Doğduğunuz Gündeki Gazete Manşeti

Haziran 22nd, 2012

Doğduğunuz günde gazete manşetini merak ediyor musunuz? Eee buyrun o zaman


[blink]TIKLA [/blink]

Benim doğduğum gün gazete yayımlanmamış.

Time Dergisi Yılın En Etkin 100 İnsanı

Haziran 22nd, 2012


Time dergisi, 2008 yılı için dünyanın en etkili 100 ismini belirledi. Listeye girenler arasında dünyaca ünlü Türk kalp cerrahı Mehmet Öz de bulunuyor.

Fener Rum Patriği Barthelemeus, oyun yazarı, aktör ve film yapımcısı Tyler Perry, medya devi Rupert Murdoch, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, derginin listesinde yer alan isimlerden bazıları.

Derginin 2008 listesinde ayrıca ABD başkanlığı için mücadele eden Barack Obama, John McCain ve Hillary Clinton da yer aldı. Obama ve Clinton geçen yılki listede de yer almıştı. Iraklı Şii lideri Mukteda Sadr ve ABD Başkanı George W. Bush da listeye giren isimler oldu.

Derginin 2008 listesinde yer alan diğer bazı isimler şöyle:

Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama, ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, Afrika Ulusal Kongre Başkanı Jacob Zuma, Meksikalı golfçu Lorena Ochoa, Kübalı blog yazarı Yoani Sanchez, şarkıcı Mariah Carey, kişisel finans danışmanı Suze Orman ve listeye 5 kez girerek rekor kıran ünlü program sunucusu Oprah Winfrey.

Hürriyet Reklamı – Hürriyet Hakkımızdır

Haziran 22nd, 2012

Hürrıyet Gazetesi’nin 60. yıl reklamı benm çok hoşuma gitti İnsan Haklarına verilmesi gereken önemı gzl bi sekilde göstermiş bence işte o reklam:

E Dergi

Haziran 22nd, 2012

Türkiyedeki bütün üniversite öğrencilerine yönelik türkiyenin ilk e dergisi “ekin” açıldı. http://www.ekindergi.com sitesinden ulaşabileceğiniz dergi popüler kültürün bayağılığından sıkılmış bütün öğrencileri bekliyor. Kalemine güvenen iletisim@ekindergi.com adresine makale gönderebilir. Hem kendi adınızı duyurun hem de üniversitenizin adını…

not: ekin dergi duyurusu türkiyedeki bütün üniversite öğretim görevlilerine e-mail yoluyla ulaştırılmıştır, hocasının gözüne girmek isteyen böyle gelsin…

İlkler Ansiklopedisi – Milliyet

Haziran 22nd, 2012

Milliyet’in ilk’ler Ansiklopedisi

Mutlaka okunması gereken bir Pfd dosyası.İlginç olaylarla dolu

-Milliyet Gazetesi’nin okuyucuları için hazırladığı İlk’ler Ansiklopedisi.
-Bu gün kullandığımız her şeyin ilkleri hakkında bilgi veriyor.
-Ansiklopedi iki cilt hazırlanmış. Bütünlük olması için iki cilt tek dosya da birleştirildi.
-Ansiklopedi, bir çeviri, sonuna Türkiye’de ve Türklerde ilkler bölümü ilave edilmiş.
-Ansiklopedinin sonunda kronolojik sıraya göre ilkler ve alfabetik sırada içindekiler var.
-Taramadan kaynaklanan hatalara karşı gözden geçirilmiştir.
-Ansiklopedinin içinde çok az renkli resim var. Çoğu eski siyah beyaz resim ve çizim.
Renkli olan resimlerin baskı kalitesi de iyi değil. Bu nedenle Siyah-Beyaz taranmıştır.
-Siyah beyaz taranması dosyanın boyutunu da küçültmüştür.
-Gazete eki olduğundan, ofset baskı taramada oldukça fazla hata oluşturdu.
Bu nedenle uzun ve zahmetli bir çalışmanın sonucunda bu çalışma ortaya çıkmıştır.

İNDİR

Ülkemizde Yaşanan Doğal Afetlerle İlgili Gazete Haberleri

Haziran 22nd, 2012

Türkiyede Yaşanan Doğal Afetlerle İlgili Gazete Haberleri
Afetlerle ilgili Gazete Haberleri
Türkiyedeki Afetlerle ilgili Gazete Haberleri

Türkiye’de Sel, Depremin Ardından 2. Doğal Afet
– Türkiye’yi Tehdit Eden Doğal Afetler Arasında Sel, Depremlerin Ardından 2. Sırada Geliyor.
– Türkiye’yi tehdit eden doğal afetler arasında sel, depremlerin ardından 2. sırada geliyor. AA muhabirinin, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nden aldığı bilgiye göre, Türkiye’de su baskınları, ”doğal afetler içerisinde en sık karşılaşılan ve ekonomik kayıpları hayli yüksek olan olaylar arasında” yer alıyor. Depremlerden sonra en çok can ve mal kayıpları, su baskınları, bunlardan hemen sonra gelişen çamur akmaları nedeniyle meydana geliyor.

Yerel iklim değişiklikleri ve çevresel bozulmalarla yakından ilgili olan su baskınlarının büyüklüğü ve sıklığı bölgeden bölgeye değişiklik gösteriyor. Kurak bölgelerdeki yetersiz bitki örtüsü ve dik meyiller, ani su baskınlarının hızını artırıyor. Erozyon ve çarpık kentleşme de en önemli faktörler arasında yer alıyor.

Özellikle şehir planlaması aşamasında arazinin yanlış kullanımı, yetersiz yağmur suyu drenaj sistemleri, son yıllarda İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep, Hatay, Mersin gibi büyük illerde yaşanan ve önceden tahmin edilemeyen, ani su baskınları riskinin sürekli artmasına yol açıyor.

Kırsal alanlardan, kentlere göçün halen yoğun olarak devam etmesi ve kentleşme hızlarının sürekli artması nedeniyle şehirsel alanlardaki su baskınlarının, tekrarlanma süreleri doğru tahmin edilemiyor.

