1923’te Tokat’ta doğan Tunca, 1944 yılında Kara Harp Okulu’nu 1950’de Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi. 1961’de İngiltere Kraliyet Ordu Spor Akademisi’nde öğrenim gördü. CISM’de Genelkurmay Başkanı Adına Türkiye’yi temsil etti. Atletizm, voleybol, güreş, eskrim, federasyonlarında yönetim kurulu üyesi, Hentbol Federasyonu’nda başkanlık görevi yaptı.
Şeref Tunca
Haziran 29th, 2012TuğgeneralŞadi Öner
Haziran 29th, 2012Siirt’te doğdu. Tank Alb. Şadi Öner Yüksek Askeri Şûra Kararı ile 30 Ağustos 1997 tarihinden geçerli olmak üzere Tuğgeneralliğe terfi etti. 2001 yılı Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında görev süresi uzatıldı.
Tuğgeneral Şadi Öner Gelibolu 2. Kolordu’ya bağlı, 18. Zırhlı Tugay Komutanı olarak görev yaptı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Tuğgeneral olarak emekli oldu.
E. Tuğg. Şadi ÖNER Anıtkabir Derneği Yönetim Kurulu Başkanı’dır.
TuğgeneralTemel Cingöz
Haziran 29th, 2012Tuğgeneral Temel Cingöz, 1941 yılında Seferihisar’da doğdu. Kara Harp Okulu’ndan 1960’ta, Piyade Okulu’ndan 1961’de, Jandarma Subay Okulu’ndan 1964’te mezun oldu.
Batman, Mardin, Hakkari, Elazığ ve Bitlis’te uzun yıllar görev yaptı.
1988 – 1990 yılları arasında Siirt’te Jandarma Alay Komutanlığı görevini üstlendi.
Güneydoğu sorununa yaklaşımı sert olarak bilinen Cingöz’ün koruculuğun yaygınlaşması için kullandığı yöntemler eleştirildi.
İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar, Siirt’ten sürgüne gönderildiği sırada Cingöz’ün kendisini ölümle tehdit ettiğini öne sürdü.
Adana Bölge Jandarma Komutanı olan Cingöz, 23 Mayıs 1991 Perşembe günü Yeni Baraj Mahallesi’ndeki evinden otomobiliyle göreve giderken silahlı dört kişi tarafından çapraz ateşe alınarak şehit edildi.
Aynı gün Ankara’da da Emekli Korgeneral İsmail Selen de bir suikast sonucu şehit oldu.
Halil (Kut) Paşa
Haziran 29th, 2012Halil (Kut) Paşa (1882 – 1957) Enver Paşa’nın ondan iki yaş büyük amcası. “Kut’ül Amare Kahramanı” olarak bilinir.
1882’de İstanbul’da doğdu. Harp Akademisi’nde Mustafa Kemal ile aynı sınıfta okudu. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. I. Dünya Savaşı’nda Kut’ül Amere cephesinde General Townshend komutasındaki İngiliz kuvvetlerini esir aldı. Ardından Irak askerî valiliğine getirildi. Goltz Paşa’nın ölümü üzerine 6. Ordu komutanlığına atandı.
Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Diğer İttihaçılarla birlikte Bekirağa Bölüğü’ne kapatıldıysa da Yahya Kaptan tarafından kaçırıldı. Sivas’a giderek Heyet-i Temsiliye başkanı Mustafa Kemal ile görüştü. Buradan Azerbaycan’a giderek Enver Paşa ve kardeşi Nuri Paşa ile buluştu. Kurdukları İslam Ordusu’yla Ermeniler’e karşı savaştı. Bu arada Ankara Hükümeti adına Moskova yönetimi ile görüştü. Sovyetler’in Ankara Hükümetine gönderdiği külçe altınları getirdi.
Ankara Hükümeti’nin Türkiye’de oturmasına izin vermemesi üzerine Moskova’ya döndü.(1921)
Enver Paşa, Türkistan’da Sovyet yönetimine karşı savaş başlatınca, Halil Paşa Rusya’yı terk ederek Almanya’ya gitti(1922). Kurtuluş Savaşı’ndan sonra hükümetin izniyle İstanbul’a yerleşti.
1957’de İstanbul’da vefat etti. Anıları, “Kut’ül Amare Kahramanı Halil Paşa’nın Anıları: Bitmeyen Savaş” adıyla 1972’de yayımlandı.
Irak Ordusu Komutanı Halil Paşa Kutü’l-Ammare zaferinden sonra 6 ncı Orduya yayınladığı mesajında şöyle demiştir:
“Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.”
Dicle ve Fırat boyunda 1915-1916 yıllarında yapılan çetin mücadelelerin ardından 29 Nisan 1916’da Kutü’l-Ammare zaferinin kazanılmasında vatan müdafaası için her türlü sıkıntı ve yokluklara göğüs gererek canlarını veren kahraman Türk askerlerini bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun!…
KUTÜ’L-AMMARE ZAFERİ (29 NİSAN 1916)
11 Kasım 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na giren Osmanlı Devleti’nin savaştığı cephelerden biri, İngilizlere karşı oluşturulan Irak cephesidir. Osmanlı dönemi kaynaklarında Irak-ı Arap olarak adlandırılan bölge, jeopolitik ve stratejik bakımdan önem arz eden Dicle-Fırat havzasında tarihteki Mezopotamya’yı (Verimli Hilal) içine alır ve Basra Körfezine kadar uzanır.
24 Kasım 1914’te Basra’yı işgal eden İngilizler, 3 Haziran 1915 tarihinde Kutü’l-Ammare’yi, Temmuz ayı sonlarına doğru da Nasıriye’yi işgal etmişlerdir. Bunun üzerine Türk birlikleri Bağdat’ın hemen güneyindeki Selmanpâk mevziine çekilmişlerdir. İngilizler 21-22 Kasım 1915’te Selmanpâk mevziine taarruza başlamışlardır. 23 Kasım 1915’de 51 nci Türk Tümeninin kuzeyden yaptığı karşı taarruz üzerine İngiliz kuvvetleri, 4.000 kişi zayiat vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır.
Geri çekilen İngiliz Kuvvetleri teması keserek 3 Aralık sabahı Kutü’-l Ammare’ye ulaşmışlardır. General Townshend Kutü’l-Ammare’ye kapanarak burayı bir kale gibi savunmaya karar vermiştir. Türk kuvvetleri takviye birliklerinin gelmesiyle 5 Aralık günü Kutü’l-Ammare’ye taarruz etmişlerdir. Irak Ordusu Komutanlığı, 8 Aralık 1915 tarihinde General Townshend’e gönderdiği mesajda, direnmemesi ve Türk kuvvetlerine teslim olması çağrısında bulunmuş, ancak Townshend’dan olumsuz cevap gelmesi üzerine 14 Aralık 1915 tarihinde birliklerine taarruz emrini vermiştir. 15 Aralık günü de devam eden taarruzda bir sonuç alınamamış ve taarruza son verilmiştir. Ancak kuşatmanın daha şiddetli devamı kararlaştırılmıştır. İngilizler, Kutü’l-Ammare’de mahsur kalan General Townshend’i kurtarmak için bundan sonra Aralık 1915-Nisan 1916 tarihleri arasında pek çok girişimde bulunmuşlar, ancak sonuç alamamışlardır. Bu başarısız girişimler üzerine İngiliz Kolordu Komutanı bütün ümidini kaybetmiştir. İngiliz makamlarınca deniz ve kara yoluyla Kutü’l-Ammare’ye yardım gönderme girişimleri de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bundan sonra Türk makamlarıyla yapılan görüşmelerde teslim şartlarının müzakeresine başlanmış ve General Townshend, 29 Nisan 1916 tarihinde teslim olmuştur. Türkler, Kutü’l-Ammare’de İngilizlerden başta İngiliz Tümen Komutanı General Townshend olmak üzere bir tümeni esir almışlardır.
