Yavuz Şeker

Haziran 29th, 2012

1943 yılında Samsun’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nde okudu. 1961-1962 Sezonu’nda Şehir Tiyatroları’na girdi. 1963 yılında Gazanfer Özcan, 1964 yılında Neşe Yulaç Tiyatroları’nda çalıştı. 1974 yılına kadar Ulvi Uraz, Ankara Oyuncuları, İstanbul Güç Birliği, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatroları’nda çeşitli oyunlarda rol aldı.

Oynadığı piyesler arasında Dobriçanin’in “Müşterek Ev”, Çetin Altan’ın “Dilekçe”, Musahipzade Celal’in “Mum Söndü”, Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı” “Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı”, Orhan Kemal’İn “İspinozlar”, “Hint Kumaşı”, “Volpone”u sayabiliriz. 1974 yılında tekrar Şehir Tiyatroları’na döndü.

Oynadığı oyunlar arasında en önemlileri şunlardır; “Ömür Satan Hüsam Çelebi”, “Cimri,”, “Galileo Galilei”, “Tatar Ramazan” , “Demokrasi Gemisi”, “Atmasyonya Berberi”, “Kahvehane”, “Aynaroz Kadısı”, “Kanlı Nigar”, “Utanmazın Defteri”, “Hırçın Kız” , “Karım ve Kızım”, “Bir Şehnaz Oyun”, “Keşanlı Ali Destanı”, “Kafes Arkasında”, “Deli Eder İnsanı Bu Dünya”, “Müfettiş”, “Aslolan Hayattır”, “İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları” , “Metro Canavarı”, “Sokağa Çıkma Yasağı”, “Kafkas Tebeşir Dairesi”.

Bu arada “Yoklar Dağındaki Nar”, “Kuğular”, “Tom Sawyer”, Masal Masal Matitas” “Fırıncıyla Züreffa”, “Sırık Obur Camgöz”, Hansel ve Gratel, Kül Kedisi, Rüyaların En Güzeli, Saka Kuşu gibi Çocuk Oyunlarında da oynadı.

 
Yavuz Şeker çeşitli sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde de oynadı. Sinemada Gırgıriye, Ayağında Kundura, Sakar Şakir, Korkusuz Korkak, Atla Gel Şaban, Sevdalım, Şıngırdak Şadiye, Ceza, Gırgıriyede Şenlik Var, Kara Osman, Zorbanın Aşkı filmerinde oynadı. Oynadığı televizyon dizileri arasında da Çiçek Taksi, Üç Aşağı Beş Yukarı, Bu Adamlar Ne Yapıyor, Zaman Mekan Makinası, Tatlı Çarşamba, Selvi Boylum, Perihan Abla, Dilküşa Tiyatrosu, Hakem Seyfi Dalmaz’ı sayabiliriz.

Ayrıca reklam ve fotoromanlarda da oynadı. Ve yerli yabancı filmlerin seslendirmesini yaptı. Radyo Tiyatrosun’da çeşitli skeçlerde de rol aldı.

7 Mart 2000’de Kültür Bakanlığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ödüllerini de aldı.

Gazi Hüsrev Paşa

Haziran 29th, 2012

Gazi Hüsrev Paşa, 1480 yılında doğdu. Babası Ferhad Bey, annesi Sultan İkinci Bayezid’in kızı Selçuk sultandır. Babası Adana muhafızı olduğu sırada Kölemenlerle yapılan savaşta şehit olmuş, annesi de Sultan İkinci Bayezid’in sağlığında vefat ederek İstanbul’da Bayezid Caminin yakınında bulunan bir türbeye defnedilmiştir. Annesi ile birlikte İstanbul’a yerleşen Gazi Hüsrev Paşa, eğitimini tamamladıktan sonra, dayısı Şehzade Mehmed, kefe sancakbeyliğine tayin edildiğinde onunla birlikte gitti.

Semendire Sancakbeyliğine atanan Gazi Hüsrev Bey, Belgrad’ın fethinde önemli hizmetlerde bulundu. Belgrad’ın fethinden sonra Bosna sancakbeyliğine getirildi. Bosna sancakbeyliğini sırasında Knin, Skradin, Ostovika kalelerini ele geçirdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın bazı seferlerine katıldı. Bosna bölgesinde yeni fetihler yaparak sancağının sınırlarını genişletti. Mohaç zaferi sırasında, Balı Paşa ile birlikte önemli rol oynadı. Macarların eline geçen Yayça kalesini kuşatarak teslim almayı başardı. 1533 yılı sonlarında Semendire sancağına nakledildi. 3 yıl kaldığı bu görevde komşu devletlerle çeşitli diplomatik temaslarda bulundu. 1536 yılında tekrar Bosna sancakbeyliğine tayin edilen Gazi Hüsrev Paşa, 18 Haziran 1541 tarihinde vefat etti ve Gazi Hüsrev Bey Camii avlusundaki türbesine gömüldü.

Gazi Hüsev Paşa, yoğun fetih ve gaza faaliyetlerinin yanında, Saraybosna ve çevresinin islamlaşmasında çok önemli rol oynayan dini, ticari ve kültürel tesisler yaptırmıştır.

Cevat Çobanlı

Haziran 29th, 2012

Çanakkale müdafaasındaki yararlığı ile meşhur bir asker olan Orgeneral Cevat İstanbul’da doğdu. Babası Maiyeti Seniye Erkanı-ı Harbiye Reisi Müşir Şakir Paşa’dır.

