Posts Tagged ‘güneşe’

Kıskanırım Seni Herşeyden

Cuma, Haziran 22nd, 2012

seni gözümden sakınır elimden kıskanırım
bedenimde oynaşan ruhumdan sakınırım
kalbim gözüme kızar da
seni görür diye görmesine kızarım

soluduğun havaya musallat olurum
onunla hayat bulduğun için yanarım
güneş açar üzerine doğar ya
ben güneşe kızar ona düşman olurum.

bazen ses olurum kulağında çınlarım
yüreğine konar sana hayat olurum
bana kızsan biraz da kırılsan da
ben yine de senin yoluna kurban olurum…

Aşk Komutu

Cuma, Haziran 22nd, 2012


Sağım sensin , solum sen .
Her adımımı sana doğru atar ,
Sana doğru koşarım her marş marşta .
Her selam verişimde karşımdadır hayalin .
Gözlerim gözlerinde ,
Dudağından çıkacak emri bekler kulağım .
İsterim ki gel diyesin ;
Kaç gel , her ne cezası varsa .
Zaten , cezanın en ağırını çekiyorum ,
Senden ayrı kalmakla .

Bir boru sesi yoklar yüreğimi .
Bir perde iner gözlerime , bulut bulut ;
Sana yollarım ,
Benim için ağlasın diye .

Bir kalem alır , hançerlerim yüreğimi .
Bir kurşunda beynim param parça ,
Bir dalışta gözlerim kör ,
Kulaklarım sağır olur ;
Sen can verirsin bana .

İstemem omuzlarım dolusu yıldızı .
İstemem , saman yolu bile benim olsa .
Güneşe hükmetsem , istemem .
Denizleri kara , karaları deniz yapsam ,
Geceyi gündüz , gündüzü gece kılsam ,
Irmakların akışını değiştirsem ,
Tüm dağları düzlesem , istemem .
Yeter ki sen gelip kon omuzlarıma
Ve
Şarkılar fısılda kulaklarıma .
Güzelliğini yalnız ben göreyim .
Yeter ki
Sen ver tüm komutlarımı ;
Ö l de
Ö l e y i m .

Abidin Tatar

Sensizlik

Cuma, Haziran 22nd, 2012
Öyle kötü ki sensizlik
Heryanıma yapıştı
Sökmek çıkartmak istiyorum
Ama birtürlü olmuyor
İçime işlemiş kaybolmuyor
Kalbim beni dinlemiyor
Yaşadığı onca acıya rağmen ayakta
Gene seni istiyor
Sensizliğe dayanılmıyor
Bitiyorum tükeniyorum
Kendimi rüyalarda kandırmaktan sıkıldım
Mutlu uyanıp ağlamaktan
Mucizeye inanmaktan
Bir gün geri geleceğine inanmaktan
Bunların hepsinden sıkıldım
Sensiz aldığım nefesten bıktım
Zihnim bulanık aklım perişan
Uçsuz bucaksız biryerde siluetim
Güneşe bakan gözlerim güneşin düştüğü yerde
Toprağa bakıyorlar
Sana kavuşmayı bekliyorlar
Ya da acı veren şeylerden kurtulmayı
Güneşin bana doyacağı günü bekliyor…

Bugün Pazar

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Bugün pazar…
Bugün, beni ilk defa
Güneşe çıkardılar.
Ve ben, ömrümde ilk defa
Gökyüzünün
Bu kadar benden uzak,
Bu kadar mavi,
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak,
Kımıldamadan durdum
Sonra, saygıyla toprağa oturdum,
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda;
Ne düşmek dalgalara,
Bu anda;
Ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak,
Güneş ve
Ben…
Bahtiyarım…

Nazım Hikmet Ran

Nazım Hikmet Ran Şiirleri – Nazım Hikmet Ranın Bütün Şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

en güzel nazım şiirleri
en güzel nazım hikmet şiirleri

SALKIM SÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat
Atları rüzgâr
Atları
At

