John Backus

Haziran 29th, 2012

3 Aralık 1924 yılında ABD’de Philadelphia’da doğan Backus, 1954‘de bilgisayarların sürekli olarak yeniden programlanmasına karşı (Formula Translator) Fortran‘ı geliştirmişti. Önce tıp, ardından da mühendislik eğitimi alan Backus, çok sayıda bilimsel ödülün de sahibiydi. Backus, 1991 yılında emekli olmuştu.

Fortran programlama dilini geliştiren ve çağdaş yazılım dünyasına giden yolu açan, bilgisayar dünyasının öncülerinden John Backus yaşamını yitirdi. IBM şirketine göre John Backus, ABD’nin Oregon eyaletindeki Ashland’de, 17 Mart 2007 cumartesi günü, 82 yaşında öldü.

Prof. Dr.Ethem Köklükaya

Haziran 29th, 2012

1955 Isparta doğumlu olan Prof. Dr. Ethem Köklükaya, Liseyi 1972 yılında Isparta’da Şaik Lisesi (Fen Kolu)’nde okudu. 1978 yılında İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü‘nden mezun oldu. 1982 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Yüksek Lisans’ını, 1990 yılında İTÜ. Kontrol ve Bilgisayar Mühendiliğinde Doktora‘sını tamamladı.
 
1990 yılında İTÜ’de Yardımcı Doçent oldu. 1998 yılında Sakarya Üniversitesi’nde Doçent oldu. 2004 yılında Profesör olan Köklükaya Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

Evli ve 3 çocuk babasıdır.


Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) TRT Genel Müdürlüğü için belirlediği üç adaydan birisi de Etem Köklükaya‘dır. RTÜK’ten yapılan yazılı açıklamaya göre, üst kurulun, TRT Genel Müdürlüğü için adaylarını belirlemek üzere bugün yaptığı toplantı sonucunda, İbrahim Şahin, Nurullah Öztürk ve Prof. Dr. Etem Köklükaya aday olarak belirlendi. RTÜK belirlediği isimleri Başbakanlığa bildirecek. Bakanlar Kurulu üç adaydan birini Cumhurbaşkanı’nın onayına sunacak. TRT Genel Müdürü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün onayının ardından atanacak.

Ayşe Kılıç

Haziran 29th, 2012

Ayşe Kılıç 13.10.1982 tarihinde doğdu. Kayseri Fen Lisesi’nde okudu. Atılım Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden 2005 yılında mezun oldu. Yüksek Lisans eğitimine Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği bölümünde devam etmektedir.

Uygulamalı Uluslararası Ticaret ve Giriş, İnsan Kaynakları ve MRP-II Eğitimi, Genç Girişimci Geliştirme Programı v konularda kurslara katıldı.

JCI-Junior Chamber International Genel Sekreteri olarak görev yapmaktadır.

BURS VE ÖDÜLLER
2007 Atılım Üniversitesi Kariyer Günleri’nde plaket
Lisans döneminde 5 dönem onur öğrencisi, 1 dönem de yüksek onur öğrencisi ödülü
ÖSYM Bursu
Atılım Üniversitesi 4 sene eğitim bursu
Türkiye Makina Mühendisleri Odası Eğitimde Üstün Başarı Ödülü
Atılım Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölüm İkincisi
Atılım Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğrenci Kulübü’nde ki özverili çalışmalardan dolayı Onursal Üye ödülü

DERNEK VE KULÜP ÜYELİKLERİ
2006 – ..  JCI-Junior Chamber International (2008 JCI ANKARA Genel Sekreter)
2006 – ..  Atılım Üniversitesi Mezunlar Derneği (Kurucu-2008 Yönetim Kurulu Başkanı)
2004 – ..  Kayseri Fen Liseliler Derneği (Üye)
2001 – ..  Atılım Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğrenci Kulübü (Onursal Üye)


JCI-Junior Chamber International NEDİR?

Junior Chamber International, 18-40 Yaş Arası genç girişimci ve profesyonellerin oluşturduğu, dünyada 123 ülkede 6000’den fazla şubede örgütlenmiş federatif yapıya sahip bir Kariyer Geliştirme Organizasyonudur.

JCI, üyelerinin liderlik ve girişimcilik vasıflarını geliştirerek yaşadıkları toplumda pozitif değişimi gerçekleştirmeye katkıda bulunmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur.

JCI üyelerinin ortak özelliği; takım çalışmasına yatkın, kendini yetiştirmek isteyen, gerek iş gerekse sosyal bazda uluslararası açılımı olan gençlerden oluşmasıdır.

Junior Chamber International;

Kişise l Gelişime Önem Verilen,

Fırsat Alanları, Ulusal ve Uluslararası Aktiviteler ile Gelişimi Destekleyen

İyi Düşüncelerin, Farklı Fikirlerin Ödüllendirildiği,

Genç Beyinlerin, Geleceğin Liderleri Olabilmek İçin Sınırsızca Ürettiği

Bir Liderlik Platformudur.

JCI’IN AMACI:

· Üyelerinin liderlik vasıflarını geliştirmek
· Sorumluluk duygusu kazandırmak
· Dayanışma içinde kendi ve dünya toplumlarının ilerlemesine katkıda bulunmak

Toplum u pozitif etkileyecek her türlü faaliyeti, evrensel görüş ve dünya barışına katkıyı desteklemektir.

K. Levent Tüfekçi

Haziran 29th, 2012

Levent Tüfekçi, 1966 yılında İstanbul’da doğdu. Trakya Üniversitesi-Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Haymak Döküm A.Ş’de Şef ve Kalite Kontrol Şefi, Ilgaz Kasa Ltd. Şti.’de İşletme Müdürü, Ak Isı Ltd. Şti.’de yönetici olarak görev yaptı.

1996 yılında İGDAŞ‘da göreve başlayan Tüfekçi, sırasıyla Anadolu Bölge, İstanbul Bölge, Beyoğlu Bölge Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.

Tüfekçi evli ve iki çocuk babasıdır.

