Archive for the ‘Genel’ Category

ilköğretim haftası en güzel şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

İlköğretim haftası İle ilgili Şiirler
İlköğretim Haftası Şiirleri
İlköğretim haftası ve okulumuz ile İlgili şiirler


AÇILDI OKULUMUZ

Hazırlandı çantamız,
Kalemle defterimiz,
Artık öğrenci olduk,
Açıldı okulumuz.

Neşe dolu içimiz,
Sevinçliyiz hepimiz,
Çıktık aydınlık yola,
Açıldı okulumuz.

Göklerde bayrağımız,
Dudaklarda marşımız,
Andımız söyleniyor,
Açıldı okulumuz.

OKULUMUZ

Her yerden daha güzel
Bizim için burası,
Okul, sevgili okul,
Neşe, bilgi yuvası.
Güzel kitaplar burada,
Bir çok arkadaş burada,
İnsan nasıl sevinmez,
Böyle yerde okur da ?
Senin çatın altında
Girmez kötü duygular,
Bilgi giren yerlerde
Kalmaz artık kaygılar.
Her yerden daha güzel
Bizim için burası,
Okul, sevgili okul
Neşe, bilgi yuvası !

Rakım ÇALAPALA

İLKÖĞRETİM HAFTASI

Yüzyıllarca susadık,
Okumaya yazmaya
Bütün dünya koşarken,
Biz kalmışız pek yaya.
Köylerimiz okulsuz,
Şehirler okulsuzmuş.
Anadolu bakımsız,
Anavatan yolsuzmuş.
Atatürk bir gün çıkıp,
Milleti kurtarmasa,
Yüzyıllar aynı gider,
Biter miydi bu tasa ?
Büyük bir ulus için,
Geri kalmak ne acı…
İlköğretim Haftası,
Bir savaş başlangıcı.

İ.Hakkı TALAS

SINIFTA

Sınıf kendi evimiz,
Tertemiz tutmalıyız.
Çamurlanmasın yerler,
Sonra bize ne derler.
Açık kalsın pencere,
Kağıt atmayın yere,
Ya öğretmen girerse,
Ne ayıp size derse ?
Tahtayı kirletmeyin,
Duvarı pisletmeyin,
Herkes bizi kıskansın,
Üçüncü sınıf sansın.
Çocuklar uslu durun,
Rahat rahat oturun,
Kimse sevmez haşarı
Kavgacı çocukları!…

İlhami Bekir TEZ

ilköğretim haftası hakkında şiir

Cuma, Haziran 22nd, 2012

İlköğretim haftası hakkında kısa şiir
ilköğretim haftası hakkında şiirler
ilköğretim haftasıyla ilgili şiirler

İLK TÖREN

Bu yıl yine törenle,
Açılı okulumuz,
Büyük, küçük sevindik,
Neşelendi gönlümüz…

Ona bütün bir tatil,
Nasıl özlem duymuştuk,
Yazın ayrıldık ama,
Bugün yine kavuştuk…

Tahsin BİLENGİLİN

İlköğretim Haftası

Kaldırımlar gülüyor!
Sınıflar kahkahada!
Okullar çiçek çiçek
Umutla kaynamada!

İşte açıldı yine
Bilginin kapıları
Ülkemin en verimli
En güzel yapıları.

Gitti kara bulutlar
Semalarda güneş var!
Yurdumun her yanında
Cehaletle savaş var.

Annelerle babalar
Gururla bakıyorlar.
Atatürk çocukları
Okula akıyorlar!

Emaneti devralan
Birer nefer her biri
Silip süpürecekler
Ülkemden cehaleti!

Kalmayacak tüm yurtta
Okumayan, yazmayan.
Cehalet zincirini
Sökeceğiz bu yurttan!

Başöğretmen Atatürk
Bu yolda önderimiz.
Gönlümüz inanç dolu
Bilimdir rehberimiz.

İlköğretim bilginin
En sağlam temel taşı.
Atamızdan armağan
Tuttu bu çağdaş aşı!

Okuyup öğrenelim
Çalışalım birlikte
Güzel Cumhuriyeti
Yükseltelim el ele.

Ali Koç Elegeçmez

İlköğretim Haftası

Yedi ve on beş yaş arası,
İlköğretim tüm çocukların yuvası,
Bu sıralar,tahtalar Ata’mızın hatırası,
Kutlu ve mutlu olsun İlköğretim Haftası.

Okuma-yazmabilecek ki tüm insanlar,
Bir gün ‘cehalet’ duvarını aşacaklar.
Bir insan kendini düşünmüyorsa,
Unutulmamalıdır genç yarınlar…

Türkiye’miz dünyada lider olacak,
Şimşek gibi Türk çocukları göklerde çakacak,
Başarılı Türk nesline yeni güneşler,
Tarihe adını altın harflerle kazıyacak.

Uğuralp Dilek

İstanbulun fethi destanı

Cuma, Haziran 22nd, 2012

fetih destanı,istanbulun fethi ile ilgili şiir,istanbul’un fethi destanı,istanbul fethi destanı

Fetih Destanı – İstanbul’un Fethi

Bir mayıs gecesi bir şanlı ordu
Bismillah diyerek yola koyuldu
Sırtında kefenle kavgaya durdu
Can feda edilen yârdı fethimiz

Hücum nidasıyla sarıldı cenge
Alt üst oldu nice kurulu denge
Görenler şaşırdı böyle ahenge
Çağlara mührünü vurdu fethimiz

Duyuldu cihana Türk’ün gür sesi
Ve hayran bıraktı duyan herkesi
Son buldu bizansın o debdebesi
Hain saltanatı kırdı fethimiz

Mehmetçikler vurdu Allah aşkına
Bakmayıp bizansın gözyaşlarına
Türk adı yazıldı her bir taşına
Aziz İstanbul’u sardı fethimiz

