Prof. Dr.Remziye Hisar

Haziran 29th, 2012

1902 yılında Üsküp’te doğdu. Davutpaşa’daki üç yıllık Mekteb-i İptidayiyi, bir yılda henüz dokuz yaşında iken başarıyla tamamlayarak zekasının ilk sinyallerini verdi. Daha sonra, İttihat ve Terakki Mektebi ve Emirgan, İnas Rüştiyesi’ne devam etti; ancak çok sevdiği Türkçe öğretmeninin İstanbul Darülmuallimatı’na transfer olması üzerine, öğrenimini bu okulda sürdürdü.

15 Temmuz 1919 tarihinde bu okulun Darülfünun’a hazırlamak üzere oluşturduğu iki sınıflık bölümünden birincilikle mezun oldu. Sınıfın iyi öğrencileri arasında yeralan Remziye Hisar, küçük sınıflardaki öğrencilere geometri ve matematik dersleri verdi. Mezun olmasının ardından Darülfünun’un kimya bölümüne kaydını yaptırdı. Kimyayı seçme nedenini bir röportajında “Fen derslerinde kanunlarda olsun, buluşlarda olsun hep yabancı isimler görmek beni kahrediyordu. Fen alanında bir tek Türk ismi görememenin ezikliğini, bu dalda başarılı olursam giderebilirim sanıyordum” cümleleriyle açıklamıştır.

Darülfünun’da kız öğrencilerin erkek öğrencilerden ayrı saatlerde ders aldığı bu dönemde, öğretmeni ve okul arkadaşlarıyla birlikte Bakü’ye gitti. Bakü’de, kendisini birden bire bir savaşın tam ortasında buldu. Kafkasya’daki savaşlar ve Bakü’de kendilerine gereksinim olmadığını öğrenmek bile onu yıldırmadı ve bir erkek öğretmen okulunda öğrencilere ders vermeye başladı. Sovyet Rusya’nın Azerbaycan’ın bağımsızlığına son vermesi ile orada tanışıp evlendiği eşi Doktor Reşit Süreyya Gürsey ile birlikte İstanbul’a döndü.

İlk çocuğunu dünyaya getirmesinin ardından, Adana’da Darülmuallima’ya müdür olarak tayin olan Remziye Hisar, çocuğunu annesine bırakarak Adana’ya gitti. Güç koşullarda çalışmasını sürdürmek zorunda kalan Hisar, eşinin tedavi için Paris’e gitmesinin ardından, bilgisini geliştirmek için Paris’e gitti.

Adını bilim dünyasında duyurmak amacı ile Sorbonne’da kimya bölümünde öğrenim görmeye başladı. Sorbonne’da o yıllarda Langevin ve Madam Curie gibi çok tanınmış isimler ders vermekteydi. Remziye Hisar’a göre onları tanımak ve derslerini izleyebilmek çektiği bütün zahmetleri unutturuyordu. Biyokimya sertifikası alan Hisar, Paris’te Maarif Vekaleti’nin verdiği bursla öğrenim gördü. Doktorasına başlayacağı dönemde bursu kesilen Hisar, yurda dönmek zorunda kaldı ve Erenköy Lisesi’ne kimya öğretmeni olarak atandı.

Remziye Hisar, zorlu bir çaba sonucunda doktorasını yapmak üzere 1930 yılında yeniden Paris’e gitti. Eşinden boşanan ve Paris’e kızı ve kardeşiyle giden Remziye Hisar, kendisini çalışmaya verdi.

Doktora tezini tamamlamasının ardından, Türkiye’ye dönüp, 1933 – 1936 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nde kimya ve fiziko kimya doçenti olarak görev yaptı. 1947 yılında ‘İTÜ Makine ve Kimya doçentliği görevine başlayan Hisar, 1959 yılında profesör olduktan sonra 1973 yılında emekliye ayrıldı.

Tipik bir Cumhuriyet kadını olan Remziye Hisar, dünyaca ünlü fizikçi Feza Gürsey ve Milletlerarası Psikoloji Cemiyeti’nin tek Türk üyesi psikiyatrist Deha Gürsey Hanım’ın annesidir.

1991 yılında Tübitak Hizmet Ödülünü almıştır.

Edirne’de KKKA şüphesiyle ölüm

Haziran 29th, 2012

Alınan bilgiye göre, Tamer Beyhan’ı, ailesiyle tatile gittiği Antalya’da kene ısırdı. Beyhan, Tekirdağ’a döndükten sonra ateşlenmesi üzerine Çorlu Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Buradaki muayenesinden sonra taburcu edilen Beyhan, birkaç gün sonra yeniden ateşlenince Çorlu Devlet Hastanesi’nden Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi.

İki çocuk babası Beyhan, tedavilere cevap vermeyerek yaşamını yitirdi.

Beyhan’ın cenazesi, Çorlu Sağlık Grup Başkanlığı doktorlarının denetiminde toprağa verildi.

Doç. Dr.Şakir Kocabaş

Haziran 29th, 2012

İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı.

1985’te yayınladığı “İfadelerin Gramatik Ayırımı” adlı kitabı Düşünce dalında Yazarlar Birliği’nin ödülünü kazandı. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zeka alanında doktora yaptı. Doktora tezinin konusu “Bilginin İşlevsel Sınıflandırılması: Bilimsel Araştırma ve Buluşlar Üzerine Uygulamalar” (Functional Categorization of Discovery) idi.

Aynı yıllarda Türkiye’de “İlim ve Sanat dergisi” ve Hindistan’da Aligarh Üniversitesi tarafından yayınlanan MAASJournal of Islamic Science dergilerinde İslam, bilim ve felsefe konularında makaleleri ve The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam isimli iki küçük kitabı yayınlandı.

1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Öbek başkanlığı yaptı. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.

Eskişehir’de askeri casusluk araması

Haziran 29th, 2012

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, ”Askeri casusluk” iddialarına yönelik başlatılan soruşturma kapsamında, Eskişehir’de iki muvazzaf subayın evinde arama yapılıyor. Soruşturma çerçevesinde muvazzaf asker E.T’nin Bahçelievler Mahallesi İstanbul Sokak’taki evinde arama yapan emniyet güçleri, bazı evrak ve bilgisayarlara el koydu. Aynı mahalledeki Namık Kemal Sokak’ta ikamet eden muvazzaf subay E.K’nin evinde de arama yapıldığı bildirildi. Aramaların tamamlanmasının ardından, subayların sorgulanmak üzere İzmir’e götürüleceği kaydedildi.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez Viyana’da

Haziran 29th, 2012

İslamiyet’in Avusturya’da tanınmasının 100. yıl dönümü etkinliğine katılmak üzere Avusturya’nın başkenti Viyana’da bulunan Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, tören öncesi basına yaptığı açıklamada, “Avusturya’nın 100 yıl önce atmış olduğu adımı tekrarlamasını çok önemli bulduğunu” söyledi. Viyana’da “tarihi bir törene tanıklık edeceğini” belirten Görmez, “İslam’ın hukuken kabul edilmiş olmasının 100. yıl dönümünün kutlanmasını çok önemli bulduğumu ifade etmek istiyorum” dedi.