Prof. Dr.Derin ORHON

Haziran 29th, 2012

1942 yılında İstanbul’da doğan Derin Orhon, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden Yüksek Mühendis unvanı ile 1965 yılında mezun oldu. Daha sonra lisansüstü eğitimine ABD’de devam eden Orhon, University of California, Berkeley’den Çevre Mühendisliği dalında 1969 yılında MS, 1971 yılında da Ph.D. dereceleri ile mezun oldu.

1965 yılından bu yana İTܒde çalışmakta olan Orhon, 1978 yılında doçentliğe, 1988 yılında da profesörlüğe yükseltildi. İnşaat Fakültesi’nde, Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanlığı ve Çevre Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini yürüten Orhon, 1997 yılından bu yana İnşaat Fakültesi Dekanı olarak görev yapmaktadır.

Çevre Biyoteknolojisi alanındaki bilimsel çalışmaları ile 1998 yılında Mühendislik alanında TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazanan ve International Water Association (IWA) tarafından 2000 yılında Samuel H. Jenkins Medal ödülüne layık görülen Orhon, aynı yıl Türkiye Bilimler Akademisi’ne asli üye seçilmiştir.

SCI’da taralı uluslararası bilimsel dergilerde 120’yi aşkın makalesi yayımlanan ve bu yayınları 900’ün üstünde atıf alan Prof. Dr. Derin Orhon, Nisan 2001’den bu yana TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesidir.

Doç. Dr.Mustafa Alkan

Haziran 29th, 2012

Telekomünikasyon Kurumu Başkan Yardımcısı

01 Ocak 1962 tarihinde Kayseri’de doğdu. Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektronik Mühendisliği Bölümünden mezun olan Alkan, Niğde Üniversitesi Elektronik Bölüm Başkanlığı yaptı. Yüksel lisans ve doktora  eğitimini Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektronik Mühendisliği Bölümü Elektronik Ana Bilim Dalında yaptı.

Elektronik İmza Koordinasyon Kurulu Başkanı olan Mustafa Alkan ingilizce bilmektedir. e-imza 

Alkan, evli ve 2 çocuk babasıdır.


e-imza hakkında ayrıntılı bilgi almak için Elektronik İmza Portalını ziyaret edebilirsiniz. www.e-imza.gen.tr

Alfred Nobel

Haziran 29th, 2012

Bugün kendi adıyla verilen Nobel Ödülleri ile tanınan Alfred Nobel, 1 Ekim 1833’te iflas etmiş bir iş adamının oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının değerli ticari malzemelerle yüklü gemisi battığı için aile iyice yoksullaşmış, ağabeyleri Ludvig ve Robert sokaklarda kibrit satarak ailenin geçimine katkıda bulunmaya çalışıyorlardı. Tarihe ‘dinamitin mucidi’ olarak geçen Alfred Nobel, patlayıcılara olan düşkünlüğünü babasından aldı. 1937’de Alfred henüz 4 yaşında bir çocukken babası Immanuel Nobel, Saint Petersburg’a taşınır ve burada bir mayın fabrikası kurar.

Zaman içinde Alfred Nobel’in patlacıyılara olan ilgisi artar. 1866 yılında yüzde 75 oranında nitrogliserini, yüzde 25 oranında emici bir toprak türü olan kieselguhr ile karıştırır ve o ‘müthiş’ maddeyi bulur: Nobel’in Güvenlik Barutu ya da daha çok bilinen adıyla dinamit. Bu buluşu, Nobel’in kısa sürede bütün Avrupa’da dinamit kralı olarak tanınmasına neden olur. Nobel’in patlayıcılara olan bu merakı yıllar önce Stokcholm yakınlarındaki Heleneborg’da kurduğu küçük laboratuarında, deneyler yaparken küçük kızkardeşi Emil’in ölümüne neden olmuştu. 1879’da Paris yakınlarındaki Sevran’da bir laboratuar kuran Nobel, buradaki çalışmaları sırasında dumansız barutu keşfeder. Bu dönemde Fransa’ya karşı kurulan bir ittifakta yeralan İtalya ile işbirliği yapan Nobel, aleyhine başlatılan kampanyalar sonucunda Paris’i terkederek İtalya’daki San Remo’ya yerleşir.

Nobel, San Remo’da 1896 yılında beyin kanaması sonucu yaşama veda eder. Vasiyetinde,. servetinin 1 milyon kronunun yeğenleri ve bir dönem aşık olduğu Sofie Hess arasında paylaştırılmasını, geri kalan 33 milyon 200 bin kronunu da her yıl insanlığa hizmette bulunanlara sunulmasını istemişti. Bu ödüller fizik, kimya, tıp ya da fizyoloji, edebiyat ve barışa hizmet olmak üzere toplam beş dalda verilecekti.

Nobel’in bu vasiyeti önceleri büyük tartışma yaratır. Ancak 1900 yılında İsveç Hükümeti Nobel Vakfı’nı kurar. Bu yıldan sonra da Nobel Ödülleri düzenli olarak verilmeye başlanır.

Adnan Kahveci

Haziran 29th, 2012

Zekası ve ürettiği yeni fikirlerle Türk siyasi tarihinde önemli bir yeri bulunan Adnan Kahveci, 1949 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. Hayatı hep birincilikle geçen Kahveci, Milliyet Gazetesi’nin açtığı ilkokullar arası bilgi yarışmasının ilk birincisidir. 1966 yılında Kabataş Lisesi’ni dönem birincisi olarak bitiren Kahveci, aynı yıl üniversite sınavlarında da Türkiye birincisi oldu. İstanbul Üniversitesi burs sınavında yine en yüksek puanı alarak birinci olan Kahveci, daha sonra ABD’de Indiana’da Purdue Üniversitesi’ne girdi. Buradan elektrik mühendisi olarak mezun olan Kahveci, mezuniyetinin ardından Missouri Üniversitesi’nde doktora yaptı. Ardından da aynı üniversitede asistan profesör olarak çalıştı.

