Ahmed Şah Mesud

Haziran 29th, 2012

Afganistan’daki Taliban yönetimine karşı mücadelesiyle efsaneleşen Ahmed Şah Mesud, Batı dünyasında romantik bir savaşçı imajıyla tanınıyor. Mesud, 1979-1989 yıllarındaki Sovyet işgali sırasında doğum yeri Penşir Vadisi’nde verdiği mücadeleyle adını duyurmuştu. Başkent Kabil’in kuzeydoğusundaki bu stratejik noktayı koruması sayesinde adı ‘Penşir Aslanı’na çıktı. Sovyetler’in çekilmesinin ardından Moskova yanlısı hükümet 1992’de devrilirken, o Kâbil’e giren tanklardan birinin üstündeydi. Şah Mesud, daha sonra Burhaneddin Rabbani hükümetinde savunma bakanlığı yaptı. Ancak mücahit gruplar birbirlerine girdiğinde işler değişti. 1996’da Taliban hareketi ortaya çıkıp başkenti ele geçirdiğinde Şah Mesud, yanına devrik lider Rabbani ve Afgan ordusunun geri kalanını alıp dağlara çekildi.

Şah Mesud 10 Eylül 2001 tarihinde iki taliban militanın tarafından öldürüldü.

AZINLIKLARIN TEMSİLCİSİYDİ

Bir subayın oğlu olan Tacik kökenli Şah Mesud, Özbek ve Hazara azınlıkların desteğiyle muhalefeti örgütledi ve Taliban’ın kuzeye ilerlemesini durdurdu. Afganistan’da çoğunluğu oluşturan Paştunlardan oluşan Taliban’a karşı azınlıkların desteğine sahip. Ayrıca artık bir dönemki düşmanı Rusya ile ittifak halinde. Çünkü Rusya Taliban’ın Orta Asya’ya yayılmasından endişeli. 1996’dan beri Şah Mesud’un denetimindeki topraklar azaldı. Geçen yıl Baglan ve Takhar bölgesini Taliban’a kaptırdı. Artık egemen olduğu tek bölge Badakistan.

Şah Mesud son dönemde özellikle Afgan muhalefetinin Avrupa ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı. Efsanevi komutan, geçtiğimiz aylarda Avrupa’ya yaptığı ziyarette AB liderleri tarafından adeta ‘kahramanlar’ gibi karşılanmıştı.

Hacı Murat

Haziran 29th, 2012

Hayatı ünlü yazarların romanlarından, yüzlerce rivayete kadar konu olmuş Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat 19.yy başlarında Dağıstan’ın Hunzah bölgesinde dünyaya geldi. Kafkas-Rus savaşlarında ismini duyurmuş Gitino-Magoma’nın oğludur.

Çoçuk yaşta Hunzah medresesinde eğitim aldı, hiçbir zaman bir hedefe iki defa ateş etmediği söylenen Hacı Murat, daha genç yaşlarda at binmesi ve nişancılığı ile ün yapmaya başladı.

Süt akrabalığı bulunan Avar Han ailesi ile İmam Hamzat Beg arasındaki kan davası, Murat’ın Hamzat Beg’i öldürmesi ve müridlerin Hunzah’ı terk etmesi ile sonuçlandı.

Takip eden dönem içerisinde Hunzah halkının barışçı tutumlarını suiistimal eden Ruslara karşı silahını eline alan Hacı Murat, Ruslarla işbirliği olan Avar Hanı Ahmet’in komplosuyla tutuklandı. Halkın üzerindeki büyük etkisi göze alınarak, gizlice Rusya içlerine sürülmesine karar verildi. Ancak Temirhan Şura’ya götürülürken firar etmeyi başararak Gotsatl köyüne gitti ve burada bir süre kaldıktan sonra Gimri’ye Şeyh Şamil’in yanına gitmeye karar verdi.

Hamzat Beg olayından dolayı şüphe ile karşılandığı Gimri’de, kendini ispat etme fırsatı verilerek Tloh bölgesi Naibliğine getirildi. Hunzah’taki yandaşlarınında kendisine katılmasıyla kısa sürede büyük başarılar elde etti.

Kendisini ele geçirmek için 1841 Şubat’ında Tselmes’e saldıran Rus birliklerini Hunzah’a kadar püskürttü ve bir süre sonra General Bakünin komutasındaki bu birlikleri Hunzah’ı terk etmeye mecbur bıraktı.Bu şekilde Avar bölgesinin neredeyse tamamında hakimiyet sağlayarak Şeyh Şamil’in etki alanına kattı.

Temirhan Şura’dan Doğu Gürcistan’daki Babaratmiskaya’ya kadar Rus kuvvetleri üstüne sayısız baskın düzenledi ve bir süre sonra İmam Şamil’in en cesur ve en başarılı Naibi olarak anılmaya başlandı.

1851 yılının Temmuz ayında düzenlediği Boynakh baskını son askeri zaferi oldu. Aynı yıl içerisinde,üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanamayan bir olay gerçekleşti, Hacı Murat Vozdveezhenskoy kalesine giderek Ruslar’ın tarafına geçtiğini bildirdi.

Bu olay kimilerine göre İmam Şamil ile beraber yaptıkları bir planın kimilerine göre ise Şamil ile aralarının bozulmasının bir sonucu idi.

Ancak Hacı Murat 4 Nisan 1853 günü Vozdveezhhensky kalesi yakınlarında, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehid oldu.

Şamil Basayev

Haziran 29th, 2012

1965’de Çeçenistan’ın Vedeno Bölgesi’nin Vedeno köyünde doğdu. 1987 yılında Moskova’da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında devrimci kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Moskova’da odasının duvarında Che Guevera’nın posterinin asılı olduğunu verdiği bir demeçte dile getirdi.

1991 Ağustosu’nda Moskova’daki hükümet darbesi sırasında Yeltsin taraftarları arasında yer aldı. Adını ilk defa Çeçenistan’da yaşananları dünyaya duyurmak için bir Rus uçağını kaçırarak Ankara’ya indirdiğinde duyurdu.

1992 yılında Cahar Dudayev’in emri ile Abhazya’ya gönderilen Çeçen birliklerin komutanı iken, Abhazya’nın Gürcü işgalinden kurtulmasında birinci dereceden etkili olan Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) birliklerinin komutanlığına getirildi. Abhazya’nın ardından Çeçenistan’a dönerek Dudayev’e karşı muhalefete geçen Rus yanlısı silahlı birliklerin dağıtılmasında etkili oldu. 1994 yılı aralık ayında Ruslar’ın Çeçenistan’ı işgal etmesiyle Çeçen komutanların en önemlilerinden biri haline geldi. 1995 yılı başında Rus savaş uçakları Şamil’in Vedeno’daki evini bombalayarak ailesinden 11 kişiyi şehid ettiler.

Rus güçlerin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995’de, yaşananları dünya kamuoyuna duyurabilmek için 150 savaşçının Budennovsk kentine düzenlediği eylemi yönetti.

1996 yılı Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi. Ve Rus güçleri Çeçenistan’ı boşaltmaya mecbur eden Cahar-Kale(Grozni) operasyonunu komuta etti. 1998 de Cahar-Kale’de yapılan Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi’nde başkan seçildi. Kongrenin ikinci toplantısında alınan kararla 1 Ağustos 1999’da kurulan İslam Şûrâsı’nın başkanlığına getirildi.

1999’da Rusya’nın Çeçenistan’ı yeniden işgali üzerine Çeçenistan’a dönerek doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başladı. İkinci savaş sırasında da başkent Grozni’yi savunan Basayev, kentten çekilirken yaralanmış, bir bacağının bir kısmı kopmuştu. Basayev, Devlet Başkanı Aslan Mashadov’un emrinde Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı görevini sürdürmekteydi.

