Şevket Süreyya Aydemir

Haziran 29th, 2012

Yazar ve İktisatçı Şevket Süreyya Aydemir 1897 yılında Edirne’de doğdu. Edirne Muallim Mektebi’ni bitirdi. Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan’da öğretmenlik yaptı. Moskova İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu’nu bitirdi. 1924 yılında Türkiye’ye döndükten sonra siyasal faaliyetlerinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi’nce 10 yıl hapse mahkum edildi ve 1925’de 18 ay sonra aftan yararlandı.

Eğitimci ve iktisatçı olarak devlet hizmetinde görev aldı; Yüksek ve Teknik Öğretim Umum Müdür Muavini Ankara Belediyesi İktisat müdürlüğü, Ankara Ticaret Lisesi müdürlüğü İktisat vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti reisliği görevlerinde bulunduktan sonra emekliye ayrıldı. İktisadi devletçiliği savunan toplumcu Kadro dergisinin yazı kurulunda yer alan Şevket Süreyya, bu dönemdeki siyasal ve ekonomik görüşlerini İnkılap ve Kadro adlı kitabında dile getirdi. 1924 yayınlanan Lenin ve Leninizm, 1930 yayınlanan Cihan İktisadiyatında Türkiye, kendi hayat hikayesini de 1959’da yayımladığı Suyu Arayan Adam adlı kitabın da anlattı.

Bu tarihten sonra yoğun bir yazı dönemine girdi. Toprak Uyanırsa adlı romanında bir Anadolu köyünün bir aydının öncülüğüyle kalkınması hikaye ediliyordu. Tek Adam Mustafa Kemal İkinci Adam, İsmet İnönü’nün hayat hikayesi Menderes’in dramı (1969), Makedonya’dan, Orta Asya ya Enver Paşa adlı biyografya eserleri, kahramanlarının ayrıntılı hayat hikayeleriyle birlikte Birinci Meşrutiyetten günümüze kadar Türk toplumunun geçirdiği değişmeleri ve yaşanan olayları dile getirir. Cumhuriyet gazetesinde makaleleri düzenli olarak yayımlanan Aydemir, ihtilallerin mantığı adlı eserinde, toplumda yapı değişikliklerini, Türkiye’deki devrim ve ihtilal hareketlerini inceler.

Charles Dickens

Haziran 29th, 2012

Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens, küçük yaşlardan itibaren sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835’te “Boz” takma adıyla “Boz’un Karalamaları” başlığında notlar yayımlamaya başladı.

1837’de ise esas onu ünlendirecek olan “Bay Pikvik’in Serüvenleri” adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary’e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı.

1840-41’de Amerika’ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama “Genel Okur İçin Amerika Notları” kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı.

1858 yılında karısından ayrılan Dickens, b dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama çok yoruldu ve Gadshill’deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870’te de şöhretin zirvesindeyken öldü.

Abdullah Aymaz

Haziran 29th, 2012

1949’da Kütahya’nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde dünyaya gelen Aymaz, İlkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İmam Hatip Lisesi’ni ve Yüksek İslâm Enstitüsü’nü İzmir’de bitirdi. Lise yıllarında Gurbet dergisinde yazıları yayınlandı. Tire ve İzmir’de öğretmenlikler yaptı. 1978’de yayınlanmaya başlayan Sızıntı dergisinde yazıları yayınlanan Aymaz, özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetlerinde bulundu. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapmaktadır ve İsmail Yediler, Hüseyin Bayram, Safvet Senih gibi müstear isimlerle kitaplar neşretmiştir. Halen Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve yazarıdır. Temiz bir Türkçe, net ve açık bir ifade, “sehl-i mümteni” vasfıyla nitelendirilebilecek cümleler; Abdullah Aymaz’ın Türkçesinin belirgin karakterlerini teşkil eder.

Eserleri:
Yaratılış ve Kader, Peygamberler, Kaderin ilmi isbatı, Ölüm ve Diriliş, Kur’an ve İlimler, Zeka Tomrukları, Hep taze mucize, İbadetlerin Getirdikleri, Ruhlar ve Ötesi, Şüpheler üzerine, Sen Yusuf musun?, Kelimeler Armonisi, Hadislerin Işığında Hadiseler, Onlar Yıldız Gibiydiler, Duyduklarım, Gördüklerim, Hatıralar Işığında, Mercan Mağaraları, Gaybın Haberleri, Hikmet, Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2), Miraç Şehsuvarı, Hücre Devleti.

Tarık Buğra

Haziran 29th, 2012

Tarık Buğra 2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de doğdu. İlk ve orta tahsilini Akşehir’de tamamladı. Konya Lisesi’ni bitirdi. (1936) Çeşitli aralıklarla İstanbul Üniversitesi’nin Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerinde ikişer üçer yıl okuyup vazgeçti.

Akşehir’de çıkardığı Nasrettin Hoca gazetesi ile gazeteciliğe başladı. İstanbul’a gelince Milliyet, Yeni İstanbul, Haber ve Tercüman gazetelerinde fıkralar yazdı, sanat sayfaları düzenledi. Haftalık Yol dergisini çıkardı.

Tarık Buğra, gazetecilikle olan ilgisini 1983 yılı sonuna kadar devam ettirdi. Onun gazete yazılarının da değişik ve kendine has özellikleri vardır. Hiçbir zaman basmakalıp düşünce ve ideolojilerin takipçisi olmamıştır. Zaman zaman dil, edebiyat ve sanat konularına da yer verdiği bu yazılarında hür, bağımsız ve meseleler karşısında tarafsız bir yazar olma vasfını kaybetmemiştir. Tarık Buğra, edebiyat dünyasına küçük hikâyelerle girdi. Cumhuriyet gazetesinin açtığı bir yarışmada “Oğlumuz” adlı hikâyesi ile ikinci olması, onun için bir dönüm noktası olmuştur denilebilir. Daha sonra Çınaraltı ve İstanbul dergilerinde hikâyeler yazmaya devam etti. Bu hikâyeler kronolojik bir sıra ile incelendiğinde ilk dikkati çeken şeyin, yazarın bir acemilik/çıraklık dönemi olmayışıdır. Hemen her yazarda takibedilen zaman içinde ustalaşma, Tarık Buğra’da görülmüyor. O, daha ilk hikâyesinde usta bir yazar olduğunu ortaya koymuştur. Hikâyelerinde daha çok yakın çevre, aile hayatı, sevda ilişkileri, küçük kasaba intibaları gibi ferdî ve dar çerçeveli konular göze çarpar. Tarık Buğra olay değil, atmosfer hikâyecisidir. Hikâyelerinden, onun “hüzn”ü bilen bir yazar olduğu anlaşılmaktadır. Onun hikâye ve romanlarında çocukluğun, ilk aşkın, vefasızlıkların, kırılmışlıkların ve yarıda kalmış şeylerin hüznü vardır. Denilebilir ki onur eserlerinin atmosferini hep bir hüzün bulutu idare eder. Yayınlanmış dört tiyatro eserinden İbişin Rü-yası’nda ünlü komik Naşit’in hayatından bir bölümü, son derece duygulu, iki kişi arasında geçen fırtınalı bir aşk atmosferi içinde anlattı. İlk adı Dört Yumruk olan, daha sonra Akümülatörlü Radyo adıyla yayınlanan ve Devlet Tiyatroları’nda sahnelenen eserinde ise yarıda kalmış saadetlerin hikâyesini anlatmıştır. Ayakta Durmak İstiyorum ve Yüzlerce Çiçek Birden Açtı oyunları ise daha beşerî planda, hürriyete ve bağımsızlığa hasret insanın dramı hikâye edilmiştir. Onun romanları ise değişik bir gelişme göstermektedir.

