlandırdı. Mısır Hıdivi İsmail Paşa Mısır’ı iyi idare edemiyor ekonomik problemler halkın Avrupalı tüccarların işyerlerine saldırmalarına yol açıyordu. Bu gelişmeleri bahane eden İngiltere Mısır’ı işgal etti (1882). Yunanistan‘ın bağımsızlık kazanmasından sonra Giritli Rumlar Yunanistan’a bağlanmak istedi. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Çıkan isyan bastırıldı. Yunanistan’ın Girit’e asker çıkarması üzerine Osmanlı Devleti Yunanistan’a savaş açtı. Teselya bölgesinde yapılan savaşta, Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı Kuvvetleri Yunanlıları bozguna uğrattı(1897). Avrupalı devletlerin araya girmesiyle bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Girit’e muhtariyet verildi. 1908 yılında Yunanistan adayı yeniden işgal etti. Balkan Savaşlarından sonra Girit tamamıyla elimizden çıktı. Bosna-Hersek’in idaresi Berlin Antlaşmasıyla geçici olarak Avusturya’ya verilmişti. Sultan İkinci Abdülhamid’in İkinci Meşrutiyeti ilan etmesinden sonra yaşanan karışıklıklar sonunda Avusturya bu bölgeyi resmen topraklarına kattı. Osmanlı Devleti Yeni Pazar sancağı bizde kalmak şartı ile bunu kabul etmek zorunda kaldı(1908). Berlin Antlaşmasıyla üç bölgeye ayrılan Bulgaristan Prenslik haline gelmiş Doğu Rumeli ve Makedonya ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı Devletinde kalmıştı. 1885’de Doğu Rumeli’de isyanlar çıktı. Bulgaristan Doğu Rumeliyi Kendisine bağladığını ilan etti. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığına kavuştu ve Doğu Rumeli’yi de içine alan bir Bulgaristan Krallığı kuruldu (1908).

İKİNCİ MEŞRUTİYET
Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan İkinci Abdülhamid’e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskı yapmaya başlamışlardı. Daha çok Makedonya’da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan İkinci Abdülhamid, Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908). İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş, sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış, hürriyet ve güven ortamı kurulmuş, siyasi partiler oluşmaya başlamış, Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve Türk halkı ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.

31 MART OLAYI
Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul’da büyük bir İsyan başlattı. Selanik’ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan İkinci Abdülhamid’in yerine Sultan Mehmed Reşad padişah oldu.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)
Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara önem veren ve ince ruhlu bir padişah olan Sultan İkinci Abdülhamid döneminde, özellikle yabancı mimarların faaliyetleri göze çarpar. Sultan İkinci Abdülhamid’in padişahlığı döneminde yerli ve yabancı mimarların yaptıkları mimari çalışmalardan bazıları şunlardı; İstanbul Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Yüksek Ticaret Merkezi, Tarabya İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi, Düyun-ı Umumiye ve Karaköy Osmanlı Bankası, Karaköy Palas iş hanı, Maçka Palas, Ankara İş Bankası, İstanbul Maçka İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Garı, Sultanahmet’de Alman Çeşmesi, Sirkeci Garı, Kütahya Ulu Camii, İstanbul Yıldız Hamidiye Camii, Cihangir Camii.

 


Online Sipariş
Sultan Abdühamid Han VCD‘si hakkında bilgi ve VCD‘yi satın almak için tıklayınız.

Ottoman Store
İlk Türk Kültür-Sanat Mağazası
www.OttomanStore.com


OSMANLI SULTANLARI VCD SERİSİ‘si hakkında bilgi ve VCD Seti‘ni satın almak için tıklayınız.

Diğer padişahlar ile ilgili VCD’ler için tıklayınız

 

Hatice Sabiha Görkey

Haziran 29th, 2012

1889 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde doğan Sabiha Görkey, şimdiki adı İstanbul Üniversitesi olan  Darülfünun’un ilk mezunlarındandır. Küçük yaşta babasını kaybedince çalışmak zorunda kalan Görkey, bir yandan çalışıyor bir yandan da Darülfünun’da matematik eğitimine devam ediyordu. Annesi de bu arada dikiş öğretmenliği yaparak geçinmelerine yardımcı oluyordu. Görkey, Darülfünun’dan mezun olduktan sonra, öğretmenliğe İstanbul’da başladı. Ardından da Edirne’ye tayini çıktı ve orada, Edirne Kız Öğretmen Okulu’nda hem müdire hem de öğretmen olarak görev yaptı.

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınmasıyla birlikte, 1935 yılında 18 kadın milletvekilinden biri olarak meclise girdi (5. Dönem Sivas Milletvekili). Türk milletine bir yandan öğretmen kimliğiyle bir yandan da siyasetçi kimliğiyle uzun yıllar hizmet etti.