Kahveci, Türkiye’ye döndükten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Ardından da İçişleri Bakanlığı teknik danışmanlığında bulundu. 12 Eylül döneminde Başbakanlık Danışmanlığına atandı ve o sıralarda Turgut Özal’la tanıştı. 1983 yılında ANAP’ın kurucuları arasında yer alan Kahveci, askeri yönetim tarafından veto edildiği için milletvekili olamadı. Daha sonra 1987 yılında İstanbul’dan milletvekili seçildi ve Devlet Bakanı oldu. Bir süre sonra da Maliye Bakanlığı görevine getirildi.

5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında trafik kazası geçirdi. Adnan Kahveci ve eşi olay anında hayatlarını kaybederken, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak, bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra vefat etti. Kamuoyunda dürüstlüğü ile tanınan ve çok sevilen Adnan Kahveci’nin yeni yapılan otobanda ters yola girerek kaza yapması, çeşitli şüphelerin ortaya atılmasına sebep oldu.

Gerard Philips

Haziran 29th, 2012

Hollandalı mühendis Philips 1891’de kurduğu ampul fabrikasını, bunu izleyen 31 yıl içinde Avrupa’nın piyasa lideri haline getirdi. Dünya çapında genişleyen şirketinin önemli bir elektronik kuruluş olmasını sağladı.

Philips Zaltbommel’de hem bankacı hem de kahve ve tütün tüccarı olan bir babanın oğlu olarak doğdu. Liseyi bitirdikten sonra Delft Teknik Üniversitesi’nde makine mühendisliği okudu. 26 yaşındaki genç önce Glasgow’da (İskoçya) bir tersanede çalıştı. Ardından da Glasgow Üniversitesi Doğa Felsefesi Bölümü’nde bir araştırma ekibinde bir yıl çalıştı. Büyük bir elektrikle aydınlatma şirketi olan Londra’daki Anglo-American Brush Electric Light Corporation Ltd.’de çalışan Philips, 1887’den sonra kıta Avrupası’nda çeşitli projeleri yönetti.

Hollanda’da kendi ampul fabrikasını kurma hedefine ulaşabilmek için babasının servetinden yararlandı. Philips & Co. şirketi 1891’de 75.000 guldenlik bir sermaye ve 10 çalışanıyla Eindhoven’de kuruldu. Şirketin kurucusu Philips ilk yıllarda çok yönlü yeteneğiyle başarı kazandı. Sadece bir girişimci ve çalışanların kişisel haklarının savunucusu olmakla kalmayıp, şirket yönetimi ve kendisini en çok ilgilendiren konu olan araştırmaya da ağırlık verdi. Kaliteyi, işteki başarı ve yüksek üretim sayılarına ulaşmak için, bir ön koşul olarak gördüğünden, çalışmalarının başlıca ilkesini yüksek kaliteli mal üretmek oluşturdu. Girişimci felsefesi şöyleydi: Kalitenin olduğu yerlerde her zaman yüksek üretim sayılarına ulaşılır.

Erkek kardeşi Anton 1895’te şirkete ortak oldu. O satış işlerini yönetirken Gerard da yönetim işlerinden sorumlu oldu. Çok sayıda yeni ürün ve yeni üretim yöntemi sayesinde, şirketleri o yıl ilk kez 1.600 guldenlik bir kâr elde etti ve 20’nci yüzyılın başında kıta Avrupası’nın önde gelen ampul fabrikalarından biri oldu.

37 yaşında Johanna van der Willigen ile evlenen Philips, 1898’de başka yurttaşlarla beraber Eindhoven-Vooruit birliğinin kurulması için çaba gösterdi. Bu örgütün amacı lokantalar, sağlık kuruluşları, eğitim ve dinlenme olanaklarını iyileştirmekti. Philips şirket düzeyindeki sosyal başarısını işçi evleri inşa etmek, bir hastalık sigortası ihdas etmek ve yeni bir eğitim sistemi kurmakla kanıtlamış oldu.

Başarının artmasıyla şirketin finansmanını daha geniş bir temele oturtmak gerekti. Yeni teknik yöntemler ve artan toptan üretimin gerektirdiği yatırımların büyüklüğü, ancak sermaye piyasası aracılığıyla sağlanabilirdi. Bu nedenle N.V. Philips Gloeilampenfabrieken, 1912’de 6 milyon guldenlik bir sermayeyle ve tek şirket yöneticisi Philips Kardeşler olmak üzere, limited şirket olarak kuruldu. 1917’den beri Delft Üniversitesi onursal doktor ünvanını taşıyan Gerard Philips, dört yıl şonra eşiyle birlikte, bugün de varolan işçi çocuklarının yüksek eğitimini garanti altına almak amacıyla Philips-van-der-Willigen Eğitim Fonu’nu kurdu.

Philips Birinci Dünya Savaşı başlamadan kısa bir süre önce, geliştirilmiş kömür telli lambaya ek olarak volfram telli metalik bir lâmba ve bir tek parçadan çekilerek yapılmış telli bir lâmba (her ikisi de 1912) yaptı. Bu teknik yenilik rekor bir satış düzeyine ulaştı. Küçük, ekonomik, fakat bununla beraber çok aydınlık (argon gazıyla doldurulmuş) yarım vatlık bu ampullerden 1916’da günde 80.000 adet üretilmekteydi. Şirkette çalışanların sayısı 3.700’e ulaştı. Savaş sırasında hammadde ve materyel sağlanması giderek zorlaştığından Philips kendi cam, oluklu mukavva ve hidrojen gazı fabrikasını kurdu.

1914’ten önce yalnız ABD ve Fransa’da şubeleri bulunan Şirket, 1918’den sonra satış faaliyetini bütün dünya yüzeyine yaydı. Önceleri yalnız toptancılar ve temsilciler üzerinden yapılan satış bu şekilde sona erdi. Araştırma bölümü de genişletilerek röntgen ve radyo tüpleri de ürünlere katıldı.1920’de kurulan holding, firmayı parasal açıdan güvence altına aldı.

1917’den beri Delft Üniversitesi onursal doktoru olan Philips 1922’de 63 yaşında şirketinden ayrıldı. Yerine geçen kardeşi Anton’un yönetimi altında şirket 1927’de radyo aygıtları piyasasına el attı. Eşiyle birlikte önce Paris ve Cannes’da yaşayan Gerard Philips Hollanda’ya dönerek, yerleştiği Den Haag’da karısından dört gün sonra 83 yaşında öldü.

