Prof. Dr.Feza Gürsey

Haziran 29th, 2012

7 Nisan 1921 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası askeri doktor Ahmet Reşit Gürsey, annesi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin öncü bilim kadınlarından kimyager Remziye Hisar’dır. Anne-babasının çocuklarının eğitimi üzerine titizlikle eğilmesi ve küçük yaşta İstanbul aydın çevresinin içinde yer almak onun çok yönlü ve sanata düşkün kişiliğinin oluşmasını sağladı.

Feza Gürsey Galatasaray Lisesi’ndeki eğitimini 1940 yılında tamamladı. 1944 yılında da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik–Fizik Dalı’ndan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’ndeki fizik asistanlığı sırasında M.E.B. tarafından yapılan sınavı kazanarak İngiltere’de Imperial College’de doktora yapma imkanını elde etti. Kuaterniyonların alan teorisine uygulanmaları konusunda yaptığı ve 1950’de tamamladığı çalışması, bilim dünyasında uyandırdığı yankıların yanısıra, onun için de yaşam boyu sürecek bir araştırma ilgisinin odak noktası oldu.

1950-51 yılları arasında Cambridge Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalar yaptıktan sonra 1951’de İstanbul Üniversitesi’ne fizik asistanı olarak tayin edildi. 1952’de kendisiyle birlikte fizik asistanlığı yapmakta olan Suha Pamir ile evlendi. Bu evlilikten Yusuf isminde bir çocukları oldu.

1953’de İstanbul Üniversitesi’nden doçent unvanını aldı. 1954-61 yılları arasında süre öğretim üyeliği boyunca Türk bilim tarihinin ilk ve son Teorik Fizik Kürsüsü’nün temelini oluşturan iki öğretim üyesinden biri olarak kürsünün geleceğini hazırlamıştı. Bu arada 1957-61 yılları arasında Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda, Princeton Üniversitesi’nde İleri Araştırma Enstitüsü’nde ve Columbia Üniversitesi’nde araştırmalar yapmış olan Feza Gürsey’in bu dönemi onun bilimsel açıdan en verimli dönemlerinden biri olmuş, bu sırada ona hayatının sonuna kadar hayranlık duyan ve onu destekleyen Nobel Fizik Ödülü sahibi Wolfgang Pauli ile, atom bombasının babası olarak bilinen J.R. Oppenheimer ile, yine Nobel Ödüllü fizikçiler olan E. Wigner, T.D. Lee ve C.N. Yang ile tanışmış, onlarla dostluklar kurmuştu.

Uluslararası ününe ve önünde açılan yurtdışı prestijli iş olanaklarına rağmen 1961’de Türkiye’ye döndü ve ODTÜ’nün sunduğu profesörlük unvanını kabul ederek ODTÜ Teorik Fizik Bölümü’nün kurulmasında önemli bir rol üstlendi. 1960’lı yıllarda Kiral Bakışım Kuralını ortaya koyarak uzay-zaman bakışımı çalışmalarının genişletilmesine ön ayak olan Gürsey, kuantum renk dinamiği kuramı çevçevesinde çalışmalara imza atmıştır.

1974 yılına kadar ODTÜ’de ve Yale Üniversitesi’nde dönüşümlü olarak öğretim üyeliği görevine devam eden Feza Gürsey, sayısız [öğrenci[ yetiştirdi ve etkin bir araştırma grubu kurdu. 1974’de Yale Üniversitesi’nde kürsü başkanlığına getirildi. [1990]’lı yıllarda emekli olarak Türkiye’ye dönmeye hazırlanırken prostat kanserine yakalandı. Feza Gürsey, bu hastalıktan 13 Nisan 1992’de ABD’nin New Haven kentinde hayata gözlerini kapattı.

1993’te Ankara’da kurulan Türkiye’nin ilk bilim merkezine adı verilmiştir.

Prof. Dr.Behram Kurşunoğlu

Haziran 29th, 2012

1922 yılında Çaykara, Trabzon’da doğdu. Albert Einstein’ın genel görelilik kuramının elektromanyetizma ile birleştirilmesi üzerine çalışmalar yapmış bir fizikçidir.

Ankara Üniversitesi ve İngiltere’deki Edinburgh Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından fizik doktorasını gene İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde tamamlayan Kurşunoğlu, Albert Einstein ve Erwin Schrödinger ile birlikte simetrik olmayan yerçekimi kuramları üzerinde önemli çalışmalarda bulunmuştur. Genç yaşında dünya fizikçileri arasında saygın konum kazanan Prof. Kurşunoğlu, 1965 yılında Miami Üniversitesi’deki Teorik Araştırmalar Merkezi’nin kurulmasında rol almış, 1992’de kapanmasına kadar bu merkezde bulunmuştur. Daha sonra araştırma kuruluşu Global Foundation’ın direktörü olmuştur.

Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu, 1950’li yıllarda Atom Enerjisi alanında çalışmalarını Türkiye’de sürdürmüş ve aynı zamanda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun Kurucu üyesiydi. Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığı’na danışmanlık yapmış, bir dönem Birleşmiş Milletler Bilim Komisyonunda çalışmıştır. Kuantum Fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle “Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini” ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınıyordu. 1964 yılından beri organize etmekte oldugu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınan Kurşunoğlu, 2003 yılındaki konferanstan kısa bır zaman önce kalp krizinden vefat etmiştir.

Frederik Frits Bolkestein

Haziran 29th, 2012

1933 yılı doğumlu olan Frederik Frits Bolkestein, Hollanda vatandaşıdır. Evli ve 3 çocuk sahibi olan Bolkestein, Amsterdam’da Barlaeus Lisesini bitirdikten sonra, 1951 – 1953 yılları arasında Amerika Birleşik Devletlerinde Oregon Devlet Kolejinde Matematik Eğitimi almıştır ve 1955 – 1959 yılları arasında da Amsterdam’da Gemeentelijke Üniversitesinde matematik ve fizik, felsefe ve Yunanca alanlarında eğitim görmüştür. 1964 yılında Londra Üniversitesinde İktisat Fakültesinin birinci bölümünü bitirdikten sonra 1965 yılında Leiden Üniversitesinde Hukuk alanında Yüksek Lisans derecesine sahip olmuştur.

1960 -1976 yılları arasında Shell Kimya (chimie) için, Doğu Afrika’da, Honduras’da, El Salvador’da, Londra’da, Endonezyave Paris’te çalışan Bolkestein 1973 – 1976 yılları arasında Paris’te Shell Kimyanın (Chimie) Müdürlüğünü yapmıştır.

Politik kariyerine 1978 – 1982 yılları arasında V.V.D. için Parlamento Üyeliği (Liberal) ile başlayan Bolkestein 86′-88′ ve 89′-99 yılları arasında da aynı görevde bulunmuştur.1982-1986 yıllarında dış ticaret bakanlığı, 1986-1988 yıllarında Hollanda’da Atlantik Komisyonunun Başkanlığı, 1988 – 1989’de Savunma Bakanlığı, 1990 – 1998’de Parlamento Grubu V. V. D.’nin Başkanlığını yapan Bolkestein, 1996’dan beri Liberal Enternasyonal’ın Başkanlığını yapmaktadır. Bolkestein, İç Pazar, Vergi ve Gümrük Birliğinden sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesidir.

Aynı zamanda Bolkestein Amsterdam Bach Solosunun Başkanlığını, Londra’da Uluslararası işlerle ilgili Kraliyet Enstitüsünün Üyeliğini yapmıştır. Bolkestein kapsamlı konular hakkında kitaplar ve makaleler yazmaktadır.

Isaac Newton

Haziran 29th, 2012

İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacıdır. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm’in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

Isaac Newton 25 Aralık 1642 ‘de İngiltere’nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi.
İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham’da King’s School’a yazılan Newton, bu okulu 1661’de bitirdi.

Aynı yıl Cambridge Üniversitesi’ndeki Trinity Kolej’ine girdi. Nisan 1665’te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi.

1667’de Trinity Kolej’ine öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır.

Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669’da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671’de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi.

 Royal Society’e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.

1675’de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton’un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678’de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley’in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.

