Archive for the ‘Genel’ Category

Komisyondan kaçan Mesut Yılmaz yazılı veto!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Kemal Gümüş’ün haberi

TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu 28 Şubat Alt Komisyonu, “Sorularınıza yazılı yanıt veririm” eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın bu talebini reddetti ve “Komisyonda sözlü yanıtlarınızı bekliyoruz” dedi. 28 Şubat darbesini araştırmakla görevli alt komisyon, Ankara’da başlayan çalışmalarını İstanbul’a taşıyıp eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile dönemin bakanlarından Yalım Erez ve Güneş Taner’i dinledikten sonra yeniden Ankara’daki çalışmalar için hazırlığa başladı. Daha önce görüşülen dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’nin konuşmaları raporlanırken, şimdi de cezaevinde bulunan dönemin tanıklarının dinlenmesi kararlaştırıldı.

Tutuklu isimler de dinlenecek

Cezaevinde dinlenmesi düşünülen isimler arasında 28 Şubat soruşturması kapsamında tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne konulan Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile emekli Tümgeneral Erol Özkasnak da yer alıyor. Komisyon ayrıca Ergenekon davası kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile yine Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve 2010 yılında serbest bırakılan dönemin İstanbul Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ile de görüşecek.

Çalışmalarını sürdüren 28 Şubat komisyonu, dönemin hükümeti Refah – Yol’un ortağı DYP eski Genel Başkanı ve Başbakan Tansu Çiller’in özel arşivi ile geleceği komisyonda vereceği bilgileri bekliyor. Komisyon dönemin bir diğer Başbakan’ı Mesut Yılmaz’ın sorulara “yazılı yanıt verme” talebine ise sıcak bakmıyor ve Yılmaz’ı canlı dinlemek istiyor. Bu nedenle Yılmaz’ın komisyona yazılı göndereceği yanıtlar kabul edilmeyecek, komisyon Yılmaz’ı canlı dinleme talebini kendisine iletecek.

Star

Leyla gibi düşünüyorum, Başbakan çözer

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Melik Duvaklı / Salih Bilici’nin haberi

Kürt siyasetinin sembol isimlerinden Leyla Zana’nın “Bu işi ancak Başbakan Erdoğan çözer” sözleri bugünlerde birçok önemli Kürt siyasetçisi ve aydını tarafından da dile getiriliyor. Kürt siyasetçiler deyim yerindeyse umudu Erdoğan’a bağlamış durumda. PKK’ya ise sert eleştiriler yöneltiyorlar. Örgütün eylemleriyle barış sürecini sabote ettiğini düşünüyorlar. Kürtler ana dil, anayasal haklar gibi taleplerine artık silahların sustuğu, siyasetin konuştuğu bir zeminde kavuşmak istiyor.

ÇÖZÜM İSTEMEYENLER VAR

Dizimizin üçüncü bölümü için görüşlerine başvurduğumuz Ünlü edebiyatçı ve yazar Kemal Burkay, şunları dile getirdi: “Leyla Zana’nın, Erdoğan’ın güçlü bir hükümetin başında olduğuna ve isterse Kürt sorununu çözebileceğine dair görüşüne katılıyorum. Erdoğan ve partisi gerçekten de son dönemde darbe girişimlerini savuşturmayı ve askerî vesayeti geriletmeyi başardı, askerî ve sivil bürokrasiyi denetleyebilecek duruma geldi. Bu, güç dengesinde hükümetten yana önemli bir değişimdir. Böyle bir hükümet ‘eğer isterse’ Kürt sorununu çözebilir. Hükümet bu yolda gerekli köklü ve cesur adımları atarsa elbet sevinirim. Kürt sorununu PKK’dan ayırmak ve Kürt halkının tüm meşru, temel haklarını tanıyarak, yani adil biçimde, eşitlik temelinde çözmek gerekir. Bu olduğu zaman zaten PKK gibi çözüm için şiddet yöntemlerine gerek duyan örgütlerin varoluş nedeni kalmaz. Ülkeye barış ve demokrasi gelir, siyaset normalleşir.”

Barış sürecinde “PKK’nın iyi bir sınav verebileceğini sanmıyorum” diyen Burkay, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü yönetim planında parçalı durumda. Birinin yaptığını öteki bozuyor. Örneğin seçimden sonra, ‘Hükümetle anlaştık, artık savaşa gerek yok’ diyen Öcalan baypas edildi. PKK’nın içinde, Ergenekon’unki dahil, çok el var. Belli ki içerde ve dışarıda Kürt sorununun çözümünü istemeyen, bu çatışmadan yarar uman kesimler var ve bunlar çözümü engellemek, gerginlik ve istikrarsızlık  için ellerinden geleni yapacaklar.”

ÖRGÜT SİLAHLARI ÇEKMELİ

Hak ve Özgürlükler Partisi eski Genel Başkanı Sertaç Bucak da sürecin barış ortamında devam etmesi için PKK’nın mutlaka elini tetikten çekmesi gerektiğini söyledi. Bucak, şu görüşleri dile getirdi: “Selahattin Demirtaş ‘Başbakan bu savaşı durdursun’ diyor. Tamam, güzel söylüyor ama örgütün de adım atması lazım. Çünkü barışı istemeyen karanlık güçler her zaman için çözüm girişimlerini engellerler. Örgüt ‘Ben bu sorunun çözülmesini istiyorum ve başlatılan sürecin sürdürülmesini istiyorum. Bunun için provokasyonları engellemek için elimi silahlardan çekiyorum’ demelidir. Bu açıklamadan sonra silahların bırakılması bir paket halinde gerçekleştirilir. Önemli olan şu anda çatışma ortamının durdurulmasıdır. Eğer çatışma ortamı yok edilirse provokasyon yapmak isteyen güçlerin bir gerekçe bulması lazım. Yoksa inişli çıkışlı bir süreç olur. Gene insanlar ölür ve biz hiçbir sonuca ulaşamayız.”

EKİNCİ: Haklar verilirse sorun çözülür
 
“Kürtler Türk toplumu içerisinde Türk toplumuna entegre olmak, Türkiye’de eşit haklı vatandaş olmak istiyor” diyen Kürt siyasetçi Tarık Ziya Ekinci, sorunun çözümeyle ilgili şunları söyledi: “Ben 87 yaşındayım, ana dilim Kürtçe’dir ama ben Kürtçe okur-yazar değilim. Bu benim için çok büyük bir acıdır. Bugün insanlar doğal olarak kendi ana dillerinde okuyup yazma hakkını elde etmek istiyor. Bunun gerçekleşebilmesi için yerel yönetimlerin özerkleşmesinin çok büyük önemi var. Üçüncüsü de; Türkiye’nin demokratikleşmesi çok önemli. Türkiye AB’ye yöneldi, ama son birkaç yıldır sekteye uğradı. Bu perspektife bağlı kalmasını temenni ediyorum. Yeni bir anayasa olmadan olmaz. Kürt kimliğinin tanınması ve kültürel haklarının verilmesi ile büyük oranda çözülür. “

GÜNSİAD BAŞKANI: Kuzey Irak’ın da çehresi değişecek

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Kuzey Irak’taki ekonomik refahın bölgeyi derinden etkileceğini söyledi. Refahın artmasıyla terörün zayıflayacağını belirten Bedirhanoğlu, şunları söylüyor: “Irak yaptığımız 7 milyar dolarlık ticaretin 4-5 milyar doları Kuzey Irak ile yapılıyor. Irak’ın petrol gelirlerinin yüzde 17’si bölgesel Kuzey Irak yönetimine geliyor. Bu paranın önemli bir kısmı Türkiye’ye geliyor. Şu an tek sorun Habur kapısı artık kafi gelmiyor, ciddi sıkıntılara, kuyrukların oluşmasına neden oluyor. Hükümet iki kapının açılmasına daha karar verdi. Bunlar hep iyi gelişmeler.”

DİTAM BAŞKANI: KCK mağduruyum, devlet ölçüyü kaçırdı

Nisan 2009’da başlayan KCK operasyonları açılım süreciyle paralel gelişti. Bir yanda Kürt meselesine dair önemli adımlar atılırken, peş peşe operasyonlar gerçekleştirildi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası üyesi ve Dicle Araştırmaları Merkezi  (DİTAM) Başkanı Mehmet Kaya aynı zamanda bir KCK mağduru. Ancak Mehmet Kaya buna rağmen KCK operasyonlarında ölçünün kaçtığını savunuyor: “KCK’nın en mağdurlarından biriyim. Ticaret Odası seçimlerinde KCK beni hedef alarak politika yaptı. Tehdit etti. Sandıktan yine ben çıktım. İnsanlar KCK’nın tehdidine rağmen oylarını bana verdi. Şimdi burada şunu söylemek istiyorum. KCK’nın içinde mutlaka şiddeti kullanmak isteyenler var. Burada duygusallığı ikinci plana atıp gerçek anlamda şiddete bulaşmamış insanları ayırmak lazım. Ve toplumda mağduriyet oluşturan bazı adımlardan geri adım atacaksınız. Diyarbakır’da benim sayabileceğim 10 masum insanı tutukladılar. Bu 10 kişiyi almamalıydılar. 10 kişi mağduriyet oluşturuyorsa bunları almamalıydılar. Toplumsal baskı oluşturan insanlar tutuklanmamalıydı. Ama sen gidip Fırat Anlı’yı, Muharrem Erbey’i tutukladığın zaman bunun neyini izah ediyorsun. Bugün BDP’lilere karşı yürütülen KCK operasyonu gerçek anlamda yürütülse biz de destek veririz.”