Willis Haviland Carrier

Haziran 29th, 2012

26 Kasım 1876 tarihinde ABD’de doğdu. 1901 yılında Cornell Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden master derecesini elde ettikten sonra Buffalo Forge Company’de iş buldu.

Dünyanın ilk modern kliması Willis Haviland Carrier tarafından geliştirilmiş olup bu konudaki ilk patent belgesi de aynı kişi tarafından 2 Ocak 1906 tarihinde alınmıştır.

1915 yılında Carrier Mühendislik Şirketi kurulmuştur. 1930 yılında Carrier Mühendislik A.Ş. Brunswick- Kroeschell ve York Isıtma & Havalandırma şirketi ile birleşti ve Carrier Şirketi ortaya çıktı. Willis Carrier Yönetim Kurulu Başkanlığını yapmıştır.

1942 yılında bilim ve endüstriye yaptığı katkılar için, Alfred (NY ) Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora verilmiştir.

7 Ekim 1950 tarihinde New York/ABD’de öldü.

Carrier tarafından geliştirilen mekanik sistem ile havanın sıcaklığı ve nemi kontrol edilirken aynı zamanda havanın dolaşımı ve temizliği de kontrol altında tutulmaktadır. Geliştirilen klima düşük-basınçlı santrifüj sistemi kullanılarak bir filtre üzerinden dış ortamdan hava emmektedir. Emilen hava, içerisinde sabit, zehirli olmayan soğutucunun bulunduğu boruların üzerinden akmaktadır. Soğutulan ve nemi alınan hava yaşam alanına yönlendirilirken, motor gibi mekanik cihazların çevresinde dolaşarak ısınan hava yaşam ortamının dışına atılmaktadır. Carrier tarafından kullanılan teknoloji bugün üretilen klimalar için hala bilimin temelini oluşturmaktadır.

Samuel Colt

Haziran 29th, 2012

19 Temmuz 1814 tarihinde Hartford ABD’de doğdu. Ateşli silahlar tarihinde hâlâ en ünlü olma niteliğini koruyan tabancalar, onun buluşudur. Colt’un babası işadamıydı; Ware’de (Massachusetts) ipekli dokuma işiyle uğraşırdı.

Ateşli silahları az çok tanıyacak biçimde yetiştirilmiş olan’ Samuel Colt’un bilime yatkınlığı vardı ve ipek dokuma üretimindeki makinalaşma ona etkileyici geliyordu. Bu konudaki yeteneğini, ilk kez, yakınlarındaki Ware gölünde, bir sal’ı «havaya uçurarak Colt, Kalküta’da, Elisha Collier tarafından yapılmış bir toplu tabanca (revolver) gördü. Mekanizması ilkel ve yetersizdi. Gemiye döndüğünde, çapayı yukarı çekmeye yarayan mandal ve dişli mekanizmasına bakarak, Collier’inkinden daha iyi işleyen bir tahta tabanca yaptı. Yurda döndüğü zaman, babasının desteğini de sağlayarak, tabanca yapımına başladı. Bu iş için gerekli parayı kazanma amacıyla gezici bir gösteri düzenledi ve güldürücü gazın etkilerini sergiledi.

1835’te revolver tasarımını tamamlamıştı. Önce İngiltere ve Avrupa’da, ertesi yıl da A.B.D’nde patent aldı. Patterson’da (New Jersey), Patterson Silah Üretimi Şirketi’ni kurdu ve 36 kalibrelik beşpatlar üretmeye başladı. Colt bu silahın seri üretimini gerçekleştirmeyi ummuştu; ama makina için ‘gerekli yatırıma yeterince destek bulamadı. Elle yapılan silahlar ise pahalı oluyor ve kısıtlı sayıda sipariş alınabiliyordu Şirket bu yüzden 1842’de iflas etti.

Colt daha sonra, hükümet hesabına, sualtı MADEN’lerinde çalıştı. Bu madenlerde ateşleme yapmak için kullanılan ilk başarılı sualtı kablolarını geliştirdi. Ancak, başarıyla sonuçlanan deneylere karşın, hükümet gereken ilgiyi göstermedi. 1843’te, New York ile Coney Island arasında ilk sualtı TELGRAF bağlantısını kurdu.

Bu arada Meksika savaşı başlamıştı. 1847’de Colt tabancalarının hızlı ateş etme kapasitesini beğenen Texas ordusu, bunlardan 1 000 tane ısmarladı. İlk üretim araçları satılmış olduğu için Colt, Eli Whitney’in silah şirketini kiralayıp, yeni tasarımını orada gerçekleştirmek zorunda kaldı. Sipariş tamamlanınca Connecticut’daki Hartford kentinde, Colt Patentli Silah Şirketi’ni kurdu ve eski arkadaşı Elisha Root’la birlikte seri üretime başladı.

Bazen Colt’dan REVOLVER’in bulucusu olarak söz edilir;ama gerçekte bu tür silahlar ondan yıllarca önce yapılmıştır. Onun en önemli katkısı, toplu tabancanın seri üretime dayalı tasarımını geliştirmiş olmasıdır. Bu alanda, bir mühendis olan Elisha Root’un katkısı çok önemlidir. Root, o zamana kadar görülmemiş sayıda takım tezgahının ve donanımın tasarımını yaptı. İki arkadaş, birlikte seri üretimin temel ilkesini, yani değiştirilebilir parçalar üretimini ortaya koydular. A.B.D. endüstrisi hızla geliştiği ve yeterli sayıda işçi bulunamadığı için, yeni çıkan makinalar hemen uygulamaya konuluyordu.

Tabancaları dünya çapında ilgi çekince Colt, kendisini zengin eden ve günümüzde de aynı yerde varlığını sürdüren daha büyük bir şirket kurdu. İç Savaş’ ta, fabrikasının her zamankinden daha çok çalıştığı bir sırada öldü; ama silahları, özellikle de ordu için üretilen ve Peacemaker (Barıştırıcı) takma adı verilen 45 kalibrelik, kurma horozlu revolver önemini sürdürdü.

