Telli Hasan Paşa, Bosna Valiliği yaptı ve Avusturya’ya karşı yapılan savaşlara katıldı. Buralarda gösterdiği başarıdan dolayı vezirlik payesi verildi. Koca Sinan Paşa’nın üçüncü sadareti sırasında yapılan Avusturya savaşında, 20.000 askeri ile birlikte şehid oldu.
Telli Hasan Paşa
Haziran 29th, 2012Voroşilov Kliment Yefromoviç
Haziran 29th, 20124 Şubat 1881 Verhneye’de doğdu. Rus asker ve siyaset adamı 1903’den başlayarak Bolşevik saflarında yer aldı. 1917 Ekim devrimini izleyen iç savaşa katıldı.
1919 yazında Volgograt savunurken bölgenin siyasi komiseri Iosif Stalin’le yakın ilişki kurdu. 1925’de Stalin tarafından savunma halk komiserliğine atandı. 1926 Merkez Komitesi Polit Büro üyesi oldu ve 1935’de mareşal rütbesini kazandı. 1945- 1947 arasında Stalinin temsilcisi olarak Macaristan’da Komünist rejimin kurulmasını yönlendirdi. Stalinin ölümünden (Mart 1953) sonra devlet başkanlığına denk olan Yüksek Sovyet Prezidyumu başkanlığına getirildi.
1960’da emekli oluncaya değin devlet ve partideki yüksek görevlerini sürdürmesine izin verildi. “Parti Karşıtı Grup” la ilişkisi kamuoyuna Ekim 1961’de açıklandı. Türkiye’ye gelerek Atatürk’ü de ziyaret eden Voroşilov Kliment Yefromoviç, 2 Aralık 1969’da Moskova’da öldü.
Siyavuş Paşa
Haziran 29th, 2012Siyavuş Paşa Köprülü Mehmed Paşa’nın kölesiydi ve onun kızıyla evlendi. Fazıl Ahmed Paşa’nın sadrazamlığında onun kapıcılar kethüdası oldu. Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Uyvar, Girit ve Kamaniçe Seferlerine katıldı. Rikabı Hümayun kapıcılar kethüdalığına getirildi (1676). Koca Mustafa Paşa’nın sadrazamlığında küçük imrahor tayin edildi (1678). Çehrin seferine katıldı. Silahtar oldu (1681). İkinci Viyana kuşatmasına cebecibaşı olarak katıldı, sipahiler ağası oldu (1684). Aynı yıl Diyarbakır Valiliğine, sonra Bosna (1685) ve Halep (1687) valiliklerine getirildi.
Varadin’de bulunduğu sırada askerleri sadrazam Sarı Süleyman Paşa aleyhine kışkırttı ve kendisini sadrazam ilan ettirdi. Sultan Dördüncü Mehmed askerin bu isteğini kabul ederek sadrazamlık mührünü gönderdi. Siyavuş paşa kayınbiraderi Fazıl Mustafa Paşa ile anlaşarak Sultan Dördüncü Mehmed’i tahttan indirdi. Sultan İkinci Süleyman padişah oldu. Ordu ile birlikte İstanbul’a döndü. İstanbul’da isyan eden askerler tarafından öldürüldü.
Kara Vasıf
Haziran 29th, 2012Asker ve siyaset adamı. 1872’de Yemen’de doğdu. 1903’te kurmay yüzbaşı olarak Mekteb-i Harbiye’yi bitirdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu. 31 Mart Olayı (1909) sırasında Hareket Ordusu’nun kurmay karargâhında bulundu. Daha sonra askerlikten ayrıldı. I. Dünya Savaşı’nın (1914-18) yenilgiyle sonuçlanmasından sonra, İttihat ve Terakki yönetiminin buyruğu üzerine, Baha Said Bey’le birlikte İstanbul’daki ilk direniş örgütü olan Karakol Cemiyetini kurdu. Mustafa Kemal’le ilişkiye geçerek 4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresine katıldı ve Heyet-i Temsiliye üyeliğine getirildi. Ama Karakol Cemiyeti’nin “ittihatçı” yapısı Mustafa Kemal’i kaygılandırıyordu. Sonunda Heyet-i Temsiliye kararıyla kapatıldı.
12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na katılan ve İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgalinden sonra İngilizlerce Malta’ya sürülen Kara Vasıf, Ekim 1921’de serbest bırakıldı. 23 Kasım 1921’de Sivas Mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. TBMM’de ikinci grup içinde yer aldı. Mustafa Kemal’e yönelttiği eleştirilerle dikkati çekti. 1923’te toplanan İkinci Dönem TBMM’ye seçilemedi. 1925’te muhalefetin siyasal örgütü olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına girdi ve genel sekreterliğe getirildi. 1926’da İzmir’de Mustafa Kemal’e suikast düzenlenmesi olayıyla ilgili olarak, birçok eski ittihatçı ve TPCF yöneticisiyle birlikte tutuklandı. Yargılama sonunda aklandı ve bir kaza sonucu 9 Aralık 1931 günü İstanbul’da ölene kadar siyasal tartışmalardan uzak kaldı.
Özdemiroğlu Osman Paşa
Haziran 29th, 2012Özdemiroğlu Osman Paşa, 1527’de Kahire’de doğdu. Annesi Mısır Abbasi Halifeleri soyundan, babası ise Mısır Çerkez Memlüklerindendir. Mısır’da sancakbeyliği ve Mısır emirihaclığı yapan Özdemiroğlu Osman Paşa, Yemen, Habeş ve Diyarbakır Beylerbeyi oldu. Lala Mustafa Paşa’nın maiyetinde Osmanlı-İran savaşlarına katıldı ve Şirvan Beylerbeyi oldu. Kırım Hanı Mehmed Giray’ın yardımı ile Karabağ, Mugan ve Kızılağaç’a kadar bütün kuzey Azerbaycan’ı yağma ve tahrip etti. Kırım Hanı Mehmed Giray’a daha ileri gitmeyi teklif ettiyse de Mehmed Giray, bunu red ederek Kırım’a döndü.
Şirvan, İranlıların eline geçti. Kefe Beylerbeyi Cafer Paşa kumandasında yardımcı kuvvetler gelince İmam Kuli Han’ı Meşale Savaşı’nda yendi. Bu savaştan sonra Şirvan kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. İstanbul’a dönünce ikinci vezir olarak Divana girdi ve 1582 yılında sadrazam oldu.
1585 yılında Ferhad Paşa’nın yerine İran cephesi serdarlığına getirildi. Alivar’da yapılan savaşta, İran veliahtı Hamza Mirza’yı yendi. Tebriz Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti. Daha sonra İran’la yapılan bir savaşta İran kuvvetleri başarı gösterdi. Bu savaş sırasında hastalanan Osman Paşa, Tebriz yakınındaki Şenbi Gazan’da 1585 yılında vefat etti. Vasiyeti üzerine Diyarbakır’da defnedildi.
