Rıfat Ilgaz

Haziran 29th, 2012

Cide’de dogdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli okullarda Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. Mizah dergilerinde yöneticilik ve yazarlık yaptı. Yazıları ve ‘Devam’ adlı şiir kitabından dolayı hakkında açılan davalar nedeniyle beş buçuk yıla yakın süre mahpus kaldı.

Arif Dino

Haziran 29th, 2012

Şair ve ressam. 1893’de İstanbul’da doğdu, 30 Mart 1957’de İstanbul’da öldü. Sanatçı bir ailenin fertlerinden biridir. Abidin Dino’nun kardeşidir. Ailesinde çok sayıda yazar, ressam, karikatürist ve gazeteci vardır. Öğrenimini yurtdışında yaptı. Boksör, aşçı, sinema oyuncusu, portre ressamı, grafiker, heykeltraş, sanat eleştirmeni gibi geniş bir yelpazede çalıştı.

1929’da İstanbul’a geldi. 1942’de Alman Faşizmine karşı çıktıkları için küçük kardeşi Abidin Dino ile birlikte ikamete memur olarak cezalandırıldı. 1951’de döndüğü İstanbul’da 6 yıl sonra öldü. Hiç evlenmedi.

Fransızca yazdığı şiirleri Abidin Dino, Rasih Nuri İleri, Hür Yumer Türkçeye çevirdiler. Tüm şiirleri, desenleri ve ardından yazılanlar Adam Yayınları tarafından bir kitapta toplandı.

Salah Birsel

Haziran 29th, 2012

Salah Birsel 1919 yılında Bandırma’da doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra, iş müfettişliği, kitaplık ve basimevi müdürlüğü gibi görevlerde bulundu.

Murathan Mungan

Haziran 29th, 2012

1955’de İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini Mardin Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü’nde tamamladı. Devlet tiyatrolarında dramaturg olarak görev yaptı. İlk oyunu Mahmud ile Yezida ile Türkiye İş Bankası’nın açtığı yarışmada ikicilik ödülü aldı. Taziye oyununun 1984’te sahnelenmesi nedeniyle, Ankara Sanat Kurumu’nca M.Baydın’la birlikte yılın en iyi oyun yazarı seçildi. Hedda Gabler Dile Bir Kadın öyküsü ile Haldun Taner Öykü Ödülü’nü Nedim Gürsel’le birlikte aldı (1987). Şairliğinin yanı sıra, tiyatro ve öykü yazarlığı ile de ilgi topladı.

Abdullah Cevdet Karlıdağ

Haziran 29th, 2012

Abdullah Cevdet 1869 yılında Arapkir’de doğdu. Arapkirli tabur imamı Hacı Ömer Efendi’nin oğludur. Elazığ Askeri Ortaokulu’ndan ve Kuleli Askeri Lisesinden mezun olduktan sonra, Askeri Tıbbiyeyi bitirdi (1888-1894). Okul sıralarında edebiyata merak saran Abdullah Cevdet, Abdülhak Hamid’in isteğine uyarak şiirlerini kitap haline getirdi.

“Hiç” (1890), “Türbe-i Masumiyet” (1890), “Tulüat” (1891), “Masumiyet” (1896), ilk mensur eseri “Ramazan Bahçeleri” (1891) ve ilk düşünce eserleri “Dimağ” (1890), “Fizyolacya-i Tefekkür” (1892) hep bu dönemde yayımlandı.

“Ömer Cevdet” adıyla yayımladığı bu ilk eserlerinde özellikle Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamid ve Halit Ziya’nın etkileri sezilir. 1894’ten sonra İttihatçı gençlerin, özellikle İttihat ve Terakki kurucularından olan yakın arkadaşı İbrahim Temo’nun etkisiyle, siyasi sorunlara eğildi. İttihatçıların faaliyetlerine katıldı. Tehlikeli olmaya başladığı anlaşılınca, 1895’te tutuklanarak İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla, Trablusgarp Merkez Hastanesi’nin göz hekimliğine getirildi.

Fakat Cemiyet adına çalışmalarına orada da devam etti. Fizan’a sürüleceğini anlayınca, önce Tunus’a kaçtı, oradan Fransa’ya geçti (1897). Daha sonra da Cenevre’ye yerleşerek, Tunalı Hilmi ve Mehmet Reşit’in orada kurdukları Osmanlı İtilaf Fırkasına katıldı. İshak Sukuti ile birlikte derneğin yayın organı olan Osmanlı Gazetesi’ni çıkardı. Cenevre’de iken “Fünun ve Felsefe” (1897), “Kahriyat” gibi şiir kitaplarını yayımladı.

Weber’den “Asırların Panoraması”nı, Gustave Le Bon’dan “Asrımızın Hususu Felsefiyesi”ni ve Hayyam’ın “Rubaiyat”ını çevirdi. “Mevlana’nın Divanından Seçmeler”i yayımladı. Cumhuriyet devrinde de bu tür çalışmalarını sürdürdü. Özellikle Gustave Le Bon’un eserlerini dilimize aktardı; “Dün ve Yarın” (1921), “İlm-i Ruh-i İçtimai” (1924), “Ameli Ruhiyat” (1931). Abdullah Cevdet, II. Meşrutiyet’ten sonra gelişen batılılaşma akımının başlıca temsilcilerinden biriydi. Abdullah Cevdet 1932 yılında İstanbul’da öldü.