Türkiye Gazetesi

Leyla gibi düşünüyorum, Başbakan çözer

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Melik Duvaklı / Salih Bilici’nin haberi

Kürt siyasetinin sembol isimlerinden Leyla Zana’nın “Bu işi ancak Başbakan Erdoğan çözer” sözleri bugünlerde birçok önemli Kürt siyasetçisi ve aydını tarafından da dile getiriliyor. Kürt siyasetçiler deyim yerindeyse umudu Erdoğan’a bağlamış durumda. PKK’ya ise sert eleştiriler yöneltiyorlar. Örgütün eylemleriyle barış sürecini sabote ettiğini düşünüyorlar. Kürtler ana dil, anayasal haklar gibi taleplerine artık silahların sustuğu, siyasetin konuştuğu bir zeminde kavuşmak istiyor.

ÇÖZÜM İSTEMEYENLER VAR

Dizimizin üçüncü bölümü için görüşlerine başvurduğumuz Ünlü edebiyatçı ve yazar Kemal Burkay, şunları dile getirdi: “Leyla Zana’nın, Erdoğan’ın güçlü bir hükümetin başında olduğuna ve isterse Kürt sorununu çözebileceğine dair görüşüne katılıyorum. Erdoğan ve partisi gerçekten de son dönemde darbe girişimlerini savuşturmayı ve askerî vesayeti geriletmeyi başardı, askerî ve sivil bürokrasiyi denetleyebilecek duruma geldi. Bu, güç dengesinde hükümetten yana önemli bir değişimdir. Böyle bir hükümet ‘eğer isterse’ Kürt sorununu çözebilir. Hükümet bu yolda gerekli köklü ve cesur adımları atarsa elbet sevinirim. Kürt sorununu PKK’dan ayırmak ve Kürt halkının tüm meşru, temel haklarını tanıyarak, yani adil biçimde, eşitlik temelinde çözmek gerekir. Bu olduğu zaman zaten PKK gibi çözüm için şiddet yöntemlerine gerek duyan örgütlerin varoluş nedeni kalmaz. Ülkeye barış ve demokrasi gelir, siyaset normalleşir.”

Barış sürecinde “PKK’nın iyi bir sınav verebileceğini sanmıyorum” diyen Burkay, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü yönetim planında parçalı durumda. Birinin yaptığını öteki bozuyor. Örneğin seçimden sonra, ‘Hükümetle anlaştık, artık savaşa gerek yok’ diyen Öcalan baypas edildi. PKK’nın içinde, Ergenekon’unki dahil, çok el var. Belli ki içerde ve dışarıda Kürt sorununun çözümünü istemeyen, bu çatışmadan yarar uman kesimler var ve bunlar çözümü engellemek, gerginlik ve istikrarsızlık  için ellerinden geleni yapacaklar.”

ÖRGÜT SİLAHLARI ÇEKMELİ

Hak ve Özgürlükler Partisi eski Genel Başkanı Sertaç Bucak da sürecin barış ortamında devam etmesi için PKK’nın mutlaka elini tetikten çekmesi gerektiğini söyledi. Bucak, şu görüşleri dile getirdi: “Selahattin Demirtaş ‘Başbakan bu savaşı durdursun’ diyor. Tamam, güzel söylüyor ama örgütün de adım atması lazım. Çünkü barışı istemeyen karanlık güçler her zaman için çözüm girişimlerini engellerler. Örgüt ‘Ben bu sorunun çözülmesini istiyorum ve başlatılan sürecin sürdürülmesini istiyorum. Bunun için provokasyonları engellemek için elimi silahlardan çekiyorum’ demelidir. Bu açıklamadan sonra silahların bırakılması bir paket halinde gerçekleştirilir. Önemli olan şu anda çatışma ortamının durdurulmasıdır. Eğer çatışma ortamı yok edilirse provokasyon yapmak isteyen güçlerin bir gerekçe bulması lazım. Yoksa inişli çıkışlı bir süreç olur. Gene insanlar ölür ve biz hiçbir sonuca ulaşamayız.”

EKİNCİ: Haklar verilirse sorun çözülür
 
“Kürtler Türk toplumu içerisinde Türk toplumuna entegre olmak, Türkiye’de eşit haklı vatandaş olmak istiyor” diyen Kürt siyasetçi Tarık Ziya Ekinci, sorunun çözümeyle ilgili şunları söyledi: “Ben 87 yaşındayım, ana dilim Kürtçe’dir ama ben Kürtçe okur-yazar değilim. Bu benim için çok büyük bir acıdır. Bugün insanlar doğal olarak kendi ana dillerinde okuyup yazma hakkını elde etmek istiyor. Bunun gerçekleşebilmesi için yerel yönetimlerin özerkleşmesinin çok büyük önemi var. Üçüncüsü de; Türkiye’nin demokratikleşmesi çok önemli. Türkiye AB’ye yöneldi, ama son birkaç yıldır sekteye uğradı. Bu perspektife bağlı kalmasını temenni ediyorum. Yeni bir anayasa olmadan olmaz. Kürt kimliğinin tanınması ve kültürel haklarının verilmesi ile büyük oranda çözülür. “

GÜNSİAD BAŞKANI: Kuzey Irak’ın da çehresi değişecek

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Kuzey Irak’taki ekonomik refahın bölgeyi derinden etkileceğini söyledi. Refahın artmasıyla terörün zayıflayacağını belirten Bedirhanoğlu, şunları söylüyor: “Irak yaptığımız 7 milyar dolarlık ticaretin 4-5 milyar doları Kuzey Irak ile yapılıyor. Irak’ın petrol gelirlerinin yüzde 17’si bölgesel Kuzey Irak yönetimine geliyor. Bu paranın önemli bir kısmı Türkiye’ye geliyor. Şu an tek sorun Habur kapısı artık kafi gelmiyor, ciddi sıkıntılara, kuyrukların oluşmasına neden oluyor. Hükümet iki kapının açılmasına daha karar verdi. Bunlar hep iyi gelişmeler.”

DİTAM BAŞKANI: KCK mağduruyum, devlet ölçüyü kaçırdı

Nisan 2009’da başlayan KCK operasyonları açılım süreciyle paralel gelişti. Bir yanda Kürt meselesine dair önemli adımlar atılırken, peş peşe operasyonlar gerçekleştirildi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası üyesi ve Dicle Araştırmaları Merkezi  (DİTAM) Başkanı Mehmet Kaya aynı zamanda bir KCK mağduru. Ancak Mehmet Kaya buna rağmen KCK operasyonlarında ölçünün kaçtığını savunuyor: “KCK’nın en mağdurlarından biriyim. Ticaret Odası seçimlerinde KCK beni hedef alarak politika yaptı. Tehdit etti. Sandıktan yine ben çıktım. İnsanlar KCK’nın tehdidine rağmen oylarını bana verdi. Şimdi burada şunu söylemek istiyorum. KCK’nın içinde mutlaka şiddeti kullanmak isteyenler var. Burada duygusallığı ikinci plana atıp gerçek anlamda şiddete bulaşmamış insanları ayırmak lazım. Ve toplumda mağduriyet oluşturan bazı adımlardan geri adım atacaksınız. Diyarbakır’da benim sayabileceğim 10 masum insanı tutukladılar. Bu 10 kişiyi almamalıydılar. 10 kişi mağduriyet oluşturuyorsa bunları almamalıydılar. Toplumsal baskı oluşturan insanlar tutuklanmamalıydı. Ama sen gidip Fırat Anlı’yı, Muharrem Erbey’i tutukladığın zaman bunun neyini izah ediyorsun. Bugün BDP’lilere karşı yürütülen KCK operasyonu gerçek anlamda yürütülse biz de destek veririz.”

Türkiye Gazetesi

Leyla gibi düşünüyorum, Başbakan çözer

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Melik Duvaklı / Salih Bilici’nin haberi

Kürt siyasetinin sembol isimlerinden Leyla Zana’nın “Bu işi ancak Başbakan Erdoğan çözer” sözleri bugünlerde birçok önemli Kürt siyasetçisi ve aydını tarafından da dile getiriliyor. Kürt siyasetçiler deyim yerindeyse umudu Erdoğan’a bağlamış durumda. PKK’ya ise sert eleştiriler yöneltiyorlar. Örgütün eylemleriyle barış sürecini sabote ettiğini düşünüyorlar. Kürtler ana dil, anayasal haklar gibi taleplerine artık silahların sustuğu, siyasetin konuştuğu bir zeminde kavuşmak istiyor.

ÇÖZÜM İSTEMEYENLER VAR

Dizimizin üçüncü bölümü için görüşlerine başvurduğumuz Ünlü edebiyatçı ve yazar Kemal Burkay, şunları dile getirdi: “Leyla Zana’nın, Erdoğan’ın güçlü bir hükümetin başında olduğuna ve isterse Kürt sorununu çözebileceğine dair görüşüne katılıyorum. Erdoğan ve partisi gerçekten de son dönemde darbe girişimlerini savuşturmayı ve askerî vesayeti geriletmeyi başardı, askerî ve sivil bürokrasiyi denetleyebilecek duruma geldi. Bu, güç dengesinde hükümetten yana önemli bir değişimdir. Böyle bir hükümet ‘eğer isterse’ Kürt sorununu çözebilir. Hükümet bu yolda gerekli köklü ve cesur adımları atarsa elbet sevinirim. Kürt sorununu PKK’dan ayırmak ve Kürt halkının tüm meşru, temel haklarını tanıyarak, yani adil biçimde, eşitlik temelinde çözmek gerekir. Bu olduğu zaman zaten PKK gibi çözüm için şiddet yöntemlerine gerek duyan örgütlerin varoluş nedeni kalmaz. Ülkeye barış ve demokrasi gelir, siyaset normalleşir.”

