ünlü şairlerden türkiyeyi anlatan şiirler, türkiyeyi anlatan şiirler
En Güzel Türkiye Şiirleri
Güzel Türkiye
Uzunca yürüdüm yollarında Deresinden köprüsünden geçtim Dağlarından akan pınarlarında Buz gibi akan sularını içtim
Türkiye Zümrütten yeşil Göllerinden,ırmaklarından geçtim Dağlar,ovalar,ormanlar yemyeşil Türkiye`mi yıldızlara bakarak seçtim
Türkiye denizlerin ne güzel Denizlerinin üzerinden geçtim Türkiye şehirlerin ne güzel Türkiye körfezlerinde güzelliği seçtim
Türkiye tarihi eserlerine hayran kaldım Öyle güzelsinki güzel Türkiye Tarihi eserlerinden, rüyalara daldım Dünya`yı dolaştım,seni seçtim,Türkiye
Mustafa Cemil Dirier
Yok ki Başka Türkiye
Memleket bizimdir,insanlar bizim Hepimiz aynıyız salkımda üzüm Hoşgörü,kardeşlik en iyi çözüm Akıllı ol yok ki başka Türkiye
Türkiye karışsın ister ecnebi Karışsında farketmez ki sebebi Unutma hoşgörü denen edebi Akıllı ol yok ki başka Türkiye
İsimlerimiz bir, birdir dinimiz Aynı denizlerde yüzer gemimiz Ayrılık demeye varmaz dilimiz Akıllı ol yok ki başka Türkiye
Saygı gösterirsen saygı görürsün Bölmeye kalkarsan elbet ölürsün Kötü düşünenler her gün sürünsün Akıllı ol yok ki başka Türkiye
Ozan Kasım bende ülke evladı Başka memlekette bulmadım tadı Her daim yaşasın Türkiye adı Akıllı ol yok ki başka Türkiye
Kasım Kol
Can Türkiye’m
Dağlarında soğuk suyun Çanakkale’dir can ruhun Dumlupınar, İstanbul’un Öz mekanım can Türkiye’m.
Can Türkiye’m, can Türkiye’m Toprağın kutsal Türkiye’m Al bayrağım göklerinde Dalgalansın can Türkiye’m.
Gökten bayrak inmeyecek Ezanlar hiç dinmeyecek Bu meş’ale sönmeyecek Canım cananım Türkiye’m.
Değişmem seni dünyaya Selamlar olsun ataya Hacı Bektaş, Mevlana’ya Dergah olan can Türkiye’m.
Celal Sevencan
Türkiye’m
Sırtımı dayadım karlı dağına Ormanın güzeli sende Türkiye’m Vuruldum bahçene hem de bağına Meyvenin güzeli sende Türkiye’m
Sevgi dolu dost canlısı insanın Rağbet görmez hiç birisi kavganın Kalbimizde yeri başka sevdanın Aşkların güzeli sen de Türkiye’m
Ovası yaylası güzel yurdumuz Gönülden sevdalı sana ferdimiz Barış için savaş eder ordumuz Askerin yiğidi sende Türkiye’m
Zengin toprakların bakir dağların Denizi arzular coşkun suların Demir kömür daha nice madenin Zenginliğin hepsi sende Türkiye’m
Gönül arzular ki hep böyle olsun Nefret çıksın kalpler sevgiyle dolsun Güzel insanımın yüzü hep gülsün Dilekler umutlar sende Türkiye’m Osmaniye 15.06.2006
Bugün günlerden Cuma- Saat 7’de kalktım O perdeyi kaldırdım-pencereden bir baktım Oda sessiz ben sessiz-yapraklar kımıldıyor Kuşlar cik cik ötmekte-beni üzüntüye kor Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor Sokak tamamen bomboş-karşı yolu gözlerim Bir elimde kalemim-ağlamakta gözlerim Üzdün annem bizleri-soldurdun yürekleri Bir kez daha görmekti-bizlerin dilekleri Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor Rabb’im seni bizlerden-seviyormuş çok daha Yeşillenen ağaçlar-bana görünür vaha Allah’ım güç kuvvet ver-koyma bizi ellerde İnan dua ederiz-Bismillahım dillerde Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor İlk defa tadıyorum-gerçekten son ayrılık Annem bak toplanıyor-durmadan kalabalık Herkes seni konuşur-bütün insanlığını Hepsi de çok seviyor-Emine denen canı Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor Almanya’da namazın-kılınmış toplu hâlde Anneciğim duymadın-dolmuştu sende vade Vücudu yıkamışlar-sarmalamışlar seni Biz nasıl göreceğiz-konuşmayan o teni Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor Duy Cumartesi günü- tamam öğle namazı Bizlere zehir oldu-hem kışı hem de yazı Teker teker geliyor-bütün akrabaların Durmadan anlatılır-o sevgin itibarın Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor Hasan şiir yazıyor-bir taraftan ağlıyor Sen yoksun yanımızda- karaları bağlıyor Mevla’m sorgu sualden-kolay geçir annemi Yıkıldım perişanım-ben kaybettim hanemi Olmuyor anneciğim-inan sensiz olmuyor Hepten çaresiz kaldık -anla vakit dolmuyor
Öyle bir zamanda bırakıp gittin ki bizi. Arayıp sormadın bile. Hayal meyal hatırlıyorum güzel yüzünü. 4-5 yaşlarında var yoktum. Her kez akşam olunca babasını karşılardı kapılarda. Ablam la ben camın önünde beklerdik gelmeyen babamızı.