Abdülkadir Han

Haziran 29th, 2012

bilim adamı /fizik
Abdülkadir Han, 1935 yılında Hindistan’da doğdu, Pakistan 1947 yılında kurulduktan sonra 1952 yılında ailesiyle birlikte bu ülkeye göç etti. Pakistan’da üniversite eğitimini tamamlayan ve daha sonra Belçika’da metalurji dalında doktora alan Han, bundan sonra Hollanda’da bir nükleer reaktörde uzman olarak çalışmaya başladı. Çalıştığı yer URENCO adıyla bilinen İngiliz–Alman–Hollanda ortaklığından meydana gelen bir nükleer konsorsiyumdu. Han burada 1972–1976 yılları arasında çalıştı ve daha sonra ülkesine döndü. 1983 yılında bir Hollanda mahkemesi Han’ı UREMCO’dan uranyum zenginleştirme ve başka nükleer konuları kapsayan gizli bilgi, dosya ve şemaları çalıp kaçırmakla suçlayan bir dava açtı. Han, davanın sonucunda suçlu bulundu ve 4 yıl hapse mahkum oldu ama bir teknik eksiklikten dolayı karar iptal edildi ve Han aleyhindeki dava düştü.

Han, Hollanda’dan gereken nükleer bilgi ve tecrübe ile ülkesine döndükten sonra bir ekip ile Pakistan’ın nükleer programını gizlice başlattı, kendi adıyla anılan Han Laboratuvar’ını kurdu ve sonunda Pakistan en başta onun çaba ve dehasıyla 1998 yılında ilk nükleer silah denemesini başarıyla gerçekleştirdi. Bu denemeden sonra birkaç başarılı deneme daha yapıldı ve sonunda Pakistan resmen dünya nükleer kulübünün yeni üyesi oldu. Şüphesiz Pakistan bu çalışmaları yaparken Hindistan da aynı tür çalışmaları yaptı, bu ülke de nükleer kulübe Pakistan’dan önce üye oldu. Esasen Pakistan’ın nükleer programı Hindistan’ı dengelemek, bu ülkenin nükleer programına karşılık olarak doğdu ve gelişti. Bu çalışmalarda Abdülkadir Han en önemli, en belirleyici, en başarılı rolü oynadı ve ülkesine nükleer gücü kazandırdı.

Ne var ki, 2003’ün  kasım ayından itibaren Abdülkadir Han’ın itibarına gölge düştü, hakkında çok ciddi iddialar, suçlamalar yapılmaya başlandı. Pakistan’ın en ünlü bilim adamı olarak bilinen Abdülkadir Han, Pakistan’ın gizli nükleer bilgilerini, dosyalarını İran, Libya ve Kuzey Kore’ye kanunsuz yollardan aktarmakla ve bu ülkelere Pakistan dizaynı nükleer yakıt zenginleştirici santrifüj cihazlarını satmakla suçlandı. Esasen bu iddiaların menşei de büyük ölçüde İran’dan kaynaklanıyordu. Milletlerarası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA)’nun İran’a yaptığı baskılar sonucunda İran’ın bu kuruma verdiği gizli bilgilerden hareketle bu kurum İran’ın nükleer programında kullanılan bazı kaynaklar bakımından Pakistan’a ve Abdülkadir Han’a ulaşmış bulunuyordu. Nitekim daha sonraki süreçte Han, bu suçlamaları kabul etti.

Derya Pala

Haziran 29th, 2012

1971 yılında Konya Ereğli’da doğan Derya Pala, ilköğrenimini Konya Ereğli’de Orta ve Lise eğitimini İzmir Karşıyaka Gazi Lisesinde tamamlamıştır. 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü‘nden mezun olmuştur.

1995-1996 yılları arasında Ziraat Bankası Bankacılık okulunda 9 aylık teorik ve 3 aylık pratik eğitimden sonra 1998 Eylül’üne kadar Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünde Uzman olarak çalışmış,

2000 yılına kadar Ankara’da pasta atölyesi işletmiştir. 2000 yılından bu yana 24 yıllık bir aile işletmesi olan Derya Tavukçuluk A.Ş.’de Yönetim Kurulu Üyesidir.

Haziran 2006’da İzmir Yumurta Üreticileri Birliği Başkanı, Ağustos 2006’da da Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUMBİR) Başkanı seçilmiştir. Bekar olan Derya Pala İngilizce bilmektedir.


Sayın Derya PALA’nın TV Konuşmalarını izlemek için tıklayınız


Derya Tavukçuluk İşl. A.Ş.
1983 yılında Necip Pala tarafından 45.000 adet tavuk kapasiteli yumurta kümesleri ve 70.000 adet civciv kapasiteli yarka kümesleri ile yumurta tavukçuluğu alanında faaliyet vermek üzere kurulmuştur. 1990 yılında kapasitesini 75.000 adete, 1996 yılında da 90.000 adet tavuğa çıkartmıştır .
2000 yılından itibaren gelişen dünya teknolojileri ışığında şirketimiz bütün tesislerini yenilemiş, tam otomatik yemleme, havalandırma ve yumurta toplama sistemlerine sahip üretim tesislerini faaliyete geçirmiştir. Böylece yumurta tavuğu kapasitesini 150. 000 adete çikartan Derya Tavukçuluk yenilediği ve kapasitesini arttırdığı yem tesisi, yumurta paketleme tesisi, yumurta depolama üniteleri ve soğuk hava depolarıyla faaliyet alanını genişletmiştir.

Son derece titiz çalışmalar yaparak hazırlanan yem rasyonları sonucunda ürettiği yumurta lezzeti ve kalitesiyle piyasada ayrı bir yer edinen şirketimiz, bu kaliteyi 2004 yılında aldığı deryum markasıyla tescillemiştir.

Dr.Erol Mütercimler

Haziran 29th, 2012

1954 yılında Kars’ta doğdu, tüm öğrenim yaşamı İstanbul’da geçti. İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu.

Deniz Kuvvetleri’nde bir süre Fizik öğretim üyeliği, Beşiktaş Deniz Müzesi Müdürlüğü yaptı ve bunun ardından Avustralya’ya gitti. SBS devlet radyosunda programcılık yaptı, “Çok kültürlülük” konusundaki doktora alan çalışmasını İ. Ü. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı.

Deniz tarihi çalışmalarıyla tanınan Mütercimler, Türkiye’ye dönüşünde çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. TRT Radyosu ve çeşitli TV kanallarında programcı ve yönetici olarak çalıştı. Belgeseller hazırladı. Halen üç ayrı üniversitede Yeditepe Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi Strateji ve Devrim Tarihi dersleri vermektedir.

Şu anda Habertürk kanalında Aynanın Arkası adlı haber programı yapmaktadır.

Bugüne kadar kısa radyo oyunları, çeşitli dergilerde yazıları ve belgesel senaryoları yanı sıra on dört kitaba imza atmıştır.

Kitapları:

  • Yüksek Stratejiden Etki Odaklı Harekata Geleceği Yönetmek

  • Bu Vatan Böyle Kurtuldu / Onlar Bizim İçin Öldüler

  • Gelibolu 1915 Korkak Abdi’den Coni Türk’e

  • Komplo Teorileri

  • Düşler ve Entrikalar / Demokrat Parti Dönemi Türk

  • Kadınlar, Gemiler, Otomobiller

  • Satılık Ada Kıbrıs

  • İmparatorluğun Çöküşüne Denizden Bakış

  • 21. Yüzyıl ve Türkiye

  • 21. Yüzyıl ve Türkiye – Yüksek Strateji

  • Ertugrul Faciası ve 21.Yüzyıla Doğru Türk – Japon İlişkileri

  • Kurtuluş Savaşı´na Denizden Gelen Destek ve Kuvayı Milliye Donanması

  • Sultan Osman

  • Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekatı

  • Destanlaşan Gemiler – Hamidiye, Yavuz, Nusrat, Alemdar

Prof. Dr.Erdal İnönü

Haziran 29th, 2012

6 Haziran 1926 Ankara’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da yaptı, 1947 de Fen Fakültesi’nden fizik lisansı diploması aldıktan sonra A.B.D.’ye gitti, California Teknoloji Enstitüsü’nde lisans üstü öğrenimi yaptı, yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı, Teorik fizik alanında araştırmalar yaptı, Yurda dönünce Ankara Üniversitesinde Fizik Asistanı olarak göreve başladı.