Su baskınlarına ilişkin Devlet Su İşleri’nin hazırladığı istatistiklere göre, 1955-2002 yılları arasında 1308 sel meydana geldi. Bu olaylarda 1.235 kişi hayatını kaybetti, 61 bin konut yıkıldı veya kullanılamaz hale geldi.

1955-1969 yılları arasında, ortalama yıllık su baskını sayısı 80 oldu. Ancak ”taşkın önleme ve kontrol programı” çerçevesinde bu rakam, 1970-2000 yılları arasında 24’e düşürüldü.
1955-2002 yıllarına ilişkin sel tehlike ve ekonomik kayıp haritasına göre, İzmir, Bartın, Hatay, Gaziantep ve Trabzon’da, 100 milyon Dolar üzerinde kayıp meydana geldi.
Son günlerde selin vurduğu illerin başında gelen Diyarbakır ve Şırnak’ın aralarında bulunduğu 17 ilde ise bu dönemde sellerden kaynaklı 1-4 milyon Dolar arasında ekonomik kayıp oldu.

Şanlıurfa, Mardin, Elazığ ve Batman’ın yeraldığı 24 ilde 5-9 milyon Dolar, Mersin ve İstanbul’un içinde bulunduğu 27 ilde de 10-100 milyon Dolar arasında ekonomik kayıp hesaplandı.

Uluslararası Afet Veri Tabanı EM-DAT verilerine göre, 1903 ile 2006’nın Haziran ayı arasında Türkiye’de 32 büyük sel felaketi meydana geldi. Bu olaylarda 1.272 kişi yaşamını yitirdi, 99 bin kişi evsiz kaldı.

(Anadolu Ajansı)

alıntı

Adım Küçük Yazılmış | AKŞAM

Haziran 22nd, 2012

‘Adım küçük yazılmış!’

Sivas’ta 24. dönem milletvekili seçimleri için oy verme işlemi saat 07.00’de başladı.

Kent merkezinde ve ilçelerde sabahın erken saatlerinden itibaren vatandaşlar, oylarını kullanmak için sandık başına gitti. Oy kullanma işlemi sırasında yaşlı ve engelli vatandaşlara sandık görevlileri yardım etti. Bu arada aranan bazı kişiler de oy kullanmak için geldikleri sandık başında emniyet mensuplarınca gözaltına alındı.

Sivas Valisi Ali Kolat da eşi İlksen Kolat ile Atatürk Lisesi’nde 1014 No’lu sandıkta oyunu kullandı. Vali Kolat, dün saat 18.00’e kadar sözün siyasilerde olduğunu, bugün artık sözün milletin olduğunu ifade etti. Oy kullanmanın hem bir vatandaşlık hakkı hem de vatandaşlık görevi olduğunu belirten Vali Kolat, ”Bu görevi de yerine getirmiş oluyoruz. Bu saate kadar ilimizde olumsuz herhangi bir şey olmadı. Herkes rahat bir şekilde oylarını kullanıyor. İnşallah bir şey çıkmaz. Zaten gerekli tedbirlerini de hemen her yerde, sandık başlarında ve sandık çevresinde aldık” dedi.

-BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ ADAYI ŞENER’İN TEPKİSİ-

Sivas bağımsız milletvekili adayı Abdüllatif Şener de, Yenişehir Lisesi 1370 No’lu sandıkta oyunu kullandı.

Şener, halkın iradesiyle milletvekillerinin yenileneceğini belirterek, yeni bir parlamento döneminin başlayacağını söyledi. Sivas’ta yoğun bir seçim kampanyası sürdürdüklerini anlatan Şener, ”İrade halkımızındır, Sivaslılarındır. Ortaya hangi iradeyi çıkarırlarsa çıkarsınlar bunun doğru bir karar olduğuna inanırım. Çünkü her seçim seçilenlerin seçilmesinden öte kendi halkımızın kendisi hakkında verdiği bir kararı ifade eder” dedi.

Şener, oy pusulasında adının küçük puntolarla yazılmasına da tepki göstererek, oy pusulasıyla ilgili büyük bir sorun bulunduğunu belirtti.

Şener, şunları kaydetti:

”Bağımsız aday olarak benim ismim çok küçük yazılmış. Halbuki partilerin isimleri hangi puntolarda yazılıyorsa bağımsız aday olarak, çünkü aynı koşullarda seçimlere giriliyor, aynı puntolarda yazılması gerekiyordu. Üstelik o kadar küçük yazılmış ki biliyorsunuz 45 yaş üstü vatandaşlarda biyolojik olarak yakını görme sorunu oluşur. 45 yaş üstünün gözlük takmadan göremeyeceği kadar küçük puntolarla yazılmıştır. Türkiye’de de belli yaşın üzerinde gözlük kullanma alışkanlığı zaten yoktur. Dolayısıyla biyolojik olarak bile seçmenlerin bir kısmının göremeyeceği küçüklükte yazılmıştır. İkinci olarak bağımsız adayla ilgili bölüm diğerlerinden farklı düzenlenmiştir. Bu da şaşırtıcı seçmeni yanıltıcı bir durumu ifade eder. Hem küçük yazılması hem de farklı düzenlenmiş olması nedeniyle doğrudan doğruya bağımsız aday olarak bana oy vermek isteyen seçmenleri yanıltmaya yönelik bir oy pusulası düzenlenmiştir. Bu kabul edilebilir bir şey değildir.”

Şener, basın mensuplarının oy pusulasında isminin küçük puntolarla yazılmasına bir itirazının olup olmayacağını sorması üzerine Şener, ”Seçim sonuçlandıktan sonra arkadaşlarımızla konuyu değerlendireceğiz” cevabınıverdi.