Törenin de “1912 yılında düzenlenen kanun kadar önemli olduğunu” ifade eden Görmez, törene katılan devlet adamlarının, dini cemaat liderlerinin ve sivil toplum liderlerinin “bu tören vesilesiyle her türlü yabancı düşmanlığına, ırkçılığa da hayır demiş olduklarını” belirtti.

Her ülkede farklı dinlere, kültürlere mensup insanların yaşadığı bir dünyada, insanların farklı din ve kültür mensuplarına karşı nasıl davranacakları konusunda bir bilinci geliştirmesi gerektiğini anlatan Görmez, “Bunu sadece batı için değil doğu için de söylüyorum” diye konuştu.

Arap baharının yaşandığı ülkelerdeki gayri Müslim azınlıklarla ilgili yeni yeni ciddi sorunların ortaya çıktığını anımstan Görmez, “Gayri Müslim azınlığa yapılan her türlü yanlışlığı önlemek için Diyanet İşleri Başkanlığı olarak büyük çaba harcadıklarını” kaydetti.

Türkiye’de “100. yılını kutlayacakları benzer bir etkinlik olmadığını” ifade eden Görmez, “Biz kutlasak ancak 500 veya 600. yılını kutlarız. Çünkü, 5 veya 6 asır önce ülkemizde Müslüman, Musevi ve diğer dini azınlıklar birlikte yaşamış ve Camisini, kilisesini veya havrasını birlikte inşa etmişler.Bu çerçevede birlikte yaşadığımız insanların dini inançlarına ve kültürlerine saygı duymalıyız” diye konuştu.

Bir soru üzerine Fransa’daki baş örtüsü yasağı ile Almanya’daki sünnet yasağının “kabul edilemez olduğunu” belirten Görmez, “Hz. İbrahim’in sünneti olarak uygulanan sünnete karşı “Herhangi bir ülkenin (ben bunu beğenmiyorum) deme hakkı olmamalıdır. Özellikle siyaset adamlarının bunu siyasi malzeme yapmamalı” dedi.

Görmez, 11 Eylül olaylarının ardından “biraz da küresel siyaset nedeniyle” ortaya çıkan islam korkusunun “yersiz olduğunu” belirterek, şunları söyledi:

“Eğitim sistemlerimizdeki uygulamalarla çocuklarımıza diğerinin inancına ve kültürüne saygı duymasını öğretmemiz gerekiyor. İnsanların birbirlerinin inançlarına ve kültürlerine saygı duymasıyla aradaki yanlış anlamalar ve ön yargılar yıkılacak.”

Prof. Dr. Mehmet Görmez, basın toplantısının ardından Viyana Belediye Sarayında düzenlenen “İslamiyet’in tanınmasının 100.yıl dönümü” törenine katıldı.

Törene Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger, Federal Eğitim Bakanı Claudia Schmied ile Bosna Hersek Cumhuriyeti Baş Müftüsü Mustafa Ceric de katılıyor.

Nejat Ferit Eczacıbaşı

Haziran 29th, 2012

5 Ocak 1913 tarihinde İzmir’de doğdu. Türkiye’de ilaç sanayisinin kurucuları arasında yer alan Türk kimyacı ve sanayici. Eczacı Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nın oğludur. 1934’te Almanya’daki Heidelberg Ruprecht Karls Üniversitesi’nde kimya öğrenimini tamamladı. Ertesi yıl ABD’deki Chicago Üniversitesi’nden yüksek kimya diploması aldı. Uzmanlık alanı olarak biyokimyayı seçti. Berlin Üniversitesi Kimya Fakültesi’ni bitirerek 1937’de kimya doktoru oldu. 1939’a değin Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde (sonradan Max Planck Enstitüsü) Profesör Adolf Butenandt’ın asistanlığında bulundu. Hormonlar ve vitaminler üzerine araştırmalar yaptı.

Türkiye’ye döndükten sonra, 1940’ların başında vitamin hapları ve vitaminli bebek maması üreten küçük bir laboratuvar kurdu. Daha sonra İstanbul’da kurulan Eczacıbaşı İlaç Fabrikası’nın yönetimini üstlenerek Türk ilaç sanayisinin gelişiminde önemli rol oynadı. 1940’larda başladığı seramik eşya imalatının yanı sıra seramik sağlık gereçleri, temizlik kağıtları, konserve, kaynak elektrodları, plastik kökenli ambalaj malzemesi ve sağlık armatürleri gibi alanlarada girdi. 1974’te sermaye piyasasına girerek halka açık ilk yatırım ortaklığını kuran Eczacıbaşı, 1969’da kurulan Eczacıbaşı Holding A.Ş.’de yönetim kurulu üyeliğini üstlendi.

Türk Eğitim Vakfı’nın kurucuları arasında yer alan Eczacıbaşı, 1972’den beri Uluslararası İstanbul Festivali’ni düzenleyen İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) ile Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı’nın da kurucularındandır. İstanbul Festivali’nin başarılarından dolayı 1974’te Avrupa Konseyi’nden madalya aldı. 1983’te Türk Kimya Derneği Kimya Sanayiine Katkı Onur Belgesi’ne, 1975’te Türkiye Kızılay Derneği Şeref Madalyası’na, 1976’da da Almanya Federal Cumhuriyeti Büyük Liyakat Nişanı’na değer görüldü.Nejat Eczacıbaşı anılarını Kuşaktan Kuşağa (1982) adıyla yayımladı. 1946’da Beyhan (Ergene) Eczacıbaşı’yla yaptığı evlilikten Faruk Eczacıbaşı ve Bülent Eczacıbaşı doğmuştur. İzmir Rotary Kulübü’nün kurucu üyelerindendir.