O gün gönüllere doğmuştu fetih
Bir yürek bin beden olmuştu Fatih
Sinsi karanlığı boğmuştu fetih
Öz yurttan düşmanı sürdü fethimiz

Yetimdi öksüzdü güzel yurdumuz
Vuslata yürüdü aziz ordumuz
Allah’tan gayrından yoktu korkumuz
Zalimlerden hesap sordu fethimiz

Kimi çok zor dedi kimi imkânsız
Kimiyse ölüme gitmek anlamsız
Bir gerçek var idi şeksiz gümansız
Tüm gönüllere taht kurdu fethimiz

Nerede mazlumu kesip asanlar
Bu toprağa besmelesiz basanlar
Yeri göğü dar eyledi aslanlar
Nice Ulubatlı gördü fethimiz

İstanbul bir aşktı inanan için
Geçilmişti candan bir canan için
Şahlandı yiğitler bu iman için
Resul müjdesine erdi fethimiz

Yazılmış mı aç tarihi bak hele
Var mı böyle şanlı bir mücadele
Bütün cihan saygı durdu hilale
Fetihler içinde birdi fethimiz

Dilden dile söylenecek bu destan
Bir çağ açıp diğerini kapatan
Türklerindir ebede dek bu vatan
Çok şükür hedefe vardı fethimiz

Hasan Konç

Yunus Emre Şiiri – Ah Nideyim Ömrüm seni

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Yok yere geçirdim günü
Ah nideyim ömrüm seni
Seninle olmadım gani
Ah nideyim ömrüm seni

Geldim ve geçtim bilmedim
Ağlayıp güssa yemedim
Senden ayrılam demedim
Ah nideyim ömrüm seni

Hayrım şerim yazılacak
Ömrüm ipi üzülecek
Suret benden bozulacak
Ah nideyim ömrüm seni

Gidip geri gelmiyesin
Gelip beni bulmayasın
Bu benliğe sermayesin
Ah nideyim ömrüm seni

Hani sana güvendiğim
Guveniben yuvandığım
Kaldı külli kazandığım
Ah nideyim ömrüm seni

Miskin Yunus gideceksin
Acep sefer edeceksin
Hasret ile kalacaksın
Ah nideyim ömrüm seni

YUNUS EMRE

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

19 mayıs şiirleri
Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramı ile ilgili şiirler
Anlamlı 19 mayıs şiirler
19 mayısla ilgili şiirler

O GELİYOR

Yıl 1919
Mayıs’ın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren,
Cana heyecan veren
Al yüzlü Oğan güneş.
Takanın burnu nasıl Karadeniz’i yırtar ?
Siz de bir an öyle yırtınız uykunuzu.
Uyanın Samsunlular!
Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını
Al yüzlü Oğan güneş.
Bugün Çaltıburnu’ndan gülerek doğan güneş.

Yıl 1919
Mayıs’ın on dokuzu.
Uyanın Samsunlular.
Uyumak ölüme eş.
Diriltir ruhunuzu,
Ufukta bir gemi var.
Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor ?
Fakat yolu mu az, yoksa yükü mü ağır ?
Bu gemi umut yüklü, insan yüklü, hız yüklü !
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır.
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.
Bir baş ki, gökler bir küme yıldız yüklü.
Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor.

Yıl 1919
Mayıs’ın on dokuzu.
Ufukta duran gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.
Üzülmemek elde mi ?
Hız yüklü, iman yüklü, umut yüklü bu gemi.

O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,
O hız, doldukça bütün damarlara kan gibi,
Gizli inleyen her yürek canlanacak.
Ateşler püskürecek uyuyan volkan gibi.
Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten karardı gözlerimiz.
Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz.
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel !
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel !

Celal Sahir EROZAN

19 MAYIS GENÇLİK MARŞI

Bir şerefli milletin şanlı çocuklarıyız.
Kalplerimiz, nabzımız, vatan diyerek atar.
Ayrılmadan yürürüz, aynı yolda erkek, kız.
Ruhumuzda ateş var, göğsümüzde iman var…

Vücudumuz yay gibi, bacaklarımız çevik,
Kalplerde cumhuriyet, başımızdadır bayrak,
Bir emanet taşırız, Ata’mıza söz verdik.
Kuvvetimizi, gücümüzü, kanımızdadır kaynak…

Bilgi ile sporu, yürütürüz atbaşı,
Çalışkanlık, çeviklik atalardan mirastır.
Türk olmanın amacı kazanmaktır savaşı…
Bize ülkü yaraşır, bize hamle yaraşır.

19 Mayıs bizim en kutsal bayramımız.
Tarihlerde var mıdır, böyle bir günün eşi ?
Bu pınardan içiyor, alıyoruz kuvvet, hız,
Bu ocaktan yakıyor bütün gençlik ateşi…

İ. Hakkı TALAS

ŞU SONSUZ KOŞU

Samsun’a ayak basmış Kahraman bugün,
Çayır, çimen yeşermiş zafer yolunda
Davul zurna sesinde şahlanır düğün,
Gönlüm coşup öter bir bahar dalında.

Ata’nın rüyasına gelincikler sun,
Emek bahçelerinin güzel gülünü…
Biz sonsuz bir sabahtayız… O uyusun,
Sevincimiz coşturur O’nun gönlünü.

Nasıl çıkmış bir sabah Samsun’dan yola,
Dağlardan dağlara o zafer türküsü,
Şahlanıp bayrak çekmiş her eski kola,
Taze bir bahar açmış yurdun gözünü.

Al bayrağın Ankara Kalesi’nde hür,
Dalgalanmakta altın bir çağa doğru,
Yeni kahramanlar kol kol, boy boy yürür,
Şu karlı dağlardaki bayrağa doğru.