Barbaros Hayreddin Paşa

Haziran 29th, 2012

Barbaros Hayreddin Paşa, 1478 yılı civarlarında Midilli’de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli’nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.

Barbaros Hayreddin Paşa, kardeşleri İlyas ve Oruç ile beraber birçok deniz savaşında bulundu. Diğer kardeşi İshak ise Midilli’de kaldı. Barbaros Hayreddin Paşa, Cezayir seferine Oruç Reis ile birlikte çıktı. Cezayir’in fethedilmesinden sonra Oruç Reis, Cezayir’e Bey oldu. Barbaros Hayreedin Paşa, İshak ve Oruç Reis’ler şehit olunca Cezayir Beyliği’ne atandı. Beylerbeyi ünvanını alan Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul’a gelip 1534 yılında Kaptan-ı Derya oldu.

Bir çok zafer kazanan Barbaros, Avrupa’da nam saldı. Avrupalılar çocuklarını Barbaros geliyor diye korkutur hale geldiler. 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş’ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi. Onun ölümü için “Mate reisü’l-bahr-Denizin reisi öldü” denildi. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği gücünün zirvesine ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir.

Barbaros Hayreddin Paşa, alim ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini çok iyi bilirdi. Çinili Hamam kendisine aittir. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa’dır.

Şeyh Şamil

Haziran 29th, 2012

İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası  Dengau Muhammed’dir. Şamil Kumuk kökenli bir Türk’tür. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu. Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur. Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir. İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti. Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular. Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır. Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler. Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; “Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu.” Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur. İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz. İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir. Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler. Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti. Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir. Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi. Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer. Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine “gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri” olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar.

Yavuz Sultan Selim

Haziran 29th, 2012

Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı.

Babası Sultan İkinci Bayezid, padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim’i Trabzon Sancağı’na tayin etti. Şehzade Selim, Trabzon’da devlet işlerinin yanında, ilimle uğraşır ve büyük alim Mevlana Abdülhalim Efendi’nin derslerini takip ederdi. Trabzon’u çok güzel idare eden Şehzade Selim’in bu arada komşu devletler de ilişkisi oldu. Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular.

Çok güzel ata biniyor, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanıyordu. Güreşmekte, ok ve yay yapmada üstüne yoktu. Harpten hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti. Çok mütevazi bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı. Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Babasından devraldığı tatminkar hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etti: “Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin.” Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz’un mührüyle mühürlendi. Yavuz Sultan Selim, ataları hep sakal uzattıkları halde sakalını keserdi. Bunun sebebini soranlara “Sakalımı ele vermemek için kesiyorum” dediği rivayet edilir. Bir kulağına da küpe takardı. 22 Eylül 1520’de “Aslan Pençesi” denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etti. Hayatının son dakikalarında Yasin-i Şerif okuyordu. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii’nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi. Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim’i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler.

ÇALDIRAN SAVAŞI
Yavuz Sultan Selim, babası Sultan İkinci Bayezid ve kardeşleri ile taht mücadeleleri vererek tahta çıktığında, Osmanlı Devleti sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımlı dönemin en büyük sebebi Doğu’daki Şii-Safevi Devletiydi. Bu devletin ortadan kalkmasıyla huzur sağlanacak ve Türkistan yolu Osmanlılara açılacaktı. Yavuz Sultan Selim’in en büyük amacı doğudaki bütün Türk İslam devletlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmekti. Yavuz Sultan Selim, 1514 yılı baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıktı. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan’dan Tebriz’e doğru yürüyüşüne devam etti. Çaldıran’da 23 Ağustos 1514’te yapılan savaşta Osmanlı kuvvetleri büyük bir zafer kazanırken, Safeviler bozguna uğradılar. Şah, kaçarak hayatını zor kurtardı. Yavuz yoluna devam ederek Tebriz’e girdi. Şehirdeki birçok sanatçı ve ilim adamı İstanbul’a gönderildi. Bu zafer sonucunda Şah İsmail eski prestijini kaybetti. Bu sayede Doğu Anadolu’da Osmanlılar için bir tehlike kalmamış oldu. 15 Eylül 1514’te de Tebriz’den Karabağ’a hareket eden Yavuz’un amacı, kışı orada geçirip, baharda İran’ı tümüyle almaktı. Ancak şartlar müsait olmadığı için Amasya’ya gidildi. Çaldıran Zaferi’nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Kemah kalesi alındı. 12 Haziran 1515’de kazanılan Turnadağ zaferi ile Dulkadiroğlu beyliğine son verildi. Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Osmanlı hakimiyetine girdi. Böylece Anadolu’da Türk birliği sağlanmış oldu.

MERCİDABIK ZAFERİ
Fatih Sultan Mehmed devrinden kalan anlaşmazlık ve İran Seferi, Mısırlıların ve Safevilerin ittifak yapmalarına neden oldu. Yavuz Sultan Selim, bu ittifakın yapılacağını öğrenince Mısır seferine karar verdi. Yavuz Sultan Selim, 5 Haziran 1516’da Mısır seferine çıktı. 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştı. Mısır Sultanlığına bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim oldular. Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’da oldu. Mısır Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamadı. Mısır hükümdarı Gansu Gavri ölü olarak bulundu. Kazanılan Mercidabık zaferi sonunda Suriye’nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.

MEMLÜKLER VE RİDANİYE ZAFERİ
28 Ağustos 1516’da Halep’e giren Yavuz Sultan Selim hiçbir direnmeyle karşılaşmadan şehri teslim aldı. Hama (19 Eylül 1516), Humus (21 Eylül 1516) ve Şam (27 Eylül 1516) aynı şekilde teslim olurken, Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Yoluna devam eden Yavuz 30 Aralık 1516’da Kudüs’e, 2 Ocak 1517’de Gazze’ye girdi. Mercidabık Savaşı’ndan sonra Mısır’ın başına Tumanbay geçti. Tumanbay Osmanlı hakimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüş ve Venediklilerden top ve silah alarak Ridaniye’de kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte, ilkçağdan beri hiçbir komutanın cebren geçemediği Sina çölünü 13 günde geçerek, Ridaniye’de Mısır Ordusu ile karşılaştı. Mısır Ordusu’na, El-Mukaddam Dağının etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Mısır Ordusunun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi. 22 Ocak 1517’de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Bu zaferle birlikte Memlük Devleti tarihe karıştı.