1955’te yayınlanan Siyah Kehri-bar’da, İtalya’da Mussolini devrinde geçen olaylar anlatılmış, dikta rejimlerinin hür ve zora gelmez mizaçlar üzerinde yarattığı olumsuz tesirler belirtilmiştir. İbişin Rüyası, daha sonra oyun haline getirilmiş olan romanıdır. Yalnızlar ise, Akümülatörlü Radyo oyununun romanlaştırılmışıdır.

Roman dünyamızda Tarık Buğra’ya sağlam ve sarsılmaz bir yer sağlayan eseri Küçük Ağa’dır. Bu eserde, ve bunun devamı olan Küçük Ağa Ankarada ve Firavun İmanı romanlarında Millî Mücadele ilk defa değişik bir açıdan ele alınmıştır. Daha çok devletin resmi görüşünden hareket eden Kurtuluş Savaşı romanlarının tam aksine bu üç romanda meseleler, insan / millet açısından ele alınmış, yeni ve doğru bir yorumla ortaya konulmuştur. Bu roman “tarihi açıdan Millî Mücadele’de insanın yeri, milletin yeri nedir?” sorularının cevaplarını araştırır. Yazar, Yağmur Beklerken romanında Serbest Fırka denemesinin, Gençliğim Eyvah’da ise 1970’li yıllarda Türkiye’nin bir numaralı meselesi haline gelen anarşik olayların değişik yönlerini, perde arkasını tasvir ve tahlil eder.

Tarık Buğra, Osmancık romanı ile de, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarını anlatmıştır. Bu eserde de cihan devletini kuran irade, şuur ve karakterin tahlili vardır. Tarık Buğra, roman kahramanlarını idealize etmez. Onun romanlarındaki bütün tipler tabiidir. İnsanı, en gerçek ve inkâr edilemez yanından -mizacından- ve insanın en soylu duygusundan -hüzünlerinden- ele almıştır. Bu özellikleriyle Tarık Buğra, realizmin Türk romancılığındaki en usta yazarlarından birisidir. Tarık Buğra’da belli ve kalıplaşmış bir fikri ispatlama, yorumlama ve propogandasını yapma endişesi yoktur. O, romanı, roman olarak düşünür. Tarık Buğra’yı bugün ve gelecekte sarsılmaz yapan özellik onun bu tutumudur. Ona göre roman, hatta sanat “kâinatı ve insanları bir mizaca göre yeniden yaratmaktır.” Bu açıdan bakılınca Tarık Buğra, bir tahlil ustası olarak göze çarpar. Onun bazı romanlarında insan, bazılarında mesele ön plândadır, fakat ikisi de her zaman dengelidir. Tarık Buğra roman ve tiyatro gibi yarına kalıcı eserlerin en mükemmel kültür Türkçesi ile yazılacağını savunmuştur. Sanat eseri için her türlü basmakalıbı reddeden bağımsız bir sanat anlayışını benimsemiş olan Tarık Buğra, güzel Türkçesi, canlı ve yoğun üslûbu, derin tipleri ile Türk hikâye, tiyatro ve roman yazarlarının başında yer almıştır.

Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da öldü.

Eserleri:
Hikâye:
Oğlumuz (1949),
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952),
İki Uyku Arasında (1954), Hikâyeler (1964, yeni ilavelerle 1969)
Tiyatro:
Ayakta Durmak İstiyorum,
Akümülatörlü Radyo,
Yüzlerce Çiçek Birden Açtı – 1979)
Gezi Yazıları:
Gagaringrad (Moskova Notları) (1962),
Fıkra ve Deneme: Gençlik Türküsü (1964),
Düşman Kazanmak Sanatı (1979),
Politika Dışı (1992).
Roman:
Siyah Kehribar (1955),
Küçük Ağa (1964),
Küçük Ağa Ankarada (1966),
İbişin Rüyası (1970), Firavun İmanı (1976),
Gençliğim Eyvah (1979),
Dönemeçte (1980), Yalnızlar (1981),
Yağmur Beklerken (1981),
Osmancık (1983).
Senaryo ve oyunu:
Sıfırdan Doruğa-Patron (1994).

Eyüp Can

Haziran 29th, 2012

1973 Adana doğumlu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 1993 yılında mezun oldu. Ardından Harvard Üniversitesi Center for Middle Eastern Studies’de Amerikan Dış Politikası ve Ortadoğu ilişkileri üzerine lisansüstü eğitimini tamamladı. Öğrencilik yıllarında başlayan gazetecilik serüvenini 1994 yılından 2004 yılına kadar Zaman gazetesinde sürdürdü.

Referans Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüten Eyüp Can, Edebiyat dünyasından tanıdığımız Elif Şafak ile Berlin’deki Türk Konsolosluğu’nda evlendi.

Elif Şafak’ın bir kitap turnesi için Almanya’da olan çift, “Neden Berlin?” sorusuna da şu yanıtı verdi:
‘Berlin de ilişkimiz gibi…’
“Karmaşası, bölünmüşlüğü, bölünüp de birleşmişliği bize cazip ve tanıdık geldi; şehir ile kendi ilişkimiz arasında benzerlikler bulduk. Ama esasında sessiz sedasız, bu meseleyi olay haline getirmeden ve törensiz yapmak istedik. Şahidimiz bile eksikti, konsolosluk görevlileri talip oldu şahitliğe, her şey çabuk ve basit tutuldu, sakince.”