Barış sürecinde “PKK’nın iyi bir sınav verebileceğini sanmıyorum” diyen Burkay, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü yönetim planında parçalı durumda. Birinin yaptığını öteki bozuyor. Örneğin seçimden sonra, ‘Hükümetle anlaştık, artık savaşa gerek yok’ diyen Öcalan baypas edildi. PKK’nın içinde, Ergenekon’unki dahil, çok el var. Belli ki içerde ve dışarıda Kürt sorununun çözümünü istemeyen, bu çatışmadan yarar uman kesimler var ve bunlar çözümü engellemek, gerginlik ve istikrarsızlık  için ellerinden geleni yapacaklar.”

ÖRGÜT SİLAHLARI ÇEKMELİ

Hak ve Özgürlükler Partisi eski Genel Başkanı Sertaç Bucak da sürecin barış ortamında devam etmesi için PKK’nın mutlaka elini tetikten çekmesi gerektiğini söyledi. Bucak, şu görüşleri dile getirdi: “Selahattin Demirtaş ‘Başbakan bu savaşı durdursun’ diyor. Tamam, güzel söylüyor ama örgütün de adım atması lazım. Çünkü barışı istemeyen karanlık güçler her zaman için çözüm girişimlerini engellerler. Örgüt ‘Ben bu sorunun çözülmesini istiyorum ve başlatılan sürecin sürdürülmesini istiyorum. Bunun için provokasyonları engellemek için elimi silahlardan çekiyorum’ demelidir. Bu açıklamadan sonra silahların bırakılması bir paket halinde gerçekleştirilir. Önemli olan şu anda çatışma ortamının durdurulmasıdır. Eğer çatışma ortamı yok edilirse provokasyon yapmak isteyen güçlerin bir gerekçe bulması lazım. Yoksa inişli çıkışlı bir süreç olur. Gene insanlar ölür ve biz hiçbir sonuca ulaşamayız.”

EKİNCİ: Haklar verilirse sorun çözülür
 
“Kürtler Türk toplumu içerisinde Türk toplumuna entegre olmak, Türkiye’de eşit haklı vatandaş olmak istiyor” diyen Kürt siyasetçi Tarık Ziya Ekinci, sorunun çözümeyle ilgili şunları söyledi: “Ben 87 yaşındayım, ana dilim Kürtçe’dir ama ben Kürtçe okur-yazar değilim. Bu benim için çok büyük bir acıdır. Bugün insanlar doğal olarak kendi ana dillerinde okuyup yazma hakkını elde etmek istiyor. Bunun gerçekleşebilmesi için yerel yönetimlerin özerkleşmesinin çok büyük önemi var. Üçüncüsü de; Türkiye’nin demokratikleşmesi çok önemli. Türkiye AB’ye yöneldi, ama son birkaç yıldır sekteye uğradı. Bu perspektife bağlı kalmasını temenni ediyorum. Yeni bir anayasa olmadan olmaz. Kürt kimliğinin tanınması ve kültürel haklarının verilmesi ile büyük oranda çözülür. “

GÜNSİAD BAŞKANI: Kuzey Irak’ın da çehresi değişecek

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Kuzey Irak’taki ekonomik refahın bölgeyi derinden etkileceğini söyledi. Refahın artmasıyla terörün zayıflayacağını belirten Bedirhanoğlu, şunları söylüyor: “Irak yaptığımız 7 milyar dolarlık ticaretin 4-5 milyar doları Kuzey Irak ile yapılıyor. Irak’ın petrol gelirlerinin yüzde 17’si bölgesel Kuzey Irak yönetimine geliyor. Bu paranın önemli bir kısmı Türkiye’ye geliyor. Şu an tek sorun Habur kapısı artık kafi gelmiyor, ciddi sıkıntılara, kuyrukların oluşmasına neden oluyor. Hükümet iki kapının açılmasına daha karar verdi. Bunlar hep iyi gelişmeler.”

DİTAM BAŞKANI: KCK mağduruyum, devlet ölçüyü kaçırdı

Nisan 2009’da başlayan KCK operasyonları açılım süreciyle paralel gelişti. Bir yanda Kürt meselesine dair önemli adımlar atılırken, peş peşe operasyonlar gerçekleştirildi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası üyesi ve Dicle Araştırmaları Merkezi  (DİTAM) Başkanı Mehmet Kaya aynı zamanda bir KCK mağduru. Ancak Mehmet Kaya buna rağmen KCK operasyonlarında ölçünün kaçtığını savunuyor: “KCK’nın en mağdurlarından biriyim. Ticaret Odası seçimlerinde KCK beni hedef alarak politika yaptı. Tehdit etti. Sandıktan yine ben çıktım. İnsanlar KCK’nın tehdidine rağmen oylarını bana verdi. Şimdi burada şunu söylemek istiyorum. KCK’nın içinde mutlaka şiddeti kullanmak isteyenler var. Burada duygusallığı ikinci plana atıp gerçek anlamda şiddete bulaşmamış insanları ayırmak lazım. Ve toplumda mağduriyet oluşturan bazı adımlardan geri adım atacaksınız. Diyarbakır’da benim sayabileceğim 10 masum insanı tutukladılar. Bu 10 kişiyi almamalıydılar. 10 kişi mağduriyet oluşturuyorsa bunları almamalıydılar. Toplumsal baskı oluşturan insanlar tutuklanmamalıydı. Ama sen gidip Fırat Anlı’yı, Muharrem Erbey’i tutukladığın zaman bunun neyini izah ediyorsun. Bugün BDP’lilere karşı yürütülen KCK operasyonu gerçek anlamda yürütülse biz de destek veririz.”

Türkiye Gazetesi

BDP’li vekilden AK Parti’ye övgüler!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Ömer Süt’ün röportajı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin Süryanilere bakışından memnuniyetini bildiren BDP’li Süryani milletvekili Dora, AK Parti’nin sağlık alanındaki icraatlarını takdirle karşılıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren ilk Süryani milletvekili olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin Milletveklili Erol Dora, Haber7.com’a samimi açıklamalarda bulundu.

Yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız bu halkın sorunlarını dile getirmeye çalışan Dora, Süryaniliğin ne olduğunu, Süryanilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, Avrupa’ya neden göç ettiklerini, Avrupa’ya giden Süryanilerin anavatanı olan Türkiye’ye ne zaman döneceklerini, AK Parti Hükümeti’nin bunlar üzerindeki politikaları ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımları anlattı.

İşte Erol Dora ile yaptığımız röportaj… 

Süryanilik nedir? Süryani kime denir?

Ataları Asur ve Babillere dayanan yaklaşık 6500 yıllık bir geçmişi olan Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. Süyanilik bir inanç biçimi değildir, bir halkın ismidir. Hala atalarımızın dilini konuşuyoruz, kendimize has alfabemiz var. Müslümanlık kabul edildikten sonra Abbasi ve Emeviler zamanında çok etkin olan Süryaniler, tıp, bilim ve tercümanlık alanlarında aktif rol almışlardır. Süryaniler genel olarak Irak, Suriye,Türkiye, İran ve Lübnan’da var. Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Avrupa Hristiyanlıkla tanışmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlık denilince Avrupa akla gelir ama bu dinin çıkış noktası Ortadoğu ve Mezopotamya’dır. Hz.İsa’nın kullandığı dil Aremice yani Süryanice’dir.

Türkiye’de Süryaniler daha çok nerelerde yaşıyor?

Yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Süryani halkı Mardin, Van, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya’da hayatlarını sürdürüyor. Türkiye ve dünyada yaşanan bazı olaylardan sonra Süryaniler, büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar.

Süryaniceyi günlük hayatınızda ne kadar kullanabiliyorsunuz?

Daha çok kırsal kesimde konuşulur. Midyat, Cizre, Silopi, İdil, Dargeçit, Mardin, Hakkari merkezinde ve köylerinde yaşayan Süryanilerin anadili Süryanicedir. İlkokula başladıktan sonra Türkçe, Kürtçe ve Arapça’yı öğreniyorduk. Böylece yetişkin bir Süryani aynı zamanda birden fazla dili rahat bir şekilde konuşabiliyordu.

Süryanilerin göç etmelerinin sebepleri neler?

Gerek komşularıyla yaşadıkları sıkıntılar, gerek geçim derdi yaşamaları, gerekse dini vecibelerini rahatça yapamamalarından göç olayı başlamıştır. Türkiye’de şu anda 15 bin civarında Süryani yaşıyor ancak bu rakam Osmanlı döneminde ya da öncesinde çok daha fazlaydı. Avrupa’ya gidenler ekonomik alanda rahat kavuşarak tahsil de yaparak önemli mevkilere geldi. Mesela İsveç Parlamentosu’nda 6 Süryani milletvekili var.

Avrupa’ya göç eden Süryaniler Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor mu?

Güneydoğu’da yaşayan Süryani halkı, ileride Türkiye’ye geri dönmek adına Avrupa’ya gitmişti, ama gidenler geri dönmedi. Her giden yanına birkaç akrabasını aldı. 1980 darbesi gerçekleşince de Türkiye’de şartlar iyice zorlaştı. 1980’den sonra bölgede Süryanilere yönelik 60’a yakın faili meçhul cinayet oldu. Bu faili meçhullerin de faili bulunamayınca Süryanilerin Avrupa’ya göçü daha hızlı oldu. Ayrıca güvenlik nedeniyle Hakkari, Şırnak, Adıyaman, Mardin ve Urfa gibi yerlerde köyler boşaltılınca Süryaniler, kendilerine farklı yaşam alanları bulma arayışına girdi. Ama günümüzde bu göç olayı durmuş vaziyettedir.