Askerlik görevini yaptıktan sonra üniversite doçentlik sınavını verdi, 1957-1960 yılları arasında tekrar Amerika’ya giderek “Atom Enerjisinden Yararlanma” programı içinde çeşitli üniversite ve araştırma enstitülerinde araştırmalar yaptı. 1964 – 1974 tarihleri arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olarak çalıştı, ODTÜ’de öğretim üyeliği görevinin yanı sıra araştırma ve yönetim görevleri de yaptı, Teorik Fizik Bölümü Başkanlığı, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Üniversite Rektörlüğünde bulundu. 1974’te İstanbul Boğaziçi Üniversitesine geçti, 1974-1983 yılları arasında fizik profesörlüğünün yanı sıra 6 yıl kadar da Temel Bilimler Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun kuruluşuna katkıda bulundu ve TÜBİTAK Temel Araştırmalar Enstitüsü’nde kurucu müdürlük görevini yürüttü. Aynı zamanda NATO Fen Komitesi’nde çalıştı ve UNESCO Yürütme Kurulunda görev aldı. 1983 yılında siyasete atılan Erdal İnönü, Sosyal Demokrasi Partisi’nin (SODEP) kurucu Genel Başkanı oldu, SODEP ile Halkçı Partinin Birleşmesi sonucu kurulan SHP’nin ilk olağanüstü kurultayında SHP Genel Başkanı seçildi, Bu görevini 1993 yılına kadar sürdürdü. İnönü, 1986 yılı ara seçimlerinde İzmir Milletvekili seçilmiş, 1987 ve 1991 genel seçimlerinde yeniden aynı ilden milletvekili seçilerek parlamentoda görevine devam etti.

1991 Genel seçimlerinden sonra Doğru Yol Partisi ile SHP’nin kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak görev üstlendi ve 1993 yılına kadar bu görevini sürdürdü. SHP’nin Cumhuriyet Halk Partisi ile birleşmesinin ardından, 27 Mart 1995 tarihinde Koalisyon’un Sosyal Demokrat kanadında değişikliğe gidildi, Erdal İnönü bu değişiklikle Dışişleri Bakanı olarak atandı ve 1995 yılının Mart ve Ekim ayları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

SHP Onursal Genel Başkanı Erdal İnönü, yaklaşık bir yıldır kan kanseri tedavisi görüyordu. Erdal İnönü’ye son olarak Houston’daki bir hastanede deneysel tedavi uygulanıyordu.

Prof. Dr. Erdal İnönü, 20 Ağustos 2007’de zatürre nedeniyle hastaneye yatırılmıştı. İnönü’nün hastalığı kontrol altına alınmıştı. Ancak yapılan ileri tetkiklerde, daha önce kontrol altında olan hastalığı anlaşılınca ABD’de tedavi gördüğü merkeze gönderilme kararı alınmıştı.


Dostları Erdal İnönü’yü Anlatıyor.

SÜLEYMAN DEMİREL
Teessürle öğrendim, Türkiye’nin zor zamanlarında beraber çalıştık. Sağduyusuna, serinkanlılığına, vatanperverliğine şahit oldum ve takdirle karşıladım. Doldurulması zor bir boşluk bırakmıştır. Siyasetin özünden ödün vermeden uzlaşmayı başarabilen ve karşı tarafı ikna edebilmeyi başaran bir insandı. Önce bilim adamı, sonra devlet adamı ve sonra siyaset adamıydı. Ailesine, kendisini sevenlere, milletimize başsağlığı ve merhum İnönü’ye de Allah’tan rahmet diliyorum.

HİKMET ÇETİN
Son ziyaretimizde içeri giridiğimizde kitap okuyordu. Bizi görünce ‘Siz nereden çıktınız’ diye sordu ve çok sevindi. Bir araya geldiğimizde bize Türkiye’deki iç sorunları sordu. Özellikle Kuzey Irak sorunu ve sınır ötesi operasyon hazırlıklarını anlatmamızı istedi ve fikrimizi aldı. Türkiye’nin planının ne olduğunu sordu.
Bunlardan çok başta gelen endişesi sokaklardaki terör protestolarıydı.Bu protestoların PKK’nın daha önce başarılı olamadığı bir alanda Türkiye’ye zarar vermesinden korkuyordu. Hastanede ziyaret ettiğimizde çok zayıflamıştı ama direniyordu. Büyük bir kayıp Böylesine birikimli, kültürlü bir devlet adamını kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.

ERCAN KARAKAŞ
Türkiye siyasetine çok önemli katkılarda bulundu. Partilerin yasaklandığı dönemde Sosyal Demokrat hareketin güçlenmesi için ona başvuruldu. O da bir araya getirmek çok uğraştı. Bu açıdan bizim tarafta öncü bir rol oynadı. Tıpkı babası gibi. Çok değerli bir bilim ve siyaset adamıydı. Siyasete vedası da örnek oldu. Gönüllü olarak liderliği ve siyaseti bıraktı.

TANSU ÇİLLER
Çocukluğundan beri aldığı belli bir siyasi terbiye vardı. Çok uyumlu bir çalışmamız oldu siyasette. Daha sonra siyasetten ayrıldı. Siyaset sonrasında da aynı çizgisini devam ettirdi. Vizyon sahibi ve nazik bir üslubu vardı. Ülkemizde ayrı bir yeri olmuştur. Sol zaman zaman kendisine başvurmuş, geri dönmesini istemiştir. Ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum..

ZÜLFÜ LİVANELİ
Üç özelliğiyle öne çıkıyordu. Birincisi İsmet Paşa’nın oğlu olması. İkincisi Türk siyasetine katkıları. Ve üçüncüsü yakın arkadaşlarına sergilediği dostluğu. Türkiye siyasette hırçınlığa alışmış bir ülke, o ise tam tersini sergiledi. Hiçbir zaman devam etmek istemedi. Her an bırakmak isteyen sadece katkıda bulunmak isteyen bir bilim adamı olarak, Batılı standartları ülkemize taşımıştı.

ERTUĞRUL GÜNAY
Şu an öğrendim, sonsuz rahmet ve başsağlığı diliyorum. Çok değerli bir insandı. Kısa bir süre birlikte çalıştık. Demokrasiyi benimsemiş bir insandı. Çok açık sözlüydü ve fikirlerini hep açıklıkla sundu. Hiçbir zaman çok hırslı bir politakacı olmadı, bunu kimse söyleyemez. Ender isimlerden biriydi. Türkiye siyasetinde özgür bir isim olarak yer tuttu. Bütün sevenlerine sabırlar diliyorum.

FİKRET ÜNLÜ
Yeri doldurulamayacak bir insandı. Gece gündüz aynı yerlerde kaldık tüm Türkiye’yi dolaştık. Böyle bir insan tanımadım. Her yönü özellikle bilim adamlığı tüm dünyada kabul edilmiştir. Ancak siyaset adamı olarak bambaşka bir insandı. Doktorlara ne kadar zamanım kaldı diye sordu ve acaba Türkiye dönüp kitaplarımı bitirebilir miyim demişti. En son Everestler’e çıkan Türk dağcılara mesaj göndermişti ve tebrik etmişti.

HASAN PULUR
Bir bilim adamı bir entelektüel olarak birinci sınıf bir adamdı. Ancak siyasette aynısını gösterdiğini söyleyemem. Allah Rahmet eylesin. Daima anılacaktır. Özal iktidardaydı. Erdal İnönü’ye “İktidara gelince ekonomiyle ilgili neler yapacaksınız” diye bir soru sordum: O da çok genel “İyi şeyler yapacağız” demişti. Bu cevabı yazdıktan sonra Ecevit bu sözü alıp kendisini eleştirmişti. Bu cevap gündemde kalmıştı. Erdal İnönü de bu konudan sonra beni arayıp sitem etmişti.

