Gelibolulu Mustafa Âlî

Haziran 29th, 2012

Gelibolulu Mustafa Âlî (1541-1600) Türk şair, yazar ve tarihçi. Asıl adı Mustafa’dır.

28 Nisan 1541 tarihinde Gelibolu’da doğmuştur. Babasının adının Ahmet olduğu ve ticaretle uğraştığı bilinmektedir. Okula altı yaşında başlamış ve Habîb-i Hamidî’den Arapça, kendisi gibi Gelibolulu olan Surûrî’den tefsir ve fıkıh dersleri almıştır.

Şiire başlamasında hocası Surûrî‘nin etkisi büyüktür. İlk şiirlerini “Çeşmî” mahlasıyla yazmış, sonraları “Âlî” adını kullanmıştır. Gelibolu’da başlayan öğrenim yaşantısı, sonraları İstanbul Rüstem Paşa, Haseki ve Semaniye medreselerinde devam etmiştir.

Eğitimini tamamlamasını takiben 1561 yılında Şehzade Selim‘in (II. Selim) yanına kâtip olarak girmiştir. Bu sıralarda ilk eseri olan “Mihr ü Mâh” kaleme almıştır. Şehzade Selim’in yanındaki hizmeti 1563 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra Şam’a giderek Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa‘nın dîvan kâtipliğini yapmıştır. Mustafa Paşa’nın Yemen’in fethiyle görevlendirilmesi üzerine Paşa’yla birlikte Mısır’a gitmiştir. Ancak, çeşitli siyasi nedenlerle her ikisi de görevlerinden azledilmiştir.

Mustafa Âlî, Manisa’ya vali olan Şehzade Murat‘ın (III. Murat) yanına gitmiş ve onun sayesinde 1569’da İstanbul’a dönmüştür. O sırada yazdığı “Heft-Meclis” adlı eserini Sokollu Mehmed Paşa‘ya sunmuş ve ardından Kilis Sancakbeyi olan Ferhad Bey’in yanına 1570’te dîvan kâtibi olarak gönderilmiştir. Ferhad Bey’in Bosna Beylerbeyi olmasıyla onunla birlikte 1574 yılında Banyaluka’ya gitmiştir.

II. Selim’in ölümüyle tahta çıkan III. Murat‘tan himaye göreceğini umut ettiyse de, bu gerçekleşmemiştir. Ancak, Lala Mustafa Paşa ve Hoca Sadeddin Efendi’nin yardımlarıyla Halep’e Tımar Defterdarı olarak atanmıştır. Halep’te yazmış olduğu çeşitli eserleri Padişaha sunmak ve daha üst görevler almak düşüncesiyle tekrar İstanbul’a dönen Mustafa Âlî, bir kez daha istediğini elde edememiştir.. Ardından, sırasıyla Erzurum Hazine Deftedarlığı ve Bağdat Mal Defterdarlığına atanmış; 1585 yılında ise bu görevine de son verilmiştir.

Uzun süre işsiz kalan Mustafa Âlî, 1588’de Sivas Defterdarlığına atanmış fakat bu görevi de kısa sürmüştür. 1599 yılına kadar Anadolu’da çeşitli görevlerde bulunmuştur. 1599’da atandığı Cidde Sancakbeyliği son görevi olmuş ve Mustafa Ali 1600 Cidde’de yaşamını yitirmiştir. Mezarının Cidde’de olduğu bilinse de, tam yeri bilinmemektedir.

Tatavlalı Mahremi

Haziran 29th, 2012

(d. İstanbul – ö. 1536, İstanbul ) Osmanlı divan şairi. İstanbul’un Tatavla ( bugün Kurtuluş ) sentinde doğduğundan bu lakapla anılır. Medrese eğitimi görmüş 20 yıla yakın bir süre Galata kadısının naipliğini yapmıştır (naip: Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse). Kadı Hasan Çelebi’nin maiyetinde Selanik’e gitti.

Bir gemi yolculuğu esnasında karısı ve iki çocuğuyla korsanlarca tutsak edildi. Ailesini kurtarmak için gerekli fidyeyi bulmak koşuluyla serbest bırakıldı. İstenen parayı bulmaya çalışırken İstanbul’da öldü. Karısı ve çocuklarını arkadaşı minyatürcü Nigari kurtarmıştır.

Mahremi divan edebiyatında bir reform sayılan Türki-i basit ( yalın Türkçe ) akımının öncüsüdür. Bu akım daha sonra Edirneli Nazmi ve Aydınlı Visali tarafından sürdürülmüşse de etkili olamamıştır.

Şiirlerinde yalın Türkçe kullanan ve aruz ölçüsünü Türkçe’ye uydurmaya çalışan Mahremi, divan şiirini de halka götürmeye başlayan şairdir.

Tevfik Nevzat

Haziran 29th, 2012

İzmir’in ilk türk avukatı Tevfik Nevzat’tır.

Tevfik Nevzat ile Halit Ziya Uşaklıgil 1884’te Edebi dilde ilk Türk dergisi olan Nevruz dergisini, 1886’da da Hizmet gazetesini çıkarttı. Halit Ziya Uşaklıgil ilk romanlarını bu gazetede yayımladı.

5 Kasım 1886’da  kurulan ve adı Hizmet Gazetesi olan gazetenin tüm sorumluluğunu Tevfik Nevzat ve Halit Ziya (Uşaklıgil) üstlenir.

Halit Ziya Uşaklıgil, Nevruz dergisi ile ilgili olarak hâtıralarını topladığı Kırk Yıl isimli eserinde bazı bilgiler vermektedir.” Henüz on sekiz on dokuz yaşlarında üç genç bir edebiyat mecmuası çıkarıyorlar ve adı “Nevruz”… Dergisinin adının Nevruz olması ile ilgili olarak Tevfik Nevzat’la ilgili olarak yapılan bir çalışmada şu satırlar yer almaktadır: “Tevfik Nevzat ve iki dostu için, dergiyi çıkarmak önlenemez bir arzu haline gelince bir Nevruz günü, mesirede bulunmak üzere Manisa’ya gittiklerinde, “Herillo’nun gazinosun-da yapmış olduklara bir edebi sohbet esnasında, fikirlerinin neşri için bir mecmua çıkarmaya karar verirler ve o günün hatırasına bu mecmuanın adı Nevruz olur.”

Tevfik Nevzat İzmir’deki her türlü yenilik hareketlerini ve fikir cereyanlarını, gençleri teşvik sureti ile desteklemiştir.

O dönemde İzmir’deki önemli avukatlar şunlardır:
Ruhi Bey, Tevfik Nevzat, Hafız Nuri Efendi, Hasan Bey, Şerifzade Hakkı, Ali Bey, Vasıf Efendi, Osman Nuri Bey, Bağdadi İsmail Hakkı Efendi, Mustafa Şükrü, Maksut Bogosyan, Harunyan Artin, Çorçi Bobli, Yanyalı Halit, Hafız Rifat, Ogüst Jape ve Bardisbanyan Vahan bey efendilerdi.

İzmir İdadisi’ne yatılı olarak giren, ancak küçük yaşta sara hastalığı nedeniyle öğrenimini yarıda bırakan Neyzen Tevfik, bir süre İzmir Mevlihanesi’ne devam etti ve Neyzen Cemal Bey’den ney dersleri aldı. Tanınmış hiciv ustası Eşref, Tokadizade Şekip ve Tevfik Nevzat gibi şair ve edebiyatçılarla tanışan Neyzen Tevfik bu şairlerin etkisiyle yazdığı ilk şiirlerini 1898’de ‘Muktebes’ gazetesinde yayımladı.

Tevfik Nevzat Bey’den İzmir Saat Kulesi yapımına 05 Osmanlı Lirası yardım.

Kışla meydanında yapımına girişilen Çeşmeli Saat Kulesinin inşââtına ilişkin bütün teknik unsurlar belirlenmiş ve çalışmalar hız kazanmış ve Vilâyet makamı inşââtın düzenli biçimde sürdürülmesi amacıyla, inşââtı bir yapımcıya devretmeye karar vermiş ve 30 Ocak 1901 tarihinde; 1901 Cülûs töreninden evvel teslim etmek, bütün masraflar kendisine ait olmak üzere 1700 Osmanlı Lirası karşılığında, projenin müellifi Mühendis Mösyö Raymond Pere’ye ihale etmiştir.