”Ülke geneliyle ilgili nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?’ sorusu üzerine Şener, ”Türkiye geneliyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Çünkü biz gerçekten Sivas’taki seçimlere odaklandık. Haber programları bile izlemeden, gazeteleri bile okumadan 24 saat Sivas’taki seçime odaklanmış olarak çalışmalarımızı sürdürdük. Partilerin 5’şer adayları vardı. 5 kişinin gittiği yere ben tek başıma ulaşmaya çalıştım. Çünkü her seçmen doğrudan doğruya adayı görmek istiyordu. Böyle bir zorluğumuz da vardı. Bu yoğunluk nedeniyle Türkiye geneliyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapmayacağım ama seçimlerin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

KAYNAK
AKSAM

Aksaray Gazeteleri

Haziran 22nd, 2012

Aksarayın gazeteleri
Aksaray gazetelerinin isimleri
Aksaray gazeteleri oku

Aksaray Medya
Aksaray posta Gazetesi
Aksaray Pusula Gazetesi
Anadolu Ekspres Gazetesi
Egemen Gazetesi
Uluırmak gazetesi

Aksaray Yerel Gazeteler

Haziran 22nd, 2012

Aksaray Yerel Gazeteleri
Aksarayın yerel gazeteleri nelerdir

Aksarayın yerel gazeteleri şunlardır:
Aksaray Medya
Aksaray posta Gazetesi
Aksaray Pusula Gazetesi
Anadolu Ekspres Gazetesi
Egemen Gazetesi
Uluırmak gazetesi

Asit Yağmurları İle İlgili Gazete Haberleri

Haziran 22nd, 2012

Asit yağmurları hakkında gazete haberleri
Asit yağmurları gazete haberleri

Kül Geliyor, Asit Yağmuruna dikkat

Asit Yağmurları Ormanları ‘Besliyor’

Karadenizde Asit Yağmuru Tehlikesi

Rize Yerel Gazeteler

Haziran 22nd, 2012


Rize yerel gazeteler
Yerel gazeteler
Gazeteler

Karadeniz Gazetesi
Vira Haber
Taka

Tsunami Gazete Haberleri

Haziran 22nd, 2012

Tsunami ile ilgili Gazete Haberleri
Tsunami Haberleri

Tsunamiye kapıldı, ABD’de kıyıya vurdu
Japonya’da 11 Mart’taki 9 büyüklüğündeki depremin ardından meydana gelen tsunaminin etkisiyle California’da oluşan tsunami dalgalarına kapılan bir kişinin cesedi, yaklaşık 480 kilometre uzaktaki Oregon kıyısına vurdu.

25 yaşındaki Dustin Douglas Weber, tsunami dalgalarının fotoğrafını çekiyordu ve aniden sulara kapılarak kayboldu. 2 Nisan’da Oregon eyaletindeki Warrenton şehri yakınında bulunan sahilde yürüyüş yapan bir kişi tarafından cesedi buldu.

Birkaç haftadır suda kaldığı anlaşılan ve çok bozulmuş olan cesedin kimlik tespiti diş kayıtlarından yapılabildi. Gazeteport’un haberine göre; Weber’ın ölüm sebebi boğulma olarak açıklandı.

Yetkililer, olağandışı olan tek şeyin cesedin bulunduğu yerle Weber’ın dalgalara kapıldığı yer arasındaki mesafe olduğunu belirtiyorlar. Uzmanlar bu tür vakalarda cesedin genelde suya girilen yere daha yakın mesafede bulunduğuna dikkat çekiyor.

11 Mart günü California’da Japonya’daki dev tsunaminin tetiklemesiyle oluşan dalgalara kapılan Weber’in Oregon doğumlu olduğu ve olaydan sadece iki hafta önce California’ya taşındığı ortaya çıktı. Olay sırasında Klamath Nehri’nin ağzında tsunami dalgalarının fotoğrafını çekiyordu.

Weber’in acı içindeki annesi Lori Davis, “Harika bir çocuktu. Onu hiç bu kadar heyecanlı görmemiştim. Çok mutluydu” diye konuştu.

Japonya’yı Tsunami Vurdu

ABD Jeolojik Araştırma Kurumu USGS, Japonya’nın kuzeydoğu kıyıları açıklarında meydana gelen depremin 8,9 olduğunu bildirdi.

Japonya Meteoroloji kurumundan yapılan ilk açıklamada depremin büyüklüğü 7,9 olarak kaydedilmişti.

Japonya’da son 7 yılın en büyük depreminin ardından büyük tsunami uyarısı yapıldı.

Japonya’da meydana gelen 8,9 büyüklüğündeki depremde ölü sayısı 32’ya yükseldi.

Japon medyası, başkent Tokyo’da 67 yaşındaki bir kişinin çöken duvarın, yaşlı bir kadının da çöken çatının altında ezilerek can verdiğini duyurdu. Başkentin kuzeyindeki İbaraki bölgesinde de bir evin çökmesi sonucu 3 kişinin öldüğü belirtildi.

Farklı bölgelerden de ölü, yaralı ve kayıp haberleri geliyor.

Japon medyası, daha önce deprem ve depremin yol açtığı dev dalgalarda 19 kişinin öldüğünü duyurmuştu.

Ankara Gazetesi

Haziran 22nd, 2012

Ankara Gazetesi oku,
Ankara Gazetesi iş ilanları,
Ankara Gazetesi bugün

Ankara’da gelişen güncel olayları ve haberleri takip etmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız ve Ankara Gazetesini okuyun.

Ankara Gazetesi – Ankara Haberleri, Güncel Haberler

Milli Mücadele Dönemi Gazeteleri

Haziran 22nd, 2012

milli mücadele döneminde çıkan gazeteler,
milli mücadele dönemindeki gazeteler


Milli Mücadele Dönemi Gazete ve Dergileri şunlardır;

Milli Mücadele döneminde Anadolu’da Milli Mücadeleyi destekleyen ve desteklemeyen gazete ve dergiler çıkmıştır. Bu gazete ve dergilerin adları, kimler tarafından kuruldukları ve kuruldukları şehirler ayrıntıları şöyle;

İRADE-İ MİLLİYE

GAYEY-İ MİLLİYE

MÜCAHEDE-İ MİLLİYE

HAKİMİYET-İ MİLLİYE

BABALIK GAZETESİ

ÖĞÜD GAZETESİ

VARLIK GAZETESİ

İSTİKBAL GAZETESİ

SELAMET GAZETESİ ( Milli Mücadele lehine)