Prof. Dr.Emre Kongar

Haziran 29th, 2012

Reşit Emre Kongar, 13 Ekim 1941’de İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesinde gören Emre Kongar, 1958-1959 öğretim yılında mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. 1964 yılında Birleşmiş Milletler bursu ile Sosyal Bilimler eğitimi için Birleşik Amerika’ya gitti. 1966 yılında Michigan Üniversitesi, Sosyal Çalışma Yüksek Okulu’ndan master ünvanı ile mezun oldu. Aynı yıl Türkiye’ye döndü. Hacettepe Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak girdi. Bu görevi sırasında 2 yıl süre ile Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nde de uzmanlık yaptı.

1968 yılında üniversite bünyesinde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu’nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1969 yılında sosyal bilimler alanında “İzmir’de Kentsel Aile” adlı tezi ile doktor oldu. 1972-1974 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak geri döndü.

1976 yılında “Toplumsal Değişme Kuramları” konusundaki tezi ile üniversite doçenti oldu. Aynı yıl Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü’ne eylemli doçent olarak atandı ve Bölüm Başkanlığı’na seçildi. 1978 yılında Bölüm Başkanlığı’ndan ayrıldı. 1976-1979 yılları arasında, Hacettepe Üniversitesi adına Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Turizm Planlaması Genel Müdürlüğü’nde danışmanlık görevi yaptı. İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Beş Yıllık Planların hazırlanmasında çeşitli ihtisas komisyonlarında çalıştı.

1978-1979 yıllarında Kültür Bakanlığında Kültür Yüksek Kurulu üyesi olarak hizmet etti. Aynı yıl Gençlik ve Spor Bakanlığında “Toplumsal Kalkınmada Gençlik” projesini hazırladı ve uygulamada yardımcı oldu. Bu yıllarda Milli Eğitim Bakanı’na da özel danışmanlık yaptı. 1978-1981 yılları arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde tiyatro kürsüsünde “Sanat Sosyolojisi” dersleri verdi.

1981 yılı Temmuz ayında “Atatürk ve Devrim Kuramları” adlı takdim tezi ile Hacettepe Üniversitesi Senatosunca Profesörlüğe yükseltildi.1983 yılına kadar Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü ile Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyeliğini sürdürdü. Birleşik Amerika’da yayımlanan American Journal of Political and Military Sociology adlı dergi ile yine aynı ülkede yayımlanan International Journal of Sociology of Family adlı dergilerin yazı kurullarında görev yaptı.

15 Şubat 1983 tarihinde askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için, üniversiteden istifa etti. 1 Mayıs 1983-31 Temmuz 1987 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi’nde danışmanlık yaptı.

28 Eylül 1987 tarihinde KAMAR, Kamuoyu Araştırma Anonim Şirketi’ni kurdu. 1987 seçimlerini en az sapma ile önceden bilen araştırma dahil, seçim öncesi ölçümlerini ve kamuoyu araştırmalarını Hürriyet Gazetesi’nde yayımladı. 31 Aralık 1991 tarihinde KAMAR’dan ayrıldı.

15 Ocak 1992 – 15 Mart 1992 tarihleri arası TÜSES’in genel sekreterliği ile birlikte vakıf müdürlüğünü de yürüttü. Nisan 1992’de Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı’na atandı. Kasım 1995’de Müsteşarlık görevinden ayrıldı.

15 Ocak 1996’da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı ile, 1 Şubat 1996’da İtalya Devleti Commandatore Madalyası ile, 15 Şubat 1996’da da Polonya Devleti Commandor nişanı ile ödüllendirildi. 24 Nisan 1996 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne Profesör olarak geri döndü. Şubat 1997’de Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyeliğine atandı. 1997-2000 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde saat başı görevli hocalık yaptı.

Temmuz 2000’de devletten emekli oldu. 1 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Danışmanı oldu. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi’nde saat başı görevli ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde de fahri olarak hocalık yapmaktadır.

Türkiye’nin Toplumsal Yapısı adlı kitabı ile 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü’nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabı ile 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü’nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabı ile 1998 Aydın Doğan Sosyal ve Beşeri Bilimler Ödülü’nü kazandı. 1998 yılında Nokta Dergisi tarafından Sosyal Bilimler alanında “Doruktakiler” ödülüne layık görüldü. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından verilen “Yılın İletişimcisi” ödülünü Sosyal Bilimler alanında kazandı. 2001 yılında Kızlarıma Mektuplar adlı kitabı ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin “Zirvedekiler 2001; En Beğenilen Kitap” ödülünü aldı.

Sosyal bilimler ve kültür alanında yirmiden fazla kitabı, bilimsel ve deneme türü yüzü aşkın makalesi vardır. Bilimsel çalışmalarının ve deneme kitaplarının yanında, 1990 yılının en çok satan kitapları arasına giren “Hocaefendi’nin Sandukası” adlı bir de roman yazmıştır. Müsteşarlık dönemi anılarını da “Ben Müsteşarken” adı ile kitaplaştırmıştır. “21.Yüzyılda Türkiye” adlı incelemesi ve “Kızlarıma Mektuplar” adlı eseri en çok satan kitaplar arasında yer almıştır.

Evli ve üç çocukludur.

David Ignatius

Haziran 29th, 2012

26 Mayıs 1950 tarihinde ABD’de doğdu. David Ignatius 1920 yılında Ermenistan’dan ABD’ye göç eden bir Ermeni ailenin çocuğu. Babası ABD Deniz Kuvvetleri sekreterliği de yapan Paul Robert Ignatius’dur. Babası aynı zamanda Washington Post yönetim kurulu başkan yardımcılığı da yapmıştır. ABD’deki Ermeni lobisiyle hareket ettiği belirtilen Ignatius’un Erdoğan ve Türkiye aleyhine özellikle de dış politikalarını eleştiren yazıları bulunuyor.

Ignatius, Türkiye’nin dış politikadaki tavrının Obama’nın dikkatine sunulması gerektiği görüşünü dile getirirken içpolitikada da Erdoğan’ın özellikle muhaliflerine karşı hoşgörülü davranmadığı iddiasında bulunuyor. Ignatius’a göre Erdoğan’ın bu tavrı ifade özgürlüğünü kısıtlayan hoşgörüsüz bir tutum.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Davos 2009’daki toplantısında yanlış yönetiminden dolayı tepki gösterdiği Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius’un Türkiye’yi yakından tanıdığı ortaya çıktı. Ignatius aslında Türkiye’nin bölgedeki girişimlerinden oldukça rahatsız bir isim. AK Parti’nin bölgedeki tutumunu zaman zaman yazılarında Osmanlı tavrını andırıyor diye yorumlayan Ignatus, son olarak kalema aldığı köşe yazısında ise Türkiye’nin bölgedeki politikasını “domino” taşlarına benzetiyor.