İnşâât masrafının artmaya başlaması üzerine vâlilik, kaynak arayışı içine girer ve halkın katılımının sağlanacağı bir yardım kampanyası başlatır. Kısa denecek bir zaman dilimi içinde İzmir ahalisi 1500 lira yardım yapacaklarına dair kayıtlarını yaptırmışlar ve bu meblağın 1052 lirası tahsil edilerek, Osmanlı Bankası İzmir şubesine yatırılmıştır. İzmir basını ise yardım kampanyasına katılan kişilerin isimlerini ve verdikleri meblağı art arda –her halde katkısı belirli bir rakamın üzerinde olanları- yayımlamıştır. Tevfik Nevzat Bey‘de gazetede ismi yayınlananlar arasında yer almıştır.

Altay Öktem

Haziran 29th, 2012

Altay Öktem, 1964 yılında İstanbul’da doğdu. Salacak’ta şarap içerek büyüdü. Bir askeri okul (Kuleli) ve bir tıp fakültesi (Trakya Üniversitesi) bitirdi. Kendini şiire vererek; kimsenin elinden tutmadan zirveye doğru düşmenin yolunu yöntemini buldu. Eski Bir Çocuk, Sukuşu, Beni Yanlış Öptüler Aslında, Çamur Şiir ve Herşey: Oda Kırbaç Ayna adlı şiir kitaplarının ardından fanzinler, fotokopi afişler ve demoları incelediği Şeytan Aletleri adlı kitabı yazdı. Bütün kerimlerin hayatını Filler Çapraz Gider adıyla romanlaştırdı.

Şubat 2002’de Kargart’da açtığı fanzin sergisinin ardından Genel Kültürden Kenar Kültüre: 101 Fanzin adlı seçkiyi, Şehrin Kötü Çocukları adlı fanzin şiir antolojisini, Hayat Bazen Çentiklidir adlı kitabında topladığı denemeleri ve Aslında Saçları Siyahtı adlı öykü kitabını İthaki Yayınları’ndan çıkardı. Bu kitaplarının ardından Sokaklar Tekin Değil adlı şiir kitabı ve Tanrı Acıkınca adlı romanı yayımlandı.

Halen düzenli olarak yasakmeyve, Hayvan ve Penguen dergilerinde yazıyor. İç organlara yakın bir mesleği (Doktor), bir eşi (Deniz) ve bir oğlu (Berkay) var. Arada bir Benusen’de içiyor ve hiç kimseyi özleyecek kadar çok sevmiyor kendini.

Altay Öktem’in yeni romanı “Bu Kitaptan Kimse Sağ Çıkamayacak”, Everest Yayınları’ndan Çıktı. ( 2005 )

Elif Su Alkan

Haziran 29th, 2012

1962’de Ayvalık’ta dünyaya geldi. İstanbul’da büyüdü. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’ni ve Brüksel’de Ceria Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu’nu bitirdi. İstanbul’a dönüşünde bir süre Fransız Konsolosluğu’nda çalıştı.

Günaydın Gazetesi dış haberler bölümünde gazeteciliğe geçti. 1984’te Paris’e yerleşti. 4 yıl Türkiye Büyükelçiliği’nde görev aldı. Yaklaşık 15 yıldır Sipa Press Fotoğraf ve Basın Ajansı’nda çalışıyor.

Şiirleri Varlık, Türk Dili ve Bahar dergilerinde, Fransa’da Aujourd’hui Poeme, Poesie/Premiere, Ve, Midi dergilerinde yayınlanıyor. Şiirlerinde önceleri çocukluk özlemlerini, genç kızlık duygularını dile getirdi. Büyük kentlerin yaşantısı kendi yaşamını da dalgalandırdı. Kabuğunu kıramayınca yabancı ülkelere gitti. Ama İstanbul özlemi içinde her geçen gün büyüdü. Düşlerin şairi aslında gerçek yolculuğu hep kendi iç dünyasında yapıyor.

ESERLERİ:

ŞİİR:
Umut (1981)
Mayıs Sevgili (1986)
İstanbul Çok Uzaklarda (2002) (Şairin kendi çevirisiyle Fransızca olarak da yayınlandı)

ÇEVİRİ:
El Elden Üstündür (1977) (Sovyet çocuk öyküleri)
Rus Çocuk Öyküleri (1993)
En Güçlü Kim (1995) (Sovyet çocuk öyküleri)

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Haziran 29th, 2012

Gürün’de doğdu. Gazi Egitim Enstitusu Edebiyat Bölümü’nü bitirdikten sonra öğretmenliği seçti. Ne var ki, ilk yılında TCK’nin 142. maddesine muhalefetten tutuklandı.

Arzuhalcilik, tabela ressamlığı, düzeltmenlik yaptı. Akis dergisinde çalıştı. 1966’da yayınladığı Kızılırmak adlı şiir kitabı da 142. maddeye ayrılık savıyla yargılandı, beraat etti. 25 Şubat 1984 günü Ankara’da öldü.

Oğuz Tansel

Haziran 29th, 2012

1915 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde okurken başladığı öğretmenliği 1969’da emekliye ayrılıncaya dek sürdürdü.

İlk şiirleri 1937’de “Servet-i Fünun” ve “Varlık” dergilerinde, ilk yazıları “Halk Bilgisi Haberleri”nde yayımlandı. Öğretmenlik, halk kültürü araştırmacılığı ve ozanlığı, kişiliğinde birbirinden ayrılmaz ögeler olarak yer aldı. 1942-1948 yılları arasında Amasya’da derlediği masallar, Profesör Pertev Naili Boratav ile Profesör Wolfram Eberhard’ın hazırladığı Türk Halk Masallarının Tipleri Kataloğu’na girdi. 1977’de masallarına Türk Dil Kurumu’nun Çocuk Yazını Ödülü verildi.

Toplumsal gerçekçi çizgide, sevgi kardeşlik, özgürlük, barış, eşitlik temalarını işlediği şiirlerinde yalın bir söyleyişe ulaştı. Türkçe’yi ustalıkla kullanarak, halk söyleminden, folklorik ögelerden yararlandı. Doğayı betimleyen ikilemelerden özellikle yararlanması ondaki şiirsel coşkunun bir sonucudur. Yapıtları İngilizce, Fransızca, Almanca ile Danimarka ve Kore dillerine çevrildi.

Ardında şiir ve masal kitaplarıyla halk kültürü, sanat, edebiyat ve toplum sorunları üzerine yazılmış yüzlerce makale bıraktı.

Oğuz Tansel 30 Ekim 1994’te Ankara’da öldü. Ölümünün birinci yıldönümünde dostları, anısına, Üç Kanatlı Masal Kuşu: Oğuz Tansel başlıklı kitabı çıkardılar.

Mayakovski

Haziran 29th, 2012

Tam adı Vladimir Vladimiroviç Mayakovski’dir. 1893’de Gürcistan’ın Bagdatti kentinde doğan Mayakovski, daha 12 yaşında iken, 1905 Devrimi döneminde Çarlığa karşı kitlesel eylemlere katıldı. Daha sonra 1906’da babasının ölümü üzerine Moskova’ya taşındı. 1908 yılında, 15 yaşında RSDİP’ne katıldı. 1908-1909 yılları arasında iki kez tutuklandı ve 11 ay hapis yattı. Ardından 1910 yılında, lise üçüncü sınıfından ayrılıp, resim dersleri almaya başladı ve aynı yıl Stroganov Uygulamalı Sanatlar Okulu’na kayıt oldu. İlk şiirlerini burada yazmaya başladı. 1912’de yayımlanan “Yaygın Begeniye Bir Şamar”ı, Rus fütüristlerinin ilk bildirisi izledi. Arkadaşları David Birlik ve Hlebnikov Kroçonuk’la beraber hazırladığı bildirinin sloganı, “Puşkinler, Tolstoylar Kapı Dışarı!”ydı.

Mayakovski, şiirlerini sadece dergilerde yayımlamakla kalmıyor, onları edebiyat çevrelerinin toplandığı kahvelerde de okuyordu. 1913’de Petersburg Lunaparkı’nda kendisinin sahneye koyup oynadığı “Vladimir Mayakovski” adlı oyunu, Rusya ‘da sergilenen ilk fütürist gösteri oldu. 1915’de iki kübist tablosu sergilendi. “Pantolonlu Bulut” ve “Omurganın Flütü” iki uzun şiiri dünya çapında tanınmasını sağladı.