HALİFE YAVUZ SULTAN SELİM
24 Ocak 1517’de Kahire alındı. 4 Şubat 1517’de Yavuz büyük bir törenle Kahire’ye girdi ve Mısır Memlüklerine bağlı Abbasi halifeliğine son verdi. Yakalanan Tumanbay idam edildi. Mısır Seferi sonunda Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı hakimiyetine girdi. Ayrıca Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katıldı. Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçti. Elde edilen ganimetler ve alınan vergilerle Osmanlı Hazinesi doldu. 6 Temmuz 1517’de Emanet-i Mukaddese (Mukaddes Emanetler) denilen ve aralarında Hz.Muhammed’in (S.A.V) hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz’dan Yavuz Sultan Selim’e gönderildi. 29 Ağustos 1516’da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı Soyuna geçti. Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii’nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil’den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn) Haremeyn-i Şerifeyn, yani Mekke ve Medine’nin hizmetkarı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanların dini ve siyasi lideri oldu. Rivayete göre, Üçüncü Mütevekkil kürsüye çıkıp, Halifeliği Osmanlı Padişahı Sultan Selim Han’a devrettiğini açıkladı. Sırtındaki cübbeyi Yavuz’a elleriyle giydirdi. Halifelik nişanlarından sayılan kılıcı elleriyle Yavuz’un beline bağladı. Yavuz Sultan Selim, o andan itibaren Müslümanların dini ve dünyevi lideri oldu. Artık yalnız padişah olarak değil, “halife” olarak da anılacaktı ve ondan sonra gelen tüm padişahlar aynı zamanda halife de olacaklardı. Yavuz Sultan Selim, tahtı devraldığında 2.375.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 6.557.000 km.kareye çıkarmayı başardı. Devletin gelişmesi için de bir çok faaliyeti oldu. Çok düzenli çalışan bir casus teşkilatı vardı. Bu sayede ülke içinden ve dışından istediği bilgileri alan Yavuz Sultan Selim’in adam seçiminde büyük bir isabet yeteneği vardı.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)
Yavuz Sultan Selim, dedesi Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılan Haliç Tersanesini kapasite olarak arttırdı. Medreselerin yanında, sosyal ve ticari alanda hizmet verecek birçok bina inşa ettirdi. Hayatı yoğun savaşlarla geçen Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır Fatih Paşa, Elbistan Ulu Camii, Şam Salihiye’de Muhyiddini Arabi’ye Camii, İmaret ve Türbesi gibi hayır eserleri de yaptırmaya fırsat bulmuştur. Ayrıca temelini attırdığı İstanbul Sultan Selim Camii’ni bitirmeye ömrü yetmemiş, bu eser oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamamlanmıştır.


Online Sipariş
Yavuz Sultan Selim VCD‘si hakkında bilgi ve VCD‘yi satın almak için tıklayınız.

Ottoman Store
İlk Türk Kültür-Sanat Ürünleri Mağazası
www.OttomanStore.com

Said Nursi

Haziran 29th, 2012

1873’de Bitlis’in Hizan kazasının Nurs köyünde doğan Said Nursi, kendi hayatını ikiye ayırır. Nur risalelerini yazmaya başladığı 1926’ya kadar kendini “Eski Said” olarak görür. Daha sonra “Yeni Said” dönemi başlar. 9 yaşında din eğitimine başlayan, 21 yaşındayken “Bediüzzaman” (çağın güzelliği) ismiyle anılan Said Nursi, gençlik yıllarında belinden hiç eksik etmediği hançeri ve tipik Kürt giysileriyle din adamından çok savaşçıyı andırıyordu. Nitekim bu yıllarda tam bir dava adamıydı.

Önce II.Abdülhamit’e başvurarak Van’da bir üniversite kurmasını istedi. Ancak kendisini akıl hastanesinde buldu. O da Selanik’e gidip İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki kurdu.

İttihatçılardan uzaklaşıp İttihadı Muhammedi partisinin kurucuları arasında yer alan Said Nursi, 31 Mart Olayı’na karışmaktan idamla yargılanıp beraat etti. Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1925’teki Şeyh Said isyanı nedeniyle hakkında soruşturma açılan, ardından Isparta’nın Barla nahiyesine sürülen Said Nursi için artık yeni bir dönem başladı.

Peşpeşe gelen sürgünlere, mahkemelere rağmen Said Nursi, politikaya fazla bulaşmamaya çalışıp, kendini halkın, kaybolmaya yüz tuttuğunu düşündüğü imanını yeniden kuvvetlendirmeye adadı. Bunun sonucunda Risalei Nur külliyatı ortaya çıktı.

Said Nursi 23 Mart 1960’da Urfa’da öldü ve Halilürrahman Camii’ne defnedildi. Fakat 27 Mayıs 1960 darbesinde sonra askerler onun naaşını alıp askeri bir uçakla Isparta’ya götürdü. O gün bugündür nerede gömülü olduğunu çok az kişi bilmektedir.

TümgeneralHikmet Çelik

Haziran 29th, 2012

Emekli Hv. Plt. Tümgeneral Hikmet Çelik 14.08.2003 – 12.08.2005 tarihleri arasında Hava teknik Okullar Komutanlığı yaptı. Hava Sınıf Okul ve Teknik Eğitim Merkez Komutanı yaptı. 2008 yılı YAŞ kararıyla Hava Tümgeneral Hikmet Çelik emekli edildi.

Genelkurmay Vakıf-Dernek Şube tarafından 02 Ocak 2009 tarihinden itibaren TSK Dayanışma Vakfı Genel Müdürü olarak görevlendirilmiştir.

Kürşat Atılgan

Haziran 29th, 2012

Kürşat Atılgan, 27 Ağustos 1956 tarihinde Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğdu. Babasının adı Mehmet Hakkı, annesinin adı Medine’dir. Hava Pilot Tuğgeneral; 1976 yılında Hava Harp Okulu’ndan mezun oldu. Hava Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1983’e kadar pilot olarak değişik birimlerde görev yaptı.

1985 yılında kurmay subay oldu. 1989’da Fransız Hava Akademisi’nden ve hemen sonrasında 1990 yılında Fransız Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun oldu.

2000 yılında da Türk Silahlı Kuvvetler Akademisi’ni bitirerek 2001 yılında general rütbesi aldı. 2002 yılında Millî Güvenlik Akademisi’ni bitirdi. 2006 yılında Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekli olmadan evvel, Ordu’da bazı görevleri başarıyla yerine getirdi.

23. Dönem’de NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Üyesi oldu. Orta derecede İngilizce ve çok iyi derecede Fransızca bilen Atılgan, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Tümgeneralİsmail Taş

Haziran 29th, 2012

Hava Pilot Tümgeneral İsmail Taş 1959 yılında Kırıkkale’de doğmuştur. İlk, orta, lise öğrenimini Kırıkkale’de tamamladıktan sonra 1976 yılında Hava Harp Okuluna girmiştir. Hava Harp Okulu öğrenimini 1980 yılında tamamlayarak teğmen rütbesiyle Hava Kuvvetleri saflarına katılmış ve uçuş eğitimine başlamak üzere 2’nci Ana Jet Üs Uçuş Eğitim Merkezi Komutanlığına atanmıştır.

Uçuş eğitimini ve 3’üncü Ana Jet Üs K.lığı Konya’da F-100 harbe hazırlık eğitimini başarıyla tamamlayarak 1982 yılında ilk görev yeri olan 7’nci Ana Jet Üs 172’nci Filo Komutanlığına F-4 harbe hazırlık eğitimi için atanmıştır. Harbe hazırlık eğitimini takiben 1982-1987 yılları arasında 173’üncü Hava Savunma Filo Komutanlığında hava savunma pilotu olarak görev yapmıştır.

1987 yılında 3’üncü Ana Jet Üs 131’inci Filo Komutanlığına atanmıştır. 1988-1990 yıllarında Hava Harp Akademisi Komutanlığında öğrenim görmüş ve 1990-1992 yılları arasında 2 yıl süreyle Hava Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığında kol komutanı olarak görev yapmıştır. 1992 yılında tekrar 3’üncü Ana Jet Üs Komutanlığına atanmış ve sırasıyla 131’inci Filo komutanlığı harekât icra subayı, Üs harekât kısım amirliği harekât subayı ve harekât kısım amirliği, 132’nci silah taktikler ve standardize filo komutanlığında harekât eğitim subaylığı görevlerinde bulunmuştur.

1995 yılında NATO güney bölgesi hava kuvvetleri komutanlığı karargâhı Napoli/İtalya’da plan prensipler başkanlığında karargâh subayı olarak görev yapmış, 1998 yılında 3’üncü Ana Jet Üs 132’nci Filo Silah Taktikler ve Standardize Filo Komutanlığına filo komutanı olarak atanmıştır.