Başbakanın moderatöre tepkisini izlemek için tıklayınız.

Turhan Narler

Haziran 29th, 2012

Gazeteci Narler’in, 27 Ocak 2007 günü kalp krizi sonucu evinde yaşamını yitirdiği bildirildi.

Çanakkale‘de 1931 yılında dünyaya gelen Narler, 1956 yılında gazetecilik mesleğine başladı.

TRT, Hürriyet Haber Ajansı ve Cumhuriyet gazetesinde uzun yıllar muhabirlik ve temsilcilik yapan Narler, 1980 yılında Çanakkale Olay Gazetesi‘ni kurdu. Yerel basındaki yazılarıyla uzun yıllar kentin nabzını tutan Narler, yerel televizyon kanalında haber-yorum programı hazırladı.

Basın Şeref Kartı sahibi olan Narler, geçen yıl diyabet rahatsızlığının yol açtığı kalp ve damar tıkanıklığı hastalığı nedeniyle tedavi altına alınmıştı.

Narler, evli ve 2 çocuk babasıydı.

Gazeteci Narler, Necip Paşa Camisinde kılınan namazın ardından şehir mezarlığında toprağa verildi.

Yaşar Türe

Haziran 29th, 2012

ÇANAKKALE’de yaşamını yitiren emekli gazeteci 61 yaşındaki Yaşar Türe’nin cenazesi şehir mezarlığında toprağa verildi.

Çanakkale Devlet Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi’ndeki yoğun bakım ünitesinde, pnömatoraks (ciğerde baloncuk) rahatsızlığı nedeniyle bir süredir tedavi gören Türe 27 Ocak gecesi yaşamını yitirdi. Türe’nin cenazesi Çanakkale Devlet Hastanesi morgundan alınarak Kurşunlu Camii’ne getirildi.

Cenaze törenine Vali Vekili Yusuf Ziya İnce, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Emniyet Müdürü Orhan Okur, ulusal ve yerel basının temsilcileri ve yakınları ile çok sayıda vatandaş katıldı. Öğle namazının ardından cenaze namazı kılınan Türe, Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.

1946 yılında Çanakkale‘nin Çan İlçesi’nde doğan Türe, çeşitli ulusal gazetelerin Çanakkale temsilciğini yaptıktan sonra 1990 yılında Anadolu Ajansı‘nda göreve başladı. 1996 yılında kurulan Anadolu Ajansı Çanakkale Büro Müdürlüğü’ne getirilen Türe, 30 Eylül 2006’da emekli oldu. Yaşar Türe evli ve 2 çocuk babasıydı.

Türe ile aynı gün kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Basın Şeref Kartı sahibi Çanakkaleli gazeteci 76 yaşındaki Turhan Narler de dün şehir mezarlığında toprağa verilmişti.

Cengiz Şimşek

Haziran 29th, 2012

Eğitim Bilimleri Doktoru. Sivas Yıldızeli doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakultesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Programları ve Öğretimi A.B.D. 1994 Mezunu. 2002 Rusya/Samara Devlet Teknik Üniversitesi Eğitim Teknolojisi Doktora eğitimi gördü. Halen Diyalog Avrasya Dergisinin Yazı İşleri Müdürü olarak çalışıyor. 

 

Reha Mağden

Haziran 29th, 2012

1955’te Ordu’da dünyaya gelen Reha Mağden, Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu.

Bir süre üniversitede araştırma görevlisi olarak da çalışan Mağden, gazeteciliğe 1985’te Anadolu Ajansı İç Haberler Müdürlüğü’nde muhabir olarak başladı.

Daha sonra çeşitli gazete ve dergilerde de çalışan Mağden, son dönemde Birgün gazetesinde köşe yazarlığı yapıyordu.

Uzun süredir tedavisini gördüğü akciğer kanseri hastalığına yenik düşen Reha Mağden (51), 25 Temmuz 2006 gecesi yaşama veda etti.

Gazeteci-yazar Reha Mağden’in cenazesi, Burgazada Camii’nde ikindi vakti kılınan namazın ardından, ailesi ve dostlarının katıldığı bir törenle Burgazada Mezarlığı’na defnedildi.

Mağden’in ‘Üçünün Nerkisi’, ‘Yazgıların Tableti’, ‘Ah O Müstehcen Salınış’ ve ‘Cehennemde Bir Şehit’ adlı kitapları bulunuyor. [Not: Yazarın ‘Yazgıların Tableti’ adlı kitabı ‘Üçünün Nerkisi’ndeki hikayeleri de içeriyor.]


Reha Mağden’in, ‘Ah O Müstehcen Salınış’ adlı yapıtından bir alıntı:

Kendisi hakkında ne düşündüğünü sorma cesareti bulduğumu hatırlıyorum; dedim ki: “Bu arkadaş sohbetinden hoşnut olup olmadığın, yüzünde değişmeyen şu gülümsemeyle ölçülebilir mi ki?”
“Hiç düşünmedim,” dedi.
“Yalnızken de gülümser misin ve bu daha mı içten olur, mesela? diye sordum bu defa.
Sustu ve somurttu.
Arkadaşları közde kebaplar, söğüş kokulu domatesler, söğüş beyaz soğanlar, buzlu cacıklar getirirken, birden konuştu:
“Bütün mesele, evet, haklısın ihtiyar, tırtıl ile kelebek arasındaki fark. Kelebekler korkar, tırtıllar bunu bilmez bile, kelebek olunca tırtıl olmayı sen özlemedin mi hiç? Hepimiz az ömürlüyüz. Kelebek olunca fark ediliyoruz ama, güvenli yer, kozanın içi. Ama fark edilmek?”
“Zorlu, ha,” dedim O’na.