Behçet Necatigil

Haziran 29th, 2012

16 Nisan 1916 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi (1940). Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde (1960-Ekim 1972) sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

İlk şiiri, lisede öğrenciyken, Varlık Dergisi’nde çıkmıştı (Ekim 1935). Şiirde kırk yılını, doğumundan ölümüne, orta halli bir vatandaşın, birey olarak başından geçecek durumları hatırlatmaya; ev-aile-yakın çevre üçgeninde, gerçek ve hayal yaşantılarını iletmeye, duyurmaya harcadı. Arasıra, biçim yenileştirmelerinden ötürü yadırgandığı da oldu ama genellikle eleştirmenler, onun için, tutarlı ve özel bir dünyası olan bir şair dediler.

Düzyazılarından bazılarını Bile/Yazdı (1979) kitabında topladı. Almanca’dan çevirileri de olan Necatigil, radyo oyunları da yazdı, bu alandaki çabalarını Yıldızlara Bakmak (iki oyun, 1965), Gece Aşevi (beş oyun, 1967), Üç turunçlar (altı oyun, 1970), Pencere (dört oyun, 1975), kitaplarında topladı.

Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960) ve 220 Türk yazarından 750 roman, hikaye kitabı ve oyunun konu özetlerini veren Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1979), onun, öğretmenlik mesleğine ilişkin, ek çalışmalarıdır.

Eski Toprak ile 1957 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Yaz Dönemi kitabıyla da Türk Dil Kurumu 1964 Şiir Ödülü’nü kazandı. Hilmi Yavuz ve Ali Tanyeri’nin hazırladığı “Bütün Eserleri” Cem Yayınevi tarafından basıldı. Mektuplar’ı (1989) yayımlandı.

Çeviri şiirleri, “Yalnızlık Bir Yağmura Benzer” adlı kitapta toplandı (1984). “Bütün Eserleri”, Yapı Kredi Yayınlarınca yeniden yayınlanıyor. Ölümünden sonra ailesi tarafından düzenlenen Necatigil Şiir Ödülü, 1980’den beri verilmektedir.

Ömer Bedrettin Uşaklı

Haziran 29th, 2012

Türk şair. Anadolu’nun doğal görünümlerini, bireysel duygulanışları içli bir duyarlıkla yansıtmıştır.

Uşak’ta doğdu, 23 Şubat 1946’da İstanbul’da öldü. İlk şiirlerini yükseköğrenimi sırasında Milli Mecmua’da yayımlandı. 1927’de Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu. Bursa’da maiyet memuru olarak staj yaptı. Mudanya kaymakam muavinliğine atandı. Daha sonra çeşitli ilçelerin kaymakamlıklarında, bir süre de Artvin vali vekilliğinde bulundu. 1938-1943 arasında mülkiye müfettişliği yaptı. 7. dönem Kütahya milletvekili seçilerek meclise girdi.

Anadolu’da görev yaptığı yıllarda tanıdığı yöreler, kişisel izlenim ve gözlemleri şiirinin duygu ve düşünce kaynağını oluşturmuştur. Doğayı izlenimci bir gözle, ülke gerçeklerini ve bireysel duygulanışları içli bir duyarlığın sezgileriyle ve öznel bir bakışla, şiirinde yansıtmıştır.

Anadolu’dan değişik, canlı görünümler çizmiştir. Kullandığı simgeler ve yaptığı betimlemelerle “hayal”i ön planda tutmuştur. Doğa, gurbet, deniz, ölüm ve özlem, şiirlerinin başlıca temalarıdır. Hece ölçüsü geleneğine bağlı kalmıştır. Giderek öz bakımdan, bu geleneğin öncüleri olan F.N. Çamlıbel ve O.S. Orhon’un etkilerinden arınmış, çağdaş Fransız şiirinin yapı özelliklerinden yararlanmıştır.

Ece Ayhan

Haziran 29th, 2012

Tam adı Ece Ayhan Çağlar olan şair, 1931 yılında Muğla’nın Datça ilçesinde doğdu. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür. 1940 yılında Çanakkale’den ailesiyle beraber İstanbul’a göç eden Ayhan, ilk (Hırkaişerif İlkokulu), orta (Zeyrek Ortaokulu) ve lise (Atatürk Erkek Lisesi) öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, aynı yıl İstanbul maliyet memurluğunda stajını tamamladı ve kaymakamlık kursunu bitirdi. 1962’de Sivas’ın Gürün ilçesinde, 1963’te Çorum’un Alaca ilçesinde kaymakamlık ve belediye başkanlığı yaptı. 1963-65 yılları arasında askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra, Denizli’nin Çardak ilçesi kaymakamlığına atandı.