Naci Eldeniz
Haziran 29th, 20121875’de Manastırda doğdu. 1893 yılında Harp Okulu’nu bitirdikten sonra ordu içinde çeşitli görevlerde bulundu. Genellikle askeri okullarda çalıştı ve 1918-1920 yılları arasında şehzadelere askerlik öğretmenliği ve padişah yaverliği yaptı. Harp Okulu’nda Mustafa Kemal’in tarih öğretmeniydi. 25 Ağustos 1921’de Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geçti ve askeri okullar müfettişliğine atandı. 1928-1931 yılları arasında Cebeliberket, 1935-1943 yılları arasında da Seyhan milletvekilliği yaptı. 1948’de Ankara’da öldü.
Akçakoca
Haziran 29th, 2012Osman Gazi‘nin silah arkadaşlarından olan Akçakoca’nın, babası Abdülmelik bin Abdülfettah’dır. Ailesi muhtemelen Anadolu Selçukluları döneminde uç bölgelere yerleştirilmiş bir Türkmen boyuna mensuptur. Akçakoca’nın da Aşiret beyi olduğu ve Ertuğrul Gazi’ye bağlı bulunduğu sanılmaktadır. Osman Gazi tarafından, Orhan Gazi‘nin emrinde Konuralp, Abdurrahman Gazi ve Köse Mihal gibi meşhur beylerle Sakarya ve İzmit yöresine akınlar yapmakla görevlendirildi. Bu bölgedeki bazı kaleleri ele geçiren Akçakoca, Sapanca gölünün batı tarafındaki bir hisarı kendine karargah yapmış ve İzmit yöresine akınlar düzenlemiştir.
1326 yılında Kandıra ve civarını zaptetti. Ayrıca Konuralp ve Abdurrahman Gazi ile birlikte Kartal civarındaki Aydos’u, ardından da Samandıra hisarını fethetti. Samandıra bölgesi kendisine mülk olarak verildi. Birkaç yıl daha İzmit-Üsküdar arasındaki yerlere akınlarda bulunan Akçakoca, İzmit’in fethinden önce, 1328 yılında Kandıra yakınlarındaki bir tepede öldü ve buraya gömüldü. Ölümünden sonra, adamları Karamürsel’in etrafında toplandı. Uç beyliği yaptığı bölge ise önemi dolayısıyla Şehzade Murad’a (Sultan Murad Hüdavendigar) verildi. Fetihlerde bulunduğu İzmit ve çevresine, sonradan Koca-ili denildi. Ayrıca bugün Bolu iline bağlı Akçakoca ilçesi de onun adını taşır. Hacı İlyas adında bir oğlu vardır. Torunu Fazlullah da önce kadı, sonra vezir olarak Osmanlı Devleti’nde önemli görevlerde bulundu.
Rudolf Hess
Haziran 29th, 20121894 yılında dünyaya gelen ve Yahudi katliam emrinin veren SS subaylarından biri olan Hess, 1920’den itibaren en yakınında yer alanlardan biri oldu. Ne var ki, Hitler‘in yardımcısı olmasına rağmen NSDAP iktidara gelip güce kavuştuğu zaman kendine devlet kademesinde önemli bir yer bulamadı.
Mayıs 1941’de kendi kullandığı Messerschmidt Bf-110 uçağıyla İngiltere’ye gitti. Amacı İskoçya’ya inip 1936 Berlin Olimpiyatları sırasında tanıştığı ve ileride Hamilton Dük’ü olacak Clydesdale Markisi’ni görmekti. Gerçi Marki daha sonra Berlin Olimpiyatlarında bulunmuş olduğunu kabul etmekle birlikte Hess’i tanımadığını açıklamıştır.
Marki’nin ona Churchill ile bir görüşme ayarlayabileceğini ve böylece İngiltere ile Almanya arasında süregelen savaşa bir son verebileceğini düşünüyordu. Bu görevi çok gizlice planlamıştı, birkaç yakınından başka kimsenin, Hitler’in bile, bu olaydan haberi yoktu. Zaten Hitler böyle bir girişimi asla onaylamazdı.
Churchill Hess’le görüşmeyi reddetti. Savaşın bitmesini İngiltere’de hapiste bekleyen Hess, Nüremberg Mahkemelerinde yargılandı ve suçlu bulundu. Batı Almanya’daki Spandau Hapishanesi’ne kondu. 1987 yılında hücresinde kendini asarak intihar etti.
Hess, Auschwitz toplama kampinin kumandanı idi. Hess İkinci Dünya Savaşının sonunda kurulan Nümberg mahkemelerinde bulunduğu “itiraflarinda”, Auschwitz’in içinde “Wolzek” adi verilen özel bir imha kampi oldugunu, kendi komutasi altinda burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldügünü söyledi. Ve Hess Bu ifadesinden sonra ömür boyu hapse mahkum edildi.
TSK Mehmetçik Vakfı
Haziran 29th, 2012Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı; vatanımızın ve ulusumuzun güvenliği için barışta ve savaşta, her türlü şartlar altında görev yapan, erbaş ve erlerimizden şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybedenlerin bakmakla yükümlü oldukları yakınları ile gazi ve engelli Mehmetçiklere sosyal ve ekonomik destek sağlamak amacıyla 17 Mayıs 1982 tarihinde kurulmuştur.
Ülkemiz ve milletimiz açısından son derece önemli ve yararlı bu Vakfın kurulmasına öncülük eden birçok değerli hamiyetli insan olmakla birlikte, “Mehmetçik Vakfı” adı altında kurulmasını zamanın Gnkur. Per.D.Bşk. Korg. Fuat AVCI önermiştir. Bu olayın gerçekleşme anını Korg. Fuat AVCI şöyle anlatır:
“Vakfın yasal işlemlerini, hiçbir maddi karşılık beklemeden o zamanlar Ankara 7’nci Noteri olan Sayın İsmet BİLGİN yapmıştı. İsmet Bey Vakıf Senedi’ni Köşkte Devlet Başkanı Org. Sayın Kenan EVREN’e imzalatırken ‘Sayın Devlet Başkanım, müsaade buyurursanız zatialinize bir hususu arzetmek istiyorum. Ben şu kadar sene hakimlik, savcılık ve avukatlık yaptım, şu kadar senedir de noterim, hayatımda şimdi atacağınız imzadan daha ulvi bir imza ve hizmet hatırlamıyorum.’ dedi. Bunun üzerine Devlet Başkanı imzasını atmadan önce odada bulunan Konsey Üyelerine dönerek ‘bakınız Noter Bey ne diyor!’ dedi ve büyük bir keyifle bu tarihi Senedi imzaladı.”