Irak Ordusu Komutanı Halil Paşa Kutü’l-Ammare zaferinden sonra 6 ncı Orduya yayınladığı mesajında şöyle demiştir:
“Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.”
Kut Şehitliği
1920 yılında Bağdat’a 180 km uzaklıkta Kutü’l-Ammare’de inşa edilen şehitlik, etrafı duvarlarla çevrili büyük bir anıt şeklindedir. Burada 7 subay ve 43 er olmak üzere 50 şehidimizin mezarı bulunmaktadır.
Sonuç olarak; Kutü’l-Ammare Muharebesi; Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun zor şartlar ve imkansızlıklar içerisinde, Çanakkale’den sonra İngilizlere karşı kazandığı ve bir tümeni bütün personeli ile birlikte esir aldığı eşsiz bir zaferdir.
Korg.Şükrü Naili Gökberk
Haziran 29th, 2012Bursa, Eskişehir ve İstanbul‘un düşman işgalinden kurtuluşu sırasında Türk ordusunun başında şehre giren Kurtuluş Savaşı kahramanıdır.
1876’da Selanik’te doğdu. 1899’da Harp Okulu’nu 1902’de Harp Akademisi’ni bitirdi ve Genelkurmay yüzbaşı olarak Selanik’te görev aldı.
14. Tümen kurmay başkanıyken Balkan Savaşı’na katıldı. 1920’de 49. Tümenle Kırklareli bölgesinde Yunanlılara karşı savaşan Şükrü Nail daha sonra Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Anadolu’ya geçti. 15. Tümen komutanıyken Eskişehir ve Sakarya savaşlarına 3. Kolordu komutanı olarak da Başkomutanlık Meydan Muharebesine katıldı.
1922’de Tümgeneral oldu. Eskişehir ve Bursa’yı düşmandan temizledikten sonra Bandırma’yı da geri alan Naili Paşa, Lozan Barış Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra Kolordusuyla birlikte İstanbul’a girdiğinde sevinç gösterileriyle karşılandı.
1926’da Korgeneralliğe yükseldi. 1934’te kolordu komutanıyken emekliye ayrılan Gökberk, 1935’te İstanbul‘dan milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi. 26 Ekim 1936’da Edirne’de hayatını kaybetti. Mezarı, Ankara’daki Devlet Mezarlığı’ndadır.
Şükrü Naili Bey’in Nazire Hanım ile evliliğinden Turgut, Macit (Prof. Dr.) ve Saadet adlı üç çocuğu olmuştur.
Prof. Dr.İbrahim Şevki Atasagun
Haziran 29th, 20121899’da İstanbul’da doğdu. 1921’de Askeri Tıbbiye’yi bitirdi. Kurtuluş Savaşına katıldı. Savaştan sonra iç hastalıkları uzmanlığını tamamladı ve İstanbul Tıp Fakültesinde öğretim üyesi oldu.
Profesörlüğe yükseltildi. Bir süre sonra tekrar ordu hizmetine geçti. Çeşitli askeri hastanelerde başhekimlik yaptı.
1957’de Tümgeneral iken emekliye ayrıldı.
1958-1960 arasında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığında bulundu.
1961 seçimlerine katılarak Nevşehir senatörü seçildi. Cumhuriyet Senatosu başkanlığını yürütürken hasta olan cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e uzun süre vekalet etmiştir.
Senatörlük görevi bittikten sonra (1977), siyasetten çekildi. Tıp alanında çeşitli eserleri vardır. 1984 yılında vefat etti.
TümgeneralMelih Tunca
Haziran 29th, 201208 Şubat 1950 tarihinde doğdu.
E. Tümgeneral Melih Tunca 2003 yılında başladığı TSK Mehmetçik Vakfı Genel Müdürlüğü görevinden 5 yıllık hizmet süresinin dolması sebebiyle 01 Aralık 2008 tarihinde ayrılmıştır.
2005 – 2008 yılları arasında TÜRKTRUST A.Ş yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.
7 Nisan 2010 günü yapılan Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) 14. Olağan Genel Kurulu’nda, genel başkanlığa Emekli Tümgeneral Melih Tunca seçildi. Tunca, genel kurula katılan 129 delegeden 107’sinin oyunu aldı.
Bayan Gülçin Tunca ile evli olan Melih Tunca’nın 2 kız çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.
Ahmet Tuncer
Haziran 29th, 2012Topçu Kurmay Alb. Ahmet TUNCER 1962 yılında Sivas’ta doğdu. 1983 yılında Kara Harp Okulundan Topçu Teğmen olarak mezun oldu.
1984 yılında Topçu Okulundan mezun olduktan sonra ilk olarak 1984-1986 yılları arasında 28. Tugaya Takım Komutanı olarak atandı. 1986-1988 yılları arasında 6. Kolordu Topçu Alayında ve 1988-1990 yılarında 8. Kolordu Topçu Alayında Batarya Komutanlığı yaptı. 1990-1992 yılları arasında 4. Mekanize Topçu Alayında Karargah Bölük ve 92-95 yılları arasında 2. Kolordu Hava Savunma Tb.’nda Karargah Bölük Komutanlıkları yaptı. Kara Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Akademilerinden mezun olduktan sonra 1998-2000 yılları arasında 1. Mekanize Tüm. ve Siirt 3. Komando Tug. karargahlarında Hrk. Ve Eğt.Ş.Md. olarak görev yaptı. 2002-2003’te 54ncü Mknz.Tuğ. Tank Tabur K.lığı yaptı.
2003-2006 yıllarında Milli Askeri Temsil Başkan Yardımcısı olarak SHAPE Kh.’ndaki görevini tamamlayarak 2006 yılında Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi K.lığı görevine atandı.
Alb.TUNCER evli ve bir kız çocuk sahibi olup iyi düzeyde ingilizce bilmektedir.
İlyas Bozkurt
Haziran 29th, 2012Kurmay Albay, BİOEM Komutanı
Kur.Alb. İlyas BOZKURT 1964 yılında Ankara’da doğdu. 1982 yılında Kara Harp Okulu’ndan Topçu Teğmen olarak mezun oldu. 1991 Yılına kadar çeşitli Hava Savunma birliklerinde takım ve batarya komutanlığı yaptı. 1991 yılında Topçu ve Füze Okulu’na Hava Savunma Öğretmeni olarak atandı.