1966’da memurluktan ayrılması üzerine İstanbul’a geldi ve çeşitli yayınevlerinde redaktörlük ve editörlükle uğraştı. Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde çevirmen olarak çalışan Ayhan, bir süre de Türk Sinematek Derneği’nde çalıştı. 1974’te hastalandıktan sonra hastalığının tedavisi için İsviçre’ye giden şair, burada beyin ameliyatı geçirdi ve üç yıl tedavi gördü. Ardından da 1977 yılında, Türkiye’ye döndü ve Çanakkale’ye yerleşti.

Şairin ilk şiiri 1954 yılında “Türk Dili”nde yayımlandı. 1954-55 yılları arasında Türk Dili, Varlık ve Yenilik dergilerinde çıkan şiirlerinden sonra, Pazar Postası, Seçilmiş Hikâyeler ve Yeditepe Dergileri’nde yazdı. İkinci Yeni şiirinin en önemli temsilcisi olarak gösterildiyse de, kendisi “İkinci Yeni” tanımı yerine “Sivil Şiir”i önerdi ve kullandı. Günümüz Türk şiirinin “modern ustalarından biri” olarak adlandırılan şair, ilk şiirlerinden itibaren oluşturduğu kendine özgü dille dikkati çekti (hakkında E. Erenel “Ece Ayhan Sözlüğü”nü, K. Yalgın-O. Alkaya ise “Çok Eski Adıyladır Sözlüğü”nü hazırladı). 

İlk şiir kitabı olan “Kınar Hanım Denizleri”nde 1955-58 yıllarında yazılmış şiirleri yer alır. Kendine özgü tonu bu yapıtta daha belirgindir. Bu tonun öğeleri, dünyaya karanlık bir bakış açısı; aklın sınırlarını zorlayan ve sürrealizmi çağrıştıran bir kurgu; tarihe, coğrafyaya, sokak yaşantısına, ekonomiye göndermeler; ölüm ve arzu iç içeliğiyle örülmüş bir lirizmdir. Kitabın yayımlandığı yıllar, Türk şiirinin modern şiir açılımlarını özümsediği, üstlendiği, uyarladığı yıllardır. Bu yenilenme hareketinde Ece Ayhan’ın, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, bir önceki kuşaktan İlhan Berk, o dönemler Garip’in gündelik ve ironik anlayışını terk edip sürrealizme ve daha yoğun bir anlayışa yönelen O. Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte rolü büyüktür. Böylece İkinci Yeni adını alan akım ortaya çıkmıştır. Ece Ayhan’ın ilk yapıtının çağrıştırdığı başka bir yazar da Sait Faik Abasıyanık’tır.

İlk kitaptan altı yıl sonra yayımlanan “Bakışsız Bir Kedi Kara”, Türk edebiyatında düzyazı şiirinin örneklerinden bir tanesidir. Kitabın genelinde görülen özellik, cümle yapısının ve genelde Türkçe gramerinin bozulmasıdır. Yirmi yedi bölümden oluşan bir düzyazı şiir dizisi olan Ortodoksluklar’da ise tarih göndermesi öne çıkmaktadır. Bu gönderme, sonraki yapıtlarda da önemini korumayı sürdürecekmekle birlikte, ikinci yapıttaki yoğunluk ve karanlık burada da egemendir. Yapıtın en önemli göndermesi Bizans’tır ve özellikle Bizans’ın başkentidir. Şiddet imgelerinin öne çıktığı bu kitapta, göndermelerin hangi tarihsel anlatılar olduğunu çözmeyi zorlaştıran, neredeyse olanaksızlaştıran bir kurgu göze çarpar. Bozulmuş bir gramerin taşıdığı belirsiz göndermeler kimi özel adları ve eylemleri öne çıkarır. P. Avvakum’un Hayatım (1946) ve M. And’ın Bizans Tiyatrosu (1962) adlı yapıtlarının etkileri görülen Ortodoksluklar, modern Türk şiirinin örneklerindendir. Şairin bu iki kitabı İngilizceye de çevrilmiştir.

Dördüncü kitabı “Devlet ve Tabiat veya Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler” Ece Ayhan’ın en ünlü kitabıdır. En sevilen şiirlerinin çoğu bu kitapta yer alır (“Yort Savul”, “Meçhul Öğrenci Anıtı”, “Mor Külhani” vb…). Önceki iki yapıta göre daha ‘anlaşılır’, okur kitlesini olabildiğince genişleten bir yapıttır bu. Göndermesi açıkça bugünün Türkiye’si ve İstanbul’udur; toplumsal ve politik içerik belirgindir. Yapıt, 12 Mart 1971 döneminin toplumsal ve politik çalkantısına denk düşer. Nâzım Hikmet tarzından tamamen ayrılan bir politik şiir anlayışını öne çıkaran bu anlayış, modern şiirin ve İkinci Yeni’nin söylemsel olanı dışlayarak elde ettiği kazanımları hesaba katar. Kitabın üçüncü bölümünde yer alan “Dipyazıları”ysa hem politik, hem de poetik bir manifesto niteliğindedir.