ECEVİT VE AK PARTİ GAYRİMÜSLİMLERE ÖNEM VERDİ

2001 yılında önce Almanya’ya giden bir Süryani, Alman yasalarına göre, iki vatandaşlık taşıyamıyordu. Buraya gidenler Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalıyordu çünkü Almanya çifte vatandaşlığı kabul etmiyordu. Almanya’ya giden bir Süryani Türkiye’ye döndüğünde sorunlar yaşıyordu. DSP lideri merhum Bülent Ecevit, o zaman bir genelge yayınlatarak Süryanilerin Türkiye’de haklarını güvence altına aldı. Bu Süryaniler arasında olumlu karşılandı. Daha sonra AK Parti Hükümeti zamanında Türkiye, Avrupa Birliği sürecine girince ülkemizde olumlu gelişmeler yaşandı. 2004 ve 2008 yıllarında çıkartılan Vakıflar Kanunu ile sorunların bir kısmı halloldu. Hal böyle olunca Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler rahatladı ve ülkesine bağlılığını güçlendirdi. Ama yine de eksiklikler vardır. Mesela bazı vakıflar yönetimlerini oluşturamadıklarından Vakıflar Genel Müdürlüğü o vakıflara el koydu. Bunların geri iadesi hala gerçekleşmedi ancak genel anlamda düşündüğümüzde müspet gelişmeler yaşanıyor. Bunun neticesinde Süryaniler, 2002 yılından sonra Türkiye’ye dönmeye başladı ve bu çok önemsenecek bir durumdur. Bölgede güven ve istikrar oluşursa, insanlar yatırım imkanı bulacak ve bu da göçü hızlandıracak önemli bir olgu olacak.

Mor Gabriel Kilisesi arazisi üzerinde bir sorun yaşanıyor ve olay mahkemelerde uzun yıllar çözüm bekledi. Bununla ilgili son durum nedir?

M.S 397 tarihinde kurulan Mor Gabriel Kilisesi yaklaşık olarak 1600 yıllık bir geçmişe sahiptir. Süryaniler için kutsal olan -Turabdin- bölgesi içerisindedir bu kilise… Kilisenin arazisi üzerinde birçok yerin tapusu olmamasına rağmen, insanlar buranın vergisini vermeye devam ediyordu. 2008’den sonra bölgede tapulandırma işlemleri başladıktan sonra burada arazi sorunu çıkmaya başladı. Çevre köylülerin şikayet etmesiyle hem orman idaresi hem de hazineyle Mor Gabriel Kilisesi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Köylüler ve orman idaresinin iddiasına göre, Mor Gabriel’e kayıtlı olan araziler aslında ona ait değildi. Bununla ilgili olarak davalar açıldı. 1936’da kilise bütün bu arazilerin kendisine ait olduğuna dair bir mal beyanında bulundu ve 1937’den günümüze kadar olam zaman diliminde de kendisine ait olduğunu iddia ettiği malların vergisini devlete ödemektedir. Hazine ile ilgili davada mahkeme, Mor Gabriel’in haklı olduğuna dair karar verdi. Ormanla ilgili olan dava Mor Gabriel’in aleyhine karar verildi. Bu konuda Türkiye’de bütün hukuki yollar denendi ve dava AİHM’dedir. Hazine ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu, dava tekrar yerel mahkemeye gönderdi ancak yerel mahkeme kararında direnince dava ile ilgili kararı Hukuk Genel Kurulu’nda görüşüldü. Hukuk Genel Kurulu da Yargıtay’ın kararına uydu. Kararlar neticesinde yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşayan Süryani halkının morali bozulmuş ve ülkelerine olan güvende sarsılmıştır. Türkiye’de davalar bitmiş olabilir ancak Süryanilerin haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arayacağını buradan aktarmak istiyorum.

Süryanilerin devletten eğitim konusunda istedikleri ne?

Ermeni ve Rumların ilkokuldan liseye kadar okulları var ki, bunla Lozan Antlaşması’yla güvence altına alınmıştır. Hukuken Süryaniler de bu haklara sahiptir anca pratiğe baktığınızda Süryaniler bunlardan mahrum bırakılmıştır. Süryanilerin 1928 yılına kadar bir okulu vardı, sonra bu okul kapatılmış.

Peki, bu okul neden kapatılmış?

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, iddiaya göre Süryaniler, devlete başvurup kendileri bu okulu kapattırmış.

Süryanilerin eğitim konusunda ne gibi talepleri var?

Lozan’da bütün haklarımız açık bir şekilde ifade edilmektedir. Diğer azınlıklara verilen haklar neyse Süryanilere de aynı hakların pratikte uygulanmasını istiyoruz. Dil konusundaki ihtiyaçlarımızı gidermek için fazla bir şansımız yok sadece manastırlarda bu ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.Lozan’ın ortaya çıkardığı var olan haklarımızı kullanamadığımızdan bizde derin yaralar bırakmıştır. Bu süreçte Süryanilerden kaynaklanan sorunlar da varolmuştur. Çünkü bunlar uzun yıllar ne istediklerini tam olarak belirtmemişler, haklarını aramamışlar.

Süryaniler 1928’den sonra bir okul açmayı düşündü mü? Veya Düşündünüz de bir engelle mi karşılaştınız?

Yok, şu ana kadar öyle bir denememiz olmadı.

Avrupa’daki Süryanilerin Türkiye’den toprak satın alarak ‘Büyük Asurlu Devleti’ kurmak istediği iddiası var. Bu iddia ile ilgili olarak ne diyeceksiniz?

Türkiye’de yaşayan halklar içerisinde bu topraklarda ilk yaşamaya başlayan Süryanilerdi. Yakın bir tarihte Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mardin’de yaptığı açıklamada ‘Biz Süryanileri küstürdük, ne edip bu insanları Türkiye’ye döndürmeliyiz, dedi. Devlet de yaptığı hataların bilincindedir. Anavatanları olan Türkiye’de pozitif yönde düzelmeler olunca Süryaniler ülkelerine dönmeye başladı. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda yeniden yaşamak istemesi bizi mutlu ediyor. Kimsenin böyle iddiaları ortaya atmasının hakkı yoktur. Kimse kimsenin anavatanına olan sevgisini engelleme çabası içerisinde olması kabul edilemez bir durumdur. Süryaniler buralardan göç etmiş ancak gönül bağlarını Türkiye’den koparmamışlardır. Bu insanlara saygı göstermek lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik bir ortamda Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ve Yezidisiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Hepimiz Türkiyeliyiz. Keşke Avrupa’ya göç eden Süryaniler, Kürtler, Lazlar Türkiye’ye dönebilse…

Bahçeli’nin sözlerine yorum: 5 bin kişi öldürseniz sorun bitecek mi? / Sayfa 2’deSayfa: 1 2

BDP’li vekilden AK Parti’ye övgüler!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Ömer Süt’ün röportajı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin Süryanilere bakışından memnuniyetini bildiren BDP’li Süryani milletvekili Dora, AK Parti’nin sağlık alanındaki icraatlarını takdirle karşılıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren ilk Süryani milletvekili olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin Milletveklili Erol Dora, Haber7.com’a samimi açıklamalarda bulundu.

Yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız bu halkın sorunlarını dile getirmeye çalışan Dora, Süryaniliğin ne olduğunu, Süryanilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, Avrupa’ya neden göç ettiklerini, Avrupa’ya giden Süryanilerin anavatanı olan Türkiye’ye ne zaman döneceklerini, AK Parti Hükümeti’nin bunlar üzerindeki politikaları ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımları anlattı.

İşte Erol Dora ile yaptığımız röportaj… 

Süryanilik nedir? Süryani kime denir?

Ataları Asur ve Babillere dayanan yaklaşık 6500 yıllık bir geçmişi olan Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. Süyanilik bir inanç biçimi değildir, bir halkın ismidir. Hala atalarımızın dilini konuşuyoruz, kendimize has alfabemiz var. Müslümanlık kabul edildikten sonra Abbasi ve Emeviler zamanında çok etkin olan Süryaniler, tıp, bilim ve tercümanlık alanlarında aktif rol almışlardır. Süryaniler genel olarak Irak, Suriye,Türkiye, İran ve Lübnan’da var. Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Avrupa Hristiyanlıkla tanışmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlık denilince Avrupa akla gelir ama bu dinin çıkış noktası Ortadoğu ve Mezopotamya’dır. Hz.İsa’nın kullandığı dil Aremice yani Süryanice’dir.

Türkiye’de Süryaniler daha çok nerelerde yaşıyor?

Yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Süryani halkı Mardin, Van, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya’da hayatlarını sürdürüyor. Türkiye ve dünyada yaşanan bazı olaylardan sonra Süryaniler, büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar.

Süryaniceyi günlük hayatınızda ne kadar kullanabiliyorsunuz?

Daha çok kırsal kesimde konuşulur. Midyat, Cizre, Silopi, İdil, Dargeçit, Mardin, Hakkari merkezinde ve köylerinde yaşayan Süryanilerin anadili Süryanicedir. İlkokula başladıktan sonra Türkçe, Kürtçe ve Arapça’yı öğreniyorduk. Böylece yetişkin bir Süryani aynı zamanda birden fazla dili rahat bir şekilde konuşabiliyordu.

Süryanilerin göç etmelerinin sebepleri neler?

Gerek komşularıyla yaşadıkları sıkıntılar, gerek geçim derdi yaşamaları, gerekse dini vecibelerini rahatça yapamamalarından göç olayı başlamıştır. Türkiye’de şu anda 15 bin civarında Süryani yaşıyor ancak bu rakam Osmanlı döneminde ya da öncesinde çok daha fazlaydı. Avrupa’ya gidenler ekonomik alanda rahat kavuşarak tahsil de yaparak önemli mevkilere geldi. Mesela İsveç Parlamentosu’nda 6 Süryani milletvekili var.