1999 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı genel sekreterlik koordinasyon şube müdürlüğünde bulunmuş, 2001 yılında 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığına atanmış ve sırasıyla, Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı ve Harekât komutanlığı görevi yapmıştır.

2003-2005 yılları arasında Hava Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanı olarak görev yapmıştır. 2005 yılında Tuğgenerallik rütbesine terfi etmiş ve hava sınıf okulları ve teknik eğitim merkezi komutanlığı Hava Astsubay Meslek Yüksek Okulu ve Sınıf Okulları Komutanlığına atanmıştır.

Tümgeneral İsmail Taş 2006-2008 yılları arasında NATO Avrupa Müttefik Komutanlığı Lizbon/Portekiz müşterek karargâhı kurmay başkanlığı lojistik yardımcısı görevini yapmıştır.

Tümgeneral İsmail Taş 2008 yılı ağustos atamaları ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı olarak atanmıştır. 30 Ağustos 2009 tarihi itibari ile Tümgeneralliğe terfi eden Tuğgeneral İsmail Taş 13 Ağustos 2009 tarihi itibari ile Hava Harp Okulu komutanı olarak atanmıştır.

Tümgeneral İsmail Taş, Nermin Taş hanımefendi ile evli olup, 2 çocuk babasıdır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bartunç Akbaba

Haziran 29th, 2012

Bartunç Akbaba 28 Mayıs 1994’te dogdu. Halen “Sihirli Anahtar” ajansına bağlı olarak çalışmaktadır. “VEDA” filmi ilk projesidir. Fenerbahçe Lisesi Lise 2. sınıf öğrencisidir.

İlker Karter

Haziran 29th, 2012

Baba Adı : FETHİ NECİP
Anne Adı : FERAH
Doğum Yeri-Tarihi : ESKİŞEHİR – 1.1.1943
Şehadet Yeri-Tarihi : KIBRIS – 20.7.1974
Son Görev Yeri : 8 NCİ ANA JET ÜS K.
Sicil Numarası : 1964 – 138
Medeni Hali : EVLİ
Eş-Çocuklarının Adı : MAHİRE – ÖMER EMRE
Gömülü Olduğu Yer : KIBRIS/GİRNE ŞEHİTLİĞİ
 
İlker KARTER, 1943 tarihinde Eskişehir’de doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Eskişehirde, lise öğrenimini İzmir Askeri Hava Lisesinde tamamlamış ve 1962 yılında girdiği Hava Harp Okulundan 1964 yılında asteğmen olarak mezun olmuştur.

01.09.1964-24.06.1966 tarihleri arasında uçuş okulu ve jet eğitimini tamamlayan İlker KARTER 28.02.1965 tarihinde teğmenliğe, 30.08.1965 tarihinde üsteğmenliğe yükselmiştir.

24.08.1966-24.06.1967 tarihleri arasında 3. Ana Jet Üs Komutanlığı 193. Filoda, 24.06.1967-22.07.1973 tarihleri arasında 114. Filo Komutanlığında, 22.07.1973-01.09.1973 tarihleri arasında 184. Filo Komutanlığında, 01.09.1973-20.07.1974 tarihleri arasında 8. Ana Jet Üs Komutanlığında görevlendirilmiştir.

20.07.1974 tarihinde 8. Ana Jet Üs Komutanlığında görevli iken, Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle görev uçuşu yaparken, Kıbrıs’ın Deregeçit mevkiine düşerek şehit olmuştur.

Feridun Kırtıl

Haziran 29th, 2012

1943’te İzmir’de doğdu. 1965 yılında G. Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi. 1969-1971 yıllarında yedek subaylığını müteakip Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na muvazzaf subay olarak geçti. 1971-1981 yıllarında Hava Harp Okulu’nda beden eğitimi öğretmenliği ve gurup başkanlığı yaptı. 1976’da uluslararası voleybol hakem kursu gördü, milli hakem oldu. 1979’da Almanya Askeri Spor Okulu’nu bitirdi. 1982-1989 yıllarında Spor Okul Komutanlığında, 1989’da Genelkurmay Harekat Başkanlığı Beden Eğitimi ve Spor Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Taner Barlas

Haziran 29th, 2012

1947 yılında Burdur’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve LCC Tiyatro Okulu mezunu olan sanatçı, ayrıca pandomim eğitimi aldı. Tiyatro ve pandomim eğitimini İngilterede ve Polonyada geliştirdi. Ulusal ve uluslararası çeşitli tiyatro ve pandomim festivallerine katıldı, oyunlar sergiledi. Çeşitli tiyatro ve pandomim oyunları yazdı, yönetti ve oynadı.

1984 yılında Taner Barlas Mim Tiyatro’yu kurdu. 5 yıl sanat yönetmenliğini yaptı. Halen İstanbul Belediyesi tiyatrolarında yönetmen ve oyuncu olarak çalışmaktadır.

Ödülleri

Tiyatro dalında 4 pandomim dalında 3 ödülü vardır.

Filmografisi

Ahh İstanbul – 2006
Fırtına – 2006
Kaybolan Yıllar – 2006
Yedi Günah, Yedi Tepe, Bir Metropol 2005
Kimsesiz Zaman Tasvirleri – 2004
Çemberimde Gül Oya – 2004
Kampüsistan – 2003
Papatya ile Karabiber – 2002
Asmalı Konak – 2002
Yapayalnız – 2001
Ceket – 2000
Yalan Dünya – 2000
Çilekli Pasta – 2000
Filler ve Çimen – 2000
Fasulye – 1999
Kaçıklık Diploması – 1998
Affet Bizi Hocam – 1998
Kördüğüm – 1997
Böyle mi Olacaktı – 1997
Baba Evi – 1997
Solgun Bir Sarı Gül – 1996
80. Adım – 1996
Yüzleşme – 1996
Kurtuluş – 1996
Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey – 1995
Sahte Dünyalar – 1995
Bir Aşk Uğruna – 1994
İz – 1994
Bir Yanımız Bahar Bahçe – 1994
Tatlı Betüş – 1993
Amerikalı – 1993
Hadi Gel Bar – 1992
Piano Piano Bacaksız – 1992
Seni Seviyorum Rosa – 1992
Uzun İnce Bir Yol – 1991
Berdel – 1990
Asiye Nasıl Kurtulur? – 1986
Değirmen – 1986

Fethi Coşkuntuncel

Haziran 29th, 2012

Doğum Yeri ve Yılı:

Adana – 1956

Öğrenim Durumu:

Lise Mezunu

Yabancı Dil:

Almanca ve Arapça

İş Hayatı:

Çırçır ve Prese Fabrikası İşletmeciliği

Pamuk Ticareti

İnşaat Sektörü

Üyesi bulunduğu kuruluşlar:

Adana Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı

TOBB Yönetim Kurulu Üyesi

Medeni Durumu:

Evli ve üç çocuk babası

Nükhet Duru

Haziran 29th, 2012

1954 yılında İstanbul’da doğdu. Profesyonel kariyerine 1971 yılında dans müziği orkestrasında solistlik yaparak başladı.

1974 yılında başladığı repertuvar çalışmaları sonuçlandığında ilk 45’lik plağı “Beni Benimle Bırak” 1975 yılında yayınlandı ve bu plak büyük bir başarı sağladı. İlk albümü “Bir Nefes Gibi” ise 1977 yılında çıktı. O yıl en iyi yorumcu ve yılın en başarılı kadın solisti ödüllerini aldı.