6 Ekim, 1993 tarihinde katarakt ameliyatı için gittiği ABD’de vefat etti.

Prof. Dr.Ramazan Mirzaoğlu

Haziran 29th, 2012

1945’de Kırşehir’in Hacımirza köyünde doğan Ramazan Mirzaoğlu, yatılı okuduğu

ilkokuldan sonra Pazar Ören’deki Mimar Sinan İlköğretim okuluna girmiş ve okul birincisi olarak Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’na seçilmiştir. Bilahare Ankara Üniversitesi

Fen Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden

Yüksek Kimya Mühendisi olarak mezun olmuştur.

İki yıl MTA’da çalıştıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne

Araştırma Görevlisi olarak girmiştir.

1978 yılında Fen Doktorası aldıktan sonra, 1980-1981 öğretim yılında

Finlandiya Hükümeti’nin bursunu kazanarak

Helsinki Teknik Üniversitesi’nde ilmi araştırmalar yapmıştır.

1982 yılında Selçuk Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent olan Mirzaoğlu, 1983’de Doçent,

1989 yılında Profesör olmuştur. Çeşitli uluslararası toplantılarda çok sayıda

sözlü bildiri sunmuştur. Çeşitli gazetelerde makaleleriyle birlikte

oniki adet kitabı yayımlanmıştır.

Aynı üniversitede Anabilim Dalı Başkanlığı, Bölüm Başkanlığı ve

Fen Edebiyat Fakültesi’nde Dekanlık Görevini ifa ederken,

18 Nisan 1999 seçimlerinde MHP’den Kırşehir Milletvekili olarak TBMM’ye seçilmiş ve

57’nci Hükümette Devlet Bakanı olarak görevlendirilmiştir.

Mirzaoğlu, Evli ve üç çocuk babasıdır.

Zeki Sezer

Haziran 29th, 2012

Zeki Sezer, 1957 yılında Eskişehir’de doğdu. M. Rüştü Uzel Kimya Teknik Lisesi ve Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun olan Sezer, askerliğini 4 aylık kısa dönem olarak 1983 yılında Antalya’da yaptı.

Zeki Sezer, lise ve üniversite yıllarında çeşitli kulüplerde voleybol oynadı. Başta resim olmak üzere güzel sanatlara özel ilgisi olan Sezer, iş yaşamına 1975’te kamuda kimya teknisyeni olarak başladı ve kimya mühendisi olarak sürdürdü. Daha sonra aynı konuda özel sektörde görev yapan Sezer, 1988’den itibaren DSP’de görev aldı.

Çankaya ilçe yöneticisi, Ankara İl Başkan Vekilliği yapan Sezer, 1991’de Parti Meclisi üyesi oldu. Parti Meclisi üyeliğini aralıksız bugüne kadar sürdüren Sezer, iki dönem Genel Sekreterlik yaptı. Sezer, 2001 yılından itibaren DSP Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürüyor.

1999 genel seçimlerinde Ankara Milletvekili seçilen Sezer, 57. Hükümet’te Parlamento ile İlişkiler, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Taş Kömürü Genel Müdürlüğü ve ETİ Holding A.Ş Genel Müdürlüğü’nden sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu.

DSP’nin 2004 yılında gerçekleşen genel kurulunda Bülent Ecevit‘in de desteklediği Sezer, 576 oy alarak Genel Başkanlığına seçildi.

Zeki Sezer, evli ve biri lise, diğeri üniversite öğrencisi iki çocuk babasıdır.

A. Aydın Baykara

Haziran 29th, 2012

1954 yılında Ankara’da doğan sanatçı, Ege Üniversitesi Kimya Fakültesinden 1980 yılında kimyager olarak mezun oldu. 1981 yılında kendi firması Kurtest’i kurdu.Yirmi yılı aşkın bir süredir tıbbi sektörde çalışmasının yanı sıra, müzik ve resim onun hayatının ayrılmaz bir parçası olarak kaldı. Otuza yakın hafif müzik bestesi olan sanatçı, resimlerinde model yerine hayal gücünü kullanmayı tercih eder.

İzmir, Ankara ve Antalya’da birçok karma ve kişisel sergiye katılan sanatçı, ayrıca 2003 yılında düzenlenen 2. Antalya Uluslararası Resim Festivaline davetli olarak katıldı. Baykara’nın geliştirdiği yağlı boyayla Ebru tekniği, yurtiçi ve yurtdışında büyük ilgi toplayarak, başta Amerika, Kanada, Çin, Almanya, Hollanda, Avusturya ve Mısır olmak üzere uluslararası arenada olumlu eleştiriler aldı.

Sanatçının bazı resimleri tebrik kartı olarak değerlendirilmek üzere UNICEF’in İsviçre Cenova’daki merkezinde havuz sistemine alındı. Sanatçı, 2002 yılında Türk ressamlarını ve eserlerini dünyaya tanıtmak amacıyla, ‘’http://www.turkishpaintings.com’’ adlı tescilli bir web sitesi kurarak bünyesinde birçok değerli Türk ressamını topladı.

Sever Can

Haziran 29th, 2012

15.11.1977’de Bulgaristan’ın Tırgovişte (Eski Cuma) şehrinde doğdu. Anne tarafı Karamanlı (17.yy) Davutoğulları sülalesi, baba tarafı ise Sofya kökenlidir. İlkokulu burada bitirdikten sonra, ailesi ile birlikte 1989 yılında zorunlu göçe tabii tutulan Bulgaristan Türkleri olarak Türkiye’ye göç etti. Orta okulu ve liseyi Ankara Kocatepe Mimar Kemal Lisesinde okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü kazandı (1996).

Hacettepe günleri sırasında ‘Inka’ isimli müzik grubunun kuruluşunda, gitar çalıp vokal yapara, yer aldı. Grubunun 1998 yılı içerisinde Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesinde konserleri oldu.

Lisans eğitimini tamamladıktan sonra İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)’nde Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünde yüksek lisans programına başladı (2002).

Çimentonun basma dayanımın yapay zeka teknikleri kullanarak modellenmesi konusunda çalıştı ve yine bu konuda Doç.Dr. Sedat Akkurt ve Doç.Dr. Gökmen Tayfur ile birlikte ‘Cement and Concrete Research’ dergisinde makalesi yayımlandı (2004). 2004 yılında Yüksek lisans öğrenimini tamamlayıp askerlik hizmetini Hava Kuvvetlerinde kısa dönem er olarak tamamladı.