Şairin “Zambaklı Padişah” adlı eseri daha az iddialı bir yapıttır. Buradaki kimi şiirler “Kınar Hanımın Denizleri”ndeki yalınlığı çağrıştırmaktadır. Hemen ardından yayımladığı “Çok Eski Adıyladır”ın alt başlığı, niteliği konusunda bir ipucu verir: “Meclislikler, Minyatürler”. Sondan başa dizilmiş bu kırk iki düzyazı ‘minyatür’ biçim olarak Ortodoksluklar’ı çağrıştırsa da, karanlık atmosfer ve gramer sapmaları görülmez. Göndermeler genellikle Osmanlı döneminedir; bir çeşit politik nitelikli “tarih okumaları” da denilebilir. “Ortodoksluklar” ve “Devlet ve Tabiat”taki gibi, şair tarihteki iktidar oyunlarını ve bu oyunların acı etkilerini vurgulamaktadır. Otuz altıncı şiir “Melahat Geçilmez”de, Ece Ayhan’ın sonraki döneminde etkin bir figür olarak ortaya çıkacak olan “Çanakkaleli Melahat”a gönderme vardır. “Çanakkaleli Melahat’a İki El Mektup” ya da “Özel Bir Fuhuş Tarihi”ndeki dört şiir Devlet ve Tabiat’taki şiirler gibi sıkı örülmüş dizelerden oluşur; göndermeler ise, “Çok Eski Adıyladır”da olduğu gibi, Osmanlı döneminedir. Son Şiirler’deki “Bir Sivil Şairin Ölümü”, “Devlet ve Tabiat”taki “Dipyazılari”nı çağrıştırır.
        

Ece Ayhan’ın şiir kitaplarından başka, günceleri, denemeleri ve “Morötesi Requiem” başlıklı bir de anlatısı vardır. Morötesi Requiem, kendi deyimiyle, bir “kırık dökük anlatı taslağı”dır. Şiirlerinden çok, güncelerini ve denemelerini çağrıştırmakta, poetikası ve politik anlayışı konusunda ipuçları vermektedir. Düşünce, şiir ve anlatı arasında bir yerdedir. Güncelerinde ve denemelerinde, en başta şiir olmak üzere edebiyat, sanat, politika, tarih, ekonomi üzerindeki görüşlerine yer verir. “Sivil şiir”, “sıkı şiir”, “marjinallik”, “etik” gibi belirli kavramları öne çıkarır. Çoğu zaman büyük tartışmalar yaratan bu yazılarda şair, kendini bir kavga adamı olarak da ortaya koymuştur. 

Ece Ayhan ilk şiirleriyle birlikte eleştirmenlerin ve genel olarak şiir okurlarının ilgisini çekmiş, İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olmuştur. 1960’lı yılların başından itibaren yenilikçi ve genç şair kuşaklarını, özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkilemiştir. Türk şiirinin önemli şairlerinden olan Ayhan, 13 Temmuz 2002 günü İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi`nde hayata veda etti.

Ece Ayhan’a göre: ‘Şiirin bildiğimiz günlük anlamında gerçekli bir ilgisi, alışverişi yok. İmgelemin çıkış yerlerinden biridir şiir.’ (…)

Cahit Sıtkı Tarancı

Haziran 29th, 2012

1 Ocak 1910’da Diyarbakır’da doğdu. Mülkiye Mektebi’nde başladığı yüksek öğrenimini, Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlamak istediyse de, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine, yurda dönmek zorunda kaldı. Çevirmen olarak çalıştı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Tedavisi için gönderildiği Viyana’da öldü. Ankara’da toprağa verildi.

Julien Gracq

Haziran 29th, 2012

27 Temmuz 1910 doğumlu Gracq, en önemli Fransız yazarlardan biriydi. Romanlarında, coğrafi bölgenin insan üzerindeki etkilerini anlatan Gracq, roman dışında, deneme, düz yazı, şiir ve tiyatro oyunları da kaleme almış, Alman romantizminin ve gerçeküstücülüğün etkisinde kalmıştı.

1951’de Sirte Kıyısı (Le Rivage des Syrtes) adlı romanına verilen Goncourt ödülünü reddederek dikkatleri üzerine çeken Gracq’ın Türkçe’ye de çevrilen diğer önemli eserleri “Argol Şatosunda” ve “Ormana Bakan Balkon”dur.

Yazarın yakınları, rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılan Gracq’ın 22 Aralık 2007 günü öldüğünü belirtti.

Fransız yazar Julien Gracq, 97 yaşında hayata veda etti.

Arif Damar

Haziran 29th, 2012

23 Temmuz 1925’te Çanakkale’nin Karainebeyli köyünde doğan Arif Damar, Yenikapı Ortaokulu’ndan sonra İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrenimini yarım bırakıp çeşitli işlerde çalıştı. Ankara’ya giderek 1944 – 1947 yılları arasında Atatürk Orman Çiftliği’nde memurluk yaptı. Kayseri ve Sivas’ta sürgün alaylarındaki askerliğinin bitiminde, 1950 yılında İstanbul’a döndü. Uzun süre muhasebecilik yaptıktan sonra Suadiye’de açtığı Yeryüzü Kitabevini işletti. Arif Barikat adını kullandığı ilk şiirlerini 1940’lı yılların başında Yeni İnsanlık, İnsan, Gün dergilerinde yayımlayan Damar, 1945 yılında Ant dergisinde yayımladığı şiirlerle adını duyurdu.