1978 yılında Güney Kore’nin başkenti Seoul’de düzenlenen şarkı yarışmasına Modern Folk Üçlüsü ile birlikte katıldı. Bu yarışmada birinci oldu. 80’li yıllarda Türk Sanat Müziği eserleri de yorumlamaya başladı. Böylece sahnelerde assolist olarak da kendini gösterdi. Buna karşın her daim Pop Müzik’e daha yakın durmuştur.

Çeşitli Müzikal ve kabarelerde rol aldı. Ali Poyrazoğlu ve Korhan Abay ile birlikte “Yaşa Sevgili Dünya”, Haldun Dormen ile “Merhaba Müzik”, “Saz mı Jazz mı”, “Operetler”, “7’den 77’ye”, Metin Serezli ile “Aşk Olsun”, Hakan Altıner ile “Cahide” ve Başar Sabuncu ile birlikte “Carmen” sayılabilir.

Diskografi

45’lik ve Single

Aklımda Sen Fikrimde Sen – Karadır Kaşların (1974)
Beni Benimle Bırak – Gerisi Vız Gelir (1975)
Her Şey Yolunda Şimdi – İki Damla Gözyaşı (1976)
Canım Yandı – Haydi Uzatma Arkadaş (1977)
Cambaz – Haydi Hayat (1977)
Harp ve Sulh – Bir İnsan Doğdu (1977)
Anılar – Güneş (1978)
Dostluğa Davet – Takalar (1978) (Modern Folk Üçlüsü ile birlikte.)
Portofino – Yıldızlar (1979)
Ne Oldu Bize – Al Gönlümü Diyar Diyar Sürükle (1983)
Remix 1 (1998)
Remix 2 (1998)
Nükhet Duru 99 (1999)

Albüm (LP/MC/CD)

Bir Nefes Gibi (1977)
Melankoli (1978)
Sevgili Çocuklar (1979)
Nükhet Duru IV (1979)
En Sevilen Şarkılarıyla Nükhet Duru (1979)
Nükhet Duru 1981 (1981)
Aşıksam Ne Farkeder? (1982)
Her Şey Yeni (1984)
Sevda (1985)
Nadide (1986)
Çek Halatı Gönlüm (1987)
Benim Şarkılarım (1988)
Benim Yolum (1989)
Aç Gözünü Adamım (1991)
Aman Tanrım! (1992)
Nükhet Duru Klasikleri (1993)
Nükhet Duru (1994)
Gümüş (1996)
Mühür (1997)
Nükhet Duru’dan Bir Nefes Gibi’ler (1998)
Cahide – Bu Bir Efsane (1998)
Bana Rağmen (2001)
Muhteşem İkili (2004) (Cenk Eren ile birlikte.)
Gece Saat On İki (2006)
Sevgiyle Elele (2006) (Surp Vartanants Korosu ve Cenk Taşkan ile birlikte.)

Kemalettin Kamu

Haziran 29th, 2012

Bayburt’ta dogdu. Istanbul Erkek Ogretmen Okulu’ndayken Anadolu’ya gecti, Anadolu Ajansi’nda calisti. Okulunu bitirdikten sonra Paris’e gitti ve Siyasal Bilgiler Okulu’nda ogrenim gordu. Erzurum ve Rize milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1948’de Ankara’da oldu. Şiirleri, Rifat Necdet Evrimer’in “Kemalettin Kamu, Hayati, Sahsiyeti ve Siirleri” (1949) baslikli kitabinda toplanmistir. “Kemalettin Kami Kamu, yetenegi bosa gitmis bir sairdir. Daha iyi soylemek gerekirse, kendisine, yaradilisina uygun olmayan bir doneme rastlamis bir sairdir. Incedir, kirikgonulludur, incinmelerin ve gurbetin sairidir… Ne var ki, bir savas donemine rastlamistir yasami… Savasin buyuklugunu ve garipligini sezer, gosterisli olmayan bir kahramanligi, ince bir iclenmeyle, bir aciyla aktarir.” (Turgut Uyar, 1983)

Korg.Ziya Güler

Haziran 29th, 2012

Korgeneral Ziya Güler 18 Ağustos 1952 tarihinde Bandırma’da doğmuş, ilkokulu ve ortaokulu Bandırma’da bitirmiştir. 1966 yılında Askeri Hava Lisesi’ne, 1969 yılında Hava Harp Okulu’na başlayarak 30 Ağustos 1972 tarihde teğmen olarak mezun olmuştur.

2 nci Ana Jet Üs Komutanlığı Uçuş Eğitim Merkezi’nde pilotaj eğitimini tamamladıktan sonra 1975 yılında 5 nci Ana Jet Üs Komutanlığı, 1979 yılında da 2 nci Ana Jet Üs Komutanlığı’na atanmıştır.

1983 yılında Hava Harp Akademisi’nden mezun olmuş, aynı yıl Hava Harp Okulu Komutanlığı’na atanmış, burada Öğrenci Alayı Bölük Komutanlığı ve Tabur Komutanlığı görevinde bulunmuştur.

Takiben 9 ncu Ana Jet Üs Komutanlığı eğitim subaylığı, 192 nci filo eğitim subaylığı, Bonn-Almanya Hava Ataşesi, 193 ncü Filo Komutanlığı, 191 nci Filo Komutanlığı yapmıştır.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atanarak Koor.Şb. Md.lüğü ve Genel Sekreterlik görevlerinde bulunmuştur.

4 ncü Ana Jet Üs Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı ve Harekat Komutanlığı görevlerini yaptıktan sonra 30 Ağustos 1998 tarihinde Tuğgeneralliğe terfi etmiştir.

Tuğgeneral olarak Hava Savunma daire başkanlığı, Washington Silahlı Kuvvetler Ateşeliği, 6 ncı Ana Jet Üs Komutanlığı görevlerini tamamladıktan sonra 30 Ağustos 2002 tarihinde Tümgeneralliğe terfi etmiştir.

Tümgeneral olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, Hava Eğitim Komutan Yardımcılığı ve Hava Harp Akademisi Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

2006 yılı Askeri Şura kararları ile Korgeneralliğe terfi etmiştir.

Vecihi Hürkuş

Haziran 29th, 2012

18 Ocak 1896 Cumartesi günü (06 Kanunusani 1311) İstanbul’da (Dersaadet) doğdu. Babası İstanbullu bir aileden Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, annesi Vidin’de doğmuş, üç yaşında İstanbul’a gelmiş Zeliha Niyir Hanım’dır. Üç yaşında iken babası ölmüş. Çok genç yaşta dul kalan annesi ile geniş bir ailenin içinde amcalar, halalar, enişteler, yengeler, ağabeyler ve ablalar ile birlikte büyümüştür.

Bir süre sonra Harbiye’de eskrim ve resim hocası olan amcası Ahmed Şekür Bey’in yanına sığınmışlar, sonra da annesi ve kardeşleriyle Üsküdar’a yerleşmişler. Üç kardeşin ortancası olan Vecihi çok canlı ve hareketli bir çocuktu. İlkokulu Bebek’te okudu, Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde okudu, sanata olan ilgisinden Tophane Sanat Okulu’na geçti ve bu mektebi bitirdi.

1912’de Balkan Harbi’ne eniştesi Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katıldı. Edirne’ye giren kuvvetler içinde yer aldı. Balkan Harbi sonunda İstanbul Ordu Kumandanlığı tarafından Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan oldu.

Tayyareci olmak istiyordu. Yaşı küçük olduğundan makinist mektebine aldılar.   Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit (Gedikli/Astsubay) olarak mezun oldu.    Makinist olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Bağdat cephesine gönderildi. Orada 2 Şubat 1916 tarihinde bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a döndü.

Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’ne girerek tayyareci oldu. Pilot olarak ilk uçuşu 21 Mayıs 1916 tarihindedir. 15 Kasım 1916 tarihinde tayyarecilik tahsilini bitirerek pilot diplomasını aldı.

1917 sonbaharında Kafkas Cephesi’ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atandı. Orada bir Rus uçağı düşürerek Kafkas Cephesi’nde uçak düşüren ilk tayyareci oldu.

8 Ekim 1917 günü bir hava savaşında yaralanarak düşünce, Rus’lara esir olmadan önce uçağını teslim etmemek için yaktı. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’na gönderildi. Azeri Türklerinin yardımı ile adadan yüzerek kaçtı. Nargin Adası’nın karşısındaki Bakü, Rus işgali altında olduğundan, savaşa katılmayan İran’da karaya çıktılar. Birlikte kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile 2,5 ayda yaya olarak Süleymaniye üzerinden Musul’a geldiler.

İstanbul’a geldiğinde savaşın sonları idi. Başkent İstanbul Hava Müdafaa Bölüğü’ne tayin oldu. Vecihi Bey İstanbul hava müdafaasına katıldı. İstanbul işgal edilince esaretten dönen askerlerin arasında gizlice Harem’den kalkan bir gemiyle Mudanya’ya, oradan Bursa ve Eskişehir üzerinden Konya’ya giderek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot”tur.

Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan, İzmir / Seydiköy Hava Meydanını işgal eden tayyareci olmuş, TBMM’den üç defa takdirname alarak kırmızı şeritli İstiklal Madalyası kazanmıştır.

Kurtuluş Savaşı içinde Akşehir’de Jandarma Komutanı Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım’la evlendi. İzmir’de Gönül, İstanbul’a döndüklerinde de Sevim isimli iki kızı olmuştur.

Savaş sonrası İzmir’de Seydiköy’de açılan tayyare okulunda yeni tayyarecileri eğitime başlamış, tam o sırada 1923 yılı başlarında İzmit mıntıkası Tayyare bölüğüne atanmış. Üç ay sonra İzmir’de Binbaşı Fazıl’ın eğitim uçuşu sırasında düşüp ölmesiyle yeniden İzmir’e çağrılmış, kara ve deniz okulunda öğretmenliğinden başka fen işleri ile de uğraşmış. Savaşta çekilen yoklukların giderilmesi amacıyla havacılığı millileştirme düşünceleri başlamıştı.

Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu tayyaresini almaya görevlendirilmiş. Hizmet karşılığı bu uçağa “Vecihi” adının verilmesi, 1919’dan beri uçak projeleri yapan Hürkuş’ta uçak inşa etmek düşüncesini yeniden canlandırmıştır.

Ganimet olarak Yunanlılardan ellerine geçen pek çok motordan yararlanarak projesini hazırlayıp ilk uçağı Vecihi K VI’yı imal etmiştir. Uçağı için uçuş müsaadesi istemiş, uçabilirlik sertifikası için bir teknik heyet oluşturulmuş, ancak teknik heyetin içerisinde tayyareyi uçuracak ve kontrol edecek personel bulunmadığından gecikmiştir. Sonunda teknik heyetten birinin “Vecihi, biz sana bu lisansı veremeyiz, uçağına güveniyorsan atla, uç, bizi de kurtar” sözü üzerine Hürkuş,  28 Ocak 1925’de uçağı Vecihi K VI ile ilk uçuşunu yapar. 

İzin almadan uçtuğu için cezalandırılınca, istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp Ankara’ya gider ve kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılır. T.T.C. Fen şubesini organize etmekle görevlendirilir. Gazi Mustafa Kemal’in “İstikbal göklerdedir…” yönermesiyle havacı bir kuşak yetiştirmek için kurulan Türk Tayyare Cemiyeti, halkın bağışları ile yaşayan bir kuruluş olacaktı. Bunun için bir okul açmak, milli bir hava sanayi kurmak amacındaydı. Hürkuş, yaptığı uçağını geri alıp, T.T.C.’nin bağış toplama faaliyetlerinde kullanarak halka havacılık sevgisini aşılamak istiyordu ama uçağını geri almayı başaramadı.

Bağış toplamak için bir madalya tüzüğü hazırlandı. Bağışa göre bronz, gümüş, altın ve elmaslı madalya verilecek, 10.000 TL bağışlayanın adı da alınacak uçağa ad olarak verilecekti. Türk Tayyare Cemiyetine ilk yardım Ceyhan ilçesinden gelmiş, 10.000 TL telgrafla bağışlanmış, alınan ilk uçağa da Ceyhan adı verilmiştir.

Hürkuş’un uçakla yurtiçi bağış gezileri de bu uçakla başlamıştır.

Bu arada Avrupa havacılığının incelemek için bir heyetle Hürkuş, ikinci kez Avrupa’ya gider. Almanya’da Junkers ve Rohrbach uçak fabrikalarını ziyaret ederler. Bu fabrikalar Türkiye’de anonim şirket halinde tayyare fabrikası kurmak fikrindeydiler. Fransa’da da Breguet, Potez, Hanriot gibi birçok fabrikaları ziyaret etmişler, Hürkuş da bu fabrikaların uçaklarıyla tecrübe uçuşları yapmış, Potez 25 tipindeki rekor tayyaresiyle akrobasi uçuşundan sonra fabrika tarafından Atlantik Okyanus geçiş uçuşu yapması için teklif yapılmış, fakat Fransız Aero Kulübü’nün baskısı ile teklif suya düşmüştür.

Türkiye’ye dönüşte 19 Ekim 1925’de Tayyare Cemiyeti Yönetim Kurulu istifa etmiş, cemiyetin tasarı ve projeleri suya düşmüş, elindeki tayyare, vasıta ve elemanları hava kuvvetlerine verilerek havacılıkla ilgisi kesilmiş oluyordu. Hürkuş’un da tekrar hava kuvvetlerinde görev alması istenince istifa etmiştir.

Milli Savunma Bakanlığı, Kayseri’de Tayyare Onarım ve Motor Anonim Şirketi (TOMTAŞ) adında bir fabrika kurmak için anlaşır. Hürkuş, TOMTAŞ’ın teklifini kabul ederek Almanya’ya gider. Hürkuş, Almanya’da Junkers A.20 tayyarelerinde bazı noksanlıklar bulur, onların düzeltilmesi ile Junkers A.35’lerin yapımını da üstlenir.

18 Temmuz 1926’da telgrafla memlekete çağrılır, Junkers A.35’in satın alınması için tecrübe uçuşu istenir. Junkers bu uçuşun özellikle Hürkuş tarafından yapılmasını, uçağının zamanın en modern ve yüksek ateş kudretinde iki kişilik av tayyaresi, savaşta her tarafa ateş saçabilme gücü olduğunun kanıtlanması için Fransızların gözde uçağı Nieuport Delage ile savaşını ister. 1 Ağustos 1926 da temsili savaş yapılır, savaşı Junkers A.35 ile Hürkuş kazanır.

Hürkuş yurda döndükten sonra, TOMTAŞ emrinde biri 14 kişilik 3 motorlu Junkers G.24, diğeri altı kişilik tek motorlu Junkers F.13 yolcu tayyareleriyle Ankara – Kayseri arasında ulaşım uçuşları yapar. Tarih 1927’dir. Hürkuş’un bu uçuşlarının, yurdumuzda ilk hava yolları uçuşları olduğu düşünülebilir.