MURAT KARAYALÇIN
Hepimizin başı sağolsun, ulusumuzun başı sağolsun, aslan sosyal demokratların başı sağolsun. Tabi çok üzgünüz. Hem sosyal demokratlar önderini, Türkiye de büyük bir devlet adamını kaybetti. Telafi edilebilir mi bilmiyorum. Türk siyasetinde derin izler bıraktı. Erdal beyin mesajları, anıları herkes tarafından dikkate alınacaktır. Sayın Erdal İnönü, Türk siyasetine “siyaset amortismanı” deyimini kazandırmış bir kişiliktir. Hiç zorunlu olmamasına karşın genel başkanlığı kendiliğinden bırakmıştır. Bu yanıyla bile herkese güçlü bir mesaj vermiştir. Herkesin başı sağolsun.

MUSTAFA SARIGÜL
Onur Kumbaracıbaşı, Hikmet Çetin ve Halit Toraman beyle 3 gün genel başkanımızla beraberdik. Amerika’da evinde bizi ağırladı. Hastanesine ve evine gidip geldik. Bulunduğu evin parkurunda yürüyüş yaptırdık. Başımız sağ olsun.
Onur Kumbaracıbaşı’nın “İnönülü günler” kitabını okuduğunu söyledi. Belediye çalışmalarıyla ilgili benden geniş bilgiler aldı. Hikmet Çetin beye Güneydoğu konusunu sordu.

OKTAY EKŞİ
Çok üzüldüm… Gerçek bir vatansever, gerçek bir demokrat bilim adamını kaybetmiş bulunuyoruz. Derin üzüntü içindeyim. SODEP’in 1983 yılında Erdal İnönü tarafından kurulması nedeniyle yakın çalışma şansını edinmiştim. O partinin kurcularından birisi ve genel sekreter yardımcısıydım. Bu deneyim bana Erdal İnönü’nün ne kadar geniş ufuklu mütevazı ve zarif bir lider olduğunu gösterdi. Herkese başsağlığı diliyorum… 

ONUR ÖYMEN
Birikimi, saygınlığı, üstün zekası ve devlet adamlığıyla Türkiye’ye çok şey kazandırmış bir insandır. Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye, gurur verici bir dönem geçirmiştir. Yabancı devlet adamlarını nasıl etkilediğini gözlerimle gördüm. Siyasetçi kişiliğiyle de örnek bir insandı. Birleştirici özelliğiyle herkese kucak açardı. Herkesin fikrini dinlerdi, bu özelliği ona ayrıca bir ikna edicilik sağlıyordu. Ancak Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda kimseyi gözü görmezdi.

Kardeşi ÖZDEN TOKER
Yaşam tarzıyla örnek bir insandı. Çağdaş Türkiye için çok mücadele etti. Ancak hiçbir zaman küsmedi. Her zaman daha iyi olacağını düşünüyordu. Gençlere çok güveniyordu. Politikacı olmadı hiçbir zaman. Sizlerden onun nasıl bir insan olduğunu anlatmanızı istiyorum böylece onun yaşatmaya devam ederiz. 20 gün evvel onunla beraberdim ama çok iyiydi. En son 2 gün önce telefonla konuştum. O zamada çok iyiymiş ve sesi de iyi geliyordu. Tek şikayeti güçsüz olmasıydı ama onun dışında morali iyiydi. Yanındaki gençlere siz gidin yoruldunuz, yarın gelirsiniz demiş. Son anlarında bile onları düşünüyordu.


İnönü’den Unutulmaz Anektodlar

SİNEMA SALONLARI KARANLIK
Kendisini sinema çıkışında yakalayan bir gazeteci sorar:
– Sayın İnönü, sizi bu sıralar sinema salonlarında göremiyoruz pek?
– Tabii göremezsiniz sinema salonları karanlık oluyor.

YERE YATARDI
Parti başkanı iken zaman zaman sevenleri onu omuzlara almak isterdi. Bu tür gösterilerden hoşlanmayan İnönü, kıyafetine bulundu yere bakmadan hemen yere yatardı. Kimse kendisini kaldıramasın diye böyle dururdu bir süre.

FİZİKLE REHABİLİTASYON
Meclis Genel Kurulu’nda hararetli kavgalar yapılırken bu atışmalara taraf olmaz Bakanlar Kurulu sıralarındaki yerinde oturur fizik problemleri çözerdi.

BEN KEDİ MİYİM?
“Erdal yetiş fare var” diye çığlığı basan karısına gayet sakin “Bana ne Sevinç, ben kedi miyim?” diyeyanıt vermiştir.

DEVLETE ÇALIŞAN YOK MU?
DEP’li Sırrı Sakık SHP’den milletvekili adaylığı için başvurur. Ve Erdal İnönü ile yan yana gelirler. Sırrı Sakık, “Paşam, benim hakkımda bir sürü dedikodu çıkartılar. Önceden bilesiniz. Ağabeyim (Şemsi Sakık) dağda devlete karşı savaşır. Kardeşlerimden biri hapiste. Anam şöyle, Babam böyle” diye devam ederken Erdal İnönü söze girer:
“Be kardeşim sizde hiç devlete çalışan bir kişi yok muydu. Onu getirseydiniz bari.”

KİBARLIK EDİYORLAR
Gazeteci sorar:
-“Sizin için Norveç’e başbakan olur diyorlar”
Erdal İnönü cevap verir:
– “Çok teşekkür ederim. Bu herhalde sen bu işleri Türkiye’de beceremiyorsunun kibarca söylenmesi oluyor.”

GERİSİNİ ARKADAŞ ANLATACAK
Bir miting öncesi SHP’li milletvekili, İnönü’ye çok sık yapılan bir eleştiriyi gündeme getirdi.
-“Sayın Genel Başkan’ım, siz iyi konuşamıyorsunuz. Bakın Özal’a esip gürlüyor.”
-“Peki ne yapmam gerekiyor” diye sorar İnönü
-“Sayın İnönü, konuşmaya başladığınızda şöyle yumruğunuzu masaya vuracaksınız. İşte biz böyle partiyiz. Adamı şöyle yaparız, böyle yaparız” diye kükreyeceksiniz.”
Erdal İnönü, miting alanındaki otobüsün üzerine çıkar ve kürsüye yumruğunu vurup konuşmaya başlar:
_”Biz öyle bir partiyiz ki, adamı” der ve durup yanında duran kendine akıl veren milletvekiline dönerek şöyle der:
-“Devamını arkadaş söyleyecek.”

MERAK ETMEYİN
İzmir’i bir ziyaretinde balıkçılar etrafını çevirdi ve dert yanmaya başladı.
– Paşam burada bir komutan var. Bizi mahvetti. Balık avlatmıyor. Denize açılamıyoruz.
Balıkçıların şikayetlerini 15 dakika dinleyen İnönü sakin bir şekilde döner ve şöyle der:
– Merak etmeyin görürsem söylerim.

ÖLÜRÜM YOLUNA
Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal Bey’e hitaben “Ölürüm yoluna” diye haykırır.
Erdal Bey cevap verir: Dur, ölme. Bir oy bir oydur.

O BENİM İŞTE!
Erdal Bey bir gün İstanbul’da taksiye binmiş. Şoför:
“Sen ne kadar Erdal İnönü’ye benziyorsun” demiş.
“O, benim” diye cevap vermiş Erdal Bey…
Şaşırmış taksi şoförü…
“Yahu” demiş, “…birisi daha var. Harbiye’nin oralarda dolaşıyor. O da aynı Erdal İnönü”.
Bunun üzerine Erdal Bey, espriyi patlatmış:
“O da benim….!”

BİRBİRİMİZİ YİYECEĞİZ
SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garsonun “Birşey almak ister misiniz, efendim” sorusu üzerine “Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz” yanıtını verir.