Avrupa’ya göç eden Süryaniler Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor mu?

Güneydoğu’da yaşayan Süryani halkı, ileride Türkiye’ye geri dönmek adına Avrupa’ya gitmişti, ama gidenler geri dönmedi. Her giden yanına birkaç akrabasını aldı. 1980 darbesi gerçekleşince de Türkiye’de şartlar iyice zorlaştı. 1980’den sonra bölgede Süryanilere yönelik 60’a yakın faili meçhul cinayet oldu. Bu faili meçhullerin de faili bulunamayınca Süryanilerin Avrupa’ya göçü daha hızlı oldu. Ayrıca güvenlik nedeniyle Hakkari, Şırnak, Adıyaman, Mardin ve Urfa gibi yerlerde köyler boşaltılınca Süryaniler, kendilerine farklı yaşam alanları bulma arayışına girdi. Ama günümüzde bu göç olayı durmuş vaziyettedir.

ECEVİT VE AK PARTİ GAYRİMÜSLİMLERE ÖNEM VERDİ

2001 yılında önce Almanya’ya giden bir Süryani, Alman yasalarına göre, iki vatandaşlık taşıyamıyordu. Buraya gidenler Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalıyordu çünkü Almanya çifte vatandaşlığı kabul etmiyordu. Almanya’ya giden bir Süryani Türkiye’ye döndüğünde sorunlar yaşıyordu. DSP lideri merhum Bülent Ecevit, o zaman bir genelge yayınlatarak Süryanilerin Türkiye’de haklarını güvence altına aldı. Bu Süryaniler arasında olumlu karşılandı. Daha sonra AK Parti Hükümeti zamanında Türkiye, Avrupa Birliği sürecine girince ülkemizde olumlu gelişmeler yaşandı. 2004 ve 2008 yıllarında çıkartılan Vakıflar Kanunu ile sorunların bir kısmı halloldu. Hal böyle olunca Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler rahatladı ve ülkesine bağlılığını güçlendirdi. Ama yine de eksiklikler vardır. Mesela bazı vakıflar yönetimlerini oluşturamadıklarından Vakıflar Genel Müdürlüğü o vakıflara el koydu. Bunların geri iadesi hala gerçekleşmedi ancak genel anlamda düşündüğümüzde müspet gelişmeler yaşanıyor. Bunun neticesinde Süryaniler, 2002 yılından sonra Türkiye’ye dönmeye başladı ve bu çok önemsenecek bir durumdur. Bölgede güven ve istikrar oluşursa, insanlar yatırım imkanı bulacak ve bu da göçü hızlandıracak önemli bir olgu olacak.

Mor Gabriel Kilisesi arazisi üzerinde bir sorun yaşanıyor ve olay mahkemelerde uzun yıllar çözüm bekledi. Bununla ilgili son durum nedir?

M.S 397 tarihinde kurulan Mor Gabriel Kilisesi yaklaşık olarak 1600 yıllık bir geçmişe sahiptir. Süryaniler için kutsal olan -Turabdin- bölgesi içerisindedir bu kilise… Kilisenin arazisi üzerinde birçok yerin tapusu olmamasına rağmen, insanlar buranın vergisini vermeye devam ediyordu. 2008’den sonra bölgede tapulandırma işlemleri başladıktan sonra burada arazi sorunu çıkmaya başladı. Çevre köylülerin şikayet etmesiyle hem orman idaresi hem de hazineyle Mor Gabriel Kilisesi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Köylüler ve orman idaresinin iddiasına göre, Mor Gabriel’e kayıtlı olan araziler aslında ona ait değildi. Bununla ilgili olarak davalar açıldı. 1936’da kilise bütün bu arazilerin kendisine ait olduğuna dair bir mal beyanında bulundu ve 1937’den günümüze kadar olam zaman diliminde de kendisine ait olduğunu iddia ettiği malların vergisini devlete ödemektedir. Hazine ile ilgili davada mahkeme, Mor Gabriel’in haklı olduğuna dair karar verdi. Ormanla ilgili olan dava Mor Gabriel’in aleyhine karar verildi. Bu konuda Türkiye’de bütün hukuki yollar denendi ve dava AİHM’dedir. Hazine ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu, dava tekrar yerel mahkemeye gönderdi ancak yerel mahkeme kararında direnince dava ile ilgili kararı Hukuk Genel Kurulu’nda görüşüldü. Hukuk Genel Kurulu da Yargıtay’ın kararına uydu. Kararlar neticesinde yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşayan Süryani halkının morali bozulmuş ve ülkelerine olan güvende sarsılmıştır. Türkiye’de davalar bitmiş olabilir ancak Süryanilerin haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arayacağını buradan aktarmak istiyorum.

Süryanilerin devletten eğitim konusunda istedikleri ne?

Ermeni ve Rumların ilkokuldan liseye kadar okulları var ki, bunla Lozan Antlaşması’yla güvence altına alınmıştır. Hukuken Süryaniler de bu haklara sahiptir anca pratiğe baktığınızda Süryaniler bunlardan mahrum bırakılmıştır. Süryanilerin 1928 yılına kadar bir okulu vardı, sonra bu okul kapatılmış.

Peki, bu okul neden kapatılmış?

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, iddiaya göre Süryaniler, devlete başvurup kendileri bu okulu kapattırmış.

Süryanilerin eğitim konusunda ne gibi talepleri var?

Lozan’da bütün haklarımız açık bir şekilde ifade edilmektedir. Diğer azınlıklara verilen haklar neyse Süryanilere de aynı hakların pratikte uygulanmasını istiyoruz. Dil konusundaki ihtiyaçlarımızı gidermek için fazla bir şansımız yok sadece manastırlarda bu ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.Lozan’ın ortaya çıkardığı var olan haklarımızı kullanamadığımızdan bizde derin yaralar bırakmıştır. Bu süreçte Süryanilerden kaynaklanan sorunlar da varolmuştur. Çünkü bunlar uzun yıllar ne istediklerini tam olarak belirtmemişler, haklarını aramamışlar.

Süryaniler 1928’den sonra bir okul açmayı düşündü mü? Veya Düşündünüz de bir engelle mi karşılaştınız?

Yok, şu ana kadar öyle bir denememiz olmadı.

Avrupa’daki Süryanilerin Türkiye’den toprak satın alarak ‘Büyük Asurlu Devleti’ kurmak istediği iddiası var. Bu iddia ile ilgili olarak ne diyeceksiniz?

Türkiye’de yaşayan halklar içerisinde bu topraklarda ilk yaşamaya başlayan Süryanilerdi. Yakın bir tarihte Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mardin’de yaptığı açıklamada ‘Biz Süryanileri küstürdük, ne edip bu insanları Türkiye’ye döndürmeliyiz, dedi. Devlet de yaptığı hataların bilincindedir. Anavatanları olan Türkiye’de pozitif yönde düzelmeler olunca Süryaniler ülkelerine dönmeye başladı. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda yeniden yaşamak istemesi bizi mutlu ediyor. Kimsenin böyle iddiaları ortaya atmasının hakkı yoktur. Kimse kimsenin anavatanına olan sevgisini engelleme çabası içerisinde olması kabul edilemez bir durumdur. Süryaniler buralardan göç etmiş ancak gönül bağlarını Türkiye’den koparmamışlardır. Bu insanlara saygı göstermek lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik bir ortamda Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ve Yezidisiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Hepimiz Türkiyeliyiz. Keşke Avrupa’ya göç eden Süryaniler, Kürtler, Lazlar Türkiye’ye dönebilse…

Bahçeli’nin sözlerine yorum: 5 bin kişi öldürseniz sorun bitecek mi? / Sayfa 2’deSayfa: 1 2

BDP’li vekilden AK Parti’ye övgüler!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Ömer Süt’ün röportajı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin Süryanilere bakışından memnuniyetini bildiren BDP’li Süryani milletvekili Dora, AK Parti’nin sağlık alanındaki icraatlarını takdirle karşılıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren ilk Süryani milletvekili olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mardin Milletveklili Erol Dora, Haber7.com’a samimi açıklamalarda bulundu.

Yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yaşadığımız bu halkın sorunlarını dile getirmeye çalışan Dora, Süryaniliğin ne olduğunu, Süryanilerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını, Avrupa’ya neden göç ettiklerini, Avrupa’ya giden Süryanilerin anavatanı olan Türkiye’ye ne zaman döneceklerini, AK Parti Hükümeti’nin bunlar üzerindeki politikaları ve Güneydoğu’ya yaptığı yatırımları anlattı.

İşte Erol Dora ile yaptığımız röportaj… 

Süryanilik nedir? Süryani kime denir?

Ataları Asur ve Babillere dayanan yaklaşık 6500 yıllık bir geçmişi olan Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. Süyanilik bir inanç biçimi değildir, bir halkın ismidir. Hala atalarımızın dilini konuşuyoruz, kendimize has alfabemiz var. Müslümanlık kabul edildikten sonra Abbasi ve Emeviler zamanında çok etkin olan Süryaniler, tıp, bilim ve tercümanlık alanlarında aktif rol almışlardır. Süryaniler genel olarak Irak, Suriye,Türkiye, İran ve Lübnan’da var. Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Avrupa Hristiyanlıkla tanışmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlık denilince Avrupa akla gelir ama bu dinin çıkış noktası Ortadoğu ve Mezopotamya’dır. Hz.İsa’nın kullandığı dil Aremice yani Süryanice’dir.

Türkiye’de Süryaniler daha çok nerelerde yaşıyor?

Yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Süryani halkı Mardin, Van, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya’da hayatlarını sürdürüyor. Türkiye ve dünyada yaşanan bazı olaylardan sonra Süryaniler, büyükşehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlar.

Süryaniceyi günlük hayatınızda ne kadar kullanabiliyorsunuz?

Daha çok kırsal kesimde konuşulur. Midyat, Cizre, Silopi, İdil, Dargeçit, Mardin, Hakkari merkezinde ve köylerinde yaşayan Süryanilerin anadili Süryanicedir. İlkokula başladıktan sonra Türkçe, Kürtçe ve Arapça’yı öğreniyorduk. Böylece yetişkin bir Süryani aynı zamanda birden fazla dili rahat bir şekilde konuşabiliyordu.

Süryanilerin göç etmelerinin sebepleri neler?

Gerek komşularıyla yaşadıkları sıkıntılar, gerek geçim derdi yaşamaları, gerekse dini vecibelerini rahatça yapamamalarından göç olayı başlamıştır. Türkiye’de şu anda 15 bin civarında Süryani yaşıyor ancak bu rakam Osmanlı döneminde ya da öncesinde çok daha fazlaydı. Avrupa’ya gidenler ekonomik alanda rahat kavuşarak tahsil de yaparak önemli mevkilere geldi. Mesela İsveç Parlamentosu’nda 6 Süryani milletvekili var.

Avrupa’ya göç eden Süryaniler Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor mu?

Güneydoğu’da yaşayan Süryani halkı, ileride Türkiye’ye geri dönmek adına Avrupa’ya gitmişti, ama gidenler geri dönmedi. Her giden yanına birkaç akrabasını aldı. 1980 darbesi gerçekleşince de Türkiye’de şartlar iyice zorlaştı. 1980’den sonra bölgede Süryanilere yönelik 60’a yakın faili meçhul cinayet oldu. Bu faili meçhullerin de faili bulunamayınca Süryanilerin Avrupa’ya göçü daha hızlı oldu. Ayrıca güvenlik nedeniyle Hakkari, Şırnak, Adıyaman, Mardin ve Urfa gibi yerlerde köyler boşaltılınca Süryaniler, kendilerine farklı yaşam alanları bulma arayışına girdi. Ama günümüzde bu göç olayı durmuş vaziyettedir.

ECEVİT VE AK PARTİ GAYRİMÜSLİMLERE ÖNEM VERDİ

2001 yılında önce Almanya’ya giden bir Süryani, Alman yasalarına göre, iki vatandaşlık taşıyamıyordu. Buraya gidenler Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalıyordu çünkü Almanya çifte vatandaşlığı kabul etmiyordu. Almanya’ya giden bir Süryani Türkiye’ye döndüğünde sorunlar yaşıyordu. DSP lideri merhum Bülent Ecevit, o zaman bir genelge yayınlatarak Süryanilerin Türkiye’de haklarını güvence altına aldı. Bu Süryaniler arasında olumlu karşılandı. Daha sonra AK Parti Hükümeti zamanında Türkiye, Avrupa Birliği sürecine girince ülkemizde olumlu gelişmeler yaşandı. 2004 ve 2008 yıllarında çıkartılan Vakıflar Kanunu ile sorunların bir kısmı halloldu. Hal böyle olunca Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler rahatladı ve ülkesine bağlılığını güçlendirdi. Ama yine de eksiklikler vardır. Mesela bazı vakıflar yönetimlerini oluşturamadıklarından Vakıflar Genel Müdürlüğü o vakıflara el koydu. Bunların geri iadesi hala gerçekleşmedi ancak genel anlamda düşündüğümüzde müspet gelişmeler yaşanıyor. Bunun neticesinde Süryaniler, 2002 yılından sonra Türkiye’ye dönmeye başladı ve bu çok önemsenecek bir durumdur. Bölgede güven ve istikrar oluşursa, insanlar yatırım imkanı bulacak ve bu da göçü hızlandıracak önemli bir olgu olacak.

Mor Gabriel Kilisesi arazisi üzerinde bir sorun yaşanıyor ve olay mahkemelerde uzun yıllar çözüm bekledi. Bununla ilgili son durum nedir?

M.S 397 tarihinde kurulan Mor Gabriel Kilisesi yaklaşık olarak 1600 yıllık bir geçmişe sahiptir. Süryaniler için kutsal olan -Turabdin- bölgesi içerisindedir bu kilise… Kilisenin arazisi üzerinde birçok yerin tapusu olmamasına rağmen, insanlar buranın vergisini vermeye devam ediyordu. 2008’den sonra bölgede tapulandırma işlemleri başladıktan sonra burada arazi sorunu çıkmaya başladı. Çevre köylülerin şikayet etmesiyle hem orman idaresi hem de hazineyle Mor Gabriel Kilisesi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Köylüler ve orman idaresinin iddiasına göre, Mor Gabriel’e kayıtlı olan araziler aslında ona ait değildi. Bununla ilgili olarak davalar açıldı. 1936’da kilise bütün bu arazilerin kendisine ait olduğuna dair bir mal beyanında bulundu ve 1937’den günümüze kadar olam zaman diliminde de kendisine ait olduğunu iddia ettiği malların vergisini devlete ödemektedir. Hazine ile ilgili davada mahkeme, Mor Gabriel’in haklı olduğuna dair karar verdi. Ormanla ilgili olan dava Mor Gabriel’in aleyhine karar verildi. Bu konuda Türkiye’de bütün hukuki yollar denendi ve dava AİHM’dedir. Hazine ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu, dava tekrar yerel mahkemeye gönderdi ancak yerel mahkeme kararında direnince dava ile ilgili kararı Hukuk Genel Kurulu’nda görüşüldü. Hukuk Genel Kurulu da Yargıtay’ın kararına uydu. Kararlar neticesinde yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşayan Süryani halkının morali bozulmuş ve ülkelerine olan güvende sarsılmıştır. Türkiye’de davalar bitmiş olabilir ancak Süryanilerin haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arayacağını buradan aktarmak istiyorum.

Süryanilerin devletten eğitim konusunda istedikleri ne?

Ermeni ve Rumların ilkokuldan liseye kadar okulları var ki, bunla Lozan Antlaşması’yla güvence altına alınmıştır. Hukuken Süryaniler de bu haklara sahiptir anca pratiğe baktığınızda Süryaniler bunlardan mahrum bırakılmıştır. Süryanilerin 1928 yılına kadar bir okulu vardı, sonra bu okul kapatılmış.

Peki, bu okul neden kapatılmış?

Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, iddiaya göre Süryaniler, devlete başvurup kendileri bu okulu kapattırmış.

Süryanilerin eğitim konusunda ne gibi talepleri var?

Lozan’da bütün haklarımız açık bir şekilde ifade edilmektedir. Diğer azınlıklara verilen haklar neyse Süryanilere de aynı hakların pratikte uygulanmasını istiyoruz. Dil konusundaki ihtiyaçlarımızı gidermek için fazla bir şansımız yok sadece manastırlarda bu ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.Lozan’ın ortaya çıkardığı var olan haklarımızı kullanamadığımızdan bizde derin yaralar bırakmıştır. Bu süreçte Süryanilerden kaynaklanan sorunlar da varolmuştur. Çünkü bunlar uzun yıllar ne istediklerini tam olarak belirtmemişler, haklarını aramamışlar.

Süryaniler 1928’den sonra bir okul açmayı düşündü mü? Veya Düşündünüz de bir engelle mi karşılaştınız?

Yok, şu ana kadar öyle bir denememiz olmadı.

Avrupa’daki Süryanilerin Türkiye’den toprak satın alarak ‘Büyük Asurlu Devleti’ kurmak istediği iddiası var. Bu iddia ile ilgili olarak ne diyeceksiniz?

Türkiye’de yaşayan halklar içerisinde bu topraklarda ilk yaşamaya başlayan Süryanilerdi. Yakın bir tarihte Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mardin’de yaptığı açıklamada ‘Biz Süryanileri küstürdük, ne edip bu insanları Türkiye’ye döndürmeliyiz, dedi. Devlet de yaptığı hataların bilincindedir. Anavatanları olan Türkiye’de pozitif yönde düzelmeler olunca Süryaniler ülkelerine dönmeye başladı. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda yeniden yaşamak istemesi bizi mutlu ediyor. Kimsenin böyle iddiaları ortaya atmasının hakkı yoktur. Kimse kimsenin anavatanına olan sevgisini engelleme çabası içerisinde olması kabul edilemez bir durumdur. Süryaniler buralardan göç etmiş ancak gönül bağlarını Türkiye’den koparmamışlardır. Bu insanlara saygı göstermek lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik bir ortamda Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ve Yezidisiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Hepimiz Türkiyeliyiz. Keşke Avrupa’ya göç eden Süryaniler, Kürtler, Lazlar Türkiye’ye dönebilse…

Bahçeli’nin sözlerine yorum: 5 bin kişi öldürseniz sorun bitecek mi? / Sayfa 2’deSayfa: 1 2

3. yargı paketi Meclis’e geldi

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

TBMM Genel Kurulu’nda, ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 82. ve 106. maddelerini kapsayan 4. bölümün görüşmeleri devam ediyor.

AK Parti’nin 94. maddeye ilişkin verdiği önerge kabul edildi.

Buna göre, her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılacak.

Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenecek, kaydedilecek ve saklanacak.

Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilecek ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilecek.

Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar, elektronik ortamda düzenlenecek, işlenebilecek, saklanabilecek ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilecek.

Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar, diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilecek. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyecek ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmeyecek.

Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilecek.

Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılacak ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilecek.

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda bitecek.

Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adli sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmeyecek. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler aynca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmeyecek.

