Aristoteles

Haziran 29th, 2012

Aristoteles, Ege Denizi’nin kuzeyinde bulunan Stageria’da doğmuştur (M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria’da İyon kültürü egemendir ve Makedonyalıların buraları istila etmeleri bile bu durumu değiştirmemiştir. Bu nedenle Aristoteles’e bir İyonya filozofu denilebilir.

Annesi hakkında adından başka hiçbir şey bilinmemektedir; babası Nicomaihos, hekimdir ve Makedonya Krallarından Amyntus’un (M.Ö.393-370) hekimliğine getirildiğinde, ailesi ile birlikte Stageria’dan Makedonya’nın başkentine taşınmıştır. Aristoteles burada öğrenim görmüş ve savaş yaşamına ilişkin ayrıntılı bilgiler ve deneyimler edinmiştir; bir taraftan İyon ve diğer taraftan Makedonya etkileriyle biçimlenmiş ve gençliğinde, ilgisini daha çok tıp üzerinde yoğunlaştırmıştır. 17 yaşına geldiğinde öğrenimini tamamlaması için Atina’ya gönderilen Aristoteles, hayatının 20 yılını (M.Ö. 367-347) burada geçirmiştir. Atina’ya gelir gelmez, Platon‘un öğrencisi olarak Akademi’ye girmiş ve hocasının ölümüne kadar burada kalmıştır. Platon, sürekli olarak çekiştiği bu değerli öğrencisinin zekasına ve enerjisine hayran kalmış ve ona Yunanca’da akıl anlamına gelen Nous adını vermiştir. Atina’da kaldığı süre içerisinde Aristoteles, başka hocaları da izlemiş ve mesela Agora’da politik dersler almıştır.

Bir sarraf olarak iş hayatına atılmış ve daha sonra çok varlıklı olmuş Hermenias, kısa bir süre içinde çok geniş toprakları mülk edinmiş ve Aterneus’un yöneticiliğine gelmişti. Akademi’nin öğrencisi ve hocası Platon’un hayranıydı. Onun devlet yönetimine ilişkin önerilerini çok olumlu karşılıyor ve Platon’un önderliğinde daha iyi bir yönetim oluşturmak istiyordu. Bu amaçla Assos’ta Akademi’nin kolu olan bir okul kurmuştu. Platon’un ölümünden sonra, Aristoteles bu okulda görev aldı ve üç yıl boyunca burada çalıştı. Bir ara Hermenias’ın yeğeni Pythias ile evlendi.

Aristoteles, Assos’ta kaldığı süre içerisinde, zaman zaman dostu Teofrastos’un memleketi olan Mytilen’e gitmiştir. Bu seyahatlar, Aristoteles’in gözlemler yapması ve kendisini yetiştirmesi açısından çok yararlı olmuştur.

Bu sıralarda II. Philip, oğlu İskender için iyi bir öğretmen aramaktaydı ve Assos’taki okulun yöneticisi olan Aristoteles, yavaş yavaş dikkatini çekmeye başlamıştı. Görev, Aristoteles’e önerildi ve o da bu öneriyi seve seve kabul ederek, II. Filip’in oturmakta olduğu Pella’ya gitti. Aristoteles’in öğretmenliği, 343 yılından 340 yılına kadar sürdü. İskender, 336’da babası ölünce, onun yerine geçti ve eski öğretmeni Aristoteles’i danışman olarak atadı. Daha sonra İskender Yunanistan’daki ve Balkanlar’daki ayaklanmaları bastırmak üzere harekete geçince, Aristoteles, onu bırakarak, büyük idealini gerçekleştirmek amacıyla, yani yeni bir okul kurmak amacıyla Atina’ya döndü.

İskender’in M.Ö. 323 yılında ölmesi, Aristoteles’i çok güç bir durumda bırakmıştı; çünkü Lise’nin kurulması sırasında İskender’in yapmış olduğu yardımlar ve Hermenias için yazmış olduğu zafer türküsü, Atina’daki düşmanları tarafından hatırlanmıştı. Aristoteles, dinsizlikle suçlandı ve Atinalıların, Sokrates’i ölüme mahkum etmekle işlemiş oldukları suçu yinelememeleri için Chalcis’e kaçtı ve orada yakalanmış olduğu bir hastalık sonucunda M.Ö. 322 yılında öldü.

Aristoteles’in hiçbir resmi kalmamıştır. Diogenes’e göre, ince bacaklı ve küçük gözlüymüş. Viyana’daki Sanat Tarihi Müzesi’nde sergilenmekte olan mermer başın Aristoteles’e ait olduğu iddia edilmekteyse de, bunu kanıtlayacak herhangi bir ipucu yoktur.

Aristoteles, İskender’i bırakarak Atina’ya döndüğünde, oradaki dostlarıyla buluşmuştu; ama aradan 20 yıl geçmiş olduğu için, artık eski okuluna dönemezdi. Başka bir okul kurmaya karar verdi ve bu maksatla kentin batısında bulunan ve Apollon Lyceios’un (Kurt Tanrı) anısına ayrılmış olan ormanlık alanı seçti. İşte bugün de kullanmakta olduğumuz Lise adı, bu Lyceios‘tan gelmektedir.

Lise’de eğitim ve öğretimin nasıl yapıldığına ilişkin kesin bir bilgiye sahip değiliz; ancak bazı kaynakların bildirdiğine göre, sabahları yeni başlayanlara, akşamları ise geniş halk kitlelerine dersler verilmekteymiş.