Galatasaray Lisesinde okuduktan sonra Harbiye’den Kur-may Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Saray maiyetinde ve muhtelif memuriyetlerle Avrupa’da görev yaptı. Hassa Ordusu’nda Fırka Komutanı ve Ferik (Korgeneral) oldu. 1908 inkılabından sonra çabuk ilerleyenlerin rütbeleri tasfiye edildiği zaman, o da Kaymakamlığa (Yarbaylığa) indirildi. Erkan-ı Harbiye Mektebi Müdürü, Balkan Harbinde Şark Ordusu Erkan-ı Harbiye Reisi, Birinci Dünya Harbinde Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı yaptı. 5-18 Mart zaferinin kazanılmasında büyük etkisi oldu. Bundan dolayı kendisine 18 Mart Kahramanı unvanı verildi.

Daha sonra Galiçya ve Filistin cephelerinde görev yaptı. 7 inci Ordu Komutanı oldu. Mütarekede Malta’ya gönderildi, oradan dönüşte Adana ve Di-yarbakır mıntıkasında Komutanlık yaptı. Sonra Yüksek Askeri Şura Azalığına tayin edildi. Bu görevi sırasına İstanbul’da öldü ve Erenköy’e gömüldü.

Arif bey (Ayıcı)

Haziran 29th, 2012

1882 yılında Adana’da doğdu. Ordu Kurmay Başkan Yardımcısı, Kurmay Yarbay Arif Bey, Mustafa Kemal ile birlikte Milli Mücadele’yi başlatmak için Samsun’a giden 19 kişiden birisiydi. Ordu komutanlığı yaptığı sırada çadırında ayı beslediği için “ayıcı” diye anılan Arif Bey, 1923’te Eskişehir milletvekili seçildi.

İstiklal Harbi’nde tümen komutanı olarak görev yapan Kurmay Başkan Yardımcısı Yarbay Ayıcı Arif Bey, İzmir’de ortaya çıkarılan Atatürk’e suikast girişimine katıldığı iddiasıyla İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve asıldı.


19 Mayıs günü Samsun’a çıkan 19 kişi.
Mustafa Kemal Paşa
Albay Refet (Bele)
Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirik)
Kurmay Başkan Yardımcısı Yarbay (Ayıcı) Arif
Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede)
Sağlık Başkanı ve yardımcısı Albay İbrahim Tali Öngören
Dr. Refik Saydam
Binbaşı Kemal (Doğan)
Emir Subayı Teğmen Hayati
Başyaver Cevat Abbas (Gürer)
Yüzbaşı Mümtaz
İsmail Hakkı
Emir Subayları Yüzbaşı Ali Şevket
Teğmen Muzaffer
Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa
İaşe Subayı Yüzbaşı Abdullah
Şifreci kâtipler Faik ve Memduh ve Şifre Yardımcısı Üsteğmen Hikmet (Gerçekçi).

Katerina I

Haziran 29th, 2012

Litvanyalı bir köylü ailesinin kızı olan Katerina, 1683 yılında doğdu. Ruslara esir düşerek Moskova’ya gönderildi. Deli Petro’nun 1703 yılında sevgilisi, 1712 yılında da karısı oldu. Kültürsüz, fakat zeki bir kadın olan Birinci Katerina, Deli Petro üzerinde büyük bir etki yaptı. Deli Petro’nun ölümünden sonra, soyluların muhalefetine rağmen 1725 yılında tahta çıktı. Dış politikada İngiltere, Fransa ve Prusya’nın kurduğu Hannover Birliği’ne karşı Avusturya-İspanyol işbirliğine katılma yolunu izledi. 1726 yılında Petersburg’ta Bilimler Akademisini kurdu.

Rus Çariçesi Birinci Katarina, 1711 yılında Osmanlı Devleti ve Rusya arasında yaşanan Prut savaşı sırasında, Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından, Prut ırmağı kıyısında sarılan Rus ordusunu yok olmaktan, Türk ordugahına gelip Baltacı Mehmed Paşa ile çadırında özel bir görüşme yaparak kurtardığı söylentisi ile tanınır.

Albert Gerard Leo D’amade

Haziran 29th, 2012

1856 yılında doğan Fransız generali Alber d’Amade, Cezayir ve Tonkin’de gösterdiği yararlıklar üzerine kısa sürede terfi ettirildi. 1908’de tuğgeneral olarak Cazablanca’ya gönderildi ve kuvvetlerin başına geçirildi. Burada şiddetli ve çabuk hareket ederek kısa bir zamanda bölgeyi yatıştırmayı başardı. 1914’te Yüksek Harp Şurası üyeliğine getirildi ve bir süre İtalya sınırındaki Fransız gözetleme kıtalarının komutanlığını yaptı. Daha sonra altıncı kolordunun başına geçerek, Yukarı Alsace’ta Fransız taarruzunu yönetti.

1915’te Çanakkale’ye çıkarılan bağlaşık kuvvetleri içindeki Fransız birliklerine komuta etti, burada saldırganların uğradıkları bozgundan sonra özel bir görevle Rusya’ya gönderildi.

1941 yılında Fronsac’ta öldü.