Anlatırdı çocuklar okulda babam bize yardım etti. Beraber ödevlerimizi yaptık hafta sonu gezmeye gideceğiz. Ya da babamız bize çok kızdı derlerdi. Yoktu ki babamız bize kızsın. Sevemez olmuştum bayramları seyranları. Baba olmayınca bir anlamı yok ki. Sabah erken kalkmaya güzel giyinmeye hem saten bir annem vardı el öpülecek. Olsa idin birde sen. Her bayramda bir balon isterdim. Başka da hiçbir şey.
Bak baba karnemi de aldım. 5.sınıfa geçtim hem de takdirle. Öğretmenim de bir kalem hediye etti. En güzel en içten duygularını bu kalemle yazarsın diye. Senden başka kimsem yok ki duygularımı yazacağım. Anne’me ablama zaten söylüyorum.
Her gün şehitliğin önünden geçiyorum okula giderken. Bu babalar gününde bari gel hiç olmazsa rüyama. O mübarek elini öpeyim. BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN…
Dünyanın Bütün Çiçekleri Şiiri Dünyanın bütün çiçeklerini getirin bana dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya şiiri ceyhun atuf kansu dünyanın bütün çiçekleri
Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin.” — Köy öğretmeni Şefik Sınıg’in son sözleri.
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum Bütün çiçeklerini getirin buraya, Öğrencilerimi getirin, getirin buraya, Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer Bütün köy çocuklarını getirin buraya, Son bir ders vereceğim onlara, Son şarkımı söyleyeceğim, Getirin, getirin…ve sonra öleceğim.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Kir ve dağ çiçeklerini istiyorum, Kaderleri bana benzeyen, Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları Geniş ovalarda kaybolur kokuları… Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni, Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini Bacımın suladığı fesleğenleri, Koy çiçeklerinin hepsini, hepsini, Avluların pembe entarili hatmisini, Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın, Aman Isparta güllerini de unutmayın Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum. Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım, Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden, Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden, Ne güller fışkırır çilelerimden, Kandır, hayattır, emektir benim güllerim, Korkmadım, korkmuyorum ölümden, Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Baharda Polatlı kırlarında açan, Güz geldi mi Kop dağına göçen, Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen, Muş ovasından, Ağrı eteğinden, Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni, Eğin türkülerinin içine gömün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, En güzellerini saymadım çiçeklerin, Çocukları, öğrencileri istiyorum. Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini, Köy okullarında açan, gizli ve sessiz, O bakımsız, ama kokusu essiz çiçek. Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek, Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Ben mezarsız yaşamayı diliyorum, Ölmemek istiyorum, yasamak istiyorum, Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın, Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın, Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım, Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim, Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Okulun duvarı çöktü altında kaldım, Ama ben dünya üstündeyim, toprakta, Yaz kış bir şey söyleyen toprakta, Çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım, Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım, Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir. Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Gül/ümün narin hatlarıyla Tatlı bir yüzü olan İnce ve zarif bir kadın o Gençliğinde zarafet neşe dolu Bir güzelliği olduğu belli Ama şimdi yıpranmış gibi Her iki gözaltları morarmış İstanbul Hanım efendisi zarafetinde Onlara özgü, canlı kahverengi gözleri Duman gibi hafif, dalgalı kızıl saçlarıyla Zamanın modasına uygun saç stili Yumuşacık teni, sabun menekşe özü kokusu Düz mini eteğiyle, küçücük ayaklarına Uzun sivri uçlu, yandan düğmeli çizmesiyle Ölçülü yuvarlak beliyle de çok ta övünür Ağır başlı, huzurlu ve bilgili bir kadın Onu herkesin tanımasını o kadar isterim ki Tek bir kusuru var ama beni mutlu ediyor Üzerime çok titriyor ve bir o kadar da kıskanç Kalbimi eline almış ikinci baharımız da Mutluluğumuzu, geleceğimizi o şekillendiriyor..