1917 Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikleri destekleyen Mayakovski, devrimin salt politik bir devrim olarak kalmayıp, eski sanat anlayışını da kökten yıkması gerektiğini vurgulayarak LEF’i (Sol Sanat Cephesi) oluşturdu. “Sokaklar fırçamız, alanlar paletimizdir” sloganı ile özetlediği, sanatı kitlelere mal etme, sokağa indirme, ülke kültürünü yeniden canlandırmak için sanatı kullanma Mayakovski’nin başını çektiği Rus fütüristlerinin en belirgin özelliğidir. Bu anlayışla, Sovyetlerin sokakları, meydanları bu anlayışla sloganlar ve fütürist resimlerle donandı. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra bu faaliyetlerinin yanı sıra, Halk Eğitim Komiserliği’nde görev aldı. “Toplum Sanatı” adlı dergiyi yönetti ve tüm Sovyetleri dolaşarak şiirlerini okudu. 1918’de, “Devrime Övgü” ve “Sol Marş” adlı uzun şiirlerini yazdı.

1922’de LEF’in aynı adı taşıyan dergisini çıkardı ve yönetti. Bu dergide “psikolojizm”e karşı çıkan devrimci bir sanat hareketi oluşturmaya çalıştı. 1924’de Lenin’in ölümünden sonra “Vladimir İliç Lenin” (Lenin Destanı) adlı ağıtı yazdı. 1925’de İzvestia gazetesinin muhabiri olarak ABD, Meksika, Küba ve Fransa’ya gitti. Anılarını “Amerika’yı Keşfetmek” adlı kitapta topladı. 1927’de Yeni LEF dergisini çıkarmaya başladı. 1925’de kurulan Rus Proleter Yazarlar Birliği’nin fütüristlere karşı tutumu nedeniyle “sekterlikle” suçladı.

1925 yılında intihar eden arkadaşı Yesenin’i eleştirmesine rağmen, bu intihar olayından etkilenmiş olan Mayakovski, 1930 yılında 37 yaşındayken intihar etti.

Abdulkadir Bulut

Haziran 29th, 2012

1943 yılında Anamur’da doğan Abdulkadir Bulut, ilk ve ortaokulu Anamur’da bitirdikten sonra Akşehir İlköğretmen Okulu’na girdi ve bu okuldan 1961 yılında mezun oldu. Anamur ve Kırıkhan’da öğretmenlik yaptı. 1966’da Anamur’da öğretmenlik görevini sürdürürken ‘sol’ propagandası yaptığı gerekçesiyle Bakanlık emrine alındı ve mahkemeye verildi. 1967’de aklandı, ama Bakanlık, görevine tekrar döndürmedi. Danıştay’da açtığı davayı kazanarak 777 gün sonra görevine döndü. 1971’de yeniden tutuklandı. Öğretmenlik görevini İstanbul’da sürdürdü. 8 Ağustos 1995 günü Silifke’den Anamur’a giderken dolmuş-minibüsün kapısının açılmasıyla minibüsten düşerek hayatını kaybetti.

Şiire 1960’tan sonra başladığı halde uzun süre adını duyuramadı. Milliyet Sanat dergisinin açtığı “1974’ün En Başarılı Genç Şairi” yarışmasında “1974’ün övgüye değer şairlerinden” birisi olarak ödül aldı.

BENDE SAKLI KALAN ADIN
Bende saklı kalan adın
Şimdi fasulyelere sırık diken
Köylü kadınların ağzında
Sakız olup çiğneneceği yerde
Katılıyor onların güpegündüz
Mırıltılarla başlayan ağıtlarına

Bende saklı kalan adın
Çoktan sokulmuş olmalı
Okul çocuklarının köy yollarında
Taşların soğumuş yüzlerine
Tebeşirle yazdıkları yazıların
Aralarına

Bende saklı kalan adın
Tozlaşsa da bir nergis çiçeği gibi
Gadan alayım gene de
Bir işçinin elindeki sefertasıyla
Ve alnından sarkan susuşla
Yanyana duracak güzellikte

Melih Cevdet Anday

Haziran 29th, 2012

Türk şair, romancı ve deneme yazarı. Çağdaş Türk şiirinin önde gelen temsilcilerindendir. İstanbul’da doğdu. Babası avukattı. 1931’de Kadıköy Ortaokulu’nu, 1936’da Ankara Gazi Lisesi’ni bitirdi. Önce Ankara Hukuk Fakültesi’ne, sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne girdiyse de, devam etmedi. 1938 yılında sosyoloji öğrenimini için Belçika’ya gitti. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra, II. Dünya Savaşı nedeniyle yurda döndü. 1942’den başlayarak Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı’nda memurluk ve gazetecilik yaptı. 1951’de İstanbul’da Akşam gazetesinde çalışmaya başladı. Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yaptı, denemeler yazdı. 1954’ten başlayarak İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro bölümünde fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, buradan 1977 yılında emekli oldu. 1964-1969 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu’nda çalıştı. 1979’da UNESCO Genel Merkezi kültür müşaviri olarak Paris’e gitti. Hükümet değişince geri çağrıldı. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesinde haftalık denemelerini sürdürmekteydi. Melih Cevdet Anday, önce Mikado’nun Çöpleri adlı oyunuyla 1967-1968 İlhan İskender Armağanı’nı aldı. Arkasından, Gizli Emir adlı romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri Roman Armağanı’nı kazandı. Bunu Tarjel Vesaas’dan çevirdiği Buz Sarayı romanıyla TDK 1973 Çeviri Ödülü izledi. Teknenin Ölümü adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe Şiir Aramağanı’nı, Sözcükler adlı kitabıyla da 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış’la da 1981 İş Bankası Ödülü’nü aldı. Melih Cevdet Anday şiire lise sıralarında başladı. Gazi Lisesi’nden arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rıfat’la birlikte ilk şiir denemelerini bu yıllarda yaptı. Daha sonraları “Garip” hareketi çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli böylece atılmış oldu. Daha lise öğrencisiyken Sesimiz adlı duvar gazetesinde edebiyata ilgileri iyice belirmişti. Anday’ın ilk şiiri 1936 yılında Varlık’ta yayımlanan “Ukte” oldu. Aynı dergide bir iki yıl yer alan ve dönemin egemen şiir tutumuna öykünen şiirlerinden sonra, 1938’den başlayarak ölçü ve uyak kurallarına boyun eğmeyen şiirlerini yayımlamaya başladı. Varlık dergisinde birlikte yaptıkları bir çıkışla, Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Türk şiirine yeni bir anlayış getirdiler. Kentte yaşayan küçük insanların sorunlarını lirizme, ahenge, sese sırt çeviren bir sadelik içinde ele alıyor, şiire girmez denilen konulara, sözcüklere özellikle ağırlık veriyorlardı. Yaptıkları denemeler edebiyat çevrelerinde büyük ilgiyle karşılandı, tartışmalara yol açtı. 1941’de çıkardıkları Garip adlı kitapta Orhan Veli’nin imzasıyla bu yeni anlayışın temel ilkeleri şöyle açıklandı: “Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır.” Bu yazıda, ölçü ve uyak sınırlamalarını kırmak, şairanelikten kurtulmak, halkın beğenisini arayıp bulmak, klasik biçimlere başvurmamak, dize düşkünlüğünden kurtulup şiirde bütünlüğe yönelmek gibi ilkeler öneriliyordu. Garip hem büyük bir ilgi ve sevgi yarattı, hem de yergiye, hatta alaylara konu oldu. Ancak Türk şiirinin genel çizgisi içinde, geleceğe uzanacak bir atılım yapılmış, şiiri kuşatan kimi kısıtlamalar sökülüp atılmıştı. Melih Cevdet Anday’ın bu dönemde, Garipçiler’in hep birlikte karşı çıktıkları şairaneliğe yatkın yönlerini bütünüyle örtmediği gözlenir. Garip’ten beş yıl sonra çıkardığı Rahatı Kaçan Ağaç’ta toplumda gördüğü yoksulluk, haksızlık gibi olgulara ince bir yergiyle karşı çıkarken, bir yandan da uyak kullanarak geleneksel Türk şiiriyle uzak bağlar kurmaktan çekinmez. Anday, 1947-1949 döneminde yayımladıkları Yaprak dergisindeki şiirlerinden oluşan Telgrafhane adlı kitabında toplumsal sorunlara bağlı konuları işlemeye daha da ağırlık verir. Bu şiirlerde dil alabildiğine yalınlaşmış, büyük kent insanının günlük konuşmalarındaki kimi deyimlerden bol bol yararlanılmıştır. Ölçü, uyak, “Garip” şiirinde dışlanan söz sanatları da yeniden şiir kurmakta yararlanılan öğeler arasına girmiştir. Bu dönemin en başarılı şiirlerinden biri olan “Tohum”da ölçü ile uyağa büyük önem verilir. Ayrıca, bütün şiir yarı gizli bir simgeyi yüklenir. 1956 yılında yayımlanan Yanyana’daki şiirlerin bu doğrultuda ilerlediği görülür. Şiire geleneksel biçimler ağırlıkla girmiş, şiir dokusuna uyaklar egemen olmuştur. Alay, ince yergi, lirizm, coşku yan yanadır. Kullanılan sözcüklerde de bir değişme göze çarpar. Önceki dönemin ağaç, deniz, bitki vb. somutluklarının yanı sıra, çağ, dünya, yeryüzü, doğa gibi soyut kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Şair artık belirli düşünceler üzerine araştırma yaparken, biçimin kusursuzluğuna iyiden iyiye özen göstermektedir. Süregiden bu değişim üzerine düşünürken, “Garip” anlayışının 1950-1955 döneminde, özellikle şiire yeni başlayanlar arasında olağanüstü yaygın bir etkisi olduğunu, bir zamanların yeniliğinin artık iyice eskitildiğini de gözönünde tutmak gerekir. Gerçekten de dönemin dergi sayfaları bu şiirin kötü kopyalarıyla dolmuş, şiir giderek yalnızca küçük olayların basit bir dille aktarıldığı, bütün gücü az sayıdaki dizelerin içine sıktırılmış küçük bir buluşta olan bir tür haline gelmişti. Bütünüyle birbirine benzeyen bu şiirlerin altında imza olmasa, kimin yazdığını çıkarmak nerdeyse olanaksızdı. Melih Cevdet Anday, son kitabının üzerinden uzunca bir zaman geçtikten sonra, 1963’de Kolları Bağlı Odysseus’u yayımladığında edebiyat çevrelerinde belirgin bir şaşkınlık görüldü. Daha öncenin açık, anlamını kolay ileten, tadına kolay varılan şiirinin yerini, konusunu mitolojiden alan, kapalı, tadına güç varılan bir şiir almıştı. İnsanoğlunun doğa karşısında gelişimini, “Neredeyiz? Nereden geliyoruz? Bütün müyüz, parça mıyız?” gibi zamana bağlı olmayan sorularla irdeleyen “zamansız” bir şiir. Kolları Bağlı Odysseus ve ardından gelen Göçebe Denizin Üstünde ile Teknenin Ölümü bir arada düşünüldüğünde, Anday’ın toplumsal sorunları aktarma ve uyarma gibi daha önce şiirinde yer alan kimi görevleri düzyazıya aktarıp, salt düşünsel bir şiire ulaşmak istediği görülür. Gerçekten de, 1960 sonrasında hem Türkiye genelinde, hem Türk şiir ortamında çok şey değişmiş, daha önceleri şiirin sözcülük etmeye çabaladığı kimi konular başka uzmanlık dalları tarafından gündeme getirilip tartışılmaya başlanmıştır. Anday’ın kendisi de deneme ve makaleleriyle bu tartışmalara katılabilmekte, görüşlerini bildirebilmektedir. Öte yandan şiirinin bünyesine uymayan konuları, insanlararası durumları 1965’ten sonra yayımlanmaya başlandığı romanlarında ele alabilmekte, oyunlarında çağdaş insanın yerleşik değerlerle ve düzenle çatışmasını irdeyebilmektedir. Böylelikle şiir artık kimi görüşleri aktarmak ve yaymak yerine; yaşam, doğa, dünya, tarihsellik gibi felsefenin yüzyıllar boyu uğraştığı konularda yoğunlaşmak olanağını yakalamıştır. Felsefeye bile öncülük edebilecek, biçim yönünden kusursuz, anlam yönünden okudukça derinleşen bir şiire ulaşılmıştır. Anday’ın şairliği, tüm şiirlerinin derlendiği Sözcükler’de de görülebileceği gibi durmadan gelişmiş sürekli bir gelişme göstermiştir. Yapıtları Rusça, Fransızca, İngilizce, Bulgarca, Yunanca’ya, Sırp ve Polonya dillerine çevrilmiş. UNESCO’nun Courrier dergisi 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır.