Douglas Macarthur

Haziran 29th, 2012

1880 yılında dünyaya gelen Macarthur Filipinler’deki ilk Amerikan valisinin oğluydu. 1903’te West Point harp okulundan istikham subayı olarak mezun oldu. Filipinler’de ve Japonya’da görev yaptı (1906). Theodore Roosevelt’in yaverliğinde bulundu (1906-1908); albay rütbesiyle 1917’de Fransız Cephesi’ne gönderildi. 38 yaşında generalliğe yükseldi. Amerika’ya çağrılmadan önce 1918’de bir tugaya komuta etti. Amerika’da West Point harp okulunu yönetti (1919). Yeniden Filipinler’de kaldıktan sonra kurmay başkanı oldu (1930). 1935’te hizmetten çekildi. 1940’da Filipinler’de başkan Quezon’un askeri danışmanlığını yaptı. Temmuz 1941’de takımadadaki müttefik kuvvetleri başkomutanı olarak Japon saldırısına karşı koydu ve Corregidor’u ancak Roosevelt’in emri üzerine terk ederek Avustralya’ya gitti (1942). 1943’te Güney-batı Pasifik kuvvetlerinin, sonra da Pasifik’teki tüm müttefik kuvvetlerin komutanı olarak (1945) Japonlar’a karşı kazanılan zaferde başlıca rolü oynadı. Daha sonra işgal birlikleri komutanı sıfatıyla ve hemen hemen tam yetkiyle Japonya’da kaldı. 1950’de Kore’de savaşa giren Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin komutanlığına getirildi, ama savaşı genişletmeye yönelik tutumu başkan Truman tarafından çok sakıncalı görüldüğünden görevden alındı ve yerine general Ridgway getirildi (1951).

Kahraman Paşa

Haziran 29th, 2012

1684 yılında Rumeli Beylerbeyi oldu. 1689’da da Podolya eyaletinin merkezi Kamaniçe’ de Lehlileri yendi.

D’esperey Franchet

Haziran 29th, 2012

Fransız mareşali. 1858 yılında Mosta Gamen’de doğdu. 1900’de Boxer’ler seferinde Pekin Fransız Bölgesi komutanlığı yaptı. I. Dünya Savaşı’nda, 1916’da Doğu Ordular grubuna, 1917’de Kuzey Ordular grubuna komuta etti. 1918’de Doğu müttefik Orduları Başkomutanı olarak, Bulgaristan’a karşı hazırladığı saldırı plânını, başarıyla geliştirerek Tuna boyuna ulaştı. 29 Eylül’de Bulgarlarla yaptığı mütarekeden sonra azınlıkların alkışları arasında İstanbul’a girdi.

12 Şubat 1919’da Tevfik Paşa’ya verdiği ültimatomda, Genç Türk nazırlarının tutuklanmaması halinde İstanbul’un işgal edileceğini bildiriyordu. Ancak İngiliz işgal kuvvetleriyle tam bir anlaşma içinde olmadığından, zaman zaman Türklerin lehine döndü. 6 Nisan 1920’de Cafer Tayyar Paşa ile Edirne’de bir görüşme yaptı. 1921’de mareşallik rütbesine yükseltilerek Kuzey Afrika orduları müfettişliğine getirildi. 1934’de eski muharip Müslümanları, sosyal planda örgütleyen Afrika Dostlukları Teşkilatını kurdu. 1942 yılında Tarn’da öldü.

Otto Liman Von Sanders

Haziran 29th, 2012

17 Şubat I855’te Stolp’da (bugün Polonya’da Slupsk) doğdu. 1874’te Essen muhafız birliğinde subaylığa başladı.1911 ‘de generalliğe yükseldi. I.Dünya Savaşı yaklaşırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri liderleri ateş hattında sağ kalabilmenin çarelerini arıyorlardı. Ordunun ıslahı düşünülüyordu. Osmanlı ordusunda yenilik yapmak için Almanya’dan istenen kurulun başkanı olarak 14 Aralık 1913’te İstanbul’a geldi. Önce, Osmanlı Ağustos 1914’te I. Kolordu komutanı oldu. 1914’e kadar Osmanlı ordusunda bazı reform çalışmaları yaptı. Almanya ile yapılan anlaşma gereğince mareşallik rütbesine yükseltilen Sanders, Mart 1915’te de Çanakkale’de V. Ordu komutanı oldu. Bu atanma ile Çanakkale’deki tüm idari yetkiyi eline alan von Sanders, düşmanın çıkarma yapacağı noktaları tahminde yanıldı ve yaklaşık dokuz ay süren bu savaşlarda komutanlık görevini sürdürdü.

1917-1918 yıllarında bu kez Filistin Cephesi’nde IV., VII. ve VIII. ordulardan oluşan Yıldırım Orduları Grubu komutanlığına getirilen Liman Von Sanders, İngiliz generali Allenby’nin saldırılarına karşı koyamadı. Eylül 1918’de Filistin Cephesi yarılınca kuvvetlerini Halep’e kadar çekti. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’nı Mustafa Kemal yürüttü. Mondros Mütarekesi’nden sonra bir süre İstanbul’da gözaltında tutuldu. Alman askerlerinin geri gönderilmesi çalışmalarını üstlendi ve daha sonra kendisi de Almanya’ya döndü. Son yıllarını anılarını yazarak geçirdi Sanders, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından (30 Ekim 1918) hemen sonra Türkiye’den ayrıldı. Sanders’in Türkiye ile ilgili iki eseri vardır, Malta’da savaş suçlusu olarak bulunduğu süre içinde yazdığı “Türkiye’de Beş Sene” ve “Milleti Müselleha”. 1929 yılında Münih’de öldü.