1992-1994 yılları arasında Kara Harp Akademisinde öğrenim gören Alb.BOZKURT, 1994 yılında Kara Harp Akademisini bitirdikten sonra 2 nci P.Tug. da bir yıl süreyle Loj.Ş.Md.lüğü yaptı. 1995 yılında Gnkur.Tatb.Ş.Pl.Sb.lığına atandı. Bu görevi yürütürken Pakistan Komuta Kurmay Kolejine seçildi ve bir yıl bu ülkede eğitim gördü. 1998 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi eğitimini müteakip, 4 ncü Mknz.P.Tug. 2 nci Tnk.Tb.K.lığına atandı.
1999 yılında yurt dışı sürekli göreve seçilen Alb.BOZKURT, sırasıyla Brüksel’de bulunan; Batı Avrupa Birliği As.Kh., Avrupa Birliği Askeri Temsilciliği ve NATO Askeri Temsilciliğinde birer yıl Plan Subaylığı yaptı. 2002-2004 yılları arasında Dağ ve Komando Tugayında Kurmay Başkanlığı yaptı. 2004 yılında K.K. Hrk. Bşk. lığına Pl. Ş. Md. olarak atandı ve bu görevde bir yıl kaldı.
2005 yılı genel atamalarında TSK BİOEM (Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi) K. lığı görevine atanan Kur. Alb. İlyas BOZKURT halen bu görevi sürdürmektedir. İngilizce bilen Kur. Alb. İlyas BOZKURT evli ve üç çocuk babasıdır.
TümgeneralNecdet Sezginer
Haziran 29th, 2012Tümgeneral Necdet SEZGİNER 1954 yılında Kastamonu’da doğmuştur. 1974 yılında Kara Harp Okulundan, 1975 yılında Zırhlı Birlikler Okulundan mezun olmuştur.
2002 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Bu rütbe ile 4 yıl süreyle 5 nci Zırhlı Tugay Komutanlığı görevinde bulunmuştur.
2006 yılı Yüksek Askeri Şura kararıyla, Tümgeneralliğe terfi ederek Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı görevine atanmıştır.
Tümgeneral Necdet SEZGİNER, evli ve iki çocuk babasıdır.
Hüsrev Gerede
Haziran 29th, 2012Hüsrev Gerede, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihininin önemli isimlerinden olan Türk asker, politikacı ve diplomattır. Kurtuluş Savaşı sırasında iç isyanların bastırılmasında rol oynadı. Savaştan sonra Büyükelçi ve milletvekili olarak görev yaptı.
1886 yılında Edirne’de doğdu. Rıdvanbeyoğlu ailesinden Ferik (Korgeneral) Mehmet Ali Paşa ile Mah-I Nur Hanım’ın oğludur. 1908 yılında Harp Akademisi’ni kurmay yüzbaşı olarak bitirdi. I. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde görev aldı.
Mustafa Kemal ile Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatan 18 kişiden birisidir. 19 Mayıs 1919’dan itibaren Mustafa Kemal Paşa’nın kurmay heyetinde istihbarat ve siyasi şube müdürlüğü yaptı. Havza, Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’daki tüm mili mücadele hareketlerine katıldı. katıldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı ‘nda Trabzon milletvekili olarak bulundu. İstanbul’un işgali üzerine Ankara’ya geçti, Trabzon milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çalışmalarına katıldı.
Bolu İsyanı sırasında, Gerede Olayı’nda gösterdiği başarıdan dolayı Atatürk daha sonra kendisine Gerede soyadını verdi.
Cumhuriyet döneminde askerlikten ayrılarak, Budapeşte, Sofya, Tahran, Tokyo, Berlin ve Rio de Janeiro Büyükelçiliklerinde bulundu, elçiliği sırasında Türk-Japon ve Türk-Alman dostluğunun güçlenmesine çalıştı. 1934 yılında Rıza Pehlevi’nin Ankara’ya gelmesini ve Türk-İran dostluğunu güçlendirilmesini sağladı.
Gerede, 1949’a kadar milletvekilinde çeşitli illerin temsilciliğini yapmayı da sürdürdü. 1934-1936 yılları arasında Urfa, 1942-1947 yıllarında Sivas milletvekiliydi.
Gerede’nin Japonya ve Almanya üzerine kitapları vardır. Atatürk ile ilgili anılarını yayımlamıştır.
İstanbul, Şişli’de, uzun yıllar yaşadığı caddeye Hüsrev Gerede anısına bir anıt dikilmiştir.
OrgeneralOrhan Yöney
Haziran 29th, 2012Orgeneral Orhan Yöney, 1942 yılında Bursa’da doğdu. 1962’de Kara Harp Okulu’ndan, 1963’te Topçu Okulu’ndan mezun oldu.
1972 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı çeşitli birliklerde takım komutanlığı ve bölük komutanlığı yapan, 1974 yılında Kara Harp Akademisi’nden mezun olan Orgeneral Yöney, ardından kurmay subay olarak 4. Piyade Tümen Komutanlığı emrinde Plan Subaylığı, Harp Akademileri Komutanlığı’nda öğretim üyeliği, Brüksel/Belçika’da Shape Karargahı’nda Kuvvet Geliştirme Proje Subaylığı ve Plan Prensipler Daire Prensipler Şube Kısım Amirliği, Genelkurmay Strateji ve Plan Daire Strateji Şube Proje Subaylığı, Avrupa Grubu ve Nükleer Şube Plan Kısım Amirliği ve Şube Müdürlüğü, Genelkurmay Antlaşmalar Dairesi Antlaşmalar Şube Müdürlüğü, 9. Piyade Tümen Topçu Alay Komutanlığı, 3. Ordu Harekat Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1990 yılında tuğgeneralliğe terfi eden Yöney, bu rütbe ile Genelkurmay Strateji ve Kuvvet Plan Daire Başkanlığı,
Brüksel/Belçika’da IMS Plan ve Prensipler Daire Başkan Yardımcılığı ve 19. Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu.
1994 yılında tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral Yöney, bu rütbe ile Genelkurmay Plan Harekat Daire Başkanlığı, Genelkurmay Strateji ve Kuvvet Plan Daire Başkanlığı, Genelkurmay Strateji Daire Başkanlığı, 4. Kolordu Komutan Yardımcılığı ve 1. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı, Milli Güvenlik Akademisi Komutanlığı görevlerini yürüttü.
1999 yılında korgeneralliğe terfi ederek 6. Kolordu Komutanlığı ve Brüksel / Belçika’da Türk Askeri Temsil Heyeti (TMR) Başkanlığı görevinde bulunan Orgeneral Yöney, 2003 yılında orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral rütbesi ile NATO Güneydoğu Avrupa Müşterek Komutanlığı ve 3. Ordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, 30 Ağustos 2006 tarihinden geçerli olarak Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığı görevine atanmıştır.