10 Ocak 1862 tarihinde vefat etti.

Marion Donovan

Haziran 29th, 2012

Marion Donovan 01 Ocak 1917 tarihinde ABD, İndiana Fort Wayne’de doğdu. Pennsylvania’da Rosemont College’den mezun oldu. 1939 yılında BA İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Daha sonra New York’a gitti ve Vogue Dergisi’nde Güzellik Editör Yardımcısı olarak işe başladı. Vogue dergisi için çalıştıktan sonra James Donovan ile evlendi. Kocasıyla birlikte Westport’a taşındı.

Daha sonra anne olan Donovan, kızı Sharon’un doğumuyla birlikte kirli bebek giysileri, altını değiştirme vb zorluklarla karşılaştı. İkinci Dünya Savaşı’nda çalışan annelerin en önemli sorunlardan biri olan çocukların altının kısa sürede değiştirilebilmesi için bebek bezi yapılabileceğini düşündü.   

Marion DonovanÇocuk Bezi
Marion Donovan tarafından 1951 yılında icat edilmiştir. Donovan, evde yaşamı kolaylaştırmak için, çoklu askı, diş ipi ve elbise arkasındaki fermuarı kolay kapatma gerecini de içeren bir düzineyi aşkın buluşun patentini alan üretken bir mucittir. Geleneksel kumaş çocuk bezleri, bağlandıktan sonra genellikle üzerine giydirilen naylon külotla kullanılırdı; fakat naylon nemi çok fazla hapsedip pişiğe neden oluyordu. Daha iyi bir çözüm olması olması gerektiğine hükmeden Donovan, çeşitli bezlerle deneyler yaptı ve sonunda en iyi çözümün paraşüt naylonu olduğuna karar verdi. Yaptığı sızdırmaz çocuk bezi külotu 1949’da satışa sunuldu. Sızdırmaz külotla birlikte tek kullanımlık kağıt çocuk bezini geliştirdi. Bu fikir o kadar tuttu ki, Donovan talebi karşılayamadı ve US 2,575,163 numaralı patenti çocuk bezi üretebilecek güce sahip bir şirket olan Keko Corp.’a sattı.

Donovan 1958 yılında 41 yaşında Yale Üniversitesi’nden Mimar olarak mezun oldu.

John Hancock Sigorta Şirketi için Boston’da 26 yıl çalıştı. Massachusetts General Hospital’da Boston’da 10 yıl çalıştı. sonrasında John T. Berry Merkezi’de 4 yıl ve Shaughnessy Hastanesi’nde 10 yıl çalıştı.

20’nin üzerinde buluşu olan Donovan 1980’li yıllarda genelde evde kullanılabilecek eşya çözümleri üretti.

Donovan 04 Kasım 1998 tarihinde Lenox Hill Hastanesi’nde 81 yaşında vefat etti.

Louis Daguerre

Haziran 29th, 2012

18 Kasım 1787 yılında Cormeilles, Fransa’da doğdu. Mimarlık, tiyatro tasarımı ve manzara resmi üzerine eğitim aldı.

Tiyatro çizimleri üzerine çalışmalar yapan Daguerre, tiyato tasarımları konusunda büyük üne kavuşup 1822 yılında Paris’te açılan Diorama’yı yarattı.  Bir çeşit fotoğrafik görüntü elde etme yöntemi olan dagerreyotipi adlı buluşu ile ünlendi. Daguerre, mükemmelleştirdiği dagerreyotipiyi yıllarca süren çalışmalarının ardından 1839 yılında Fransız Bilimler Akademisi ile birlikte o yılın 7 Ocağında tanıttı. Dönemin Fransız Hükümeti, Daguerre’den bu buluşun patentini isteyerek, buluşu tüm dünyanın serbestçe kullanımına açtı.

Louis-Jacques-Mandé Daguerre, 10 Temmuz 1851 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Ahmet Topkaya

Haziran 29th, 2012

1954 Ankara doğumlu Ahmet Topkaya, 1972’de Ankara Fen Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1973-1979 yılları arasında Batı Almanya’da Karisruhe Teknik Üniversitesi’nde Elektronik Yüksek Mühendisliği öğrenimi gördü.

1979 yılında, bir yandan aynı üniversitede ölçüm tekniği konusunda doktora programını sürdürürken, bir yandan da  Karisruhe’de Bilgisayar ve Enformasyon İşlem Bilimsel Araştırma Enstitüsü’nde uzman olarak çalışmaya başladı. 1985 yılında doktorasını tamamladı.

1985’te diş eti hastalıklarının tanısı için bir elektronik aygıt geliştirerek, her yıl o yılın en başarılı uygulamalı bilimsel çalışması için verilen Joseph von Fraunhofer ödülünü kazandı.

Samuel Morse

Haziran 29th, 2012

Samuel Finley Breese Morse ( 27 Nisan 1791 – 2 Nisan 1872) Amerikan Mucit, portre ve tarih sahnesi ressamı.

On dokuz yaşında Yale Üniversitesinden mezun oldu. Londra’ya gidip döndükten sonra portre çizimi revaçta olduğu için ağırlığını portreye verdi. Eski Millet Meclisi(The Old House of Represantatives), Louvre Galerisi(The Gallery of The Louvre), Herkülün Sonu (The Dying Hercules) en ünlü tablolarıdır.