Müteakiben Vakıf, Org. Kenan EVREN, Org. Nurettin ERSİN, Org. Tahsin ŞAHİNKAYA, Ora. Nejat TÜMER ve Org. Sedat CELASUN’un aralarında topladıkları 1.000’er TL ile kurulmuştur.
Vakıf ilk Yönetim Kurulu Toplantısını 4 Kasım 1982 tarihinde Gnkur. II. Başkanı olan Org. Necdet ÖZTORUN başkanlığında Gnkur.Bşk.lığı Karargahında 108 No’lu salonda yapmış ve bu toplantıya; Vakıf Genel Müdürü olarak Tuğg. Raif BABAOĞLU ile Genel Sekreter E.Alb. Sabahattin BEYHAN, Hukuk Müşaviri Hv.Bnb. Ahmet KÜÇÜKDAĞ, Per.İd.Ks.A. Per.Kd.Bçvş. Erol HANOĞLU, Muhasebe Ks.A Hv.Astsb.Kd.Üçvş. Osman BARUT ve Mutemet Dz.Astsb. Kd. Çvş. Eftal YAŞDAL katılmıştır.
Bu toplantıda alınan kararlara imza atan Yönetim Kurulu Üyeleri; Gnkur. II. Bşk. Org.Necdet ÖZTORUN, Gnkur. Per. Bşk. Korg. Fuat AVCI, Tümg. Süleyman GÜRCÜ, Tümg. Halis BURHAN, Tuğa. Erhan GÜRCAN, Tuğg. Yılmaz UZ, J.Alb. Kenan ERSÖZ, Alb. Emin MENTEŞOĞLU ve Vakıflar Gn.Md.lüğünden Avukat Hüseyin SALEPÇİ’dir.
Bu ilk Yönetim Kurulu Toplantısında;
1. 1 Ocak 1983 tarihinden itibaren 1982 takvim yılı içerisinde ölen hak sahiplerine Yönetim Kurulunda alınan karar doğrultusunda ödeme yapılması,
2. 1982:1983 yılları içinde hayatını kaybeden veya sakat kalan erbaş ve erlerin kendilerine veya bakmakla yükümlü oldukları kimselere 150.000 TL nakdi yardım ile çocuklarına bu yardımın dışında öğrenim süresi sonuna kadar olmak üzere her ay 2.000 TL yardım yapılması,
3. Hukuk Müşavirliği Tanıtım ve Halkla İlişkiler, Muhasebe İşlerinin part-time görevlendirilecek subay ve sivil üyelerce yürütülmesi,
4. Toplanan paraların doğrudan veya dolaylı yatırım işlerine yönlendirilinceye kadar devlet bankalarına yatırılması,
5. Vakıf aidatlarından 20 Milyon TL’nın bankaya sürekli vadeli yatırılarak faizleriyle Vakfın cari giderlerinin karşılanması,
6. Vakfın Gnkur. Karargahında ATASE Bşk.lığınca tahsis edilecek makama taşınması,
7. OYAK’a ortaklık imkanlarının araştırılması ve DPT ile DESİYAP’ın rantabl projelerine iştirak için adımlar atılması,
8. Tahmini bütçeden tanıtım ve propaganda için 100 bin TL tahsis edilmesi kararları alınmıştır.
Vakıf Genel Müdürlüğü faaliyetlerini; 4 Kasım 1982 tarihinden 13 Ekim 1983 tarihine kadar ATASE Başkanlığı bünyesinde, 14 Ekim 1983 tarihinden 1 Aralık 1996 tarihine kadar Mithatpaşa Cad. 61/11 No’lu binada gerçekleştirmiştir. 2 Aralık 1996 tarihinde Nasuh Akar Mah. 22 nci Sok. 28 No’lu binaya taşınan Vakıf, faaliyetlerini halen bu adreste sürdürmektedir.
Yakup Satar
Haziran 29th, 2012Şanlı İstiklal Savaşının son kahramanlarından Yakup Satar, 1898 yılında Kırım’da doğdu. Ailesiyle Eskişehir’e göç eden Satar, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na katılmasıyla Basra Cephesi’nde savaştı. Sakarya Meydan Muharebesi’nde de düşmana karşı mücadele eden Satar, savaş sonunda Eskişehir’e döndü.
Uzun süre çiftçilik yapan Satar, eşini kaybetmesinin ardından kızları Zekiye Tali ve Bedriye Kalaş ile yaşıyordu. Satar’ın, 6 çocuğu, 50’ye yakın torunu bulunuyor.
Son 10 yıldır çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle evinden dışarı çıkamayan Gazi Satar, geçen yıl dünyaya gelen bebeklerle torunlarının torunlarını görmüştü.
110 yaşındaki Satar, Eskişehir merkezde Hayriye Mahallesi’ndeki evinde 2 Nisan 2008 tarihinde vefat etti.
Mehmet Tevfik Bıyıkoğlu
Haziran 29th, 2012Harp Okulu’ndan topçu subayı olarak mezun olduktan sonra Erkân-ı Harbiye’yi bitirerek orduya katıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Cephesi’nde görev yaptı. Lozan Barış Konferansı‘na katılan heyette, askeri danışman olarak görev aldı.
1924’te Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği‘ne getirildi. 1928’de Moskova Büyükelçiliği’ne atanması nedeniyle bu görevine bir yıl ara verdi. Adı daha sonra Türk Tarih Kurumu olarak değiştirilen Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin ilk başkanı olan Mehmet Tevfik Bıyıkoğlu, Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi’nde, harp tarihi uzmanı olarak çalıştı ve okullarda devrim tarihi dersi verdi.
Dr.Nihat Ali Özcan
Haziran 29th, 2012Dr.Nihat Ali Özcan 1958 yılında Trabzon, Şalpazarı doğumlu olup, evli ve bir çocukludur.
1979 yılında Kara Harp Okulundan teğmen olarak mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra orduda değişik yerlerde ve rutbelerde görev almıştır.
Subay olarak görev aldığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesini bitirmiştir. Dokuz eylül Üniversitesinde “1919-1922 Yılları arasında Türkiye’de Milli Ordu, konulu tezi ile 1994 yılında yüksek lisans eğitimini bitirmiştir. Özcan; 1998 yılında keni isteği ile ordudan emekli olmuştur Ayni Üniversiteden 1999 yılında doktora derecesini almıştır. Doktora tezi, Terör Örgütü PKK konusunda yapılan ilk akademik çalışmadır. Doktora tezi daha sonra (PKK (Kürdistan İşçi Partisi) Tarihi, İdeolojisi ve Yöntemi) ismiyle yayınlanmıştır.
Bir süre serbest avukatlık yapmış, 1999-2002 arasında ulusalcı askeri çevrelere yakınlığıyla tanınan ASAM‘da (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) terörizm konusunda çalışmıştır. Dokuz Eylül, Hacettepe, Kara Harp Okulu ile Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde dersler vermiştir. Halen Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)‘da araştırmacı olarak çalışmaktadır.