Emel Yöney ile evli olan Orgeneral Orhan Yöney’in, 2 çocuğu bulunuyor. Orgeneral Yöney, İngilizce biliyor.
OrgeneralErdal Ceylanoğlu
Haziran 29th, 20121945 Yılında Kayseri’de doğmuştur. 1966 Yılında Kara Harp Okulundan, 1967 Yılında Piyade Okulundan mezun olmuştur.
1974 Yılına Kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına Bağlı Çeşitli Birliklerde Takım Komutanlığı Yapan Korgeneral Ceylanoğlu, 1976 Yılında Kara Harp Akademisinden Mezun Olmuş, Ardından Kurmay Subay Olarak; Kara Harp Okulunda Bölük Komutanlığı, Kara Harp Akademisinde Öğretim Üyeliği, 4’üncü Zırhlı Tugay Kurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanı Özel Sekreterliği Ve Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı Görevlerini Yürütmüştür.
1992 Yılında Tuğgeneralliğe Terfi Etmiştir. Tuğgeneral Rütbesi İle Kara Kuvvetleri Eğitim Ve Okullar Daire Başkanlığı Ve 39’uncu Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Görevlerinde Bulunmuş, 1996 Yılında Tümgeneralliğe Terfi Etmiştir. Tümgeneral Rütbesi İle Zırhlı Birlikler Okulu Ve Eğitim Tümen Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Eğitim Ve Doktrin Komutanlığı Komutan Yardımcılığı İle Kurmay Başkanlığı Ve Milli Güvenlik Akademisi Komutanlığı Görevlerini Yürütmüş, 2002 Yılında Korgeneralliğe Terfi Etmiştir.
Korgeneral Rütbesi İle Jandarma Asayiş Komutanlığı, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme Ve Değerlendirme Başkanlığı Görevlerinde Bulunduktan Sonra, 30 Ağustos 2007 Tarihinden Geçerli Olarak Orgeneralliğe Terfi Etmiş Ve Kara Kuvvetleri Eğitim Ve Doktrin Komutanlığı Görevine Atanmıştır.
30 Ağustos 2010 tarihinden geçerli olarak 1. Ordu Komutanlığına atanmıştır. Ancak Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanan Orgeneral Avni Atila Işık’ın istifa etmesi üzerine yerine Erdal Ceylanoğlu Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atanmıştır.
Bayan Şule Ceylanoğlu ile evli olan Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nun iki çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.
Korkut Eken
Haziran 29th, 2012Eken, 1945 yılında Ankara’da doğdu. 1963 yılında baba mesleği olan subaylığa ilk adımı Kara Harp Okulu’na girerek attı. Hava İndirme Tugayı’nda görevliyken 20 Temmuz 1974’de paraşütçü birlikler ile Kıbrıs’ta ilk görev yapan askerlerimiz arasında yeraldı.
1978 yılında çok üstün eğitimli subay ve astsubaylardan oluşan Özel Harp Dairesi, özel birlik komutanlığına atandı. 1984 Eruh baskınıyla başlayan PKK terör örgütüyle mücadelede, birliğiyle birlikte Siirt ve Sason bölgelerinde görevlendirildi.
1986 yılına kadar devam eden bu görevinde sayısız sıcak çatışmaya girdi. Yaptığı çalışmalardan dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimiz’in en önemli madalyası olan Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Başarı Madalyası ve birçok takdirname aldı. 1981 yılından 1986 yılına kadar Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Özel Harekat Timleri’nin teşkili, teçhizi ve eğitiminde görev aldı.
Kendi isteğiyle 1987 yılında Yarbay rütbesindeyken emekliye ayrıldı ve hemen MİT’de Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Basına sızan ünlü MİT raporunu hazırlayan Daire’de görevli olduğu için soruşturma geçirdi. Başka bir bakanlığa atanacağını öğrenince 1988 yılında MİT’den emekliye ayrıldı.
1993 yılında dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın daveti üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı.
1996 yılına kadar Özel Harekat timlerini yetiştirdi ve bunlarla birlikte operasyonlara katıldı.
Samsun Terme nüfusuna kayıtlı Korkut Eken evli ve 3 çocuk babası.

“efsane yarbay”
PKK ile Mücadele
Korkut Eken, ilk ve tek ropörtajını 19 Ocak 2002 tarihinde Star gazetesi yazarı Saygı Öztürk’e verdi. İşte Eken’in ağzından PKK ile mücadelesi:
Güneydoğu’da operasyonlarda asker – polis sorunu yaşanıyor muydu?
Benzer sorunlar yaşanıyordu. Asker olmam nedeniyle komutanlarımızla da görüşüp, sorunu daha kolay çözüyorduk. Eruh – Şemdinli baskınlarından sonra 1984 – 1986 yıllarında, o zaman en yüksek rütbeli komutanlar, bizler dağlara çıktık. Olaylar yoğunlaşınca, paşalar dahil, ellerinde silahlar en önde gidiyorlardı. En yüksek rütbeli subaylardan bir tanesi bendim, dolayısıyla Apo’nun öldürülmesi konusunu kendime bir görev addetmiştim. İnanın rüyalarıma giriyordu. Bir kıstırsam, yakalasam diye ama Türkiye hudutları içine girmedi.
Apo’yu öldürmeyi niçin bu kadar istiyordunuz?
Ben, terör örgütünün başı öldürülürse örgütün çökeceğine inanıyordum. O dönemde bile yabancılar PKK’ya destek oluyor, helikopterle gıda atıyor, yaralılarını taşıyorlardı. Apo yakalanıp Türkiye’ye getirildiğinde işi anlamıştım. Bir zamanlar PKK terör örgütünü destekleyen ülkeler, nasıl olur da şimdi Apo’yu paketleyip bize teslim ediyorlar? Bu işin siyasallaşma süreci başlıyor ki bu, silahlı mücadeleden çok daha tehlikeli ve karşı mücadelesi zor.
Apo idam edilmeli mi?
Artık bize verildikten sonra idam edilmemeli. Doğrusu şu anda yapılan. Apo idam edilirse daha kötü şeyler olabilirdi. Kendimiz yakalasak, dağda bayırda bir çatışmada ölse tamam. Ama teslim olmuş, elleri kolları bağlı olarak verildiğine göre idam etmemiz doğru olmaz.
Güneydoğu’da olayların yaşandığı dönemde durum nasıldı?
Başlangıçta tabii askerin özel timlerin komutanı olarak Mardin, Hakkari, Siirt bölgeleri bana bağlıydı. O dönemde gece operasyon yapan bizim gibi birlik yoktu. Ondan sonra polisin özel timlerinin kurulması görevi verildi. Onu da hakkıyla yerine getirdiğime inanıyorum.
Timlerin yetiştirilmesi için kimlerden emir alıyordunuz?