Hürkuş, TOMTAŞ’a, Junkers A.35’in kanatlarına benzin depoları ilavesi ile havada kalma süresini uzatarak Ankara-Tahran uçuşunu direkt yaparak, İran devletine uçağı göstermek ve hükümetimizin rızasıyla devletimizin ihtiyacından fazlasının yabancı devletlere de satılabilmesi fikrini açmış. Bu yapılırsa hem devletimiz şereflenecek, hem de TOMTAŞ’a büyük faydası sağlayacaktı. O sırada henüz TOMTAŞ fabrikası teşekkül etmemiş ve Junkers A.35 tayyaresi de TOMTAŞ’a devredilmemiş olduğundan bu uçuşu reddedilmişti.

16 Eylül 1926 tarihinde Türkiye’de ilk paraşüt gösterisi Ankara’da yapıldı.  Vecihi Hürkuş’un kullandığı Junkers F–13 uçağından Alman paraşütçü Heinke’nin 700 m irtifadan yaptığı 178. atlayışı Gazi Mustafa Kemal ve Ankaralılar izlediler.

Milli havacılığımız için güzel bir başlangıç olan TOMTAŞ ne yazık ki 1928 yılına kadar çalışmalarına devam edebildi. Kötü yönetimi yüzünden 1928’de iflas etmiş, daha doğrusu iflas ettirilmiştir.

Hürkuş 1925’de Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul’da iken sevdiği, Mustafa Kemal’in yanına Anadolu’ya geçtiği için ailesi tarafından kendisine verilmeyen İhsan Hanım’la anlaşmış, eşinden ayrılarak onunla evlenmiş ve 1927’de Perran isimli bir kızı daha doğmuştur.

Bir yıllık aradan sonra Hürkuş, Türk Hava Kurumu’ndaki eski görev yeri olan Teknik Şubeye döner.

1930 yılı Sanayi Kongresi Ankara’da toplanmış, Halkevi’nde de Yerli Mallar Sergisi açılmıştır. Hürkuş burada yerli malı uçaklarının resim ve maketleri ile üstten kanatlı kapalı kabinli Vecihi K-XI tipi uçak modelinin minyatürünü sergiler ve büyük ilgi görür. Kurumda boş durmaz, yeni uçak model ve tiplerini tasarlamaya devam eder.

1930 yılı yıllık iznini iki ay ücretsiz olarak uzatıp Kadıköy’de bir keresteci dükkânını kiralayarak, üç ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı Vecihi XIV uçağını inşa etmiştir. İlk uçuşunu 16 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Uçak iki kişilik, tek motorlu spor ve eğitim uçağıdır. Uçağı ile birlikte uçarak Ankara’ya dönmüş, Ankara üzerinde bir gösteri yapmış, Başbakan İsmet İnönü ve bazı komutanlar tarafından uçağı incelenerek tebrik edilmiş. Uçabilirlik sertifikası verilmesi için İktisat Bakanlığı’na müracaat ederek müsaade istemiştir.

14 Ekim 1930’da, “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almış. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Uçak Ankara’da sökülmüş, Demiryolu vagonları ile Haydarpaşa’ya, Sirkeci’den de Prag’a gönderilmiştir.

Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmi evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş. Her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.

Hürkuş 23 Nisan 1931’de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır.

25 Nisan 1931’de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye’ye gelmek için yola çıkıp                         5 Mayıs 1931’de Türkiye’ye gelmiştir. Hürkuş, uçağının atıl kalmaması için Posta İdaresi ile çeşitli görüşmelerde bulunur. İlk kurulmak istenen posta hattı Ankara-Erzurum ile Ankara-İstanbul arasında düşünülür.

Bu arada Türk Hava Kurumu yeni bir turne planlar. Ankara’dan başlayan uçuş Aksaray, Konya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Muğla, Aydın, Denizli, Uşak, Eskişehir, Adapazarı, İzmit ve Yeşilköy’de tamamlanır. Uçuş büyük bir başarıyla tamamlanmıştır. Kurum şubeleri bağışlarla zenginleşmiştir, ama 3 Kasım 1931 tarihli telgrafla büyük yardımcısı makinisti Hamit’in işine son verilir Hürkuş’a ödenen uçuş tazminatı kesilerek Vecihi XIV uçağı uçuştan men edilir. Bundan sonraki uçuşların Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilecek uçakla gerçekleştirileceği bildirilir. Bu durum Hürkuş’un kurum’dan tekrar ayrılmasına neden olur.

Gezileri sırasında gençlikte oluşturduğu uçma sevgisi ile bir havacılık okulu açmayı düşünür. 21 Nisan 1932’de İlk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu kurar. İkisi kız olmak üzere 12 öğrenci kaydolur. 27 Eylül 1932’de eğitim ve öğretime başlanır. Okulun gayesi Türk gençliğini havacılığa alıştırmak, tayyareci kuşaklar yetiştirerek Türkiye Cumhuriyeti hava ordusunun yedek gücü olmaktı.

Okulun motorlu ve motorsuz iki şubesi vardı. Eğitim teorik ve uygulamalı olarak yapılıyordu. Büyük bir atölyesi vardı. Kalamış’ta bir hangar ve uçuş alanı olarak kullandıkları küçük bir sahası, bir de Fikirtepesi’nde uçuş alanları vardı.

İlk 12 öğrenci Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Eribe ve Türkiye’nin ilk kadın pilotu olan Bedriye (Gökmen) idi. Öğrencilerin eğitim sırasında hiçbir kazası olmamıştır. Zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin Tekel İdaresi’nin ve İş Bankası’nın reklâmlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları olmuştur.

Nuri Demirağ Bey, bir tayyare yapımı için 5.000 TL vermiş, böylece 1933’de adı “Nuri Bey” olan “Vecihi XVI” kapalı kabin uçağı yapılmıştır.

Aynı yıl tek satıhlı “Vecihi XV” uçağını da inşa etmişler ve 30 Ağustos 1933’de iki Vecihi XIV, iki tane Vecihi XV ve Nuri Bey Vecihi XVI uçakları ile öğrencileri, İstanbul göklerinde gösteri uçuşu yapmışlar. Okulda, bir de “Vecihi SK-X” adlı, uçak motoru ile çalışan deniz botu yapılmıştır.

Öğrencilerinden Sait Bayav, Tevfik Artan, Muammer Öniz, Osman Kandemir, ilk kadın tayyarecimiz Bedriye Gökmen ve kızı (yeğeni) Eribe yalnız uçmayı başarmışlardır. Vecihi Sivil Tayyare Okulu parasal sorunlardan ve yetiştirdiği öğrencilerin diplomalarına denklik verdirememiş olmasından kapanmıştır.

1935 yılı başlarında Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca, çağrılı olarak Rusya’ya gider. Orada sivil havacılığın durumunu görür ve dönüşünde Atatürk’e anlatır. Atatürk, gezdiği her yerde kendisini havadan saygıyla izleyen, gazetelerdeki yazılardan izlediği Hürkuş hakkında da Fuat Bey’den bilgi ister. Aldığı cevaplar karşısında Büyük Atamız: “Ya, öyle mi? O halde Türk Kuşu namı ile yeni bir çalışma yolu açın ve Vecihi’den faydalanın!” emrini verir.

Hürkuş Ankara’ya çağrılır. O da uçağına atlayarak Ankara’ya gelir. Hürkuş bu durumdan çok sevinçlidir. Türk Kuşu’nda yapılması düşünülenler, onun gerçekleştirmek istediği şeylerdir.