On dokuz Mayıs’ın hür başına çelenk,
Kiraz mevsimi, gençlik ay’ı, gül ay’ı,
Bir bahar bahçesinde gönüller renk renk,
Şu sonsuz koşuya bak, sarmış yaylayı.

Ceyhun Atuf KANSU

19 MAYIS

19 Mayıs günü,
Yaşıyor kalbimizde,
Atatürk güneş gibi,
Her zaman içimizde.

Tembellik yasak bize,
Parolamız ileri,
Dünyaya örnek olsun,
Çalışkan Türk gençleri.

Ülkü verir, hız verir.
Bize 19 Mayıs.
Yurdumuzu kurtaran,
Ata’yı unutmayız.

Tembellik yasak bize,
Parolamız ileri,
Dünyaya örnek olsun,
Çalışkan TÜRK GENÇLERİ

F. ELMALI

19 MAYIS

Gençlik şölenimiz var,
Yurdumun dört bucağında.
Meşaleler yanıyor,bandırma vapurunda.
Güneş doğuyor,o güzelim Samsun’un ocağında…

Denizler artık dar geliyor,
Zalim düşmanların yaptıkları,ar geliyor.
Bakın; bakın enginlere,
Mustafa Kemal’imiz geliyor…

Yeşeriyor artık umutlarımız,
Şenleniyor artık otağımız evimiz.
Bakın; bakın,enginlere…
Mustafa Kemal’imiz geliyor

Abla Şiirleri,Abla ile ilgili sözler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Abla İle İlgili Şiirler,Abla sözleri,abla sevgisi güzel sözler,ablaya resimli güzel sözler, abla şiirleri resimli, abla ve kardeş resimleri



Abla

İnanılmaz bir mutluluk var içimde abla
İnanılmaz bir sevinç

Gün doğuyor artık yüzüme
Gülüyorum abla gülüyorum yarınlara

Benim de artık topum olacak plastikten
Kalemim, kağıdım, silgim
Ben de artık koşacağım ablam ümitle yarınlara

Okulum olacak gideceğim
Önlüğüm var giyeceğim
Ablam sen de gül benimle
Meğer sesimizi duyan varmış yarınlarda…

Fahriye Abla

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan’da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Muhsin Yazıcıoğlu Şiirleri – Muhsin Yazıcıoğlunun Tüm Şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Muhsin Yazıcıoğlu Şiirleri – Muhsin Yazıcıoğlunun Tüm Şiirleri
Muhsin Yazıcıpğlunun Mamak cezaevinde yazdığı şiirleri

ÜŞÜYORUM

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak, çok uzak yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda

Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum

Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokularında
Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey

Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim

Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz Peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey Sonsuzluğun Sahibi!
Sana ulaşmak istiyorum

Durun, kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın

Beton çok soğuk
Üşüyorum…

DİKENİ GÜL EYLEMEK

“Gül diktiğin bahçede
Sana tuzak kurdular
Şerbet sunduğun tasta
Geri zehir verdiler “

“Sustum artık,
Zakilere bu yeter
Çok bağırdım
Dinleyen varsa eğer:

Gül bahçelerimi gör de
Baharımı anla”

“Bir elime güneş’ i,
Bir elime ay’ ı verseler;
İşte sana bu dünya,
Sonsuz nimet deseler
Vallahi vazgeçmem
Bana verilen şu Hak Dava’ dan,
Ya bu yolda can verip
Ya ‘Hedef’e varmadan”

Hazinenin anahtarını sana verdim
Belki sen ulaşırsın, biz ulaşamasak da

SORULAR
Geçmişten geleceğe uzanan
Bir yolun neresindeyim ?
Daha hangi dağ ve engelli yollardan
Çıplak ayaklarla gideceğim ?

Bu gün bir son, yoksa bir başlangıç mı ?
Daha kaderin hangi çilesini öreceğim ?
Uzak uzak yollar, çizgi çizgi önümde,
Tercihi kader mi yapacak, ben mi vereceğim ?

Kanımı, göz yaşımı, istikbalimi, yıllarımı
Ben kimden isteyeceğim ?
Maznun mu, masum muyum ?
Hesabını Allah’a, Allah’a, Allah’a vereceğim

alıntı net

Nazım Hikmet Ran Şiirleri – Nazım Hikmet Ranın Bütün Şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

en güzel nazım şiirleri
en güzel nazım hikmet şiirleri

SALKIM SÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat
Atları rüzgâr
Atları
At

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

NAZIM HİKMET

BELKİ BEN

Belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım
Belki ben
o günden
çok daha sonra ,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım
Ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları

NAZIM HİKMET

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

Ben
senden önce ölmek isterim
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek
Toprağa beraber dalacağız
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben
Ben
daha ölümü düşünmüyorum
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden
Kaynıyor kanım
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber
Ama ölüm de korkutmuyor beni
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor

NAZIM HİKMET

DOSTLUK

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin

O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

NAZIM HİKMET

GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş’emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

NAZIM HİKMET


HENÜZ VAKİT VARKEN GÜLÜM

Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin
Paris’in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız
Karşıda karanlığa giren kanal
Bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım
Belçika’ya mı yolu, Hollanda’ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın

NAZIM HİKMET

KADINLARIMIZ

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru

NAZIM HİKMET

Lirik şiir şairleri kimlerdir – Lirik şiir yazan şairler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Lirik şiir şairleri kimlerdir – Lirik şiir yazan şairler

Batı edebiyatında Rönesans devri şairlerinden daha sonra , ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirleri bu türün başarılı örnekleridir Lirik şiir, Türk edebiyatında da en çok kullanılan şiir türlerinden biri olmuş; Divan edebiyatında, Halk tasavvuf edebiyatında , din-dışı Halk edebiyatında ve yeni edebiyatta bu alanda büyük şairler (ozanlar) yetişmiştir

Lirik Şiir Şairleri

Anadolulu Alkman

Lesboslu Sappho

Arion

İbikos

Semonides

Terpandros

Timokreon

Korinna

Pindaros

Fuzuli

Nedim

Yunus Emre

Karacaoğlan

Yahya Kemal

Lamartine

Hugo

Musset

17 yedi yasında bir qenc

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Nasıl bir çiçek koparılıyorsa dalından
Beni de öyle kopardılar insanlığımdan

Mahkum ettiler beni kendi dünyama
Görüş günüm yok mecburum ben böyle yaşamaya..