Gianfranco Fini

Haziran 29th, 2012

1952 yılında dünyaya geldi. Gençlik yılarında gazetecilik yapan Gianfranco Fini, 1987 yılında o dönemde “Sosyal Hareket Partisi” olarak anılan İtalyan faşistlerin lideri oldu. Daha sonra partinin adını “Ulusal Birlik” olarak değiştirdi ve “merkez sağa” kayan partisinin görüşünü “sivil topluma açık, batı demokrasileri değirleriyle uyumlu, ideolojik ve nostaljik olmayan bir parti” olarak tanımladı. Geçmişle hesaplaşmayı başaran Fini, seçimlerde özellikle eski Hristiyan demokratların, muhafazakarların ve sol yönetim zamanında hayal kırıklığına uğrayan işçi sınıfınında oylarını almayı başardı ve Berlusconu hükümetinde ikinci adam oldu.

Güzin Sayar

Haziran 29th, 2012

Güzin Sayar, sizin tanıdığınız adıyla “Güzin Abla”, kökeni Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay’a uzanan, köklü bir ailenin kızıdır. Dedesi Mahmut Hayri Bey’e ait Erenköy, Ethem Efendi Caddesi’nde, Haremlik ve selamlık bulunan eski dönemin o bağ köşkü diye tabir edilen ahşap bir köşkte, 1921 yılında dünyaya geldi. Ne yazık ki, babasını çok genç yaşta kaybetti. Annesi Mediha Sayar, çok zeki ve çalışkan bir insandı. Babası üst düzey bir devlet memuruydu. O yine de eşini kaybettikten sonra, 3 yaşındaki küçük Güzin’i alıp baba evine döndüğünde, ailesine yük olmamak için çalışmaya başladı. Alman mektebi mezunuydu. Üç lisan biliyordu. O dönemde, Türkiye’nin ilk çalışan kadınlarından biriydi.

Güzin Sayar, Harbiye Orduevi’nin karşısındaki evlerinden, Notre Dame De Sion Fransız Kız Lisesi’ne gidip gelirken, genç bir subaya aşık oldu. Annesinin muhalefetine rağmen, 16 yaşında o subayla evlendi. Son derece ince ruhlu, piyano çalan, mürebbiyelerle büyümüş bir genç kadınla, daha zor koşullarda yaşamış ve yatılı bir askeri okulda büyümüş olan bu genç adam pek bağdaşamamışlardı. Küçük kızları dünyaya geldikten bir süre sonra, eşinin başka bir kadını; hem de evli ve 2 çocuklu bir kadını, sevmesi nedeniyle, ayrılmak zorunda kaldı. Birkaç yıl sonra evlendiği mimar Tayfur Şehbal ile de 5 yıllık evliliğini de yine bir başka kadının araya girmesiyle noktalamak zorunda kaldı.

Annesi Mediha Sayar, Yeni İstanbul gazetesinde muhasebe müdürü olarak çalışıyordu. Aynı gazetede tercüme yazılar yazarak mesleğe başlayan Güzin Sayar, daha sonra Son Havadis gazetesinde, “Sorun söyleyelim” adıyla 1960’lı yıllarda bir köşeye imza attı. Bu belki de, “Güzin Abla” köşesinin ilk işaretleriydi. İnsanların sorunlarına eğilme merakı onda gençlik yıllarında da varolan, özel bir yetenekti. İleriki yıllarda Akşam, Hür Vatan gibi gazetelerde “Derim ki” diye bir köşe yazısıyla devam etti. Bu arada magazin müdürü olarak çeşitli gazetelerde çalıştı. “Çocukluğundan itibaren gazeteci olmak istemişti. Gerçekten de Türkiye’nin ilk 3-5 kadın gazetecisinden biridir.

Saklambaç gazetesinde ilk kez kendi adını taşıyan dertleşme köşesini ise 1971 yılında yazmaya başladı. Zaten o sıralarda aynı gazetede “Feride” adlı bir dertleşme köşesi vardı. Yazıişleri müdürleri, bu köşeyi “Güzin Abla Dertlerinizle Başbaşa” başlığıyla, kendi adıyla sürdürmesini uygun gördüler. Ve “Güzin Abla” köşesi böyle doğmuş oldu.

“Güzin abla” olağanüstü güzel ve kültürlü bir kadın olduğu halde, ilginçtir; iki eşi tarafından da aldatılıp, terk edilmiş bir kadındı. Aynı zamanda çok onurlu bir insandı. İkinci evliliği ve ikinci hayal kırıklığından sonra, evliliğe noktayı koydu. Üstelik o sırada 35 yaşındaydı. Kendini kızına ve mesleğine adadı.

Bir bakıma bir ekol olarak yarattığı Güzin Abla kavramı, bu başarısız iki evliliğin sonucudur, denebilir.

Belki Güzin abla olarak hemcinslerinin, bitmek tükenmek bilmeyen dert ve sorunlarına eğilirken, bir anlamda kendi yaşadığı tecrübeleri onlarla paylaşmak istemiş olabilir. O sevgi dolu bir yürekti, insanlarla çok rahat iletişim kurabilen biriydi. Ve de en büyük özelliği inanılmaz hoşgörüsüdür.

Ne yazık ki, yıllarını okurlarının dertlerine adamış bu inanılmaz kadın, dün sabah saatlerinde hayata gözlerini yumdu. Yıllar onu da kayırmadı. Her varlığı bekleyen kaçınılmaz süreç onu da etkiledi. Yaşlılık onun da fani bedenini yıprattı. Sizlerden ayırdı, koparttı.

Yıllar acımasızca akıp gidiyor. Her şey gelip geçiyor. Her şey değişiyor. İşte bu nedenle Güzin Abla da köşesini kızına devrederek bu değişime uyum sağladı.”

Not: Hürriyet Gazetesi’ndeki “Güzin Abla” köşesini, Güzin Sayar’ın sağlık durumu elvermediği için 1998 yılından beri kızı Feyza Algan hazırlıyordu.

Beşir Ayvazoğlu

Haziran 29th, 2012

1953 yılında Sivas´a bağlı Zara’da doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. TRT’de uzman olarak çalıştı. Askerlik görevini tamamladıktan sonra, lise yıllarında mahallî gazetelerde amatör olarak yürüttüğü gazetecilik mesleğine döndü.

1985-1991 yılları arasında Tercüman gazetesinin Kültür-Sanat sayfasını yönetti. Türkiye gazetesinde Kültür-Sanat yönetmenliği ve köşe yazarlığı yaptı. Yeni Ufuk gazetesinin genel yönetmeni oldu. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Repertuar kurulu üyeliğine seçildi. Aşk Estetiği adlı incelemesiyle dikkati çeken Ayvazoğlu, şiir, deneme, biyografi, inceleme, röportaj, oyun dallarında eserler verdi.