FİLM İYİ Kİ BİTTİ
SHP Genel Başkanıyken Sosyalist Enternasyonal toplantısı için Paris’e gitmişti. Beraberinde SHP Genel Sekreter Yardımcısı İstemihan Talay da vardı. Toplantıdan sonra Champs Elysees bulvarındaki bir sinemaya gittiler. Filmin öyküsü, iki mafya ailesi arasındaki çatışmaydı. İki saat boyunca beyaz perdede silahlar konuştu. İnönü film bittikten sonra koltuğundan kalktı. İstemihan Talay, “Filmi nasıl buldunuz?’ diye sordu.
İnönü cevapladı:
– Çok beğendim ama iyi ki bitti. Yoksa çok daha fazla adam ölecekti… 

KARAYALÇIN YAPAR!
Kars ve Van mitinglerinden Ankara’ya dönüyordu. Sivas üzerinde uçağın pilotu “Efendim Ankara semaları kapalı. Kirli bulutlar var. İnişimiz çok güç olabilir. ” dedi.
Ön koltukta gazete okuyan İnönü’nün cevabı ise şöyle oldu:
– Hiç bir şey olmaz merak etmeyin. Ankara Belediye Başkanı Karayalçın çok çalışkandır. O kirli bulutları hemen temizler! 

PLATONİK AŞK
İnönü SHP Genel Başkanıyken dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile görüşecekti.
O günlerde İnönü, Yılmaz’ı sert biçimde eleştiriyordu.
Yılmaz, Necatibey caddesinde bulunan SHP Genel Merkezine geldi. SHP ile ANAP Genel Başkanları baş başa uzun bir görüşme yaptı. Herkes sert tartışmalar yaşanmasından endişeliydi. Görüşme sonrası dönemin SHP Genel Sekreteri Fikri Sağlar, İnönü’ye biraz da endişe ile görüşmeyi sordu.
İnönü şöyle dedi:
– Çok iyi geçti, Mesut bey partimize aşık oldu. Ama platonik.

Ebul-İz

Haziran 29th, 2012

1153 yılında Cizre’de doğdu. Fizikçi ve 60 makina mucididir. Robot ve Bilgisayar ana temelleri, saatler, su makineleri, musluk, kilitler, çocuk oyuncakları buluşları arasında yer alır. 1233 yılında vefat etmiştir. Nuh Peygamber Camii avlusunda gömülüdür. Kitapları uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.

Prof. Dr.Abdüsselâm

Haziran 29th, 2012

Nobel armağanı alan ilk müslüman ilim adamı olan Abdüsselâm, 1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga’da doğdu. Pakistanlı fizik bilgini Abdüsselâm, Pencap ve Cambridge üniversitelerinden matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu. 1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuvantum elektrodinamiğinde temel olacak bir çığır açtı ve aynı yıl Pencap Üniversitesi’ne profesör oldu. 1954 yılında Cambridge Üniversitesi’ne okutman tayin edilince, Pencap Üniversitesi’nden ayrıldı.

1957 yılında, Londra Üniversitesi’ndeki İmperal College’e teorik fizik profesörü olarak tayin edildi. Bundan sonra, Abdüsselâm, dünya çapında pek çok akademi, çeşitli komisyon, ilmî dernek ve ilmî heyet üyeliklerinde bulundu. Aynı zamanda pek çok ilmî kuruluşun başkanlığına getirildi. 1970-1973 yılları arasında Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin Birleşmiş Milletler Kurucu Kurulu ve Vakıf üyesi oldu. 1971-1972’de Birleşmiş Milletler İlim ve Teknolojisi İstişari Komitesi’ne başkanlık etti. 1972-1978 arasında Milletlerarası Sırfi ve Tatbiki Fizik Birliği nin ikinci başkanlığını yaptı. 1976 yılında Guthire Madalyası Armağanı, 1978’de Accedamia Nazionale di XL’nin Malteuecci Madalyası, 1978’de Amerikan Fizik Enstitüsü’nün John Terrance Tate Madalyası, yine 1978’de İngiliz Kraliyet Akademisi’nin Kraliyet nişanını aldı. 1979’da, ABD Milli Eğitim Akademisi ve İtalyan Milli Lincei Akademisi’ne yabancı üye seçildi. Aynı yıl kendisine Nobel Fizik Armağanı verildi. Ayrıca, biri 9 Eylül 1981’de İstanbul Üniversitesi tarafından olmak üzere, dünyanın çeşitli üniversitelerinden 15’i aşkın fahri fen doktorluğu payesi vardır.

Bugün bir taraftan Londra Ünivetsitesi İmperial College’de teorik fizik profesörlüğünü (1957’den beri) sürdürürken, diğer taraftan da Trieste’deki “Milletlerarası Fizik Merkezi”nin direktörlüğünü ifa etmektedir. Görüldüğü gibi, hayatının bütün devreleri milletlerarası başarılarla dolu olan Pakistanlı fizik ilim adamı Prof. Abdüsselâm, ender yetişen İslâm alimlerinden birisidir. Prof. Abdüsselâm, 230’dan fazla orijinal çalışma yaptı. Bunlardan bir kısmını, aralarında birçok Türk fizikçilerinin de bulunduğu mesai arkadaşları ve öğrencileri ile hazırladı. Prof. Abdüsselâm, bu çalışmalarında, İslâmiyetin ilme verdiği önemi bilen ve bütün ilimlerin kaynağı olduğuna inanan, keşiflerini ona dayandıran bir müslümandır.

ABDÜSSELÂM VE NOBEL ÖDÜLÜ
Prof. Abdüsselâm, ilimde örnek ve takdir edilecek bir çalışma gösterir. Müslümanların her şeyde olduğu gibi, ilimde de öncü olmaları gerektiğini
savunur ve ilmi, Allah’ın sanatını anlama gayreti olarak tarif eder. Hatta ona Nobel armağanı kazandıran teorisini bile, ilâhî sanatın bir kısmını anlayabilme lütfuna bağlar.

ABDÜSSELÂM’A NOBEL ARMAĞANINI KAZANDIRAN BULUŞ
Profesör Abdüsselâm’a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektromagnatik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı. Tabiatta ilk bakışta mahiyetleri itibariyle birbirinden farklı görünen dört çeşit etkileşme görülmektedir. Bunlar:
1. Gravitasyon etkileşmeleri,
2. Elektromagnetik etkileşmeler (nötronların beta bozunumlarında olduğu gibi)
3. Zayıf etkileşmeler,
4. Kuvvetli etkileşmeler. (Bunlar atom çekirdeklerinin yapı taşlarını birarada tutmaktadırlar)

Teorik fizikçiler, 1918’den beri, bu etkileşmelerden en az ikisinin veya hepsinin menşeinin aynı olduğunu isbat etmeye çalıştılar. Bu konuda çalışmalar yapan Einstein, bu işe 35 yılını verdiği halde tatminkâr ve gözlemlere uygun düşen bir netice elde edememişti. Einstein’in gerçekleştiremediği bu teoriyi Profesör Abdüsselâm gerçekleştirdi: İki ayrı tipten etkileşme aynı bir teorik model içerisinde deneylere uygun ve tatminkâr bir şekilde izah ve tasvir edilebiliyordu, zayıf etkileşmeler ile elektromagnetik etkileşmeler aynı bir teorik çatı altında birleştirilebiliyordu. İşte Selâm-Weinberg Teorisi’nin özü buydu. Abdüsselâm, sadece fizikteki çalışmaları ile değil, idarecilik ve yöneticiliği ile de örnek gösterilecek bir şahsiyettir.

Abdüsselâm, yapmış olduğu bu çalışmalarındaki başarısını İslâma bağlar. Şu ayetin anlamında insanları araştırmaya sevk ve kâinattaki her şeyin kusursuz olduğunu ve bunun neticesinde Allah’ın varlığını inkârın mümkün olmadığını söyler. “Rahman’ın yarattığında kusur göremezsin. Haydi çevir
gözünü: Kusur görecek misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir.”(Mülk-3)

Abdüsselâm’a göre, müslümanlar ne zaman bu ayetlerin ışığında çalışmalar yaptılarsa büyük başarılar kazandılar ve sahalarında çığırlar açtılar.
Ancak ne zaman bu rûhtan uzaklaştılar, o zaman ilimde gerilediler. Kur’an’ın yaklaşık 1/8’inin kâinatı incelemeye davet eden ayet-i kerime
bulunduğunu belirtir ve bu ayetlerin müslümanları araştırmaya, tefekküre, akıllarının iyi bir şekilde kullanmaya çağırdığını söyler. Bunun için bütün müslümanları, bu gerçekler ışığında ilme gereken önemi vermelerini ve bugünkü geri kalmış durumlarından kurtulmaları gerektiğini söyler.