Cahit Sıtkı Tarancı Bütün Şiirleri – Cahit Sıtkı Tarancı Şiirleri
Aşk İle Cahit Sıtkı Tarancı
Baktım ki gökyüzü baştan başa bulut Unut diyor o güzel günleri unut Baktım ki deniz her dalgasıyla düşman Kuşlar av peşinde balıklar pusuda Çok gerilerde kalmış cıktığım liman Yok görünürde sığınacak bir ada
Baktım ki o musibet gün gelip çatmış Yolcusunda tayfasında şafak atmış Ne yelken kar eder ne kürek ne istim Dayandım aşk ile yürüttüm gemiyi Aşk ile koskoca dağları düz ettim Avladım sonunda o civan kekliği
Kulak Ver Ki… Cahit Sıtkı Tarancı
Kulak ver ki havasında bahçemizin, Gök maviliğinden, dal yeşilliğinden Bir türkü söylenmede kendiliğinden; Nasıl dinlersen öyle, sen veya hazin.
Kulak ver, dolaşan ruhumuzu tel tel; Dallardaki tomurcukları ürperten Bir türkü söylenmede kendiliğinden; Dinlenmedikçe ömrün artar, öyle güzel!
Korktuğum Şey Cahit Sıtkı Tarancı
Gün çekildi pencerelerden; Aynalar baştan başa tenha. Ses gelmez oldu bahçelerden; Gök kubbesi döndü siyaha.
Sular kesildi çeşmelerden; Nerden dolacak bu taş nerden, Nergislerin açtığı yerden Ey kuş uçurtmıyan ejderha?
Ne yardan geçilir, ne serden; Korkuyorum bu gecelerden. Bel bağladığım tepelerden
Karasevda Cahit Sıtkı Tarancı
Bir kere sevdaya tutulmaya gör; Ateşlere yandığının resmidir. Aşık dediğin, Mecnun misali kör; Ne bilsin alemde ne mevsimidir.
Dünya bir yana, o hayal bir yana; Bir meşaledir pervaneyim ona. Altında bir ömür döne dolana Ağladığım yer penceresi midir?
Bir köşeye mahzun çekilen için, Yemekten içmekten kesilen için, Sensiz uykuyu haram bilen için, Ayrılık ölümün diğer ismidir. İlk Aşk / Cahit Sıtkı Tarancı
Felek ne kadar kahretse kalbimize, Zaman zaman hatırladığımız olur, Hangi dilber ilk aşkı tattırdı bize; Bir bahtiyarla yaşadığımız olur.
Ah o yaz gecesi, o mehtap, o havuz! Balkonundan gül atan cömert sevgili! Aşkınla deli divane olduğumuz, Sarmaşığa tırmandığımızdan belli.
Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz, İlk aşk gecesinin masum yeminleri, Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz? Saadet bilmiyorum o hazdan gayri.