Evli ve bir çocuk annesi olan Görkey, 22 Kasım 1963’te hayata veda etti.


Türkiye’de kadın hareketleri:

1926‘da: Trabzon Türk Ocağı’nda Süreyya Hulusi ilk defa Türk kadının “seçme ve seçilme hakkı” ile ilgili bir konuşma yaptı.
1927‘de: İstanbul’da Türk Kadınlar Birliği tüzüğüne “Kadına Siyasi Hakların Sağlanması İçin Çalışacağız” maddesini ekledi.
20 Mart 1930: Yeni çıkan Belediye Kanunu ile kadınlar ilk defa belediye seçimlerine katıldı.
1934: Ankara Türk Ocağı’nda aydın kadınlar, Türk kadınına milletvekili seçilme hakkının verilmesi için seri konferanslar verdiler ve bir keresinde de TBMM’ne kadar yürüdüler.
5 Aralık 1934: Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 10 ve 11. maddeleri değiştirilerek kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1 Mart 1935: İlk kadın milletvekilleri TBMM’de yerlerini aldı.
22 Nisan 1935: Beylerbeyi Sarayı’nda Atatürk’ün öncülüğünde “Dünya Kadınlar Kongresi” toplandı.

Refik Koraltan

Haziran 29th, 2012

1890’da Divriği’de doğdu. İstanbul Hukuk Fakültesini 1914’te bitirerek devlet hizmetine girdi. Savcılık, emniyet müdürlüğü yapmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda Konya’da bir süre Kuvayı Milliye içinde çalışmış, o sırada birinci TBMM’ne Konya Milletvekili seçilmiştir. 1935 yılına kadar kesintisiz olarak milletvekilliği yaptı. O yıl yöneticilik görevine döndü. Çorum ( 1935), Trabzon ( 1937), Bursa (1939-1942) valiliklerinde bulundu.1942’de Bursa’dan milletvekili seçildi. 1946 yılında doğan Demokrat Parti’nin dört kurucusundan biri oldu. Bu partinin milletvekili olarak 22 Mayıs 1950’de TBMM başkanlığına seçildi. 27 Mayıs 1960’a kadar bu görevde kaldı.

27 Mayıs 1960 Harekatından sonra yargılanıp mahkum olan Refik Koraltan, bir süre geçince aftan yararlanmış, ancak siyaset hayatından çekilmiştir.

17 Haziran 1974’te vefat etti.

Faruk Çelik

Haziran 29th, 2012

1956 yılında Artvin-Yusufeli ilçesinde doğdu. İlkokulu Artvin de orta öğrenimini Bursa da tamamladı. Bursa Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi. Yıldız Üniversitesine bağlı Kocaeli İşletme Enstitüsünde iki yıl işletme eğitimi gördü. Dört yıl öğretmenlikten sonra ise iş hayatına atıldı.

Çeşitli dallarda ticaretle meşgul olan Faruk Çelik iki yıl süreyle de yerel bir gazetenin sahipliğini ve köşe yazarlığını yaptı.

Siyasete gençlik kollarında başladı. Bursa İl Başkanlığı ve Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

18 Nisan 1999 yılında yapılan seçimlerde 21. dönem Bursa Milletvekili seçildi. İçişleri Komisyonu ve Dilekçe Komisyonu üyeliklerinde bulundu.

2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucuları arasında yer alan Faruk Çelik 22. dönem Bursa Milletvekili olarak 2.defa seçildi. 5 yıl süre ile Ak Parti Grup Başkan Vekilliği yaptı.

23 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimlerde 23. dönem Bursa Milletvekili olarak 3.defa seçilen Faruk Çelik 60. Hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak atandı.

12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçimlerde Şanlıurfa Milletvekili olarak seçilen Faruk Çelik 61. Hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak atandı.

Evli ve 4 çocuk babasıdır.

Benal Nevzat İstar Arıman

Haziran 29th, 2012

İlk Türk Kadın Milletvekillerinden

Seçilme hakkını kullanan ilk kadın olan Benal Arıman, 1935 yılında Atatürk´ün meclisinde bileğinin hakkıyla kazanan ilk kadın milletvekillerindendir (İzmir Milletvekili).

1903’te İzmir’de doğdu. İzmirli gazeteci/şair Tevfik Nevzat Bey´in kızıdır. 1921’de Paris Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunudur. Döndükten sonra Hilâliahmer ve Himaye-ietfal gibi yerlerde sosyal faaliyetlerde bulundu. CHF vilayet heyeti üyeliği de yapan Arıman, Fransızca ve Rumca biliyordu. Arıman, İzmir´de Halk Partisi´nde görev almış, kadınların partilere girmediği o yıllarda, latin alfabesinin öğrenilmesi ve yaygınlaşabilmesi için çaba harcıyordu. Daha sonra, milletvekili seçilen Arıman, belediye ve parti üyeliğinden sonra, bir kadın olarak konumundan ötürü hiçbir rahatsızlık yaşamamış olduğunu dile getirmektedir.