Galip Erdem

Haziran 29th, 2012

10 Mart 1930’da Rize’nin Fındıklı ilçesinde doğan Galip Erdem, Fındıklı’da “Ofluoğlu” adı ile bilinen bir ailedendir. Babası nahiye müdürlüklerinde bulunmuş Rasim Bey, annesi Pehlivanoğulları’ndan Zekiye Hanımdır. Erdem, ailenin tek çoçuğudur. İlkokulu Fındıklı 11 Mart İlkokulu’nda bitiren Galip Erdem, babasının memeuriyeti dolayısıyla, ortaokulu Bitlis ve Siirt gibi illerde tamamladı. Babası Erzurum Narman Nahiye Müdürlüğü’ne tayin edilince, Galip Erdem de Erzurum’da lise öğrenimine başladı ve 1949 yılında liseyi bitirdi. 8 Kasım 1951’de başlayan yedek subaylık görevini, 31 Ekim 1952’de teğmen rütbesiyle bitirdi. 27 Nisan 1953’te PTT Genel Müdürlüğü Ankara Yenişehir Merkezi’nde ilk olarak memuriyete adımını attı.

7 Temmuz 1954 tarihinde memuriyetten istifa!eden Erdem, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nde tekrar işe başladı fakat 6 Ocak 1955 yılında bu görevinden ayrıldı. Daha sonra 7 Temmuz 1956’da, İETT idaresinde takip memuru olarak işe başladı. Ertesi yıl bu görevinden de ayrıldı ve Gima TAŞ’ye girdi, bu arada Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1958 – 1960 yılları arasında Türk Ocakları Merkez Heyeti’nin yayın organı Türk Yurdu Dergisi’nin Genel Yayın Müdürlüğü görevinde bulunan Erdem, 23 Kasım 1959’da Bayındırlık Bakanlığı’nda Tevfik İleri’nin müşavirliği görevine başladı fakat bu görevi uzun sürmedi. “Tercüman” imzasıyla fıkralar yazan Erdem, Yeni İstanbul Gazetesi’nde fıkra yazarlığına devam etti ve İzmir’de avukat İhsan Koloğlu’nun yanında avukatlık stajını 1963 yılında tamamladı.

10 Mart 1965’te Zafer Gazetesi’nde fıkra yazarlığını sürdürdü ve aynı çalışmaya Bâbıâli’de Sabah Gazetesi’nde devam etti. 1 Temmuz 1966 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları Müdürlüğü’ne müşavir oldu. 2 Nisan 1969’da tekrar fıkra yazarlığına başladı ve “Bizim Anadolu” Gazetesi’ndeki bu çalışması, 31 Aralık 1969’a kadar devam etti. Galip Erdem, daha sonra Başbakanlık Plan ve Prensipler Dairesi’nde danışman olarak görev aldı. 31 Aralık 1969’da, istifaen ayrıldığı 30 Haziran 1973 tarihine kadar, danışmanlık görevini sürdürdü. 1 Şubat 1974’te Ortadoğu Gazetesi’nde tekrar fıkra yazarlığına başladı. Bir yıl sonra da, 10 Eylül 1975’te Başbakanlık Müşaviri oldu. 22 Temmuz 1981 tarihinde Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda Genel Müdürlük Müşavirliği’ne nakledildi ve 24 Şubat 1982’de, yirmi yıl üzerinden emekli oldu. Erdem daha sonra Avukatlığa başladı ve Mamak’ta görülen ünlü MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın avukatlığını üstlendi.

1987’de Meray’da (Merzifon Yağlı Tohumlar A.Ş.) yönetim kurulu üyeliği, Konya Şeker Fabrikası’nda denetçilik görevinde bulundu. 1987 yılında Sosyal Güvenlik Eğitim Vakfı Başkanlığı görevini üstlendi.

15 Ağustos 1989’da Namık Kemal Zeybek’in bakanlığı döneminde Kültür Bakanlığı APK Başkanlığı’na APK uzmanı olarak tayin edildi. 17 Eylül 1990’da, üçlü kararname ile Bakanlık Müşavirliği’ne getirildi fakat daha sonra Fikri Sağlar tarafından müşavirlikten alınıp 7 Mayıs 1992’de aynı bakanlıkta tekrar APK uzmanlığına tayin edildi. Bu görevde iken 10 Mart 1995 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. 1966’da evlenen ve 1974’de boşanan Galip Erdem’in 1969 doğumlu Bilge Erdem adında bir kızı vardır.

Ülkücü Hareket’in fikri ve siyasi gelişiminde büyük katkılar sağlayan Erdem, 12 Mart 1997’de Ankara Gazi Hastanesi’nde vefat etti ve cenazesi 14 Mart 1997 Cuma günü Ankara Kocatepe Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.