Bir süre yönetimine de katıldığı Yeryüzü dergisinde 15 Kasım 1951’de yayımlanan “Dayanılmaz” adlı şiirinin ardından gizli örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla tutuklandı. İki yıl tutuklu kaldı ve delil yetersizliğinden bırakıldı. Birçok kez şiirleri nedeniyle koğuşturmaya uğrayan Arif Damar’ın Günden güne (1956) adlı şiiri 22 Ocak 1957’de kitabı toplatıldıysa da, yargılanma aklanmasıyla sonuçlandı. 24 Kasım 1967’de Türk Solu dergisinde yayımlanan “Che İçin” başlıklı şiirinden dolayı açılan davada da aklandı (12 Temmuz 1968). Suadiye’de kendisine ait Yeyüzü Kitabevi’nde “yasak yayın bulundurduğu” gerekçesiyle 6 Temmuz 1982’de sıkıyönetimce gözaltına alındı, bir süre sonra serbest bırakılıp dava açıldı ve üç ay hapse çarptırıldı (16 Eylül 1982). Bozcaada Tutukevi’nde yattı (Nisan 1984). Seslerin Ayak Sesleri (1975) adlı kitabında “Vietnam” başlıklı eski bir şiirin Sakarya gazetesinde yayımlanması üzerine açılan davada sivil mahkeme görevsizlik kararı verdi. (5 Kasım 1983) dosyasının gönderildiği Gölcük Askeri Mahkemesi’ndeki yargılama ise aklanmayla sonuçlandı (8 Mart 1984).

İstanbul Bulutu adlı kitabıyla 1958 Yeditepe Şiir Armağanı’nı (Cemal Süreya ile) aldı. A. Damar’ın Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı Yağmurlu Sokak (2001) adlı bir de romanı var. Yazarın şiir kitapları: Günden Güne (1956), İstanbul Bulutu (1958), Kedi Aklı (1959), Saat Sekizi Geç Vurdu (1962), Alıcı Kuş (1966), Sesleri Ayak Sesleri (1975), Alıcı Kuşu Kardeşliğin (1975, ilk beş kitabının toplu basımı), Ölüm Yok Ki (1980), Ay Ayakta Değildi (1984), Acı Ertelenirken (1985, ilk yedi kitabından seçmeler), Yoksulduk Dünyayı Sevdik (1988), Ay Kar Toplamaz Ki (1990, Toplu Tiirler), Onarırken Kendini (1992), Eski Yağmurları Dinliyordum (1995, seçmeler), Kitaplar Kitabı (2000, Toplu Şiirler).

Şair Eşref

Haziran 29th, 2012

1847 yılında Gelenbe’de dünyaya gelen Şair Eşref, Manisa’daki Hatuniye Medresesi’nde Arapça ve Farsça okudu. Asıl adı Mehmed Eşref’tir. Birçok ilçede kaymakam olarak görev yaptı. Gördes kaymakamı iken yolsuzlukları açığa vuran mizah şiirleri sebebiyle bir yıl hapse mahkûm oldu. Cezasını çektikten sonra Izmir’de gözetim altında tutuldu. 1903’te Mısır’a kaçtı. Bir süre Fransa, Isviçre ve Kıbrıs’ta kaldı. Mısır’a dönerek Curcuna isimli mizah gazetesinde yazılar yazdı. 1908’de Ikinci Meşrutiyet ilân edildikten sonra Istanbul’a geldi . Haftalık mizah dergisinde başyazar olarak çalıştı. Sonra Vali yardımcılığı görevine tâyin edildi. Bu görevde iken emekli oldu. Şiirlerini kaside, gazel ve kıt’a biçiminde yazan Şair Eşref, 1912 yılında Kırkağaç’ta öldü.

Nihat Behram

Haziran 29th, 2012

18 Kasım 1946’da Kars’ta doğan şair Nihat Behram, ilköğrenimini Çankırı’da, lise öğrenimini de Bursa ve İstanbul’da tamamladı. 1972 yılında Gazetecilik Yüksekokulu’nda öğrenimini sürdürürken siyasi gerekçelerden dolayı tutuklandı ve bir buçuk yıl tutuklu kaldı. Serbest kaldıktan sonra yarım bırakmak zorunda kaldığı eğitimini tamamladı. Mezun olduktan sonra 1975’de Vatan gazetesinde işe başladı. Ardından da “Halkın Dostları” dergisinin yönetimine katıldı.

Nihat Behram, ağabeyi Ataol Behramoğlu ile “Militan” dergisini kurdu ve yönetti. Ayrıca “Güney” dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. 12 Eylül döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. Uzun yıllar Türkiye’den uzakta yaşamak zorunda kalan Behram, 17 yıllık politik sürgünden sonra, 1996’da Türkiye’ye döndü.