Prof. Abdüsselâm, milletlerarası ilmi kuruluşlarda iyi bir yönetici ve etkili bir organizatör olarak da görev yaptı. Bu konudaki en büyük eseri ve 19 yıl kesintisiz olarak direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi’nin kurulmasıdır. Yine 1964 yılında, Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın kurulmasını sağladı. Bu merkezin direktörlüğüne de Prof. Abdüsselâm getirildi. Direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi kanalıyla çeşitli ülkelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin fizikçilerine büyük imkânlar sağlamaktadır. Bilhassa Türk fizikçilerine gösterdiği özel ilgi ve imkânlar oldukça geniştir. Türk fizikçiler, yaptıkları 80 civarında orijinal çalışmayla bu desteğe lâyık olduklarını göstermişlerdir.

TEORİK FİZİK MERKEZİ’NİN KURUCUSU
Profesör Abdüsselâm, milletlerarası ilmi kuruluşlarda tesirli bir organizatör ve idareci olarak da görev yaptı. Bu konuda en büyük eseri hiç şüphesiz Trieste’deki Teorik Fizik Merkezi’nin kurulması hususunda oldu. 1960’ta Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın Genel Konferansına Pakistan guvernörü olarak katıldı. Bu merkezin kurulması gerektiği fikrini ilk defa ortaya attı ve ilgilileri, dört sene boyunca ikna etmeye çalıştı. 1964’te de merkezin kurulmasını sağladı. Bu merkez İtalyan hükümetiyle Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı’nın patronajı altında kuruldu ve direktörlüğüne Prof. Abdüsselâm getirildi.

FAHRİ FEN DOKTORU
Profesör Abdüsselâm, fizik alanında büyük hizmetler yaptı. O fiziği, milletleri yaklaştırıp kaynaştırmada güçlü bir faktör olarak kullanmasını bildi. Türk fizikçilerine de fazlasıyla ilgi gösterdi ve maddi-manevi yardımlarda bulundu. Türk fiziğinin gelişmesine çalıştı. İstanbul Üniversitesi, bu hizmetlerinden dolayı Prof. Abdüsselâm’a 9 Eylül 1981’de, Fahri Fen Doktoru payesi verdi.

Archimedes

Haziran 29th, 2012

Roma generali Marcellus, Sirakuza’yı kuşattığında, Archimedes (M.Ö.287-212) adlı bir mühendisin yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştı. Bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. Örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşlar burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. Hattâ Archimedes’in aynalar kullanmak suretiyle Roma donanmasını yaktığı da rivayet edilmektedir. Ancak bütün bunlara karşın M.Ö. 212 yılında Romalılar Sirakuza’yı zapt ettiler ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte Archimedes’i de öldürdüler. Söylendiğine göre, bu sırada Archimedes toprak üzerine çizdiği bir problemin çözümünü düşünüyormuş ve yanına yaklaşan Romalı bir askere oradan uzaklaşmasını ve kendisini rahat bırakmasını söylemiş; ancak asker Archimedes’e aldırmayarak hemen öldürmüş. Tarihin nadir olarak yetiştirdiği bu çok yetenekli bilim adamının öldürülüşü Romalı generali de çok üzmüş.

Archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. Gençliğinde bir süre İskenderiye’de bulunmuş, burada Eratosthenes ile arkadaş olmuş ve daha sonra da onunla mektuplaşmıştır. Archimedes’in mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. Bunlara ilişkin eserler vermemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.

Geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4r2 ve hacminin ise 4/3 r3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır. Bir dairenin alanının, tabanı bu dairenin çevresine ve yüksekliği ise yarıçapına eşit bir üçgenin alanına eşit olduğunu kanıtlayarak pi’nin değerinin 3 l/7 * 3 10/71 arasında bulunduğunu göstermiştir.

Archimedes’in en parlak matematik başarılarından biri de, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. Bir parabol kesmesini dörtgenleştirirken sonsuz küçükler hesabına yaklaşmıştır. Sonsuz küçükler hesabı, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayı matematiksel olarak ekleyebilmektir. Bu hesabın çok büyük bir tarihî değeri vardır. Sonradan modern matematiğin gelişmesinin temelini oluşturmuş, Newton ve Leibniz’in bulduğu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel oluşturmuştur.

Archimedes Parabolün Dörtgenleştirilmesi adlı kitabında, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3’üne eşit olduğunu ispatlamıştır.

İlk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da Archimedes’dir. Bu prensiplerden bazıları şunlardır:

1. Eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır.

2. Eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f . a = f1. b

Bu çalışmalarına dayanarak söylediği “Bana bir dayanak noktası verin Dünya’yı yerinden oynatayım.” sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.

Archimedes, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. Söylendiğine göre, bir gün Kral İkinci Hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü Archimedes’e havale etmiş. Bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen Archimedes, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve “Buldum, buldum” diyerek hamamdan fırlamış. Acaba Archimedes’in bulduğu neydi? Su içine daldırılan bir cisim taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığından kaybediyordu ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorun çözülebilirdi.

Archimedes’in araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. Archimedes’in bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir. Archimedes, yirmi üç yüzyıl önce, modern bilimsel yöntem anlayışına çok yakın bir anlayışla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarını bulmuş ve bu katkılarıyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanından birisi olmaya hak kazanmıştır.

Hannah Arendt

Haziran 29th, 2012

Hannah Arendt, 14 Ekim 1906 yılında Hannover’de, bir Yahudi mühendisin tek çocuğu olarak doğdu. Marburg ve Freiburg’da üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Heidelberg’de Martin Heidegger ve Karl Jaspers’ten felsefe öğrendi ve yirmi iki yaşında yine burada doktorasını verdi.

1929’da Berlin’e yerleşti ve gazeteci Günther Stern ile evlendi. Stern daha sonra Günther Anders takma adı ile filozof olarak tanındı. Çift 1937’de ayrıldı. Hitler’in iktidara gelmesi üzerine 1933’te Almanya’dan ayrılarak Fransa’ya geçti ve Yahudi göçmen hareketi içerisinde aktif olarak yer aldı. 1940’a dek çeşitli Yahudi örgütlerinde sosyal görevli olarak çalıştı. 1940’ta Heinrich Blücher ile evlendi. Daha sonra Amerika’ya yerleşti ve 1951’de ABD yurttaşlığına geçti.

1953 yılında Princeton’da Christian Gauss konferanslarına çağırıldı. Böylece California, Chicago, Columbia, Northwestern, Cornell ve başka üniversitelerde verdiği dersleri içeren seçkin bir akademik kariyer başladı. New York’taki New School for Social Research’de felsefe profesörü oldu.

Hannah Arendt, 04 Aralık 1975 yılında New York’taki evinde öldü.
 
Eserleri
1951  The Origins of Totalitarianism
1958  The Human Condition
1961  Past and Future, Between Past and Future
1963  On Revolution, Eichmann in Jerusalem
1968  Men in Dark Times
1970  On Violence
1972  Crises of the Republic 
 

Herbert Spencer

Haziran 29th, 2012

Ünlü İngiliz filozof ve sosyolog Herbert Spencer, 1820 yılında Derby’de doğdu. Babası bir öğretmendi. Öğrenimini önce babasının, sonra amcasının evinde gördü. Üniversiteye hazırlayan bir öğrenim de geçirdi.  Bundan sonrasında da kendisinin çizip bağlı kaldığı bir yolla kendisini yetiştirdi.

Önce matematik ve doğa bilimleri üzerinde durdu. Kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Matematik bilgileri sayesinde Londra – Birmingham demiryolu yapımında mühendis olarak çalıştı. Economist adındaki ünlü maliye ve iktisat dergisine yazar oldu.  Sistematik bir eğitim almamasına, okumayı fazla sevmemesine karşın birçok bilim dalında binlerce fikir ortaya attı, ve “evrim” teorisinde Charles Darwin’in bir numaralı rakibi oldu. Edindiği büyük başarıları mükemmel gözlem yeteneğine borçlu olup, doğrudan doğruya yaptığı gözlemlerle binlerce fikrini destekleyecek binlerce olguyu rahatlıkla buldu.