Galip Erdem; Karakedi (1950), Türk Yurdu (1959), Tercüman (1960), Ölçü (1960), Son Havadis (1961), Düşünen Adam (1962), Yeni İstanbul (1962-1963), Sabah (1965), Zafer (1966), Devlet (1969), Töre (1971), Bozkurt (1974), Ortadoğu (1974), Hergün (1977), Ocak (1978), Yeni Sözcü (1981), Bakış (1981) adlı gazete ve dergilerde Köşe yazıları, fıkra ve makaleler yazdı.

Can Yücel

Haziran 29th, 2012

1926 yılında İstanbul`da doğdu. Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in oğlu olan Can Yücel, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’nde okudu. İngiltere’de Cambridge Üniversitesi`nde eğitimini sürdüren Yücel, bir süre Londra’da BBC Radyosu’nda çalıştı. Türkiye’ye dönüşünde Bodrum’da turist rehberliği yapan Yücel, daha sonra İstanbul’a yerleşti ve bağımsız çevirici olarak yaşamını sürdürdü.

Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında “Yenilikler”, “Beraber”, “Seçilmiş Hikayeler”, “Dost”, “Sosyal Adalet”, “Şiir Sanatı”, “Dönem”, “Yöne”, “Ant”, “İmece”, “Papirus” adlı dergilerde yazdı. “Yeni Dergi”, Birikim”, “Sanat Emeği”, “Yazko Edebiyat” ve “Yeni Düşün” dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965″ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. İlk şiirlerini 1950 yılında “Yazma” adlı kitapta toplayan Can Yücel, “toplumsal sorunların yarattığı izlenimlerin ağırlığından kurtulmak istermiş gibi” kimi taşlama, kimi bıçak ile işleyen duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti.

Ünlü dünya şairlerinden çevirdiği şiirleri biraraya getirdiği “Her Boydan” adlı kitabı 1959 yılında yayımlanan Yücel, yapıtlarını “Yazma” (1950), “Sevgi Duvarı” (1973), “Bir Siyasinin Şiirleri” (1974), “Ölüm ve Oğlum” (1976), “Şiir Alayı” (1981), “Rengarenk” (1982), “Gökyokuş” (1984), “Canfeda” (1987), “Çok bi Çocuk” (1988), “Kısadevre” (1990) ve “Kuzgunun Yavrusu” (1990) adlı kitaplarda topladı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. Yücel, 12 Ağustos 1999’da öldü.

Uğur Arslan

Haziran 29th, 2012

3 Aralık 1972 İstanbul’da dünyaya gelen Uğur Arslan, 1978 yılında İstanbul Karagümrük Muallim Naci İlköıretim okuluna başladı. 1982 yılında burayı bitirdikten sonra Özel Ortadoğu Kolejin’de eğitimini devam ettirdi. Özel Ortadoğu Koleji’ni bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ne başladı. Buradan mezun olduktan sonra bir fabrikada çalışmaya başladı fakat kısa bir süre sonra ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra Ak Radyo’da radyoculuk ve hemen ardından, bir yıl sonra Kanal 7’de sunuculuk ve sonrasında program yapımcılığına başladı. Bir yıl sunuculuk, spikerlik eğitimini aldı, ardından da Amerika’da New York Film Akademisi’nde yönetmenlik eğitimi aldı.

Temmuz 1999’da New York’da ilk kısa filmini çekmeye başlayan sanatçı, bir ay sonra askerlik görevini yapmak üzere Türkiye’ye döndü ve askerliğini İzmir Narlıdere’de yaptı. Daha çok yazdığı ve seslendirdiği şiirleriyle tanınan sanatçı Arslan, Deniz Feneri adlı TV programını sunmakta ve Deniz Feneri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanlı’ğını yapmaktadır.

İsmail Başaran

Haziran 29th, 2012

İsmail Başaran, 1910 yılında Bursa/İznik Müşküle Köyünde doğdu.

Gençlik yıllarında bir nedenle Bursa Cezaevi’ne girdi. Cezaevinde Nazım Hikmet’le tanışmasıyla yaşama bakışı bütünüyle değişti. Nazım Hikmet’in yönlendirmesiyle şiire başlayan Başaran, şiirinde kendi köyüyle ilgili duyarlılıklara ağırlık verdi.

Yön, Edebiyat 76, Güney Sanat, ve Edebiyat 81 gibi dergilerde şiirleri ve kendisiyle yapılan söyleşileri yayımlandı.

Buğday Direniyor adlı bir şiir kitabı çıkardı. Son yıllarda yaşlılığı ve rahatsızlığı nedeniyle köyü Müşküle’den çıkamadı ve 24 Aralık 1989’da yaşama gözlerini yumdu.

Mehmet İsmayıl

Haziran 29th, 2012

Mehmet İsmayıl, 1 Kasım 1939 yılında Kuzey Azerbaycan’ın Tovuz ilçesine bağlı Esrik köyünde doğdu. O daha duvardan tuta tuta ilk adımlarını atmaya başlamıştı ki, karşısına babası Mürşit Bey’i elinden alan İkinci Cihan Harbi çıktı ve annesi Gülzar Hanım’ım himayesinde büyüdü.

İlk ve orta öğrenimini köyde yapan Mehmet İsmayıl, 1964 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi’ni bitirdikten sonra, 1975 yılında Moskova’da Maksim Gorki adına Dünya Edebiyatı Enstitü bitirdi. Daha çok erken yaşlarda çeşitli işlerde çalışmak durumunda kaldığından hayatı yakından tanımak fırsatı buldu:

1966-1973 yıllarında Azerbaycan Radyo-Televizyonunda büyük redaktörlük,1975-1983 yıllarında Cafer Cabbarlı Film Stüdyosunda baş redaktörlük görevlerinde bulundu.1983-1987 yılları arasında Işık Neşriyatı’nın Genel Müdürlüğünü yaptı.

1988 yılında yayın hayatına başlayan ve Azerbaycan halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde büyük rol oynayan Gençlik Dergisi’nin kurucusu ve baş redaktörü oldu.300.000 tiraja ulaşan bu dergi, Rus tanklarının Azerbaycan’a girdiği günlerde kelleyi koltuğa alarak Vatan mücadelesine öncülük etti.

Daha Azerbaycan’da Latin alfabesine geçit karara bağlanmamıştan önce Azerbaycan öğrencileri için “Gençlik” Dergisinin bünyesinde tarihte ilk kez kendisinin hazırlamış olduğu “Alfabe” ve “Oku” ders kitaplarını 500.000 tirajla yayınlatıp kullanılmak için okullara

yaydırdı.

1986-1997 Yılları arasında Azerbaycan Yazarlar Birliğinin sekreteri olan şair,aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyeti Genc Yazarlar Edebî Birliğinin rehberi idi.Azerbaycan yazarlarının birkaç kuşağının sanatkar gibi olgunlaşması onun adı ile bağlıdır.

Halk harekatının öncülerinden olan şair, Azerbaycan’ın istiklâl mücadelesi verdiği o zor günlerde Azerbaycan Radyo-Televizyon Genel Müdürlüğünde bulundu ve halkın ruhuna tercüman oldu. 1993-1995 Yılları arasında Bakû Özel Tefekkür Üniversitesinde hocalık

yaptı.

1995-1996 yılında Türk Dil Kurumunun Sözlük Projesinde uzman olarak görev aldı. 1996 yılında Çanakkale’de 18 Mart Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.

1997 yılında Bakû Devlet Üniversitesinde Doktorasını savundu.1997 yılından doçentlik payesi alan Mehmet İsmayıl’ın gerek bir bilim, gerekse de bir sanat adamı gibi eserleri dünyanın 50 fazla diline aktarılarak yayınlanmıştır.

Dağlar adlı ilk şiiri,1956 yılında yayınlanan şairin, Ana elleri (1966),Dünyaya Bakıyorum (1969),Akşamlar,Sabahlar(1972),Söz Vaktinde Açılır(1976), Koymayın Dünyayı Adileşmeye (1978),Bahtıma Düşen Gün (1980),Daha Yaşamaya Değer (1981), Savaş ve Zafer (1983), Dünya Bizim Evimizdir (1984), Ümide Bağlı Kılıçlar (1986), Aman Teklik Elinden

(1989), Seçilmiş Eserleri (1992) Alfabe (Ders kitabı), (1992), Oku (Ders kitabı), 1992,Halk Türküleri (Çevri, tertip, önsöz), ( 1992). H. N. Atsız, Bozkurtlar (Çevirme ve Önsöz),( 1993), Yaş Altmışa Dayandı (İlmi araştırmalar toplusu) ,2000,Molla Penah Vâgif , Yaralı Turna, (2002) adlı kitapları vardır.