Gürkan Hacır

Haziran 29th, 2012

Gürkan Hacır 1970 yılında doğdu. Ekonomi eğitimi alan Hacır, gazetecilik yapmaktadır. TV ve radyoların yanı sıra, basın-yayın kuruluşlarında görev aldı. Halen çeşitli dergilerde yayın yönetmenliği ile bir radyo istasyonunun Ankara temsilciliğini yapmaktadır. Sürekli yayınlarda ropörtajlarını ve yakın tarih üzerine çalışmalarını sürdüren Hacır, evli ve bir çocuk babasıdır.

Eserleri
Refleks
Efe Başvekil Şükrü Saracoğlu’nun Romanı
Ekonomimizin Çınarları


Yeni Harman Dergisi’ndeki başarılı çalışmaları, Şükrü Saracoğlu’nu anlattığı Efe Başvekil adlı biyografik romanı ve her hafta SkyTürk’te Yalçın Küçük’le birlikte hazırladığı Kalemler ve Kılıçlar programı nedeniyle yakından tanıdığınız gazeteci yazar Gürkan Hacır, yaptığı söyleşilerle Türk medyasının bugününü aydınlatıyor:

Gürkan Hacır. Serdar Turgut hangi gazeteciye, ev kiralarımızı o beğenmediğin iddaacıların kazandığı parayla ödüyoruz, dedi?
. Tuğrul Eryılmaz’a “Demirel bu ülkenin başına Tansu Çiller’i bela etti, sen de bu ülkenin başına Oray’ı bela ettin” diyen gazeteci kim?
. Emin Çölaşan’ın “hakkında bir dosya gelirse yazamam” dediği kişi kim?
. Gürkan Hacır’a “hiçbir şekilde Genel Yayın Yönetmeni olmam” dedikten kısa bir süre sonra Akşam Gazetesi’nin başına geçen gazeteci kim?
. Hangi genel yayın yönetmeni, gazetesini, köşe yazılarını okumadan ve gazeteye uğramadan yönetiyor?
. Yavuz Donat’a hangi medya patronları, nerelerde evler aldılar?
. Van’daki Emniyet skandalı nasıl bir tesadüfle ortaya çıktı?
. Tuncay Özkan, hangi gazeteciye, “şimdi Ankara’ya geliyorum, ananı belleyeceğim” dedi?
. Amerika, Türk medyasına Irak savaşı öncesinde para dağıttı mı?
. Gürkan Hacır’a “haber programı işi bitti, yapmayı düşünmüyorum” dedikten kısa bir süre sonra NTV’de haber tartışma programına başlayan gazeteci kim?
. Cumhurbaşkanı Sezer, kanunları veto etmeden önce hangi gazeteciyi arayıp haber veriyordu?
. Cumhuriyet hangi gazeteciyi Aydın Doğan kızar diye işe almadı?
. Hıncal Uluç köşesinde anlattığı otellerin parasını cebinden mi ödüyor?
. Tayyip Erdoğan’ın hacda ihramlı fotoğrafı nasıl çekildi?


Her haftasonu pazar günleri SkyTürk’te Yalçın Küçük’le birlikte hazırladığı Kalemler ve Kılıçlar programının sunuculuğunu yapmaktadır.

Gürkan hacır

Kalemler ve Kılıçlar

Muammer Aksoy

Haziran 29th, 2012

1917 yılında Antalya’da doğdu. 1939’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Zürih Üniversitesi Hukuk ve Devlet Bilimleri Fakültesi’nde doktora yaptı. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsünde asistanlık ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Medeni Hukuk Kürsüsünde öğretim üyeliği yaptı. 1957 yılında üniversite yasasında yapılan değişikliklerin üniversite özerkliğine zarar verdiği gerekçesiyle üniversitedeki görevinden istifa ederek Cumhuriyet Halk Partisi’ne girdi.

27 Mayıs 1960 sonrasında yeniden üniversiteye döndü, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku profesörü oldu. 1960-1961 yıllarında kurucu mecliste Antalya temsilcisi olarak çalıştı. 1961 Anayasasının hazırlanması sırasında Anayasa komisyonu sözcülüğü ve CHP parti meclisi üyeliği görevlerinde bulundu. 12 Mart 1971 muhtırasından sonra sıkıyönetimce tutuklandı ancak yargılama sonucunda aklandı. 1977’de CHP İstanbul milletvekili olarak parlamentoya girdi. Avrupa Konseyi Türkiye temsilciliği ve Türk Hukuk Kurumu başkanlığı görevlerini yürüttü. 12 Eylül 1980’den sonra Ankara Barosu başkanlığına seçildi.

1989’da Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Bahri Savcı, Münci Kapani ve Bahriye Üçok gibi aydınlarla birlikte Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu ve Kurucu Genel Başkan olarak çalıştı. 31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü.

Rasim Özdenören

Haziran 29th, 2012

Türk öykü yazarlarının önemli isimlerinden Rasim Özdenören, 1940 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Mezun olduktan sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. Dört yıl sonra, 1975’de Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi ve aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı.

1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikayeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır. Özdenören öykülerinde, değerlerinden koparılmış ve modern kentlerin varoşlarında kıstırılmış bireyin / ailenin acılarını, yalnızlıklarını gündeme getirerek yanlışa yönlendirilmiş ülke insanının yaşadığı çarpılmayı / kültür şokunu kuşatıcı ve derinlemesine bir yaklaşımla öyküleştirmiştir.

Eserleri: İpin Ucu, Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı, Yaşadığımız Günler, Acemi Yolcu, Red Yazıları, Çözülme, Yeni Dünya Düzenin Sefaleti, Köpekçe Düşünceler, Ben ve Hayat ve Ölüm, Çok Sesli Bir Ölüm, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Hışırtı, Kafa Karıştıran Kelimeler, Müslümanca Yaşamak, Çapraz İlişkiler, Gül Yetiştiren Adam, Hastalar ve Işıklar, Yeniden İnanmak, Ansızın Yola Çıkmak, Denize Açılan Kapı, Kent İlişkileri, Ruhun Malzemeleri, Kuyu, Çarpılmışlar, İki Dünya, Aşkın Diyalektiği, Toz.

