masalla gerçek arası bir yerlerdeydi zaman , gittikçe uzayan hüznünde gecenin . ben yaşlı bir adam gibi – ki öyleydim – sana yaslanıp , gözlerinde izinsiz gezindim .
ama bil ki : Londra ‘ nın bütün trenlerine kaçak binen , ve sana getirebilmek için , adını bile bilmediği , nefesi çam kokan bir adamı arayan ; o adam , bendim .
lV – çerçeve
ama ben durdurmadım zamanı , resmini çizdim sadece . bıraksan gidecekti , sen çerçeveledin o anı / o gece ..
bir gökyüzü gibi , örtülmüşse üstümüze sevda , gözlerimizi kaçıramadığımız , ve Oksijen kadar bulaşıksa kanımıza , biz ne kadar kendimiziz ?
ve kimbilir kaçımız , bir başkasını yaşıyoruz , o başkası bilmeden , o başkasından habersiz ..?
Kadın adamı çok seviyordu… Yemyeşil ovalarını verdi adama Yaşam fışkıran. Beni seviyor musun? Evet, dedi adam… Güneşini, ayını verdi kadın Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına… Beni seviyor musun? Tabii, dedi adam… Kadın çağladı Gürül gürül akan pınarını verdi adama. Beni seviyor musun? Elbette, dedi adam… Kadın bağlandı Yaşam ipini adama verdi. Bir oldular tek oldular adamla. Beni seviyor musun? Biliyorsun, dedi adam… Kadın dağlarını verdi adama Tırmandılar doruklara. Beni seviyor musun? Aşağılara baktı adam zirveden Başkalarını gördü Sustu adam… Ağladı kadın… Gözyaşını verdi adama Almadı adam… Kadın onurunu verdi adama Şaşırdı adam… Sordu yine usulca kadın Beni mi seviyorsun? Onu da seviyorum seni de, dedi adam… Sustu kadın, sustu Verecek bir şeyi kalmadığında… Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam Başkasını sevebilmek için… Çıkarıp yüreğini verdi kadın. Korktu adam… Beni sevmiyor musun, dedi adam. Sesi yoktu kadının söyleyemezdi. Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı. Kalbi yoktu kadının sevemezdi. Onuru yoktu kadının yaşayamazdı…
:f118::f118:Aşkın en güzel şekilde tarifini yapan Mevlana Celaleddin Rumi hz. nin sözlerindeki gerçek aşkı tanıyalım
tek hece ask
var mi beni icinizde taniyan? yasanmadan cozulmeyen sir benim kalmasa da sohretimi duymayan kimligimi tarif etmek zor benim
kimsesizim hismim da yok hasmimda gorunmezim cismim de yok resmimde dil uzmezim tek hece var ismimde barinagim gonul denen yer benim
var mi beni icinizde taniyan? yasanmadan cozulmeyen sir benim kalmasa da sohretimi duymayan kimligimi tarif etmek zor benim zor benim zor benim
bulbum benim lisanimla otustu bir gul icin can evinden tutustu yuregime toroslardan cig dustu yanginimi sondumedi kar benim kar benim kar benim
niceler sultandi kraldi sahti benimle degisti talihi bahti yerle bir eyledim tac ile tahti akil almaz hunerlerim var benim var benim var benim
kamil iken cahil ettim alimi vahsi iken yahsi ettim zalimi yavuz iken zebun ettim selimi her oyunu bozan gizli zor benim zor benim zor benim
ask benim ask benim ask benim ask benim
ilahimle mevlana´yi dondurdum yunusumla ofkeleri dindirdim gunahimla cok ocaklar sondurdum mevladanim hayir benim ser benim
sevep bazi leyla bazi sirindi hatrim icin yuce daglar delindi bilek gucum ferhan ile bilindi kuvvet benim kudret benim fer benim
yeryuzunde ben urettim veremi lokman hekim bulamadim caremi asli icin kul eyledim keremi ibrahimin atildigi kor benim kor benim kor benim
sevep bazi leyla bazi sirindi hatrim icin yuce daglar delindi bilek gucum ferhan ile bilindi kuvvet benim kudret benim fer benim fer benim fer benim
ilahimle mevlana´yi dondurdum yunusumla ofkeleri dindirdim gunahimla cok ocaklar sondurdum mevladanim hayir benim ser benim ser benim ser benim
kimsesizim hismim da yok hasmimda gorunmezim cismim de yok resmimde dil uzmezim tek hece var ismimde barinagim gonul denen yer benim yer benim yer benim
O günün her saatinde saklanıyor, Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;
O sana acıların en büyüğünü tattırıyor, Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;
Boşuna aldatma kendini, Onu sevmiyorsun demektir. Elindeki içki kadehinde, Dudağındaki sigarada , Okuduğun kitapta, Mırıldandığın şarkıda, Söylediğin şiirde, Gördüğün rüyada Ve yaşaman için Ciğerlerine doldurduğun havada O yoksa; Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan; Onu sevmiyorsun demektir.