Akademi ve Lise, aslında felsefe öğretimi veren okullardı. Ancak Akademi, daha çok metafiziğe ve bu arada ahlak ve siyaset gibi konulara yönelmişti. Lise’de ise araştırmalar, Aristoteles’in daha çok mantık ve bilimlerle ilgilenmesi nedeniyle, bu alanlarda yoğunlaşmıştı.

Aristoteles 13 yıl boyunca Lise’nin yöneticiliğini yaptı ve ölümünden sonra yerine arkadaşı Teofrastos geçti. Teofrastos, 37 yıl bu okulun yöneticiliğini üstlendi ve yapmış olduğu yeni düzenlemelerle Lise’yi kurumsallaştırmayı başardı; ancak Lise, Akademi kadar uzun ömürlü olamadı.

Aristoteles’in matematik bilgisi araştırmalarına yeterli olacak düzeydeydi; bilimleri matematik, fizik ve metafizik olarak üç bölüme ayırırken, Platon gibi, matematiğe – yani aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilimlerine – bir öncelik tanımıştı; ancak uygulamalı matematikle ilgilenmiyordu. “Eşit şeylerden eşit şeyler çıkarılırsa, kalanlar eşittir.” veya “Bir şey aynı anda hem var hem de yok olamaz (üçüncü durumun olanaksızlığı ilkesi)” gibi aksiyomların bütün bilimler için ortak olduğunu, postülaların ise sadece belirli bir bilimin kuruluşunda görev yaptığını söyleyerek, aksiyom ile postüla arasındaki farklılığa işaret etmişti. Aristoteles’in, süreklilik ve sonsuzluk hakkında yapmış olduğu temkinli tartışmalar, matematik tarihi açısından oldukça önemlidir. Sonsuzluğun gerçek olarak değil, gizil olarak varolduğunu kabul etmiştir. Bu temel sorunlar üzerindeki görüşleri, daha sonra Archimedes ve Apollonios tarafından yeniden işlenip değerlendirilecektir.

Aristoteles, astronomiye ilişkin görüşlerini Fizik ve Metafizik adlı eserlerinde açıklamıştır; bunun nedeni, astronomi ile fiziği birbirinden ayırmanın olanaksız olduğunu düşünmesidir. Aristoteles’e göre, küre en mükemmel biçim olduğu için, evren küreseldir ve bir kürenin merkezi olduğu için evren sonludur. Yer evrenin merkezinde bulunur ve bu yüzden, evrenin merkezi aynı zamanda Yer’in de merkezidir. Bir tek evren vardır ve bu evren her yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. Ay, Güneş ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandırmak için Eudoxos’un ortak merkezli küreler sistemini kabul etmiştir.

Acaba Aristoteles bu kürelerin gerçekten varolduğuna inanıyor muydu? Elimizde buna ilişkin kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, geometrik yaklaşımı mekanik yaklaşıma dönüştürmüş olması, inandığı yönündeki görüşü güçlendirmektedir. De Caelo’da (Gökler Üzerine) yapmış olduğu en son belirlemelere göre, en dışta bulunan Yıldızlar Küresi, yani evreni harekete getiren ilk hareket ettirici, aynı zamanda en yüksek tanrıdır. Metafizik’te ise, Yıldızlar Küresi’nin ötesinde, sevenin sevileni etkilediği gibi gökyüzü hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket ettiricinin bulunduğunu söylemiştir. Öyleyse Aristoteles, yalnızca gökcisimlerinin tanrısal bir doğaya sahip olduğuna inanmakla kalmamakta, onların canlı varlıklar olduğunu da kabul etmektedir. Bu evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve İbn Sinâ gibi Ortaçağ İslâm Dünyası‘nın önde gelen filozofları tarafından da benimsenecek ve Kuran-ı Kerim’de tasvir edilen Tanrı ve Evren anlayışıyla uzlaştırılmaya çalışılacaktır.

Aristoteles’e göre, Evren, Ayüstü ve Ayaltı Evren olmak üzere ikiye ayrılır; Yer’den Ay’a kadar olan kısım, Ayaltı Evren’i, Ay’dan Yıldızlar Küresi’ne kadar olan kısım ise Ayüstü Evren’i oluşturur. Bu iki evren yapı bakımından çok farklıdır. Ayüstü Evren ve burada yer alan gökcisimleri, eterden oluşmuştur; eterin, mükemmel doğası, Ayüstü Evren’e ezelî ve ebedî bir mükemmellik sağlar. Buna karşılık, Ayaltı Evren, her türlü değişimin, oluş ve bozuluşun yer aldığı bir evrendir. Burası, ağılıklarına göre, Yer’in merkezinden yukarıya doğru sıralanan dört temel öğeden, yani toprak, su, hava ve ateşten oluşmuştur; toprak, diğer üç öğeye nispetle daha ağır olduğu için, en altta, ateş ise daha hafif olduğu için, en üstte bulunur. Aristoteles’e göre, bu öğeler, kuru ve yaş ile sıcak ve soğuk gibi birbirlerine karşıt dört niteliğin bireşiminden oluşmuştur.

Varlık biçimlerinin mükemmel olmaları veya olmamaları da Yer’in merkezine olan uzaklıklarına göre değişir. Bir varlık Yer’e ne kadar uzaksa, o kadar mükemmeldir. Bundan ötürü, merkezde bulunan Yer mükemmel olmadığı halde, merkeze en uzakta bulunan Yıldızlar Küresi mükemmeldir. Bu mükemmel küre, aynı zamanda Tanrı, yani ilk hareket ettiricidir.