Halil Nuri Yurdakul
Haziran 29th, 2012Halil Nuri Yurdakul Mazlumoğulları’ndan Kolağası Halil Efendi’nin oğludur. 1898 yılında Bor’da doğmuş, 1918’de harbiyeyi bitirmiştir. Mondros Mütarekesi yapıldığı sırada teğmen rütbesinde idi. Vatanın tehlikede olduğu o dönemde Milli Mücedele gizli teşkilatına girdi. Yakalanma tehlikesi karşısında maiyeti ile birlikte Anadolu’ya geçti.
Yunan kuvvetleri 22 Haziran 1920 tarihinde Ayvalık-Aydın hattında genel bir taarruza geçmişti. Beş tümen kadar olan bu kuvvet karşısında direnebilmek çok güçtü. Nitekim kısa zamanda Bursa’yı ele geçirdiler. Milli güçler mahalli erattan meydana geliyordu. Onlar da düşmanın zulmünden çoluk çocuğunu daha içerilere kaçırma telaşına düştüler. Bu bölgede henüz güvenilir kuvvetler yoktu. Gayret genç subaylara düşüyordu. O tarihte XX. Kolordu Komutanı olan Ali Fuat Cebesoy “Milli Mücadele Hatıraları” isimli kitabında şöyle yazıyor:
“Bozüyük’ten Bursa’ya kadar bölgeyi gözetleyecek gücümüz kalmamıştı. İlk icraat olarak Geyve’de bulunan 70. Alay’ın Karaköy’e getirilmesini ve Karaköy Boğazı’nın müdafaa vaziyetine konulmasını düşünmüştüm. 70. Alay gelinceye kadar, müdafaa mevziinin keşfi için erkân-ı harp binbaşısı Halis Bey’i oraya göndermiştim. Bu işler tamamlanıncaya kadar birkaç gün geçecekti. Bu esnada düşmanla nasıl temas edilecek ve hangi kuvvetle zaman kazanılacaktı?”
“70. Alay kumandanı Halit Bey, emir almak için Geyve’den yanıma gelmişti. Fakat Bursa’dan ilerleyecek düşmanla meşgul olmak onun işi değildi. Mutlaka o saatte bir kuvvet bulmak lâzımdı. Bu sırada karargahıma mülazım-ı sani (teğmen) Halil Nuri Efendi adında genç bir zabit müracaat ederek Bozüyük’ten toplayacağı 20-30 tüfekli ile Pazarcık’a gidebileceğini, oradaki Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Yetimoğlu’nun yardımını evvelce sağladığını söyledi. Halil Nuri Efendi, bir taraftan düşmanla temas edinceye kadar İnegöl istikametinde gideceğini diğer taraftan düşmanı Nazif Paşa mevkiinde oyalamak için de kafi miktarda kuvvet toplayabileceğini ileri sürüyordu. Bu genç ve cesur zabiti Bo-züyüklüler de seviyordu. Muvafakat ettim. Derhal faaliyete geçti. Ufak bir müfreze yaptı. Eğer kafi miktar silah bulmuş olsaydı müfrezenin mevcudu belki yüzü bulurdu. Halil Nuri Efendi aldığı emri tamamiyle ifa etti. Bir taraftan Nazif Paşa’daki müfrezesini Bozüyük ve Pazarcık’tan gelen müfrezelerle kuvvetlendirirken, diğer taraftan kendisi de İnegöl’e kadar ilerlemişti. Yunanlılar’in İnegöl’ü işgal edecekleri güne kadar orada kalmıştı. Bundan sonra da Nazif Paşa’daki müfrezesinin başına geçti.”
Halil Nuri’nin düşmanı durdurduğunu öğrenen ve umumi vaziyeti bildiren raporunu dikkatle dinleyen Mustafa Kemal Paşa, yaveri Muzaffer Kılıç Bey’e dönerek, “Çocuk bir sigara ver. Bu çocuk vaziyeti kurtardı” demiş ve hemen Ankara’ya dönmüştür. Bu fedakârane hizmet meclis kürsüsünden de dile getirilmiştir.
Harp tarihinde önemli yeri olan Halil Nuri, Sakarya’da yaralanmış ve savaştan sonra harbiyeye öğretmen olarak tayin edilmiştir. Bundan sonra muhtelif askeri görevleri sırasında çeşitli kültür hizmetleri ifa etmiştir.
Tasavvurlarını gerçekleştirmek için 1932 senesi sonlarına doğru Niğde’de bulanan 41. Alay’a yüzbaşı rütbesi ile tayinini yaptırır. Talebelik yıllarından beri Bor’da bir kütüphane kurmayı düşünmekte idi. Uzun müddettir topladığı kitaplarını kamyonlarla Bor’a getirtir. Belediye Meclis Salonu’na 5000 ciltlik ilk kütüphaneyi açar. Bununla kalmaz Altunhisar, Çukurkuyu, Kemerhisar ve Ulukışla’da da okuma odaları tesis eder.
Boş zamanlarında kar-kış demeden Bor’a koşar. Bir kaynaşma, bir uyanış sağlamak üzere konferanslar verdirir, spor kulübü, atış poligonu, arkeoloji müzesi, çocuk bahçesi ve köycülük bürosu kurar. Okullara trampetler temin eder. Haftada bir gün milli oyunlar tertip eder. Bor gençlik marşı için yarışma açar. Birinci gelen Talat Gün’ ün şiiri bestelenir.
Halil Nuri Yurdakul yalnız memleketine hizmet vermemiş, Erciş, Zincidere, Pozantı, Dörtyol’da da kitaplık, müze, yol açma, cami inşası gibi birçok işlere ön ayak olmuştur.
1950 seçimlerinde Niğde Milletvekili olarak meclise girer. 1954 yılında Emekli Sandığı İdare Heyeti’ne getirilir.
Halil Nuri Yurdakul 28 Şubat 1970 tarihinde hayata veda etmiştir. Acıgöl Mezarlığı’nda metfundur.
MareşalYedi Sekiz Hasan Paşa
Haziran 29th, 2012Yedi Sekiz Hasan Paşa (1831 – 1902) Türk mareşal.
Osmanlı Ordusu’nda erlikten mareşalliğe kadar yükselebilen nadir isimlerdendir. 1831’de Çorum’da doğdu. Askerliğine kadar demirci ustası olan babasının yanında çalışıp, askerlik vazifesiyle İstanbul’a gelmiştir. Kırım savaşı’na katılıp ve büyük yararlılıklar göstermiştir. İstanbul’a dönüşünde çavuş olur. Gözüpekliğiyle, daha çok Arnavut ve Çerkeslerin tekelinde olan muhafız alaylarında kendine yer edinir. Muhafız olarak katıldığı bir hac seferi sonrası içinde bulunduğu gemiyi batmaktan kurtarınca, Abdülmecit tarafından mülazımlık (teğmen) payesi verilir.