Eğitimin bir süresi var. Biz eğitime ilk başladığımız 1982 yılında Amerikan sistemine göre eğitim vermeye başladık. Sonra fabrikasyon adam istemeye başladılar. Başbakan Turgut Özal, 500 kişinin hemen eğitilmesini istedi. Mümkün olmadığını söyledim. Çünkü o kadar kişiyi eğitecek kadromuz yoktu. Üstelik bunları bir ayda eğitmemizi istiyordu. Bunları o şekilde göndermemiz mümkün değildi. Eşkiyanın karşısına o şekilde gönderemezdik. Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde de ortalık yanıyordu. Bu kez 1000 özel harekatçı daha yetiştirmemiz istendi. Çaresiz kalınmıştı. Örgütle nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda bilgi veriyordum. Birliğin sayısı değil, niteliği önemlidir.
Bir de devletin kullandığı “Yeşil” var. Bu konuda ne dersiniz?
Yeşil’le ilgili en ufak bir bilgim yok, tanımıyorum, çalışmadım. Bir defa Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde göz altına alınmıştı. O zaman gördüm.
Devletin kullandığı bu tür kişiler çok mu?
Çok vardır. Örneğin bir dönem çok sayıda itirafçı grubu vardı. Şimdi itirafçıların devlete faydalı olacak ne tarafı var? Ama 1984 Eruh – Şemdinli baskınının yaşandığı dönemi ele alalım. Araziyi bilmiyorsunuz, yolu bilmiyorsunuz, geçiş yollarını bilmiyorsunuz, gizli depoları bilmiyorsunuz, bunlar yer gösteriyorlardı. Ondan sonra operasyonlara sokmaya başladılar.
İtirafçıların operasyonda kullanılmasına karşı mıydınız?
İtirafçı kim ki operasyonu yönlendirecek? Böyle bir şey var mı? Bizim eğitimimiz çok yüksek seviyede. Bir özel time katılan subay dört sene özel kurs görüyor. İtirafçıları yer gösterme dışında operasyonun içine katmazdım. Gerek yok.
Girdiğiniz çatışmalarda unutamadığınız ve sizi en çok etkileyen olay ne oldu?
Operasyondayız, çatışma çıkmıştı. Hemen yakınımda duran asker, gözümüzün önünde bize silah sıkan teröriste doğru yürümeye başladı. Bas bas bağırıyorum, gitmemesini söylüyorum. Ama o devam ediyor. Önüne kuşun sıkıyorum, ilerliyor. Konsantre mi oldu, şoka mı girdi bilemiyorum, gidiyor. Terörist tam kafasından vurdu. Orada öldü. Meğer o aslan çavuş, kaldığım lojmanın kapıcısının çocuğu değil miymiş?
Güneydoğu’da büyük hatalar yapıldı mı?
Başlangıçta yanlışlar var. Koordine sağlanamadı. Böyle olaylara başlangıçta hazırlık yoktu. Ama sonradan özellikle askeri birlikler, güvenlik kuvvetleri çok tecrübeli oldu. Yörede alan kontrolü şart. Alan kontrolünü yapamayınca vazgeçtiler. Karakolları kapattılar. Karakol basılıyordu. Bütün karakollara tek tek timleri gönderdim. Güneydoğu’nun bütün bölgelerine. Hakkari, Mardin, Siirt aklınıza neresi geliyorsa, tek tek bütün jandarma karakolları eğitildi. Baskına karşı planlar hazırladık, adamların eline verdik. Karakol komutanlarının takviye talepleri de yerine getirildi.
Abdullah Öcalan’ın durumu ne olacak?
Parti başkanı olabilir. Bu duruma getirildikten sonra başka ne olabilir? Zamanında öldürülmesi gerekirdi. Devlet kendi birimleri arasındaki çatışma yüzünden başarılı olamadı. Adamın gittiği yeri adım adım biliyorsun, yerini biliyorsun, yapılamaz mıydı eylem? Eh işte, o onu çekemedi derken olay basına sızdırıldı. Bunun kasıtlı olduğuna inanıyorum. Operasyonun o haliyle başarılı olamayacağını tahmin ediyordum. Dört birimle bu iş olmazdı zaten.
Bu eylemi siz başarıyla yapabilir miydiniz?
Başbakan veya kim sorumluysa, “Buraya gel kardeşim Korkut Eken, istediğin adamı almakta serbestsin. Türkiye genelinde kimi istersen seç, silah zaten var, onda bir eksik yok. Maddi finans icap ediyorsa karşılıyorum. Şu kadar da süre veriyorum, şu imkanlarla söylüyorum” dese bu işe başlar ve sonuç alırdım.
MİT’e Giriş
Yıl 1986… “Yarbay Eken, gönüllüler arasından seçtiği Polis Özel Harekat Timlerine eğitim verirken, eğitim alanına iki Land Rover araç geldi. Araçlardan inenlerden biri MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas’tı. Abas için hep “Türkiye’nin en iyi silah kullanan kişisi” denirdi. Uzaktan Eken’in atışlarını hayranlıkla izledi. Eken şişeyi vurmanın ötesinde, kurşunu şişenin içinden geçiriyordu. Abas yanlarına gitti, değişik silahlarla o da hedeflere ateş etmeye başladı. Abas hedefleri 12’den vuruyor, aynı delikten ikinci kurşun geçiyordu…
Hiram Abas, aniden döndü ve uzakta duran Land Rover’lara ateş etmeye başladı. Araçların yanına gittiler. Kurşunun değdiği yerlere parmaklarını sürdü. İçeriye girip baktı. “Güzel” dedi.
Araçlara zırh geçirilmişti. Yeni alınacak Land Rover’ların zırhlarının dayanıklılığını belirlemek için ateş ediliyordu. Hiram Abas, Eken’e “Yarbayım bir de siz deneyin” dedi. Eken önce Land Rover’ı inceledi. Nereye ateş edeceğini kararlaştırmıştı. Atış tamamlandığında hep birlikte yine aracın başına gidildi. Hiram Abas, “Yarbayım zayıf noktaları iyi yakalamışsın. Tebrik ederim” diye Eken’i kutladı. Korkut Eken’e teklifi hemen orada yaptı: “Size ihtiyacımız var. Emekli olup MİT’e gelin”.
Eken, 1987 yılında Özel Birlik Komutanlığından emekliye ayrıldığında, zaman geçirmeden MİT’te göreve başladı. Görev yeri, MİT Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcılığıydı.” *
* Devletin Derinliklerinde, Saygı Öztürk, Ümit Yayıncılık
Eken ve Çatlı
“Korkut Eken, Emniyet’te olduğu dönemde, Abdullah Çatlı’ya ihtiyaç duymuştu… Haber gönderdi, “Ankara’ya gelsin görüşelim” diye. Aslında Çatlı’nın bir ayağı Ankara’daydı. Sık sık geliyor, görüşmelerde bulunup gidiyordu. Görüşme yeri için gizli saklı bir yer de seçilmemişti. Ankara Tandoğan’da bulunan ve bugün adı Ador olan Merit Altınel Oteli’nin lobisinde buluşma gerçekleşti.
Kahve içerken Eken, “Sana bir dış görev vereceğim. Fransa’ya gideceksin, Dursun Karataş’a bakacaksın. Almanya’da PKK’nın lider kadrosunun yerini tesbit edeceksin. Bu bilgileri onbeş gün içinde temin etmeni istiyorum” dedi.