Aristo’nun bu ve diğer görüşleri orta çağ boyunca bir çok filozozu etkilemiş, ve daha sonraki dönemleri de şekillendirmiştir. belki de felsefenin temel ilkeleri Arsito mantığı üzerine kurgulanmıştır.

İbn Sina

Haziran 29th, 2012

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin muhtelif alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn Sînâ (980-1037) matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları ve astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir. Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuraminın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn Sînâ’ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir.

İbn Sînâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles‘in hareket anlayışını eleştirmiştir; bilindiği gibi, Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu. İbn Sînâ bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles’in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır; oysa meselâ bir bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgar ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti cisimleri taşımaya yeterli değildir.

İbn Sînâ’ya Aristoteles’in yanıldığını gösterdikten sonra, kuvvetle cisim arasında herhangi bir temas bulunmadığında hareketin kesintiye uğramamasının nedenini araştırmış ve bir nesneye kuvvet uygulandıktan sonra, kuvvetin etkisi ortadan kalksa bile nesnenin hareketini sürdürmesinin nedeninin, kasri meyil (güdümlenmiş eğim), yani nesneye kazandırılan hareket etme isteği olduğunu sonucuna varmıştır. Üstelik İbn Sînâ bu isteğin sürekli olduğuna inanmaktadır; yani ona göre, ister öze âit olsun ister olmasın, bir defa kazanıldı mı artık kaybolmaz. Bu yaklaşımıyla sonradan Newton’da son biçimine kavuşan eylemsizlik ilkesi’ne yaklaştığı anlaşılan İbn Sînâ, aynı zamanda nesnenin özelliğine göre kazandığı güdümlenmiş eğimin de değişik olacağını belirtmiştir. Meselâ elimize bir taş, bir demir ve bir mantar parçası alsak ve bunları aynı kuvvetle fırlatsak, her biri farklı uzaklıklara düşecek, ağır cismimler hafif cisimlere nispetle kuvvet kaynağından çok daha uzaklaşacaktır.

İbn Sînâ’nın bu çalışması oldukça önemlidir; çünkü 11. yüzyılda yaşayan bir kimse olmasına karşın, Yeniçağ Mekaniği’ne yaklaştığı görülmektedir. Onun bu düşünceleri, çeviriler yoluyla Batı’ya da geçmiş ve güdümlenmiş eğim terimi Batı’da impetus terimiyle karşılanmıştır.

İbn Sînâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir, ancak, İbn Sînâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan el-Kânûn fî’t-Tıb (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir. Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin Birinci Kitab’ı, anatomi ve koruyucu hekimlik, İkinci Kitab’ı basit ilaçlar, Üçüncü Kitab’ı patoloji, Dördüncü Kitab’ı ilaçlarla ve cerrâhî yöntemlerle tedavi ve Beşinci Kitab’ı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

İslam tarihinde önemli adımların atıldığı bir dönemde bilim hususunda daha sonra gelişecek olan Avrupa biliminde de önemli etkileri olacak olan İbn Sina, geliştirdiği felsefeyle de daha sonraları bir çok İslam alimi tarafından da eleştirilmiştir.

Sancar Özer

Haziran 29th, 2012

Sancar Özer 1980 yılında Ankara’da doğdu. İlköğretimini Özel Tercüman İlkokulu, ortaokul ve lise eğitimini İstek Vakfı Özel Atanur Oğuz Koleji’nde tamamladı.

1998 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümünü kazandı ve 2002 yılında bu okuldan “Sanat Tarihçi” ünvanıyla mezun oldu.

Çeşitli dergilerde çevirileri, sanat tarihi konulu makaleleri ve sinema eleştirileri yayınlandı.

Mualla Eyüboğlu Anhegger

Haziran 29th, 2012

Geleneklere ve dine bağlı bir aileden gelen Mualla Eyüboğlu, 1919 Yılında Erzurum Aziziye’de doğdu. 1942’de Güzel Sanatlar Akademisi Mimari Bölümü’nden mezun oldu. Ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu ile yazar Sabahattin Eyüboğlu’nun kız kardeşi de olan Eyüboğlu,  Türkiye’nin ilk kadın mimarlarındandı. Alman Türkolog,  tarih araştırmacısı Dr. Robert Anhegger ile evliydi.

1940 yılında 3803 sayılı yasa ile ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere açılmış olan Köy Enstitüleri projesinde ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu ve İsmail Hakkı Tonguç başta olmak üzere öncü isimlerle birlikte, mimar, inşaat sorumlusu, öğretmen olarak çalıştı. 1947 yılında, Ortaklar Köy Enstitüsü’nde çalışırken zehirli sıtmaya yakalanıp İstanbul’a dönünceye kadar 5 yıl, hem Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde çalışıp hem de Anadolu’nun dört bir bucağındaki 21 köy enstitüsünün kuruluşuna katıldı.

1947 yılından itibaren mesleki hayatı boyunca arkeolojik kazılarda, koruma kurullarında, tarihi anıtların onarımlarını yürüten Eyüboğlu, başta Rumelihisarı ve Topkapı Sarayı Harem Dairesi olmak üzere çok sayıda tarihi eserin restorasyonunu yaptı. 2008 Yılında Mimarlığa Katkı Dalı ‘Seçici Kurul Özel Ödülü” verildi.

2001 yılında eşi Robert Anhegeer vefat etti. Mualla Eyüboğlu Anhegeer, kalp yetmezliği nedeniyle 16 Ağustos 2009 Pazar günü İstanbul’da vefat etti.

Kalp yetmezliği nedeniyle 90 yaşında hayatını kaybeden Eyüboğlu için 18 Ağustos günü Teşvikiye Camisi’nde tören düzenlendi.

Ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu ile yazar Sabahattin Eyüboğlu’nun kız kardeşi de olan Eyüboğlu’nun cenaze törenine, Eyüpoğlu’nun diğer kardeşi Mustafa Eyüboğlu, yakınları, Topkapı Sarayı Müze Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı ile çok sayıda akademisyen katıldı.

Eyüboğlu’nun cenazesi, burada öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Topkapı Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

Zehra Canan Bayer

Haziran 29th, 2012

Zehra Canan Bayer, 11 Haziran 1971 tarihinde Trabzon’da doğdu. İlköğrenimini burada, ortaokulu Kadıköy Kız Lisesi’nde ve liseyi İstek Vakfı Semiha Şakir Özel Deneme Lisesi’nde tamamladı.

1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’ne girdi ve buradan birincilikle mezun oldu. 1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Programı’nda başladığı Yüksek Lisansını 1996’da tamamladı. Aynı yıl Deulcom International’dan Halkla İlişkiler Uzmanlığı Sertifikası almaya hak kazandı ve bir süre bu sektörde çalıştı.

2003’te Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat Programı’nda Doktora eğitimine başlayan ve Cumhuriyet Dönemi (1923–1950) ressam yazıları üzerine tez hazırlamakta olan Bayer’in “Asker Ressam Hüseyin Zekâi Paşa ve Eserleri” (Lisans Tezi) ile “Türkiye’de Yabancı Bir Mimar: William James Smith” (Yüksek Lisans Tezi) başlıklı bilimsel çalışmalarının yanı sıra Sanatsal Mozaik ve Türkiye’de Sanat dergilerinde makaleleri bulunuyor.

Azra Erhat

Haziran 29th, 2012

1915 doğumlu deneme ve inceleme yazarı, arkeolog, çevirmen ve düşün kadını. Özellikle eski Yunan klasiklerinden yaptığı çevirilerle tanınmıştır. A. Kadir ile birlikte gerçekleştirdiği İlyada ve Odissea çevirileri referans kabul edilir.

6 Haziran 1915’te İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Belçika’da yaptı. 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitirerek Klasik Filoloji Bölümü’nde asistan olarak göreve başladı. 1946’da doçent oldu. 1948’de aynı fakültedeki öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes’le birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. 1949-1950 arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde çalışti. Uluslararası Çalışma Örgütü’nde (ILO) kütüphanecilik yaptı.

İlk çevirileri Tercüme dergisinde çıktı. Sofokles, Aristofanes gibi yazarların eserlerini Türkçeye kazandırdı. Yeni Ufuklar dergisinin yazarlarından biri olan Erhat, bu dergi çevresinde gelişen hümanist anlayışın öncüleri arasında yer aldı. Batı uygarlığının kökenini ve Anadolu’ya dayandıran ve Anadolu kültürlerini bir bütün olarak gören Halikarnas Balıkçısı ile aynı görüşleri paylaştı ve aralarında derin bir yakınlık doğdu. Yine çok yakınındaki Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çevirdiği Hesiodos’un Theogania ve “İşler ve Günler” adlı yapıtlarıyla Hesiodos üzerine araştırmaları, 1977’de “Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları” adıyla basıldı. Bu üç isim bir arada “Mavi Yolculuk” terimini Türk ve dünya literatürüne kazandırdılar.

6 Eylül 1982’de İstanbul’da öldü.

Atatürk’ü İlyada kahramanlarindan Hektor’a benzetmesinin bir dönem sebep olduğu tartışmalarla da gündeme gelmiştir.

Şadan Gökovalı’nın manevi annesidir.

Eserleri

Mavi Anadolu (1960)
Mavi Yolculuk (1962)
İşte İnsan-Ecce Homo (1969) (Çeviri)
Sevgi Yönetimi (1978)
Mitoloji Sözlüğü (Remzi Yayınevi, 1972)
Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı (1976)
Troya Masalları (1981)
Karya’dan Pamfilya’ya Mavi Yolculuk (1979)
Homeros – Gül ile söyleşi (İş Bankası Kültür Yayınları)
Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları (1977); Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte (Çeviri) İlyada (1967) A. Kadir ile birlikte (Çeviri)
Odysseia (1970) A. Kadir ile birlikte (Çeviri)

Ödülleri

A.Kadir ile birlikte İlyada destanından yaptığı çevirinin birinci cildi 1959’da Habib Törehan Bilim Ödülü’nü, üçüncü cildi 1961’de Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü aldı.

Ord. Prof.Ekrem Akurgal

Haziran 29th, 2012

1911 yılında annesinin ailesinin Filistin deki çiftliğinin bulunduğu Hayfa yakınlarındaki köyü Tulkarem’de doğdu (Tulkarem aynı zamanda sonradan arkeoloji dünyasında büyük önem kazanacak antik Caesareia kentinin kalıntılarının bulunduğu yerdir). Osmanlı’nın Hersek vilayetine müftüler yetiştirmiş köklü bir aileden gelen babası başkentte doğmuş görünmesini yeğlediği için nüfusuna İstanbul yazdırmıştır. O, 2 yaşındayken aile İstanbul’a dönmüş, bir süre Adapazarı’nın Akyazı ilçesindeki çiftliklerinde kalmışlardır. 6 yaşından itibaren halasının eski Hersek müftüsü olan ve Darülfünun ‘da Arap edebiyatı müderrisliği yapan kocası Cabizade Ali Fehmi Efendi’nin evinde kalmaya başlamış ve ilk eğitimini burada almıştır.