AA

3. yargı paketi Meclis’e geldi

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

TBMM Genel Kurulu’nda, ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 82. ve 106. maddelerini kapsayan 4. bölümün görüşmeleri devam ediyor.

AK Parti’nin 94. maddeye ilişkin verdiği önerge kabul edildi.

Buna göre, her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılacak.

Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenecek, kaydedilecek ve saklanacak.

Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilecek ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilecek.

Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar, elektronik ortamda düzenlenecek, işlenebilecek, saklanabilecek ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilecek.

Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar, diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilecek. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyecek ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmeyecek.

Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilecek.

Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılacak ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilecek.

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda bitecek.

Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adli sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmeyecek. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler aynca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmeyecek.

AA

3. yargı paketi Meclis’e geldi

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

TBMM Genel Kurulu’nda, ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 82. ve 106. maddelerini kapsayan 4. bölümün görüşmeleri devam ediyor.

AK Parti’nin 94. maddeye ilişkin verdiği önerge kabul edildi.

Buna göre, her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılacak.

Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenecek, kaydedilecek ve saklanacak.

Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilecek ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilecek.

Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar, elektronik ortamda düzenlenecek, işlenebilecek, saklanabilecek ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilecek.

Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar, diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilecek. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmeyecek ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmeyecek.

Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilecek.

Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılacak ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilecek.

Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda bitecek.

Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adli sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmeyecek. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler aynca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmeyecek.

AA

CHP, MHP ve BDP’nin önergesine red!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Genel Kurul’da ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 97. maddesi üzerinde CHP, MHP ve BDP ayrı ayrı, ”12 Haziran 2011 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde milletvekili seçilen ve halen TBMM üyesi olan tutuklu milletvekilleri, tutuksuz yargılanmak üzere salıverilir” ibaresini içeren önerge verdi.

Önergenin oylamaya sunulmasından önce yerinden söz alan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Bir takım bürokratlar için kalkan eller, milletvekilleri için de kalkmalı. Önergeler bu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarına olanak sağlıyor” dedi.

Genel Kurul’da yapılan oylamada, önergeler kabul edilmedi.

Tasarı üzerindeki görüşmeler, 4. bölümdeki 99. madde üzerinde sürüyor.

AA

CHP, MHP ve BDP’nin önergesine red!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Genel Kurul’da ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 97. maddesi üzerinde CHP, MHP ve BDP ayrı ayrı, ”12 Haziran 2011 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde milletvekili seçilen ve halen TBMM üyesi olan tutuklu milletvekilleri, tutuksuz yargılanmak üzere salıverilir” ibaresini içeren önerge verdi.

Önergenin oylamaya sunulmasından önce yerinden söz alan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Bir takım bürokratlar için kalkan eller, milletvekilleri için de kalkmalı. Önergeler bu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarına olanak sağlıyor” dedi.

Genel Kurul’da yapılan oylamada, önergeler kabul edilmedi.

Tasarı üzerindeki görüşmeler, 4. bölümdeki 99. madde üzerinde sürüyor.

AA

CHP, MHP ve BDP’nin önergesine red!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Genel Kurul’da ”3. Yargı Paketi” olarak adlandırılan tasarının 97. maddesi üzerinde CHP, MHP ve BDP ayrı ayrı, ”12 Haziran 2011 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde milletvekili seçilen ve halen TBMM üyesi olan tutuklu milletvekilleri, tutuksuz yargılanmak üzere salıverilir” ibaresini içeren önerge verdi.

Önergenin oylamaya sunulmasından önce yerinden söz alan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Bir takım bürokratlar için kalkan eller, milletvekilleri için de kalkmalı. Önergeler bu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarına olanak sağlıyor” dedi.

Genel Kurul’da yapılan oylamada, önergeler kabul edilmedi.

Tasarı üzerindeki görüşmeler, 4. bölümdeki 99. madde üzerinde sürüyor.

AA

PKK’nın kaçırdığı şoför serbest bırakıldı

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Ar
Tunceli’nin Ovacık ilçesinde askeri karakola ekmek taşıyan araç, dün akşam saatlerinde Kuşluca köyü yolunda, yasa dışı bir sol örgütün militanları tarafından durdurulmuş, sürücü M.V. kaçırılmıştı. Kaçırılan M.V., yaklaşık bir saat önce serbest bırakıldı. Şahıs, Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı’nda ifade verdi.
Öte yandan, yakıldığı iddia edilen ekmek aracı, Büyükköy yakınlarında sağlam bir şekilde bulundu.

PKK’nın kaçırdığı şoför serbest bırakıldı

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Ar
Tunceli’nin Ovacık ilçesinde askeri karakola ekmek taşıyan araç, dün akşam saatlerinde Kuşluca köyü yolunda, yasa dışı bir sol örgütün militanları tarafından durdurulmuş, sürücü M.V. kaçırılmıştı. Kaçırılan M.V., yaklaşık bir saat önce serbest bırakıldı. Şahıs, Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı’nda ifade verdi.
Öte yandan, yakıldığı iddia edilen ekmek aracı, Büyükköy yakınlarında sağlam bir şekilde bulundu.

Prof. Dr. İlber Ortaylı veda etti

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı’ndan emekli oldu.

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı’nı 2005’ten bu yana yürüten İlber Ortaylı, yaş haddinden emekliye ayrıldı. İlber Ortaylı, akşam 19.00’da Topkapı Sarayı Mecidiye Köşkü’nde verilen kokteyle saraya veda etti. Kokteyle Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye Büyük Millet Meclisi TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik katıldı. İlber Ortaylı Galatasaray Üniversite’si Hukuk Fakültesi’nde bilimsel çalışmalarına devam edeceğini söyledi.

Veda gecesinde bir konuşma yapan Ortaylı, Türk bürokrasisinin sandığından daha müspet olduğunu söyledi. Ortaylı, “Şunu belirtmek isterim ki Türk bürokrasisinin sandığımdan daha müspet ve göz yaşartıcı, gurur verici yönlerini de bu görev sırasında tanıdım. Onun için yaptığım işe beni buraya tayin edenlere, bazı istisnai görünen tavırlarıma tahammül eden başta sayın Bakanımız olmak üzere bakanlık mensuplarına ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç biliyorum.” dedi.

Ortaylı, Topkapı Sarayı’na olan hizmetlerin asla bitmeyeceğini sonsuza kadar devam edeceğini söyledi. Ortaylı, “Buraya gelenlerin burayı sevmesi ve basit bir hizmetkar olması gerekir. Tarihte de böyle olmuştur. Biz buranın efendisi değiliz. Efendisi olan sadece zamanın padişahlarıydı. 1952’de çocuk olarak ilk adımımı attığımdan itibaren burada sürprizler ile karşılaştım. Dışarıda görmediğim kadar kibar, dışarıda duymadığım kadar zarif Türkçe konuşan memurlar vardı. Fakir Türkiye’ye rağmen insanlar bu saray için gayret ediyorlardı. Aynı şeyin devam etmesini ümit ediyorum.” şeklinde konuştu.

Veda gecesinde konuşan Bakan Günay, Topkapı Sarayı’nın kendisinin Kültür Bakanlığına geldiği dönemde, birçok kamu kurumunun işgali altında olduğunu belirtti. Günay, “Sağlık Bakanlığının, Milli Savunma Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının, aklınıza gelen birçok kurumun işgali vardı. Zaman içinde bu kurumların hepsinin işgalini ortadan kaldırdık. İlber hoca değindi. Sürü sultanın içinde gecekondu işgali vardı. İnanılmaz kötü kullanımlar vardı. Bir tarihi mekana bir İmparatorluk merkezine yakışmayacak işgaller vardı.Daha önce sürü sultanın içine otobüsler giriyordu. Arkadaşlarımız onu ortada kaldırdı. Bizde gecekonduları çıkarmaktan başladık. Bu mekana kadar adım adım geldik.” dedi.

Bakan Günay, İlber Ortaylı’nın kendisine söz verdiğini ve kendisine Türkiye’yi temsil etme görevi vereceklerini söyledi. Günay, ”Sayın İlber Ortaylı eğer benim kendisine verdiğim ricadan sonra verdiği sözü bir süre sonra yorulup vazgeçmezse kendisine Türkiye içinde ve dışında ülkemizi temsil etme görevi vereceğiz.” şeklinde konuştu.

Kokteylin sonunda İlber Ortaylı’ya Bakan Günay, çini işlemeli bir seramik hediye etti.

Prof. Dr. İlber Ortaylı veda etti

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı’ndan emekli oldu.

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı’nı 2005’ten bu yana yürüten İlber Ortaylı, yaş haddinden emekliye ayrıldı. İlber Ortaylı, akşam 19.00’da Topkapı Sarayı Mecidiye Köşkü’nde verilen kokteyle saraya veda etti. Kokteyle Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye Büyük Millet Meclisi TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik katıldı. İlber Ortaylı Galatasaray Üniversite’si Hukuk Fakültesi’nde bilimsel çalışmalarına devam edeceğini söyledi.

Veda gecesinde bir konuşma yapan Ortaylı, Türk bürokrasisinin sandığından daha müspet olduğunu söyledi. Ortaylı, “Şunu belirtmek isterim ki Türk bürokrasisinin sandığımdan daha müspet ve göz yaşartıcı, gurur verici yönlerini de bu görev sırasında tanıdım. Onun için yaptığım işe beni buraya tayin edenlere, bazı istisnai görünen tavırlarıma tahammül eden başta sayın Bakanımız olmak üzere bakanlık mensuplarına ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç biliyorum.” dedi.