1851’de yazdığı ilk kitabı “Toplumsal Statik”, insan haklarının gelişimini, ve bireysel özgürlüklerin savunusunu evrimsel bir teoriyi temel alarak açıklar. 1858’de evrim teorisini biyoloji bilimi ile sınırlamayıp, bu teoriyi bütün bilimlere uygulamak fikri kafasında belirdi. 1860 yılında Bir Sentetik Felsefe Sistemi (A Sytems of Synthetic philosophy)yapıtının planını çizdi ve otuz altı yıl bu planı yürütmekle uğraştı. Sağlık sorunları nedeniyle günde sadece birkaç saat yazabiliyor olmasına, ve maddi durumunun kötülüğüne rağmen, 1893’de on ciltlik şaheserini tamamladı. Eserin kuruluşu şöyle: 1.cilt: “İlk Prensipler” 2. – 3. ciltler: “Biyolojinin İlkeleri” ; 4. – 5. ciltler: “Psikolojinin İlkeleri”; 6. – 8. ciltler: “Sosyolojinin İlkeleri”; 9. – 10. ciltler: “Ahlakın İlkeleri”.

Herbert Spencer geniş bir alana yayılmış farklı türdeki bilgileri uyumlu bir şekilde birleştirerek Viktorya çağına damgasını vuran kişilerdendir. Evrim kuramının gelişiminde ve kabulünde en az Charles Darwin kadar büyük bir rol oynamış, bugün evrim kuramını açıklarken kullanılan birçok terimi de ilk kez kullanan kişi, o olmuştur.

1870’lerde ve 1880’lerin başında özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve İngiltere’de ünü doruk noktasına vardı. 1902’de Edebiyat dalında Nobel Ödülüne aday gösterildi. Bir çok ödülü ve övgüyü çoğu zaman reddetti. Uzun bir hastalık döneminin ardından 1903’te vefat etti.

Doç. Dr.Füsun Akatlı

Haziran 29th, 2012

Edebiyat, felsefe yazıları ve incelemeleriyle tanınan Füsun Akatlı 1944 yılında Ankara’da doğdu. 4 Temmuz 2010 günü 66 yaşında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun olan Akatlı, bu bölümde asistan olarak göreve başladı. Güzel sanatlar Böülümü’ne geçerek burada Felsefe Tarihi, Sanat Felsefesi, Bilgi Teorisi ve Dil Felsefesi üzerine dersler vermeye başladı.

80’li yıllarda önce reklamcılık, daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda dramaturgluk yapan Doç. Dr. Füsun Akatlı, Yeditepe Üniversitesi’nin tiyatro bölümünü kurdu. Edebiyat dünyasının sevilen isimlerinden olan Füsun Akatlı, felsefe, edebiyat kadar tiyatro üzerine de yazı ve çalışmalar yapmış, onun üzerinde kitap yayımlamıştı. Akatlı, 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü almıştı.

Varlık, Dost, Soyut, Söz, Politika, Milliyet Sanat, Radikal Kitap gibi çok sayıda gazete ve dergide yazıları yayımlanan Akatlı, en son Cumhuriyet Gazetesi’ne yazıyordu.

Sait Faik Hikaye Armağanı, Simavi Edebiyat Ödülleri, Behçet Necatigil Şiir Ödülü, Cevdet Kudret Ödülleri ve İnkılap Yayınevi Edebiyat Ödülleri seçici kurullarında yeralan Akatlı, 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü kazanmıştı. Akatlı’nın pek çok kitabı arasında ”Niçin Diyalektik”, ”Felsefe Gözlüğüyle Edebiyat”, ”Zamansız Yazılar”, ”Kültürsüzlüğümüzün Kışı”, ”Düşünce Ufkunda Pupayelken”, ”Bilge Karasu Aramızda”, ”Bir de Ruhi Su Geçti”, ”Pusulamız Felsefe” gibi yapıtları da bulunuyor.

‘Zamansız Yazılar’ köşesinde edebiyat yazıları yazan Füsun Akatlı’nın, şair Metin Altıok’la evliliğinden bir kızı bulunuyor.

Epikuros Epikür

Haziran 29th, 2012

MÖ 341’DE Samos’ta veya Atina’da doğan Epikuros, önce Lesbos (bugün, Midilli) Adası’nda, sonra Anadolu’nun Lampsakos (bugün, Lapseki) Kenti’nde ders verdikten sonra, MÖ 306’da, Atina’da, okulu kendi adıyla anılan büyük bir bahçeye yerleşti. Orada ölümüne kadar bir filozoflar ve dostlar meclisini çevresine topladı: Epikuros’un Bahçesi.

Maddeci bir filozof olan Epikuros, Demokritos’un atomculuğunu sürdürmüş, yenilemiş ve onun temelleri üzerinde insan mutluluğunu öne çıkaran bir haz felsefesi kurmuştur. Epikuros’a  ait 300 kadar eserden günümüze kadar ancak  Diogenes Laertios’un on kitaplık  “Ünlü Filozofların  Yaşamları, Öğretileri ve Özdeyişleri”nde (Peri Bion Dogoraton kai Apoftegmaton) yer alan üç mektubu ve 40 özdeyişini içeren “Temel Öğretiler” (Kriai Dohiai) adlı eseri ulaşmıştır. Heredetos’a yazdığı mektup, fizik üzerinedir ve atomculuğun temel ilkelerini içerir. Pitokles’e mektubu, jeoloji, meteoroloji ve gök olayları konularını içermekte; Moekeus’a mektubuysa, etik dolayısıyla, yaşama sanatı ve bilgelik üzerinedir.

Epikuros’un felsefesiyle ilgili diğer kaynaklar, Herculanum kazılarında  Papiri Evi’nde bulunan papirüsler ve çok daha yeni olarak XIX. yy’da Vatikan el yazmalarında ortaya çıkarılan “80 Vatikan Özdeyişi”dir.

Lev Schestov

Haziran 29th, 2012

13 Şubat 1866 yılında Kiev, Rusya’da doğdu. Dostoyevski ve Nietzsche’nin etkisi altında Sokrates’ten Kant’a kadar olan bütün idealist sistemlerin savunucusu oldu.

1916’dan sonra özellikle Fransa’da sürgündeyken din ile ilgilenip sonradan egzistansiyalizm ile ilgilendi. Son eserlerinden biri Kierkegaard üstünedir.

Lev Shestov, 19 Kasım 1938 yılında Frasa’da hayata veda etti.

Prof. Dr.Orhan Türkdoğan

Haziran 29th, 2012

1926 yılında Malatya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini bu ilde tamamladı. 1955 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe ve Sosyoloji bölümünden mezun oldu.1955-59 yılları arasında Malatya Lisesi felsefe öğretmenliğinde bulundu.1959 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji asistanlığına atandı.1962 yılında yılında Doktor,1967 yılında Doçent ve 1971 yılında da Profesörlük ünvanını aldı.

Türkdoğan, 1962-64 yıllarında ABD’nin Nebraska ve Missouri üniversitelerinde “yenliğin yayılması”,”Sağlık-Hastalık Sistemi”(Medical Sociology) ve “etnik gruplar” üzerindeki araştırmalarını sürdürdü.

1971 yılında,Alman Devletinin davetlisi olarak,Hohenheim Üniversitesi’nde birinci kuşak Türk işçileri üzerinde araştırmalarını yürüttü.Yine,1980’de Alman Devletinin isteği üzerine, ayni Üniversitede,ikinci kuşak Türk işçilerinin toplumsal uyumsuzluk ve kültürel entegrasyon gibi temel sorunlarını incelmemiştir.

1980 yılında terör ve şiddet olayları ile ilgili olarak, kaynak araştırmaları için St. Andrews/ İskoçya üniversitesinde görev almış ve yerel terör örgütlerinin stratejilerini inceleyerek, ülkemiz terör ve şiddet olaylanrının sosyal ve antropolojik yönleriyle olan bağlantılı bir araştırma yürütmüştür.