Renkler onunla değerlenmiyorsa, Örneğin; onsuz kırmızı kırmızılığının, Mavi maviliğinin farkında değilse, Beyaz yalnız o giydiği zaman Güzelliğini haykırmıyorsa, Sabahları onu görünceye kadar Güneş doğmuyorsa Ve onsuz gökyüzü geceleri Aya, yıldızlara hasret değilse Onu sevmiyorsun demektir. Sokakta gördüğün her yüzde Ondan bir şeyler aramıyorsan, Güzel bir manzara, Hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa, Uykudan uyandığın zaman Yaşamakta olduğundan önce Onu hatırlamıyorsan, Omuzlarına dökülmüş saçları, Bir sis perdesinin ardında Her zaman gülen, Işık saçan gözleri Aklına gelmiyorsa, Durup durup avuçlarının Sıcaklığını özlemiyorsan; Onu sevmiyorsun demektir. Dünyada yaşayan öteki insanların Senin için hâlâ bir değeri varsa , Ona karşı tutumunu Toplumun köhne ve manasız Kurallarına göre ayarlıyorsan Ve açık açık Sanki var olduğunu haykırırcasına Sevgini söylemiyorsan; Onu sevmiyorsun demektir.
Yok o senin için Her şeyden değerliyse, Gözünü yumduğun anda Onu görebiliyorsan, O bütün şarkılarda, Bütün şiirlerde, Bütün resimlerde ise, Ona muhtaç olduğunu Söylemekten utanmıyorsan, Senin içten ve büyük sevgine Karşılık vermeyeceğinden Korkmuyorsan, Bütün bencil duygularından Sıyrılabilmişsen Onun için her şeyi, Ama her şeyi yapacak gücü Kendinde buluyorsan, Her hali sana Ayrı ayrı güzel geliyorsa, Karşısında kendini Bir çocuk gibi hissediyorsan, İstediği anda onun için Ölebileceksen, Onun için yaşıyorsan Ve yine onun için Bildiğin bilmediğin Bütün düşmanlıklara Karşı koyabileceksen, O her geçen dakika Sende biraz daha büyüyorsa Ve kendi kendine bile Çok sevdiğini bütün Samimiyetinle, İnanmışlığınla İtiraf edebiliyorsan, Bir gün o seni hiç, Ama hiç sevmediğini söylese bile , Senin sevginde azalma olmayacaksa Ve ölünceye kadar onu aşkların En olumsuzu ile sevebileceksen; İşte o zaman Onu seviyorsun demektir.
O sana sevmeyi, Gerçek aşkı öğretti. Sen onu hep sevecek Ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.
O , hiç sen olmasan bile, Seni bir parça sevmese bile….
Nereye gittiği önemli değil bölünmüş zamanın içinde.
Artık sevgilim değil, herkes onunla konuşabilir.
Artık anımsamıyor, gerçekte kim sevmişti onu ve kim aydınlatıyor uzaktan, düşmesin diye.”