Su ile ısınan gıda ısıtıcı tabletleri, Yapay zeka (ANN ve Fuzzy Logic) metodlarını kullanarak modelleme, ‘Chemical Vapor deposition’ başlıca araştırma alanlarıdır. Sever Can, yine kendisi gibi Kimya Mühendisi olan okul arkadaşı Pınar Hanım ile evlendi ve İzmir’e yerleşti.

Prof. Dr.Ekrem EKİNCİ

Haziran 29th, 2012

1949 yılında Karaman’da doğan Ekrem Ekinci, Konya Koleji’nde okuduktan sonra liseyi Belfast Area High School, Maine-ABD’de bitirdi. Robert Koleji Yüksek Okulu Kimya Mühendisliği Bölümü’nden 1971 yılında lisans derecesini alan Ekinci, Newcastle Upon Tyne Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde sırasıyla 1972 ve 1976 yıllarında yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. 1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne asistan olarak giren Ekinci, 1981 yılında doçent, 1988 yılında profesör oldu. 1984-1987 yılları arasında İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü Başkan Yardımcılığı ve 1988-2000 yılları arasında Bölüm Başkanlığı görevinde bulunan Ekinci, 2000-2002 yılları arasında İTÜ Gıda Mühendisliği Kurucu Başkanlığını yürüttü. 1997-2000 arasında İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi Dekanlığı, 2000-2002 yılları arasında araştırma endüstriyel ilişkiler ve döner sermayeden sorumlu İTÜ Rektör Yardımcılığı görevinde bulunan Ekinci halen, İTÜ Senato Akreditasyon Komisyonu Başkanlığı görevini sürdürmektedir.

TÜBİTAK’ta çeşitli görevlerde bulunan, 1983-1985 yıllarında Makina ve Enerji Sistemleri Bölümü’ne akışkan yataklı yakma sistemleri konusunda danışmanlık yapan, 2001 yılında MAM Kimya Mühendisliği Araştırma Bölümü’ne danışman olan Ekinci, aynı bölümde 2002-2004 yılları arasında Bölüm Başkanlığı yaptı. 1998-2000 yıları arasında MAM Yönetim Kurulu üyeliği yapan Ekinci, 2000 yılından bu yana MAM Yönetim Kurulu Başkanlığı, TÜSSİDE Yönetim Kurulu’nda da 2002 yılından bu yana üyelik yapmaktadır. Ekinci, Çimento Müstahsiller Birliği Kalite ve Çevre Kurulu Başkanlığını 1997 yılındaki kuruluşundan itibaren sürdürmektedir.

“Middle East Forum” dergisi editörlüğü, “Fuel” ve “Fuel Processing Technology” dergileri yayın kurulu üyeliği, “Arı Bulletin of the İstanbul Technical University” editörler kurulu üyeliği, “İTÜ Dergisi” yayın kurulu üyeliği, “Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi” alan editörlüğü, “Anadolu Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi” danışman editörler kurulu üyeliği görevlerini sürdüren Ekinci’nin hakemli uluslararası dergilerde 75, uluslararası kongrelerde 90’ın üzerinde yayını mevcuttur. 4 mesleki kitabın yazarları arasında yer alan, 13 kitap için bölüm yazan Ekinci, hepsi bor konusunda olmak üzere, diğerleri ile birlikte 6 adet Türk patenti sahibidir.

“Institute of Energy” üyesi, “Türk Katı Atık Kontrol ve Arıtım Milli Komitesi” ve “Hava Kirliliği Türk Milli Komitesi” kurucu üyelerinden olan Ekinci, Eylül 2001 yılı “Isı Bilimi ve Tekniği Derneği Bilim Ödülü” sahibidir. Ekinci, evli ve iki çocuk babasıdır.

Prof. Dr. Ekrem EKİNCİ, Eylül 1997’den bu yana TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesidir.

Prof. Dr.Nüket Yetiş

Haziran 29th, 2012

1950 yılında Eskişehir’de doğan Prof. Dr. Nüket Yetiş, 1973’te Boğaziçi Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği lisans, 1975’te İşletme yüksek lisans derecelerini aldı. Endüstri Mühendisliği doktora derecesini 1982’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden alan Yetiş, 1988’de Doçent, 1993’te Profesör unvanını kazandı. 1985-2000 yılları arasında Marmara Üniversitesi’nde çeşitli akademik görevlerde bulunduktan sonra en son dekanlık yapan Yetiş, daha sonra da Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü’nün (TÜSSİDE) başkanlığını üstlendi.

Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Mühendislik Yönetimi Yüksek Lisans ve Doktora programlarını kuran Yetiş, fakültenin ”Eğitimde Sürekli Kalite Geliştirme” çalışmalarına, kuruluşundan 2000 yılı Ekim ayına kadar liderlik yaptı. Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 2000 yılında Avrupa Kalite Ödülü finalisti olma başarısını gösterdi. Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 1994-2000 yılları arasında sürdürdüğü çalışmalarla Avrupa Genelinde AK֒ne başvuran ilk yüksek öğretim kurumu olma özelliğini halen taşımaktadır.

Kurumsal Yönetimin Geliştirilmesi, Yeniden Yapılandırma, Liderlik ve Değişim Yönetimi, Stratejik Yönetim, Süreç Yönetimi, Performans Yönetimi, Üretim Yönetimi, Mühendislik ve Teknoloji Yönetimi, Toplam Kalite Yönetimi gibi konularda yurtiçinde ve yurtdışına çok sayıda teorik çalışma yayınlayan Yetiş, pratik alanda da önemli görevler üstlendi. 2000 yılından bu yana Kurumsal Yönetimin Geliştirilmesi ve Yeniden Yapılanma alanlarında Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve SSK Başkanlığı gibi 75’ten fazla özel ve kamu kurum ve kuruluşuyla ortak çalışmalar yaptı.

TÜBİTAK Başkan Vekili olarak atanan Prof. Dr. Nüket Yetiş, evli ve iki çocuk annesidir.

Prof. Dr.Erdoğan Alper

Haziran 29th, 2012

Uşaklı bir aileden gelen Prof. Dr. Erdoğan Alper, 1947 yılında Uşak’ta doğdu.  Kurtuluş İlkokulu  ile Uşak Lisesi orta kısmında okudu. Devlet parasız yatılı sınavını kazanarak okuduğu Kütahya Lisesi‘ni 1963 yılında birincilikle bitirdi.

Kimya Mühendisliği alanında yurtdışı öğrenim bursu kazanarak Devlet tarafından İngiltere’ye gönderildi ve 1968 yılında Birmingham Üniversitesini birincilikle bitirdi. Doktora derecesini ise 1971 yılında Cambridge Üniversitesi’nden elde etti ve bu ünlü üniversitenin Kimya Mühendisliği Bölümünde eğitim gören ilk Türk oldu.