 ÇANAKKALE 1915 CD-ROM’u


Çanakkale Savaşları 1915   İnteraktif CD-ROM
 

Çanakkale Savaşları 1915


 ÇANAKKALE VCD’leri


Çanakkale Destanı  Belgesel

Çanakkale Destanı

 

 

 

Çanakkale  BelgeselÇanakkale

Lala Mustafa Paşa

Haziran 29th, 2012

Lala Mustafa Paşa Bosna’nın Sokol kasabasında doğdu. Vezir olan büyük kardeşinin yardımı ile Yavuz Sultan Selim zamanında Enderun’a girdi. Berber olarak çalışırken, Kanuni Sultan Süleyman’ın dikkatini çekti. Daha sonra çeşnigir ve mirahorluk yaptı. Bazı entrikalara karıştığı için sancakbeyi olarak saraydan uzaklaştırıldı.

Manisa’da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Selim’in (Sultan İkinci Selim) lalalığına atandı. Bu görev sırasında Şehzade Selim’in kardeşi Bayezid ile arasının açılmasına sebep oldu. Lala Mustafa Paşa önce Van, sonra Erzurum, Halep ve Şam valiliklerine atandı. Ardından İstanbul’a gelerek Vezir oldu ve divana girdi.

Bu sırada padişaha Kıbrıs’ın fethedilmesi gerektiğini kabul ettirdi. Kendisi de Serdar-ı Ekremliğe atandı. Bir yıl süren savaş sonunda Kıbrıs, 1570 yılında fethedildi. Açılan İran seferi dolayısıyla Erzurum kuvvetleri serdarlığına atandı. 1578 yılında İran ordusunu bozarak Tiflis’e girdi. Gürcistan ve Şirvan’ı aldı.

1580 yılına kadar doğuda kalan Lala Mustafa Paşa, Sokullu Mehmed Paşa’nın ölümü üzerine azledilerek İstanbul’a çağrıldı. İkinci Vezir olarak görevlendirilen Lala Mustafa Paşa, padişaha fikir vermek bakımından yardımcı oluyordu. Aynı yıl İstanbul’da vefat etti.

Nazmi Bey

Haziran 29th, 2012

Nazmi Bey 1875 yılında İstanbul, Yeniköy’de doğdu. 14 Mart 1894’te Harbiye’ye girdi ve 19 Şubat 1896’da mezun oldu. Çanakkale Savaşı başlamadan önce Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı Mayın Komutanıydı. 18 Ocak 1915’te Karanfil Burnu-Kepez ve Nara Burnu-Eceabat arasına döşediği mania ağı, 8 Mart 1915’te karanlık limana döktüğü 26 mayın ve 17 Mart gecesi Nusret Mayın gemisi ile Boğaza teşkil ettiği mayın hatları müttefiklerin 18 Mart saldırısında Boğazı geçmesini engelledi. Ayrıca, 12-13 Mayıs gecesi İngiliz Goliath gemisini batıran muaveneti-milliye muhbirimizin kılavuzu idi.

Nazmi Bey,19 Temmuz 1915’te binbaşılığa terfi etti. 20 Kasım 1923’te emekli oldu ve 5 Mayıs 1940’ta ölümüne kadar İstanbul Boğazında Sivil Kılavuz Kaptanlık yaptı.

Nevra Eker Okçuoğlu

Haziran 29th, 2012

Nevra Eker 1976 yılında Bursa‘da doğdu. Babası Altan Eker, annesi Aygen Eker‘dir. İlköğretimini Bursa’da yaptıktan sonra, ortaokul ve lise eğitimini İstanbul Özel Amerikan Robert Lisesi‘nde tamamladı. 1994-1998 yılları arasında Amerika’da Duke Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Uluslararası İlişkiler dalında lisans eğitimi aldı. 1996 yılının Eylül – Aralık aylarında Hollanda’da Leiden Üniversitesinde üniversiteler arası değişim programına katıldı. Çok iyi derecede İngilizce ve orta derecede Fransızca bilmekte.

1998 Haziran ayında Eker Süt Ürünleri bünyesinde Pazarlama Koordinatörü olarak çalışmaya başladı. Nevra EKER şu an Eker Süt Ürünlerinde Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmakmaktadır.


SÖYLEŞİ: NEVRA EKER

EKER’DE ÇALIŞMAK YÜZME BİLMEDEN DENİZ DALMAK GİBİ OLDU

Rekabetçi ve mücadeleci bir kişiliği olduğu için hep sınırları zorladığını belirten Eker Süt Ürünleri Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı  Nevra Eker, “Benim açımdan Eker’de çalışmak yüzme bilmeden deniz atlamak gibi oldu. Gördüm ki başarmak istediğimde, önümde gerçek bir engel kalmıyor, yeter ki o mücadeleye hazır hissedeyim kendimi. Dolayısıyla en önemli prensibim mevcutla yetinmemek ve hep daha iyisini istemek” dedi.

Eker Süt’ün kuruluş öyküsünü ve faaliyet alanını kısaca anlatır mısınız?