1826 senesinde Milli Güzel Sanatlar Akademisinin kurulmasında rol oynadı ve ilk başkanı oldu. 1832 senesinde New York Üniversitesi Resim ve Heykel Bölümü Profesörlüğüne getirildi. Telgraf çalışmalarına başlayınca portre çizimine ara verdi. Morse’un mekanik araştırmalara merakı genç yaşlarında başlamıştır. 1832 senesinde yaptığı okyanus seyahatinde, Charles Thomas Jackson’un elektrikle ilgili son gelişmeleri anlatması üzerine, New York Üniversitesinde elektromanyetik konularında öğrendikleri konular, kafasında elektrikli telgraf fikrini doğurdu. Morse’un elektrikli telgrafı, bir elektrik devresinde bobinin bir kolu çekmesi ile rulo kağıdı üzerine izler bırakması esasına dayanıyordu. Kısa ve uzun çekmeler, kısa ve uzun izler bırakıyordu. 1835 senesinde başlayan bu çalışmalarına destek bulmak için Avrupadevletlerine başvurularda bulundu. Ancak bir netice elde edemedi. Bunun üzerine arkadaşı Chamberlain’i İstanbul’a gönderdi. Onlar ilme ve ilim adamlarına fevkalade destek veren Osmanlı Devleti’nden çok ümitliydiler. Nitekim Chamberlain İstanbul’da büyük bir ilgi ve destek gördü. Fakat elindeki alet henüz pek ilkel bir vaziyetteydi. Bu sebeple aleti Viyana’da iyi bir işçilikle tekrar yapmak ve ondan sonra padişaha takdim etmek üzere geri döndü. Ancak Tuna Nehri yoluyla Viyana’ya hareket eden Chamberlain’in gemisi yolda batarak beş arkadaşı ile birlikte öldü. Böylece Osmanlı Devletinde telgraf kurulması için yapılmak istenen birinci teşebbüs sonuçsuz kalırdı.

Morse, ilk elektrikli telgraf denemesini 1844 senesinde Washington ile Baltimore arasına 65 kilometrelik bir hat çekimiyle yaptı. Osmanlı Devleti ilk defa 1855 senesinde Kırım Savaşı esnasında Morse telgraf sistemini kullanmıştır.

HAYATI

Samuel F. B. Morse coğrafyacı ve papaz Jedidiah Morse ile Elizabeth Ann Breese Morse’un ilk çocukları olarak Massachusetts, Charlestown’da doğdu. Daha küçük bir çocukken Phillips Akademisi’ne katıldı daha sonra 14 yaşında yüksekokula başladı. Kendini sanata ve çok tanınan bir Amerikan ressam olan Washington Allston’ın öğrencisi olmaya adadı. Yale Üniversitesi’nde iken, Benjamin Silliman ve Jeremiah Day’in elektrik hakkındaki konferanslarına katıldı. Portre resimler yaparak para kazandı. 1810’da Yale Üniversitesi’nden mezun oldu. Morse daha sonra 1811’de Allston’a Avrupa’ya giderken eşlik etti.

Morse bir taşı yada mermeri 3 farklı boyutta yontabilen mermer kesme makinesini icat etti. Morse bunun patentini alamadı, çünkü 1820’de Thomas Blanchard’ın benzer bir icadı vardı.

1830’da Roma’da öğrenim görürken, Danimarkalı/İzlandalı heykeltıraş Bertel Thorvaldsen tarafından eğitildi; Bazen bu iki sanatçı Antik Roma yıkıntılarında yürüyüşe çıkardı. Morse ayrıca Thorvaldsen’in portresini de yaptı. 1835 sonbaharında, Morse hareketli kâğıt şerit üstüne kayıt yapan bir telgraf geliştirdi ve sergiledi. 1836 başlarında, Morse kayıt yapan telgrafını Dr. Leonard Gale’e sundu. Aynı yıl topladığı 1496 oyla New York belediye başkanlığı seçimlerinde başarısız oldu.

1836’da Morse çalışan ilk telgraf örneğini bitirdi. Bu telgraf tek elementli bir pil ve basit bir manyetizma kullanıyordu. Bu örnek 13 – 14 metre gibi çok kısa mesafelerde çalışıyordu. 1836 kışında Morse ilk örneğini Leonard Gale’e gösterdi. Gale, Joseph Henry’nin elektromanyetik röleler üzerine çalışmalarından haberdardı. Bu bilgilere dayanarak Gale, Morse’a birkaç gelişme tavsiyesinde bulundu ve Henry’nin bu gelişmeleri anlatan 1831 tarihli bilimsel yayınlarını okuması için teşvik etti. Bu gelişmelerle birlikte Morse ve Gale 16 kilometrelik bir alandan gelen mesajları kaydedebilecekti. Aynı yılın Eylül ayında, Alfred Vail New York Üniversitesi’nde telgrafın gösteriminde asistanlık yaptı. Vail’in babası iyi bağlantıları olan mucit, avukat, topluluk lideri ve teknoloji yatırımcısıydı. Morse’un telgraf üstündeki çalışmalarını finanse etti. 1838’de, Morse her harfe bir nümerik kod atanmış olan telgrafik sözlüğünü, telgrafik bir şifreyle değiştirdi. Alfred Vail ilk günlerden beri tartışılan bu basit kodların asıl mucididir. Bu konuda ki birçok yazıya göre Vail gerçek mucitti, buna karşın Morse ve taraftarları bunun akisini iddia etti.

Morse 1837’de elektrikli telgrafı icat etti. Joseph Henry, bugün Princeton Üniversitesi’nde bulunan çalışan ilk prototipi yapmıştı. Henry ayrıca, Morse’un O’Reilly’ye karşı dava açmasına rağmen yayınlayamadığı bilimsel dokümanlara da sahipti. Patent denemesi sürecinde, Morse’un avukatı, Morse’un kendi el yazısıyla yazılmış olan bilimsel dokümanların yakıldığını iddia etti. Joseph Henry zamanının açık kaynaklı teşebbüs sahiplerindendi ve Morse gizlilik avantajlarını elinde bulunduruyordu. 1837’de Morse cihazın patentini aldı. 1832’de, Morse elektomanyetik telgraf ve Dr. Charles T. Jackson’la yaptığı telgraf görüşmelerinde kullandığı Morse Kodları olarak bilinen sinyal alfabesi fikirlerini geliştirdi.