1931’de İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Devlet sınavını kazanarak Almanya’da arkeoloji öğrenimi gördü. 1935 yılında Soyadı Kanunu çıkınca, babasının isteği üzerine, bir Sümer kralının adı olan ve Sümerce ‘de ‘su’ (‘a’), ‘ülke’ (‘kur’) ve ‘büyük’ (‘gal’) kelimelerinin yanyana gelmesinden oluşan Akurgal soyadını aldı.

1957 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesinde ordinaryüs profesör oldu.

Ege’de Foça (Phokaia), Çandarlı (Pitane), Çeşme – Ildırı Erytrai ve Bayraklı (eski Smyrna) antik kentlerini ortaya çıkarmıştır. Eski Yunan, Hitit – Hatti ve eski Anadolu uygarlıkları üzerine çeşitli dillerde sayısız eseri yayınlanmıştır.

Akurgal, Avrupa’da yedi akademiye üyedir ve dünyadaki pek çok bilim kuruluşunun şeref üyesidir. Bordeaux Üniversitesi (1961), Atina Üniversitesi (1988), Lecce Üniversitesi (1990), Anadolu Üniversitesi (1990) kendisine “Şeref Doktoru” sanını vermişlerdir.

Akurgal, Federal Almanya “Büyük Liyakat Nişanı Yıldızlı Rütbesi” (1979), “Goethe Madalyası” (1979), “Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü” (1981), İtalyan “Commandatore Nişanı” (1987) ve Fransız “Légion d’Honneur Officier” rütbesi (1990) sahibidir.

Akurgal, Türkiye’de arkeoloji bölümlerinde akademik olarak görev yapmış ve yapmakta olan birçok arkeoloğun hocasıdır. Bu yüzden “Hocaların Hocası” olarak anılır.

Akurgal, 2002 yılında İzmir’de öldü. Çalışmaları, kendisi de bir uzman arkeolog olan ve sağlığında en yakın asistanlığını yürüten eşi Meral Akurgal tarafından sürdürülmektedir.

Eserleri

Anadolu Uygarlıkları

Anadolu Kültür Tarihi

Bir Arkeoloğun Anıları Türkiye Cumhuriyeti Kültür Tarihinden Birkaç Yaprak

Civilisations et sites antiques de Turquie (de l’epoque prehistorique jusqu’a la fin de l’empire Romain) (800 av J.-C. – 395 ap. J. – C.)

Ege Batı Uygarlığının Doğduğu Yer : Doğu Hellen Kültür Tarihi İ.Ö. 1050 – 333

The Hattian and Hittite Civilizations

Ancient Civilizations and Ruins of Turkey

Eski Çağda Ege ve İzmir

Hatti ve Hitit Uygarlıkları

Eski İzmir I. Yerleşme Katları ve Athena Tapınağı

Hittite and Other Anatolian and Near Eastern Studies in Honour of Sedat Alp

L’Art en Turquie

The Aegean birthplace of western civilization history of East Greek art and culture 1050 – 333 BC

Türkiye’nin Kültür Sorunları ve Anadolu Uygarlıklarının Dünya Tarihindeki Önemi

Osman Hamdi Bey

Haziran 29th, 2012

1842 yılında İstanbul’da doğdu. 1860’da hukuk öğrenimi için Paris’e gitti. Hukuk öğreniminin yanı sıra o dönemim ünlü ressamlarının atölyelerinde çıraklık yaparak iyi de bir resim eğitimi aldı.

1869 yılında Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğü”ne atandı. 1871’de İstanbul’a geri dönünce sarayda çalıştı. 1881’de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi)’a atandı. Bu görevi ile Türk müzeciliğinin parlak dönemleri başladı. 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’ni ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni kurdu ve müdürlüklerini üstlendi. 1884’te o güne kadar hiç gündeme gelmemiş olan ve çokça kayıp verilmiş olunan bir zaafı, antik eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan Asr-ı Atîka Nizamnâmesini çıkarttırark yürürlüğe soktu.

Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina ve Sayda’da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu, arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan, aralarında İskender Lahiti’nin de bulunduğu bir takım antik eserler çıkardı. Burada bulunan eserler bugün Osman Hamdi Bey’in bulmuş olduğu birçok eser gibi, kendisinin temellerini attırdığı İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Bazı Önemli Eserleri

Kahve Ocağı (1879)
Haremden (1880)
İki Müzisyen Kız (1880)
Kuran okuyan Kız (1880)
Çarşaflanan Kadınlar (1880)
Vazo Yerleştiren Kız (1881)
Gebze’den Manzara (1881)
Çekik Gözlü Kız-Tevfika (1882)
Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I
Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II (1890)
Feraceli Kadınlar (1904)
Pembe Başlıklı Kız (1904)
Kaplumbağa Terbiyecisi (1906)
Mimozalı Kadın (1906)
Şehzade Türbesinde Derviş (1908)
Silah Taciri (1908)
Beyaz Entarili Kız (1908)
Sarı Kurdeleli Kız (1909)
Kaplumbağa terbiyecisi
Leylak Toplayan Kız

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi”Kaplumbağa Terbiyecisi”, Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerinden birisidir. 1906 tarihli eser, özellikle “Lale Devri”ndeki “Sadabad Eğlenceleri”nde geceleri bahçelerin aydınlatılması için kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilerek serbest bırakıldıkları bilgisi bir ipucu olabilir. Yani Osmanlı’nın devlet düzeninde “kaplumbağalar” da “kapıkulları” arasında yer almışlardır.