Abdullah Çatlı hiç itiraz etmedi. Bilet ve masrafları için gerekli para verildi. Ayrılırken el sıkıştılar. Korkut Eken, “Gel seni bir öpeyim” dedi ve o güçlü elleriyle Çatlı’yı kendine doğru çekip öptü. Sırtını okşarken, “Bu zor görevde sana güveniyorum” dedi.
Abdullah Çatlı, “Yarbayım, ben de size güveniyorum. Siz olmazsanız ben böyle bir görevi kabul etmezdim. Çünkü, bana yapılan bazı şeylere çok üzüldüm. Kelle koltukta görev yapıyorum ama neredeyse beni vurdurtacaklardı” diye yanıtladı.
Eken, “Merak etme, komutanına güven” deyince, Çatlı’dan şu sözcüğü duydu: “Güveniyorum Emmi.”…
Birbirlerine güvenmişlerdi. Eken, Çatlı’nın getirdiği raporları okurken, rapora girmeyen özel bilgileri de dinliyordu. Bu raporlar Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a veriliyor, raporun bir örneği de Başbakan Tansu Çiller’e sunuluyordu. Çatlı, Avrupa ülkelerinde önemli bir istihbarat ağı oluşturmuştu. “Net” bilgiler getiriyor, bilgileri fotoğraf ve filmle destekliyordu…” *
Gazeteci Saygı Öztürk soruyor, Korkut Eken Çatlı’yla bağlantısını açıklıyor:
Abdullah Çatlı’yı tanıyor musunuz?
Abdullah Çatlı’yı MİT’ten emekliye ayrıldıktan sonra, yani devlet hizmetinde olmadığım bir dönemde İstanbul’da bir yemekte tanıdım. O yemekte MİT’ten ayrılanlar da vardı, sekiz – on kişiydik.
Emniyette göreve başladıktan sonra mı Çatlı’yla ilişki kurdunuz?
Emekliye ayrıldıktan sonra uzun yıllar MİT ve Emniyet’le bağım olmadı. 1993’te ben Emniyet’te göreve gelince kendisiyle irtibat kurdum. Mahkemede Çatlı’yı tanıyıp tanımadığım sorulunca, tanıdığımı ifade ettim. Sebebi, tanıdığım için çekineceğim birşey yoktu. Bu kişiyi hem Abdullah Çatlı olarak, hem de kod ismi Mehmet Özbay olarak, şimdi hatırlamayacağım birkaç kod ismi daha vardı, hepsiyle tanıyorum.
İnterpol tarafından aranan bir kişiye neden görev teklif ettiniz?
Çünkü Avrupa’da çok gücü ve potansiyeli vardı. Çatlı’nın Avrupa’daki çok büyük haber alma imkanından faydalanmak için görev teklif ettim ve kabul etti. İki – üç defa Avrupa’ya gitti, çok güzel net bilgiler verdi.
Çatlı’dan aldığınız bilgileri ne yapıyordunuz?
Özellikle Avrupa’daki PKK’lı liderlerin yerleri konusunda, faaliyetleri konusunda bilgiler getirdi, raporlar getirdi. Biz de bu raporları ilgili makamlara aktardık.
Abdullah Çatlı’nın arandığını bile bile ona görev vermeniz doğru bir yaklaşım mı?
Abdullah Çatlı’nın kanun kaçağı olduğunu bakan biliyor. Bakanın yemeklerine bu kişi katılıyor, onunla konuşuyor, milletvekillerinin yanlarına gidiyor. Parti kongresine gidiyor. ANAP kongresine onlarca arabayla geldi.
Çatlı verdiğiniz görevleri istediğiniz gibi yerine getirebiliyor muydu?
Çatlı önemli görevler yaptı. Öna “PKK’nın askeri kanat sorumlusu şu anda Hollanda’ya kaçtı diye bir duyumumuz var. Adamın yerini tespit et bildir” diyorsunuz. Gidiyor, onbeş gün sonra bilgileri getiriyor. O, Avrupa’daki Türklerin çoğunu örgütlemiş. Bu kadar meşhur. Her gittiği ülkede krallar gibi karşılanıyor.
Kanun kaçağını yakalamanız gerekirken, siz görev veriyorsunuz. Ceza almanız da bu yüzden değil mi?
Bizim yaptığımız hemen her ülkede olan bir işlem. Her ülkede bu böyledir. Geçmişte de böyle olmuştur. Ülkemizde olanın aynısı Çin’de de, Amerika’da da, İngiltere’de de inanın aynen böyledir. Normal bir vatandaş bu tip bir görevi kabul edebilir mi? Resmi görev daha tehlikeli olur. Neden? Devletin adı çıkar. Siz adamı görevlendirirken diyorsunuz ki, “Kardeşim yakalanırsan tanımayız, sahip çıkmayız. Bu şartları kabul ediyor musun?”
Çatlı’ya siz de öyle mi dediniz?
Tabii ki benzer şeyler söyledim. Çatlı, TBMM’ye gidiyor, milletvekilleriyle görüşüyordu. Bürokratların yanına gidip geliyordu. Onların çoğu da onu Mehmet Özbay adının yanısıra Abdullah Çatlı olarak da tanıyordu. Bu nasıl aranmak?
Çatlı’ya bu görevi verirken, hizmetinin karşılığında o sizden ne istedi?
Bunlar da bu tip görevlere talip olurken, gerçek şu ki, güvence, yani devletten aranmamasını isterler. Ailesinin yanında rahat yatmak ve oturmak istiyorlar. Budur yani. Başka bir şey yok.
Silahlı bir eylem yaptırdınız mı?
Çatlı’yı istihbarat faaliyetlerinde kullandım. Çatlı’yla ilişiğinizi kestiğiniz zaman yerine hazır bulunan başkasını gönderirsiniz. Bunlar olan işler.
Yurtdışına nasıl gönderiyordunuz?
Niye? Normal pasaportu vardı. Mehmet Özbay adına düzenlenmişti. Yeşil pasaport konusunda bilgim yok. Zaten yurtdışındaki bu tip görevlerde yeşil pasaport çok dikkat çeker.
Çatlı ölene kadar size bağlı mı çalıştı?
Çatlı benimle çok uzun çalışmadı. Benden alınıp kime verildiğini bilmiyorum. Beni aşıp görüşmeler yaptığını öğrenince bundan hoşnut olmadığımı biliyordu. Halbuki, bu tip insanlarla, idare edenin arasında çok güzel sevgiye, saygıya dayanan bir bağlılık gereklidir. Mutlaka mesafe konulmalı.
* Devletin Derinliklerinde, Saygı Öztürk, Ümit Yayıncılık
İhsan Eryavuz
Haziran 29th, 2012İhsan Eryavuz, 1877’de İstanbul-Üsküdar’da doğdu. Topçu subaylığı yapan Eryavuz, binbaşı rütbesindeyken emekli oldu ve ticarete atıldı.