1972 yılında Türkiye’ye döndü ve sırasıyla Hacettepe ve Ankara Üniversitelerinde çalıştı. 1976’da doçent, 1981 yılında profesör oldu. 1978-79 yıllarında Alexander von Humboldt Vakfı misafir öğretim üyesi olarak Hannover Teknik Üniversitesi’nde çalıştı.

1983-88 yılları arasında Kral Fahd Petrol ve Mineral Univesitesinde (KFUPM, S.Arabistan) çalıştı ve projeleri petrol şirketi ARAMCO tarafından  desteklenip, uygulamaya konuldu. 1988-90, 1992-95 ve 1998-99 yıllarında Kuveyt Üniversitesinde çalıştı  ve Kuveyt Bilimsel Araştırma Enstitüsü (KISR) danışmanı oldu. Bu kapsamda Kuveyt Petrol Rafinerileri Şirketinin (KNPC) innovatif yöntemlerle modernleştirmesi ve petrokimya tesislerinin planlaması gibi kapsamlı  projelerde görev aldı.

1990-93 yıllarında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Kimya Mühendisliği Bölümü Başkanlığı yaptı ve Çevre Mühendisliği Bölümü’nü kurdu. 1990-92 yıllarında PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. yönetim kurulu üyeliği yaptı bu şirkette köklü bir araştırma kültürü oluşmasını sağladı.

Önemli bir kısmı uluslararası kuruluşlarca desteklenen çok sayıda araştırma projesi yürüttü ve NATO tarafından desteklenen yaz okulu direktörlüğünü yaptı. Mesleğiyle ilgili ingilizce olarak yazdığı iki kitabı Hollanda’da basıldı ve 100 civarında çoğu “Uluslararası Atıflar İndeksi” (SCI)  kapsamında makaleleri yayınlandı. Bu nedenle TÜBİTAK ödülü aldı.

1996 yılından itibaren yeniden Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünde çalışmaya başladı ve halen Bölüm Başkanlığı görevini de yürütmektedir.

Dimitri İvanoviç Mendeleev

Haziran 29th, 2012

On yedi kardeşin en küçüğü olan Mendeleev,Sibirya’nın Tobolska şehrinde doğmuştur (1834). Babası bir lise müdürü, büyük babası ise Sibirya’nın ilk gazetesinin yayımcısı idi. Dimitri ilk tahsilini sürgünde iken yaptı. Babasının ölümünden sonra annesi onun daha iyi bir eğitim alması için St. Petersburg’a göç etti.

Dimitri, St. Petesburg Üniversitesinde kendini tanıttı. Tezini “alkol ve suyun birleşmesi” konusu üzerine yaptı (1856). Fransa ve Almanya’da, Bunsen ve bir çok Avrupalı bilim adamıyla buluşup, çalışan Mendeleev, 1858 yılında Almanya’daki Karlsruhe (Kalzrue) konferansına katıldı. Bu konferansta “Avogadro hipotezi” üzerine şiddetli tartışmalar olmuştu. Daha sonra ilk petrol kuyularını görmek üzere Pensilvanya’daki petrol sahalarını gezdi. Rusya’ya dönüşünden sonra yeni bir ticari damıtma usulü geliştirdi. 32 yaşında St. Petersburg Üniversitesinin inorganik kimya kürsüsünde profesör oldu.

Elementlerin fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki düzenlilikten yola çıkarak elde ettiği periyodik tablo, onun en büyük çalışması idi. Bu düzenleme esnasında,o güne kadar bulunamamış bazı elementlerin varlığını ve özelliklerini tahmin etti (1869). Bir kaç yıl içinde varlığını haber verdiği elementlerin keşfedilmesi Mendeleev’i kısa sürede dünya çapında ünlü bir kimyacı hâline getirdi.

Periyodik tablo, Mendeleev’in mükemmel yorumculuğu ve üretici zekasının çarpıcı bir ürünüdür. Mendeleev’in 25 büyük kitaptan oluşan diğer çalışmaları da oldukça ilginçtir. O’nun İzomorfizm hakkındaki bilgileri organize etmesi, jeokimyanın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca, kritik kaynama noktasını bulup, çözeltilerin hidrat teorisini geliştirmesi onun büyük bir fizikokimyacı olarak anılmasına sebep olmuştur. Mendeleev, 70 kadar akademi ve ilim topluluğunun üyesi idi. Kendi deyimiyle onun birinci hizmeti ilmi araştırmaları, ikincisi ise öğretmenlikti. St. Petersburg’un bir çok okulunda öğretmenlik yapmıştır. 1907 yılında zatürreden ölmüştür.

Mendeleev, periyodik tabloyu ilk defa bastırdığı zaman bilinen 63 element vardı. Ölümünden bir yıl sonra ise bilinen elementlerin sayısı 86’ya yükselmişti. Bu kadar hızlı artış, kimyanın en önemli genelleştirmesi olan elementlerin periyodik tablosu sayesinde sağlanmıştı. Mendeleev hiç bir yeni element keşfedememiş olmasına rağmen, bilim dünyasına yaptığı hizmetten dolayı, 1955 yılında G.T.Seaborg başkanlığındaki Amerikalı fizikçiler tarafından sentezlenen 101 atom numaralı elemente, Dimitri Mendeleev onuruna “mendelevyum” adı verilmiştir.

Kaynak: Büyük Ansiklopedi

Fritz Henkel

Haziran 29th, 2012

Alman girişimci Henkel ürettiği Persil’le “kendi kendine” çamaşırı yıkayan ilk deterjanı piyasaya sürerek, Henkel firmasının dünyanın en büyük kimya şirketlerinden biri haline gelmesi için temel taşı koymuş oldu.

Henkel bir ilkokul öğretmeninin oğlu olarak Vöhl/Hessen’de dünyaya geldi. Okula devam ettiği yıllarda bile ilgisini en çok çeken ders kimya idi. 17 yaşına geldiğinde, Batı Almanya’nın gelişmekte olan endüstri bölgesi sayılan Elberfeld’e gitti. Gessert Kardeşlerin Boya ve Lake Fabrikasında çıraklık eğitimini tamamladıktan sonra, burada asli eleman olarak işe alındı ve aradan kısa bir zaman geçtikten sonra şirketin imza yetkili müdürlüğüne yükselmeyi başardı. 1873’te evlendiği Edith Steinen ile dört çocuk sahibi oldu (karısı 1904’te öldü).