Abdülaziz’in saltanatında Ağa payesiyle Beşiktaş karakol komutanı olur. Ramazanda yemek yiyip, içki içenleri dövüp sonra Allah ıslah etsin ! diye bıraktığı rivayet edilir. II. Abdülhamit’i devirmek için Çırağan baskınını gerçekleştiren Ali Suavi‘yi bir sopayla kafasına vurarak öldüren Hasan Ağa’ya bu olaydan sonra paşalık (mareşallik) ünvanı verilmiştir. Osmanlı-Rus savaşında Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar göstermiştir.
Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın adı yakın türk tarihi bağlamında çok tartışılmakla birlikte. Bu ismin okuma yazma bilmediği için verildiğini iddia edenler olmakla birlikte bu gerçeği yansıtmamaktadır, Çorum yerel tarihi bağlamında yapılan araştırmalarda bunun doğru olmadığı kanıtlanmış olup çocukluğunda medrese eğitimi aldığı ortaya çıkarılmıştır. Ancak imzasını Arapça yedi ile sekiz rakamlarını yazıp bu sayıyı bir çizgiyle birleştirdiği doğrudur. Paşa, II. Abdülhamit’in en güvendiği adamlardan (Diğeri Fehim Paşa) olması nedeniyle bu yakıştırmanın yapıldığı düşünülür.
Hasan Paşa 1902’de vefat etti. Geride meşhur namıyla beraber, memleketi Çorum’da, 1894 yılında yaptırttığı 27.5 metre yüksekliğindeki saat kulesi kalmıştır.
İdari anlamda Çorum ve bölgesine etkisi de günümüzde İskilip, Osmancık, Sungurlu gibi yerlerin Çorum Sancağına doğrudan bağlanmasını 1890 yılında sağlaması olmuştur. Ki bu gücün nüfuzunu anlama açısından bilgi vermek gerekirse; İskilip’in nüfusu Çorum’dan daha fazladır o yıllarda.
Hasan Paşa’nın biri yaşlı biri genç iki hanımı varmış. Yaşlı olan eşi Hacı Hatice hanım, genç ve güzel Çerkez eş Hatice Gülnaz’ı, evladı gibi gözetirmiş.
Bugün, Beşiktaş semtindeki tanınmış bir ekmek ve kurabiye fırının adı Yedi Sekiz Hasan Paşa Fırınıdır.
Sait Halim Paşa
Haziran 29th, 2012Sait Halim Paşa (1863-1921), 11 Haziran 1913 – 14 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa – Enver Paşa – Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.
1863 yılında Kahire‘de doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdülhalim Paşa‘nın oğludur. Sait Halim Paşa ilk ve orta tahsilini Kahire’de özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra İsviçre’de beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür.
1888’de Mîr-i Mîran rütbesi ile ve Mecîdî nişanı ile Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzâsı olmuştur. Kendisine, 1889’da II. ve 1892’de I. rütbe Osmânî ve 1899’da murassa Mecîdî nişanı, 1900’de de Rumeli Beylerbeyi pâyesi verilmiştir. 1908’de ise bulunduğu Şûrâ-yı Devlet âzâlığından kadro dışı bırakılmış, ancak aynı dönemde Belediye genel seçimlerinde Yeniköy Belediye Dairesi Reisliğine tayin olunmuştur. Daha sonra ise Cemiyet-i Umumiye-i Belediye ikinci reisliği, 1908’de de Âyân Meclisi âzâlığı yapmıştır. 1912’de Şûrâ-yı Devlet reisliği de kendisine verilmiştir.
Sait Halim Paşa 1912’de reislikten çekilmiştir. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin genel sekreterliğine seçilmiş, Mahmut Şevket Paşa‘nın sadrazamlığı sırasında 1913’de de 2. defa Şûrâ-yı Devlet reisliğine ve üç gün sonra Hariciye Nezareti‘ne (Dışişleri Bakanlığı’na) atanmıştır. Mahmut Şevket Paşa’nın şehit edilmesinden sonra 1913’de Sadrazamlığa (Başbakanlığa) ile getirilmiştir.
Sait Halim Paşa, 1913 Eylülünde, Bulgarlarla Edirne’nin Osmanlı devletinde kalması ve Meriç nehri hudut olmak üzere sulh imzalanması hizmeti sebebi ile Padişah tarafından İmtiyaz Nişanı ile onurlandırılmıştır.
Osmanlı Devleti 1914 yılında tarafsızlığının ihlal edilmesi nedeni ile I. Dünya Savaşına katıldı. Bu süreçte Almanya sefiri Baron Wangenheim ile Yeniköy’de Sait Halim Paşa Yalısında ittifak anlaşması imza edilmiştir. 1915’te Hariciye Nazırlığından, 1917’de Sadrazamlıktan çekilmiştir (yerine Talat Paşa geçmiştir).
1919 Mart ayında harp ilanı sırasındaki bazı kabine azaları ve Sait Halim Paşa tutuklanmış, Paşa, diğer milletvekilleri ile beraber tahliye olunduktan sonra Roma’ya gitmiştir. 6 Aralık 1921’de bir Salı günü akşamı araba ile evinin kapısına geldiği sırada Ermeni komitacısının silahlı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Na’şı İstanbul’a getirilmiş ve 30 Aralık 1921 günü Yeniköy’deki yalısından alınarak büyük törenle Sultan Mahmut türbesinin bahçesine defnedilmiştir.
Dr.Mustafa Aydın
Haziran 29th, 20121975 yılında katıldığı Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki çeşitli yurt içi görevlerinden sonra sahasında ülkemizi temsilen 1983 yılından itibaren yurt dışı görevlere atandı. Yurtdışı görevini tamamlayarak 1986 yılında yurtiçi görevine döndü. 1995 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olarak İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine başladı.
1994 yılında çekirdeğini kardeşleri; Nöroşirürjiyen Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN, K.B.B. Uzmanı Op. Dr. Ömer AYDIN, Sosyal Bilimci Doç. Dr. İbrahim AYDIN, İletişimci ve Yapımcı Süleyman AYDIN’ın oluşturduğu ve evrenselliğin erdemi ve bilimsel eğitimi önemseyen 30’u aşkın akademisyen ve iş adamının birlikteliği ile iş dünyasına atılan Dr. Mustafa AYDIN ;
Güçlü, dinamik, yenilikçi ve üretken yönetimi, çağdaş, bilginin ve aklın egemenliğine inanan felsefesi, bilimsel ve teknolojik çalışmaları, profesyonel kadrosu ve Uluslararası Kalite Güvence Sistemi ISO 9001 ile başlayan hizmet yolculuğuna…
• BİL Holding A.Ş
• BİL Kültür ve Eğitim A.Ş.