GÜZEL TRABZON

IŞIK GAZETESİ

KARADENİZ GAZETESİ

YENİ GİRESUN GAZETESİ

GÜNEŞ GAZETESİ

ORDU BUCAK GAZETESİ

AHALİ (Samsunda çıkan Milli Mücadele dönemi gazetelerinden)

AKSİSEDA GAZETESİ

HİLAL GAZETESİ

DERTLİ GAZETESİ

TÜRKOĞLU GAZETESİ

KÜRSİİ MİLLET GAZETESİ

GAMLI GAZETESİ

KÜÇÜK MECMUA GAZETESİ

Türk Ulusal Kurtuluş savaşı basın tarihimizin 1 numaralı gazetesi İRADE-İ MİLLİYE gazetesi 14 Eylül 1919 da Mustafa Kemal’in direktifleriyle açılıp, Mustafa Kemal’in 18 Aralık 1919 tarihinde Anakaraya gelişine kadar tüm yazılarının Atatürk’ün direktifleriyle yazıldığı 1922 yılında matbaasının yanması ve İstiklal mahkemesince kapanan gazetedir.

İradeyi Milliye istiklal mahkemesince kapatıldığı sıralarda 2 Mart 1921’de GAYEY-İ MİLLİYE adı ile Maksud Azmi tarafından bir gazete daha çıkarıldı.

23 Mart 1922’de Hilmi Abidin ve Hayri Lutfi taraflarından MÜCAHEDE-İ MİLLİYE adıyla bir gazete çıkarıldı.

Yazı işleri müdürlüğüne Recep Zühtü’nün getirildiği ilk sayısının 10 Ocak 1920 de 68* 100 edadlarında haftada iki defa olmak üzere fiyatı 3 kuruştan satılan HAKİMİYET-İ MİLLİYE diğer bir gazetedir.

BABALIK GAZETESİ; 11 yıldır, haftada iki defa çıkan 5 Nisan 1921 de günlük y ayına başlayan ve Mustafa Kemal’i Samsundan Erzurum’dan Sivas dan bu yana, Ankara’ya kadar çizdiği çizgiyi izleye gelmiş, ulusal meclisin açılışını halka müjdelemiş, fırkacılık ihtiraslarının, küçük menfaatlerin daima üstünde kalmasını bilmiş, ileri fikirlerin baş savunucusu olarak ortaya açıkmış bir gazetedir. Başyazar ve Mesul Müdür, Samizade Süreyya dır. İstanbul’dan kaçıp gelmiş, ateşli çok aydın bir genç olan Süreyya, bayrama rastlayan düşman taarruzunu da hesaba katarak, bayram şekerlerine harcanacak paranın orduya verilmesi için kampanya açtı. Başarılı da olmuştur..

Türk ulusal Kurtuluş savaşı boyunca Babalık gazetesi bir çok ateşli gençlerde yer almıştır. SERVER (İskit) bunlardan biridir.

ÖĞÜD GAZETESİ; Abdülgani efendinin sahibi bulunduğu matbaa ve Öğüd gazetesi önce Afyonkarahisar’da kurulmuştur. 290’ıncı sayıya kadar NASİHAT adı ile çıktıktan sonra bu adı almıştır.

VARLIK GAZETESİ; doğunun tek gazetesi Albayrak’ın kapanmasıyla bütün doğu gazetesiz kalmıştı. Bunu gören Karabekir Paşa Sarıkamıştan ki askeri mabada derhal bir gazete kurmuş, Varlık adını verdiği bu gazete ile doğuya ses verilmiştir. Sair Feyzullah idaresinde çıkartılan bu gazetenin ömrü kısa olmuştur.

İSTİKBAL GAZETESİ; CHP’nin ateşli politikacısı ve milletvekili Faik Ahmet Barutçu’nun 10 Aralık 1918 de kurduğu bir gazetedir.

1916 yılında Rus işgaline düşen Trabzon 1918 yılının son aylarında kutulunca, şehir yeniden uyanmıştı. Birinci dünya Savaşının patlamasıyla, hukuk son sınıftan askere alınan Faik Ahmet ( Barutçu) Trabzon’a baba ocağına dönmüş, Türk Kurtuluş hareketini destekleyecek bir gazetenin çıkarılması için arkadaşlarıyla anlaşmıştı. 10 Aralık 1918 de çıkan İstikbal haftada iki defa küçük boyda fakat savunduğu fikirler bakımından çok güçlü idi.o sırada Trabzon bir de Pontus’çuların merkezi haline sokulmak isteniyor, şehirde birkaç Rumca gazete de çıkarıyordu. Erzurum kongresine dikilen gözler içinde en umutlusu İstikbalcilerin gözleriydi. 1920 de kendi kurduğu matbaada çıkan İstikbal 27 Ocak 1921 den itibaren günlük olmuş ve Türk zaferlerinin müjdelerini vermiştir. Gazete Türk Kurtuluş savaşı sonuna kadar yaşamıştır..

2012’de Fethullah Gülen dönecek mi?

Haziran 22nd, 2012

2012’de Fethullah Gülen dönecek mi?
Fethullah Gülen 2012’de dönecek mi?
Zaman yazarı Faruk Mercan, CNN Türkteki Medya Mahallesi programında Fethullah Gülenin dönüş tarihi ile ilgili konuştu…

Fethullah Gülen 2012’de dönecek mi? Bu soru güne damgasını vurdu.

Programın öncesinde twitterdan “Ayşenur Aslan’in “Medya Mahallesi” programına konuk olacağım.Zorlu bir karşılaşma olacağını biliyorum.Ayşenur Aslan’ın programı “endişe ve kaygı verici” oldukça sert soruların mekanidir. Tonlamasi yüksek bir mahalledir. İnşallah faydalı olur.” yazan Mercan program boyunca yaşanan tartışmalarda sakin bir şekilde tavır aldı.

Mahallenin Ablası Ayşenur Arslan’ın “Faruk Mercan ile görüşlerimizin çok azı kesişir ama ben anlaşmaktan ziyade konuşmaya çalışıyorum.” sözleri de beklenenden daha az gerilimli bir program yapılmasını sağladı.