Henkel, 1874’te işinden istifa etti ve Aachen’de bir kimyasal madde ve boya toptancısına ortak oldu. İki yıl sonra potas silikatı ile soda karışımından geliştirdiği çamaşır tozunu piyasaya sürmeyi düşündü. Gerekli parasal olanaklara sahip olmadığı için iki ortak buldu ve 1876’da Henkel & Cie adlı çamaşır tozu fabrikasını kurdu. Aachen’de bir evde kurulan bu işletmeye alınan üç eleman hemen bu “Universal-Waschmittels”in üretimine başladılar. Henkel, piyasaya atılır atılmaz, gazete ve dergilerde ürününün reklamını yapmaya başladı. Önceki adı, kendi düşüncesine göre bir kişiliğe sahip bulunduğundan, çamaşır tozuna kısa bir süre sonra “Henkel’in Ağartıcı Sodası” adını verdi.

Henkel firmasını 1878’de daha iyi trafik bağlantısı bulunan Düsseldorf’a taşıdı. Ağartıcı Soda ile yaptığı işler hızla ilerleyince, durmak dinlenmek bilmeyen girişimci Henkel, yeni ürünlere eğilebildi. 1880’li yıllarda hammadde ve kimyasal madde ticareti ile uğraştı ve çay işine girdi. Öncelikle sömürge ürünleri satıcılarından oluşan rakip şirketlere karşı, reklam ve yeni ambalajlama biçimiyle savaşmaya çalıştı. “Henkel Thee” çayını, yalnız aromayı korumakla kalmayıp, ayrıca reklam alanı olarak da kullanabildiği, bir teneke kutu içinde satışa sundu. Henkel’in yıllık cirosu 1899’da ilk kez milyonu aştı. Aynı yıl içinde Düsseldorf-Holthausen’de 55.000 metre karelik devasa bir fabrika arazisi satın aldı. Önceleri bu alanın onda birini bile kullanamadı. 1905’te sayıları 100’ü aşan çalışanlarına aralarında şirketin sağladığı yaşlılık sigortası da bulunmak üzere, Henkel örnek olacak sosyal avantajlar sağladı.

Henkel KG’nin Önemli İş Alanları

• Organ kimya (plastik, laklar, boyalar)

• İnce kimya (kozmetik ve farmakolojik kimya için ürünler)

• Kimyasal-teknik marka ürünleri (yapıştıncı ve tutkallar)

• Kozmetik, vücut bakım ürünleri sabun, deodorant, krem, parfüm, ağız hijyeni, saç bakım ürünleri)

• Yıkama/temizlik ürünleri (deterjan,bulaşık deterjanı, WC-temizleyici ürünler, ayakkabı bakım ürünleri, bitki köruyucu ürünler)

Henkel 1907 yılının Haziran ayında gazetelere verdiği küçük ilanlarla müşterilerini “bir- seferlik kaynatma ile, zahmetsizce, çitilemeden bembeyaz pırıl pırıl çamaşır” sağlayan yeni bir çamaşır tozu hazırladı. İçerdiği en önemli bileşikleri olan Perborat ve Silikat’tan adını alan PERSIL. O zamanlara göre muazzam sayılan 1 milyon markı bulan reklam bütçesiyle Henkel, kendi kendine çamaşırı yıkayan dünyadaki ilk deterjanın piyasada tutunmasını sağlayabildi. Böylelikle Almanya’nın günlük bir gazetesinde tam sayfa bir ilan verdi ve beyaz güneş şemsiyeleriyle bembeyaz giysiler içinde büyük kentlerin kalabalık caddelerinde dolaşan adamlardan bir ekip kurdu. Bu kampanya çok başarılı oldu.

Cirosu altı yıl içinde 50 misli artarak 30 milyon markı buldu. Bu çamaşır tozu Birinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce Avrupa’nın hemen hemen tüm ülkelerinde “Persil bleibt Persil” (Persil, her zaman Persil’dir) reklam sloganıyla satılmaktaydı. Henkel Avrupa kıtasının en büyük deterjan üreticisi olma payesine erişmişti. 1926 yılında 78 yaşına gelen Henkel, şirket sermayesinin ölümünden sonra çocuklarına geçmesini karar altına aldı. Henkel, dört yıl sonra halefi Fritz Henkel jr.’un ölümünden birkaç ay sonra 1930’da Düsseldorf’ta öldü.

Râzî

Haziran 29th, 2012

Tam adı Ebu Bekir Muhammed İbn Zekeriya El Râzî’dir. Râzî 864 yılında İran’ın Ray şehrinde doğdu. Yerleşik inançları sorgulayan felsefî düşünceleriyle tanınmış olan Râzî (öl. 925), bilimle de ilgilenmiş ve kimya ve tıp gibi alanlarda yapmış olduğu çalışmalarla bilim tarihinde seçkin bir yer edinmiştir.

Kimya biliminde Câbir’in açmış olduğu yoldan giderek yapısal dönüşüm kuramını benimsemiştir; ancak Câbir gibi Aristotelesçi değildir; maddenin oluşumunu dört unsurun birleşmesiyle değil, atomların birleşmesiyle açıklama eğilimindedir. Câbir gibi, bir dizi deney yaparak saf elementi elde etmeye çalışmış ve bu işlemin, maddenin erimesi, çözülmesi, parçalanması, ortaya çıkan parçaların farklı parçalarla birleşmesi ve oluşan ürünün çökelmesi gibi 5 ayrı süreçten geçtiğini belirtmiştir.

Çalışmaları sırasında yeni kimyevî maddeler, yeni yöntemler ve yeni aletler geliştiren Râzî’nin en önemli başarılarından birisi, farklı organik maddeleri damıtmak suretiyle çeşitli yağlar, tuzlar ve boyalar elde etmiş olmasıdır; ayrıca, demir gibi zor eriyen metallerin ergitme işlemleri ile ilgili araştırmalar da yapmıştır.

Razi’nin kimya alanındaki çalışmalarının yanı sıra, tıp alanındaki çalışmaları da çok önemlidir. Rey’deki bir hastanede doktor olarak görev yapmıştır. Bilimsel bir tutum sergileyerek yerleşik otoriteleri önemsememiş, daha çok kendi gözlem ve deneylerine öncelik tanımıştır. Kendisine daha çok Hippokrates’i örnek alan Râzî, Hippokrates gibi, iyi bir klinisyendir; hastalarını tedavi süresince dikkatle gözlemiş ve teşhis ve tedavisini bu gözlemler sırasında elde etmiş olduğu bilgiler ışığında yönlendirmiştir. Teşhis sırasında özellikle nabız, idrar, yüz rengi ve terleme gibi gibi göstergeleri göz önünde bulundurmuştur.