• BİL Eksen Kağıtçılık Ltd. Şti.
• BİL Form Matbaacılık Ltd. Şti.
• BİL Derajans Reklamcılık Ltd. Şti.
• EK-BİL Matbaacılık A.Ş.
• BİL Akademi Yurtdışı Eğitim Ltd. Şti.
• BİL Bilişim A.Ş.
• BİL Lojistik Ltd. Şti.
• BİL Yayıncılık A.Ş.’yi kurarak devam etmiştir.
Yazılı, görsel ve sesli medya alanında ise Media Team bünyesinde yer alan;
MMC TV
Radyo Mega
Radyo Artı’nın kuruluş çalışmalarını tamamlayarak en kaliteli hizmeti sunmaya devam etmektedir.
2003 yılında Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüğü Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı (AKEV) ile ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirmeyi hedefleyen ve Türkiye’nin ilk vakıf meslek yüksekokulu olma özelliğini taşıyan Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu’nu kurdu.
Farklı ve ayrıcalıklı eğitim felsefesi, modern fiziki yapısı, teknolojik donanımı, alanında uzman eğitim kadrosu, istihdam yaratacak çözüm ortakları, yurt dışı eğitim imkânları, gelişim merkezleri, sosyal ve kültürel alanlarıyla mesleki eğitime farklı bir bakış açısı kazandıracak Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu BİL Holding’in maddi ve manevi desteği ile kuruluş çalışmalarını tamamlamıştır.
Çeşitli sivil toplum örgütlerinde görev yapan Dr. Mustafa AYDIN;
• AKEV Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı – Mütevelli Heyeti & Kurucu Yön. Kur. Başkanı
• SSD Sigarayla Savaşanlar Derneği – Genel Başkanı
• UFRAD Ulusal Franchise Derneği – Genel Başkanı
• KAGED Kaynarca Köyleri Derneği – Kurucu & Genel Başkanı
• BTD Bahçelievler Trabzonlular Derneği – Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı
• YKV Yücel Kültür Vakfı – Başkan Vekili
• İÇK İstanbul Çevre Konseyi Federasyonu – I. Başkanı
• TKV Türk Kalp Vakfı – Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Üyesi
• TDB Trabzon Dernekler Birliği – Üst Danışma Kurulu Üyesi
olarak çalışmalarını yürütmektedir. Bunu yanı sıra;
• SSV ( Sigarayla Savaşanlar Vakfı )
• TEMA ( Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı )
• BNV ( Beyaz Nokta Vakfı )
• TEGV ( Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı )
• AÇEV ( Anne – Çocuk Eğitim Vakfı )
• KALDER ( Kalite Derneği )
• BİLGİDER ( Bilgi Çağı Özel Öğretim Kurumları Derneği )
örgütlerinde ise aktif olarak çeşitli görevlerde bulunmaktadır.
Değişik kurumlardan ödüller alan Dr. Mustafa AYDIN;
• İnsanlığın Gerçek Dostu Ödülü – Sigarayla Savaşanlar Vakfı
• Türkiye Çocuk Mankenleri Teşvik Ödülü – Correct
• TEMA Destek Ödülü – 9. Cumhurbaşkanımız Sn. Süleyman DEMİREL
• İstanbul’u Ağaçlandırma Ödülü – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
• Uyuşturucuyla Mücadele Ödülü – İstanbul Emniyet Müdürlüğü
• Eğitime Destek Ödülü – Milli Eğitim Bakanlığı
• Kültür Değerlerine Destek Ödülü – Devlet Bakanı Sn. Metin GÜRDERE
• Sigarayla Savaşta 10. Yıl Büyük Ödülü – Sigarayla Savaşanlar Derneği
• Sağlıklı Yaşama Destek Ödülü – Beşiktaş Belediye Başkanlığı
• Şefkat Ödülü – Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
• Bilişim Ödülü – İstanbul Üniversitesi
• Çağdaş Vakıfçılık Ödülü – Vakıflar Genel Müdürlüğü
• Deprem Bilinçlendirme Ödülü – Güngören Belediye Başkanlığı
• KASDAV Spor Ödülü – Kadıköy Belediye Başkanlığı
• Eğitim Ödülü – Kabataş Erkek Lisesi
• Yılın Eğitimcisi Ödülü – Tuncay Azaphan İletişim Lisesi
• KASDAV Müzik Ödülleri – Kadıköy Belediye Başkanlığı
• Basın ve Yayın Ödülü – TÜRDAV
• Dostluk Spor Ödülü – Galleria Bowling
Çevre Ödülleri
• Büyükşehir Belediye Başkanlığı
• Bağcılar Belediye Başkanlığı
• Beşiktaş Belediye Başkanlığı
• Bahçelievler Belediye Başkanlığı
• Bakırköy Belediye Başkanlığı
• Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı
• Pendik Belediye Başkanlığı
• Tuzla Belediye Başkanlığı
• Sarıyer Belediye Başkanlığı aldığı ödüllerden bazılarıdır.
İki dil bilen, 4 eseri ve çeşitli gazete, ansiklopedi ve dergilerde yazıları yayınlanan, yurt içinde ve yurt dışında sayısız konferanslar veren Dr. Mustafa AYDIN; evli, 3 çocuk babasıdır.
Hasan Cemil Çambel
Haziran 29th, 20121879’da İstanbul’da doğdu. 1896’da Harp Okulunu, 1900’de Harp Akademisini bitirdi. Kurmay Yüzbaşı olarak Almanya’ya gönderilerek Prusya Harp Akademisinde öğrenimini tamamladı (1902). Bir süre Karlsruhe’de General Hindenburg’un Karargâhında çalıştı.
Yurda dönüşünde Selânik’te Rumeli Genel Müfettişliği ve Jandarma Islahat Müfettişliğinde görevlendirildi. Balkan Savaşında Genel Karargâh harekât şubesi müdürlüğü yaptı. 1913’de Berlin Büyükelçiliği Askeri Ataşesi oldu. 1915’de Irak cephesinde 51. tümen komutanlığına atanmasıyla tümeni ile Felâhiye Savaşı’na katıldı. 1917’de yeniden Berlin Askeri Ataşeliğine gönderildi. Mütarekeden sonra Kurmay Albay rütbesinden emekliye ayrıldı.
Bir aralık Haliç Vapurları İşletmesi Müdürlüğünü yaptı. 1928′ de Bolu’dan milletvekili seçilerek T.B.M.M. üyesi oldu. VIII. dönem sonuna (1950) kadar milletvekilliğini sürdürdü. Türk Tarih Kurumu‘nun kurucu üyelerinden olup 1935’de Yusuf Akçura‘nın ölümü üzerine Atatürk tarafından Kurum Başkanlığına getirildi (23.3.1935 – 17.12.1941). Bu arada Berlin’deki Alman Arkeoloji Enstitüsünün onur üyeliğine seçildi (1939). 88 yaşında İstanbul’da öldü.