Vurdular arkamdan kırdılar kalbimi
Soldurdular ömrümün baharında ümitlerimi

Bir hayal dünyasının ortasında ümitlerim
Onlarda gerçekleşmez ki ne yaparım, ne ederim.

Hayatın merdiveninde karanlığa yol alırım
Kaybettim benliğimi gelmeyen mutluluğu ararım

Döküldüm, ezildim tıpkı bir yaprak gibi
Bitirdiler nihayet içimdeki sevgiyi

Artık bir musalla taşı son durağım olur
Bu sefil yaşantım geçmişe hatıra kalır..

İsyan ediyorum istemeden kadere
Sitemler yağdırıyorum ben böyle talihe

17 yaşında bir gencim ölüme kucak açan
Al Allah’ım bu tende kalmasın bu can

Nasıl olsa bıkmışım ben benden herşeyden..
Mezar taşıma yazsınlar
“Oda bir kalp taşıyordu HEMDE EN TEMİZİNDEN…”

Çanakkale ile ilgili şiirler

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Çanakkale ile ilgili şiirler,Çanakkale şiirleri,Çok güzel Çanakkale şiirleri,

ÇANAKKALE

1915’de kurtuldu çanakkale
atatürk gitti kurtuldu çanakkale
bu güzel yurdu kurtardı çanakkale
istiklali kazandı çanakkale

bir değil bin şehit var burada
bağımsızlığı bekleyen bin şehit
çanakkaleyi kurtardı
yunanlılara düşman oldu
bu güzel çanakkale

çanakkale korkmadı
bayrağına sarıldı
bu vatanı kurtardı
teşekkürler çanakkale

——————————-

çanakkale geçilmez

Çanakkale dediğin manasızdır sanma sen
Ordaki şehitlerdir tarihlere şan veren
Vatan toprağı için can ile serden geçen
Korkuyor bu kafirler tüyleri diken diken

Su üstü mayın dolu nusret toplar mayını
Bir yandan Elizabeth düşünüyor canını
Komayacağız yerde şehitlerin kanını
Korku bilmez bu millet artıracak şanını

Mehmedoğlu Seyyid’in mermiyi kaldırışı
Dünya durdu, dönmüyor seyreyliyor yarışı
Anlayacak kafirler bucağı ve karışı
Türküm başkaldırdı ki zaferdir haykırışı

Gaza, cihad nasib et Türk milletine ya Rab!
Anzak, Hindu, İngiliz… Hepsi harab ve bitab
Her renk, her dil, her kıta bilsin ki bu kutlu ab
Çanakkale suyu bu ne Rum dinler ne Arab

Anafarta, Dardanos, Boğalı, Seddülbahir
Türktedir bu topraklar dünyada evvel ahir
Kayboldu İngilizler bilinmiyor nerdedir
‘Çanakkale Geçilmez’ bu da açık gerçektir
————————-

çanakkale destanı

Yıl 1915
18’indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..
———————————

çanakkale şehitleri

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Mehmet Akif ERSOY
—————————

18 Mart Çanakkale

Bulutlar sarmıştı her yanı,
Kapkara bir geceydi,
Yağmur,bardaktan boşalırcasına,
Sağnak gibi yağıyordu,
Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
Top,tüfek sesleri,
Her yanı inletiyordu,
Mustafa Kemalin askerleri,
Aslanlar gibi dövüşüyordu,
Ve Çanakkale kahramanca,
Düşmana selam veriyordu,

Kükrüyordu tepeden,
Mustafa Kemal,
Vatanıma ayak basacaksa düşman,
Yaşamanın ne gereği var,
En son nefer ölünceye kadar,
Dövüşeceksiniz aslanlar,
Görecek bütün dünya,
Ne aslanlar doğururmuş,
Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.
—————————

çanakkale içinde

Çanakkale içinde anaların feryadı
Ama oğullarının gözleri deryalı

Çanakkale içinde parçalandı tüm yürek
Askerin hepsinde tek bir tüfek

Çanakkale içinde ağladı vatan
Ama hiç olmadı evinde yatan

Çanakkale içinde gözü yaşlı adam
Merak etme yoktur hiç düşmana kanan

Çanakkale içinde;
Kırmızı al bayrak için verdik canımızı
Helal ettik vatan için kanımızı

Çanakkale içinde binlerce şehit
Yoktur mehmetçikten yiğit

Çanakkale içinde birleşti halk
Ey düşman vatna bak!

Çanakkale içinde bölünmez vatan
Yoktur hiç düşmandan kaçan

Çanakkale içinde dalgalanan al bayrak
İndirmedik, indirmeyeceğiz sana bakarak

Çanakkale içinde atar yüreğimiz
8 Mart’ı anarız hepimiz
—————————-

mehmetçik çanakkalede

Şahittir boğazın iki yakası,
Cihandan hesabı sordu Mehmetçik.
Sırla dolu,binbir ibret vakası,
Kanıyla,canıyla vardı Mehmetçik.

Gelenler İstanbul düşüyle gezer,
Nusretim,demirkap mayını dizer,
Zırhlı gemileri parçalar,ezer,
Zalimin aczini gördü Mehmetçik.

Toplar,ölüm saçan gülleler atar,
Şehit gençler,koyun koyuna yatar,
Etrafta Cennetin kokusu tüter,
Şehitlik düşüne erdi Mehmetçik.