René Char
Yalnız benim, değil ki:İnsanların sevgisi, hep bencilcedir.Ve her sevgi, karşılık beklentisi yaratır, ister istemez. ‘anne sevgisi’ dâhil..Belki de, asıl o!..
***
“hep kendini düşünüyorsun!..” demesi, gözümün önünde:Üzerinde siyah yağmurluğu -incecik olanı-; yüzü asık, hafif ağlamaklı sanki:Öfkeden mi, belli değil.. saçları, normalin aksine dağınık; bu görüntüsü, gerilimi arttırıyor.Sâkinliğimi koruyorum.Kulağımda çınlıyor bağırışı..
***
İki isimli kadınlarda, bu hep vardır:Kullanmayı tercih ettiği isim, daha ‘modern’dir; diğeri ise, büyükannesinin falandır: ‘eski’ bir isimdir hâliyle; kadın, onu kullanmak istemez.Ama, kişiliğine etkisi de kesin olmuştur: Genelde ‘olgundur’, iki isimli kadınlar:Hırçınlıkları ‘yoğun’ ama örtülüdür..
***
Bir keresinde, benzer bir şekilde tartışmıştık.Birbirimize çok kızmıştık.Ben de, onun kadar sinirliydim ama sâkin durabiliyordum.O, ne yapacağını bilemiyor gibiydi.
Bir kadın, sinirinden yumruğunu sıkıyorsa, seyretmeye değerdir:Bacağını da, şiddetle yere vurmalı ardından. Erkeğin ‘zaferi’ ise, bu kadardır ancak.
Ben gidince de, arkamdan ağlar şimdi, diyordum içimden; hem git der, hem de gidince ağlar:Hâlbuki, ağlayan kadınlara inanmayalı, çok oldu.Bunu, zaten biliyor olmalı..
***
Eve döndüğümde, uyuyamadım. o gün, içkiye tövbe ettim.Yatakta dönüp, durdum; kalan ömrümden ödünç aldığım uykuyu daha verimli kullanmalıydım:Ertesi gün, erken kalkacaktım.
***
Gözlerine baktım: tam, ağzımı açacakken, susmaya karar verdim; konuşursam, mağlup olurdum: karşımda bir kadın vardı.Susmayı sürdürdüm, kendimi galip sanıyordum.Neredeyse gülecektim; zaferimi kutlamak istiyordum:Tuzağına düşmemiş, saçma feryatlarına cevap verme gereği bile duymamıştım.Kendimden emindim.Kendimden eminken, karşımdakini daha çok seviyorum: rekabet yok oluyor:Mutlak galip benim. yanıldığımı fark ettim:Karşımda bir kadın olduğunu unutmuşum; kendi kendime söylendim:Saçma teorilerini erkeklere sakla!..
***
Gidiyordu.Sokak lambası, tam tepemizdeydi: gölgesini, ayaklarımın dibine düşürmüştü; kendi gölgemin olmadığını düşünüyordum.Başımı eğmiş, dinliyordum:Yüzüne bakamadım.Gidişini, gölgesinden izledim.
Konuşamadım: söyleyecek sözüm yoktu; gidişini kabullenmek istiyordum. kabullenmiş gibi yapıyordum: Yapmak zorundaydım.
***
Bilmediğim bir sokaktayım: yürüyorum; eve gitmem gerekiyor: yanına koşmam, artık anlamsız: yabancıyız: Birkaç saat geçti sadece; ama, ben onun hiçbir şeyi değilim şimdi.
Kendime kızdım. artık yoktu: onu kaybetmiştim. yağmur aradım, yağmadı.
***
Her zaman yürüdüğüm, kalabalık yol.
Eve ulaşmak istiyorum.
Bugün ne ben, eski benim; ne de bu yol, o bildiğim yol..
ERTELENMİŞ SÖZCÜKLER Ertelenmiş sözler var dilimde Buruşmuş bir kağıdın içinde duygularım. Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kağıtta Hiç bir şey için geç değil belki Belki, şimdi tam zamanı. Bir de yürek sözden anlasa… Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar Bir kaçış ki, bu insanı kendinden eder Sorular döner beynimin içinde Beynin içinde satır satır işlenir duygular Bir gün sonraya ertelenir hergün.
Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak Bir şelale gibi olsam Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa.
Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam Kendimin kendimle savaşı bu Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı Korkularımızın esiri olmuşuz Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda Ertelemiş sevdalar yaşarız Ertelenmiş dostluklar Ertelenmiş kendini buluşlar.
En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz. Oysa sevmek, daha kolay gözükür korkmaktan. Sevsek hesapsızca, Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri. Sözcükler aksa billur bir su gibi Ertelemesek yaşamımızı.
Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar Bir umut ışığı yanar yürekte Umudu erteleriz bu sefer Umudu erteleriz bir sonraki güne. Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.
Ne güzel şey seni seviyorum demek Sevdiğini söyleyebilmek ne güzel Her baharda gece gündüz her saniye Seni seviyorum Seni seviyorum Seviyorum seni diyebilmek ne güzel
Bir kere sevdaya tutulmayagör Ateşlere yandığının resmidir Aşık dediğin mecnun misali kör Ne bilsin alemde ne mevsimidir
Çünküsü yok nedeni yok sevmenin Zamanı hiç yok, dakikalar zaman üstü Utangaç bir gecenin kucağında Yağmurlar vuruyor pencereme Aşkın vuruyor kalbimin kıyılarına Gecenin bu çıldırtan yalnızlığında Aşkın ayak seslerinin duyuyorum yüreğimde Ve hasretin içimde Seni seviyorum
Sesinin duymak istiyorum uyumadan önce Sabahlara kadar konuşmak Hiç kapatmamak telefonu Aynı düşlere uyumak sonra Ve uyanmak aynı güneşe
Bir kere sevdaya tutulmayagör Ateşlere yandığının resmidir Aşık dediğin mecnun misali kör Ne bilsin alemde ne mevsimidir Daha bir güzelleştim son günlerde Gözlerimin içi parlıyor Kabıma sığdıramıyorum aşkı Gülmek geliyor içimden Sokaklarda koşar adım yürümek Tanıdık tanımadık herkese selam vermek Merhaba ülkemin güzel insanları Hepinize hepinize merhaba Sizi de seviyorum
Yağmuru, denizi, kokusunu toprağın Gökmavisinde güvercinleri, martıları Dağ eteklerinde gelincikleri seviyorum ateş kırmızısı Bindallılarıyla köy kızlarını Ve elleri hamur kokan anaları Hepsini sende seviyorum Seni seviyorum
Bir kenara mahsun çekilen içim Yemeden içmeden kesilen içim Sensiz/yarsız uykuyu haram bilen için Ayrılık ölümün diğer ismidir
Senin sevdiğin gibi topluyorum saçlarımı Siyah kazağımı daha çok yakıştırıyorum kendime Ve daha çok seviyorum limonlu çayı Senin sevdiğin herşeyi seviyorum
Türkülerini memleketinin Feneri ve kara kartalı senin için Davamızı ve şiiri sende seviyorum Seni seviyorum
İyi ki doğdun İyi ki varsın Doğum günün kutlu olsun Seni çok seviyorum Seni çok seviyorum
Yaşamaksa seni sevmek Ben hiç ölmedim Seni seviyorum
Güvercinim gözlerimi uzaklara dikip de yalnızlığıma ağlarken martıların asaletini keşfettim dedim yanımdan kaçıp gittin sen bir güvercin olabilirsin ama kıskanma martıları dost olmayı bil senden üstün olanlarla. sonra benim gibi yapayalnız kalma ağlama sende uzayıp giden bu yollara bakarken, kapın çalmazken yolunu gözlediğim var da yolumu gözleyen niye yok diye ağlama sen dost olmayı bil
Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak… Evinin, seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin… Sokağa fırlayacaksın… Sokaklar da dar gelecek… Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi… Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü… Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin… Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan… “Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” “Boş ver, her şey unutulur.” Sen hiçbirini duymayacaksın…
Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin… Ondan, ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin… Hep ondan bahsetmek isteyeceksin… “ölüme çare bulundu” ya da “yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp “ne dedin?” diye sormayacaksın…
Yalnız kalmak isteyeceksin… Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak… İkisi de yetmeyecek… Geçmişi düşüneceksin… Neredeyse dakika dakika… Ama kötüleri atlayarak… Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin… Gittiğin yerlere gitmek… Bu sana hiç iyi gelmeyecek… Ama bile bile yapacaksın… Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın… Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin… Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin… Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin… Herkesi ona benzetip… Kimseyi onun yerine koyamayacaksın… Hiç bir şey oyalamayacak seni… İlaçlara sığınacaksın… Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan…