Eryavuz, Cebelübereket (Osmaniye) mebusu olarak 1, 2 ve 3. dönem Heyeti Temsiliye’de bulundu.
İhsan Eryavuz, 3. Hükümet (Fethi Okyar Hükümeti 22.11.1924 – 03.03.1925) ve 4. Hükümet (3. İsmet İnönü Hükümeti 03.03.1925-01.11.1927) dönemlerinde, 30 Aralık 1924 – 1 Kasım 1927 tarihleri arasında Bahriye Vekilliği yaptı.
İhsan Eryavuz, Yavuz Zırhlısının onarımı için havuz alımı sırasında bir Fransız şirketinden rüşvet aldığı iddiasyla Yüce Divan’da yargılandı ve 1928 yılında hüküm giydi. Olay tarihe tarihe Yavuz-Havuz Yolsuzluğu olarak geçti; verilen karar ise, Yüce Divan‘ın Cumhuriyet tarihinde verdiği ilk mahkumiyet kararı oldu. 26 Ocak 1928 tarihinde milletvekilliği düştü.
Soyadı Kanunu ile aldığı “Eryavuz” soyadını Yavuz-Havuz Yolsuzluğu Davası’ndan sonra “Topçu” olarak değiştirmiştir.
Eryavuz, Evli ve 2 çocuk babasıydı. 6 Mart 1947’de öldü.
Memduh Akoğlu
Haziran 29th, 2012Kıdemli Albay Memduh Akoğlu, 1959 İstanbul doğumlu, evli ve iki çocuk babasıydı.
1976 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun olan Akoğlu’nun Yalova İl Jandarma Alay Komutanlığı, Şenova Hudut Sınır Komutanlığı ve son olarak da Sivas İl Jandarma Alay Komutanlığı görevlerini yerine getirdikten sonra Afyonkarahisar İl Jandarma Alay Komutanlığı görevini yaptığı belirtildi.
Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Memduh Akoğlu, 16 Eki 2008 günü geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.
Leven’teki Afet Yolal Camii’nde düzenlenen törene annesi Nezaket, eşi Sıdıka, kızı avukat Sezin ve oğlu Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat
Fakültesi öğrencisi Melih Akoğlu, İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Osman Eker, İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Kıdemli Albay Ünal Karaosmanoğlu, Harp Akademileri Komutan Yardımcısı Korgeneral Selahattin Uğurlu katıldı.
Memduh Akoğlu’nun cenazesi, burada kılınan cenaze namazının ardından tören mangası tarafından omuzlarda taşındıktan sonra top arabasına
konuldu. Akoğlu’nun naaşı daha sonra Anadolu Hisarı Mezarlığında defnedildi.
MADALYASINI ALAMADAN ÖLDÜ
Afyonkarahisar’da geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Memduh Akoğlu için askeri tören düzenlendi. Memduh Akoğlu’na, Cuma günü Ankara’da düzenlenecek törenle Üstün Hizmet Madalyası verileceği, törene katılamadan yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Komutan Akoğlu için düzenlenen askeri tören, Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanlığı’nda gerçekleştirildi. Jandarma Kıdemli Albay Memduh Akoğlu’nun cenazesi Devlet Hastanesi morgundan alınarak, İl Jandarma Komutanlığı’na getirildi. Afyonkarahisar Valisi Haluk İmga ve İkmal Komutanı Tuğgeneral A. Bülent Aker başta olmak üzere, tüm Afyonkarahisar protokolunun katıldığı cenaze töreninde, Afyonkarahisar Valisi Haluk İmga ile İl Emniyet Müdürü Natık Canca, gözyaşlarına hakim olamadı.
OrgeneralAbdülkadir Seven
Haziran 29th, 2012Orgeneral Seven, 1891 yılında Selanikte doğdu. 1911 yılında Süvari Teğmen rütbesi ile Harp Okulu’nu bitirdi. Çeşitli birliklerde Takım Komutanlığı, Yaverlik ve Bölük Komutanlığı yaptı. 1923 yılında girdiği Harp Akademisi’ni, 1926 yılında bitirerek kurmay oldu. 1942 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1942 yılında Tuğgeneral, 1944de Tümgeneral, 1948de Korgeneral ve 1952de Orgeneralliğe yükseldi.
Tuğgeneral rütbesi ile 12 nci Tümen Komutan Vekilliği ve 1 nci Süvari Tümen Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 1 nci Süvari Tümen Komutanlığı, 1 nci Piyade Tümen Komutanlığı ve 2 nci Süvari Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile 10 ncu Kolordu Komutanlığı, 9 ncu Kolordu Komutanlığı, 7 nci Kolordu Komutanlığı, 5 nci Kolordu Komutanlığı ve 3 ncü Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 2 nci Ordu Komutanı iken 10 Temmuz 1954 – 25 Nisan 1955 tarihleri arasında aynı zamanda idareten Kara Kuvvetleri Komutan Vekilliği görevini de yürüttü. 25 Nisan 1955 tarihinde atandığı Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevinden 14 Temmuz 1956 tarihinde emekli oldu.
İtalyan, Balkan, I. Dünya ve Kurtuluş Savaşlarına katıldı. 16 Şubat 1971 tarihinde vefat etti. İstanbul Kadıköy Sahrayıcedit Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Korg.Mehmet ÇAVDAROĞLU
Haziran 29th, 2012Korgeneral ÇAVDAROĞLU, DENİZLİ-Çivril İlçesinde 1945 yılında doğmuştur. 1964 Yılında Kara Harp Okuluna girmiş, 30 AĞUSTOS 1966da Jandarma Muhabere Subayı olarak mezun olmuştur. 28 ŞUBAT 1967de MAMAK Muhabere Okulundan mezun olmayı müteakip sırayla; Sınır Alayı Karargah Bölük Komutanlığı, Eğitim Bölük Komutanlığı, Muhabere Bölük Komutanlığı ve Muhabere Şube Müdürlüğü görevlerini yapmıştır.
Harp Akademisinden 1981 yılında ön yüzbaşı rütbesi ile mezun olmuş ve sırasıyla; Milli Güvenlik Konseyi Proje Subaylığı, Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı ve Sınır Alay Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı Eğitim Şube Müdürlüğü, İstihbarat Başkanlığı ile Foça Jandarma Komando Okulu ve Eğitim Alay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.
30 AĞUSTOS 1993 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Jandarma Okullar Komutanlığı ve DİYARBAKIR Jandarma Bölge Komutanlığı görevlerini müteakip 30 AĞUSTOS 1997 tarihinde Tümgeneralliğe terfi etmiş ve ANKARA Jandarma Bölge Komutanı, Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanı ve Jandarma Eğitim Komutanlığı görevlerinde iken, 30 AĞUSTOS 2001 tarihinde Korgeneralliğe terfi etmiş ve 2002 yılında Jandarma Genel Komutanlığı Denetleme Başkanlığına atanmıştır.
AĞUSTOS 2004 tarihinde J.Gn.K. Kurmay Başkanlığı görevine atanmış olup halen bu görevi yürütmektedir.