Hayatımız Üstüne Şiirler (1972), Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar (1974), Dövüşe Dövüşe Yürünecek (1976), Hayatı Tutuşturan Acılar (1978), Irmak Boylarıda Turaç Seslerinde (1980), Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden (1982), Militan Şiirler (Seçmeler, Almanya’da 1984), Ay Işığı Yana Yana (Seçmeler, Almanya’da 1986), Yine de Gülümseyerek (Seçmeler, 1987), Cenk Çeşitlemesi (1988), Kundak (2000), Yalın Yürek I/Haytımız Üstüne Şiirler (Toplu Şiirler 1, 2001), Yalın Yürek II/Ayrılık da Yakışıklıdır (Toplu Şiirler 2, 2001), Sürgün Yılları; İntikam Alır Gibi (Toplu Şiirler 3, 2001) şairin çıkardığı şiir kitaplarıdır. Çeşitli eserleri yabancı dile de çeviren Behram’ın şiir kitaplarının dışında pek çok kitabı var: Daragacında Üç Fidan (1967, belgesel), Göğsü Kınalı Serçe (1976, çocuk kitabı), Kuyruğu Zilli Tilki (1976, çocuk kitabı), Gurbet (1988, roman), Kız Ali (1991, roman), Özlemin Dili Olsa (1999, yazılar-söyleşiler), Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllarımız (roman).

Federico Garcia Lorca

Haziran 29th, 2012

1898 yılında, İspanya’nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol şair Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. 1928’de yazdığı Romancero gitano (Çingene Balada) ile ün kazanan Lorca, Salvador Dali ile birlikte İspanya’nın çağdaşlaşması için çalışan sanat adamlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel tercihi nedeniyle Katolik Kilisesi ile arasının açılmasına neden olur. 1918’de, burjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa’yı katletmekle suçlayan Lorca, geçtiğimiz günlerde gelmiş geçmiş en başarılı edebiyat eseri seçilen Cervantes’in Don Quixote (Don Kişot)’u bir İsa figürü olarak ele alanlara katılır. Şair kavramını acılar çekmesi gereken bir kimse ile özdeşleştiren Lorca, Hz. İsa’nın hem katledilişini kınar, hem de kanının akması gerektiğini ifade eder.

“New York’ta Bir Şair” adlı eserinde Manhattan’ı, cesede doymayan bir mezbahaya benzeten Lorca, “hayvanların can çekişenler için öldürülüşünü” kaleme alarak kafasındaki batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını göz önüne serer. Deli lakaplı Salvador Dali ile birlikte vücuduna saplanan oklar ile tasvir edilen Katolik Ermişi Aziz Sebastian’ı Aziz Yansızlık olarak yapıtlarında tasvir ederler. Aslında apolitik bir sanatçı olarak dostlarınca nitelenen ve herhangi bir görüşe organik bağlarla bağlanmayan Lorca, yazdığı “Yerma” ve “Bernarda Alba’nın Evi” isimli oyunlarda ise Katolik Kilisesi ve yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan çalışmalar yapmakta ve Franco’cuları masumiyeti katletmekle suçluyordu.

Şiirlerinin yanısıra yazdığı ve sahnelediği oyunlarla da ünlenen Lorca, eserlerinde hastalık hastalığını ve ölümü üzerine senaryolarını Kanlı Düğün (Blood Wedding, 1935), Yerma (1937) ve şiirlerinde başarı ile yansıtmış, ölüm-yaşam, verimlilik-kısırlık gibi tezatlar arasında inişli çıkışlı bir çizgiyi başarı ile yakalamıştır.

19 Ağustos 1936’da doğduğu yörede Franco’nun adamları tarafından öldürülen Lorca, uluslararası camiada ve özellikle bir dönem yaşadığı Arjantin’de oldukça yoğunlaşan bir yas ve tepki ile alanında idolleşmiş olan saygın ve marjinal bir edebiyat adamı olarak hatırlanmaktadır.

Ahmet Kutsi Tecer

Haziran 29th, 2012

4 Eylül 1901’de Kudüs’te doğan Ahmet Kutsi Tecer, 1929’da İstanbul Darülfünunu Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi üyeliğinde bulunduktan sonra 1942-1946 döneminde milletvekili seçildi. 1949-1951 arasında öğrenci müfettişi olarak Fransa’da bulundu. 1950’de Unesco Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Türkiye’ye döndükten sonra, emekli olduğu 1966 yılına değin İstanbul’da öğretmenliğini sürdürdü. Tecer, 23 Temmuz 1967’de İstanbul’da hayata veda etti.

Tecer, edebiyata şiirle başladı. Şiirleri 1921’den sonra Dergâh ve Milli Mecmua gibi dergilerde çıktı. Daha sonra Varlık, Oluş, Yücel ve Ankara Halkevi’nin çıkardığı, kısa bir süre de kendisinin yönettiği Ülkü gibi dergilerde bu uğraşını sürdürdü. 1932’de “Şiirler” adlı kitabında topladığı şiirlerinden sonra yazdıkları yalnızca dergilerde kaldı. Şiirlerinde hece ölçüsünü benimseyen Tecer, kimi zaman lirik bir biçimde ve canlı bir dille kişisel duygularını aktarmış, kimi zaman da ulusal duyguları öne çıkaran temalara yönelmiştir.