Bunların dışında,eserleri ellinin üzerinde dünya dillerine çevrilen şairin,Türkiye’de, Rusya’da ve Kazakistan’da on kitabı yayınlanmıştır.Bir bilim adamı ve sanatkar gibi otuzu aşkın ülkede

tertiplenen sempozyumlara, şiir festivallerine katılarak ülkesini temsil eden etmiştir. Kendisi de çeşitli ülke sanatçılarından bir çok eseri tercüme ederek Azerbaycan Türkçe’sine kazandırmıştır.

Bir sanatçı olarak Mehmet İsmayıl, 1969 yılında Azerbaycan Gazeteciler birliğince,Altın Kalem;1978 yılında Azerbaycan Gencler Birliği’nce,Gençlik;eski Sovyetler Birliği’nce, Ostrovski ödüllerine laik görülmüş ve Türkiye’de de gerekli ilgiyi gören ünlü şair, 1996

yılında Türkiye Diyanet Vakfı’nca her yıl Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle düzenlenen şiir yarışmasının galibi oldu.Yine 1997 yılında Türkiye Yazarlar ve Sanatkarlar Vakfı’nca Türk Dünyasına Hizmet Ödülüyle mükafatlandırılmıştır.On beş kadar belgesel filmin

senaryosunu yazmış ve şiirlerinin bir çoğu müzisyenlerce bestelenmiştir.

Hasan Dede

Haziran 29th, 2012

Nefesleriyle ünlü bir Bektaşi şairi Hasan Dede’nin 16. yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır. Bir süre Konya’nın Karaman ilçesinde yaşadı. Sonra Ankara’nın Kalecik ilçesine bağlı Hasan Dede Köyü’nün bulunduğu Teke Salan’da bir Bektaşi tekkesi kurdu. Topladığı askerlerle I. Viyana Kuşatmasına katıldı ve bunun karşılığı olarak da kendisine bir çiftlik verildi. Seydili aşiretinden bazı obaları da çevresinde toplayıp Hasan Dede köyünü kurdu.

Demir Özlü

Haziran 29th, 2012

Demir Özlü, 9 Eylül 1935 tarihinde İstanbul‘un Vefa semtinde doğdu. Öykü ve roman yazarı Tezel Özlü‘nün ağabeyidir. Ödemiş İstiklâl İlkokulu, Ödemiş Ortaokulu, İstanbul Kabataş Lisesi‘nde (1953) okudu. İlk şiiri Kabataş Lisesi öğrencilerinin çıkardığı Dönüm Dergisi ve daha sonra Türk Dili dergisinde yayınlandı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi (1959), avukatlık yaptı. 1961-62 ders yılında Paris‘te, Sorbonne Üniversitesi‘nde felsefe okudu. 1950’li yıllarda, yazar arkadaşlarıyla Mavi ve a dergisi adlı genç edebiyat dergilerini çıkardı. Edebiyat araştırmacılarının Bunalım Edebiyatı adını verdikleri yazın akımının öncülerinden biri oldu.

“Hikâyelerinin yapısını varoluşçu ve gerçeküstücü öğelerle oluşturdu, entelektüel ve esrarlı havasıyla yalın gerçekçilerin karşıtı bir yazar oldu.” (Behçet Necatigil)

1979 yılında Stockholm‘a gitti. On yıl Türkiye’ye dönmedi. 1989 yılından bu yana Türkiye ile İsveç arasında yaşamakta. Yurtdışında olduğu yıllarda, başta Berlin olmak üzere, birçok Avrupa kentinde yaşadı.

Türkiye’ye döndüğünde 4 yıl asistanlık yaptığı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Metodoloji Kürsüsü‘ndeki görevine siyasal eylemleri nedeniyle son verildi. Mesleği olan avukatlığa döndü.

12 Mart döneminde bir süre tutuklu kaldı. Daha sonra İsveç’e döndü ve orada yazdığı bir yazı nedeniyle kovuşturmaya uğradı. 1986’da yurda dön çağrısına uymadığı için vatandaşlıktan çıkarıldı.

İsveç Yazarlar Birliği ve İsveç Pen Kulübü üyesi olan Özlü, 1989’da Türkiye’ye döndü.

Ödülleri:
1963 TDK Öykü Ödülü (Soluma ile)
1988 Sait Faik Hikaye Armağanı (Stockholm Öyküleri ile)
1990 Orhan Kemal Romal Armağanı (Bir Yaz Mevsimi Romansı ile)
1996 Dünya Kitap Dergisi Yılın Kitabı Ödülü (İthaka’ya Yolculuk ile)
1998 Yunus Nadi Roman Ödülü (İthaka’ya Yolculuk ile)
2004 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (Amerika 1954 ile)

Yapıtları:
Bunaltı (Öykü,1958)
Soluma (Öykü,1963)
Boğuntulu Sokaklar (Öykü,1966)
Bir Uzun Sonbahar (Roman,1976)
Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları (Roman,1979)
Aşk ve Poster (Öykü,1980)
Bir Beyoğlu Düşü (Anlatı,1985)
Berlin’de Sanrı (Anlatı,1985)
Stockholm Öyküleri (Öykü,1988))
Bir Yaz Mevsimi Romansı (Roman,1990)
Sürgünde 10 Yıl (Anı,1990)
Berlin Güncesi (Günce,1991)
Ne Mutlu Ulysses Gibi (Gezi,1991)
Siyasi Yazılar (Deneme,1993)
İstanbul Büyüsü (Öykü,1994)
Tatlı Bir Eylül (Roman,1995)
İthaka’ya Yolculuk (Roman,1996)
Borges’in Kaplanları (Eleştiri-Deneme,1997)
Balkur’da Akşam Yemeği (Düzyazı Şiirler ve Bir Öykü,1997)
Paris Güncesi (Günce,1999)
Geçen Yaz Kentte Kızlar (Öykü,2001)
Şapka,Deniz Kıyısı ve Yüz (Öykü,2003)
Kentler, Kadınlar Yazarlar (Eleştiri-Deneme,2003)
Samuel Beckett’in Terzisi (Eleştiri-Deneme,2003)
Amerika 1954 (Roman,2004)
Dalgalar (Roman,2006)

Enis Batur

Haziran 29th, 2012

Şair, Deneme Yazarı, Yayıncı. Şair kimliğiyle bir yandan büyük projesini, “Opera” adlı epik şiirini sürdürürken bir yandan lirik şiirler ve deneysel metinler yazıyor. Denemeci kimliğiyle Türkiye’nin ve dünyanın kültür ortamıyla hesaplaşıyor; kendi öğrenme, kurcalama merakının sonuçlarını okurlarıyla paylaşıyor; içinde bulunduğumuz ortamda bir insanın bir hayat projesi olmasının, bu projeyi sürdürmesinin koşulları üzerinde düşünüyor. Yayıncı kimliği ile 1970’den bu yana Türkiye’nin kültür ortamında bir şeyleri değiştiriyor; Türkçe kitap raflarındaki gedikleri kapatmaya çalışıyor. Yazdıkları ve yaptıklarıyla kimileri için yol gösterici bir ışık oldu, devam etme, kendi yolunu arama gücü verdi. Öte yandan, büyük sermayenin (Yapı Kredi Bankası) emrine girdiği; Kendi “eküri” sini yeteneğe bakmadan gözettiği; çok şey bilme çabası içinde bir şey yapamaz hale geldiği; çok kitap yayınladığı; Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur‘un oğlu olduğu için eleştirildi.

Yaşamöyküsü
28 Haziran 1952’de Eskişehir’de doğdu. Çocukluğu Eskişehir ve Napoli’de, ilkgençlik yılları İstanbul ve Ankara’da geçti. 1973’de gittiği Paris’te dört yılı aşkın bir süre yaşadıktan sonra Ankara’ya döndü. Askerliğini Çankırı’da yaptı. 1983’de İstanbul’a yerleşti.