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

NAZIM HİKMET

BELKİ BEN

Belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım
Belki ben
o günden
çok daha sonra ,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım
Ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları

NAZIM HİKMET

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

Ben
senden önce ölmek isterim
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek
Toprağa beraber dalacağız
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben
Ben
daha ölümü düşünmüyorum
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden
Kaynıyor kanım
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber
Ama ölüm de korkutmuyor beni
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor

NAZIM HİKMET

DOSTLUK

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin

O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

NAZIM HİKMET

GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş’emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

NAZIM HİKMET


HENÜZ VAKİT VARKEN GÜLÜM

Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin
Paris’in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız
Karşıda karanlığa giren kanal
Bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım
Belçika’ya mı yolu, Hollanda’ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın

NAZIM HİKMET

KADINLARIMIZ

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru

NAZIM HİKMET

Ayçiçeği İle İlgili Şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Ayçiçeği Şiirleri


Ayçiçeği İle İlgili Güzel Şiirler

AYÇİÇEĞİ TARLALARI

Dağların rıhtımını ayçiçeği denizi kuşatmıştı
Ayçiçeği tarlalarında rüzgârın ıslıkları çalınıyordu
Toprağın yazlık semaverinde ayçiçeği mevsimi
Sarı kadifeler rüyanın kanserine düşmüş

Zamanın nehirleri ayçiçeği denizine akıyordu
Ayçiçeği tarlası hayalin tenhalığını kuşatmış
Kır kahvesi ayçiçeği harmanına uğramıştı
Bulut kervanları gönül yamacına yaslanıyor

Ruhum ayçiçeklerinin kalbinde sarhoşken
Ayçiçeği tarlasında güneşin gülüşleri coşmuştu
Sürgün rüzgârları ayçiçeklerinde dinleniyordu
Oyuncak kalpler kalbin kanserini kuşatmış

Kadife rüzgârlar meltemli gülüşlerini saçacak
Ayçiçeği tarlasının kanserine düşmüşüm
Güneş fırtınaları uçuşuyor kalbimde
Gökkuşağı renkli rüyalar yorgun gülüşlerde

Ayçiçekleri rüzgârın şarkısını söylüyordu
Ayçiçeği denizi coşuyor meltemin bestesinde
Renkli uçurtmalar ayçiçeği tarlalarını kuşatacak
Ayçiçekleri zamanın çocuksu sevinçleriyle oynaşıyordu

Bulut ırmakları dağların doruklarında çağlıyordu
Yorgun ümitler buğday tarlasının heybesinde
Gönül mevsimleri zamanın kadehine demirlemişti
Rüzgârın çığlıkları buğday tarlalarını kuşatıyor

Göğün heybesinden yıldız çiçekleri saçılıyordu
Ayçiçekleri ovanın havuzuna düşmüştü
Söğüt ağaçları zamanın ırmaklarında yüzüyordu
Ayçiçekleri vefakâr bulutları özleyecek

Ayçiçeği rüzgârları dağlara koşuyordu
Göğün tenhalığını kucaklamak özlemiyle
Akşam güneşi oyuncak bahçesinde oynaşıyordu
Dağların heybesinden zamanın gülüşleri dökülecek


AYÇİÇEĞİ

bir sabırdır bekleyişi
ayçiçeğinin
yönü daima güneşe
gün boyu birlikte
daima göz göze
güneşin vedasında
büker boynunu
sabahın ilk aydınlanmasıyla
kavuşur sevenler yeniden
öğretir bize de sabrı
sabırla bekleyişi
yönelmeyi sevgiye
sevgiye içtenlikle
güç almak karşılıklı
paylaşmak beklentisiz
sevginin yüceliğinde
her koşulda
her zamanda
ben değil biz olarak

Mehmet Gücüyener.