Başöğretmen olarak amatör gençleri çalıştırmak, Etimesgut hangarlarını yapmak, yaz kampı için uçuş sahası İnönü’nün bulunması ve okulunda yetiştirdiği öğrencilerinden Sait Bayav, Tevfik Artan ve Muammer Öniz’in Rusya’ya eğitime gönderilmesi onun mutluluğu olur.  Ne yazık ki 29 Ekim 1936’da yeğeni Eribe’nin paraşütünün açılmaması nedeniyle düşmesi ve 30 Ekim 1936 günü şehit olması onu çok üzmüştür.

Türk Hava Kurumu, 1937 sonbaharında mühendislik eğitimi için Hürkuş’u Almanya’ya gönderir. Vecihi Hürkuş, Weimar Mühendislik Mektebi’ne ihtisas sınıfından başlatılmış, bir buçuk yıl sonra da mezun olmuştur. 27 Şubat 1939’da Tayyare Makine Mühendisliği diplomasını almıştır. Türkiye’ye döndüğünde Bayındırlık Bakanlığına başvurarak, “Tayyare Mühendisliği Ruhsatnamesini” almak istedi. Ancak yetkililer, “iki yılda mühendis olunmaz” diye bir gerekçe ile kabul etmemişlerdir.

Mühendisliğini Danıştay kararı ile kabul ettirir. Türk Hava Kurumu’nda da yönetim değişmiş, vazifeleri başkalarına verilmiştir. O günkü koşullarda teknik imkânın olmadığı Van’a tayin edilir. Bunun üzerine istifa ederek kurumdan ayrılır.

1942 Yılında “Vecihi Havada” kitabını yayınlar. Bu kitabında, 1915-1925 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk döneminde yaşadıklarını, ilk uçağını nasıl yaptığını anlatır.

Havacılıktan uzun bir ayrılıktan sonra 1947’de Kanatlılar Birliği’ni kurdu. Gençlerin büyük ilgi gösterdiği bir kuruluş oldu.

1948’de Türk Hava Kurumu’ndan Magister tipi bir öğrenim uçağı temin ettiler. Kızı Gönül’ün Yazı İşleri Müdürü olduğu “Kanatlılar” adlı aylık bir dergiyi, 12 sayı çıkarttılar. Büyük çoğunluğu üniversite öğrencileri olan Kanatlılar Birliği fazla yaşayamadı.

1951’de beş arkadaşıyla birlikte havadan zirai ilaçlama yapmak üzere “Türk Kanadı” adı ile bir şirket kurmuş, Sait Bayav ve Muammer Öniz’le İngiltere’ye giderek Auster MK-V tipi üç uçak almışlar. Türkiye’ye döndükten sonra ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine Hürkuş, haklarından vazgeçerek şirketten ayrılır. 1952’de Paro mamasının reklâmını yapmak için tekrar İngiltere’ye giderek Percival Proctor V tipi dört kişilik hafif turist tipi tayyare alır. Bu tayyare ile değişik müesseselerin reklâmını yaptı. Paro bebek maması, Puro sabunu gibi gıda ve malzemeleri ufak kâğıt paraşütlerle uçaktan dağıtarak, kanatlarına taktığı patiskalar üzerine banka isimlerini yazarak reklâmcılık yaptı.

6 Ağustos 1954’de “40. Hizmet Yılı”nı kutlamak için Yeşilköy Uluslararası Havaalanı’nın salonunda “Türk Havacılar Bayramı” adıyla bir jübile yapıldı.

29 Kasım 1954’de Hürkuş Hava Yolları’nı kurdu. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırdığı uçaklardan sekiz tayyare Ziraat Bankası’ndan kredi ile satın alınmıştı. Bir takım güçlüklerle uğraşarak hava yollarının sefer yapmadığı yerlere seferler koyarak, izin vermediklerinde gazete taşıyarak çalışmak istedi, ama kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar sonunda Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edildi.

Buna rağmen elinde kalan son uçağını (TC-ERK) da Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün emrinde kullanarak Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arayarak zor doğa koşullarında çalıştı.

Hayatının sonlarında çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmış, uçamayacak duruma düşürülen uçaklarının sigorta giderleri ve bunların faizleri borcuna eklenmiş, icra takipleri, davalar neden ile vatana hizmet tertibinden kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konmuştur.

Ankara’da anılarını yazarken, beyin kanamasından komaya girdi. Gözleri ve kalbi göklerde olan Vecihi Hürkuş, insanların aya ayak basmak üzere dünyadan ayrıldığı gün olan 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

Ankara, Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi.

KoramiralMehmet Otuzbiroğlu

Haziran 29th, 2012

1951 yılında İzmit’de doğan Koramiral Mehmet OTUZBİROĞLU 1968 yılında Deniz Lisesinden,  1970 yılında Asteğmen olarak Deniz Harp Okulundan mezun olmuş, Deniz Harp Okulu öğrenimini müteakip Temel İhtisas Kursları ve Donanma Stajını tamamlayarak 1973 yılında Donanmaya katılmıştır.

1973-1979 yılları arasında Mayın Arama Tarama Gemilerinde Seyir/Harekat Subaylığı ve 2′ nci Komutanlık, 1979-1981 yılları arasında TCG FETHİYE  Mayın Arama Tarama Gemisi Komutanlığı görevinde bulunmuştur. 1983 yılında Deniz Harp Akademisi eğitimini tamamlayan Koramiral OTUZBİROĞLU 1983-1985 yılları arasında TCG NUSRET Mayın Dökücü Gemisi  2′ nci Komutanlığı, 1985-1987 yılları arasında İskenderun Deniz Üs Komutanlığı Harekat, İstihbarat ve Muhabere   Şube Müdürlüğü görevini ifa etmiştir. Bu görevinde 1986 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi eğitimini tamamlamıştır. 1987-1988 yılları arasında TCG SOKULLU MEHMET PAŞA Okul Gemisi 2′ nci Komutanlığı görevinde bulunmuştur.

1988-1990 yılları arasında Donanma Komutanlığı Harekat Plan Kısım Amirliği görevinde iken 1989 yılında Ostende-Belçika’da Mayın Harbi Karargah Subay Kursu görmüştür. 1990-1991 yıllarında TCG GEMLİK Muhribi Komutanlığı ve 1991-1992 yıllarında TCG YÜCETEPE Muhribi Komutanlığını müteakip Albay rütbesine terfi ederek 1992-1993 yıllarında Donanma Komutanlığı Harekat Eğitim Şube Müdürlüğü, 1993-1994 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Mayın Harbi Plan Şube Müdürlüğü görevini deruhte etmiştir.

1994-1996 yılları arasında İslamabad Kıdemli Askeri Ataşesi, 1996-1998 yılları arasında 1′ nci Arama Tarama Filotillası Komodoru görevlerini takiben 1998 yılında Tuğamiral rütbesine terfi ederek  1998-1999 yıllarında Güney Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı, 1999-2000 yıllarında Akdeniz Bölge Komutanı, 2000-2001 yıllarında Çıkarma Gemileri Komutanı, 2001-2002 yıllarında Ege Deniz Bölge Komutanı  görevlerini ifa etmiştir. 2002 yılında Tümamiralliğe terfi ederek 2002-2003 yıllarında Çanakkale Boğaz Komutanlığı, 2003-2005 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı görevini müteakip 2005-2006 yıllarında Mayın Filosu Komutanlığı görevinde bulunmuştur.

30 Ağustos 2006 tarihinde Koramiral rütbesine terfi etmiş, 2006-2007 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı görevini takiben Genelkurmay Muhabere Elektronik ve Bilgi Sistemleri Başkanlığına atanmıştır.

Bayan Sema OTUZBİROĞLU ile evli olan Koramiral OTUZBİROĞLU’nun bir çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.