Abbas / Cahit Sıtkı Tarancı
Haydi abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber Sal çıksın bu gece; Görünsün söyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumanı, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Otuz Beş Yaş / Cahit Sıtkı Tarancı
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünüyorsunuz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar. N’eylesin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak. Taht misali o musalla taşında
Can Yücel Şiirler, can yücel’in şiirleri, Can Yücel Şiirleri oku, can yücel şiirleri bağlanmayacaksın, can yücel şiirleri aşk, can yücel şiirleri anladım
Can Yücel Şiirleri
SENG-İ DERYA CAN YÜCEL
Daldı gözlerim Denizin o tirşe ve hareli gözlerine Derken Poseydon’la beraber Kaldırıp başlarımızı güneşin Gülkokusu bacaklarına baktık
Derken martılar geçti Sıyırarak suları yanımızdan Karşı sahilde akşamla yanan Beş pare cama gömmek için bizi…
ÖZLEDİM SENİ CAN YÜCEL
özledim seni… ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir. beynimi uyuşturuyor özlemin… çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca zamandır içimi ısıttığını yeni yeni anlıyorum Yokluğun, Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp mütemadiyen bir boşluğa Sabahları seni okşayarak başlamaları aksamları her isi bir kenara koyup seninle baş başa konuşmaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü… Nasılda serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne kadar yumuşak bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken Gitmeni asla istemediğim halde buna mecbur olduğunu görmek ve sana bunları söylemeden ”git artık” demek ”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa” demek sana nede zor seni görmemek ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden… yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek….
SEVGİ DUVARI CAN YÜCEL
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi dilimizde akşamdan kalma bir küfür salonlar piyasalar sanat sevicileri derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni yakanda bir amonyak çiçeği yalnızlığım benim sidikli kontesim ne kadar rezil olursak o kadar iyi kumkapı meyhanelerine dadandık önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi aramızda görevliler ekipler hızır paşalar sabahları açıklarda bulurlardı leşimi öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri çöpçülerin elleriyle okşardın beni yalnızlığım benim süpürge saçlım ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi baktım gökte bir kırmızı bir uçak bol çelik bol yıldız bol insan bir gece sevgi duvarını aştık düştüğüm yer öyle açık seçik ki başucumda bir sen varsın bir de evren saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi yalnızlığım benim çoğul türkülerim ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Bağlanmayacaksın Can Yücel
Bağlanmayacaksın bir şeye Öyle körü körüne “O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin Demeyeceksin işte Yaşarsın çünkü Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki Çok sevmeyeceksin mesela O daha az severse kırılırsın Ve zaten genellikle o daha az sever seni Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen çok acımazsın Çok sahiplenmeyince Çok aitte olmazsın hem Çalıştığın binayı Masanı, telefonunu, kartvizitini Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları Mesela kuzey yıldızı Senin yıldızın olacak “O benim” diyeceksin Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin.. Mesela gökkuşağı senin olacak
İllede bir şeye ait olacaksan, Renklere ait olacaksın, Mesela turuncuya, Yada pembeye, Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden Çok ait olmadan yaşayacaksın Senin değillermiş gibi davranacaksın Hem hiçbir şeyin olmazsa Kaybetmekten de korkmazsın Onlarsızda yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın Çok eşyan olmayacak mesela evinde Paldır küldür yürüyebileceksin İlle de bir şeyleri sahipleneceksen Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat İlişik yaşayacaksın Ucundan tutarak..
Ne zaman baksam çevreme elli yıl sonra Hep aynı gördüklerim; bir keşmekeş, bir bozuk düzen Bir lokma ekmek uğruna tükenmesi insanların Yaşamak ve ölmek için hep aynı neden