Batur, Çağdaş Kent dergisini 1982’de çıkardı, ilk sayısıyla birlikte dergi sıkıyönetim tarafından yasaklandı. 1983’de Avrupa Ülkeler Ansiklopedisi’ni, 1984’de İslâm Ülkeleri’ni yayına hazırladı, İstanbul’dan Göreme’ye Kültür Mirasımız eklerini Milliyet için yönetti. 1987-88 arası Şehir dergisini çıkaran ekibin başında yeraldı. 1990 sonrası şehir monografilerine yöneldi: İstanbul için Şehrengiz ile başlayan dizide Ankara, Ankara ile Üç İzmir’in çatılarını oluşturdu. Tarih Vakfı’nın İstanbul Ansiklopedisi’ne ve İstanbul dergisine katkıda bulundu. Yeryüzü Sûretleri, Bir Beyoğlu Fotoromanı, Demir Yol sergilerinin sunumlarını üstlendi. İstanbul ile ilgili metinleri, Fransa’da Omnibus’un İstanbul kolektifinde yeraldı, Ara Güler’le birlikte Fata Morgana’da İstanbul des Djinns’i imzaladı. Paristanbul, Türk Edebiyatında Paris, çiftdil yayımlanan Okyanusa Bakan Bir Odada Üç Türk Yazar seyyah-yazar deneyimlerini aktardığı öteki kolektif yayınlardan birkaçı. Bunlara, 2001-2002 döneminde hazırladığı, çift dil yayımlanan iki oylumlu antolojisini eklemek gerekir: Avrupa Güneşinin Doğduğu Yere Yolculuk ve Beş Kıtada Türk Seyyahları.

İlk yazısı 1970’de, ilk kitapları 1973’te yayımlandı.

Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Dairesi Başkanlığını (1979-1980), Milliyet’in kültür servisi ve yan yayınlar yöneticiliğini (1983-1984), Milliyet Büyük Ansiklopedi’nin (1986) ve Dönemli Yayıncılık’ın genel yayın yönetmenliğini (1987-1988) yaptı; 1988’den beri Yapı Kredi Yayınları’nda çalışıyor. Yazı, Oluşum, MEB, Tan, Gergedan, Şehir, Sanat Dünyamız, Kitap-lık, Cogito, Arredemento Dekorasyon, Fol gibi dergilerin hazırlanışında sorumluluklar üstlendi; Remzi Kitabevi’nin (1990-1993), TRT’deki “Okudukça” programının (1994-1999) yayın danışmanlığını yaptı;

Açık Radyo’nun kuruluşuna katkıda bulundu ve “Şifa, Şifre, Deşifre” programını gerçekleştirdi; UNESCO’nun “Göreme’den İstanbul’a kültür mirasımız” kampanyasını (1984) yönetti, Cumhuriyet, Milliyet, Dünya, Aydınlık gazetelerinde, Yeni Gündem, P-Eki, Express, 2000’e Doğru dergilerinde 1978-1998 arası düzenli haftalık yazılar yazdı; yurtdışındaki çeşitli dergilerde ürünleri yayımlandı: Poesia, Il Ebbro Quaterno, Letters Internationales, Quarterly West, Tabaccaria, Podium, Kelk, Connaissance des Arts, Talismen, Didale.

Şiirleriyle Cemal Süreya, Altın Portakal, Sibilla Aleramo ödüllerini, denemeleriyle TDK ödülünü kazandı.

Kitaplarından Opera üzerine Ahmet Oktay’ın kitabı İsrafil’in Sûru ve bir sempozyumun bildirilerini biraraya getiren “Opera Odağında Enis Batur Şiiri”, yapıtları üzerine yazılmış yazılardan bir seçmeyi derleyen “Otuz Kuş Bakışı”, Hatice Aynur’un hazırladığı “Enis Batur Bibliyografyası 1970-1995” ve Cem Akaş’ın “Belkienisbatur” adlı eserleri hakkındaki başlıca kaynaklardır.

Batur, 1998-1999 akademik yılından 2002-2003 eğitim ve öğretim yılına dek Galatasaray Üniversitesi’nde ders verdi.

Eserleri

1. Şiir
Papirüs, Mürekkep, Tüy: Seçme Şiirler 1973-2002 (YKY: 2002, ISBN 975-080-420-1)

1.1. Lirik Şiirler
Tuğralar: Lirik Şiirler 1973-1984 (1985 / Üçüncü basım: Remzi Kitabevi: 1993, ISBN 975-14-0424-X)
Perişey (1992 / Üçüncü basım: Altıkırkbeş Yayın, 1998)
Kanat Hareketleri: Lirik Şiirler 1993-1999 (Altıkırkbeş Yayın: 2000)
Darb ve Mesel -Arka Şiirler (Altıkırkbeş Yayın: 1995)

1.2. Dramatik Şiirler
Doğu – Batı Dîvanı (YKY: 1997, ISBN 975-363-654-7)
Ağırlaştırıcı SebeplerDîvanı (Altıkırkbeş Yayın: 2003)

1.3. Yazı Şiirler
Nil (1975 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 1998)
İblise Göre İncil (1979 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 2001)
Kandil (1981 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 2001)
Sarnıç (1985 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 1996)
Koma Provaları (Altıkırkbeş Yayın: 1990)
Sütte Ne Çok Kan (Altıkırkbeş Yayın: 1998)
Opera 1 – 4004 (Altıkırkbeş Yayın: 1996)
Abdal Düşü: Düzyazı Şiirler 1998-2002 (Altıkırkbeş Yayın: 2003, ISBN 975-8467-73-5)

1.4. Deneysel Metinler
Ondört+X+4 deneysel metin (Tipografik yorum: Savaş Çekiç) (C Yayınları: 1994)

1.5. Şiir Alıştırmaları
Taşrada Ölüm Dirim Hazırlıkları (Oğlak Yayınları: 1995)
Not: Ayrıca, Yazılar ve Tuğralar Şiirler 1973-1987 (B/F/S Yayınları: 1987).

2. Düzyazı
2.1. Yazınsal / Eleştirel Denemeler
Şiir ve İdeoloji (1979 / İkinci basım: Mitos Yayıncılık: 1992)
Yazının Ucu Yazınsal Denemeler 1976-1993 (YKY:1993, ISBN 975-363-221-5)
E/Babil Yazıları (YKY: 1995, ISBN 975-363-389-0)
Seyrûsefer Defteri (YKY: 1997, ISBN 975-363-470-6)
Aciz Çağ, Faltaşları (YKY: 1998, ISBN 975-363-815-9)
Smokinli Berduş: Şiir Yazıları 1974-2000 (YKY: 2001, ISBN 975-08-0234-9)
Patates (Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-199-7

2.2. Özel Ansiklopedi
Kediler Krallara Bakabilir (1990 / Üçüncü basım: Sel Yayıncılık: 2002, ISBN 975-570-0157-5)
Gönderen: Enis Batur (1991 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2000, ISBN 975-570-104-4)
Kırkpare (1993 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-125-7)
Su, Tüyün Üzerinde Bekler (1999 / Fevkalâde genişletilmiş 2. Baskı: Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-074-9)
Kurşunkalem Portreler (1999 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2000, ISBN 975-570-092-7)
Yazboz ( Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-115-X)

2.3. Günebakan Yazılar / Söyleşiler
Günebakan I: Alternatif: Aydın (Ark Yayınları: 1995, ISBN 975-7260-11-8)
Günebakan II: Saatsiz Maarif Takvimi (Ark Yayınları: 1995, ISBN 975-7260-12-6)
Söz’lük (Düzlem Yayınları: 1992)
Türkiye’nin Üçlemi (Papirüs Yayınevi: 1998, ISBN 975-6999-40-3)

2.4. Başkalaşımlar
Başkalaşımlar I-X (1992 / İkinci basım: YKY: 2000, ISBN 975-363-054-9)
Başkalaşımlar XI-XX (YKY: 2000, ISBN 975-08-0243-8)

2.5. “İçbükeyler”: Gezi, Günlük
Yolcu (İyi Şeyler Yayıncılık: 1996, ISBN 975-563-048-1)
İki Deniz Arası Siyah Topraklar ve Kesif ve ¿ (1996, 1997 / Genişletilmiş İkinci Basım: YKY: 2002, ISBN 975-363-618-0)
Issız Dönme Dolap (YKY: 1998, ISBN 975-363-817-5)
Amerika Büyük Bir Şaka, Sevgili Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz? New York Seyahatı (YKY: 1999, ISBN 975-08-0184-9)
Kum Saatından Harfler: Sokulgan Okur İçin İçbükeyler (YKY: 2001, ISBN 975-08-0293-4)
Şehren’is (Literatür Yayıncılık: 2002, ISBN 975-843-167-6)
Başka Yollar (YKY: 2002, ISBN 975-080-462-7)
Bekçi (Oğlak Yayınları: 2003, ISBN 975-329-407-7)
Mazruf ( Okuyanus: 2004, ISBN 975-8420-86-0)
PARİS, ecekent (YKY: 2003, ISBN 975-08-0687-5)