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren… Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin… Uyumak zor, uyanmak kolay olacak… Sabahı iple çekeceksin… Bazen de “hiç güneş doğmasa” diyeceksin… Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler… Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin… Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin… nafile…
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek… Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin… Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin… Telefonun çalmasını bekleyeceksin… Aramayacağını bile bile… Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek… Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla… Yüreğin burkulacak… Canın yanacak… Bir daha sevmemeye yemin edeceksin… Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden… Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın… Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefretedeceksin… Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin… Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek… Ama bir umut… Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu… Bu umut seni gitmekten alıkoyacak… Gel gitler içinde yaşayacaksın… Buna yaşamak denirse… Razı mısın bütün bunlara…? Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…? O halde aşık olabilirsin
Değişir rüzgarın yönü Solar ansızın yapraklar; Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar; Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini; İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir; Ölümdür yaşanan tek başına Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır Geceler boyu sevişmelerden; Binlerce yıl uzaklardadır Binlerce kez dokunduğun ten; Yazabileceğin şiirler Çoktan yazılıp bitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık Seni bildiğin şarkılar; Boşanır keder zincirlerinden Sular tersin tersin akar; Bir hançer gibi çeksen de sevgini Onu ancak öldürmeye yarar: Uçarı kuşu sevdanın Alıp başını gitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece, Tüketilmiş ve düşmüş, gözden. Düşlerinde bir çocuk hıçkırır Gece camlara sürtünürken; Çünkü hiç bir kelebek Tek başına yaşayamaz sevdasını, Severken hiçbir böcek Hiç bir kuş yalnız değildir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
aşk bu kolaymı geldiği gibi gidermi sanıyorsun bir başladımı kalbine işler dantel gibi nakış nakış sökemesin söktüğün zaman için acır öyle acır ki ölmek istersin aşk bu kolaymı geldiği gibi gidermi sanıyorsun o ayrılık ölümden beter o öyle bir duygudur ki yüreğini yakar öyle bir yakarki söndüremesin söndürsen bile külü kalır o kül bile yüreğini tekrar yakar ve yüreğin yangın yeri olur gider o öyle bir duygudur ki içini dalgalı fırtınayı bir deniz haline kalbini ise başından karı eksik olmayan ağrı dağı haline getirir aşk bu kolaymı geldiği gibi gidermi sanıyorsun geldiğinde bahar gelir yüreğine çiçekler açtırır ruhunda gittiğinde günlünde sonbahar rüzgarları estirir döker açtırdığı çiçekleri yaprakları savurur her bir yana her düktüğü çiçekle yapraklar içinde bir şeyler alır götürür ve buda sana dayanılması zor acılar yaşatır aşk bu kolaymı geldiği gibi gidermi sanıyorsun
Madem ki birtanem değilsin Bari bir acı olarak kal içimde Ona da razıyım ben
Ölene dek çekerim Sanma bir gün nefret ederim Aksine seni öyle de severim Sırf seni hissetmek için
Ister baş ağrısı ol Ister kalp ağrısı ol Istersen de ölümcül bir hastalık ol Hiç yakamı bırakma Ama yeter ki bir şekilde içimde ol
Belki çok inlerim Dayanamaz hale gelirim Belki de güzel bir şarkı der Ölene dek dinlerim Sanma bir iki satırı silerim Ne varsa içime çekerim Hemde bir nefes misali
Sana söz veriyorum Hayat içime siner Zaten gerçek aşık Kendini böyle ifade eder
BİTANEM
birtanem sabahı bekledim saatlerce ama ya sonra sen yoksun ya şimdi korktum belki sabah olmaz diye olsa da sen yoksun diye…
Sevdam İstanbul, kırık hayallerin şehri… Uzaklara prangasın… Masum çocuğun hüzünleri sarar yoksan beni… Yakacağım… Yoksun sen… Geçtiğin her yeri… Huzun ve sevda
Şimdi bir gündönümündeyiz artık Ve elveda demenin zamanıdır hüzne Çok zor bir aşk aratıyorsun, Gözlerine her bakışımda beni ağlatıyorsun. Ben tayfun Birtanem bu aşkı benim bedenimde parçalıyorsun.