1977 yılında Bursa’da Eker Çiftliği içinde ufak bir imalathanede yoğurt ve ayran
üretimine başlandı. Önceleri küçük çapta üretim yapan işletmemiz, 1981 yılında sanayileşerek, modern bir fabrikada, Eker Süt Ürünleri olarak faaliyete geçti. 1983 yılında İzmir’de, 1985 yılında İstanbul’da ve son olarak da 1997 yılında Ankara’da Bölge Müdürlükleri kurarak, ayrıca Marmara Bölgesi’ndeki bayiliklerinin dışında Adana, Antalya, Düzce, Marmaris, Muğla, Bodrum, Kayseri ve Gaziantep’te de yeni bayilikler açarak dağıtım ağımızı genişlettik.

Şirketinizin bugün sektördeki konumu nedir?

Kurulduğunda günlük 10 tonluk süt işleme kapasitesine sahip olan firmamızın bugün günlük süt işleme kapasitesi 200 tondur. Ana ürün grupları içinde ayran, yoğurt, tereyağı, kaymak, beyaz peynir, kaşar peyniri yer alan Eker Süt Ürünleri, Temmuz 2005’te bu ürün grubuna Kefir’i de ekleyerek ürün portföyünü genişletmiştir. 2005 yılı ciromuz 53 trilyon. Ayranda Türkiye’de yüzde 10’a yakın bir pazar payına sahibiz. Merkezimiz Bursa’da süt ve süt ürünlerinde ise yüzde 25’e yakın pazar payımız var.

Eker Süt önümüzdeki yıllara dönük olarak neler planlıyor?

Önümüzdeki yıllarda da yeni yatırımlarla kapasitemizi, kalitemizi, ürün çeşitliliğimizi, dağıtım ağımızı iyileştirmeye ve genişletmeye devam edeceğiz. Her yıl yaklaşık 2-3 milyon dolarlık yatırım yapıyoruz. Bunun temel nedeni hem pazardaki talep artışına cevap verebilmek hem de üretim teknolojimizi yenileyebilmek. Süt endüstrisi sürekli gelişiyor ve otomatizasyona geçiyor, dolayısıyla biz de Eker olarak bu yenilikleri kendi işletmemize adapte ediyoruz. Önümüzdeki üç sene içerisinde de yeni bir fabrika yatırımı için proje çalışmalarımız başladı. Yeni fabrikaya geçerek hem kapasitemizi genişleteceğiz, hem de son teknolojiyle donatılmış makinelerle üretim yapmaya başlayacağız.

Yatırım kararlarınızı hangi etkenlere göre belirliyorsunuz, nelere dikkat ediyorsunuz?
 
Yatırım kararı alırken dikkat ettiğimiz en önemli husus, yatırımın belirli bir süre içinde kendini karşılıyor olması. Tabii yatırım için doğru finansman kaynağını da belirlemek önemli bir konu. Türkiye’nin genel ekonomik koşulları ve gelecek ile ilgili beklentileri de göz önünde bulundurmak ve planlamalarımız buna göre yapmak zorundayız. 
 
Şimdiye kadar hedeflediğiniz projelerinizi gerçekleştirebildiniz mi?
 
Şu an için hedeflerimin sadece bir kısmını gerçekleştirebildim. Daha gerçekleştirmek istediğim o kadar çok proje var ki. Tabii her geçen gün hedeflerim ve bunların ölçeği büyüyor. Her zaman daha iyisini ve daha fazlasını yapmak isterim. Sanırım bunun sebebi de biraz rekabetçi, mücadeleci ve mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olmam. Kısacası hedeflerimin tamamını gerçekleştirebilmek için daha çok çalışmam gerektiğini düşünüyorum.

Firmanız Ar-Ge çalışması yapıyor mu? Bu açıdan da Eker Süt Ürünleri’nden biraz bahseder misiniz?

Eker Süt Ürünleri A.Ş. olarak kurulduğu günden beri kaliteye, lezzete ve doğallığa önem veren bir bakış açısıyla sektörde var olduk. 1996 yılında kurucularından olan babam Altan Eker’ in vefatıyla yönetimi 2. kuşak olan, ağabeyim Ahmet Eker ve ben ele aldık. İkinci kuşağın yönetime geçmesiyle farklı ve yenilikçi bakış açısıyla birlikte araştırma ve geliştirme çalışmalarına da büyük önem verilmeye başlandı. Türkiye’de ilk defa cam şişede litrelik ayranı biz çıkardık. Ayrıca yine yenilikçi yaklaşımla dayanıklı kaymak ürününü de Eker piyasaya sundu. 2002 yılında pastörize günlük sütü, 21. yüzyılın ambalajı olan, dost, çevreci “Ecolean” ambalajla piyasaya sunduk. En son olarak da Temmuz 2005’ten itibaren doğal süt içeceği Kefir’i tüketiciyle buluşturduk. Şu anda Eker Kefir’in piyasada sade, çilekli ve meyveli çeşitleri bulunuyor. İlerleyen günlerde yeni ürünlerimizle, farklı lezzetlerimizle de pazardaki yerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.

Nevra Hanım, iş yaşamınızda dönüm noktası olarak gördüğünüz bir olay var mı?