Allah Allah diyen aşkı dillerde,
Süngü bellerinde,tüfek ellerde,
Can pazarında,can kalır yollarda,
İmanı yürekte kordu Mehmetçik.

Ayağını örten çul ile çaput,
Soğuktan korumaz yamalı kaput,
Mezarı siperi,gerekmez tabut,
Gül bahçesi gibi girdi Mehmetçik.

Onyedi yaşında yedek subaylar,
Hayatın baharı.selvidir boylar,
Bu günü bekledi seneler,aylar,
Sabırla,metanet serdi Mehmetçik.

Bir yudum umutdu yürekte atan,
Anafartalarda sevindi vatan,
İşte ön sezgili,cesur komutan,
Mustafa Kemalim derdi Mehmetçik.

Yarbay Nail,Teğmen Arif coşunca,
Binbaşım Mahmutla,Sabrim koşunca,
Askerimde mangal yürek taşınca,
İşgale geleni kırdı Mehmetçik.

Cesarete simge Hakkı Binbaşı,
Sırada Nazmiyle,Tahsin Yüzbaşı,
İsmi gizli kalmış nice adaşı,
Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.

Tefekkürle oldu ruhun bakımı,
Sadakatin kalbe nurlu akımı,
Destan yazdı,Yahya Çavuş takımı,
Savaş alanında sırdı Mehmetçik.

Mangası şehitti,kalmadı asker,
Topun mermisini kaldırmak ister,
Allahım bu gücü Seyitte göster,
Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.

Şahlandı askerim değmesin nazar,
Gerçeği bilenler Almana kızar,
Kadir,bu savaşta zerreyi yazar,
Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.

Ödüllü şiir.
Kadir Kaya
—————————-

Türkün geçit vermez kalesidir Çanakkale

Bir destanın adıdır Çanakkale
Ateşle imtihandır Çanakkale
Tarihte destandır Çanakkale
Düşmana mezardır Çanakkale

Türkün şerefidir bu Çanakkale
Kurşunların sevdası Çanakkale
Ateşe karşı imandır Çanakkale
Haçlıya ölümdür bu Çanakkale

Şehitlere mezardır Çanakkale
Yamyamlara derstir Çanakkale
Canavarlara derstir Çanakkale
En büyük destandır Çanakkale

Kınalı kuzuların yattığı yer Çanakkale
Seyit onbaşıların güçüdür Çanakkale
Yahya çavuşların savaşıdır Çanakkale
Türkün kaderini yazıldığı yer Çanakkale

Düşmana yol vermeyen sudur Çanakkale
Çelikten kaleyi yutan yerdir Çanakkale
Haçlıya tarihi büyük derstir Çanakkale
Türkün geçit vermez kalesidir Çanakkale
——————————-

çanakkalede otuzbin şehit

Çanakkalede otuzbin şehit,
Hepsi bir birbirinden yiğit,
Bundan sonrasını tarihler yazar,
Çanakkale de analar ağlar.

Derdim derdim garip halim,
Kanı içmiş dağlar sanki düşmanım,
Ne analar ne bacılar,
Çanakkalede zaferler yatar.

Düşman pusu atmış çanakkale yollarına,
Yol vermiyor dağlar nice yiğit aslanlara,
Yol vermesen küserim yara,
Deli gönlüm gitmek ister şanıyla.

Mermiler yağıyordu yağmur gibi yiğitlerimizin üstüne,
Ay yıldızlı bir bayrak dalgalanıyordu gök yüzünde,
Mekanınız cennet olsun ebediyetde,
Çanakkalede şehitler yatar diz dize.
——————————————–

Çanakkale Şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Çanakkale Zaferi şiirleri,Çanakkale savaşı ile ilgili şiir,Çanakkale şehitleri ile ilgili şiirler
Çanakkale savaşı şiirleri,Çanakkale şiiri kısa


ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Gazi şehirlerimden , geçilmez Çanakkale ,
Nice şehitler verdik , fakat düşmedik dile ,
Bizi vuramazlardı , yaptılar birçok hile ,
Ne mutlu Türkiye’me yıkmadı onlar bile.

Ulaşamaz hiçbir güç , onun şeref şanına ,
Güçlü askerlerini topladı hep yanına ,
Çanakkale’yi seçti , kıydı soylu kanına ,
Ne mutlu Türkiye’me , sahipti vatanına.

Kana kan , dişe diş , savaşa koşuyorduk ,
Atlıyorduk ileri , tesadüf yaşıyorduk…
Sanki savaş değil , cennete koşuyorduk,
Ne mutlu Türkiye’me , sığmıyor taşıyorduk…

Bir bitiş miydi bu ? Yoksa diriliş mi ?
Yoksa bir hasat mıydı , ya da biçiş mi ?
Canlardan bir can alış , yoksa veriş mi ?
Ne mutlu Türkiye’me , ona verilen iş mi ?

Yaşanan bu depremin ölçülmedi şiddeti ,
Kimindi belli değil , kemiği ve de eti,
Yine de hep direndi , yıkmadı büyük seti ,
Ne mutlu Türkiye’me , solmadı benzi beti …

Milletim inanmıştı , yarış büyük olsa da ,
Biliyordu sonucu , onlar güçlü olsa da ,
Önüne düşman değil , yanan korlar dolsa da ,
Ne mutlu Türkiye’me “ dirilecek” solsa da …

( Hatice ÖLKE )

İSTİKLÂL ORDUSU ŞEHİTLERİNE

Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
Rahat uyuyun son aşiyanınızda…

Artık ne gözünüzde köye dönmek emeli,
Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da…

Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
Siz Tanrı’nın övdüğü kullardan büyüksünüz;
Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda…

( Kemaleddin KAMU )

ZAFER TÜRKÜSÜ

Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çalmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider!

Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri,
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da coşana gider.

Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
Diriler şerefli, ölüler şanlı!
Yurt için dövüşen başı dumanlı,
Her zaman bu şandan, o şana gider.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Anne

Cuma, Haziran 22nd, 2012

farkında olmalı ınsan..bir damlacık sudan nasıl yaratıldıgını farketmelı..anne karnınasıgarken
dünyaya neden sıgamadıgını v en sonunda bi metrekaralık yere nasıl sıgmak zorunda kalacagını
farketmeli..henuz bebekken dunya benım dercesıne avuclarının sımdıkı kapalı oldugunu,ölürken de
aynı avucların herseyı bırakıp gidiyorum işte dercesıne apacık kaldıgını farketmeli…..

Adana şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Adana şiir,
Adana ile ilgili şiirler
Adana hakkında şiirler

Memleketim Adana

Kuzeyinde sıralanmış karlı toros dağları duruyor,
Güneyinde Akdeniz masmavi, rüzgarı savururuyor,
Üç taraftan şehirlere yol veriyor.
Sevgi adası Bayraklarıyla,gölün ortasında duruyor.
Benim memleketim ADANA

Bu topraklar atalarımın toprakları
Bu şehirde gördüm kendimi,
Sıcak yaz güneşlerinde,
Aşk gibi kavurur insanı
Benim memleketim ADANA

Her tarafı tarih kokar
Seyhan nehri güzellikler katar
Taş köprü ahenkli bakar
Diger yerde ceyhan akar
Benim memleketim ADANA

Ovaları hayat verir
Seyhan, ceyhan arasında durur
Mis kokulu baharı olur
Limon portakal başka olur.
Benim memleketim ADANA

Münevver Düver

Aşığım Adana

Güzel olur Adana’nın baharı,
Burcu burcu kokar portakalları,
Hasretle beklerim her yıl baharı,
Aşık oldum sana güzel Adana.

Irmağında köprüleri sıralı,
Kızların saçları hep boyalı,
Barajları birbirine dayalı,
Aşık oldum sana güzel Adana.

Sıcak olur Adana’nın yazları,
Dolar taşar pavyonları, sazları,
Kibar olur gelinleri kızları,
Aşık oldum sana güzel Adana.

Zengini denize yaylaya çıkar,
Fakiri çoktur yokluktan bıkar,
Güzeli çoktur içimi yakar,
Aşık oldum sana güzel Adana.
İbiş Top

Adıyaman şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Adıyaman şiiri
Adıyamanla ilgili şiirler

Adıyaman

Figan eder Mahmut gurbet ellerde,
Uyan Adıyaman duy Adıyaman…
Sevdam türküm gezer bütün dillerde,
Uyan Adıyaman duy Adıyaman…

Kanımla sulandı güzel toprağın,
Canımla kardeşti ovanla dağın,
Hani havan suyun nerede bağın?
Uyan Adıyaman duy Adıyaman…

Körler yüreğimin gördü narını,
Sağır bile duydu ahu zarını,
Unutma toprağım evlatlarını,
Uyan Adıyaman duy Adıyaman…

Baykuşlar mı kondu toprak taşına?
Kargalar mı daldı ekmek aşına?
Söyle neler geldi senin başına?
Uyan Adıyaman duy Adıyaman…

Cantekin der; dinle benim sesimi,
Gurbette tüketme son nefesimi,
Canım seni ister bil hevesimi,
Uyan Adıyaman duy Adıyaman…

Mahmut Cantekin

Bura Adıyamandır

Pırıl , pırıl bir nehir
Her taraf sahra, mesir
Sultanlara ilk mehir
Eski bir antik şehir.
Bağlar baran barandır
Bura Adıyaman’dır.

Her yan petrol kulesi
Yörenin birincisi
Eski Kahta kalesi
İlk çağların incisi
Dağlar duman dumandır
Bura Adıyaman’dır.

Foklorün de davullar
Evlerinde avlular
Çiçeklerde arılar
Kirazı var, narı var
Yiğit harman harmandır
Bura Adıyaman’dır

Besni’de fıstık üzüm
Sucuklar düzüm düzüm
Gölbaşı gurbet yüzüm
Sevenlere ilk sözüm
Sevda derde dermandır
Bura Adıyaman’dır.

Toprağına taşına
Güneşin doğuşuna
Göksu’nun akışına
Göllerinin başına
Gönlüm aman amandır
Bura Adıyaman’dır.

Arsemia Sümeysat
Gem vurulan o Fırat
Şirine yanan Ferhat
İlk çağlardan zuhurat
Tarih zaman zamandır
Bura Adıyaman’dır.

Çelikhan’ın balına
Yarimin halhalına
Omzundaki şalına
Basmasının alına
Sevdam dolam dolamdır
Bura Adıyaman’dır

Kummuhkent, Turuş-Urşu
Eski kent Asur Hoşşu
Eti, Sümere komşu
Güvercin haber kuşu
Sözüm ferman fermandır
Bura Adıyaman’dır

Gerger Sincik cevizi
Tut’un incir, pekmezi
Havva ana çerezi
Türk, Kürt, Afşar, Çerkezi
Gören sana hayrandır
Bura Adıyaman’dır.

Kaç kraldan kalan yer
Her taşın yakut değer
Burcuna sancaklar ger
Sahipsiz günler geçer
Vadi leman lemandır
Bura Adıyaman’dır

Halit Özdüzen

Kastamonu şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Kastamanu İle İlgili Şiirler
En Güzel Kastamanu Şiiri

Ilgaz

Yıldızlar çamlara değer de geçer,
Gün burdan başını eğer de geçer.
Sular dizlerini döğer de geçer.
Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz!..

Başında bir tavus tuğ gibi çamlar,
Yollara dizilmiş tığ gibi çamlar,
Karşıdan bir zümrüt çığ gibi çamlar.
Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz!..