Morse telgrafı 24 Ocak’ta yüksekokullarda sergiledi. Morse elektrikli telgrafın ilk halka açık sunuşunu 8 Şubat 1838’de Philadelphia Pensilvanya’da bulunan Franklin Enstitüsü’nde bir bilim komitesinin karşısında gerçekleştirdi(İlk çalışma tarihi 6 Ocak’tır). Morse 21 Şubat’ta telgrafı başkan Martin Van Buren’e sundu. Kısa bir zaman sonra, Birleşik Devletler Ticaret Temsilcileri Komitesi başkanı F.O.J. Smith Maine, Morse’un arkadaşı oldu ve Kongrede 30,000 Amerikan Dolarını geçmeyen telgraf hattı projesini önerdi. Morse ayrıca bir su kütlesi üstünden, demiryolu altından veya iletken herhangi bir şeyden sinyal gönderebilen radyo telgrafın icadına öncülük etti.

1839’da Samuel Morse (Paris’den) Louis Daguerre tarafından Daugerreptype Fotoğrafçılığın ilk Amerikan tanımlamasını yayınladı. Morse Amerikan daugerreptypelara öncülük etti. 24 Mayıs 1844’de Morse Washington D.C.’de bulunan Yüksek Mahkeme binasından Baltimore, Maryland’de bulunan asistanı Alfred Vail’e şu telgraf mesajını gönderdi; “What hath God wrought” (İncil’den alıntı, Numaralar 23:23).

1850’ler de Morse Kopenhag’a gitti ve heykeltıraşın mezarının da bulunduğu Thorvaldsen müzesini ziyaret etti. Kral VII. Frederick tarafından kabul edildi ve Thorvaldsen’in 1830’da yapmış olduğu portresini vasiyeti gereği kraliyet ailesine bağışladı. Thorvaldsen’in portresi halen Danimarka Kraliçesi II. Margaret’tedir.

1872 yılında 80 yaşında New York 5 West 22. Sokakta ki evinde öldü ve Brooklyn, New York’ta bulunan Gren-Wood Mezarlığına gömüldü.

Nikola Tesla

Haziran 29th, 2012

Nikola Tesla 1856 yılında Hırvatistan’da dünyaya geldi. İnanılmaz bir hafızası vardı. Altı dili çok rahat konuşabiliyordu. Gratz’daki Bilim Enstitüsü’nde 4 sene Matematik, Fizik ve Mekanik okudu. Ama onun esas ilgi alanı elektrik oldu.

O dönemlerde elektrik henüz emekleme dönemini yaşayan çok yeni bir bilim dalı durumundaydı. Babası papazdı. Hiçbir zaman okuyup yazamamasına rağmen, annesi halk arasında pratik ev aletleri mucidi olarak bilinirdi. Ona göre Tesla, yaratıcı dahi olmaya adaydı.

Papaz olması için babasının zorlamasına karşı çıkarak, genç Tesla, mühendislik mesleğinde ısrar etti.
Annesi de onu destekledi, fizik ve matematikte bilgisini arttırırken Graz’daki Politeknik okuluna girdi ve Prag Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Yabancı teknik eserleri okuyabilmek için, orada, yabancı dil kursuna devam etti.

Anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.

Prag’daki tahsilini 1880’de bitirdikten sonra, Budapeşte’de lisans üstü yaparken, profesörüyle alternatif akımın özelliklerini tartıştı. Sonra bir Paris telefon şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru akım motorları ve dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi.

Oradayken çalıştığı döner makineleri korumak için regüle edici kontrol cihazları icat etti.
Akkor telli ampul daha icat edilmemişti bile. Tesla 1884 yılında ABD’ye geldi

Tesla dünyanın ilk hidroelektrik santralinin de mucidiydi. Niagara Şelalesi’nin üzerinde kurulu olan ilk hidroelektrik santral, “Tesla” imzasını taşıyordu.

Otomobillerde kullanılan ilk hızölçeri de Tesla icat etti. Ömrü boyunca 800 icadın patentini aldı.87 yaşında hayata veda etti.

 

Arthur Von Hippel

Haziran 29th, 2012

Radarın mucidi Arthur Von Hippel 1898 yılında Almanya’da dünyaya geldi.
 
Maddenin molekül yapılarına ilişkin çalışmalarıyla da tanınan Von Hippel, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde Laboratory for Insulation Research kurumunun kurucusu ve başkanıydı. Von Hippel, geliştirdiği radarların İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılamasından dolayı Başkan Truman’dan takdirname almıştı.

Material Research Society, Von Hippel’in bilimsel çalışmalar yaptığı malzeme bilimi ve mühendisliği alanında yeni buluşlara imza atan bilim adamlarına verilmek üzere, Von Hippel’in adına 1976 yılında bir nişan verme kararı almıştı.

NAZİ BASKISINDAN MIT’E

Almanya Rostock doğumlu Von Hippel, 1930 yılında birlikte çalıştığı Nobel ödüllü fizikçi James Franck’ın kızı Dagmar ile evlendi. Hitler iktidarında Nazi baskısı nedeniyle 1933 yılında Almanya’yı terkeden Von hippel, önce Kopenhag’ta Niels Bohr Enstitüsü’nde çalıştı. Ardından ABD’ye göçen Von Hippel, MIT’de çalıştıktan sonra 1965 yılında emekli oldu.

ABD’nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MIT) kıdemli öğretim üyelerinden ve 1940’larda radarın gelişiminde çok önemli payı olan bilim adamı Arthur von Hippel, 4 Ocak 2004 günü 105 yaşında hayata veda etti. Massachusetts eyaleti Weston kentinde 65 yıldır yaşayan Von Hippel’in bir kızı, 4 oğlu, 11 torunu ve 7 torun çocuğu bulunuyor.

Yattara yeniden Süper Lig’de!

Haziran 29th, 2012

Bursaspor eski Trabzonsporlu futbolcu Yattara ile her konuda anlaştı. 

Kulübün daveti üzerine sabah saatlerinde Bursa’ya gelen oyuncu ile Bursasporlu yöneticiler arasında gün boyu süren görüşmeler anlaşmayla sonuçlandı. 

Yattara’ın konakladığı Uludağ Üniversitesi (UÜ) yerleşkesindeki bir otele akşam saatlerinde gelen Bursaspor Futbol Şube Sorumlusu Erkan Kamat, görüşmelerin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Yattara ile aralarında hiçbir pürüzün bulunmadığını belirtti. Kamat, ”Bize uzun süre Bursaspor’da oynamak istediğini söyledi. Fedakarlık yaparak anlaşma sağladık. Ocak ayına kadar yabancı statüsünde, ondan sonra da Türk statüsünde oynayacak. Kendisine teşekkür ediyorum. Başarılı olacağına inanıyorum” dedi.  

Gineli oyuncu ise Türkiye’de futbol oynamak istediğini aktararak, ”Bursaspor, güçlü bir kulüp. Zaten Türkiye’de futbol hayatımı sürdürmek istiyordum. Benim için en uygun kulüp Bursaspor. Elimden gelen gayreti göstererek, başarılı olacağım” diye konuştu.  

Yattara ve yöneticiler daha sonra Özlüce Tesisleri’ne hareket etti. Yattara, sağlık kontrolünden sonra çalışmalara başlayacak.

Alexander Graham Bell

Haziran 29th, 2012

3 Mart 1847 Edinburgh, İskoçya’da doğdu. 1876’da telefonun icadı ile tanınan Alexander Graham Bell önce Ontario’ya, daha sonra Boston’a yerleşti.

Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.

Telefonun yaratıcılarından olan Graham Bell’in annesi doğuştan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.

Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. Ilisha Gray bunlardan biriydi.

İngiletere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:

“Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum.”

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.

Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de sağırları unuttu. Eşine yazdığı bir mektupta “Eşin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol sağırları ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır.

Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu sağırlık konusundaydı. Sağır annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell Sağırlar Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ödülü ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da Sağırlar için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.

Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya başlayan Emma Nut oldu.

Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu telefon” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona “kızsız telefon” adını taktı.

Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.

Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.

O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:

“Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat…”

Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya bağlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.

Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu evlere ve iş yerlerine yayıldı.

Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı. Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield’ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.

Sağırlığa karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluşu armağan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” resimleri kullanıldı.

Potanın Perileri olimpiyat vizesi aldı

Haziran 29th, 2012

Türkiye: 72 – Arjantin: 58

Salon: Ankara

Hakemler: Srdan Dozai (Hırvatistan), Jose Martin (İspanya), Yudith Mendoza Hodelin (Küba)

Türkiye: Tuğba 13, Birsel 8, Esmeral 4, Nevriye 17, Hollingsworth 12, Yasemin, Şaziye 9, Bahar 4, Işıl 4, Begüm, Tuğçe 1, Nilay

Arjantin: Gonzales 5, Reggiardo, Burani 4, Pavon 7, Sanchez 3, Gretter 17, Boquete 2, Cabrera 8, Cava 12, Santana, Pavicich

1. periyot: 14-8

Devre: 35-15

3. periyot: 55-40

Beş faulle çıkan: 38,57 Esmeral (Türkiye)

Basketbolda FIBA Kadınlar Olimpiyat Elemeleri’nde Türkiye, Arjantin’i 72-58 yenerek, tarihinde ilk kez Olimpiyat Oyunları’na gitmeye hak kazandı.

(A) Milli Kadın Basketbol Takımı, karşılaşmaya hem savunmada hem de hücumda çok istekli başladı. İlk 5,5 dakika boyunca rakibine sayı atma şansı tanımayan ”Potanın Perileri”, Nevriye ile art arda 11 sayı üreterek, 11 sayılık farkı yakaladı. İlk sayılarına Gretter ile ulaşan Arjantin karşısında Birsel ile 3 sayılık basket bulan Türkiye, 8. dakikada farkı çift hanelere taşıdı: (14-4). Arjantin, Pavon ve Gretter ile farkı biraz olsun azaltsa da çeyrek, 14-8 Türkiye lehine sonuçlandı.

2. periyodun da hakimi Türkiye oldu. Bu çeyrekte yaptığı sert savunmayla rakibine kolay sayı atma şansı vermeyen milliler, hücumda da sayı dağılımını tüm takıma yaydı. Özellikle boyalı alanı çok iyi kullanan ”Potanın Perileri”, yakaladığı 19-4’lük seriyle 18. dakika içinde farkı 21 sayıya kadar (33-12) çıkardı. Burani’nin serbest atış çizgisinden bulduğu tek sayıyla seriyi sonlandıran rakibi karşısında Nevriye ile etkili olmaya devam eden (A) Milli Takım, devreyi de 20 sayı farkla 35-15 üstün tamamladı.

Türkiye, 3. çeyrekte de oyunun kontrolünü elinde tuttu. Birsel’in organize ettiği hücumlarda Nevriye-Hollingsworth ikilisiyle pota altından sayı üreten ay-yıldızlılar, 23. dakikayı 44-20 önde geçti. Cabrera ve Cava’nın sayılarıyla farkı azaltmaya çalışan rakibine Şaziye’nin 3 sayılık basketiyle yanıt veren ”Potanın Perileri”, Hollingsworth’un serbest atış çizgisinden bulduğu sayılarla da 26. dakika içinde farkı 23 sayıya çıkardı: (49-26). Arjantin, bu dakikadan sonra Cabrera ve Gretter’in dış atışlarda yakaladığı yüksek yüzdeyle farkı azaltsa da Türkiye bu çeyreği de 55-40 önde bitirdi.

Arjantin, final periyodunun ilk dakikalarında hücumda etkili oldu. Cava, Cabrera ve Gretter’in sayılarıyla 10-2’lik seri yakalayan Arjantin, 34. dakika içinde farkı 7 sayıya kadar indirdi: (57-50). Tuğba’nın sayılarıyla hücumdaki suskunluğuna son veren ”Potanın Perileri”, yine bu oyuncunun art arda attığı basketlerle 8-0’lık bir seri daha buldu ve 36. dakikada farkı yeniden 15 sayıya (65-50) çıkardı. Kalan süre içinde tempoyu iyi ayarlayan ve farkın kapanmasına izin vermeyen (A) Milli Kadın Basketbol Takımı, karşılaşmadan da 72-58 galip ayrılarak, tarihinde ilk kez Olimpiyat Oyunları’na katılma başarısını elde etti.