Ellerimi uzatıyorum, Gecenin rengi Siyaha boyuyor ellerimi! Gözlerim şafağı kovalıyor Ufkun belirsizliğinde yorgun… Karanlık, Daha da karanlıklaşıyor Gecenin ürperten sessizliğinde…
Gece duyarsız, Fırtına ve ölüm girdabı acımasız, Düşler ve yaşamın izleri, Çaresiz! Şafağı kovalayan gözlerim yorgun, Şafak, Zehirli örümceğin ağında tutsak, Sabah, Belki çok uzaklarda, Belki de çok yakın…
Gecenin en karanlık anı, Sabaha en yakın olan zamanıdır… Güneş, Ha doğdu ha doğacak! Kendi girdabında Fırtına ile boğuşurken gece… Geri dönecek Düşlerim, Yaşamın izleri… Ve yaşanmayan zaman…
yoksa, kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi?
ya da, tuz-buz olan bir sırçanın haykırışı gibi mi?
nasıl bir sestir ki,perişan eder bizi duyduğumuzda??
ne kalpler kırdık bilmeden.. ya da bile bile……
ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de..
sonra aşmaya çabaladık durduk çok…
dokunmak istedik,ulaşamadık….
ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz
setler engel oldu yine kendimize…..
oysa, nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını….
sıcacık bir gülümseme,
içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları???
esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan gülümsemelerimizi…
kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyuup kaçıvermek…. kaçarken bakmamak ardımıza
ya da, bakıp da görmemek…görmek istememek…
her ne varsa…
oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek, sıcacıık bir gülümsemeyle… olmaz dedik.
o bana düşman
denemedik bile hiç.. korktuk belki de yanılacağımızdan..
oysa hayat ne de kısa..
düşünmek için bile vakit yokken…. bile bile zehir ettik günlerimizi.. kavgalarla.. itişip kakışmakla harcadık dünlerimizi… ziyan ettik hem düne.. hem bugüne.. hem de yarınlarımıza..
sahi,kalp kırıldığında nasıl bir ses çıkarır? duydunuz mu hiç?
Beliki daha önce okudunuz belki ilk defa okuyacaksınız. Ben okudum çok hoşuma gitti. Okuyupta anlayabilene helal olsun dedirtecek türten…
Yitik emeller… Sonuçsuz çabalar… Hep aynı dönme dolaplarda varlığını bulan fikirler Hepsi anlamlı yerine göre Aynı zamanda manasız, hiç manasız Her şey tezat Her şey de hiçbir şey belki Tüm sorun da bu ya Bazen her eşy, bazen hiçbir şey Hiçbir şey için yiten “her”ler Herşeye rağmen ayaktaki “hiç”ler Hiç “hiç” olmasa Belki hiç “her” de olmayacak Ama “her”den habersiz “hiç”ler “hiç”ler içih mefta olan “her”ler “Her şeyin bir sonu var” derler Peki “hiç”lerin sonu yok mu “hiç” deyince “hiç” mi oluyor sanki Her “hiç”in arkasında milyonlarca “her” var Ama “hiç”in boşluğuna sürüklenip Kaybolup giden “her”ler Peki “her”lerin altında hiç mi “hiç” yok? Bilke var, belki yok Bazen var bazen yok Nereye kadar?! Bu sahte düzen, bu düzenbaz aynalar Arkası kapkara, yüzü parlak aynalar Ne zamana kadar ışığı yansıtırlar? Bir gün “her” ayna da bir “hiç” için Yok olup kaybolacak İşte o zaman “hiç”ler varlığını, “her”ler yokluğunu anlayacak!!!
“HER”ler “her”liğiyle övünürken; “HİÇ”ler “hiç”liğinde kaybolacak! Ama bir gün “HER”ler de Bir “HİÇ” olduğunu anlayacak!!!
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhanelerıyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geciyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul’u dinliyorum.
O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin.
O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev..
gül kokuyorsun bir de amansız, acımasız kokuyorsun gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun hırçın hırçın, pembe pembe öfkeli öfkeli gül gül kokuyorsun nefes nefese.
gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle sen koktukça düşümde görüyorum onu düşümde, yani her yerde yüzü sararmış, titriyor dudakları şakakları ter içinde tam alnının altında masmavi iki ateş iki su iki deniz bazan bazan iki damla yaz yağmuru mermerini emerek dağlarının şiirler söylüyor gene ölümünden bu yana yazdığı şiirler kızaraktan birtakım şiirlere büyük sular büyük gemileri sever çünkü ve odur ki büyüklük şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse o zaman ölünce de şiirler yazar insan ölünce de yazdıklarını okutur elbet ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi yaşamanın herbir yerinde.
gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun bu koku dünyayı tutacak nerdeyse gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün herkes, hep bir ağızdan: gül! ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek saçların, alınların, göğüslerin üstüne yüreklerin üstüne bembeyaz kemiklerin mezarsız ölülerin üstüne kurumuş gözyaşlarının titreyen kirpiklerin üstüne kenetlenmiş çenelerin ağarmış dudakların unutulmuş çığlıkların üstüne kederlerin, yasların, sevinçlerin ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.
bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül yıllarca esecek belki ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah göreceğiz ki biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha geceyi, gündüzü, yıldızları görmemişiz hiç tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.
öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları bu umutsuzlukları bırakın kardeşler göreceksiniz nasıl güller güller güller dolusu nasıl gül kokacağız birlikte amansız, acımasız kokacağız dayanılmaz kokacağız nefes nefese.