ESERLERİ
1) Telif Eserleri:
“Millî Terbiyemizin Hedefleri”, 1927.
“Jüpiter” (Atatürk’ün bir portresi), 1929.
“Yeni Ruh” (Fikrî bir eser), 1929.
“Türk Gençliği Nasıl Yetiştirilmelidir?, 1932.
“İstanbul’un Fethi”, 1947.
“Attila’dan Atatürk’e”, 1948.
“Türkler, Dilleri ve Kaderleri”, 1949.
“Makaleler, Hatıralar”, T.T.K. Yayını: Dizi-XVI. Sayı: 5.
2) Çevirileri:
CANEA (Hannibal’in Romalılara karşı zaferi M.Ö. 216) – Alman genel kurmay başkanlarından General Schlieffen’in eseri
“Alman milletine hitabeler” – Fichte’den (Napoleon’un istibdadına karşı konuşmalar) 1927.
“Haydutlar” Schiller’den
“Iphigenie Aulis’te” Goethe’den
“Zarathustra böyle konuştu”, Nietsche’den
“Dorian Gray’in portresi” Oscar Wilde’den
“Hikâyeler” Oscar Wilde’den
“Hikâyeler” Strindberg’ten
“Hikâyeler” Selma Lagerlöf’ten
Napoleon” Gundolf’tan. “Şairler ve Kahramanlar” Gundolf’tan.
Alman filozofu Dilthey’in felsefe üzerine 3 üncü cildi.
“Türk Yurdu”, Yeni Adam dergilerinde Hakimiyeti Milliye (Ulus) Dünya ve Cumhuriyet gazetelerinde, edebiyat, felsefe ve tarih ile ilgili yazıları.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa
Haziran 29th, 2012Kavalalı Mehmet Ali Paşa, (1769- 1848) Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi
Kavalalı Mehmet Ali Paşa bugünkü Yunanistan’ın Kavala kentinde dünyaya geldi. Napolyon’un Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev aldı ve kısa zamanda komutanlığa yükseldi. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi oldu.
Mısır’ın kalkınması için çeşitli ıslahatlar yaptı. Avrupa’dan getirttiği hocalarla kendine güçlü bir ordu kurdu. Vehhabi ayaklanmasını bastırdı. Mora’da patlak veren isyanı bastırmakta güçlük çeken Osmanlı Devleti Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi. Bu başarısına karşılık Mora ve Girit valilikleri söz verildi. İsyan bastırıldı ama 1829’daki Edirne Antlaşması’yla Mora, Yunanistan’a verilince Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu sefer de Suriye valiliğini istedi. Ancak Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinen İstanbul Hükümeti Mehmet Ali Paşa’nın bu isteğini reddetti.
Bunun üzerine Mehmet Ali Paşa Filistin’e yürüdü ve Akka Kalesi’ni ele geçirdi. İstanbul Kavalalı’nın üstüne ordu gönderdiyse de Ağa Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı. Mısır Kuvvetleri Halep, Şam ve Adana’yı ele geçirdiler. Konya’da Sadrazam Reşit Paşa’nın kuvvetlerini de yenip Kütahya’ya kadar ilerlediler.
Bunun üzerine II. Mahmut İngiltere ve Fransa’dan yardım istedi. Ne var ki Fransa’nın Mehmet Ali Paşa’yı desteklemesi, İngiltere’nin de Osmanlı’nın içişlerine karışmak istememesi üzerine beklediği yardımı alamadı ve Rusya’dan yardım istemek zorunda kaldı. Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması yapıldı ve Rus donanması İstanbul’a demirledi.
Boğazların Rusya’nın eline geçmesinden endişe eden İngiltere ve Fransa’nın araya girmesiyle Kütahya Antlaşması (1833) imzalandı. Antlaşmaya göre Mısır, Suriye ve Girit valilikleri Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya, Cidde ve Adana valilikleri de oğlu İbrahim Paşa‘ya verildi.
Antlaşmadan her iki tarafta hoşnut olmadı. II. Mahmut Mısır valisini ortadan kaldırmak ve kaybettiği toprakları geri almak istiyordu. Osmanlı ordusu ile Mısır ordusu Nizip’te karşılaştı. Osmanlı ordusu tekrar bozguna uğrayınca Rusya’nın soruna el atmasından ve Kavalalı’nın güçlenmesinden çekinen Avrupa Devletleri konuyu görüşmek için Londra’da konferans düzenledi.
Londra’da imzalanan antlaşmaya göre Suriye, Girit ve Adana Osmanlı Devletine geri verildi, Mısır ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve soyundan gelenlere bırakıldı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa baştan antlaşmayı kabul etmese bile üzerine gönderilen kuvvetlere karşı başarılı olamayınca antlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı. 1845’te İstanbul’a gelip padişaha bağlılığını bildirdi. 1848’de Kahire’de öldü.
Alparslan Türkeş
Haziran 29th, 2012Alparslan Türkeş 1917 Lefkoşe’de doğdu, 4 Nisan 1997’de Ankara’da vefat etti. Türk asker ve siyaset adamı.
Ülkücülerin başbuğu olarak adlandırılan Türkeş, aynı dönem Türk siyaset yaşamını etkileyen liderlerden biriydi. Türkeş Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirdikten sonra 1944’te yüzbaşı rütbesindeyken “Turancılık” davasından yargılandı. Dava sonunda aldığı ceza 1 yıldan az olduğu için orduya tekrar dönebildi. 1948’de Harp Akademisi’ni bitirdi. 1959’da albaylığa yükseldi. 27 Mayıs 1960 harekatının bildirisini radyodan okuduktan sonra adı sıkça duyulmaya başlandı. Bu dönemde Milli Birlik Komitesi içindeki görüş ayrılığı sonucu 14 üye ile birlikte emekliye ayrıldı. Bir süre sonra Hindistan’a büyükelçi müşaviri olarak gönderilen Türkeş, 1963’te yurda dönerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) girdi.
1965’te bu partinin başkanı oldu ve aynı yıl milletvekili seçildi. CKMP programını ünlü kitabı 9 Işık’taki görüşler doğrultusunda değiştirdi ve 1969’da partinin adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yaptı. 1975’ten sonra koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulunan Türkeş 12 Eylül darbesi’nden sonra 4,5 yıl tutuklu kaldı. 1987’de siyaset yasağının kalkmasıyla birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi ve aynı yıl yapılan olağanüstü kongrede genel başkanlığa seçildi. 1991 genel seçimlerinde RP ile seçim ittifakı yapan MÇP lideri Türkeş yeniden parlamentoya girdi. Ancak, daha sonra MHP adını alan partisi 1995 genel seçimlerinde Türkiye barajını aşamadığı için Türkeş de parlamento dışında kaldı.
Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara’da vefat etti.
Eserleri
Milli Doktirin 9 Işık; Alparslan TürkeşKamer Yayınları; İstanbul , 1997;
Dokuz Işık; Berikan Elektronik Basım Yayım;
9 Işık; Hamle Yayınevi; İstanbul;
Dokuz Işık ve Türkiye;Hamle Yayınevi; İstanbul;
Ülkücülük; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1995;
12 Eylül Adaleti (!) : Savunma; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1994;
1944 Milliyetçilik Olayı; Hamle Yayınevi;
Modern Türkiye ; İstanbul,
Milliyetçilik Olayları; Berikan Elektronik Basım Yayım;
27 Mayıs ve Gerçekler; Berikan Elektronik Basım Yayım;
27 Mayıs, 13 Kasım, 21 Mayıs ve Gerçekler; İstanbul, 1996;
Ahlakçılık; Berikan Elektronik Basım Yayım;
Etik (Ahlak Felsefesi), Etik.; Bunalımdan Çıkış Yolu; Kamer Yayınları;
Türk Edebiyatında Anılar, İncelemeler, Tenkidler, Anı-Günce-Mektup;
İstanbul, 1994;
Bunalımdan Çıkış Yolu; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996;
Dış Meselemiz; Berikan Elektronik Basım Yayım;
İlimcilik; Berikan Elektronik Basım Yayım;
Kahramanlık Ruhu; İstanbul, 1996;
Temel Görüşler; Kamer Yayınları;
Sistemler ve Öğretiler; İstanbul, 1994;
Türkiye’nin Meseleleri; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996;
Yeni Ufuklara Doğru; Kamer Yayınları;
Sistemler ve Öğretiler; İstanbul, 1995.
(Aşağıdaki bilgiler MHP resmi sitesinden alınmıştır.)
Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ’un hayat hikayesinin başlangıcında da göç var.
Yıl 1860 Orta Anadolu’da, Kayseri’nin, Pınarbaşı ilçesi’nin Yukarı Köşkerli Köyünde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilir.
Yıl 1917 ve Kasım’ın 25’i, öğle vakti.. yer, Lefkoşe. Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı mütevazi evde, Kıbrıs’a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve esi Fatma Zehra Hanimin Ali Arslan adini verdikleri oğulları dünyaya gelir.
Yıl 1921 ve 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü ilkokul’una (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı Uleması olan Hoca Efendi’nin dizi dibine çöken Ali Arslan’ın ağzından çıkan ilk söz bir euzü besmeledir. Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum dermişçesine bir besmeledir, Ali Arslan’ın ağzından dökülen..
Birbirinin ardısıra gelen ilkokul ve Rüştiye yılları ve her biri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatın yanısıra Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i âli Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye’nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey Ali Arslan’ın adini adeta senin adin “Alparslan olsun” ve Sultan Alpaslan’a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir.
Küçük Alparslan’ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Pasa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşilada’mızın tamamı İngiliz işgali altındadır ve Türk’ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye’ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.
Yıl 1933 ve Alparslan’ın artik işgal altında, esaret altında yasamaya dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey’i ve Annesi Fatma Zehra Hanım’ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk’ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye’nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ve.. ver elini İstanbul…
Ailesi İstanbul’a yerleşince Alparslan’ın ilk isi Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul’da… Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O Yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca’nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, Alparslan Türkeş.
Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları baslar. 1938’de Harbiye’den mezun olur, artik O Türk Ordusu’nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti’nin emrindedir.
Yıl 1940 Isparta’da gönlünü Muzaffer Ana’ya kaptırır ve evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adli çocuklarla çiçeklenir bu evlilik ve bozkurtların Muzaffer Ana’sının 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Sevâl Hanım’la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adli iki evlât daha vererek sevindirecektir.
Yıl 1944 3 Mayıs.. Ankara’da eski tabirle bir nümayiş yani gösteri veya yürüyüş vardır. Türk’ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta hem düşmana… hem devlet hizmetindeki gafillere hem de yurda sızmaya çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.
Şâirin öz yurdunda garipsin, özyurdunda parya dediğince tutuklanır Türkçüler… Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılık Davası baslar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye’de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu… Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş’te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944’te kendisini “vatan hainliği” suçlamasıyla sorgulayan mesnetsiz Savcıya “Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanimi severim.” diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atilisidir ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.
Yıl 1947 Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği’nin Komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez “Moskofluğu” ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı’daki görevlerinden sonra 1951 yılında Kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.
Yıl 1955 dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada … Üniversitesinde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye’ye döner.
1959 yılında Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilir ve bu okulu basarıyla bitirir. O artik bir Kurmay Albaydır.
Yıl 1960, tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve “ihtilâl’in kudretli Albayı”dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet istatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.
Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13Kasim 1960’ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve “ondörtler” olarak bilinen arkadaşları Komite’nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım’da Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş’in Türkiye’ye dönmesine müsaade edilmez.
Yıl 1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.
Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği” adli bir dernek kurar.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.
Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılır.
Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığına seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir.
Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.
İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.
Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler baslar.
1968 Yılından itibaren Marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek “Komünist Devrim” için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin’in Stalin’in Mao’nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri “şehir gerillası” mı “kır gerillası” mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeye başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.
Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket’e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980’e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet’in zaaf içinde olduğu düşünülen “zinde güçlerdi bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının “olgunlaşması” için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.
Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.
12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye’nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5’ler bu sürecin şekillendiği mekanlardır.
Başbuğ 12 Eylül’den üç gün sonra teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada’da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi’nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985’de tahliye olur ve beraat eder.
Tarih 6 Eylül 1987.. Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ’a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.
Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.
Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP’nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.
Tarih 27 Aralık 1992.. Oniks Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verirler.
Tarih 24 Ocak 1992 MÇP’nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.
Yıl 1997… tarih 4 Nisan…
DHMİ Genel Müdürü’ne Yazıoğlu sorgusu
Haziran 29th, 2012Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasındaki ”ihmal” iddialarıyla ilgili soruşturması kapsamında, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürü Orhan Birdal’ın ”şüpheli” sıfatıyla ifadesi alındı.
Birdal, avukatıyla adliyeye gelerek, soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Murat Demir’e ifade verdi.
Dönemin Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali Arıduru’nun da Savcı Demir’e, aynı soruşturma çerçevesinde yazılı olarak ifade vereceği belirtildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasındaki kurtarma çalışmalarındaki ”ihmal” iddiaları üzerine, Ankara’daki bazı görevliler hakkında soruşturma başlatmıştı.