AYÇİÇEĞİ

Her sabah
Girersin sınıfa ışıltılarla.
Nereye gitsen o yana
Döneriz yüzümüzü.
Sevgi dolu, bilgi dolu sözlerin
Isıtır içimizi.

Sen bir güneşsin,
Bizlerse ayçiçeği;
Aydınlat bizi öğretmenim,
Anlat bize gerçeği.

Bestami YAZGAN


AYÇİÇEĞİ

Ayçiçeği dans eder güneşle
Döner döner sevişir güneşle..
Isınır, ışıtır, büyür, serpilir
Yeşillenir.. kat kat elbise giyer
Moda ondan esinlenir..
Boyu uzar gittikçe
Bir gösteriş bir endam..
Saçları sarı rüzgarda uçusur
Dalga dalga
Güneşe yapar poz ve hava..
Döner, döner güneşle birlikte..
Aşkından solar, dolar, eğilir gittikçe..
Kurur saçları, renk değiştirir..
O ölürken bereketlidir..

AYÇİÇEĞİ

Bitkiler var onlarla besleniriz
Çimenler otlar, yüksek ağaçlar
Bitkiler var orta halli
Orta boylu bize benzer

Örnektir, güne bakan
Ya da ayçiçeği derler adına
Kuvvetli gövdesi var
Ellere benzer yapraklar

Ve taçlı bir baş dik duran önceleri
Serpilip büyüdükçe insan gibi
Renkli başı da güne bakar
Her mevsim nisan gibi

Güneşe sevdalıdır besbelli
Olgunlaştıkça baş eğer
Görülür baştaki tohum çiçekler
Düşünceler, projeler , fikirler

Gün gelir hasat başlar
Sökülür kökünden ya da kesilir başlar
Azık mı desem, yazık mı desem
Ne desem arkadaşlar.

AYÇİÇEĞİ

Tarlaya ayçiçek ektim
Köşeyi tez dönecektim
Haşereden neler çektim
Biçemedim ayçiçeği

İlk önce sülük dadandı
Yapraklar bir bir budandı
Yandı dostlar içim yandı
Biçemedim ayçiçeği

Deşer dururdun zibili
Oldun ayçiçek katili
Gözün kör olsun tibili
Biçemedim ayçiçeği

Eskiden tek davar yerdi
Kırkayak ortamı gerdi
Çekilmez tavşanın derdi
Biçemedim ayçiçeği

Çeşit çeşit zehir attım
Aha ben yenice battım
Gece tarlalarda yattım
Biçemedim ayçiçeği

Bit, solucan. Kertenkele
Toprak kurdu, fare bile
Hepsinden de gördüm hile
Biçemedim ayçiçeği

Bilemem ki nedir kârım
Ayçiçeği yoğum varım
Aman yetiş ilçe tarım
Biçemedim ayçiçeği

KEMAL AKGÜL

AYÇİÇEĞİM

Sendeki sevdalara asılır kollar
Gölgene yaslanır yorulmuş dallar
Bir gülüşün beni bulutta sallar
Ayçiçeğim bana döndür yüzünü…

Hangi yöne dönsem sana gelirim
Ben aşkı bir tek sende bilirim
Dudak buruşuna üzülür irkilirim
Ayçiçeğim bana döndür yüzünü…

İçindeki volkanlar durulsun artık
Yüreğim ezildi,her yanım yırtık
Sevgimiz bir nimet,bebeler katık
Ayçiçeğim bana döndür yüzünü…

Ben zile basınca gülsün ayyüzün
Sımsıcak sevgiyle ballansın sözün
Gel benimle ol gece gündüzün
Ayçiçeğim bana döndür yüzünü…

Güneş gibi emrindeyim her halimle
Oluk oluk mutluluk sunarım elimle
Yeter artık çatışma kendi kendinle
AYÇİÇEĞİM BANA DÖNDÜR YÜZÜNÜ
GÜLSÜN GÖZLERİN,ÇÖPE FIRLAT HÜZÜNÜ…..