ÖğrendimSensiz yaşamayı da öğrendim en sonunda, Acılara kucak açmayı da, Evet zor oldu belki ama, Zamanın en iyi ilaç olduğunu da öğrendim.
Öğrendim ben de herkes gibi yenilmeyi, Karşılıksız sevilmenin bedelini, Zamana bırakmayı sevgileri ve, Zamanın sevgileri bitirdiğini de öğrendim.
Tutuklanmayı her aşkta, Ve sonra salıverilmeyi nedensiz, Her istediğinin olamayacağını, Olanların da olacak olanlardan farklılığını da öğrendim, Afların aslında daha ağır bir ceza olduğunu, Sonların başlangıç olduğunu da öğrendim.
Susmayı, susmanın en büyük intikam olduğunu, Konuşmanın bir işe yaramadığını da öğrendim, İzinsiz sevilemiyeceğini herşeye rağmen allah’a şükür edileceğini, Ne acı ki beni sevemeyeceğini senden öğrendim.
Geç olsa da asıl öğrenmem gerekeni de öğrendim ne mutlu bana, Karşılıksız allah’i sevecekmişsin kulu değil kulu asla ama asla…
Başladığın noktaya dönmekti bazen hayat, Hem de, Maziye dair donuk yaralar bırakarak, Coşup coşup aniden durulmak, Kaderin cilveleriyle sevinmek, Gençliğin en ılık zamanlarındaydı bazen hayat, Gökkubbeyi delicesine ayaklarken İki kelime cümleyle dibe çakılmaktı bazen hayat, Meclup bir bülbülde gülün kokusunu aramak, Hercai sevgilide vefasızlığı okumak, Ağlayan bir çocukta unutulmuşluğu hissetmekti bazen hayat Mecnun olduğu hasret, Mecbur bırakıldığı asalet, Muhtaç kaldığı kudretti bazen hayat Aslında sevmekti çoğu kez hayat Çılgınca, korkakça, asilce ya da can gibi sevmek Sevgiyi kan gibi damarlarına sindirebilmek Ruh gibi sevgiyi de bedene sokabilmek Bu işte bizim sevgili hayat, Bilene ab-ı hayat, Bilmeyene heyhat
Döndüm daldan kopan kuru yaprağa “özgür dağ havası koklamış insanların örselenmiş gururuna…” siz, boğdunuz hayatı savruldu aşkların külleri kalplerimizden o sevinçler göz kırparak geçtiler düşlerimizden!
bilinir, dışarıda zemheri vardır ama barış için, aşk için yine de her mevsim bahardır
aşklarımızın gözbebeğinde kıvılcım her mevsim bahardır yine de…
Baş eğmişken önünde altı asır her zorluk, Göçtü bir çınar gibi koca imparatorluk!.. Çatırdattı bu göçüş göklerini vatanın, Duyunca silkindi Türk narasını “Ata”nın!…
Haykırdı kadın, erkek: “İhtilâl var, ihtilâl”! Çiğnenemez yerlerde mübarek, şanlı hilâl… Alev alev bayrağım kızıllıklarda yandı, Bütün millet “Kemal”in etrafında toplandı!..
Dönünce yurt ananın gözleri bir pınara Can verdi ulu tanrım bu devrilen çınara!.. Saldı o yeniden kök, filiz, gövde, dal budak: Irkının şahlanışı ısırttı “Garb”a dudak!..
Çekince Mehmetçik’ler kılıçları kınından, Göl göl oldu her taraf korkak düşman kanından! Birleşti siperlerde gazilerle, şehitler, Yeni bir düzen verdi dünyaya koç yiğitler!..
Dile gelince otuz asırlık şanlı mazi, Türk’ün kara bahtını ağarttı “Büyük Gazi”!.. Son verip bu cenkte biz binbir kötü niyete, Kavuştuk sevgilimiz: İstiklâl, hürriyetle!..
Değildir zindan artık bize Anadolu’muz, Cumhuriyet nuruyla aydınlandı yolumuz!.. Onun kutsal sevgisi taşıyor içimizden, Gökler dolusu selâm, ölmez “Ata”ya bizden!..
Cemal Oğuz ÖCAL
BİZE SORARSANIZ ÇOCUKLAR
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu bastığımız toprak, Ay-yıldızlı bayrak, Diye dalgalanırız çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu okuyup yazdığımız Yazıdır dilimize uyan, Diye konuşuruz çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu kılık kıyafet, Bütün uygar dünyanın Diye giyiniriz çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu kadın-erkek eşitliği, Türk’ün benliğine yaraşır, Diye övünürüz çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu millî egemenlik, Kendi kendimizi yönetmek, Diye güveniriz çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu kalkınma yarışı, Çağdaş uygarlık seviyesi, Diye çalışırız çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; Türk milletinin temeli Atatürk inkılâpları, Diye savunuruz çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu korkusuz yaşama, Karşılıklı sevgi saygı, Diye seviniriz çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu okul ve eğitim, Size olan inancımız, Diye kazanırız çocuklar…
Bize sorarsanız çocuklar: Cumhuriyet ne demek; İşte bu kutlu gün Hepimize armağan Diye kavuşuruz çocuklar…
Atilla Yekta ÇIKAN Turgut Reis İlköğretim O. Öğretmeni/ANTALYA