Korgeneral Mehmet ÇAVDAROĞLU, Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Türk Silahlı Kuvvetler Başarı Madalyası sahibidir.
Bayan Zümrüt ÇAVDAROĞLU ile evli olan Korgeneral Mehmet ÇAVDAROĞLUnun üç çocuğu vardır.
TuğgeneralKenan Çoygun
Haziran 29th, 2012Kıbrıs’ta 1962-1967 yılları arasında Bayraktarlık yapan Emekli Tuğgeneral Kenan Çoygun Ankara’da vefat etti.
1924 yılında Bursa’da doğan Kenan Çoygun, 1942 yılında Harp Okulu’ndan mezun oldu.
Çoygun, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1962-1967 yılları arasında Kıbrıs’ta Bayraktarlık yaptı.
1973 yılında emekliye ayrılan Tuğgeneral Kenan Çoygun’un cenazesi 14.10.2005 günü Kocatepe Camii’nde kılınan ikindi namazının ardından Karşıyaka Mezarlığında toprağa verildi.
KIBRIS Türklerinin, Rumların yeraltı örgütü EOKA tarafından katledilmeye başlamasından sonra 1962-67 yılları arasında Kıbrısta Türk Mukavemet Teşkilatı Komutanlığı (Bayraktar) yaparak, büyük kahramanlıklara imza atan Bozkurt lakaplı emekli Tuğgeneral Kenan Çoygun, önceki gün Ankarada vefat etti. Çoygun dün Kocatepe Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Karşıyaka Mezarlığında toprağa verildi. Çoygunu son yolculuğuna ailesi, yakınları, KKTCnin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, KKTCnin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu, Dördüncü Kolordu (Ankara) Komutan Yardımcısı Tümgeneral İsmail Hakkı Pekin ile Çoygunun silah ve dava arkadaşları uğurladı. İzmirde oldukları için cenaze törenine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve kuvvet komutanları katılamadı.
İlanın sırrı
Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Emekli Tuğgeneral Kenan Çoygun için dünkü Cumhuriyet Gazetesine Acı Kaybımız başlıklı bir ilan verdi. İlanda Çoygun, Kıbrısta Türk varlığıın devam etmesi için efsane Türk Mükavemet Teşkilatında BİZİMlerin onurlu mücadelesini veren mücahit diye tanımlandı. İlandaki BİZİMlerinin sırrını Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanı ve eski mücahit Ahmet Göksan şöyle açıkladı: Hiç Ben demedi, hep Biz dedi. Gazete ilanımızdaki Bizimin anlamı da budur. Ekip ruhu vardı. Her zaman ekibe saygı gösterirdi
Şeker Ahmet Paşa
Haziran 29th, 2012Gerçek adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında İstanbulun Üsküdar semtinde dünyaya geldi. Küçük bir çocukken eniştesi Yahya Paşa tarafından himaye edilen Ahmet Paşa, 1855 yılında Tıbbiye Mektebine girdi ancak doktorluğun hassas yapısına uymadığına karar verdiği için Harbiye Mektebine geçti. Burada resme karşı olan ilgisi onun Harbiye Mektebinin resim öğretmenliği bölümüne atanmasını sağladı. Resme ilgisiyle tanınan Abdülaziz Han tarafından, başarılarından dolayı Parise gönderilen Şeker Ahmet Paşa, 1855 yılında Pariste açılan Mektebi Osmanîde resim sanatı üzerine öğrenim gördü ve yedi yıl süreyle Boulanger ve Geromeun atölyelerinde çalıştı. 1869 yılında Paris resim salonlarında bazı yağlıboya çalışmalarını ve Abdülazizin karakalem bir portresini sergileyerek mezun oldu, 1871 yılında Paristeki diğer Türk sanatçılarla birlikte İstanbula döndü.
İstanbula dönünce yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye Mektebine atanan Ahmet Paşa, aynı zamanda saraya yaver oldu. Bu görevleri dışındaki zamanlarında da resim ile ilgili çalışmalar yaptı. Bu yıllarda Bayazıt Zeyrek Kaptan-ı İbrahim Paşa Mektebine resim öğretmeni olarak atandı ve 27 Nisan 1873te dönemin ressamları ve öğrencileri ile Türkiyenin ilk resim sergisini açtı. Sanayii Nefise Mektebinin açılmasında etkili olan Ahmet Paşa, gösterdiği başarılar sonucunda!1876 yılında binbaşı, 1877 yılında yarbay, 1880 yılında albay, 1885 yılında tuğgeneral, 1890 yılında da korgeneral oldu ve kendisine mabeyn ressamı ünvanı verildi.
1896da yabancı misafirleri ağırlama işleriyle ilgilenen Yabancı Konuklar Teşrifatçısı (Protokol Sorumlusu) oldu. İlk saray ressamlarından biri olan Şeker Ahmet Paşa, yaver olduğu ve Şehzade Yusuf İzzettinin huzurda bulunduğu bir sırada II. Abdülaziz Yaver Ahmet Efendiyi çağırınız diye emretmiş, mabeynci hangi Ahmet olduğunu anlamamış, Şehzade Yusuf İzzettin canım bizim Şeker Ahmet demiştir. Bundan hoşlanan Abdülaziz kahkahalarla gülmüştür. O zamandan sonra Ahmet Ali, iyi kalpliliğinin ve uysallığının karşılığı olarak bu lâkapla anılmıştı.
Asker ressamlar geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Şeker Ahmet Paşanın resimlerinde insanlara ve olaylara odaklı bir yaklaşım yerine; ormanlar, meyveler, çiçekler, karacalar, geyikler, koyun sürüleri ve çoban köpekleri sevgi ile işlenmiş motiflerdir. Sanatçının iddialı, zengin, büyük boyutlu natürmortları ise, sürüş ve renk olarak tercihlerini ve becerilerini en başarılı biçimde yansıttığı işler olarak diğerlerinden ayrılırlar. Batı tarzında resim yapan ilk ressamımız olmasına karşın kendisinin bugün de yadsınamayacak özgünlükte başarılı yapıtlar gerçekleştirmesi, Osmanlı görsel sanatlar geleneğinin alt yapısının batı tarzı resim sanatı için de bir temel görgü kaynağı ve temel oluşturabilmesine bağlanabilir.
Batı etkilerini, kendi sanatına özgün bir biçimde yansıtan asker ressamlar kuşağının önde gelen isimleri arasında özel bir yere sahip olan Şeker Ahmet Paşanın resimlerinin önemli bir bölümü, İstanbul, Ankara ResimHeykel müzelerinde ve bazı banka koleksiyonlarında ve Sakıp Sabancı Müzesinde sergilenmektedir. Süleyman Seyyid ve Hüseyin Zekai Paşa ile birlikte 19. yüzyılın natürmort resimler yapan en önemli ve ilk ustalarından olan Şeker Ahmet Paşa, 1907 yılında 5 Mayıs Cumartesi günü kalp krizinden öldü ve Eyüp Sultandaki Sokullu Mehmet Paşa Türbesi civarına gömüldü.