Bu arada birkaç Osmanlı kurumunun (Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye, vb.) en üst düzeyinde yönetici olan Hamdi Bey’in kendi iş yapma alışkanlığı/tarzı ile astlarının yaklaşımlarına ilişkin bir allegori akla gelmektedir. Osman Hamdi’nin kendisi olan “Terbiyeci” elinde neyi, boynunda maşası sırtında “keşkül-ü fıkarası” (dervişane bir tevekkülü akla getirmektedir. Hafif öne eğilmiş olarak yapraklarını yiyen üç kaplumbağaya nezaret etmektedir.

Arkada kalan iki kaplumbağa ise yemeğe yanaşmaya çalışmaktadır. Osman Hamdi Bey’in mesai arkadaşlarına yönelik acımasız, ümitsiz bir hicvi olarak yorumlanabilir bir resim bu… Önemli olan, alçaktaki tek ışık kaynağından gelen ışıkla aydınlanan resmin, öğelerinin ilgiyi konuya odaklayan bir yalınlık ve kurgu ile her tür gereksiz ayrıntının ayıklandığı çok başarılı bir bir başyapıt olmasıdır.

Uzun süre işadamı Erol Aksoy’un koleksiyonunda bulunan tablo Erol Aksoy’un varlıklarına TMSF’nin el koymasıyla geçici süre devlete geçmiştir. Eser Aralık 2004’de açık arttırmaya çıkarıldı. Türk resim sanatının en yüksek bedeline çıkan fiyatla Suna Kıraç-İnan Kıraç Vakfı kuruluşu Pera Sanat Müzesi açık arttırmayı kazandı.

Tablo bugün Suna Kıraç-İnan Kıraç Vakfı Pera Sanat Müzesi’nde sergilenmektedir.

Kaplumbağa Terbiyecisi
Kaplumbağa Terbiyecisi

Leyla Arsan

Haziran 29th, 2012

1966 yılında Ankara’da doğdu. ODTÜ İstatistik Bölümü’nü bitirdikten sonra, 1990 yılında İstanbul serüvenine başladı. 13 yıl bankacılık ve finans sektöründe yerel ve uluslararası bilgi teknolojileri, kurumsal yeniden yapılanma projeleri geliştirdi ve yönetti.2002 yılından bu yana TAGES’i yeniden canlandırarak KOBİ’ler, imalat sektörü ve bilişim sektörü başta olmak üzere, teknoloji araştırma geliştirme projeleri ile ilgili proje yönetimi ve denetimi, Avrupa Birliği’nden ve ulusal kaynaklardan fon sağlama, projelendirme, inovasyon geliştirme, teknoloji yetenek değerlendirme konularında danışmanlık ve eğitim hizmetleri sağlıyor. Özellikle hem Türkiye’deki hem de yurt dışındaki STK’larla işbirliği yaparak, teknoloji ve bilgi transferini gerçekleştirmek üzere çalışmalarını İstanbul’daki ve Milano’daki ofislerinden yürütüyor.

AB 6. Çerçeve Programı’na ilk defa proje sunan, bu konudaki ender uzmanlardan biri olan Arsan, uluslararası/yerel konferans ve toplantılarda bu konuda birçok konuşma yaptı. Türkiye’deki imalatçı işbirliği ağlarının yönetimini gerçekleştirdi. AB ve inovasyona yönelik çalışmaları ile özel sektöre özellikle KOBİ’lere katkı sağlamayı sürdürmektedir. Avrupa Komisyonu’nda inovasyona yönelik çalışmalarda aktif olarak katkı sağlamaktadır.

Halen TAGES Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Arsan, aynı zamanda kurucusu olduğu Profesyonel Danışmanlar Derneği’nin başkanlığını da yapıyor. Çok iyi derecede İtalyanca ve İngilizce, az derecede Fransızca ve Japonca biliyor. Bilgi Çağı Dergisi Yayın ve Danışma Kurulu Üyesidir.

Serra Sönmez

Haziran 29th, 2012

1981 yılında İstanbul’da doğdu. Saint-Benoit Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Fransa’ya giderek, Nancy 2 Üniversitesi Kültür ve İletişim, Habercilik Meslekleri bölümünü bitirdi. Ardından, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler anabilim dalında, Bölgesel ve Stratejik Etüdler adlı programda yüksek lisansını tamamladı. Cumhuriyet Gazetesi Pazar Dergi, Fenerbahçe TV, gibi mecralarda muhabir ve dış haber editörü pozisyonlarında çalıştı.

Tekstil sektöründe faaliyet gösteren “AS International” adlı uluslararası bir firmada “Kalite Kontrol Teknisyeni” olarak görev yaptı.

Daha sonra Marka Yayınlar’da çalışmaya başladı. Burada iç mimari ve zemin sektörlerine ait tüm dergilerin yayın editörlüğünü üstlendi.

2009’da Konak Medya ile yolları kesişti. İlk olarak Türkiye Kalite Derneği’nin aylık yayını olan Önce Kalite dergisinin editörlüğünü yaptı.

Halen, GTrend, Bilim Ailem, Servus gibi dergilerin, çeşitli başarı öykülerinin, e-bültenlerin ve kurumsal yayınların yazı işlerini üstlenen Sönmez, aynı zamanda Bilgi Çağı haber merkezine editoryal katkıda bulunuyor.

Fransızcayı mükemmel düzeyde kullanan Sönmez, iyi derecede İngilizce ve orta düzeyde İtalyanca biliyor.