Uluslararası ilişkiler okurken daha çok uluslararası organizasyonlarda çalışmaya yönelik bir kariyer planlıyordum. Aynı zamanda da akademik kariyer yapmayı da çok düşündüm. Ama hiç Türkiye’ye dönüp aile şirketimizde çalışmayı ve iş hayatına atılmayı düşünmedim. Hatta Türkiye’de olduğum zamanlarda bile fabrikaya sadece ayran içmek ve babamı ziyaret etmek amacıyla giderdim. Ancak ilk defa 1996’da babamın vefatıyla Eker’de çalışma fikrini değerlendirdim. O durumda bile 3-5 sene ağabeyime destek olur, o askerliğini bitirinceye kadar şirkette çalışır sonra kendi ideallerime dönerim diye düşündüm. Ancak Eker’de çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra önümde ne kadar uzun ve ilginç dönemeçlerle dolu bir yol olduğunu, böyle bir şirkette başarı peşinde koşmanın ne kadar keyifli olacağını gördüm. Tüm bu süreçte dönüm noktası 2001 krizi sürecidir. O dönemde ağabeyim askerdeydi ve ben de krizin şirketimizde yarattığı sarsıntıyla mücadele etmekteydim. Hep şunu düşündüm, biz bu krizi atlatabilirsek, Türkiye’nin büyüme sürecine girdiği dönemde Eker’i çok farklı yerlere taşıyabiliriz. Ben bunu yaşamak ve gerçekleştirmek istiyorum.  

İş hayatında kadın olmanın avantaj ve dezavantajları nelerdir?
 
Günümüzde kadınlar, iş yaşamının birçok alanında etkin kademelerde rol alıyor. Kadın olarak çalışmanın birçok zorlukları var. Öncelikle evdeki sorumluluklarınız da erkeklere göre daha fazla, ancak iş ortamında erkek ve kadından beklenilen performans aynı düzeyde. Bir de tabii geleneksel olarak Türk kültüründe kadının iş hayatında varlığı çok yeni olduğundan, erkeklerin bu durumu yadırgaması ve güvensizlik yaşanması söz konusu olabiliyor. Fakat bu negatif etkileri bazen avantaja da dönüştürmek mümkün. Kadın olduğumuzda ticari ilişkiler daha mesafeli ve profesyonelce yürütülebiliyor. Kadınlar iş yaşamında daha sorumluluk sahibi, daha dikkatli ve daha titiz davranabiliyorlar. Bu da bence iş ortamında kadınların başarıyla yükselmelerinde önemli bir etken.   

Sizce Türk iş dünyasında kadınların etkinliği yeterli bir hızda artıyor mu?
 
Biraz önce de değindiğim gibi kadınlar artık dünyanın her yerinde yöneticilik kademelerinde daha fazla yer alıyorlar. Türkiye’de de bu konuda olumlu yönde bir artış olduğu kanısındayım. Ancak yeterli mi diye soracak olursanız bence henüz değil. Öncelikle kadınların mevcut paradigmalarını değiştirmeleri ve önyargılarından kurtulması gerekiyor. Kadın olarak ben bir erkekten daha başarılı olabilirim, girişimci olabilirim, daha üst konumlara yükselebilirim; tüm bunlara inanması gerekir kadınlarımız. Tabii bunun için kadınların da şartlarını zorlamaları gerekiyor, evdeki ek sorumluluklar ve toplumun beklentilerine rağmen önce başarılı olmayı istemeli ve kendimize güvenmeliyiz. Türk kadını olarak mücadeleci bir yapıya sahibiz. Bu yüzden doğru eğitildiğimiz takdirde altından kalkamayacağımız bir iş olmadığı kanısındayım.

İş hayatınızda asla taviz vermediğiniz prensipleriniz var mı?

Eker’i bir yerlere getirmek, zor bir sektörde güçlü rakipler karşısında mücadele etmeyi gerektiriyor. Rekabetçi ve mücadeleci bir kişiliğim olduğu için Eker’de hep sınırları zorladım. Daha kaliteli ürün üretmek, daha iyi hizmet vermek, daha yaygınlaşmak, daha fazla müşteri edinmek, hep hedeflerimi yüksek tuttum. Sanırım benim Eker’e en büyük katkım, tüm ekibimize aslında düşündüğümüzden de daha iyisini yapabilecek kapasite ve beceriye sahip olduğumuzu göstermektir. Benim açımdan Eker’de çalışmak yüzme bilmeden deniz atlamak gibi bir şey oldu. Ama şunu gördüm ki başarmak istediğimde önümde gerçek bir engel kalmıyor, yeter ki o mücadeleye hazır hissedeyim kendimi.  Dolayısıyla en önemli prensibim mevcutla yetinmemek ve hep daha iyisini istemek.

Kendinize ait zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yoğun temponun içinde fırsat buldukça spor yaparak yorgunluğumu atmaya çalışıyorum. Kışları hafta sonları fırsat buldukça Uludağ’da kayak yapıyorum, yaz aylarında da yelken yapmayı seviyorum.

(Söyleşinin daha önce yayınlandığı yer: Bursa Ekonomi Dergisi Sayı : 220, Haziran 2006 (Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Aylık Yayını)

Özdemir Paşa

Haziran 29th, 2012

Mısır Çerkez Memlüklerinden olan Özdemir Paşa, ünlü bir Türk kumandanıydı. Osmanlı Devleti hizmetine girdikten sonra, 1538 yılında Hadım Süleyman Paşa’nın Hint seferine katıldı. Bu sefer sonunda Yemen’de kaldı ve Sancakbeyi oldu, Sana’yı aldı. Daha sonra Yemen Beylerbeyi olan Özdemir Paşa, Osmanlı Devletine isyan eden ve Üveys Paşa’yı öldüren Pehlivan Hasan’ın isyanını bastırdı. Habeş Beylerbeyliği de yapan Özdemir Paşa, 1561 yılında Sana’da öldü.