Râzî ilk defa Ortadoğu ülkelerinin çoğunda yaygın olarak görülen çocuk hastalıklarından çiçek ve kızamığın tanılarını vermiş ve bunlar arasındaki farkları belirlemiştir.

Râzî’nin hastalıklara ilişkin incelemelerini içeren küçük boyutlu yapıtlarının yanı sıra, Hâvî (Bütün Bilgiler) adlı kapsamlı bir yapıtı daha vardır. Burada, baştan ayağa doğru bütün beden hastalıklarını sıralayarak, bunlara ilişkin derleyebildiği bütün bilgileri sunmuştur. Yapıtın en önemli yönlerinden birisi, daha önce yaşamış olan hekimlerin görüşlerini de içermesidir; bu nedenle, tıp bilgisinin gelişim sürecini araştıran tarihçiler için bulunmaz bir kaynak niteliğindedir.

Bu yapıttan edinmiş olduğumuz izlenime göre, Râzî hastalıkların tedavisinde, ilaçla tedavi yöntemini tercih etmiştir. Böbrek taşlarının ve mesane taşlarının çıkarılması gibi, genellikle cerrâhî müdâhalenin beklendiği durumlarda bile, ilaçla tedaviyi yeğlediği görülmektedir; hatta bu konu ile ilgili olarak kaleme almış olduğu müstakil bir eserde de aynı şekilde ilaçla tedavi öngörülmüştür.

Prof. Dr.Oktay Sinanoğlu

Haziran 29th, 2012

1935’te doğan Sinanoğlu, 1953’te Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti. 1956’da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi.

1957’de Massachusetts Institute of Technology’yi (MIT) 8 ayda birincilikle bitirerek Yüksek kimya Mühendisi oldu.

1960’ta Yale Üniversitesinde “asistant professor” (yardımcı doçent ) olarak çalışmaya başladı. 26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile “associate professor” (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırdı ve “full professor” (profesör) ünvanını aldı.

Bu ünvan ile modern üniversite tarihinin ve Yale Üniversitesi tarihinin en genç profesörü oldu. 1964’te ODTÜ’ye danışman profesör oldu. Yale Üniversitesinde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı.

Dünyada yeni kurulmaya başlayan Moleküler Biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu. (Watson ve Crick sarmal modelindeki dna sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam – solvofobik kuvvet ) Amerikan Ulusal bilimler akademisine Üye olarak seçildi. Buraya seçilen ilk ve tek Türk oldu.

İki defa Nobel’ e aday gösterildi. Defalarca Nobel Akademisinin isteği üzerine Nobel’e adaylar gösterdi.

Dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi. 26 yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesinde Moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör ve son 7 senedir görev yaptığı Yıldız Teknik Üniversitesinde ise Kimya dalında olmak üzere bir kürsüde Profesör olarak görevini sürdürüyor.

Sanatçı Esin Afşar‘ın ağabeyidir.

Amerigo Vespucci

Haziran 29th, 2012

Amerika Kıtası’na adını veren İtalyan denizci Amerigo Vespucci, Mart 1454’te Floransa’da doğdu. Coğrafya ve kozmolojiye küçük yaşta ilgi duyan Vespucci, bu alandaki bilgilerini amcası Giorgio Antonio’dan aldığı derslerle derinleştirdi. 1479’da Medici ailesinin temsilcisi olarak Fransa’ya gitti. Ülkesine dönüşünde Lorenzo de Medici’nin bankasında çalışmaya başladı. 1491’de Medici’nin İspanya’da Sevilla’da bulunan gemicilik şirketinde görevlendirildi.

Bu görevi sırasında üçüncü seferine çıkmak üzere Kristof Kolomb ile tanıştı. Mayıs 1499’da Alonso de Ojeda komutasındaki bir filoyla bilinen ilk keşif gezisine çıktı. Bu gezisi sırasında Brezilya kıyılarını dolaştıktan sonra Amazon Nehri’nin denize döküldüğü noktaya ulaştı. Dönüş yolculuğunda Trinidad ve Haiti Adası’nı dolaşan Vespucci, kendisinden önce bu bölgeyi dolaşan Kolomb gibi yeni bulunan toprakların, Asya Kıtası’nın parçaları olduğunu düşünüyordu. Yeni bir sefer düzenleme yolundaki isteğinin İspanya Krallığı tarafından reddedilmesi üzerine, 1500’de Portekiz’in hizmetine girdi.

Brezilya kıyılarının İspanyollar tarafından bulunan topraklar ile bir ilişkisi olup olmadığının araştırılması için görevlendirilen Vespucci, Mayıs 1501’de ikinci keşif gezisine çıktı. Cabo de Santo Agostinho’ya ulaştıktan sonra Rio de Janeiro Körfezi’ni keşfetti. Ardından, güneye yönelerek Rio de la Plata’ya indi ve Patagonya kıyılarını dolaştıktan sonra Temmuz 1502’de Lizbon’a geri döndü. Bu gezi sırasında bulunan toprakların Asya Kıtası’nın parçaları olmadığını farkeden Vespucci, daha sonra mektuplarında bu topraklardan (Yeni Dünya) adıyla söz etmiştir.

1503’te üçüncü bir keşif gezisine çıkan Vespucci, yolda fırtınaya tutuldu ve bir sonuç elde edemeden ertesi yıl geri döndü. 1505 yılında yeniden İspanya’nın hizmetine girdi ve Sevilla’ya yerleşti. 1508’de baş kılavuzluğa (piloto mayor) atanan Vespucci, yeni bulunan bölgelerin haritalarının yapılmasına ve denizcilerin yetişmesine katkıda bulundu. İlk kez, 1507’de Martin Waldseemüller tarafından Fransa’da yayımlanan bir coğrafya kitabında, Yeni Dünya (bugünkü Güney Amerika) bu toprakların bağımsız bir kıta olduğunu kanıtlayan Amerigo Vespucci’nin adıyla anılmıştır

Amerigo Vespucci, 22 Şubat 1512’de İspanya’da öldü.