Çeşitli sivil toplum örgütlerine yayıncılık konusunda danışmanlık yapan Sönmez; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Saint Benoit Mezunlar Derneği üyesidir.
Türkiye Toplum Hizmetleri Vakfı ve TEMA gönüllüsü olan Sönmez aynı zamanda Gürcü Kültür Merkezi Yönetim Kurulu üyesidir.

Seyahat ve gastronomi tutkunu olan Sönmez, SCUBA dalış ve trekking gibi sportif aktivitelere amatör düzeyde katılıyor, etnik ve dünya müziklerinden hoşlanıyor, Kafkasya, Ege, Karadeniz, Latin ve Yunan danslarıyla amatör düzeyde ilgileniyor.

Orhan Karakurt

Haziran 29th, 2012

1964 yılında Adapazarı’nda doğdu. Mikrofona ortaokul yıllarından beri aşina olan Karakurt, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı tüm ptogramlarda anonsları yapıyor, meydandaki kalabalığı coşturuyor. Erdoğan’ı bekleyen kalabalığın heyecanını arttırmak için şiirler okuyor.

Orhan Karakurt, evli ve üç çocuk babasıdır.

Mehmet Çağçağ

Haziran 29th, 2012

1959 yılında Şebinkarahisar ‘da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi nde  resim eğitimi aldı.

Üniversite yıllarında karikatür çizmeye başlayan Çağçağ’ın o yıllarda tirajları oldukça yüksek olan Gırgır ve Fırt dergilerinde karükatürleri yayınlandı. Gecekondu, göç, apartman hayatı, kültürel çatışmalar, kentleşme gibi konularda beş yıl çizimler yaptı. Daha sonra bir grup çizer arkadaşlarıyla Gırgır dan ayrılarak Limon dergisinin kuruluşunda yer aldı.

Mehmet Çağçağ,  Limon – Leman ekolünün yaratıcılarındandır. Bugün Türkiye’nin tirajı en yüksek mizah dergilerinden olan Leman ve L-Manyak’ta çizmeye devam etmektedir. Ayrıca Harala Gürele başlığı altında güncel yaşamla ilgili Leman Dergisinde farklı çizimlerini insanlara yansıtmaktadır.

Çağçağ evli ve bir çocuk babasıdır.

Sacit Onan

Haziran 29th, 2012

 1945 yılında İstanbul’da doğan Onan, sanat hayatına 1962 yılında tiyatro ve sinema çalışmalarıyla başladı. İstanbul Şehir Tiyatrosu aktör ve yönetmenlerinden merhum Sami Ayanoğlu’nun gözetiminde dublaj sanatçısı olarak ilk filmini seslendiren Onan, Türk sinemasında 4 yıl yönetmen asistanlığı ve özel tiyatro oyunculuğu yaptı.

1971 yılında açılan sınavı kazanarak TRT’de kadrolu spiker ve redaktör olarak görev alan Onan, o yılların yabancı belgesellerinden ”Savaşan Dünya”, ”Kaptan Cousteau” ve ”İpek Yolu”, yerli yapımlardan ise ”Toprak ve İnsan”, ”Keçenin Teri”, ”Fırat’ın Türküsü”, ”Su ile Gelen Kültür”, ”Karadeniz’den Çeşitlemeler” isimli yapıtlara ses verdi.

Onan, ”Kır Yoksullarının Türküsü”, ”Madenlerin Devletleştirilmesi”, ”Balyanın Taşı Toprağı Kurşun” ve ”Güney Antalya Projesi-Yasak Deniz” gibi sosyal içerikli belgesellerde hem seslendiren hem de yönetmen olarak çalıştı. 1975 ve 1991 yıllarında siyasi propaganda filmlerinin yapım ve yönetmenliği ile birlikte seslendirme çalışmalarını üstlenen Onan, başarılı reklamlara imza attı.

Bugüne kadar reklam filmi yapım ve yönetmenliğinin yanı sıra reklam filmleri seslendirme çalışmalarını da yürüten Sacit Onan, ilk kez profesyonel olarak ”Yere Düşen Yıldızlar” adlı Filistin şiirleri albümüne imza attı. Onan, 2004-2009 yılları arasında birçok radyoda ”Su Tadında” adlı şiir programı ve yorumculuğu yaptı.

Sacit Onan, 12 Kasım 2010 tarihinde  Beşiktaş’taki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Elizabeth Gilbert

Haziran 29th, 2012

18 Temmuz 1969 yılında Waterbury, Connecticut doğdu. Babası kimya mühendisi, annesi hemşiredir. New York üniversitesine girdi. Siyaset bilimi okudu. Spin, GQ ve New York Times Magazin’de gazeteci olarak çalıştı.

İlk romanı Stern Men’i 2000 yılında yayınlandı.

Eserleri:

Stern Men                                                                                         The Last American Man
Pilgrims
Eat, Pray, Love
Committed

İnci Asena

Haziran 29th, 2012

1948 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi’nde okudu.  Adam Yayınları’nın, Adam Sanat ve Adam Öykü dergilerinin kurucularındandır ayrıca Pen Yazarlar Derneği üyesidir.

Şiir ve deneme kitaplarının yanısıra çok sayıda derlemeye imza atan İnci Asena’nın ilk romanı Aldanış’tır.