16 yıl süreyle kadın milletvekili olarak görev yapan Benal Arıman, hamileliği döneminde yıllık izinlerini kullanıp gizlice doğum yapmış ve hamileliği esnasında TBMM´de bulunmamayı uygun görmüştür.

Uzmanlık alanı belediyecilik, sosyoloji ve edebiyattı. İzmir Belediye üyeliği de yapan Arıman, V, VI.,VII., ve VIII. Dönemde İzmir Milletvekilliği yaptı.

Türkiye’nin ilk kadın milletvekillerinden Benal Nevzat Arıman’ın babası Tevfik Nevzat’a ait mektuplar Türk Tarih Kurumu arşivinde bulunmaktadır.


19 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Atatürk‘ün başlattığı mücadeleye, kadınlar, değişikler yerlerde toplantılar, mitingler yaparak destek verdiler. Muallimler Cemiyeti Başkanı Nakiye Elgün Hanım da, 13 Ocak 1920’de, soğuk bir kış günü, Sultanahmet Meydanında bir mitingde şöyle haykırıyordu: “Önümüzde açık iki yol var: Biri, tarihimizle, şanımızla devam etmek; diğeri, gözlerimizle tarihimizi de kapayıp ebediyete götürmektir.” Kadınların bu mücadeleleri, Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1923’te İzmir’de zaferle sonuçlanana kadar sürdü.

Mustafa Kemal Atatürk, bu kahraman Türk kadınlarına hak ettiği hakların hepsini teslim etti. Medenî Kanun, eğitim birliği, kılık kıyafet devrimi, seçme ve seçilme hakkı bunlardan başlıcalarıdır.

5 Aralık 1934’te Parlamento’nun kapısı kadınlara açıldı. Türk Kadınlar Birliği, seçme ve seçilme hakkının verilişini kutlamak üzere Sultanahmet Meydanı’nda bir miting ve Beyazıt’tan Taksim’e bir yürüyüş düzenledi.

Kadınların ilk kez oy kullandığı T.B.M.M. 5. Dönem seçimleri 8 Şubat 1935‘te yapıldı ve 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı:

İlk Kadın Milletvekilleri
1- Mebrure Gönenç – Afyonkarahisar
2- Sabiha Gökçül Erbay – Balıkesir
3- Şekibe İnsel – Bursa
4- Huriye Öniz Baha – Diyarbakır
5- Dr. Fatma Memik – Edirne
6- Nakiye Elgün – Erzurum
7- Fakihe Öymen – İstanbul
8- Satı Çırpan (Satı Kadın) – Ankara
9- Ferruh Güpgüp – Kayseri
10- Behire Bediş Morova – Konya
11- Mihri Pektaş – Malatya
12- Meliha Ulaş – Samsun
13- Fatma Esma Nayman – Seyhan
14- Sabiha Görkey – Sivas
15- Seniha Hızal – Trabzon
16- Benal Nevzat Arıman – İzmir
17- Türkan Örs Baştuğ – Antalya
18- Hatice Özgener – (Ara seçimle)

Satı Çırpan (Satı Kadın)

Haziran 29th, 2012

İlk Kadın Milletvekillerinden.

Kadınların ilk kez oy kullandığı T.B.M.M. 5. Dönem seçimleri 8 Şubat 1935‘te yapıldı ve 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi. Satı Kadın Ankara‘dan Miletvekili olarak seçildi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı.

Satı Kadın 1890’da Kazan’da doğdu. Milli savaşta malûl olmuş bir askerin eşiydi. Beş çocuğu vardı. Çiftçilikle uğraşan Satı Kadın hususi eğitim gördü. Seçildiğinde Kazan Köyü muhtarıydı. Bir dönem  milletvekilliği yaptı.


Atatürk’le Hatırası
Sait Arif Terzioğlu’nun “Yazılmayan Yönleriyle Atatürk” adlı eserinden alınmıştır.

Ankara’da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam’a giderken kazan köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerin içinden geçen, şosede duran bu yabancı konukları görünce hep koşuştular. Kimi su seyirtti, kimi ayran, bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata’ya uzattı:

– Bir soğuk ayran içer misiniz, dedi.

Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk Anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. Ata, ayranı kana kana içmiş ve biran durakladıktan sonra ona:

– Senin kocan kim? diye sormuştu

Köylü kadını,yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk Anası Ankara’nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi. Ata bir soru daha sordu:

– Ne zaman doğdun?

– 1919’da Atatürk Samsun’a çıktığı zaman doğdum.

Ata, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi. Halbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu tekrar sordu:

– Nasıl olur

Evet, nasıl olurdu. Bu Satı Kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:

– Evet Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!

Tam 6 çocuklu bu Anadolu kadını 1890 dogumluydu. Kazan köyünün muhtarıydı. Türkiye’deki ilk kadın muhtardı.

-Babam Kara Mehmet’lerden. Kazan’ın muhtarlık mühürü bana ondan miras kaldı. Sizi görmek fırsatını bize bahşettiğiniz için bahtiyarlık duyuyoruz Paşam.

-Peki kadınların da erkekler gibi çalışıp çalışıp çeşitli mevkilere yükselmesi konusunda ne düşünüyorsun?

-Şüphesiz doğrudur. Ve kadınlarımız Cumhuriyet’in mefkuresi altında bunu başarmak azmine sahiptir. Biz kadınlar hedefe yürüyecek ve Cumhuriyet meşalesini her alanda taşıyacağız Paşam.

Mustafa Kemal bu yanıttan son derece memnun olmuştu. Bu konuşma onu bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi.

Satı Kadın niçin milletvekili seçildiğini bilmiyordu. Ama Mustafa Kemal onu neden seçtiğini bilecekti. Çünkü kurduğu Cumhuriyet’in temelinde bu ülkenin kadınların da olduğunu biliyordu. Seçmek ve seçilmek onların da haklarıydı. 1923’te İzmir’de yaptığı konuşmasında diyorduki: “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir.”


İlk Kadın Milletvekilleri
1- Mebrure Gönenç – Afyonkarahisar
2- Sabiha Gökçül Erbay – Balıkesir
3- Şekibe İnsel – Bursa
4- Huriye Öniz Baha – Diyarbakır
5- Dr. Fatma Memik – Edirne
6- Nakiye Elgün – Erzurum
7- Fakihe Öymen – İstanbul
8- Satı Çırpan (Satı Kadın) – Ankara
9- Ferruh Güpgüp – Kayseri
10- Behire Bediş Morova – Konya
11- Mihri Pektaş – Malatya
12- Meliha Ulaş – Samsun
13- Fatma Esma Nayman – Seyhan
14- Sabiha Görkey – Sivas
15- Seniha Hızal – Trabzon
16- Benal Nevzat Arıman – İzmir
17- Türkan Örs Baştuğ – Antalya
18- Hatice Özgener – (Ara seçimle)

Muhsin Yazıcıoğlu

Haziran 29th, 2012

Muhsin Yazıcıoğlu 1954 yılında, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Elmalı Köyü’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da, üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde yaptı.

1968’de cemiyetçilik çalışmalarına başlayan Yazıcıoğlu, Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı. Muhsin Yazıcıoğlu, üniversite eğitimi için 1972’de Ankara’ya geldikten sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı; sırasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’nda bulundu (1977-78).

Yazıcıoğlu, 1978’de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulunan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980’den sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılandı. 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kalan Yazıcıoğlu, bu davadan herhangi bir ceza almadan berat etti.

Yazıcıoğlu, cezaevinden çıktıktan sonra, cezaevindeki ülkücüler ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı.

Yazıcıoğlu, 1987’de Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi ve Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu. 20 Ekim 1991 Milletvekili Genel Seçimlerinde, Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi’nin (IDP) oluşturduğu ittifak bünyesinde milletvekili adayı olan Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas’tan milletvekili seçildi.

Yazıcıoğlu, 7 Temmuz 1992’de, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı” gerekçesiyle 5 milletvekili arkadaşı ile beraber MÇP’den ayrıldı.

Muhsin Yazıcıoğlu, 29 Ocak 1993’de, MÇP’den ayrılan bir grup arkadaşı ile beraber Büyük Birlik Partisi‘ni (BBP) kurdu ve partinin Genel Başkanı oldu.

24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerinde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak yeniden parlamentoya giren Yazıcıoğlu, 28 Şubat 1996’da ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü.

Muhsin Yazıcıoğlu, 26 Nisan 1998’de yapılan 3. Büyük Kurultay ve 8 Ekim 2000 tarihindeki 4. Büyük Kurultay’da tekrar BBP Genel Başkanlığına seçildi.

Temmuz 2007’de yapılan genel seçimlerde Sivas’tan milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.

BBP Genel Başkanlığı görevini sürdürürken geçirdiği helikopter kazasında vefat eden Muhsin Yazıcıoğlu, evli ve iki çocuk babasıydı.

Helikopter Kazası
Yazıcıoğlu 25 Mart 2009 günü seçim çalışmalarını yürütmek üzere kiralanan özel bir firmaya ait helikopterle Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit İlçesi’nden Yozgat’ın Yerköy İlçesi’ne giderken kaza geçirdi ve helikopteri düştü.

Enkaza ulaşıldı
Enkaza uzun süre ulaşılamamış ve arama çalışmaları zor şartlarda devam etmiştir. Kazadan yaklaşık 47 saat sonra 27 Mart 2009 günü enkaza ulaşılabilmiştir.

Göksun İlçesi’nde enkazın yeri belli olmasına rağmen olumsuz hava koşulları nedeniyle görevlilerin ulaşması da büyük sorun oldu. Enkaz bölgesine giden görevlilere dün enkazı bulan bulan köylüler kılavuzluk yaptı.

Genelkurmay, Doğal Afetler Arama ve Kurtarma (DAK) timleri helikopterle indirilerek, enkaz bölgesinde tahliye işlemi başlattı. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekileri taşıyan helikopterin enkazının bulunduğu bölgede ulaşılan cesetler, helikopterle kahramanmaraş’a getirildi.

Yazıcıoğlu’nun cesedi ağabeyi tarafından teşhis edildi.

Ölüm haberi ilk olarak Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu’na İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından verildi. Doktor konrolündeki Gülefer Hanım sakinleştirici ilaç aldı. 87 yaşındaki annesi Fidan Yazıcıoğlu da gelişmeyi doktor kontrolünde öğrendi. Anneye tansiyon hapı verildi. Fidan Yazıcıoğlu, kız kardeşleri Naziye Soysal ve Mavuş Ocak ile diğer yakınlarının bulunduğu evin önünde sağlık ekipleri hazır bekletiliyor. BBP’liler ise acı haberi Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten aldı.


Helikopter Kazasında Ölen Diğer 5 Kişi


Kendi Sesinden ÜŞÜYORUM Şiiri


ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum…

Muhsin YAZICIOĞLU 

Ergün Dağcıoğlu

Haziran 29th, 2012

TOKAT’ın yerli ailelerinden olup, babası Mali Müşavir Basri DAĞCIOĞLU’nun işi dolayısıyla 1952 yılında İzmir’de doğdu.

İlk, orta ve lise tahsilini Tokat’ta tamamladıktan sonra, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor bölümünü, daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. 1982 yılında askerliğini Erzincan 59.ncu Topçu Tugayında tamamladı.

1981 yılından beri Tokat Merkezde serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak çalışmaktadır.

· “YİMDER” Yönetici,İktisatçı ve Muhasebeciler Derneği Kurucu Başkanlığı,

·   MGV Tokat Teşkilat Başkanlığı,

·    Halen günde 4500 civarında fakir vatandaşa sıcak aş dağıtan Tokat’lı       Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi Vakfının müellif ve kurucu yöneticiliği,

·  Dünyanın bir çok ülkesinden gelerek ülkemizde tahsil yapan binlerce öğrenciyi kaynaştırıp, hizmet veren SIRF (Society for İnterculturel Research and Friendship) Vakfı onur kurulu üyeliği,

Örneklerinde olduğu gibi bir çok sosyal ve kültürel aktivitelerde yer aldı. Ayrıca.,

·  Akademisyen bir spor adamı olarak sportif aktivitelerde de yer aldı ve çeşitli amatör spor kulübü yöneticiliklerinde bulundu,

· Tokat GOP.Ünüversitesinde BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR BÖLÜMÜNÜN   AÇILMASINA önderlik ederek Tokat’a kazandırılmasında büyük katkılar koydu.

Fiili olarak Futbol,salon sporları, jimnastik,atletizmin yanı sıra  Judo, karate sporlarıyla uğraşan ,Teakwando hakemi olan ve 1960’lı yıllardan gelen amatör futbolculuğunu halen TBMM Futbol takımında takım kaptanı ve Genel Menajer olarak aktif bir şekilde devam ettiren Dağcıoğlu ;

tarihte ilk kez gerçekleştirilen ,

Balkan ülkeleri I.ci Parlamenterler futbol turnuvasını tertip etmiş ve 2005 yılında,milletvekili arkadaşları ile birlikte, Ülkemize Futbol dalında,

I.Balkan şampiyonluk  kupasını  Meclis spor alarak kazandırmıştır.

Bütün bu sosyal ve sportif  aktivasyonların yanı sıra .,

Siyasi faaliyetlerini MSP ve RP çizgisinde yürüttü. Bu arada 1994-96 yılları arasında RP Tokat il Başkanlığı yaptı.Müteakiben ,

18 Nisan 1999 Genel Seçimlerinde FP’den Tokat Milletvekili seçildi.

FP I. nci olağan kongresinde Abdullah GÜL başkanlığındaki Yenilikçi hareket’in kurucuları içersinde yer aldı. Bu partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra da .,

AK Parti kuruluş çalışmalarına ( Genel Başkan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ ın özel kaleminden sorumlu milletvekili göreviyle ) aktif olarak katıldı ve

 AK Parti milletvekili olarak Kurucular Kurulu Üyesi oldu.

21.nci dönemde ;

Milletvekili olarak bazı bakanların Yolsuzluk Soruşturma komisyonları ile TBMM Hesaplarını inceleme komisyonu ve Milli Savunma Komisyonu üyeliklerinde de bulunmuş ve KİT KOMİSYONU AK PARTİ Gurup Başkanlığı görevini yürütmüştür.

Daha sonra 3 Kasım 2002 seçimlerinde ;

AK Parti Tokat Milletvekili olarak 22.ci Dönemde yeniden parlamentoya girmiş ve TBMM HESAPLARI İNCELEME KOMİSYON BAŞKANLIĞINA getirilmiştir.

Verdiği araştırma önergeleri ve TBMM konuşmaları ile ,

Gündemdeki YOLSUZLUKLARIN   BDDK,TMSF deki Usulsüzlükler in ve BANKA HORTUMLAMALARI nın yanı sıra  AOǒdeki talanların  ÜZERİNEDE  KARARLILIKLA  GİDEN  Dağcıoğlu ,

Yine 22.ci dönemde.,

Yüce divana gönderilen, Devlet Eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Hüsamettin Özkan ile Devlet Eski Bakanı Recep Önal Haklarında Kurulan ,

Meclis Soruşturma Komisyonu Başkanlığı yapmıştır.

Halen TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğini sürdürmektedir.

Evli ve 2 çocuk babasıdır.

Sırrı Yırcalı

Haziran 29th, 2012

Ahmet Sırrı Yırcalı 1919 yılında Balıkesir’de doğdu. İsmi ve ailesi Balıkesir ile özdeşleşmiştir. Babası Kurtuluş Savaşı yıllarında Balıkesir Alacamescit’te direniş meşalesini yakarak silahlı mücadele kararı alan ve 41 Bayrak Adam olarak anılan Kuvayı Milliyecilerden Yırcalızade Şükrü Efendi‘dir.

İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun olan Sırrı Yırcalı, 1954-1960 yılları arasında Demokrat Parti‘den iki dönem (10 ve 11. dönem) Balıkesir milletvekili seçildi. O dönemde bor madenciliği işine de girmiş, ancak oynadığı rol daha sonra tartışmalara neden olmuştur.

Balıkesir’de 55 yıldır gelir vergisi rekortmenliğini kimseye bırakmayan Yırcalı, BEST (Balıkesir Elektromekanik Sanayi Tesisleri A.Ş), Yersa Sentetik Sanayi, Balıkesir Yem Sanayii ve Mortaş Madencilik gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda şirketin yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu. Balıkesir Sanayi Odası Başkanlığı da yapmış, eğitim kurumları da kurmuştur. 30 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede vefat etmiştir.

Yırcalı için Paşa Camii’nde düzenlenen cenaze törenine, ailesi ve yakınlarının yanı sıra TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Balıkesir Valisi Atıl Üzelgün, Belediye Başkanı Sabri Uğur, Balıkesir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Hacıoğlu, Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, AK Parti Balıkesir Milletvekili ve TBMM Hesaplarını İnceleme Komisyonu Başkanı İsmail Özgün, sanayiciler, işadamları ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı. Sırrı Yırcalı’nın cenazesi, kılınan namazın ardından Başçeşme Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi.

Erkek kardeşi İbrahim Sıtkı Yırcalı DP’den 9., 10. ve 11. Dönem Balıkesir Milletvekilliği ile Balıkesir Senatörlüğü yapmıştır.

Sırrı Yırcalı’nın oğlu Rona Yırcalı Balıkesir Sanayi Odası Başkanlığı yapmaktadır.

Ahmet Bilyeli

Haziran 29th, 2012

Ahmet Bilyeli 1950 yılında İçel’de doğdu. Babası Ali, Annesi Süreyya hanımdır. Lise mezunu olan Ahmet Bilyeli Serbest Müteahhitlik yapmıştır.

TBMM 19. Dönem DYP İçel Milletvekilliği yapmıştır.

Evli ve 4 Çocuk sahibidir.


Kızı Belma Bilyeli ve evlilik hazırlığı yaptığı Levent Dakka, genç kadının 3 ay önce boşandığı kişi tarafından 03 Ağustos 2008 tarihinde tabancayla vurularak öldürüldü.