Kristof Kolomb

Haziran 29th, 2012

Kristof Kolomb (1451 Cenova, İtalya – 20 Mayıs 1506 Valladolid, İspanya)

Cenovalı denizci ve kaşiftir. 1492’de Atlantik Okyanusu’nu aşarak Kuzey Amerika’ya ulaşan ilk Avrupalıdır. Bu yolculuğunu İspanyol bayrağı altında yapmıştır.

Amerika’yı keşfetmeden önce, Osmanlı Devleti dahil, tüm güçlü devletlerden yardım istemiştir fakat kimse destek vermek istememiştir. Sonunda İspanya, Kolomb’a yardım etmeyi kabul etmiştir.

Kristof Kolomb, Amerika kıtasının bulunmasına ve Avrupa’ya açılmasına öncülük etti. Bununla birlikte yeni kıta adını Kolomb’la aynı dönemde yaşamış ve 1497 ya da 1499’da Güney Amerika’ya ulaşmış olan Amerigo Vespucci adında bir İtalyandan aldı.

Daha 11. yüzyılda Norveçli Leif Eriksson Kuzey Amerika kıyılarını dolaşmıştı, ama tarihte Amerika’nın keşfedilmesinin onuru Kolomb’a aittir. Ne var ki, Kolomb yepyeni bir kıta keşfetmiş olduğunun farkına varamamıştı. Onun amacı doğudaki baharat ve ipek gibi değerli malların batıya getirilebileceği güvenli bir ticaret yolu bulmaktı. 12 Ekim 1492’de Bahama adalarından birine çıktığında da bu düşüncesini gerçekleştirmiş olduğunu sandı. Amerika kıtasını bulan Kristof Kolomb,yepyeni bir kıta keşfettiğinin farkına varamamıştı.

Kristof Kolomb İtalya’nın Cenova limanında yaşayan yoksul bir dokumacının oğlu olarak dünyaya geldi. Avrupa’nın en işlek limanlarından biri olan Cenova’da tüccarlar çeşitli ülkelerle ticaret yapıyor, karayoluyla Hindistan’dan ve Uzakdoğu’dan gelen pamuk, kumaş ve baharattan başka İngiltere açıklarında avlanan balıkları da kurutulmuş ve tuzlanmış olarak satın alıyorlardı. Kristof Kolomb büyük bir olasılıkla Marko Polo’nun Çin gezisi anılarını okumuş, Leif Eriksson’un yüzyıllar önce yaptığı gizemli deniz yolculuğunun öyküsünü dinlemişti.

Gençliğinde Akdeniz’in doğusuna bir deniz yolculuğuna çıkan Kolomb,baharat ve ipek ticaretinin nasıl yapıldığını öğrenme olanağı bulmuştu. Daha sonra 1476’da kuzeyde İngiltere’ye ve İzlanda’ya kadar gittiği sanılmaktadır. Bu yolculuktan dönüşünde Portekiz’in başkenti Lizbon’a taşındı. O çağda bile hala Dünya’nın dümdüz olduğuna inanan birçok insan vardı.Kolomb ise Dünya’nın küre biçiminde olduğu düşüncesindeydi. Kolomb çeşitli Dünya haritalarının çizimine yardımcı oldu. Bu harita ve çizimlerde Dünya gerçekte olduğundan çok daha küçük, Asya ise çok daha büyük gösteriliyordu. Kolomb Asya’nın doğuya doğru çok fazla uzandığını, bu yüzden de İspanya’dan yola çıkıp batıya doğru yol alarak oldukça kısa bir zamanda Hindistan’a varabileceğini düşündü. Hindistan’ın uzaklığını da hesapladı; Hindistan’ın bulunduğunu sandığı yer aşağı yukarı Amerika’nın bulunduğu yere denk geliyordu.

Böyle bir yolculuğu tasarlayan ilk insan Kolomb değildi, ne var ki, o zamanki gemilerin küçüklüğü ve yeterli donanıma sahip olmayışı yüzünden böylesine uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı kimse göze alamıyordu. 1480’de artık deneyimli ve kendine güvenli bir denizci olan Kolomb ise Hindistan’a kısa sürede ulaşabileceğini kanıtlayacak bir keşif gezisine önderlik edebileceğine inanıyordu.

Bu yolculuk için gerekli gemileri ve parayı ancak İspanya ve Portekiz hükümdarları sağlayabilirdi. Kolomb ilk önce Portekiz Kralı 2 Joao’ya başvurduysa da önerisi reddedildi. İspanya’nın önemli bir bölümü Magripliler’in altındayken tahta çıkan Fernando ve Isabella ise Kolomb’u içtenlikle kabul ettilerse de, ülkenin içinde bulunduğu kargaşa yüzünden ona yardımcı olamadılar.

Kolomb haritacılık yapan kardeşi Bartolomeo’yla birlikte İngiltere ve Fransa krallarına başvurdu. Ama bu iki kraldan da yardım alamadı. Sonunda ilk başvurudan yedi yıl sonra İspanya kraliçesi Isabella, Kolomb’a yardım edeceğini bildirerek ona amiral ünvanı verdi.


Not: Amerika’da Ekim ayının ikinci Pazartesi günü, 1492 yılında Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb’u anmak amacıyla Columbus Günü olarak kutlanır.

Asım Aykan

Haziran 29th, 2012

1953 yılında Trabzon merkeze bağlı Dolaylı Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Daha sonra Karma Ortaokulu ve Trabzon Lisesi’nden mezun oldu.

1974 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (K.T.Ü.) mezun olduktan sonra, Maden Tetkik Araştırma (M.T.A.) enstitüsünde 3 yıl jeoloji mühendisi olarak (Antakya, Artvin, Rize ve Trabzon’da) çalıştı. Kısa bir özel sektör hayatından sonra İzmir’de 18 ay ulaştırma olarak askerlik yaptı.

1980’den sonra ticaret hayatına başlayan Aykan 1987 yılına kadar, özellikle yüksek öğrenim gören gençlerin hizmetinde bulundu. 1987-1994 yılları arasında R.P. Trabzon İl Başkanlığı’nı yürüttü. Sonrasında 27 Mart 1994 Mahalli Seçimlerinde Trabzon Belediye Başkanlığı’na seçilen Aykan aynı göreve 18 Nisan 1999 yılında tekrar getirildi. 8 Ağustos 2002 tarihinde 22. dönem milletvekilliği genel seçiminde Adalet ve Kalkınma (AK) Partisi’nden aday adayı olmak üzere Trabzon Belediye Başkanlığı görevinden istifa etmiştir. Aykan evli ve 4 çocuk babasıdır.