Ta ki Gülen ile ilgili o son soru gelen kadar. Gazeteci yazar Faruk Mercan’ın Gülen 2012’de Türkiye’ye dönecek mi? sorusuna Mercan’ın verdiği yanıtı Ayşenur Arslan beğenmedi. “Belki ayıp ediyorum ama” diyerek soruyu daha önce sorduğunda farklı yanıt verdiğini hatırlattı konuğuna… İşte o tartışmanın en heyecanlı anları:

GÜLEN 2012’DE TÜRKİYE’YE DÖNECEK Mİ?

Ayşenur Arslan: Fethullah Gülen’i çok yakından bilirsunuz. Gülen 2012’de Türkiye’ye döner mi?

Faruk Mercan: Ben de çok yakından bilmiyorum. Sizin gibi izliyorum. Kurban vesilesiyle yaptığı açıklamalarda dönmek isteğini dile getirdiğini biliyorum. Dönebilir de dönmeyebilir de.

BELKİ AYIP EDİYORUM AMA…

Ayşenur Arslan: Çok ayıp ediyorum belki ama… Ben bunu size sorduğumda siz kuvvetle muhtemel dediniz.

Faruk Mercan: Ne zaman dedim bunu?

Ayşenur Arslan: Yayına hazırlanırken dediniz.

Faruk Mercan : Yayına hazırlanırken söylenenler, yayında söylenmiş kabul ediliyor mu?

Ayşenur Arslan: İşte ayıp ediyorum dedim ya… Genellikle buna dikkat, özen gösreririm. Ama belki yanlış bir cümle çıkmıştır diye sordum

HER HALÜKARDA DÖNECEK

Faruk Mercan: 2012 olmaz, 2013 olacak her halükarda dönecek.

Ayşenur Arslan: Biz bizeyiz, sizin kadar izliyorum demeyin lütfen.

Faruk Mercan : Biz bizeyiz ama sizin mahallenizdeyiz. (Gazeteciler.com)

Hakan Şükür, Fethullah Gülen hakkında konuştu.

Haziran 22nd, 2012

AK Parti İstanbul Milletvekili
Hakan Şükür, Fethullah Gülen hakkında konuştu.
İSTANBUL millet vekili Hakan şükür
AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, Fethullah Gülen’in hizmetlerinin takdirle karşılanması gerektiğini belirterek, “Hizmetleri takdirle karşılanması gereken bir insanın yaşadıkları, ona bakış açımı daha da saygın ve sevgi dolu bir hale getiriyor” dedi.

Şükür, “Değerlerim ve inancım noktasında kendisini değerli buluyorum, bunu söylemekten de hiçbir zaman sakınmadım” dedi.

“Dünün futbolcusu, bugünün siyasetçisi” Şükür, Fethullah Gülen’e yakınlığına yönelik yapılan yorumlara açıklık getirdi.

Şükür’e yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

Soru: Spor camiasından gelerek siyasete atıldınız. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyim?

Cevap: İlkemiz, yaptığımız her işte hizmet etmek, topluma örnek insan olabilmek. Bu anlamda doğru bir model olabilmişim ki AK Parti’nin, Sayın Başbakanımızın teklifi ve teveccühüyle Meclis bünyesinde bulunmaya başladım. İnşallah olumlu hizmetler yapmaya çalışacağım. Sporcu Hamza Yerlikaya’dan sonra buralara gelmek gurur verici.

Soru: Milletvekili olmadan önce düşündüğünüz siyaset ile milletvekili olduktan sonra siyaset arasında fark var mı?

Cevap: Aslında beklentilerimin karşılığını da alıyorum, hiç beklemediğim şeyler de oluyor. Türkiye’nin güçlendiği ama bu güçlülüğünün aşağı çekilmek için çok farklı çabaların da olduğu bir dönemdeyiz. Ülkedeki büyük değişimi görebiliyorum. Geçmişle bugün arasında bir kıyaslama yaparsak, zaten partimizin aldığı oy oranı ile de doğru orantılı yükselen bir grafik var. Sayın Başbakanımızla bir hukukumuz var. AK Parti Milletvekili gibi değil de daha çok duyarlı, toplumda bir çok farklı görüşe yer veren ve hepsini kapsayacak şekilde milletvekilliği yapmak istiyorum.

Soru: Milletvekili seçilince çevrenizden, spor camiasından “öncelikle şunu gündeme getirmelisin” denilen bir konu oldu mu?

Cevap: Ben bütün sorunlarını biliyorum. Futbol Federasyonu ve kulüplerimiz özerk. Bu bünye içerisinde bazı şeylere çözüm bulmak hakikaten çok zor. Şikayet etmek, sorunu çözmek demek değil.

“Öyle bir tercih yapmak doğru olmaz”

Soru: Futbol mu siyaset mi dersek hangisini tercih edersiniz?

Cevap: Öyle bir tercih yapmak doğru olmaz. Futbolu doya doya, büyük keyifler alarak ve başarılar elde ederek yaşadım. Takım başarısı olarak da bireysel başarı olarak da çok şeyler yaşadım. Burayı da bir takım olarak görürsek, başarılı bir takımdayım, AK Parti bünyesinde olmaktan mutluyum. Bu başarıyı daha da yukarılara çıkarmak için buradayım, elimden geleni yapacağım. Futbol ile burası arasında inanılmaz derecede paralellik gösteren şeyler var. Siyaseti de iyi anlayabileceğimi düşünüyorum.

Soru: Meclisin Futbol takımında da oynuyorsunuz. Takım arkadaşlarınıza taktik veriyor musunuz?

Cevap: Taktik değil de futbolun gerekli sistemlerini zaman zaman anlatmaya çalışıyorum. Ama hepsi futbolu bilen tecrübeli arkadaşlar.

“Başbakan çok iyi bir futbolcu”

Soru: Sayın Başbakan da gençlik yıllarında futbol oynamış. Başbakanın futbolculuğunu nasıl buluyorsunuz, onunla maç yapmak ister misiniz?

Cevap: Çok iyi bir futbolcu. Devlet Başkanlarıyla yaptığı maçta da o yeteneklerini gösterdi. Saha görüşü, yani Türkiye’yi, dünyayı bir saha olarak görürseniz, futbolun ona bugünkü başarısında çok şey kattığını düşünüyorum. Oradan yola çıkarak kendimin de verimli olacağını düşünüyorum. İstanbul Belediye başkanlığı döneminde Sayın Başbakanla çok maç yaptım. Sosyal etkinliklerde beni yanında görmek istiyordu.

“Genel Başkanıma büyük bir hayranlık duyuyorum”

Soru: Örnek aldığınız, saygı duyduğunuz bir kanaat önderi var mı?

Cevap: Genel Başkanıma hem insani hem siyasi olarak büyük bir hayranlık duyuyorum. Çok değerli bir büyüğüm, çok duygusal ama lider özellikleri taşıyan, bazı şeyleri yarasına tuz basıp içine atan birisi.

Soru: Nikah şahidiniz de olan Fethullah Gülen ile olan yakınlığınız hep tartışıldı. Buna ilişkin bir şey söylemek ister misiniz?

Cevap: Hizmetleri takdirle karşılanması gereken bir insanın yaşadıkları, ona bakış açımı daha da saygın ve sevgi dolu bir hale getiriyor. Çünkü, dünya üzerinde Türkçeyi, Türkiye’yi iyi bir şekilde temsil ediyor. Hele böylesine dönemlerde, en ihtiyaç duyduğumuz anlarda böyle bir avantajımız var. Cumhuriyet tarihi boyunca çok önemli değerler vardı ama istenilen gibi değildi. Ülkemizin her platformda, yanlış anlatılma çabası içerisinde olduğu süreçlerde bununla ilgili çabalarını hep takdirle karşılamışımdır. Değerlerim ve inancım noktasında kendisini değerli buluyorum, bunu söylemekten de hiç bir zaman sakınmadım.

Fethullah Gülen ve Hocaefendi okumaları

Haziran 22nd, 2012

Ahmet Kurucan

Fethullah Gülen ve Hocaefendi okumaları -1
Ahmet Kurucan kaleme aldı.

Yanlış okumadınız; Fethullah Gülen ve Hocaefendi. Genelde bizim örfümüzde herhangi bir şahsa “Hoca; Hocaefendi” nitelemesi iki sebeple verilir; birincisi ve öncelikle dini sahadaki bilgisi ve selahiyeti nedeniyle.

İkincisi de yine ilim ve irfanından dolayı bir saygı ifadesi olarak. Gerçi son bir asırdır gerek temsilcilerinin kifayetsizliğinden, gerekse dine karşı tavır alan kişi ve grupların ideolojik tutumlarıyla amansızca ve sistematik olarak sürdürdüğü düşmanlıktan dolayı neredeyse kavramın içi boşaltılıp itibarı düşük bir hale getirildi. “İtibarsızlaştırma” son asırda dine ve dindara karşı yapılan sistematik bir psikolojik savaş taktiği idi adeta ama bu ameliye bahs-i aher.

Sadede gelirsek; “Hoca” veya “Hocaefendi” gerçekte kelimenin tam anlamıyla alimlere verilen bir sıfattır. Fethullah Gülen, bu vasıfları hakkıyla haiz olduğu için “Hoca” ve “Hocaefendi” onun da sıfatı olmuştur. Fethullah Gülen, zamanla bu vasıfla öylesine bütünleşmiştir ki, “sıfat” ona “isim” olmuş ve bugün Anadolu insanının zihninde “Hocaefendi” dendiği zaman akla gelen Fethullah Gülen olmuştur. Elbette başka hocaefendiler de var.

Halbuki Fethullah Gülen sadece “Hoca”, sadece “Hocaefendi” değildir. Onun entelektüel bir kimliği de var. Çağdaş Batı ve Doğu edebiyatına, siyasi düşünce tarihine, fikir ve felsefe dünyasına yakın âşinalığı var. Dünden bugüne ilim, irfan ve felsefe dünyasını iyi takip eder. Alternatif düşünce üretir, eleştiriler yapar. Kişi, kurum ve olaylar arasında derin analizler, mukayeseler, sür’atle intikaller ve geçişler yapar. Uzun geçmişi düne, dünü bugüne, bugünü de yarınlara ve uzak geleceğe bağlayabilen, ideal ve hatta bir medeniyet projesi üretebilecek seyyal ve kuşatıcı bir zihin dünyası ve kişiliği var. Bu yönüyle entelektüel ve geniş aydın bir kimliği de var.

Diğer taraftan o, yalnızca fikir ve idealleri ile baş başa yaşayan bir entelektüel değildir. Toplumsal pratikte dönüştürücü bir liderlik ve rehberlik profili de var. Özellikle eğitim ve öğretim alanında, küresel düzeyde faaliyet gösteren yüzlerce kurumun öncüsü, yol göstericisi ve rehber hocası olmuştur. Yine toplumsal pratikte dönüştürücü bir aktör olarak çatışan dünyaları barıştırma adına gösterdiği çabalardan hareketle barış gönüllüsü özelliği de vardır. Elbette tüm bunların yanında bir de dünya geneline yayılmış gönüllüler hareketine fikri açıdan mimarlık ve liderlik yapan başka bir özelliği de vardır. Bütün bunlara dayanarak diyebiliriz ki Fethullah Gülen’in “hocaefendi” profili, gelenek ve örfte kullandığımız klasik “hocaefendi” profilini aşmış, daha cami bir profildir. Bu cami şahsı anlamaya çalışırken, çokları bütünden parçaya değil de parçadan bütüne gitmeyi tercih eder ve onun için bu farklı yönlerinden hareketle Gazzali, Mevlânâ ve Nizamu’l-mülk benzetmeleri yapar; kimileri İbni Haldun’u ilave eder; kimileri Seyyid Kutup, Hasanü’l Benna profilinden bakar ama son tahlilde gelinen yer onun cami kimliğidir; işte “Hocaefendi” bunu ifade eder.