Artuk Bey

Haziran 29th, 2012

Anadolu’nun fethine katılan Türk kumandanlarının en büyüklerinden biri. Eksik Bey’in oğludur. Malazgirt zaferinden (1071) sonra, Kutalmışoğlu Süleyman-Şah’ın emrinde Anadolu fethine katıldı. Yeşilırmak vadisini Bizanslılar’dan Artuk Bey fethetti, ancak kendini Süleyman Şah’a sevdiremedi. Süleyman Şah, Büyük Selçuklu Hakanı Melik Şah’a şikayet ederek, Artuk bey’in fethettiği Anadolu bölgesini, kendi dayısı Danişmend Gazi’ye verdi. Artuk Bey, Süleyman Şah’a büyük kin besledi, öcünü almak için fırsat kolladı. Bir ara Umman’ı (Güney-Doğu Arabistan) fethedip Selçuklu devletine katan Artuk Bey, 1083’te Diyarbakır’ı Bizans’tan alıp buraya yerleşti. Anadolu Fatihi ve ilk Türkiye hükümdarı Sultan Süleyman Şah, Suriye’yi kuzeni Sultan Tutuş’tan (Alp-Arslan’ın küçük oğlu) almak üzere harekete geçti. Haleb yakınlarında iki Selçuklu hükümdarının kardeş meydan muharebesinde Artuk bey, Sultan tutuş’un tarafına geçerek dengeyi bozdu. Anadolu Fatihi, bu meydan muharebesinde öldü (3.6.1086). Sultan Tutuş, bu hizmetine karşılık Artuk bey’e Filistin valiliğini verdi, bu görevde yaşlı olarak öldü. Artuk Bey’in 5 oğlu, devrin tanınmış Türk kumandanlarıdır.

.

Büyük Tarih Ansiklopedisi/Yılmaz Öztuna/ Cilt I

Samsa Çavuş

Haziran 29th, 2012

Samsa Çavuş’un hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Osman Gazi’nin 1291’de Karacahisar’ı almasından sonra, Sakarya ırmağının kuzeyine yaptığı akınlara katıldı. Lefke ve Mekece alındıktan sonra, buraların korunması için Yenişehir suyunun Sakarya’ya döküldüğü yerde, küçük bir hisar yapıldı ve bu kalenin kumandanlığı Samsa Çavuş’a verildi. Osman Gazi, Bizans sınırında uç beyliği kurduğu zaman bunlardan birinin başına Samsa Çavuş’u tayin etti.

Gülbaba

Haziran 29th, 2012

Budapeşte’nin Buda kısmında hala türbesi bulunan meşhur bir Türk mücahididir. Evliya Çelebi’nin rivayetine göre Merzifonlu bir Bektaşi dervişidir. Fatih, İkinci Bayezid, Birinci Selim ile Kanuni Sultan Süleyman’ ın muharebelerinde bulunmuş ve 1541’de Osmanlının Buda kalesi önündeki muharebelerinde şehid düşmüştür.

Orduda çok değer verilen Gülbaba’ nın cenaze namazını Şeyhülislam Ebussuud efendi kıldırmış ve Kanuni Sultan Süleyman hazır bulunmuştur.

Abdurrahman Gazi

Haziran 29th, 2012

Abdurrahman Gazi, Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş yıllarında gösterdiği yararlılıklarla ün kazanmış bir komutandır. Abdurrahman Alp diye de tanınan Abdurrahman Gazi, Ertuğrul Gazi döneminde şöhret buldu. Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde çeşitli savaşlara katıldı ve Aydos kalesini fethetti. Yakın arkadaşı Akçakoca ile birlikte Kocaeli ve Yalova’nın alınması sırasında büyük başarılar gösterdiler. Abdurrahman Gazi 1329 yılında vefat etti.