Mersin’de büyük yankı uyandıran olay Piri Reis mahallesinde Özel İdare Lojmanları otoparkında meydana geldi. 19. dönem DYP Mersin Milletvekili Ahmet Bilyeli’nin kızı Belma Bilyeli (35), 5 yıl önce 1 çocuk sahibi olduğu ilk eşi Yasin Yasemin’den ayrılarak, gece kulübü işletmecisi Mehmet Mehdi Kızıl (40) ile evlendi. Bir çocukları olan Kızıl çifti 5 yıllık evliliklerini 3 ay önce noktaladı. Boşanmanın ardından Belma Bilyeli, Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MESKİ) Genel Müdürlüğü’nde işçi olarak çalışan Levent Dakka (38) ile sözlendi. Önceki akşam Belma Bilyeli, sözlüsüyle bir alışveriş merkezine gitti. İkili çıkışta otomobille gezerken zanlı Kızıl da BMW marka otomobiliyle eski eşi ve sözlüsünü takibe başladı. Kızıl’ın kendilerini takip ettiğini anlayan Levent Dakka otomobille çıkmaz sokağa girince Bilyeli ve Dakka otomobilden inerek Kızıl’la konuşmak istedi. Ancak Kızıl, yanında taşıdığı tabancasını çıkararak ikiliye kurşun yağdırdı. Öfkeli adam şarjörü boşalttıktan sonra kaçarken, kurşunların hedefi olan Belma Bilyeli olay yerinde, Levent Dakka ise kaldırıldığı Mersin Devlet Hastanesi’nde öldü.

Ali Oğuz

Haziran 29th, 2012

1928 Kayseri doğumlu olan ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Refah Partisi eski milletvekili Ali Oğuz 02 Mayıs 2006 günü vefa etti.

Oğuz, Millî Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi ve Refah Partisi Kurucu üyesi ve Cumhuriyet Senatosu İstanbul Üyesi olarak da siyasetin içinde yer aldı.

Milli Nizam Partisi’nden Refah Partisi’ne kadar eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın yanında olan 19, 20 ve 21. dönem milletvekili Ali Oğuz’un cenaze namazı Fatih Camii’nde kılınarak, cenazesi 03 Mayıs 2006 günü Eyüp Aile Kabristanı’na defnedildi.

Ekin Deligöz

Haziran 29th, 2012

1971 Tokat doğdu. 1998’de Almanya’da Federal Meclis’e girmesiyle de herkesi şaşırtan Deligöz, 2002’de Alman Parlamentosuna Yeşiller’den milletvekili olarak girdi. 1979’dan Almanya’da yaşamaya başladı.

Konstanz Üniversitesi’nde İdari Bilimler Bölümü’nü bitiren Ekin Deligöz, uyum ile özellikle göçmenler ve Türk toplumu konusundaki ayrıntılı çalışmalarıyla dikkat çekti. 1989’da Yeşiller Partisi’ne üye oldu. Almanca ve Türkçe dışında İngilizce, Fransızca da bilen Ekin Deligöz, kadın ve gençlik sorunlarıyla ilgili gerek ulusal, gerekse uluslararası birçok komisyonda görev aldı.

Altan Karapaşaoğlu

Haziran 29th, 2012

16 Temmuz 1940 tarihinde Gemlik’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gemlik’te, lise tahsilini İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde yaptı. 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik – Matematik Bölümü’nde yüksek öğretimine devam etti. 1962-1964 yılları arasında Yedek subay öğretmen olarak askerliğini yaparken bir taraftan da eğitimini sürdürdü.

1964 yılında İstanbul’da bir tekstil firmasında muhasebe elamanı olarak iş hayatına başladı ve firmanın talebi üzerine 1965 yılı başında İsviçre’ye gitti. Bu münasebetle üniversiteyi bitiremeden iş hayatına başladı. İsviçre’de Lugano’ya bağlı Manno kasabasında sentetik iplik ve kumaş ile boya, baskı ve terbiye konularında üretim yapan büyük bir fabrikada bir buçuk yıl eğitim gördü. 1966 yılında İstanbul’da aynı konuda bir tesis kurdu.

Mesleği gereği 1969 yılında

· Şişli İktisadi İlimler Akademisi’nde iki yıl muhasebe eğitimi gördü.

· İLO ile Tekstil Sanayii İşverenleri sendikasının müştereken düzenledikleri Sınai teşebbüslerin değerlendirilmesi ve planlanması.

· Organizasyon

· Sevk ve idarenin aracı olarak muhasebe seminerlerine,

· 1970 yılında satış, hacim ve kar planlamasında marjinal maliyetler metodu kursuna,

· piyasa araştırması seminerine,

· 1971 yılında Kapitali en karlı bir şekilde kullanma sanatı konularındaki seminerlere iştirak etti ve başarı sertifikaları aldı.

· 1971-79 yılları arasında iki büyük tekstil fabrikası kurdu ve işletmeye açtı. Sentetik imalatı ve boyası konusunda uzman bilirkişi olarak görev yaptı.

· 1979 yılında Bursa Gemlik ilçesinde büyük bir kumaş ve boya baskı tesisi kurdu.

1989 yılında fiilen siyasete başladı.

1992-1995 yılları arasında Refah Partisi’nin Bursa İl başkanlığını yaptı ve 1995 Genel seçimlerinde Milletvekili seçilerek Parlamentoya girdi.