Dalı var; göklere yeşil direktir,
Gölü var; dağlara düşmüş yürektir,
Yolu var; içinde yitsem gerektir.
Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz!..

Zeki Ömer Defne

Kastamonu

Kastamonu
Sana gelen, sende kalmaz, öyle mi?
Sende doğar, sende ölmez, öyle mi?
Sana mahkum olan gülmez, öyle mi?

On yedi bin velinin geçtiği yer.
Şehir diye mihneti seçtiği yer.

Kastamonu
Seni niye dağ ardına attılar?
Niye sürgün memleketi tuttular?
Niye büyümezsin bir derdin mi var?

On yedi bin velinin geçtiği yer.
Şehir diye mihneti seçtiği yer.

Kastamonu
Sana gelen, boşa gelip geçmemiş.
Boşa senden mevlasına kaçmamış.
Mana perdesini boşa açmamış.

On yedi bin velinin geçtiği yer.
Şehir diye mihneti seçtiği yer.

Kastamonu
Beni şair ettin, hayy, var olasın.
Barındırdığınla imar olasın.
Alimlerle, salihlerle dolasın.

On yedi bin velinin geçtiği yer.
Şehir diye mihneti seçtiği yer.

Nazlı Rânâ Gürel

Erzurum şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Erzurum şiir
Erzurum ile ilgili şiirler,
Erzurum hakkında şiir


Erzurum Gülüm

Düşenin dostu olmaz diyorlar
Vallahi yalan inanma gülüm
Bu şehirde yüzlerce insan düşüyor
Her düşen bedene el uzanıyor
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Dışarda yürürken çok üşüyorsun
Bir dosta rastlayınca ısınıyorsun
Yüreğindeki sevgiyi hissediyorsun
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Yazı serin kışı ağır geçiyor
Baharın yüzünü çok az görüyor
Bu şehirde sıcak insanlar yaşıyor
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Dim dik ayakta durur asla yıkılmaz
Yalanla dolanla hiç işi olmaz
Yardımı Allah’tan ister kula yalvarmaz
Burası nere mi! Erzurum gülüm

Azla yetinir isyan etmez şükreder
Semaya açılır nasırlı eller
Misafirperverdir bütün yürekler
Burası nere mi! Erzurum gülüm.

Zernişan Aydoğan

Ab-ı Hayat Erzurum

Hani diyorum ya toprağım
İşte alnımda duruyor izi,
İnsan onsuz olamaz diyorum ya
Ayrılıkta vurur ya,
Ta şurama bir sızı
İşte o sızıdır ERZURUM
Mevlam korusun onu ve bizi

İşte canlar,
Vatanımda vatanım
Canımda canım
Benim adamlık yanım
Güzel şehrim,balım ERZURUM

Rabbim yükseğe koymuş onu
Görünmezmiş başı ve sonu
Dadaşlık derin bir mevzuu
Haktır,hakikattir yolu

Ne verirsen alırsın
Bire beş bire on
Sen görmezsin,göremezsin
Ulvidir,ilimdir o
Kaynayan yürek
Söyleyen dilimdir o
Gah şair
Gah alimdir o
Özel şehrim,kanım ERZURUM

Beyazını yüreğinden almış
Yüceliği Palan’a kalmış
Yağan her tanede düşünür
Nice sevdalara dalarmış

Susarsın,susanırsın
Konuşamaz,kurursun ya
Kavuşursan dilin açılır
Kana kana içersin ya
Ab-ı hayattır ERZURUM

Hani diyorum ya toprağım
İşte alnımda duruyor izi,
İnsan onsuz olamaz diyorum ya
Ayrılıkta vurur ya,
Ta şurama bir sızı
İşte o sızıdır ERZURUM
Mevlam korusun onu ve bizi

Sana olmaz hiç bir kusurum
Sensin neşem,sensin huzurum
Sana,sana ben kurban olurum
Vatanım,
Toprağım,
Canım…kanım ERZURUM

Selim Adım

Ah Erzurum

Yaylaların şahı mı geldin,
Ak göğsünde ne bu al kan, Erzurum?
Acı çığlıklarla bağrımı deldin,
Kaderine yandı bu can, Erzurum!

Abdürrahman Gazi durağı yaylam,
Ezelden kahraman yatağı yaylam,
Şerafli tarihler otağı yaylam,
Alın yazın şeref ve şan, Erzurum.

Havada, suyunda bir başka hal var,
Canlara can katar sendeki bahar.
Zorlu dedelerim koynunda yatar,
Tatlı canım sana kurban Erzurum!…

Gece vakti duyuldu da feryadın,
Tortum gibi çağladı kalbe yadın:
Dualarla göğe yükseldi adın,
Yandım sana, yandım candan, Erzurum!…

Nedir bir yürekten ürpermelerin ?
Bu iç çekişlerin ne, derin derin?..
Neden çırpıntısı tutmuş bu yerin?
Neden böyle korkunç bu an, Erzurum?