Hamilelik Lekeleri Nasıl Geçer

Perşembe, Haziran 21st, 2012

Gebelik Lekeleri Nasıl Geçer
Hamilelik de olan lekeler Nasıl Geçer

Hamilelik Lekeleri Nasıl Geçer

Kaynak Hamilelikte Oluşan Lekeler Nasıl Geçer

Bazı anne adaylarında başta yüz olmak üzere vücudun çeşitli yerlerinde çok sayıda lekeler oluşabilir. Gebelikte cilt değişikliklerinin sorumlusu bu dönemde artan hormonlardır. Hamilelik döneminde gebelik maskesi denilen yüzdeki pigment (cilt rengi) değişiklikleri sıklıkla yanaklar, alın, üst dudak, burun ve çenede düzensiz sınırlı kahverengi lekeler şeklindedir.Bu lekeler doğumdan sonra genellikle ortadan kalkar.

Ender durumlarda pigment artışı adeta bir dövme yaptırılmış gibi cildin derin katmanlarındadır. Böyle durumların tedavisi bu konuda tecrübeli bir cildiye uzmanı tarafından gerçekleştirilir. Yoğun bir ultraviyole ışık kaynağı olan güneşten uzak durmak ve güneşe çıkıldığı zamanlarda en az 15 faktörlü bir krem kullanmak lekelenmelerin azaltılmasında oldukça etkilidir. Yazın bulutlu havalarda bile güneşin UV ışınlarının cilde etki gösterebileceği unutulmamalıdır. Lekelenme olan bölgelerin makyajla kapatılmasında bir sakınca yoktur.

alıntı

Sitem Mesajları

Pazar, Haziran 17th, 2012

Sitem Mesajları tugbam sitesinde en güzel Sitem Mesajları sizler için hazırlandı
. Buyurun Sitem Mesajları

Gül filizlendiği günden itibaren güneşe aşıktır.
Her ne kadar güneş her gece ayın görkemine kanıp gülü bıraksa da gül binlerce yıldıza kanıp güneşi aldatmazmış.

Niye ağlıyorsun dediler, sevdim dedim. Niye üzülüyorsun dediler, gönül verdim dedim. Elin kızı için değermi dediler, meğerse değmezmiş..

Uzun satırlar yazdım acılar üstüne kısa satırlarda kaldı mutluluk, onu da parantezlere bıraktık ,noktalar koymadık virgüllerle anlatamadıklarımızı ünlemle bitirdik.Yazdıklarımızı soru işaretlerimize bıraktık ,mesela dedik kurduğumuz hayallere umut dedik.İhtimallere sevda dedik boynumuzu uzattık sevda ipliklerine.

Sen sevda ırmağı, gittin ele aktın, sen dünyamı yıktın. Vefasız Aşkım…

Bana geleceksen her şeyinle benim olarak gel.
Bir emanet gibi geldikten sonra,
Yanımda olmanın ne anlamı kalır ki

Bugün yeni bir meyhane keşfettim mezarlığın tam karşısında beni ararda bulamassan ya meyhanedeyim ya da tam karşısında.

tanrım sana sen gibi bir sevgili versin,umarım sende onu ben gibi seversin o da sever sen gibi bir başkasını,sen sevdiğini seversin seversin,sevdiğinde bir başakasını

Bir Çiçeğin açmak için sebepler bulduğu gibi,
Yaşama dair sebepler bulmak için yaşıyorum…
Eğer bir gün gelir de yaşamak için bir sebep bulamazsam ;
Ölmek için bir sebep bulmuşum demektir

bir beni unutmayı unutmayı denersen,öle biriyle unutki,sana savurduğum kurşunların önüne geçecek kadar cusur,o gün seninle ölcek kadar seviyor olsun.

Benim kalbimi kırmak suya yazı yazmaya benzer, kırılan kalbimi düzeltmek gece doğan güneşe benzer. Sen o suya yazı yazmayı başardın şmdi güneşin doğmasını bekle…