Bu kadar uzun girişin sebebi…

Sıfatın isim, ismin müsemma olması bir yana, onun kitaplarını okuma adına bir usul teklif edeceğimiz bu yazıda camiyyetine göre değil, münferid özelliklere göre bir tasnifte bulunacağız. Onun için yazının başlığında bu ayrıma işaretle “Fethullah Gülen Hocaefendi okumaları” yerine, “Fethullah Gülen ve Hocaefendi okumaları” demeyi tercih ettim. Burada ilk yalın haliyle onun bütüncül kimliğine, ikinci haliyle de yani “Hocaefendi” nitelemesi ile de din adamı, alim kimliğine vurgu yapmış olacağız. Ağız alışkanlığı gereği hocaefendi nitelemesini her ismi geçtiğinde kullandığımız için burada alim kimliğini kastettiğim yerlerde geçen “Hocaefendi” vasfını tırnak içinde yazacağım ki yaptığım ayırım okuyucu zihninde netlik kazansın.

Peki böyle bir tasnife gerek var mı? Bence var. Çünkü daha sistematik bir okuma için bunun şart olduğunu düşünüyorum. Buna binaen de aşağıda Hocaefendi’nin kitaplarını kategorize ederken onun din adamlığı ve alim yönünü ön plana çıkartan kitaplarını “Hocaefendi” kitapları, sair alanlardaki kitaplarını da aydın, sivil toplum lideri vb. diye nitelendireceğim. Ama elbette bu tasnif biraz daha derin ve sistematik bir okuma için gerekli. Yoksa daha hazmı kolay okuma biçimleri için illa da bir tasnife gitmeye lüzum görülmeyebilir. Zira Hocaefendi’yi her seviyeden insan okuyor. Onu okuma ve tanıma adına farklı düzeylerde yapılacak okumalar için böyle bir tasnifin şart olduğunu bir kez daha tekrarlıyorum.

Yanlış değerlendirmelere kapı açmaz mı bu? Bence açmaz ve açmamalı. Açmaması için meramımı anlatma adına giriş kısmını bu kadar uzun tuttum.

Öncelikle zorlandığımı ifade etmeliyim. İşin zorluğu şurada; onun “Hocaefendi” özelliğini nazara veren yönü çok daha derin bir çalışmayı hak ediyor. Bilindiği gibi bizde “alim” kimliği, tefsir, fıkıh, kelam, hadis, tasavvuf vb. İslami ilimlerin hemen hepsinde vukufiyeti ifade ediyor. Hocaefendi, doğrudan tüm bu alanlarda eser yazmadıysa da bu arka planla konuşan bir alim. Sohbet, makale ve kitapları, bu zengin arka planla dinlenip okunarak ancak hakkıyla anlaşılabilir. Bazı alanlarla doğrudan ilgili müstakil kitapları var. Bunları değerlendirmek ve tasnif etmek nispeten daha kolay. Ama çeşitli sohbet vesileleri ile dile getirdiği ve birçok yazısında öylesine değerlendirmeleri var ki bunların her birinin ayrı ayrı ele alınması gerekir. Nitekim merhum İbrahim Canan hadis, Suat Yıldırım Kur’an, İsmail Albayrak tefsir, Faruk Beşer fıkıh diyerek bu tür eser ve konuşmalarından yola çıkarak müstakil birer eser kaleme aldılar. Selman Ünlü’nün “Fethullah Gülen’in Eserlerinde Dua” kitabının ve akademik konferanslarda tebliğ konusu olan birçok makalelerin de bu çerçevede zikredilmesi lazım. Kaldı ki bunların yeterli olduğunu söylemek de oldukça zor. İhtimal söz konusu kitapların müelliflerine sorsak bu soruyu; onlar da yazdıklarını yeterli görmeyecek, “kapsayıcı olmadı” diyecek, “sadece bir veçheden muttali olduğumuz kadarıyla bazı yönlerini nazara verdik” türü izahlarda bulunacaklardır. Bir de bunlara yukarıda ifade ettiğimiz gibi Hocaefendi’nin “Fethullah Gülen” olarak kaleme aldığı kitapları ilave edecek olursak, işin zorluğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Mevzum Hocaefendi’yi anlatmak değil; ama F. Gülen ve “Hocaefendi” okumaları için bir usul önereceğimiz yazıda baştan bunların bilinmesi lazımdı bana göre. Yukarıda söyledim; sözü uzatmamın sebebi bu.

Madem sözü uzattım; bir hususa daha işaret ettikten sonra yazıya gireyim; Hocaefendi’nin sözlü müdevvenatı. Henüz matbaa mürekkebiyle dahi buluşmamış; kâğıda-kaleme dökülmemiş vaaz ve sohbetlerini kastediyorum. Bunlar o kadar büyük bir yekün teşkil ediyor ki; gerçekten kelimenin tam anlamıyla “müdevvenat” olarak nitelendirmeye değer. Çünkü Hocaefendi’nin özellikle İzmir hayatından bu yana -ki başlangıcı 1967’dir- neredeyse hiçbir sözü yere düşmemiştir. Kahve sohbetlerinden 1980 ihtilaline kadar sürdürdüğü resmi vaizlik sürecinde yaptığı vaazları; dar ve geniş, hususi ve umumi çevrede gerçekleşen sorulu cevaplı sohbetleri de “Fethullah Gülen ve Hocaefendi” okumaları bağlamında müstakil olarak ele alınması gereken, tasnif ve keşfedilmeyi, umuma mal edilmeyi bekleyen ayrı bir hazinedir. Belki aynı zaviyeden “Fethullah Gülen ve Hocaefendi dinlemeleri” başlıklı ayrı bir usul teklifinin yapılacağı kaleme almak gerek.

Şimdi gelelim zor bir iş dediğimiz işin en zor kısmına…

a.kurucan@zaman.com.tr

20 Ocak 2012, Cuma

zaman gazetesi AA

Dindar nesil yetiştirmek

Haziran 22nd, 2012

Dindar nesil yetiştirmek
Dindar Gençlik yetiştirmek
Dindar bir Toplum

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” açıklamasına yönelik

Resul Tosun yazısı:
Komünizm ideolojisinin hakim olduğu birkaç ülkeyi ve dini vicdanlara hapseden aşırı laikçi düşünceyi dışarıda tutarsak, dindarlığın bütün dünyada makbul ve teşvik edilen bir olgu olduğunu görürüz.