Ortaylı, Topkapı Sarayı’na olan hizmetlerin asla bitmeyeceğini sonsuza kadar devam edeceğini söyledi. Ortaylı, “Buraya gelenlerin burayı sevmesi ve basit bir hizmetkar olması gerekir. Tarihte de böyle olmuştur. Biz buranın efendisi değiliz. Efendisi olan sadece zamanın padişahlarıydı. 1952’de çocuk olarak ilk adımımı attığımdan itibaren burada sürprizler ile karşılaştım. Dışarıda görmediğim kadar kibar, dışarıda duymadığım kadar zarif Türkçe konuşan memurlar vardı. Fakir Türkiye’ye rağmen insanlar bu saray için gayret ediyorlardı. Aynı şeyin devam etmesini ümit ediyorum.” şeklinde konuştu.

Veda gecesinde konuşan Bakan Günay, Topkapı Sarayı’nın kendisinin Kültür Bakanlığına geldiği dönemde, birçok kamu kurumunun işgali altında olduğunu belirtti. Günay, “Sağlık Bakanlığının, Milli Savunma Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının, aklınıza gelen birçok kurumun işgali vardı. Zaman içinde bu kurumların hepsinin işgalini ortadan kaldırdık. İlber hoca değindi. Sürü sultanın içinde gecekondu işgali vardı. İnanılmaz kötü kullanımlar vardı. Bir tarihi mekana bir İmparatorluk merkezine yakışmayacak işgaller vardı.Daha önce sürü sultanın içine otobüsler giriyordu. Arkadaşlarımız onu ortada kaldırdı. Bizde gecekonduları çıkarmaktan başladık. Bu mekana kadar adım adım geldik.” dedi.

Bakan Günay, İlber Ortaylı’nın kendisine söz verdiğini ve kendisine Türkiye’yi temsil etme görevi vereceklerini söyledi. Günay, ”Sayın İlber Ortaylı eğer benim kendisine verdiğim ricadan sonra verdiği sözü bir süre sonra yorulup vazgeçmezse kendisine Türkiye içinde ve dışında ülkemizi temsil etme görevi vereceğiz.” şeklinde konuştu.

Kokteylin sonunda İlber Ortaylı’ya Bakan Günay, çini işlemeli bir seramik hediye etti.

3 ilçeyi bekleyen büyük deprem tehlikesi

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

17 Ağustos Depremi’nin vurduğu illerden biri de Yalova’ydı. Yaklaşık 2 bin 500 kişi yaşamını yitirdi. Deprem sonrası pek çok hasarlı bina yıkıldı. Ancak Yalova’da halen çürük binalar var. 2003’ten bu yana kentteki yapıların beton ve demir testlerini yapan laboratuvarın müdürü, İnşaat Mühendisi İkram Yaralı’nın sözleri düşündürücü. Yeni binalarda sıkıntı yaşanmadığını belirten Yaralı, ’30-35 yıllık binalarda büyük sorun var. Deniz kumu kullanılan binalarda demirin, özelliğini tamamen yitirdiğini gördük. Bırakın test yapmayı, demir parçalarının elimize ufalandığı oldu. Özellikle Çınarcık, Esenköy ve Armutlu tarafında ciddi derecede sıkıntıda olan binalar var. Birçok bina boyanıp makyaj yapılıp insanlara kiralanıp satıldı’ diyor.

Akşam Gazetesi’ne konuşan Yaralı şunları söyledi: ”Van’da beton kalitesi düşük olabilir ama en azından dere kumu kullanmışlar. Burada durum Van’dakinden daha iç karartıcı. Demiri zamanla sıfıra indiren deniz kumu kullanılmış. Betonların içi boş. 2003’te test yaptığımız 200’den fazla 30 yaş üstün binanın yüzde 98’i çürük. 2008’den beri raporları yasal olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletiyoruz. Yaklaşık 16 bin kişi çürük binalarda yaşıyor. Test için girdiğimiz bazı binalar o kadar kötüydü ki yıkılmasa bari diye dua ettiğimiz anlar oldu.

7 BİN BİNAYA İNCELEME YOLDA

Deprem sonrası yapılan karot testinin yetersizliğine dikkat çeken Yaralı, ‘Kentsel dönüşüm kapsamında Bakanlığın 14 bin konuttan 7 binini mercek altına almaya hazırlandığını öğrendim. Bu sevindirici. Yalova, depremi yaşayan bir kent” dedi.

‘BİZİM BİNADA ÇÜRÜK YER BAKIYORUZ’

Mimarlar Odası Yalova Şubesi Başkanı İsmail Hakkı Gületekin: Son 10 yılda yapılan binalarda sorun yok. Ancak 25-30 yıllık binaların birçoğu hasarlı. Bina sahipleri bunları boya ve mantolama ile süsleyip göz boyuyorlar. Buna Yalova Ticaret ve Sanayi Odası’nın binası dahil. Hatta Mimarlar Odası’nın bulunduğu bina bile aynı durumda. Biz de kendimize yer arıyoruz.

‘O ZAMANKİ ŞARTLARA GÖRE NORMALDİ’

Yalova Belediye Başkanı Yakup Bilgin Koçal: Deprem sonrası yaptığımız çalışmalarda Yalova’nın genel olarak ‘karot’ testlerini yaptırdık. Beton değerleri 10-12 aralığında çıktı. O zamanın şartlarına göre bu normaldi. Şu anda bu değerler düşük sayılıyor. Biz çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bağlarbaşı Mahallesi’ne 385 konutluk ve belediyenin 5.5 milyon desteğiyle TOKİ’ye ev yaptıracağız.

Gıdada mide bulandıran bir hile daha!

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Son olarak da tavuktan yapıldığını sandığımız nugget, köfte, dürüm, sosis ve salam gibi işlenmiş ürünlere kemik, kemik zarı, kan ve sakatat karıştı.

Türkiye Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu (YESİDEF) Trakya Sorumlusu, Gıda Mühendisi Selim Sücüllü, çarpıcı açıklamalarda bulundu: “Bazı firmalar, tavuğun piyasa değeri olan ürünleri alındıktan sonra kalan, kemik, kemik zarı gibi kısımları öğütüyor. Kemikleri unlaştırıyor. Kemikle birlikte tavuğun kanı da ürüne karışıyor. Bunlardan mekanik kıyma elde ediyorlar. Rengi de tavuk etine benzesin diye pembemsi gıda boyası ile boyanıp, piyasaya sürülüyor.”

BAKTERİ YUVASI

Atık parçalarda aşırı bakteri olduğunu, bunun için de ürünlerin işlenmeden önce amonyak ve türevleri ile yıkandığını söyleyen Sücüllü, “Bu şekilde sağlığımızla oynanıyor” dedi.

KARACİĞER İFLAS EDİYOR

Üzeri bakteri toplayan ürünler amonyakla yıkanıyor. Bu da karaciğerde birikme yapıp, zamanla işlevini yitirmesine yol açıyor.

Bakan Ergün’ün hayalindeki sanayici tipi

Pazartesi, Temmuz 2nd, 2012

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, gelişme ve kalkınma için insan potansiyelinin çok önemli olduğunu belirterek, ”Onun değerini bilmek, o girişimci ruhu canlı ve dinamik tutmak lazım” dedi.

Ergün, Denizli Valisi Abdülkadir Demir ve Belediye Başkanı Osman Zolan’ı makamlarında ayrı ayrı ziyaret etti.

Denizli Valiliği’ni ziyaretinde yaptığı konuşmada, Denizli’nin en büyük sermayesinin müteşebbis insan gücü olduğunu ifade eden Ergün, ”Bir ülkenin, şehrin kendi girişimcileri varsa o zaman bu güzellikler bir zenginliğe dönüşür” dedi.

Ergün, Türkiye’nin 81 ilinin hepsinin aynı girişimci ruha sahip olmadığını belirterek, şunları söyledi:

”Bazı vilayetler sadece mevcut coğrafyaların avantajından yararlanarak birtakım zenginlikler elde edebiliyorlar, yatırımlar çekebiliyorlar. Bazı vilayetlerimizin hem coğrafi dezavantajları var, üstüne bir de girişimcilik olmayınca çok sayıda göç vermekle karşı karşıya kalabiliyorlar. Orada ilerlemek mümkün olamayabiliyor. Hatta Türkiye’nin bütün teşviklerini, oraya verseniz yine de bir ilerleme kaydetmek mümkün olmayabiliyor. Onun için insan potansiyeli çok önemli, onun değerini bilmek, o girişimci ruhu canlı ve dinamik tutmak lazım.”

-Yeni sanayici profili-

Bakan Ergün, Denizli Belediye Başkanı Osman Zolan’ı ziyaretinde de belediye hizmetlerinin söylem bazında kalan bir iş olmadığını, bir şehrin fiziki yapısının değişmesinde ve ekonomik kalkınmada önemli role sahip olduklarını dile getirdi.

Ülke kalkınmasında en önemli görevi yerine getiren sanayicilerin, yatırımcıların yerel yönetimlerce önünün açılması gerektiğini, bununla birlikte bakanlık olarak yeni sanayici profilini, teknolojiye, rekabete açık, çevreye duyarlı, sosyal sorumluluk sahibi kişiler olarak tarif ettiklerini ifade eden Ergün, şunları kaydetti:

”Sadece kazandığını cebine koyan, bankada istifleyen değil, kazandığını teknolojiyi geliştirmek, rekabet gücünü artırmak, daha çok istihdam, daha çok üretim, daha çok ihracat yapmak için kullanan, havayı, toprağı, suyu koruyan bir sanayici profili istiyoruz. Sosyal sorumluluk projelerine, okul yapımına katılan, özürlülere destek veren sanayici istiyoruz. Kazandığı paranın bir kısmının sosyal işlere gitmesinden insanın kendisi huzur bulur zaten.”