Beşir Fuad

Haziran 29th, 2012

Beşir Fuad 1852 yılında dünyaya geldi. Ailesi hakkında fazla bilgi yoktur. Bilinen en eski aile üyesi, baba tarafından akrabası olan Abdülhamid’in başmabeyncisi Gürcü asıllı Hamdi Mahmud Paşa’dır. Babası Hurşit Paşa Adana’da mutasarrıflık yapmıştır. Annesi hakkındaki tek bilgi ise 1886 Mart’ında “délire de persécution”dan (hezeyan-ı tazallümî) öldüğüdür. Maddi açıdan varlıklı bir ailesi olan Beşir Fuad öğrenimine Fatih Rüştiyesi’nde başlar. Ailesinin Suriye’ye geçmesiyle öğrenimini buradaki Cizvit okulunda sürdürür. 1867-1870 yılları arasında İstanbul’da Askeri İdadî’de okur. 1871’de girdiği Mekteb-i Harbiye’yi bitirince yaver olarak Abdülaziz’in sarayında görev yapmaya başlar.

1875-1876 Sırp savaşlarına katılır. Yaverliği 1876 yılına kadar süren Beşir Fuad gönüllü olarak 1877-1878 Rus savaşı ve Girit isyanlarında da görev yapar. Beş yıl kadar Girit’te kalır. Bu süre zarfında Almanca ve İngilizce öğrenir. İstanbul’a döner ve 1881-1884 yılları arasında kolağası olarak çeşitli görevlerle askerlik sahasında çalışmayı sürdürür.

1884 Beşir Fuad’ın yazı hayatında önemli bir tarihtir. Bilinen ilk yazısı 1883 tarihini taşımakla birlikte Beşir Fuad’ın asıl yoğun yazı hayatı 1884’te başlar; çeviri kitaplar yayımlar, çeşitli dergilerde fen konularında yazılar yazar ve iki dergi çıkarır. Bunların ilki karışık bir kadroyla kurulan ve daha dördüncü sayısında yazarlar arasındaki görüş farkları yüzünden kapanan Hâver, diğeri daha uyumlu bir kadro ile fen ağırlıklı olarak yayımlanan Güneş’tir. Ancak bu da 12. sayısında maddi sorunlar yüzünden kapatılır. Bu yoğun yazı hayatı yüzünden 1884’te askerlikten ayrılan Beşir Fuad aynı yıl Ceride-i Havadis gazetesinin başyazarı olur. Gazetenin birbuçuk ay sonra bir ihbar yüzünden kapatılması üzerine dönemin önde gelen gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat ve Saadet’te yazmayı sürdürür.

Beşir Fuad’ın 1883-1884 yılları arasındaki ilk yazıları çeviri ağırlıklıdır. Zamanla telif yazıları öne geçmeye başlar. Bu yazılar felsefe, fen, fizyoloji ve askerlik konularında yoğunlaşır. Dil, özellikle yabancı dillerin öğretimi de Beşir Fuad’ın çeviri kitap ve makalelerinde sık sık ele aldığı konulardandır. Bunun yanı sıra çok sevdiği tiyatro üzerine değerlendirme yazıları da kaleme alır. 1885’te Victor Hugo’nun yayımlanmasıyla girdiği polemiklerde dönemin çeşitli edebiyat meselelerini, iki yıl sonra çıkan Voltaire biyografisinde ise daha ziyade dinî ve felsefî konuları tartışan Beşir Fuad, intihar edeceği tarihe kadar yoğun bir yazı hayatının içindedir. 6 Şubat 1887 yılında intihar etti.

Ernest Hemingway

Haziran 29th, 2012

Kısa öykünün ustası sayılan Amerikalı yazar Ernest Hemingway, izlenimlerini ve deneyimlerini kuru, kısa bir stille aktarmaya çalıştı. Yazarın yapıtlarının konusu başlıca aşk ve ölümle insanın hayattaki başarısızlığından ibarettir. Amerikan edebiyatındaki Redskin, Tough Boy gibi, tüm bir yaratıcılık anlayışını, sporcu, avcı, asker portreleriyle dile getirerek başarıyla temsil etti. Kuralları titizlikle belirlenmiş bu geniş düşsel evren, ne gerçekçi yazımın kesinliğini, ne de Amerikan edebiyatına insanlığın durumunu anlatma olanağı veren geniş boyutlu simgeselliği dışlar. Hemingway’in çok boyutlu bir ilgi alanı olması ve buna sıkı sıkıya bağlı kalması, yapıtlarının, geçek bir psikolojik çözümleme yerine ucuz kahramanlığa yer veren, yüzeysel bir nitelik taşıdığını düşündürür.

Doktor bir babayla opera şarkıcısı bir annenin oğlu olarak 21 Temmuz 1899’da Şikago yakınlarında Oak Park’ta dünyaya gelen Hemingway, burada beş kardeşiyle birlikte büyüdü ve 1917’ye kadar okula devam etti. Tutkulu bir sporcu olan Hemingway, henüz öğrenci gazetesinde çalışırken gazeteci olmaya kararlıydı. 18 yaşında Kansas City Star gazetesinde başladığı eğitimini, I. Dünya Savaşı’nda Kızılhaç örgütüyle birlikte sağlık memuru olarak İtalya’ya gitmek üzere bıraktı. Ağır bir şekilde yaralanan Hemingway, iyileştikten sonra piyade birliğine gönüllü olarak katıldı. Savaşta yaralanınca ölüm korkusuyla tanıştı; bu konu bütün yapıtlarında öne çıkar.

IN OUR TIMES

Hemingway, 1920’de evlendiği Hadley Richardson ile birlikte Toronto Star Weekly gazetesi için dış ülke muhabiri olarak Avrupa yolculuğuna çıktı. Birlikte bir çocuk sahibi olduğu ilk eşinden 1924’te boşandı. İkinci evliliğini gazeteci Pauline Pfeiffer ile yaptı (iki çocuk) ve 1940’ta boşandı. 1921’de Türk-Yunan savaşında savaş muhabiri olarak bulundu. Bir yıl sonra da Mussolini’nin Roma’ya yürüyüşünü anlattı. Amerikalı yazar Gertrude Stein ile arkadaş olunca Hemingway edebiyata yönelmeye heveslendi. Bunun ilk semeresi In Our Times (Zamanımızda, 1924) adlı kısa öykülerden oluşan bir kitaptı. Hemingway burada izlenimlerini sade, açık bir dille aktarmaktadır. Yapıtlarının amacı, yüzeyin altındaki gerçeklere ulaşmaktı.