Ian Hamilton

Haziran 29th, 2012

Asker bir babanın oğlu olan Ian Standish Monteith Hamilton 16 Ocak 1853’te Yunanistan’a bağlı Korfu Adası’nda doğdu. Gordon İskoç Alayı’nda görev yapan babası Hint birliklerinden oluşan alayın komutanlığına atanınca aile Hindistan’a gitti. Fakat Hamilton çocukluğunun büyük kısmını Argyllshire’da geçirdi. Cheam ve Wellington’da tahsilini tamamladıktan sonra asker olmaya karar verdi. Hamilton, askeri eğitimini tamamladıktan sonra orduya katıldı. Altı ay süreyle Hanoverli sürgün bir generalin Dresden’deki eğitimine katıldıktan sonra, Hindistan’a gitti (1872 – 1879). Güney Afrika (1881), Mısır (1884-1885) ve yeniden Güney Afrika’daki İngiliz birliklerinde (1899-1902) çeşitli görevler aldı. Güney Afrika Savaşı’nda gösterdiği başarılardan dolayı Hamilton’a korgeneral rütbesi verildi. Daha sonra İngiltere’ye dönen Hamilton önce Lord Kitehener’ın Kurmay başkanlığı sonra da Saray Süvarileri Muhafız Alay Karargah komutanlığı görevine getirildi. 1904 Rus-Japon Savaşı sırasında gözlemci olarak Japonya’ya gönderilen Hamilton, savaş sonrasında hatıralarını yayınladı. 1910 yılında ise Akdeniz Orduları başkomutanlığına atandı. 1915’de Çanakkale‘de Fransız ve İngiliz Kara Kuvvetleri başkumandanlığına tayin edildi. 13 Mart’ta, Anadolu kıyılarına kara kuvvetleri çıkarma göreviyle Londra’dan hareket etti. 16 Mart’ta Mondros’a geldiğinde emrindeki sefer kuvveti 17.000’i Fransız 75.056 asker, 132’si Fransızlara ait 140 top ve 8 uçaktan oluşuyordu. İan Hamilton’ın emriyle, Boğaz’ı geçmek isteyen Müttefik donanma Çanakkale’de başarısızlığa uğrayınca Gelibolu’ya asker çıkarma kararı alındı. Ancak çıkarma 25 Nisan’da bu karardan bir ay sonra gerçekleştirilebilmişti. Ne varki bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanınca ağır eleştirilere hedef olan Hamilton, görevden alınarak İngiltere’ye çağrıldı (Ekim 1915). Bundan sonraki askerlik yaşamında geri hizmetlerde görev yapan İan Hamilton 1947 yılında Londra’da öldü.

Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin ki Emine idi. Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912’de Balkan Savaşları’na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’nde görev aldı. Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı. 18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı. Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. Sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti. 1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla “Çabuk” soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.


 ÇANAKKALE 1915 CD-ROM’u


Çanakkale Savaşları 1915   İnteraktif CD-ROM
 

Çanakkale Savaşları 1915 ,


 ÇANAKKALE VCD’leri


Çanakkale Destanı  Belgesel

Çanakkale Destanı

 

 

 

Çanakkale  BelgeselÇanakkale

Gedik Ahmed Paşa

Haziran 29th, 2012

Gedik Ahmed Paşa Sırbistan’da doğdu. Sultan İkinci Murad döneminde, iç oğlanı olarak saraya girdi ve Fatih Sultan Mehmed zamanında askeri rütbe ile saraydan çıkıp, kısa bir süre Rum beylerbeyliği yaptı. 1462’de İshak Paşa’nın yerine Anadolu beylerbeyliğine getirildi. İlk büyük askeri başarısını, 1461’de Koyulhisar’ı fethederek sağladı. 1469 yılında Karaman Ereğlisi ve Akhisar’ı fethedip, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Şehzade Mustafa’yı Karaman valisi olarak Konya’ya yerleştirdi. Ertesi yıl Eğriboz’un fethi ile sonuçlanan sefere katıldı.

Aynı yıl Anadolu Beylerbeyliğinden ayrıldı ve vezirlik rütbesini aldı. 1471’de Alaiye’yi, ertesi yıl İçel ve Karaman’da Silifke, Mokan, Gorigos, Gülek ve Lülye’yi ele geçirdi. Karamanoğlu Pir Ahmed ve kardeşi Kasım Bey’i yenilgiye uğrattı. Otlukbeli Meydan Savaşı’nın, Osmanlı zaferi ile sonuçlanmasında önemli rol oynadı. Gedik Ahmed Paşa, 1474’te idam edilen Mahmud Paşa’nın yerine vezir-i azam oldu. Karaman ve İçel’deki askeri faaliyetlerini, düşman eline geçen Ermenek, Manyan ve Silifke hisarlarını geri alarak sürdürdü. 1475’te Kefe, ardından Sulak ve Azap’ı zaptedip, Menkup’u kuşattı. 1477’de Arnavutluk’taki İşkodra seferine çıkmayı kabul etmeyen Gedik Ahmed Paşa, görevinden alınarak Rumelihisarı’nda hapsedildi.

Hersekzade Ahmed’in arabuluculuğu ile serbest bırakılıp, Kaptan-ı Deryalığa ve aynı zamanda Avlonya sancakbeyliğine getirildi. 1479’da Ege’de Kefelonya, Zanta ve Ayamavra’yı zaptetti. Fatih Sultan Mehmed, bir donanma ile 1480 yılında Gedik Ahmed Paşa’yı Otranto’ya gönderdi. Otranto’yu Ağustos 1480’de fetheden Gedik Ahmed Paşa, İtalya’da yeni fetihler için hazırlanırken Fatih Sultan Mehmed’in ölüm haberini aldı.

Yeni padişah olan Sultan İkinci Bayezid’den destek istediyse de kendisi geri çağrıldı. 1481 yılında Sultan İkinci Bayezid ile Cem Sultan arasındaki savaşa son anda yetişerek, Sultan İkinci Bayezid’ın savaşı kazanmasında önemli rol oynadı. Buna rağmen, Sultan İkinci Bayezid, Cem Sultan taraftarı olduğunu düşündüğü Gedik Ahmed Paşa’yı hapse attırdı. Kapıkullarının ayaklanmasından sonra serbest kaldı.

Cem olayından ötürü uzun süredir hareketlerinden endişe edilen Gedik Ahmed Paşa, Sultan İkinci Bayezid’in emriyle 18 Kasım 1482’de Edirne’de, boğdurularak öldürüldü.