Acımıyorsun söylerken, Ama sana şunu belirteyim hayatım: Ben aşkı seninle yüceltip,seninle alçattım. Kahpe dünyamda,bana gerçeğinde oyun olduğunu anlattın.KN
En tatlı rüyalarımdan birini görüyorum; Sıcak bir kumsalda, Ay ve yıldızlar şahidimdirki ben seni çok SEVİYORUM
Tutsak bu yürek seninle dolu Sevgisiz öksüz bir çocuğun gözyaşı gibi Çaresiz sensiz ama benimle Ben sen olmuşum ben sendeyim Yokluğunda var olmak zormuş sebebim Sensiz bir çocuk gibi ağlar gözlerim Çaresiz ayıplardan gel kurtar beni Kaybolmuş kayıplarda tutsak yüreğim
Gözlerine yüreğimi astım dün gece Kirpiğinden sevgi damlıyordu karanlığıma Süzülüyordu saçlarından hayat Bir Peri gibi gülümsüyordu Dudakların al al…
Teninde gördüm ayrılığı Utandım yaşamışlığımdan, kocamışlığımdan Utandım senden sonra yaşıyacaklarımdan.
Bir Yıldız kadar yorgundum ve Rüzgar kadar yanlız Istesen kalırdım,yanardım, yakardım, tenini tuz gibi. Yanardım istesen sönerdim Islaklığınla… Sense ayrılığı sevdin benden ziyade… Oysa ki sen degil miydin çölümde çiçek açtıran Sen değil miydin dilimi dolandıran.
Ah yanlızlığımın heyulası, madem bitecek içimdeki bu nefes Soluk soluğa sana vermeliyim..
Zaten ben ne zaman Süt içmeye kalksam Hep üstüme dökerim, Anamdan emdiğimi burnumdan getirir Hayat.. Ne zaman bir yudum şarap içsem zehirlenirim Ve zaman sevsem birini Dağılırım ipi kopmuş tesbih gibi….
Gözlerimi Yüreğine astım dün gece Sormadım kendime son isteğimi Sormadım ayrılık yangınlarının küllerini Kim süpürecek diye, Yanlızlığın dar ağacıydı Kirpiklerin Yağlı bir ilmek gibi gecirdiğim,sesindi, kokundu, rengindi
Duasız bir ayindi sesizliğin Sesizliğinden anladim ayrılığı İstesen silerdin şulesiz bir fenerin izini siler gibi Silerdin istersen Öperdin, anlıma vuran Kara yellerin izini Sense ayrılığı sevdin benden ziyade Ve umutlarım karanlığında söndü
Bir Yıldız kadar yorgundum ve rüzgar kadar yanlız. Hasret bir Pencereydi tamamlanmış yanlızlığıma Sınırını çizemediğim,ayrılık Ülkesiydi Şimdi bir lokmadır yasamak,demir bir yumruk gibi boğazıma takılan Ve yitik bir yüreğin gözlerinde,iki damladır var olmak.