Sefil doymazlık: ete, kana, paraya Öylesi bir açlık ki eksilmeyen, bitmeyen İnsan, ezebildiğince mutlu insan, oğul Nereye gidersen git hep o tuzak, o dümen
Küçük hesaplarla kabaran büyük hesaplar Ve değişmez çığlığı insanoğlunun: Ben, ben, ben!” Sen yok musun? Onlar yok mu? Biz yok muyuz? Nereye bu gidiş? Delicesine pupa yelken
Söyle neyi değiştirebilirsin ki tek başına Yıldırırlar, sustururlar vururlar seni de hemen Düşler bitmişse, gerçekler bir tokat gibi inmişse Tek başına mutlu ol bakalım, olabilirsen
En güzeli sevmek diyeceksin insanları tümüyle Usanmadan, bir şey ummadan, beklemeden Ver, durmadan ver, eller uzanmış, baksana Ver ki; kurulsun sofra, başlasın şölen
Bir yanda umutların, düşlerin, düşüncelerin Bir yanda aldığını geri vermez koca bir evren Bak! Bütün ağızlar yutmaya hazır seni Bir noktadan, bir lokmadan başka nesin sen
Dönüp gerilere bakıyorum, bir de kendime Elli yıl geçmiş, ha gün, ha yarın derken Değişen birşey yok, bir şaşkın benden başka İşte aynı yol, aynı kapı, aynı merdiven
Hani nerdeler? Kimi yitmiş kimi gitmiş dostların Bir ak saçlı anan kalmış yolumu bekleyen Sabah-öğle-akşam . . . Hep o tekdüze yaşam Ve kırılmış bir kalple yorulmuş bir beden
İşte böyle geçti yıllar. bozbulanık Ben sevdim, ben ağladım, başkalarıydı gülen Ne zaman uzattıysam ellerimi, parçalandı Mutluluk serseri bir mayındı denizlerimde yüzen
Ümit Yaşar Oğuzcan
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını…
Adak şiiri
Sana şiirler okuyacağım, gitme Güneşler doğacak yalnızlığımdan Sana bir ışık getireceğim Büyük aydınlığımdan
Sana bir dolu umut getireceğim Küçük ellerine sığmayacak Sana Afrika gecelerini getireceğim Sımsıcak
Sana çiçekler getireceğim Bozulmuş güz bahçelerinden Sana bir serinlik getireceğim Yağmur tanelerinden
Sana avuç avuç yıldız getireceğim Güneşimden başka Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim Köpük köpük dalga dalga
Sana bir rüzgar getireceğim Dağlardan, tepelerden Gitme, sana zamanı getireceğim Zamanın bittiği yerden
Andıkça
Ne zaman seni düşünsem içim ürperir Seninle geçen her saat, her gün gelir aklıma Bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma Ne yapsam unutamam yaşadığımızı Sevgindi sevgilerin en yalansızı Şimdi nerde bir gül görsem kırmızı Dudaklarımı uzun uzun öptüğün gelir aklıma Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin Dünyada ne benim yerim var artık ne senin Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma.
Özdemir Asaf Şiirleri Aşk Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin, Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin. Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür; Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
Özdemir Asaf
Lavinia
Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia. Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia.
1957 Özdemir Asaf Seni Saklayacağım
Seni saklayacağım inan Yazdıklarımda, çizdiklerimde, Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek Ve kimseler görmeyecek seni, Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın Parıldayan bir sevi sıcaklığı, Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor Gelen günler geçenlere, Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak Bir yaşam harcamaktır, Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz, Yaşayacağım gözlerimde; Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya.. Bakacaksın, Gözlerimi kapayacağım.. Anlayacaksın.
Özdemir Asaf AKIL GÖZÜ
Seni bulmakdan önce aramak isterim. Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Sana hep hep yeniden başlamak isterim.
Özdemir Asaf
Ansızın
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
Unutturmayacağım, seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım, Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça… Sen evreninde sana seni aratacağım.
Özdemir Asaf
AN
Gülüş bir yanaşım’dır bir öbür bir kişiye; Bir’den iki kişiyi döndürür bir kişiye.. Anılarından kale yapıp sığınsa bile, Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.
Özdemir Asaf 2=1
Kim o, deme boşuna… Benim, ben. Öyle bir ben ki gelen kapına; Başdan başa sen.
Zekat Din-i mübîn künyesidir verilen maldan zekat Tâhir eder mâyesini her bir ahvâlden zekat Beş vakit namaz müminin mi’racıdır eyce bil Vermez isen alıkoyar seni bu yoldan zekat
Savm ile tevhid-i Yezdan rehber olur cennete Hacca varmak kula farzdır fâik ise devlete İkiyüz âyet inüpdür hakkına bak hüccete Enbiyâyı kurtarandır tûl-i emelden zekat
Ver zekâtı ‘abdî haktır müstehakın ara bul Emrine eyle riâyet olmayasın âsî kul Dinle sen Cemâl Hoca’yı tâatın olur kabul Destgîrin, nara siper, verdiğin elden zekat
Kağızmanlı Cemal Hoca
Zekat Olmasa
ZEKÂT OLMASA Belki yakınırdım belki bıkardım Hayatım bir aşka zekât olmasa… Her olaya daha farklı bakardım Hayatım bir aşka zekât olmasa…
Izdıraptan alev alır yanardım İstifamı amirime sunardım Belki eksi otuzlarda donardım Hayatım bir aşka zekât olmasa…
Kâbusa dönerdi hayâlim düşüm Ağlamama karışırdı gülüşüm Angarya gelirdi bana tüm işim Hayatım bir aşka zekât olmasa…
Aklım mağlûp olur gönlüm sinerdi İçimdeki fırtınalar dinerdi Ömrümün bayrağı yere inerdi Hayatım bir aşka zekât olmasa…
ŞAKALAR’ı dünya hırsı sarardı Muhabbeti mum yakarak arardı O zaman bir ömür neye yarardı Hayatı bir aşka zekât olmasa…
Turan Şakalar
İman ve Zekat dünya kazanç yurdudur cehennem ya da cennet dünyalığa meyletmek insanlarda bir yarış zengin olmadım diye sakın geçirme cinnet Allah taksım etmiştir dünyayı karış karış
Allah zenginlik verip denemekte kulunu imandaki sebatı onu ikrama zorlar zekat ibadetinin bulmalıdır yolunu şeytana kulak asma o hep küfürde zırlar
zekat farizasında önce yakından başla imkanın ne kadarsa zekatın ona göre verdiğin kimseleri incitme gözle kaşla imanında müslüman tırmanır öre öre
bir kimseki zekatı unutmuştur çok yazık musibetler ard arda malını talan eder zengindir lakin ona dünyası olmuş kazık adı müslümansa da ahreti olmuş heder
karun bir örnek bize zekat vermedi battı bir mucize olarak kur’an-da dermeyandır demesinler Allah’ı iki kuruşa sattı çokta olsa zekat ver inanmazı utandır
İbrahim Erkalın Recep Tayyip Erdoğana yazdğı şiir İbrahim Erkalın Başbakan Erdoğana yazdığı şiir
“Doğu batı her toplumda Aynı gözle hoş bakanım Sefa geldin Erzurum’a Selvi boylu Başbakanım Dadaş ruhlu Erdoğan’ım Şefkat ile çoçuklara Şeref ile ocaklara Şehirlere bucaklara Her birine hoş Bakanım Yunus ruhlu Başbakanım İslam’a ufuk açanım Kalleş oyunlar bozanım Davos’ta tarih yazanım Recep Tayip Erdoğan’ım Fatih ruhlu Başbakanım Geleceğe güman oldun Kalplere tercüman oldun Yaralara derman oldun Tüm gönüllere akanım Şair ruhlu Başbakanım”
Cenap Şahabettin Kış Ezgileri şiiri Cenap Şahabettin Kış Ezgileri şiiri oku cenap şahabettin elhanı şita şiiri Kış Ezgileri (Günümüz Türkçesiyle)
Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş, Eşini kaybeden bir kuş gibi kar Geçen ilkbahar günlerini arar… Ey kalplerin çılgın ezgileri Ey güvercinlerin marşları, O baharın işte yarını bu: Kapladı derin bir sessizliğe yeri karlar Ki sessizce sürekli ağlarlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek, Bir beyaz melek kanadının saçağı gibi kar Seni solgun bahçelerde arar; Sen açarken çiçek üstünde Ufacık bir çiçekli yelpaze gibi, Naaşın üstünce şimdi ey ölü Başladı parça parça uçmaya karlar Ki gökten düşer düşer, ağlar!
Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar! Küçücük, beyaz başlı baykuşlar gibi kar Sizi dallarda, yuvalarda arar. Gittiniz, gittiniz ey kuşlar! Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar; Yuvalarda -feryatsız yetim gibi!- Son kalan mavi tüyleri kovalar karlar Ki havada uçar uçar, ağlar!
Ey kış günlerinin seması! Elinde yığın yığındır Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, sabah bulutu… Dök ey sema -tabiatın ruhu uykudadır;- Kara toprağın üstüne bembeyaz çiçekler!
Yapraksız ve çiçeksiz olan her ağaçlık şimdi Bir gölgeler, siahlıklar ve ümitsizlikler yığınıdır. ey kış semasının eli, durma, durma çek Her ağacın üzerine bir beyaz örtü.
Göklerden emeller gibi yağıyor kar, Her tarafta hayalim gibi koşuyor kar. Sessiz bir rüzgarın saf kanadında uyuklarmış gibi Bir aralık durur, sonra uçarlar.
Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak, Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmedeler. Karlar sükût ilahilerinin ezgileridir, Karlar melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.
Ey semanın eli, kara toprak üzerine dök. Ey semanın eli, cömertliğin eli, kışın eli dök; Bahar çiçeklerinin yerine beyaz karı, Kuşların ezgilerinin yerine ümit sessizliğini!
Dengeli Beslenme ile ilgili şiir Dengeli Beslenme İle İlgili Şiirler
Öğretmenim anlattı Hergün farklı yemeyi Tatlı, tuzlu demeden Her gıdadan yemeyi Ispanak demir yaparmış Havuçla beslenirmiş gözlerim Eğer süt içmezsem Kısa kalırmış kemiklerim Boyum uzasın diye süt içmeliyim Annem ne verirse hemen Hapur hupur yemeliyim Büyüyünce bende Çocuklarıma bu şiiri söyleyeceğim Dengeli beslenin Çabuk büyüyün diyeceğim
*****
Dengeli Beslenme Malûm ya Nasrettin Hoca, Her düğünde , dernekte, Kaçırmazdı hiçbir fırsatı, Basardı çorbaya kaşığı, Pilavın da verirdi hakkını…
Yine böyle bir günde, Öğrencileri ile düğünde, Sofralar serildi önlerinde, Hoca , baş köşeye kuruldu
-Hocam , der öğrencilerden biri, Korumak için sağlığı, bedeni İnsan ne zaman yemek yemeli ?
Cenap Şahabettin şiirleri Cenap Şahabettinin yazdığı şiirler
ELHAN-I ŞİTA
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.
Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı, Ey kebûterlerin neşîdeleri, O bahârın bu işte ferdâsı: Kapladı bir derin sükûta yeri karlar Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek, Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek gibi kar Seni solgun hadîkalarda arar.
Sen açarken çiçekler üstünde Ufacık bir çiçekli yelpâze Na’şın üstünde şimdi ey mürde Başladı parça parça pervâze karlar Ki semâdan düşer düşer ağlar.
Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar; Küçücük, ser-sefîd baykuşlar gibi kar Sizi dallarda lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz ey mürgan, Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar, Yuvalarda -yetîm-i bî-efgan:- Son kalan mâi tüyler kovalar karlar Ki havâda uçar uçar ağlar.
HAKİKAT-I SEVDÂ
Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil; Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde; İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde
Her cevf-i hayâtî, sevilen şeyden ibaret Bir lem’a-i nev, şa’şaasıyla eder ihfâ; Bir berk arkasından ederek ömrü temâşâ Bin müddet için göz kamaşır… İşte muhabbet!
Pek boştur o his, lakin o boşlukla dolar dil; Âfâk-ı hayatiyyedeki cevfi o örter; Herkes hep o boşlukta arar bir tutacak yer Pîrâmen-i ömründeki girdâbâ mukâbil
Sevdâya mukabil duyulur rûhta her gâh Bir def-i pey-â-pey ile bir cezb-i pey-â-pey; Bir istiyor insan onu, bir istemiyor, âh Sevmek bile doğmak gibi, ölmek gibi bir şey!
SENİN İÇİN
Sesin işler gibi bir şuh kanat gamlarıma Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş, Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş; Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma.
Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken. Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben; Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.
Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan Ne zaman gençliğini yolda hıraman görsem. Eskiden pembe dudaklarda dağılmış busem Toplanır leblerime, bir gece dalgın dursan.
Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu Genç eder ufkumu hülyalarımın genç kokusu; Sorarım ak saçımın örttüğü yıllar nerde?
Cebhemi varsın o solgun seneler soldursun Yeni yıldız gibi doğdukça güzel her akşam, Gençliğin böyle benimken kocaman, hiç kocamam .. . Ruhum, ölsem bile ben, sen yaşayan ruhumsun
Sesin işler gibi bir şuh kanat gamlanma Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş, Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş; Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma…
Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken. Koklarım ellerim gülleri koklar gibi ben; Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.
Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan Ne zaman gençliğini yolda hırâman görsem. Eskiden pembe dudaklarda dağılmış busem Toplanır leblerime, bir gece dargın olursan.