Çağdaş demokratik, laik/seküler ülkelerde de dinin dışlanmadığını aksine özgürlük alanının son derece geniş olduğunu dolayısıyla da etkin olduğunu müşahede ederiz.

Öyle ki inançsız olanlar bile toplumdan dışlanmamak için kiliseye kayıt yaptırıp aidat ödeme ihtiyacı hissederler.

Devlet dine ne eğitim ne de ibadet alanlarında müdahale etmez. Aksine özgürlük alanını genişletir ve dini müesseselere kolaylık sağlar.

Siyasetçiler de din ve dini müesseselere düşmanlık yapmak yerine onlara saygılı davranmaya özen gösterirler. Muhafazakarlar ve sağcıların yanı sıra artık sosyal demokratlar da dine saygılı olmaya başlamışlar hatta dindar görünme ihtiyacı bile hissetmişlerdir.

Yanlış hatırlamıyorsam on sene kadar önceydi ABD’de yönetim devlet memurlarını dindar olmaya teşvik eden bir broşür bastırıp dağıtmıştı.

Dolayısıyla Başbakan’ın dindar nesil söylemi normal demokratik bir ülkede yadırganmaz aksine takdir edilir. Asıl yadırganacak taraf dindar nesil yetiştirilmesine gösterilen tepkidir.

Türkiye’ye gelince, kabul etmek gerekir ki toplumumuz inançlıdır. Kimileri dinin gereklerini yerine getirmiyor olsa da, yaşanmasına karşı çıkmayan aksine gıpta eden bu itibarla da dindarlığı benimseyen dolayısıyla da özünde dindar olan bir toplumdur.

Toplumun dindarlığı devlete rağmen bir dindarlıktır. Çünkü devlet cumhuriyetten bu yana toplumu dinden mümkün mertebe uzak tutmaya hatta irtica yaftasıyla dine karşı çıkmaya yönelik bir politika izlemiştir. Engel olmaya çalışmıştır.

Toplum buna rağmen dinine sahip çıkmış ve dindarlığı benimsemiştir.

Toplumun dindarlaşmasının arkasındaki asıl güç sivil toplum örgütleridir. Dini cemaatler ve topluma sundukları hizmetlerdir. Aslına bakarsanız dini cemaatlerin kurumları halen kanunen yasaktır. Ama bu yasağa rağmen toplum onlara sahip çıkmakta ve hizmetlerini takdir etmekte, devamı için de her türlü desteği vermektedir.

İşte ben bu bağlamda Başbakan’ın dindar nesil yetiştirme söylemini devletin bizzat nesil yetiştirmeye soyunması olarak değil, özgürlük alanını genişletmesi olarak yorumluyorum.

Demokrasiden yola çıkarak söyleyeceksek, demokratik devlet vatandaşlarına hangi dine inanacaklarını, nasıl inanacaklarını, nasıl ibadet edeceklerini hangi mezhebe iltifat edeceklerini empoze de etmemelidir yasak ve engel de koymamalıdır.

Devlet özgürlük alanlarını genişletmeli, inanç ve inancını yaşamanın önündeki engelleri kaldırmalıdır.

Yeter başka bir şey yapması gerekmez.

Bunca baskılara ve yasaklara rağmen İslam bugün toplumumuzun en belirleyici faktörü haline gelmişse, bu ucundan kenarından verilen özgürlükler sayesindedir.

İslam hak dindir ve önündeki yasaklar kaldırıldığı zaman neşvünema bulur.

Demokrasiden beklenen de bir dini empoze etmesi değil bütün dinler için özgürlük alanını açması ve genişletmesidir.

Özgürlük alanı genişlediğinde Türkiye toplumunun daha da dindarlaşacağından benim zerre kadar kuşkum yok. Eksik olan devletin din eğitimi vermesi değil eksik olan özgürlüktür. Din eğitimi alanında sağlanacak özgürlüğün getireceği rekabet ortamında din eğitiminin de kalitesi yükselecektir buna inanıyorum.

Devlet sadece dindarların önündeki engelleri kaldırsın yeter.

Mesela kamudaki kılık kıyafet sınırlamalarını dindarları kucaklayacak şekilde genişletsin, ve mesela başörtülü hanımlar kamuda rahatlıkla çalışabilsin.

Devlet bunu yapsın yeter.

Benim dindar nesil yetiştirmekten anladığım, devletin dini eğitim vermesi değil fertlere dinlerini öğrenme ve yaşama özgürlüğü sağlaması, özgürlük alanını çağdaş ülkelerde olduğu gibi genişletmesidir. Gerisi sivil toplum örgütlerinin işidir.

resultosun@ttmail.com0
8 Şubat 2012 Çarşamba Yenişafak.com

Hangi Gazete Kimin

Haziran 22nd, 2012

Hangi Gazete Kime Ait

Hangi Gazetenin sahibi kim

Akşam, Tercüman ve Güneş Çukurova Grubu’na,

Sabah, Takvim, Yeni Asır, Pas Fotomaç Çalık Grubu’na,

Yeni Şafak Albayrak Grubu’na,

Türkiye Gazetesi İhlas Grubu’na,

Bugün Koza İpek Grubu’na,

Hürriyet, Milliyet, Posta, Vatan, Radikal, Fanatik, Referans, Turkish Daily News Doğan Grubu’na aittir.

Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile Danışmanı Alımı 2012

Haziran 22nd, 2012

2012 Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile Danışmanı Alımı

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 2012′de yoksul aileler için 3 bin aile danışmanı görevlendirecek. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü, yardıma muhtaç ailelerin gelirini yükseltmek amacıyla düzenli nakit transferi yapılmasını ve her aileye bir sosyal danışman tahsisi için düğmeye bastı.
Aile hekimleri gibi her aileye özel hizmet verecek danışmanlar üniversitelerin sosyoloji, psikoloji, iletişim, halkla ilişkiler bölümlerinden mezun olan kişiler arasından, ortalama 2 bin TL maaş ile işe alınacak. Bu kapsamda 2012 yılı içinde 3 bin aile sosyal destek uzmanı göreve başlayacak. Pilot il ise Bakan Fatma Şahin’in memleketi Gaziantep.

Songazetehaberleri.com