Ey yanlızlığın Heyulası, madem bitecek içimdeki bu nefes Soluk soluğa sana vermeliyim, sana vermeliyim…
Gülüm… Sevgimiz yalan mıydı Tepedeki büyük çınarın altından En az senin kadar güzel İstanbul’u seyredişimiz Yalan mıydı? Gülüm söyle yalan mıydı? Gören gözlerim kör olsaydı Sardığım belin başkasınca sarıldığını
Gülüm… Beyaz gülüm Elimde ki sana aldığım gülün Hikayesi gerçek oldu Off..off.. Sevenim ya dikeni bak canımı yaktı O yuvamız olacak diye tutuğumuz İki oda evin duvarlarını artık sen değil Bir resmin bir de hayalin süslüyor
Gülüm… Beyaz gülüm Canımı yaktın can dediğim Ben sana bakarken bile kıyamazken Canımı yaktın can dediğim
Gitme gülüm… Beyaz gülüm Solarsın yaban ellerde Bilmezsin rüzgarına dayanamazsın Okşadığın saçlarımı yoldur durma Bırak artık gözlerim ağlama Beyaz gülüm artık yabancı kollarda
Ona ilk gülüm dediğim gün Yağmur sevgimiz sularken Sokağın başında okuldan çıkışını beklediğim gün Ceketimin arasına hani delikanlıyız ya Onun için sakladığım gülüm
Utangaç bakışlarla ona Gülüm bu senin için beyaz gülüm dediğim gün Artık mazide kaldı gönlüm Artık benimde bi hazin hikayem var Terk edilmişler kervanında Hikakye yi başlatan bir beyaz gül Solduranda beyaz gülüm Gitme gülüm…Gitme Solarsın rüzgarına dayanamazsın Solarsın beyaz gülüm </div>
Duyguların galerisinde Vitrinleri seyrederdim zaman zaman. Eskilerden bir sevda arardım Saf duru yalansız… Dolanır dururdum kendi kendime. Benim gibi binlerce insanla Dolup taşardı oralar… Devir eski devir değil artık. Bir gülüşle kanın kaynadığı günler geride kalmış. Ekmek para su para yaşamak para… İnsanların kuruş kuruş satıldığı bir dönemde Yaşanacak aşkı aramak Biraz hayalcilik oluyor galiba. Çok zaman oldu uğramamıştım. Yıkıldım…! Duyguların galerisinde Aşkı bile satışa koymuşlar. Üstelik İndirimli…!
Tesadüf ya, yıllardan sonra seni tekrardan gördüm Geçen gün, geçen zaman seni ne çok değiştirmiş Elin elini tutmuş bir de erkek çocuk gördüm Demek ki son aşkın şirin bir meyvesini vermiş
Otuz metre ileriden aheslice yürüdünüz Bir an dayanamayıp, koşup gelmek istedim Lakin, siz ne benim karım, ne de çocuğumdunuz Ve herşeyden habersiz yürüdünüz sakin sakin
Çocuğun da sana benziyor, senin kadar güzel Saçları siyah, yanağı al…Burnu sen değilsin Görmedim ama, belki de babasına çekmiş Bırak şimdi babasını ..Sen, hala çok güzelsin
Hani bizim de böyle çocuğumuz olacaktı Hani kaşları saçları sana, burnu da bana Hani gözü sana, eli bana benzeyecekti Hani, elinden tutup gezdirecektik parkları
Böyle olmadı bir tanem, böyle olmamalıydı Yine geldiğim gibi, geri gitmek zorundayım Sen ellerin olmuşsun, benim umudum kalmadı Gitmeliyim bir tanem, burada kalmamalıyım
Sen unut beni, unut aramızda geçenleri Beni nasıl da seviyordun, öyle sev onları Kocanı sev, çocuğunu sev, koy kenara beni Ben unutmalıyım, unutmalıyım buraları
Yalnız! ..Belki bir gün, ölüm haberimi duyarsan Mezarıma beklerim, unutma seni beklerim Gül gibi yanaklarını toprağıma koyarsan Mezarda bile onu gözyaşlarımla beslerim
Bu adam neyin oluyordu diye sorarlarsa Sevdalımdı de, ben aşağıda seni dinlerim O’nu bu kadar da çok mu seviyordun derlerse Sevdamla öldürecek kadar demeni beklerim