30 Temmuz 2006’da hayata veda eden gazeteci-yazar Duygu Asena‘nın ablasıdır.

Eserleri
1993 Tramvay Döşeriz Ay Döşeriz
1996 Çıplak Bakamıyorum
2000 Tutamadığım Sözler,  Yirminci Yüzyılda Yazınımıza Elverenler
1998 Üç Gün Paris
1999 Amsterdam’dan
1992 Türk Edebiyatından Aşk Şiirleri Antolojisi, Türk Yazınından Seçilmiş Aşk Şiirler,
1993 Türk Yazınından Seçilmiş Ayrılık, Özlem, Yalnızlık Şiirleri
1994  Dünya Yazınından Seçilmiş Mektuplar

Esat Çıplak

Haziran 29th, 2012

5 Ekim 1962 tarihinde Samsun-Vezirköprü’de doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Muhtelif basın yayın kuruluşlarında görev yaptıktan sonra, memuriyet hayatına BOTAŞ Genel Müdürlüğü’nde başladı. Bu kurumda son olarak Personel Şube Müdürlüğü görevini ifa ederken, Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği görevine getirildi.

Daha sonra sırasıyla TCDD Genel Müdür Yardımcılığı, Telekomünikasyon Kurumu(Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) Başkan Yardımcılığı ve Başkan Müşavirliği görevlerini yürüten Esat ÇIPLAK, 28 Mayıs 2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından RTÜK Üyeliğine seçildi. Mustafa Göktürk ve Ahmet Uygur isminde iki çocuk babasıdır.

Dr.M. Kürşad Atalar

Haziran 29th, 2012

1965 yılında Ankara’da doğdu. 1984 yılında Meteoroloji Teknik Lisesi’nden mezun olduktan sonra Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Bu arada ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nü okudu.

1990 yılında bu bölümden mezun olduktan sonra, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde 1994 yılında Master, 2002 yılında doktorasını tamamladı. Master tezini “Siyaset tanımları ve Türk Seçmeninin Zihnindeki Yansımaları”, doktora tezini ise: “Türkiye’de Radikal İslamcılık” konularında yaptı.

Zaman gazetesinde 1987 yılında çıkan ilk yazısından sonra, çeşitli dergi ve yayın organlarında yazıları ve çevirileri yayınlandı. 1989-2009 yılları arasında İktibas dergisinde yayın kurulu üyesi olarak çalıştı. 2003 ila 2005 yılları arasında Gazetem.net internet sitesinde yazılar yazdı. Düşüncede Devrim ve On Tez başlıklı iki kitabı bulunmaktadır.

Yazarın ayrıca çevirileri de vardır. Bunlar Kur’an’ın Zihni İnşası (Seyyid Abdüllatif), Batı Düşüncesinde İslam (Albert Hourani), Modern Küresel Sistem (Immanuel Wallerstein), İslam’da Modern Eğilimler (H. A. R. Gibb) ve Batı’nın Kaynakları (Mark A. Kishlansky) başlıklarını taşımaktadır.

Enver Ercan

Haziran 29th, 2012

1958 yılında İstanbul’da doğdu. 1985-1990 yılları arasında çesitli basın-yayın kuruluşlarında çalışan, tv ve radyo programları hazırlayan Ercan, 1990 yılından beri Varlık Dergisi Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor. 1996 Abdi İpekçi ödülünü mektup dalında alan şairin, “Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman” adlı şiir dosyası 1997 Cemal Süreyya Şiir Ödülü’ne değer bulundu.

Enver Gökçe

Haziran 29th, 2012

Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı (1948). İstanbul Kadırga Öğrenci Yurdu’nda yöneticilik yaparken ceza yasasının 141. maddesine aykırı eylemde bulunma savıyla tutuklandı, hüküm giydi. 7 yıl hapis yattı (1951 – 1957). Hapis ve sürgün cezasını çektikten sonra Ankara’da gazetelerde düzelticilik, serbest yazarlık yaptı.

Son günlerini Ankara’da Seyran Bağları Huzurevi’nde geçirdi. 19 Kasım 1981’de öldü.

Şiirleri, imzalı imzasız yazıları, Ülkü, Yurt ve Dünya, Ant, Gün, Söz, Yağmur ve Toprak, Yeryüzü (1945 – 1951) dergilerinde yayımlandı. Şili’li şair Pablo Neruda’dan şiirler çevirdi.

Osman Karakuş

Haziran 29th, 2012

1974 yılında Adıyamanda doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. 1998-2001 Demokrasiyi, piyasa ekonomisini, insan haklarını, özgürlükleri savunun bir gençlik derneği olan Gençyunuslar Gençlik Grubunun oluşturulması ve kurumsallaştırılması sürecinde aktif olarak rol aldı. Bu grubun Yönetim Kurulu Üyeliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.

Avrupa Birliğine bağlı gençlik örgütü olan IFLR’ın, Strasbourg’da düzenlenen 2000 yılındaki toplantısına Türkiye’yi temsilen katıldı. Gençyunuslar Gençlik Grubu olarak Balkan Ülkeleri Gençlik Grupları ile Bulgaristan’da 2001 yılında, “Türkiye Balkan Ülkeleri ve Piyasa Ekonomisi” konusunda ortak toplantı düzenledi.

2000-2003 Avrasya Kuşağı Düşünce Grubu’nun Kurucularından ve Yönetim Kurulu Üyesi. Kuşağın dergisinde Demokrasi, Özgürlükler, Muhafazakarlık ve Liberalizm üzerinde makaleler yayınladı. 2000-2002 “Serbest Çizgi” Dergisinin Kurucusu ve Editörlüğünü yürüttü. Demokrasiyi, piyasa ekonomisini, hukuk devletini ve özgürlükleri savunan üç aylık siyasi aktüel derginin editörülüğünü yaptı, çeşitli makaleler yayınladı.

2003 – Ak Parti / İstanbul SHİP komisyonu üyesi. “Serbest Düşünce Derneği”nin Yönetim Kurulu Üyesi/Genel Başkan Yardımcısı.