Tecer, daha sonra başladığı oyun yazarlığında da ulusal değerlere önem vermiştir. İlk ve en önemli oyunu Köşebaşı’nda bilinçsizce Batı’ya özenenleri eleştirir. 1961’de sahnelenen son oyunu Satılık Ev yayımlanmamıştır. Çoğunluğu dergilerde olmak üzere Halk edebiyatı ve folklor konularında çeşitli incelemeleri de vardır.

Hamdullah Suphi Tanrıöver

Haziran 29th, 2012

Daha çok mütareke döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaptığı coşkulu konuşmalarıyla tanınan siyaset adamı şair ve yazar. 1885 yılında İstanbul’da doğdu. Tanzimat döneminin tanınmış bilim ve devlet adamlarından Apdülladif Suphi Paşanın oğluydu. Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) bitirdikten sonra ilkokul öğretmeni olarak çalıştı. Ayasofya Rüştiyesinde Hitabet ve Fransızca, Darülfünün-ı Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) Türk İslam Sanatı dersleri okuttu. 1920’de ilk Türkiye Büyük Millet Meclisine Antalya Milletvekili olarak girdi. Aynı yıl ilk İcra Vekilleri Heyetinde Maarif Vekilliğine getirildi.

1923’de T.B.M.M’ye İstanbul milletvekili olarak katıldı. 1925’de ikinci kez Maarif Vekilliği görevinde bulundu. 1927’de yeniden İstanbul Milletvekili seçildi. 1935’de Bükreş Büyükelçiliğine atandı. 1943’de İçel ve 1946’da İstanbul Milletvekili seçildi. 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız Manisa Milletvekili 1954’de DP’den İstanbul Milletvekili oldu. 1957 ‘de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimi kaybetti ve siyasetten çekildi. Tanrıöverin “Namık Kemal” adlı ilk şiiri, Pariste yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde çıkmıştı (1902).

1909’da Fecri Ati Topluluğuna katılan Tanrıöver 1911’de bu topluluktan ayrılarak, genç kalemler dergisi çevresinde gelişen Milli Edebiyat akımına bağlandı. 1912’de Milliyetçilik hareketinin İstanbul’daki merkezi olan Türk ocağına girdi ve ertesi yıl bu kurumun başkanlığına getirildi. Türk Ocağı genel başkanı olarak Türkçülük ve Milliyetçilik yolunda çalışmalar yürüttü. Etkili konuşmalarıyla güçlü bir hatip olarak tanındı. İstanbul’da işgalci güçlere karşı düzenlenen açık hava toplantılarında daha sonra T.B.M.M kürsüsünde ve Kurtuluş Savaşı sırasında halkı aydınlatmak için gönderildiği Konya, Antalya gibi yerlerde hitabetin etkli örnekleri olan konuşmalar yaptı. Konuşmlarından seçmeleri, “Dağ yolu” (1928- 1931, 2 cilt), yazılarını da “Günebakan” (1929) adlı kitaplarda topladı. 11 Haziran 1966’da öldü.

Özdemir Asaf

Haziran 29th, 2012

Asıl adı Halit Özdemir Arun’dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yaptı. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’nde, önce Hukuk Fakültesi’ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü’ne devam ettiyse de 1947’de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. ‘Zaman’ ve ‘Tanin’ gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı.

İlk yazısı 1939’da ‘Servetifünun-Uyanış’ dergisinde çıktı. 1951’de Sanat Basımevi’ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı. 1955’te Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu.

İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.

Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.

Tülay Arıcı

Haziran 29th, 2012

Tülay Arıcı 1940 yılında Antalya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Antalya’da tamamladıktan sonra, Ankara G.E.E. Resim Bölümü’nden mezun oldu. Yazar ve şair olarak İLESAM, Bestekar olarak MESAM, ressam olarak GESAM üyesidir.

Çizmekten ve yazmaktan zevk aldığı kadar söylemeyi de seven Arıcı’ya göre “şiir okumak” ayrı bir sanat dalıdır. “Yeni Gelin” isimli öyküsü film yapılmıştır. Söz ve Müzik kendisine ait 50’den fazla bestesinin 26 ‘sı TRT repertuarına kabul edilmiş ve icra edilmektedir. “Zulüm Treni” isimli filminin film müziğinin tümü Tülay Arıcı’ya aittir. Devlet arşivinde ve birçok özel koleksiyonda eserleri mevcuttur.

Sanatçımızın eğitim, çevre ve sanat alanlarında araştırmaları, ayrıca almış olduğu çeşitli ödül ve madalyaları vardır. Tülay Arıcı öğretmen, yönetici, MEB Uzmanı, MEB Bakan Danışmanı, TRT Yönetim Kurulu Üyesi, GESAM Teknik Bilim Kurulu Başkanı ve İLESAM Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

Fevzi Arıcı ile evlidir. Burcu ve Sıla adında iki yetişmiş kızı ve Petek adında bir torunu vardır. AKSAV (Antalya Kültür ve Sanat Vakfı ) Altın Portakal Genel Müdürlüğü tarafından 17 Şubat 2004 tarihinde “Tülay Arıcı Onur Gecesi” düzenlenmiş ve kendisine onur ödülü verilmiştir.