1985-1995 yıllarında,Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin kuruluşu ve oluşumunda on yıl süreyle görevini yürütmüş ve 1995-2004 döneminde, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Fakültesinde görevini sürdürmüş ve bu Enstitüden emekli olmuştur…

Türkdoğan, 1959 yılından itibaren ülkemizde yaşayan Rus kökenli Molakanlar, Estonlar,Kozaklar, Polonezler,Süryaniler gibi dış etnik gruplar yanında,yerel Kürt ve Zaza halkları üzerindeki saha araştırmalarını da sürdürmüş ve ilk kez ülkemizde yaşayan tüm yerli-yabancı etnik grupların sosyal varlık alanlarını 1995 yılında Etnik Sosyoloji adı altında yayınlamıştır.Ayrıca,17 il ve 45 ocakta yaşayan Alevi-Bektaşi grupları ile Doğu-Güneydoğu yörelerinde egemen olan 21 kadar kabile ve aşiret kuruluşlarını da yine aralarında yaşayarak,1995 ve 1997 yıllarında yayınlamıştır.

Prof.Dr.Türkdoğan, 2008 yılında da Türkiye Büyük Millet Meclisi onur ödülüne layık görülmüştür.1995-2010 yılları arasında ise Timaş Yayınevi 11, İ.Q.Yayınevi 19,Milli Eğitim Bakanlığı da 2 adet kitabını yayınlamıştır.

Yazarın Kitapları

Alevi-Bektaşi Kimliği
Aydınlıktakiler ve Karanlıktakiler
Bilimsel Araştırma Metodolojisi
Etnik Sosyoloji
Osmanlı’dan Günümüze Türk Toplum Yapısı
Türk Sanayi Toplumu
Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi
Türk Toplumunda Zazalar ve Kürtler

Arne Naess

Haziran 29th, 2012

Arne Dekke Eide Naess, banker ve işadamı Ragnar Naess ve bayan Christine Dekke’nin çocuğu olarak 27 Ocak 1912’de Norveç’in başkenti Oslo’da doğdu.

Oslo Üniversitesi’nden doktorasını alan Naees, 27 yaşında ünüversitenin en genç profesörü olarak göreve başladı. Oslo Üniversitesi’ne göre birçok kitap ve makale yazan Naees’in en önemli yapıtı, “Yorum ve Kesinlik” adlı kitabıydı.

Öncü bir dağcı da olan Naess, 1954’de Pakistan’daki 7 bin 700 metrelik Tiriç Mir Dağı’na düzenlenen ilk çıkışı yönetti. Naess, Norveçli dağcılarla 1964’de aynı dağa ikinci kez çıktı.

Üniversitedeki görevinden 1970’de emekli olan Naess, çevre koruma hareketlerinde etkin olarak görev aldı, konuyla ilgili birçok yazı yazdı ve protestolara katıldı.

“Derin Ekoloji” kavramının yaratıcısı Norveçli filozof Arne Naess, 96 yaşında öldü.
Arne Naess’in yayıncısı Erling Kagge, AP Ajansı’na, çevreci filozofun 12 Ocak 2009 tarihinde uykusunda öldüğünü söyledi. Yeşilbarış hareketinin Norveç temsilcisi Truls Gulowsen, “Naees’in ekolojik felsefesi Yeşilbarış için hala önemini koruyor” dedi. Gulowsen, Naees’in, 1988’de kurulan Yeşilbarış’ın norveç bürosunun kurucu başkanı olduğunu bildirdi.

Nezihe Araz

Haziran 29th, 2012

Ankara eski milletvekili Rıfat Araz’ın kızıdır. 1941’de Ankara Kız Lisesi’ni, 1946 yılında ise, Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.

Resimli Hayat dergisinde gazeteciliğe başladı (1950). Babıâli’nin çeşitli gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Röportajları ve araştırmaları yayınlandı. Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın hayatını “Dertli Dolap” ve “Aşk Peygamberi” adlı kitaplarda anlattı. Hz. Muhammed (s.a.v) ’in ve Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatan biyografileri yayınlandı. Şiirlerini “Benim Dünyam” adlı bir kitapta toplayan Nezihe Araz’ın “Anadolu Evliyaları” adlı kitabı ilgi ile karşılandı. Meydan-Larousse, Larousse-Gençlik ve Kaynak Kitaplar Yayınevi’nin hazırladığı Türkiye Ansiklopedisi’yle diğer yayınların yapımcı veya yayıncılığını yaptı.

Anadolu halk törelerini, özellikle kadın giyim ve süs eşyasının özelliklerini ve bunlara ilişkin anekdotları derledi. Anadolu kadınları baş süslemelerinden bir koleksiyon oluşturdu. Orta Anadolu Yörükleri arasında yaptığı araştırmaları “Kırk Pencereli Konak” adıyla yayınladı.

Nezihe Araz, Kent Oyuncuları tarafından sergilenen “Hayattan Yapraklar” adlı televizyon dizisini ve yine Kent Oyuncuları’nın sergilediği, “Akıllı Tavşan ve Güçlü Aslan”, “Sihirli Fındıklar” adlı müzikli çocuk oyunlarını yazdı. Araz’ın Devlet Tiyatroları edebi kurullarınca repertuara alınan ve çeşitli tarihlerde oynanan oyunları şunlardır: “Bozkır Güzellemesi”, “Öyle Bir Nevcivan”, “Alacakaranlık”, “İmparatorun İki Oğlu”, “Afife Jale”, “Cahide”, “Ballar Balını Buldum.” Ayrıca 1984’ten sonra televizyonda “Hanımlar Sizin İçin” adlı, kadınlara yönelik kuşak programları çeşitli aralıklarla yayınlanmaktadır. “O Kadın”, “Ekmek Kavgası”, “İhtiras Fırtınası”, “Afife Jale” ve “Hanım” adlı senaryoları film olmuştur.

25 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

Prof. Dr.Afşar Timuçin

Haziran 29th, 2012

1939’da Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim görürken 1967’de Kanada’ya gitti. Montreal üniversitesinin felsefe bölümünden mezun oldu.

Yurda dönüşünde Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Fransızca okutmanlığına başladı. Aynı üniversite de doktorasını verdi. 1992’de profesörlüğe yükseldi. İstanbul’da Kavram Yayınları’nın ve üç aylık Felsefe Dergisinin (ilk sayı Ekim-Aralık 1977) sahip ve yönetmenliğini yaptı.

Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesi. Yazı alanında adını 1956’da Vatan gazetesinde yayınlanan “Heykel” adlı öyküsüyle duyurdu. Şiirleri ve yazıları Yelken, Ataç, Papirüs, Yeni Edebiyat, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Milliyet Sanat, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.

Toplumcu dünya görüşüne bağlı, öz ve biçim bakımından bütünleşmiş bir şiir anlayışı geliştirmeye çalıştı. “Tahir ile Zühre”, “Leyla ile Mecnun”, “Ferhat ile Şirin”, “Arzu ile Kamber”, “Güllü ile Hamza” isimli halk öykülerini destan biçiminde yeniden yazarak 1969’da “Destanlar” ismiyle kitaplaştırdı. Felsefeyle ilgili kitaplarının yanısıra öykü ve deneme kitapları da yayınladı.

ESERLERİ

ŞİİR:

Çöl (1968)
Destanlar (1969)
Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz (1974)
Savaşçı Türküleri (1980)
Ey Benim Güzel Sevdalım (1984)
Bu Sevda Böyle Gider (1992)
Akşam Türküleri (1996)

ANTOLOJİ:

Wietnam Şiiri (A. Kadir ile birlikte, 1984)
Filistin Şiiri (1974-1983)
Portekiz Sömürgeleri Şiiri (1975)

ROMAN:

Yarına Başlamak (1975, 1977)
Gece Gelen Eski Dost (1980, 1983)
Kıyılar Durunca (1983)

ÖYKÜ:

Denizli Pencere (1981)
Neden Bazı Akşamlar (1985)

FELSEFE-ARAŞTIRMA:

Aristoteles Felsefesi (1976)
Descartes Felsefesine Giriş (1980)
Niçin Yapısalcılık Değil (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Kaynakları (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (1986)
Estetik (1987)