Allı gelin duvağına düşürmüş,
Körpe kuzu yolunu mu şaşırmış?…
Kederi, kayguyu baştan aşırmış,
Baştan başa olmuş hicran, Erzurum,

Kanamamış rüyalara genç kızlar,
Ana bağrı sızım sızım sızılar…
Dadaşıma kefen oldu bu yıl kar…
Ah, güzel Erzurum! Vatan Erzurum!…

Halide Nusret Zorlutuna

Ben Erzurumluyum

Hayatta kaygısız yaşarım senim
Süt rengi ovalar yaylalar benim
İlham verir bana palandökenim
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Baba yadigârı posu belimde
Altımda yağız at cirit elimde
Serhat türküleri coşar dilimde
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Yiğitlik dendi mi yücelir başım
Erzurum dendi mi diner gözyaşım
Ey sağdıcım kirvem yiğit dadaşım
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Ceddim tarihleşmiş Oğuz soyunda
Çok kılıç salladık sinir boyunda
Dökülmüş kanımız var tuna suyunda
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Çavgin sular gibi akarım duru
Marifetnameden aldım desturu
İmanın ihlâsın gönlümde nuru
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Canim Nef’i söyler içim gümrahtır
Dilim Sümmani’dir sözüm Emrah’tır
Yolum haktir özüm fena fillahtır
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Aldım ilhamımı ulu tekbirden
Mana dolusunu içmişim pirden
Sevkim coşar gelir Çat’tan İspir’den
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Gezde Senkaya’yim gözde Dumlu’yum
O ki Pasinler’de şifalı suyum
Hınıs, Tekman, Narmanlı, Tortumluyum
Ben Erzurumluyum Erzurumluyum

Zernişan Aydoğan

Aydın şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Aydın ili ile ilgili şiirler
Aydın şiiri

Aydın’ın Neyi Güzel?
Bir harika diyar,ege bölgesi.
Dağlarında akar yağı AYDIN’ın.
Ovalarda olur türlü meyvesi.
Narenciye,solu sağı AYDIN’ın.

Çiftçiler şafaktan önce uyanır.
Toprakla haşr olur,toprak boyanır.
Bir sınırı Ödemiş’e dayanır.
Torbalı’da bir durağı AYDIN’ın.

Buharkent’te kaplıcalar can katar.
Karacasu,Elmasıyla kan katar.
Söke ovasına pamuk ün katar.
Ta Muğlada bir kırağı AYDIN’ın.

Atça’nın çileği,karpuzu güzel.
Buzdoğan’da hayat veren su,güzel.
Kuyucak,Umurlu hepisi güzel.
İncir bağı,zeytin bağı AYDIN’ın.

Bağarası,Germencik’ten yukarı.
Pamukören ana yolun kenarı.
AYDIN ili bir efeler diyarı.
Tarihe dayanır çağı AYDIN’ın.

Binali’yim,Nazilli’de oturdum.
Varım yokum Nazilli’ye yatırdım.
AYDIN’ın methini böyle bitirdim.
Dalgalanır,Al Bayrağı,AYDIN’ın.

Binali Kılıç

Efe’nin Öldüğünde okuduğu şiir

Cuma, Haziran 22nd, 2012

kavak yelleri 153.bölümde efenin okuduğu şiir, efenin öldüğünde okuduğu şiir

Kavak Yellerinde Efe’nin öldüğü sahnede okuduğu bir şiir vardı. Şiir Nazım Hikmet Ran’a ait.

Ben Senden Önce Ölmek İsterim

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

Muğla şiirleri

Cuma, Haziran 22nd, 2012

Muğla ile ilgili şiirler
Muğla ili hakkında şiir
Muğla şiiri


MUĞLA’ DA ÇINAR AĞACI

Muğla’ da
Emirbeyazıt ‘ta
Kendine yabancı
Yaşlı bir çınar ağacı

Yolun tam ortasına konmuş
Tarih yazan çınar
Tarih hatası olmuş

Ne sağa geçebilmiş
Ne sola
Tam ortada
Ortada kalan sevilmez bizde
Nerden bilsin çınar ağacı
“Tarafsız olmanın, taraf tutmaktan
Zor olduğunu bu ülkede”

Bir taraf tutsaydı çınar ağacı
Sağında bir tarafta kalsaydı hayatın
Ya da solunda
Daha yüzsüz olup
Sağ-sol yapsaydı
Bir taraftan olsaydı
Yol ortasında kimsesiz kalmazdı
Birileri sahiplenirdi onu
Bize benzemezdi kaderi
Bakan’ı olurdu
Elinden tutanı olurdu

Muğla’ da
Emirbeyazıt’ta bir tarih
Kimseye zararsız
Yalnız ve kararsız…

Metin Çeçen

Muğla İçin

Yüksek olur kapıların eşiği,
Her tarafın uygarlıklar beşiği.
Çok olur ya güzellerin aşığı,
Sonsuz sevdalarda var mısın Muğla’m

Hep özgündür evlerinin yapısı,
Dosta açık, düşman bilmez kapısı.
Sevgi, barış Muğla’lının hepisi,
Benzerin var mıdır,bir misin Muğla’m.

Efelerin,zeybeklerin var senin,
Bağın bahçen türlü meyve nar senin.
Yüreğinde sevda dolu har senin,
Akdeniz’e aşkım der misin Muğla’m

Dört mevsimde her tarafın gezilir,
Güzelliğin destanlarda yazılır.
Sevdaların yüreğinden süzülür,
Bir sevgili misin, yâr misin Muğla’m

Muhtalip Türkmen

Bugün

Bir sis var dağılmaz Muğla karanlık bugün
Bugün kederler içindeyim içimde devinimler
Söz yok ses yok nefes yok yer gök sağır bugün
“Bugün tarifsiz kederler içindeyim”

Ey “yar” adın aklımda asılı bir fener
Fitilsiz yanarım her soluk bir kıvılcım bugün
Gözlerim yeşil türbe tüm dualar okundu
Bu gün aşkın ipine tutundum seni beklemekteyim

“Gel “ diyen dilim değil her zerrem seni çağırır
Geçmez zaman kokuşmuş ceset gibi çok ağır
Bu sessiz bu tarifsiz bu haksız ceza hangimize
Duy sesimi sevdiğim kalbime sarıl bugün

Bu yarım kalmışlıkla kuşatılmış her yanım
Bugün isyanda kalbim duyulmaz çığlıktayım
Sebepsiz hasretinle tutuşur damarlarım
Bir yol bul bir nefes ver ‘yar’dardayım

Sevdiğim bugün sana Arz ı-haldeyim…

Dönay Kurt