Magda Szabo

Haziran 29th, 2012

Çağdaş Macar edebiyatının önde gelen kadın romancısı Magda Szabo 5 Ekim 1917 tarihinde Debrecen‘de (Macaristan) doğdu. Latin ve Macar edebiyatı eğitiminin ardından öğretmenlik yaptı ve kültür bakanlığında çalıştı. Yazmaya şiirle başlayan Szabo, 1949’da Baumgarten ödülüne layık görüldüyse de ödül verildiği gün, politik nedenlerden geri alındı. Szabo, aynı yıl bakanlıktaki işinden kovuldu.

İlk kitapları 2. Dünya Savaşı sonrasında yayımlanan ve edebiyatın en büyük umutlarından biri olarak gösterilen Magda Szabó, 1949 -1958 yılları arasında sakıncalı yazar olarak bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya zorlandı. 1958’de yayınlanan ve büyük başarı kazanan ilk romanı Fresco’yla bu zorunlu sessizliği bozan Szabo, bu tarihten sonra ulusal ve uluslararası ün kazandı, ödüller birbirini kovalamaya başladı. 1959’da “Atilla Jozsef” ve 1978 yılında “Lajos Kossuth” ödülünü kazanan Szabo; otobiyografik unsurlar taşıyan 1987 tarihli Kapı ile Fransa’nın saygın ödüllerinden olan 2003 Prix Femina Etranger ödülünü aldı. Yazarın kitapları bugüne kadar 30’dan fazla dile çevrildi.

19 Kasım 2007 tarihinde 90 yaşında evinde öldü.

En ünlü kitabı olan “Kapı” 2007 yılının Haziran ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkiye’de yayımlandı.

Erhan Bener

Haziran 29th, 2012

Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.

Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI
Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.

Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.

BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI
Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.

Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.

Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde bir süredir tedavi gören yazar Erhan Bener 10 Aralık 2007 günü vefat etti.

Erhan Bener için 12 Aralık 2007 günü Kocatepe Camisi’nde öğle namazını takiben cenaze namazı kılındı. Bener’in cenaze namazına, eşi Neşe Can, oğlu Yiğit ile kızı Yaprak Beren’in yanı sıra, CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, yazar-şair Mustafa Şerif Onaran, hikaye yazarı Cemil Kavukçu ile Ayşe Sarısayan, Ezginin Günlüğü grubundan Hüsnü Arkan, Bener’in hayat hikayesini yazdığı ressam Cemil Eren, ressam Turan Erol ile yazarlar Emin Özdemir, Birsen Ferahlı, Ahmet Özer ve Remzi İnanç katıldı.

Bener’in tabutunun üzerine “Yalnızlar” adlı kitabının kapak afişinin örtüldüğü dikkat çekti. Yazarın oğlu Yiğit Bener, örtünün, yazarın tabutunun üzerine “yeşil örtü örtülmesini istemediği için konulduğunu” belirterek, “yazarların kitaplarıyla doğduğu için kitaplarıyla gömülmesinin uygun olacağını” ifade etti.

Erhan Bener’in cenazesi daha sonra Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.


Ödülleri
Yunus Nadi Roman Ödülü
Orhan Kemal Roman Ödülü
Haldun Taner Öykü Ödülü
Yunus Nadi Öykü Ödülü
Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü Ödülü
Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülü
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası
Fransa Sanat ve Edebiyat Ustası (l’Officier des Arts et des Lettres)
Fransız-Türk Kültür Cemiyeti Roman Ödülü

.:: Eserleri ::.

Roman
Acemiler (1953)
Yalnızlar (1956, ilk yayımlanışındaki adı: Gordium)
Loş Ayna (1961)
Ara Kapı (1961)
Baharla Gelen (1966’da Paris’te Fransızca basıldı, Türkçe ilk basım 1969)
Elifin Öyküsü (1980)
Macellos da Vinci’nin Serüvenleri (1981)
Oyuncu (1981)
Böcek (1982)
Ölü Bir Deniz (1983)
Sisli Yaz (1984)
Ortadakiler (1988)
Tekilleşme (1990)
Bir Büyük Bürokratın Romanı (1991)
Anafor (1993)
Hınzır Kız (1995)
Dönüşler (1997)
Köleler ve Tutkular (1999)
Işığın Gölgesi (2001)
İlişkiler (2002)
Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi (2004)
Dönüşler (2004)

Öykü
Aşk-ı Muhabbet Sevda (1992)
Gece Gelen Ölüm (1993)
Günbatımı Öyküleri (1995)
Denizaşırı Öyküler (1996)
Yaralı Aşklar (1998)
İlişkiler (2002)
Bir Demet Mimoza (2003)
Aşk Nereye Kadar (2003)

Oyun
Çıldırtan Yağmurlar (1980)
Hızır Doktor (1980)
Bürokratlar (1981)
Şahmeran (1985)

Anı-Deneme
Arabalarım
Sonbahar Yaprakları (2001)