A FARERVELL TO ARMS

1926’da Hemingway’ın ilk romanı The Sun Also Rises (Güneş de Doğar) yayınlandı. Savaşta aldığı yaralar yüzünden çocuk yapma yeteneğini ve hayatın bir anlam taşıdığına ilişkin inancını yitiren bir Amerikalının öyküsünde “Lost Generation” (Yitik Nesil) denilen neslin (20’li yıllarda Paris’te bulunan umutsuzluğa kapılmış Amerikalı edebiyatçılar) havası yansıtılmaktadır. Ulusal fanatizme karşı bir suçlama olarak algıladığı A Farewell to Arms (Silahlara Veda, 1929) adlı romanı çok büyük bir başarı kaydetti. Hemingway bu romanında yaralı bir askerin bir hemşireye duyduğu aşkı anlatır. Savaşın anlamsızlığını anlayan erkek, bir de hamile sevgilisinin ölümüne katlanmak zorunda kalır.

POLİTİK KONULAR

İspanya’ya yaptığı bir yolculuk esnasında Death in the Afternoon (Öğleden Sonra Ölüm, 1931) adlı romanı yazdı. Burada Hemingway için tutku haline gelmiş olan boğa güreşine ve bu güreşlerin ülkesine saygı gözler önüne serilir. Afrika turunu 1935’te The Green Hills of Africa’da (Afrika’nın Yeşil Tepeleri, 1935) anlattı. Bir yıl sonra İspanya İç Savaşında Cumhuriyetçilerden yana tavır aldı. Ayrıca savaşı anlatan belgesel bir filmin senaryosunu hazırladı: The Spanish Earth (İspanya Toprağı, 1938). Hemingway, 1939’da Küba’ya taşındı. Bir yıl sonra gazeteci Martha Gallhorn ile evlendi (1944’te boşandılar). Dördüncü evliliğini 1946’da Mary Welsh ile yaptı.

Yine 1940 yılında For hom the Bell Tolls (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) adlı başarılı romanı çıktı. 1943’te filme alınan bu romanda Amerikalı kolej doçenti Robert Jordan, İspanya İç Savaşında bir gerilla birliğiyle birlikte stratejik açıdan önemsiz bir köprüyü havaya uçurur. Birlikte savaştığı Maria’ya aşık olan Jordan, Franco’cu birliğin saldırısına uğrayıp yaralanır ve ölür. Aşkı ve ölümü anlatan bu yapıtta artık bireyin menfaatleri odak noktasını oluşturmaz. Hemingway toplum adına sorumluluk üstlenmeyi kabul eder. Bu düşüncesini 1942’de girdiği Amerikan deniz kuvvetlerinde uygulamaya koydu. İstila birliklerinin muhabiri olarak 1944’te Fransa çıkartmasına ve Paris’in kurtuluşuna katıldı.

NOBEL ÖDÜLÜ

Büyük bir başarı kaydedemeyen Across the River and into the Trees (Irmaktan Öteye ve Ağaçların İçine, 1950) adlı Venedik romanından sonra, 1952’de Hemingway’ın başyapıtı The Old Man and the Sea (İhtiyar Adam ve Deniz) yayınlandı. Bu kısa romanın kahramanı Kübalı balıkçı Santiago, 84 kez boşuna denize açıldıktan sonra kocaman bir kılıç balığı yakalar. Bu başarısının sevinci içinde yakaladığı balığı teknesine bağlayarak evine doğru yelken açar. Balığı yolda köpekbalıkları tarafından yenilip bitirildiği halde Santiago ertesi günü yine denize açılır. İnsan hayatına dair bu sade parabol insanın boşuna başarı peşinden koşusunu simgeler. İnsanın doğaya karşı savaşına öldürme gereksinimi egemendir. Birey tüm yenilgilere karşın yeniden yaşam savaşına döner. Hemingway 1953’te Pulitzer Ödülünü aldıktan sonra 1954’te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Arteriyosklerozlu tutkulu avcı Hemingway yedi yıl sonra, 2 Temmuz 1961’de, 61 yaşında, Ketchum/Idaho’da kendisini avcı tüfeğiyle vurarak yaşamına son verdi.

ESERLERİ:

Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [A Farewell to Arms], 1929; [The Fifth Column and the First Forty-nine Stories], 1938; Çanlar Kimin İçin Çalıyor [For Whom the Bell tolls], 1940; Irmağın Ötesi [Across the River and into the Trees], 1950) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika’nın Yeşil Tepeleri [The Green Hills of Africa], 1935; İhtiyar Adam ve Deniz [Old Man and the Sea], 1952) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. Öykü türü ([Men without Women], 1927; Ya Hep Ya Hiç [To Have and Have not], 1937), günlük yaşamın tekdüzeliğinde bunalım anlarını saptama olanağı verir. 20’li yılların sürgününü anlatan Güneş de Doğar [The Sun Also Raises], 1926 ve Paris Bir Şenliktir [A Moveable Feast], 1964 adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Boğa güreşlerine ilişkin olarak [Death in the Afternoon], 1932 yılına ait bir yapıtıdır.

Dr.A. Mahfi Eğilmez

Haziran 29th, 2012

1950 yılında İstanbulda doğdu. Ankara Atatürk Lisesini, A.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesini (İktisat ve Maliye Bölümü) bitirdi. Gazi Üniversitesi’nde Kamu Maliyesi dalında doktora yaptı. Yeminli Mali Müşavir ünvanına sahiptir.

1972 yılında Maliye Müfettiş Muavini olarak başladığı kamu hizmetinde Maliye Müfettişi, Gelirler Genel Müdür Yardımcısı (tedvir), Hazine Kamu Kurumları ve İştirakleri Daire Başkanı, Hazine Kamu Finansmanı Genel Müdür Yardımcısı, Washington Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Müşaviri, Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı Kamu Finansmanı Genel Müdürü, Hazine ve Dışticaret Müsteşar Yardımcısı, Washington Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Başmüşaviri, Hazine Müsteşarlığı Müşaviri olarak görev yaptı. 1997 yılında Hazine Müsteşarlığı’na atandı. 1997 yılı sonunda kamu hizmetinden ayrıldı.

Halen Garanti Bankası yönetim kurulu murahhas üyeliğinin yanısıra Garanti Leasing ve Doğuş İnsangücü Kaynakları A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığını yapıyor, Radikal Gazetesinde köşe yazısı yazıyor ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi Politilkası dersleri veriyor.

Katma Değer Vergisi (Teori – Uygulama) (1983); Hazine (1996); IMF, Dünya Bankası ve Türkiye (1996); Light Günlük (2000); Krizleri Nasıl Çıkardık? (Ercan Kumcu ile ortak 2001); Anitta’nın Laneti (2001) ve Ekonomi Politikası (Ercan Kumcu ile ortak 2002) adlı yedi kitabı ve çeşitli ekonomik ve mali konularda yayınlanmış makaleleri vardır.