Parlamentoda TBMM Hesapları İnceleme Komisyonu Üye Ve başkanlığı yaptı, Kütüphane ve Yayın Üyeliği ile Sanayi Ticaret, Enerji ve Tabi Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonları Üyeliği yaptı.

1999 yılı seçimlerinde ikinci defa Parlamentoya seçildi.

1999-2000 yıllarında Plan ve Bütçe Komisyonu Üyeliği yaptı.

Evli ve dört çocuk babası.

Hüsamettin Cindoruk

Haziran 29th, 2012

Hüsamettin Cindoruk 1933 yılında İzmir’de doğdu. Ankara’da Çankaya İlkokulu’nu, Atatürk Lisesi’ni bitirdi. Babası Vasfi Bey, annesi Ganimet Hanım’dır. 1954’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1955 yılından itibaren avukatlık yaptı.

Yassıada duruşmalarında Adnan Menderes ve Demokrat Parti yöneticilerinin üç avukatından biri ve en genci oldu. Demokrat Parti parti üyeliği ile başladığı siyasi hayatını Adalet Partisi, Demokratik Parti, Büyük Türkiye Partisi ve Doğru Yol Partisi‘nde il başkanlığı , kuruculuk, Genel İdare Kurulu üyeliği görevleri ile sürdürdü.

14 Mayıs 1985 tarihinde Büyük Kongre’de Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı‘na seçildi. Genel Başkanlığı siyasi yasağı biten Süleyman Demirel’e bıraktıktan sonra 16 Kasım 1991 – 1 Ekim 1995 tarihleri arasında TBMM Başkanı seçildi.

17 Nisan 1993 günü Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı üzerine 17 Nisan 1993 – 16 Mayıs 1993 tarihleri arasında vekaleten T.C. Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. Süleyman Demirel cumhurbaşkanı seçilince boşalan DYP genel başkanlığı için aday oldu, seçilemedi, bir grup arkadaşıyla DYP’den ayrılıp Demokrat Türkiye Partisi‘ni kurdu.

DTP 28 Şubat sürecinde kurulan Mesut Yılmaz başbakanlığındaki koalisyona katıldı ama kendisi görev almadı. 18 Nisan 1999 tarihinde yapılın genel seçimde meclis dışında kaldı ve DTP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti.

DYP Genel başkanı Mehmet Ağar 03 Aralık 2007 tarihinde yaptığı basın açıklamasında
“partimizin eski genel başkanlarından eski TBMM Başkanımız Sayın Cindoruk ile yaptığım görüşmede bu sürecin parti içinde yeni ayrılıklara sebebiyet vermeksizin devamı konusunda Genel Başkanlık adaylığını ve bu görevi kabul edebileceğini ifade etti ve bu konu ile ilgili olarak çeşitli zemin yoklamalarında bulundum. Genelde büyük bir olumlu hava içerisinde karşılandığını gördüm ve bu noktada elbette ki, 6 Ocak itibarı ile veya 5 Ocak’ta ikisinden birinde alacağımız kongre kararında elbette ki kongrede adaylık herkese açıktır.” diyerek Hüsamettin Cindoruk’un DYP genel başkanı olabileceği mesajını vermiştir.  

Cindoruk DP Genel Başkanlığı’na seçildi 
16 Mayıs 2009 tarihinde yapılan DP 5. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde seçimin 3. turunda genel başkanlığa seçildi.

Demokrat Parti (DP) 5. Olağanüstü Büyük Kongresinde, İkinci tur sonuçlarının ardından Süleyman Soylu ve Mehmet Ali Bayar, genel başkan adaylığından çekildi.

Sayın Cindoruk İngilizce biliyor, evli ve üç çocuk babası.

İbrahim Bedrettin Elmalı

Haziran 29th, 2012

Türkiye Cumhuriyetinin 8. Diyanet İşleri Başkanı olan İbrahim Bedrettin Elmalı, 1903 yılında Antalya’nın Elmalı ilçesinde dünyaya geldi. Öğretmen Ali Beyin oğludur. İlk ve orta tahsilini Elmalı’da yaptı. Daha sonra İstanbul’a gelerek Dar’ül Hilafet’ül Aliyye Medresesine girdi. Ardından da 1928 yılında Dar’ül-Funun İlahiyat Fakültesinden mezun oldu.

İbrahim Bedrettin Elmalı İstanbul ve Ankara’da çeşitli memuriyetlerde bulunduktan sonra, Üsküdar ve İstanbul Müftülükleri yaptı. Bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Dairesi Başkanlığı yaptıktan sonra 17 Aralık 1965 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na tayin edildi. Bu görevde yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra 25 Ekim 1966 tarihinde emekli olan ve iki dönem milletvekilliği de yapan Elmalı, 5 Aralık 1994 tarihinde vefat etti.