2.6. “Yapılmış Kitaplar”
Bu Kalem Bukalemun (1986 / İkinci basım: YKY: 1997, ISBN 975-363-693-8)
Bu Kalem Melûn ( YKY: 1997, ISBN 975-363-694-6)
bu kalem un(ufak) ( Okuyanus: 2004, ISBN 975-8420-92-5)

2.7. “Roman Denemeleri”
Acı Bilgi: Fugue Sanatı Üzerine Bir Roman Denemesi ( YKY: 2000, ISBN 975-08-0213-6)
Elma: Örgü Teknikleri Üzerine Bir Roman Denemesi ( Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-144-3)
Bir Varmış Bir Okmuş: Sözümona Düzmece bir Wilhelm Tell Hikâyesi ( Sel Yayıncılık: 2002, ISBN 975-570-179-6)
Kravat ( Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-188-5)

2.8. Sanat Kitapları
Fatma Tülin / Bir (İki) Sergi Öncesinden Tablolar (Sel Yayıncılık: 1999, ISBN 975-578-08-1)
İlhan Berk / Mağara Ressamı, Sapkın Nakkaş, Nâmahrem Kalem (YKY: 2000, ISBN 975-08-0004-4)
Defter (Selçuk Demirel ile birlikte) (YKY: 2001, ISBN 975-08-0289-6)
İmgeleri Kim Dinler? (YKY: 2004, ISBN 975-08-0753-7)

3. Antoloji
Kara Mizah Antolojisi (Hil Yayın: 1987)
Modern Dünya Edebiyatı Antolojisi (Dönemli Yayıncılık: 1988)
Gütenberg Gökadasına Gezi (YKY: 1992, ISBN 975-363-070-0)
Unutulmuş Şiirler Antolojisi (YKY: 1994)
Modernizmin Serüveni: Bir “Temel Metinler” Seçkisi 1840-1990 (YKY: 1997, ISBN 975-363-632-6)
Râbia Hâtun: “Tuhaf Bir Kıyâmet” + 41 Şiir (YKY: 2000, ISBN 975-08-251-9)
Sel Yayıncılık / Geceyarısı Kitapları Dizisi
Sahici Trenler İçin Oyuncak Kitap (YKY: 2003, ISBN 975-08-0694-8)

4. Şehrengiz
İstanbul İçin Şehrengiz (YKY: 1994, ISBN 975-363-005-0)
Üç İzmir (YKY: 1994, ISBN 975-363-107-3)
Ankara Ankara (YKY: 1994 , ISBN 975-363-230-4)

Eserlerinden Örnekler

TILSIM ve TRAJEDİ

Bir ucunda Trajedi vardı bu kalemin,
Tılsım öteki ucunda. Uyuduğumda kim
uyanıyordu içimde, hangimiz sürdürüyordu
gündüşlerini, hangi yüzüm kanıyordu,
neden bir ucu seçip sivriltiyordum da
köreliyordu o an öteki uçtaki güdülerim,
kalemin bir ucunda Trajedi, Tılsım
benden yanaydı: Nereye çevirirsem çevireyim
öfke doğuruyordu hüzün doğuruyordu öfke:
İki ucunda kalemin
ebabil kuşları taş topluyordu.
Gelecek ardımda kalmış bir melek:
Defterim dolmuş, bir tek hece taşım için
karasız bir beyit oyalıyor şimdi beni.
Köprüler, dehlizler ve tünellerden geçtim,
oğullarım dağınık bir başkaldırı kavmi,
kızlarım sonsuza ayarlı birer arayış tohumu,
bu kadını sevmiştim: Koptu gitti dünyamdan,
sönmüş fer. Bu kadını da: doyamadığım.
Bir de onu: Yanıbaşımda fırtına gibi yaşayan,
tül gibi ölen. Yalnızım artık, nasıl yalnız
yaşamışsam gamlı bir şahinken.
Defterlerim dolu: Yaklaştım, erişemedim
Sancının ortasında, huzur kutbuna teğet,
varacağım noktaya doğru ilerlerken
ondan uzaklaştım belki de. Yandı canım
biricik olanı kendime ayırırken,
gün geldi içimde biriken ağu
çekti benden dışımda biriken uyumu:
Karanlık, sinsi, delici bir çağda
kırdım tek tek elimdeki kelimeleri.
Herşey geçti sonra, ben kaldım —
bir de bende bana direnen doğrular
ve yanlışlar: Hassas terazi, dik merdiven,
birkaç bozuk kum saatı, dilini unuttuğum
bir pusulayla gecelerimi paylaştığım
o tuhaf hayvanlar: Akrep ve örümcek,
semender ve şahin ve ebabil kuşları
taş topluyorlardı. Doğaya baktıkça
içimde dinlenen tufan insana baktıkça
kabardı; seyrek ve acemiydi kaçışlarım,
yüzümü döndüm nerede yakıcı bir hal
görsem, duydum ağızdan kaçırılmış
bir heceyi bile, bir tuzak kazıp
içinde salıvermek için mutlak bir av
bekledim.
Böyle başladı ve sürdüydü önümdeki katışıksız
yokuş: Sandım ve inandırdım belki,
gönlümü ve aklımı dağlamamış hiçbir işarete
oysa inanmadım. Hazırdım her an
kurduğum çadırı söküp yolcu çıkmaya,
kaldım burada: İğne ve ağ, ipek ve masal,
sis ve köpük arası yazdım öykümü defterden
deftere: Aradım bulamadım altın anlamı,
ama farkettim altındaki anlamı — uyanıp
kan içinde bir gece, sivrilttim öteki ucu
iyice
Etrafımdaki nesneler cansız mı, kıpırtı
dolu: Dokunsam kendi dillerine çevirecekler
bende bildiklerini: Bu saatı ben durdurtmuştum,
ben çıkartmıştım bu yüzüğü, bile bile kırdığım
fanus ile bir başkasının kırdığı fanusu neden
içiçe geçirmiştim? İşte masam, kurutma kağıdım,
çocukluğumdan bu yana bana eşlik eden bir çift
kemik zar. İşte duvardaki ölü resimler,
yerdeki bu boz halı, başucumda yatağımın
opalin bir lamba ve siyah deri kaplı derin
defterler: Dokunuyorum ve dile geliyor
yıldan yıla bu odaya sinen saf korku
Biraz daha arınmış ışık gerek bana,
biraz daha koyu bir mürekkep,
biraz daha felç sağ elim ve parmakları için,
biraz daha zaman ve bu zamandan geçmek:
Birkaç soluk boyu belki, belki birkaç çağ için
biraz daha cüret
ve korku,
Tılsım ve Trajedi gerek.

Mehmet Emin Yurdakul

Haziran 29th, 2012

Türkçü düşünür M.Emin Yurdakul İstanbul’da doğdu. Babası Salih Reis, Anası Emine Katundur. Mütevazı bir ailenin çocuğudur. “Saray Mektebi” adlı sıbyan okulundan sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine girdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine girmişse de bitirmeden ayrılmış, Babiali Sadaret Kalemine katip olara işe başladı. 1893’te Rüsmüat Evrak Müdürü oldu. Bu arada, Selanik’te “Asır, gazetesinde” “Cenge Doğru” şiiri yayınlanır. Bu şiir kendisine büyük ün kazandırır.

Daha sonra Erzurum’da, Hicaz’da Sivas’ta valilik yaptı. İstifa ederek İstanbul’a geldi.

Arkadaşlarıyla “Türk Yurdu” Dergisini çıkardı. Ve 1912 yılında Türk Ocağını kurdu. Ocağın ilk kurucu genel başkanı oldu. Bilahare Erzurum valiliğine getirildi. Musul’dan milletvekili seçildi. Milli Mücadeleye katıldı. Ankara’ya geldi. Şarkikarahisar, Urfa, İstanbul Milletvekillerinde bulundu, Milli Şair Unvanı verildi. Ocak 1944’te İstanbul’da öldü.

Ahmet Muhip Dıranas

Haziran 29th, 2012

Cumhuriyet dönemi şairlerinden Dıranas, 1909 yılında Sinop’un Salı köyünde dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular.  Ankara Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı (1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi’ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul’a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi ve burayı bitirdi. Bu arada Güzel Sanatlar Akademisi’nde kütüphane memurluğu yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.

1938’de Ankara’ya döndü ve CHP Genel Merkezi’nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları’nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara’da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP’den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, “Ankara Lisesi’nden Muhip Atalay” imzasıyla Milli Mecmua’da çıkan “Bir Kadına” adlı şiirdir (15 Eylül 1926).

Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan, çağrışım gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazdı. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.

Ahmet Muhip Dıranas, 21 Haziran 1980 yılında Ankara’da öldü.

FAHRİYE ABLA
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan’da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla!